Nebil Özgentürk

Nebil Özgentürk

8.0/10
16 Kişi
·
36
Okunma
·
6
Beğeni
·
1.676
Gösterim
Adı:
Nebil Özgentürk
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar
Doğum:
Adana, 1959
1959 yılında Adana'da doğdu. 1981'de İzmir Ege Üniversitesi İşletme Fakültesini bitirdi.

Gazeteciliğe üniversite dergilerinde muhabirlik ve fotoğrafçılık yaparak başladı.

Yedek subaylığını da İzmir'de yaptıktan sonra İzmir'den kopamadı.

Ve Günaydın Gazetesinin İzmir bürosunda polis, politika, haber muhabirlikleri yaptı.

Yaptığı işlerle dikkat çekerek İstanbul bürosuna çağırıldı.

Cemiyet ödülleri, Sedat Simavi ödülü gibi bir çok ödül aldı.

Daha sonra Sabah gazetesinde röportajları yayınlanmaya başladı.

1992 yılında Sabah gazetesinde her hafta yaptığı portre röportajlardan oluşan Bir Yudum İnsan kitabından yola çıkarak "Bir insan bir hayat" isimli kısa belgeselleri hazırlamaya başladı.

1997 yılında ise Bir Yudum İnsan programını hazırlayıp sunmaya başladı.

Ayrıca Rüzgara Karşı Yürüyenler adlı belgesel programa imza attı.

Bir Yudum İnsan programı 9 yıllık başarılı yayın hayatına CNN TÜRK kanalında devam etmektedir.

Ayrıca TV 8 kanalında Yaşamdan Dakikalar adlı kültür sanat programını hazırlamaya devam etmektedir.
Babam, Kore Savaşı'na gitmiş.. "Seni orada en çok ne mahvetti ?" diye sorulsa gözleri dolar, burun delikleri açılır, sesi titreyerek anlatmaya başlar :
"Küçücük bir çocuk vardı.. Koreli, 9-10 yaşlarında.. Bizim tugayın neşesi.. Adını Ali koymuştuk.. O yoksulluk, o savaş içinde minicik çocuk hayat derdine düşmüş.. Köylüler karaborsa yiyecek, içecek, ilaç bulması için yanına para veriyor ve onu tugaya yolluyor.. Askerlerden en çok kahve almaya geliyordu. Bir teneke kahve 60 dolardı..
"Türk Tugayı'ndan iki asker, 'Bize 60 dolar getir, sana kahve satacağız,' diyerek Ali'yi kandırıyorlar. Kahve mahve yok.. Ali'nin elinden parayı alıp, kemerle boğazını sıkıyorlar, sonra kasaturayla öldürüyorlar.. Minicik bedeni Kore'nin puslu, dertli, ıssız tepelerinde bulunduğunda mahvolduk, bittik, kirlendik..
"Korumaya diye gittiğimiz bütün Koreliler ayaklandı. Öğrenciler, yoksul ve güçsüz halk, tel örgülerin dibinde toplandı, pirinç saplarını yığıp ateşler yaktılar.. 'Katili bulun, cezası burada görülsün,' diye soruşturma başladı. Zavallı yavruyu en son biri, iki askerle birlikte tepeden inerken görmüş, uzaktan kim olduklarını seçememiş. Yalnız, adamın biri gülerken altın dişi parlamış. Tugayda ne kadar altın dişli varsa toplandı, işkence, dayak derken, biri itiraf etti.. Öldüren, merasim meydanında asıldı, Koreliler idamı seyretti, diğeri 20 yıl yedi.. O sırada ateşkes vardı. Bütün savaşanlar birbirini öldürmemek üzere söz vermişlerdi ama, bu söz Ali için geçerli değildi !.. "Amerikalılar, Fransızlar, bütün diğer milletler maaş olarak tonlarca para alıyordu. Bizim gibi fakir milletin askerine ayda 5 dolar veriliyordu. Hem de 'Kırmızı Dolar' !.. Kimse bilmez kırmızı doları. Bu dolar sadece Kore'de geçerliydi, başka bir yerde geçmez. Ben teğmendim, aylığım 25 kırmızı dolar. Yüzbaşınınki 35 filan. Yoksulla yoksulun kapışması.. Kriminoloji esasları ateşkes dinlemiyor..
(Karikatürist Meral Onat anlatmış)
Metin Erksan, Aşık Veysel'in hayatını anlatan bir film yapar. Adını "Karanlık Dünya" koyar. Ama film sansüre uğrar. Önce adını "Dünya karanlık olmaz." diyerek "Aşık Veysel'in Hayatı" diye değiştirirler. Ayrıca filmde Veysel'in gözleri çiçek hastalığından dolayı çocukken kör oluyor ki gerçekten de öyle. Sansür kurulu "Kasabada doktor mu yokmuş, bu Türkiye'nin aleyhine olur, ülkemizde sağlık sorunu varmış zannedilir." gerekçesiyle bu sahneyi kaldırır ve yerine hemşirelerin, doktorların bolca olduğu ve büyük bir devlet hastanesinin bulunduğu bir sahne ekler. Hatta filmdeki hastane Sivrialan Devlet Hastanesi adını alır. Halbuki böyle bir hastane o yıllarda yoktur. Bu arada filmdeki doktorlar "Artık köyümüzde çiçek hastalığı olmayacak" diye konuşturulur. Yine filmde Veysel'in bir tarlada yürüme sahnesi vardır. Fonda buğdaylar görülmektedir ama kurul "30 santimlik buğday çekmişsiniz. Sanki ülkemizde tarım çok geriymiş gibi bir anlam çıkar. Bu sahneyi de çıkarın." der. Yerine, Amerikan filmlerinden alınmış 1 metre uzunluğunda buğdayların göründüğü ve 5-10 tane biçerdöver makinesinin bulunduğu bir sahne eklerler. Filmde köy kadınlarından biri çıplak ayakla dolaşmaktadır. Kurul, "Türk insanı çıplak ayakla dolaşmaz." diye bu sahneyi de çıkarır. Sonunda film bambaşka bir hale gelir.
Şimdi, hayat bana öğretti ki...
Sıkı dostluğu ve yüce arkadaşlığı, büyük dayanışmayı, müthiş beyin fırtınalarını, muhteşem tensel zamanları paylaştığın ama "özgür" olabildiğin şeydir aşk.
Pencere önü beklemeler, bağımlı hale gelmeler, bağımsız hale sokmalar değil!
Yani aşk, karşındaki kadın ya da erkekle birlikte olduğun özgür zamanlardır, ondan gayrı değil.
Nebil Özgentürk
Sayfa 24 - Karakarga yayinlari
Muharreme, Paskalyaya ,Ramazana, Şabata ve elbette herkesin
'en özel gününe' saygı duymaktır barış. Kadim bir kentte, paskalya zamanlarında Mehmet'in Yorgo'yu sessizce, gösterişten uzak ziyaret etmesidir. Ramazan akşamlarında, Hristo'nun Ahmet'le birlikte bir zeytine birlikte uzanmasıdır! Muharrem'de çan, ezan ve hazan seslerinin Agop'ta da ,İbrahim'de de, Eleni'de de, aynı hazzı, aynı güveni hissettirmesidir. Asırlık yalnızlık ve korkuların giderilmesi duygusuna erişilmesidir. ''Gavur'' kelimesinin suç sayılmasıdır.
İktidarların öncelik maddesinin, kendisinden olmayanlara saygıyı esas almasıdır.
"Bu adamı neden iyi etmek istiyorsunuz? Sanatçılığındaki başarısının nedeni bu yakındığı özelliklerdir. Bırakın olduğu gibi kalsın. Şimdi mutsuzlukların içinde mutludur, iyi olursa büsbütün mutsuz olur."
Nebil Özgentürk
Sayfa 12 - Alfa Yayınları
"Yılmaz Güney'in "İnce Cumali" filminde köy ağasını oynuyordum. Ağa öyle zalim ve gaddar ki başka birinin çiftliğine sahip olmak için köydeki tüm insanları öldürüyor, şahit bırakmamak için tavukları bile kesiyor.
Film galasında konuşma sırası bana geldiğinde ortalık birden karıştı sahneye taş, sopa, şişe yağmaya başlamıştı. Bazı seyirciler hırsını alamayıp beni yumrukluyordu. Üstüm başım kan içinde kalmıştı. Bir ara şişe ve taş yağmuru kesilince ben de fırsattan istifade ederek 'Atın, atın!Bana ekmek ve çiçek atıyorsunuz!' diye kahkaha atarak seyirciyi selâmladım."
Nebil Özgentürk
Sayfa 40 - Çınargüncel Yayınları
"Sanatçı , büyük oyunculuğunun yanı sıra "büyük içkici" olarak da anıldı hep. Çok duygusal olduğu zamanlarda bayılana kadar içerdi. Toplam 13 kez akıl hastanesine yatıp alkol tedavisi gördü."
Ve Samandağ'da asırlardır iç içe, kardeşçe yaşayan Alevi ve Ortodoks'lar da çok iyi biliyorlar kahkaha ve gözyaşının farklı Tanrı'sı olmayacağını.
Nebil Özgentürk
Sayfa 120 - Karakarga Yayınları
İlk öncelikle iki kısımdan oluşan bir kitap. İlk kısım "Daima Şık" bu kısımda Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün şıklığından, olan olaylardan bahsediyor. Diğer kısmı ise "Gazi'nin Son Tanıkları Anlatıyor" burda ise Atatürk'ü tanıyan kişilerle röportaj yapılıyor sorular soruluyor. Çok severek okumuştum. TARİH SEVİYORSANIZ BAYILACAĞINIZ BİR KİTAP. Benim çook sevdiğim kitap oldu. Hepinize öneririm.
Nebil Özgentürk'ü çok eskiden sunduğu Bir Yudum İnsan programından beri takip ediyorum.

Unutulmayanlar kitabında, Yeşilçam'ın 9 emekçisi ile yaptığı söyleşilere ek olarak Arzu Okay, Kemal Sunal ve Metin Akpınar ile yaptığı söyleşilere yer vermiş. Böylece de ortaya Yeşilçam'ı seven herkesin zevkle okuyacağı bir eser çıkmış.
Anlı Şanlı koskoca Galatasaray Tarihi bir kitaba sığdırılmış ve efsaneleri anlatılmış. Ancak bütün efsaneler kitapda tabiki yer almıyor ancak Tevfik Fikret den tutun Fatih Terim ‘ e kadar zaman da yolculuk yapılmış bu kitapda. Futbolcuların sadece futbolcu olmadığı yeri geldiğinde 1.Dünya savaşında ve Çanakkale ’ de vatanı için şehit oldukları kitap da anlatılmış. Koyu Galatasaraylı olarak şuanda kitabı okumaktan zevk duyuyorum ve Galatasaray tarihini öğrenmek isteyen herkese ve Galatasaray sevdalılarına kitabı şiddetle öneriyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Nebil Özgentürk
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar
Doğum:
Adana, 1959
1959 yılında Adana'da doğdu. 1981'de İzmir Ege Üniversitesi İşletme Fakültesini bitirdi.

Gazeteciliğe üniversite dergilerinde muhabirlik ve fotoğrafçılık yaparak başladı.

Yedek subaylığını da İzmir'de yaptıktan sonra İzmir'den kopamadı.

Ve Günaydın Gazetesinin İzmir bürosunda polis, politika, haber muhabirlikleri yaptı.

Yaptığı işlerle dikkat çekerek İstanbul bürosuna çağırıldı.

Cemiyet ödülleri, Sedat Simavi ödülü gibi bir çok ödül aldı.

Daha sonra Sabah gazetesinde röportajları yayınlanmaya başladı.

1992 yılında Sabah gazetesinde her hafta yaptığı portre röportajlardan oluşan Bir Yudum İnsan kitabından yola çıkarak "Bir insan bir hayat" isimli kısa belgeselleri hazırlamaya başladı.

1997 yılında ise Bir Yudum İnsan programını hazırlayıp sunmaya başladı.

Ayrıca Rüzgara Karşı Yürüyenler adlı belgesel programa imza attı.

Bir Yudum İnsan programı 9 yıllık başarılı yayın hayatına CNN TÜRK kanalında devam etmektedir.

Ayrıca TV 8 kanalında Yaşamdan Dakikalar adlı kültür sanat programını hazırlamaya devam etmektedir.

Yazar istatistikleri

  • 6 okur beğendi.
  • 36 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 67 okur okuyacak.