Necati Cumalı

Necati Cumalı

YazarÇevirmen
8.2/10
229 Kişi
·
844
Okunma
·
119
Beğeni
·
7.354
Gösterim
Adı:
Necati Cumalı
Unvan:
Türk Yazar, Şair
Doğum:
Yunanistan/florina, 1921
Ölüm:
İstanbul, 2001
1921 yılında bugün Yunanistan sınırları içindeki Florina’da doğdu. 10 Ocak 2001′de İstanbul’da yaşamını yitirdi. İzmir Atatürk Lisesi’nden mezun oldu. 1941′de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 1945-1948 arasında Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’nde çalıştı. 1950-1957 yılları arasında İzmir ve Urla’da avukatlık yaptı. 1957-1959 yılları arasında Paris Basın Ataşeliği’nde memurluk görevinde bulundu. 1959-1963 arasında İstanbul Radyosu’nda redaktörlük yaptı. 1963-1965 arasında eşinin Dışişleri’ndeki görevi nedeniyle İsrail’de ve Paris’te yaşadı. Yurda döndükten sonra İstanbul’a yerleşti. Ve yaşamını burada tamamladı. İlk şiiri 1939′da yayınlandı. Garip Akımı şairleri ve 1940 kuşağının diğer şairlerinden farklı olarak yalın, aydınlık anlatımlı, lirik şiirler yazdı. Sevgi, sevinç, özlem gibi bireyin güncel kaygılarıyla birlikte çağın toplumsal sorunlarını da ele aldı. 1955′ten sonra şiirin yanısıra öykü,roman ve tiyatro türlerine de yöneldi. Şiirsel dili ve ayrıntıları ustaca kullanmasıyla kendini kolayca okutturdu. Roman ve öykülerinde çoğunlukla Ege Bölgesi’ndeki kasaba ve kırsal kesim insanlarının sorularını işledi. “Tütün Zamanı” (1971′de Zeliş adıyla), “Yağmurlar ve Topraklar”, “Acı Tütün” romanları bu ürünlerin en başarılıları arasındadır. “Ay Büyürken Uyuyamam” adlı öykü kitabında Anadolu insanının cinsel bir tablosunu çizdi. Öykü, roman ve oyunlarından bazıları sinemaya da uyarlandı.
ESERLERİ

ŞİİR: Kızılçullu Yolu (1943) Harbe Gidenin Şarkıları (1945) Mayıs Ayı Notları (1947) Güzel Aydınlık (1951) Denizin İlk Yükselişi (1954, ilk üç kitaptaki şiirler toplamı) İmbatla Gelen (1955) Güneş Çizgisi (1957) Yağmurlu Deniz (1968, son iki kitap ve yeni şiirleri) Başaklar Gebe (1970) Ceylân Ağıdı (1974) Aç Güneş (1980, toplu şiirler) Bozkırda Bir Atlı (1981) Yarasın Beyler (1982) Tufandan Önce (Bütün şiirler 1′nci cilt, 1983) Aşklar Yalnızlıklar (1985,toplu şiirler I) Kısmeti Kapalı Gençlik (1986, toplu şiirler II)

ÖYKÜ: Yalnız Kadın (1955) Değişik Gözle (1956) Susuz Yaz (1962) Ay Büyürken Uyuyamam (1969) Makedonya 1900 (1976) Kente İnen Kaplanlar (1976) Dilâ Hanım (1978) Revizyonist (1978) Yakubun Koyunları (1979) Aylı Bıçak (1981)

ROMAN: Tütün Zamanı (1959) Yağmurlar ve Topraklar (1973) Aşk da Gezer (1975)

OYUN: Mine (1959) Nalınlar (1962) Derya Gülü (1963) Oyunlar I (Boş Beşik, Ezik Otlar, Vur Emri) (1969) Oyunlar II (Susuz Yaz, Tehlikeli Güvercin, Yeni Çıkan Şarkılar) (1969) Oyunlar III (Nalınlar, Masalar, Kaynana Ciğeri) (1969) Oyunlar IV (Derya Gülü, Aşk Duvarı, Zorla İspanyol) (1969) Oyunlar V (Gömü, Bakanı Bekliyoruz, Kristof Kolomb’un Yumurtası) (1973) Oyunlar VI (Mine, Yürüyen Geceyi Dinle, İş Karar Vermekte) (1977) Yaralı Geyik (1981)

DENEME: Niçin Aşk (1971) Senin İçin Ey Demokrasi (1976) Etiler Mektupları (1982)

İNCELEME: Muzaffer Tayyip Uslu (1956)

GÜNCE: Yeşil Bir At Sırtında (1990)

ÖDÜLLERİ: 1957 Sait Faik Hikaye Armağanı Yalnız Kadın ile 1969 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü Yağmurlu Deniz ile 1977 Sait Faik Hikaye Armağanı Makedonya 1900 ile 1981 Kültür Bakanlığı Tiyatro Ödülü Dün Neredeydiniz ile 1984 Yeditepe Şiir Armağanı Tufandan Önce ile
İyi bir roman bir kez okunduktan sonra, elimizin altından ayırmak istemeyeceğimiz, yer yer, sayfa sayfa, bir daha bir daha okuyabileceğimiz kitaptır.
Necati Cumalı
Sayfa 42 - Tekin Yayınevi 1.Basım Ocak 1982 / "Büyük Kitaplar" başlıklı bölümden
Ölüm! Eninde sonunda gelecek olan ölüm!
Yanlış doğru yaşanmış yaşamları denkleştirecek, eşit kılacak o ölüm!
Necati Cumalı
Sayfa 245 - Tekin Yayınevi
''...Kaç günümüz varsa şunun şurasında
O kadar güneşimiz var.
Her günlük hakkımızdır mutluluk
Anla,
Dün bugün eksilen güneşler
Ödenmez yarınla...''
''... Ben sabahları severim oldum bittim,
Sabahları, çocukları, bütün başlangıçları...''
Tarlası dert, vergisi dert, çiftçi dert, yağmuru dert, fidanı dert, dikmesi dert, çapası, kırması, dizmesi, kurutması, korunması, balyalanması dertti. Ürün yetişinceye kadar geçinebilmek için sağa sola avuç açması, yüz kızartması, borcu, faizi dertti. On bir ay! On bir ay, evinde kim varsa, yaşlı anan baban, dört yaşını aşan oğlun kızın karınla, saatleri saymadan uğraşacak, didineceksin, sonunda hiçbir zaman yüzün gülmeyecek!
Necati Cumalı
Sayfa 177 - Tekin Yayınevi
Lisede babamın verdiği harçlığın yarısını ne yapar yapar kitaba yatırırdım. Yaz aylarında Urla Halkevi kitaplığına uğramadığım gün yoktu. Liseyi bitirdiğim yıl, düşlediğim şey, İstanbul'da bir kitapçının yanında yarım günlüğüne bir iş bulmaktı. Üniversiteye başlarken, sevdiğim kitaplar arasında, şiirler okuyarak yaşamaktı tek hırsım.
Necati Cumalı
Sayfa 90 - Tekin Yayınevi 1.Basım Ocak 1982 / "Helal" başlıklı bölümden
Çok üzgündü. Yine de o yalancı umut, yüreğinin uzak bir köşesinde, kabuğunu çatlatıp çıkan küçük bir böcek gibi kıpırdıyordu hafiften hafiften.
Necati Cumalı
Sayfa 249 - Cumhuriyet Kitapları 10.Baskı Ekim 2004 "Aylı Bıçak" adlı öyküden
276 syf.
·Puan vermedi
Adını çok beğenerek alıp okuduğum bu kitaba ilk başlarda kızmıştım. Kızmamın sebebi de kitabı beğenmemiş olmam değildi. Kitabın adıyla bana anlatmasını beklediğim hikayelerle karşılaşmamış olmamdı.

Beklentilerimi bir kenara koyup okumaya devam ettim. Kitapta herkesin bildiği ama anlatmak istemeyeceği Anadolu insanları vardı. Hem de tüm çıplaklığı ile...

Anadolu insanlığının çıplaklığını bütün dünya bilir; Yoksuldur Anadolu insanı ama Ay Büyürken Uyuyamayan Anadolu insanını çıplaklığını sadece biz biliriz ama anlatamayız.

Necati Cumalı herkesin anlatamadığı bu çıplaklığı anlatıyor. Kitabı bitirdiğimde, Anadolu insanlarının Marjinal cinsel fantazilerini ve sapkınlarını bizlere anlatan yazarın ne yapmak isteye bileceğini düşündüm. Bütün bunların Edebiyatla ne alakası vardı.

Yazar herkesin bildiği fakat kültürel olarak tabumuz olan cinsellikle ve sapkınlıklarımızı anlatarak toplumsal yanlışı düzeltme çabasına girmiş.

Kültür, bütün toplumlarda çok önemli bir kavramdır ve bütün toplumlarda kültürlerine sahip çıkar. Bütün bunlar kültürde yanlış olmayacağını mı gösterir? Ay Büyürken Uyuyamam'da kültürel yanlışlarımız gösteriliyor ve cinsel tabularımızı yıkmayı hedefliyor.

Bizim kültürümüzde Utanma, Namus, Ayıp ve Cinsellik konuları çok yanlış bir düzleme oturtulduğu için toplumsal gelişimimiz olumsuz etkilenmiştir. Yazarda yanlışları bizlere göstermeye çalışarak Ayın Büyümesi doğaldır, ayıp değildir utanma der. Uyuyamayan insana da namussuzluk yapmadan uyu der :)

Biz toplumca öpüşen insanlar gördüğümüzde AYIP deyip kafamızı çevirip bakmayız. Öpüşen insanlara bakmamak belki doğrudur; Fakat neden bakmadığımız yanlıştır. Öpüşen insanlara AYIP diye bakmamak yerine, onları rahatsız etmemek için bakmamak belki daha doğrudur.

Cinsellikten utanmak yerine, Sapkınlıktan utanmak belki daha doğrudur. (Sapkınlıktan toplumca korkarız, korkmak belki yanlıştır; korkmak yerine utansak belki daha doğru olurdu.)

"Erkeğin namusu kadındır." Düşüncesi belki yanlıştır. İnsanın namusu yine insandır düşüncesi belki daha doğrudur.

TABULARIMIZI, PUTLARINIZI VE TANRILARIMIZI YIKALIM...
258 syf.
·7 günde·Beğendi·Puan vermedi
Öyküler ve film hakkında içerik bilgisi olabilitesi bulunabilir. Pek emin değilim yine de...
Susuz Yaz, Necati Cumalı'nın üçüncü öykü kitabıdır. Benimse okuduğum ilk Necati Cumalı eseri. Genelde bir yazarı tanımaya başlarken ilk önce yazarın öykü ya da şiir kitaplarını okumayı kendime alışkanlık ediniyorum. Büyük eserlerini okurken yazarın diline, kurgusuna ve karakterlerine daha kolay adapte oluyor, güzel bir bağ oluşturuyorum. Keza Orhan Kemal, Aziz Nesin, Kemal Tahir'e de bu şekilde başlamıştım.

Neyse efenim, kitabın içeriğine gelecek olursak, kitap toplam 8 öyküden oluşuyor. Tabii daha sonraki baskılarda eklemeler olmuş fakat ben orijinaline sadık kalarak ilk çıktığı baskılı şekliyle okudum. (Eklemesiz-8li) Bende ki 1983 baskılı.

İçinde bulunan öyküler şöyle: "Esma ile İsmail", "Dağlı ile Muharrem", "Öç", "Selim'i Anarken", "Kaatil", "Bıçak", Gülsüm Kıza Ağıt" ve kitaba da ismini veren "Susuz Yaz" Bütün öyküler güzel olmakla beraber, favorilerim "Susuz Yaz" ve "Selim'i Anarken oldu.

Bölgenin(Ege) suyunu içip, ekmeğini yiyen Necati Cumalı'nın müthiş gözlem gücünün yazıya dökümüdür Susuz Yaz. Toplumsal gerçekçi edebiyatın Ege şubesidir Cumalı. (Çukurova şubeleri Orhan Kemal ve Yaşar Kemal, İç Anadolu şubesi Kemal Tahir bittabi.)

Hikayelerde genel olarak Ege köylüsünün çektiği sıkıntılar, intikam, kadınların aşağılanıp hor görülmeleri, kıskançlık, köy insanın bastırılmış cinselliği, çalışkanlık, üretkenlik, haksız kazanç gibi birbirinden tamamen uzak konular üzerinde yoğunlaşılmış.

Selim'i Anarken ve Susuz Yaz ile ilgili bir şeyler söylemem gerekecek olursa:
Selim'i Anarken'de Selim'in çalışkanlığı, üretkenliği öyküde avukat karakteri gözünden dile getirilmiştir. Cumalı'nın mesleği yazarlık dışında avukat olduğu için belki de Selim'i anlatan bize Cumalı'nın ta kendisidir, ha ne dersiniz? Selim çalışkandır, çok çalışır, sürekli bir şeyler üretir. Ona atasından, dedesinden hazır mal kalmamış, çalışarak meydana getirmiştir. Selim çok çalıştığı için adı deliye çıkmıştır, deli derler, gülerler Selim'e. Milletin ağzı torba değil ki büzesin. Varsın deli desinler, varsın gülsünler. Kimsenin yüzüne bakmadığı, beğenmediği, yanından geçmeye tenezzül ettiği yerleri Selim çalışarak cennete çevirir. Huyudur, çalışmadan edemez, para da pul da gözü de yoktur ha. Selim aynı zamanda zarif adamdır, incedir, çiçek sevdalısıdır. Ortanca, katmer, şebboy, aslanağzı, gül gibi farklı farklı çiçek türleri de yetiştirir. Avukata da <<Bir adam çiçek, hayvan sevmedi mi at öylesini... Çok denenmiştir bu bizde... Sen çiçek seversin belli...>> diyerekten mesajını da iletir. Yurdumuzda Selim gibi yurttaşlardan fazla olsa. Öyküler de romanlarda olduğu kadar reelde de olsa keşke! #17323124

Susuz Yaz'da ise Cumalı, iki kardeşin hikayesini sunar bizlere. Hasan ile Osman, birbirinin zıttı iki kardeş. Birisi iyiliği, diğeri kötülüğün temsilcisi. Öykünün teması su olsa da arka planda kardeşler üzerinden kıskançlık ve köy insanının üzerindeki bastırılmış cinsellik işlenir. Hasan ile Osman, Habil ile Kabil... Zaten öykünün ilk adı da Susuz Yaz değil, Habil ile Kabil'dir. Cumalı'ya dönelim:
"Ayhan Işık'la iyi arkadaşlığımız vardı. Bir akşam Koço'da içerken 'Susuz Yaz'ın konusunu anlattım. O zaman adı 'Susuz Yaz' değil, 'Habil ile Kabil' idi. Tevrat'taki gibi iki kardeşin çekişmesinin hikayesi. Susuz Yaz'ın konusu Tevrat'taki 'Habil ile Kabil'den beri devam eden bir konu. Kardeş çekememezliği, su problemi. "Susuz Yaz' 1956'da yazıldı ama sit problemini 1950'den beri Urla'da görüyorum."

Susuz Yaz öyküsü filme de uyarlanır, Metin Erksan tarafından. Hülya Koçyiğit'in Türk sinemasında ilk filmidir, Koçyiğit 15-16 yaşlarında henüz..Ve Erol Taş'ın da karakter oyunculuğundan çıkıp ilk başrol oynadığı filmdir. Film, 1964 Berlin Film Festivali'nde Altın Ayı ödülünü kazanır ve bu ödül Türkiye'nin sinema sektöründe aldığı ilk uluslararası ödülü olur. Filmin ödül hikayesi de ilginçtir. Türkiye'yi temsil etmek niteliğinden yoksun gerekçesi ile veto yer, festivale katılamaz. Bir şekilde yurtdışına kaçırılır ve Berlin'de ödülün sahibi olur. Filmi ben de beğendim, hele Erol Taş'ın oyunculuğuna. Her filmin, kitaplara sadık kalarak çekilmediği, bütünselliği bozduğunun farkında olmamıza rağmen biz izleyiciler, yazarı kadar sorun etmiyoruz. Belki de işimize geliyor! Necati Cumalı'da filmi izlemeyenlerden. Hatta ateş püskürüyor, öykülere sadık kalınmadığı için. Cumalı'nın veryansınıyla bitiriyorum:
"Ses dergisini aldım elime, filmden 60 kadar kare var orta sayfada. Karelerin bir tanesinde korkuluklar var. Kadın(Hülya Koçyiğit) gidiyor, korkulukların önünde, kaynının saldırısından korusun diye 'Beni koru yarabbim' diyor. Korkuluk belki bir imaj ama işlevi başka. Şimdi 20. yüzyılda bir insan korkuluğun önünde diz çöküp Tanrı'ya yakarması anlamsız ve gülünç. Realitenin ne olduğunu bilenlere gösterdiğinizde, yaptığınız şeyin itibarı düşer. Başka bir yerde kadının bacağını yılan sokuyor. Onu öğrenmiş rejisör. Ağzında yara olmayan biri yılanın ya da akrebin soktuğu yeri kanatıp emerse, o kişi zehirlenmez, iyileşir. Erol Taş'ta emiyor.
Şaşıracaksınız ama ben Susuz Yaz'ı hiç görmedim, çünkü üzüntüden verem olmaya niyetim yok! Dergide gördüğüm bu kareler yetti bana. Emiyor, kadın da teslim oluyor. Burada Bahar'ın karakterinin hiçbir değeri kalmıyor. Eğer baldırına dokunana verecekse kendini, o benim çizdiğim, benim anlattığım Bahar değil.
Kendi kendime, "Allah Allah" dedim, 'Ben bu filme nasıl tahammül edeceğim."
287 syf.
·10/10
Cumhuriyet Devri Türk Edebiyatı'nın tanınmış yazarı Necati Cumalı, Yaşar Kemal'in ifadesiyle "Yaşlanmaz Şair Çocuk" olarak anılır.

Uzun yıllar önce okuyup bir köşeye bıraktığım 36 yıllık bir yadigar elime alıp da yeniden okuduğum bu kitap. Tam tamına 36 yıl... Yaprakları olabildiğince sararmış, tarih kokan, ruhu olan bir kitabı okurken hissettiğim heyecanımı ve hüznümü anlatmaya kelimeler yetmez belki de... İşte bu yüzden seviyorum yaşayan, ölümsüz tek nesne olan kitapları.

Necati Cumalı "Acı Tütün" adlı romanında Ege Bölgesi'nde yaşayan köylü halkı, doğal çevresi içinde, gelenekleri, değer yargıları, duyguları ve inançlarını sadelikle yansıtmıştır. Yazar sadelik ve doğruluktan ayrılmayarak, yalın bir dille kaleme dökmüştür romanını. Kitapta birlik beraberlik ve dayanışmanın önemi vurgulanmıştır zaman zaman.

Kırsal kesim insanının çilekeş yaşamını, tek geçim kaynağı "tütün" olan ve onca eziyetine, ezilmişliğine rağmen hayatta kalma mücadelesi veren, bir başka deyişle hayata direnen emekçi kardeşlerimizin acı yaşamını dile getirmiştir.

Tütün işiyle uğraşan emekçi kadınların ellerinin nasır tutup, parçalandığına şahit olmuşumdur çok kez. Aynı Necati Cumalı'nın romanında olduğu gibi. Acıdır tütün.
~ ~ ~ ~ ~

"Tarlası dert, vergisi dert, çiftçi dert, yağmuru dert, fidanı dert, dikmesi dert, çapası, kırması, dizmesi, kurutması, korunması, balyalanması dertti. Ürün yetişinceye kadar geçinebilmek için sağa sola avuç açması, yüz kızartması, borcu, faizi dertti. On bir ay! On bir ay, evinde kim varsa, yaşlı anan baban, dört yaşını aşan oğlun kızın karınla, saatleri saymadan uğraşacak, didineceksin, sonunda hiçbir zaman yüzün gülmeyecek!"

"Haksız mıydı direnişleri? Haksız mıydı istedikleri üç beş kuruş fiyat artışı?"
"Acı işti, kahırlı işti tütün!"

"Kısacası halktı onlar. Elleriyle, kollarıyla, sağlıklı ruh yapılarıyla, yaşama güçleri, sağduyularıyla yaşamı bugünden yarına ulaştıran temeli, direğiydiler toplumun."

"Hiçbir dil, bu yılgın, bu kaçak güneş kadar yansıtamazdı onların üzgünlüğünü."
255 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Okuduklarım arasında en optimist şair Necati Cumalı idi. Mecazsız, sade bir şekilde yazdığı şiirlerinde, yaşama umutla bakan ve onu kutsayan, savaş karşıtı bir kimlik görüyoruz. Bunun yanında Anadolu insanının yaşadığı zorluklara da oldukça değinmiş kitabında. Şiir seven arkadaşların okuması gereken bir kitap.
256 syf.
·Beğendi·10/10
Aşkın, cesaretin ve masumiyetin buluştuğu kitaptır; “Zeliş”.

Ercan Kesal’in son zamanlarda verdiği bir röportajında okuduğum bu satırların özellikle son cümlesi bugünün bazı gençlerin kitap ve edebiyat anlayışını çok iyi tarif ettiğini düşünüyorum. Olduğu gibi aşağıya alıyorum alıntıyı; “… Bu kadar aynileşmek, düzensiz bir vasatın esiri olduğumuzu gösteriyor. Bu karşımıza mimaride TOKİ, televizyonda evlilik programı, edebiyatta da markette tezgâhın yanında satılan kitap olarak çıkıyor.” Bunu buraya aldıktan sonra asıl ne demek istediğimi yazabilirim artık, suçlunun kim olduğunu da hepimiz biliyorum sanırım.
Necati Cumalı’yı günümüz kitap okuyan insanların yüzde kaçı bilir? Kaçı hayatında bir eserini eline alıp okumuş? Kaçı dillinin efsunluğa kapılık konunun derinliğinde geçmişi ve geleceğini sorgulamış? Bu toprakların insanlarını anlamaya çalışmış? Ve Necati Cumalı gibi daha nicesi… Ben kendim bu soruya cevap aradığımda korkunç sonuçlarla karşılaştım. Çünkü bizim insanlar- özellikle gençler- için edebiyat artık; Ercan Kesal’in İfadesiyle market tezgâhında satılan, bestseller furyasında dönüp dolaşan cicili bicili kapaklı, zengin kızı fakir oğlanı anlatan kitaplar demek. Haliyle bu da etrafta edebiyat adına yazılmış bir sürü kalitesiz eser demek.


Şiir, roman, hikâye, deneme, tiyatro, günce gibi pek çok türde eser vermiş bu usta yazardan, yine usta kalem olan Yaşar Kemal; “ Yaşlanmaz Şair çocuk ” diye bahseder. Çok sayıda eserin ve ödülün sahibi olan yazarı umarım hak ettiği şekilde tekrar hatırlarız ve eserlerini okumaya başlarız.

Usta yazarın bu eseri ilk zamanlarda “Tütün Zamanı” başlığıyla çıksa da daha sonra “Zeliş” adıyla yayınlanır. Eserin konusuna yabancı olduğumuz söylenemez. Bilindik bir konuyu yazıya aktarırken kullandığı eski kelimeler, kurduğu sağlam cümleler, betimlemeler karşınıza muhteşem bir eser çıkartıyor. Necati Cumalı’nın konu üzerindeki hâkimiyeti, Ege Bölgesinin insanını çok iyi tanıması ve yörenin coğrafyasına hâkim olması eserin sağlamlığında büyük bir etkendir şüphesiz.
Şöyle kısaca kitabın konusundan bahsedecek olursak; Recep’in kızı olan ana karakter Zeliha’nın kardeşiyle beraber ipini koparan keçilerini Topal Avni Bey’in bahçesinde almasıyla başlar hikâye. Zeliha, -sonrasında kendisine Zeliş diye seslenirler ve bu isimle devam eder kitap- son derece güzel, alımlı, herkesin dikkatini çekebilen bir kızdır. Keçisini almaya giderken Zeliş’in bu güzelliğinin karşısında bocalayan Cemal’in artık gözü Zeliş’ten başkasını göremez olur. Sadece Kadıovacıklı Cemal değil Cemal’in annesi ve babası da Zeliş’in güzelliğine hayran kalırlar, oğullarını bu konuda cesaretlendirir ve Zeliş’in peşini bırakmamasını söylerler. Nitekim Zeliş’e vurulan sadece Cemal değildir. Zeliş’in babasına kızı karşılığında yardım eden, para veren, hediyelere boğan zengin tanınmış Bekir Bey’de Zeliş’i babasında ister. Babası bu kadar yardıma ve paraya karşı kızını vermeye dünden razı olur.

Bir süre sonra Zeliş ile Cemal zaman zaman görüşür ve mektuplaşırlar- mektuplaşma bölümü kitabın en sevdiğim bölümlerinden biri oldu -. Bu görüşmeleri ve mektupları bilen bir isim daha var o da Zeliş’e vurulan Yaşar’dır. Sonrasında Yaşar, Bekir ve babası Recep Zeliş’in kaçırılması için Fehmi Bey’den yardım isterler. Belli paralar karşılığında hem Fehmi beyi ikna ederler. Zeliş bu hareketi duyar ve Cemal ile kaçar. Uzun bir süre hem peşine düşen jandarmalardan hem de babası ve peşindeki diğer insanlardan kaçarlar. Bu süre içerisinde Zeliş tüm ruhuyla kendini Cemal’e sunar. Usta kalem romanını çok ince bir mesajla bitiriyor; zira tüm çabalarına rağmen Zeliş ve Cemal yakalanırken Zeliş’in cesaretini ve köy halkının birleşip Recep beyi şikâyetinden vazgeçirmeleri zulme karşı birliğin korkaklığa karşı cesaretin gücünü biz okurlara hatırlatmış oluyor.

Eserin en büyük özeliği; temposu hiç düşmeyen, okuru alıp sürükleyen, heyecan ve maceranın köy romanlarının içindeki yerini hep koruyan, okuyucu tüm umudun kestiği anda okuyucusunu yanıltabilen, en önemlisi de; bunu yaparken ne çok sade ne de anlaşılmaz diyebileceğimiz bir dilden uzak durmasıdır. Her kelimesi, her cümlesi, her paragrafı çok ince eleyip sık dokuduğu daha ilk sayfada anlaşılıyor. Her sağlam okuyucu bunu görüp anlayacaktır.

Bu bir köy romanı olduğunu söylemiştik. Yer yer bir eleştiri kitabının özeliklerini barındırdığını da söyleyebiliriz. Yazar, benim de haklı olduğuna kesinlikle inandığım bir serzenişini; “ bizde beğenilecek her yazının anlaşılmaz olması öteden beri asıl olduğuna göre onların bu davranışlarına hiç şaşırmamak lazım! Toplumumuz Sadık Efendi’nin dilekçesine gelinceye kadar, anlaşılmaz sözleriyle bütün edebiyat jürilerini, bütün ünlü eleştirmenleri hayran eden nice sayısız şairler, nice büyük yazarlar yetiştirmiştir!” bu cümlelerle dille getirmiştir. Yazarın dilli bu cümlelerin etkisi altında biçimlendiğini bu kitapta görebiliyoruz. Ve ortaya koyduğu eserde yazarı haklı çıkarmıştır. Sadece bununla kalmaz yeri geldiğinde o zamanın nüfus sahibi olan insanların her şeyin üzerindeki hâkimiyetlerini de ince bir ironiyle dille getirmiş, özellikle adalet sisteminin üzerindeki etkilerini ve hiyerarşi çemberindeki karakterlerin rollerini ince göndermelerle eleştirmiştir.

O eski edebi dillin zevkini tatmak isteyen, eski köy insanların birbirlerine karşı davranışlarını merak eden, değerlerin ortak paydasında buluşan insanların o masumiyetlerine şahit olmak isteyen her okur için Necati Cumalı’nın bu kitabı bir fırsattır. Aşkın, cesaretin ve masumiyetin buluştuğu kitaptır; “Zeliş”.
416 syf.
·Beğendi·10/10
Ege'nin ses dalgası olan Necati Cumali, 1950-1953 yılları arasında İzmir Urla'da avukatlık yapmıştır. Bu kasabada mesleğini icra ederken bir hadise duymuş veya birçok hadiseye şahit olmuştur. Bunların edindiği gözlemleriyle birçok eser ortaya çıkarmıştır. Birçok olayları mahkeme tutanaklarından çıkaran Cumali'nin anlattıklarına gerçek yaşam gözüyle çok net bakılabilir. Sadece bu tutanaklar değil, kendi yaşamından da olaylar konu olmuştur eserlerinde.
Yağmurlarla Topraklar adlı eserinin temel örgüsü, Avukat Nihat ile Öğretmen Perihan arasında kasabada geçen aşktır. 1951-1952 yılları arasında Urla'da geçen bu roman dönemin sorunlarına da ışık tutar. Eser o kadar içten ve samimi ki, yazarından yaşamından bölümler okuyoruz gibi. O zaman yukarı da bahsettiğimiz gibi yazarımız 1950-1953 yılları arasında Urla'da avukatlık yapmış. Eser ile yazarın yaşantıları o kadar benzer ki kitaba yazarın gerçek yaşam öyküsü diyebiliriz.
Döneminde yaşanan toplumsal sorunlar ve özellikle çok partili geçiş süreci bu kasaba öyküsünde geri plana itilmemiş aksine eserin ana omurgasını oluşturmuştur. Dünya ve toplum değişirken buna kulağını tıkamayan Cumali, Nihat ile Perihan'ın aşkının arka planında bu değişikliği yerleştirmiştir. Kurgusal bir yapıya sahip olan eser, hem yazarın yaşamından izler taşıması hem de toplumsal yapıya ayna tutması bakımından belge niteliğindedir.
Cumali'nin akıcı üslubu eşliğinde akıp giden eser, okurda derin bir etki bırakıyor.
256 syf.
·15 günde·8/10
Aşık olan iki gencin birbirine olan aşkına hiçbir şeyin engel olamayacağı, her ne koşulda olursa olsun birbirlerinden vazgeçmeyecekleri anlatılıyor kitapta. Yani günümüz aşk kitaplarıyla kıyaslanamayacak ölçüde güzel bir kitap. Daha önce de bahsetmiştim. Her tür kitap okuyan insana sonsuz saygım var tabii ki. Ama daha kendi edebiyatını bilmeyip, hiçbir edebi değeri olmayan kitapları okuyan, Wattpad kitapları dışında kitap okumayan bir sürü okur var ülkemizde. Sırf bu nedenle bu güzel kitapların değeri bilinmiyor. İşte Necati Cumalı'nın kitapları da aynen bu şekilde. Güzel olmasına rağmen okunma sayısı çok az. Umarım bir gün bahsettiğim kitapların değeri de Wattpad kitapları gibi bilinir. Herkese keyifli okumalar
276 syf.
·Beğendi·8/10
Elimde kİ , Necati Cumalı nın, Ay Büyürken Uyuyamam kitabı 1972 baskısı. Ben, 6. Eylül 1977 de İzmir de imzalattıtmışım kendisine. Benim için bu kitabın çok farklı, önemli bir değeri var.
Ay büyürken Uyuyamam, kitabında, bendeki baskısında 25 hikayeden sadece birisidir.
Edebiyatımızın çok önemli isimlerinden ,Melih Cevdet Anday, Doğan Hızlan gibi şahsiyetlerin de bulunduğu tam on bir isim köşelerinden neşrettikleri yazılarında kitap hakkında övgü ile bahsettimişler. Bu yazılardan alıntılar da yer alıyor.
Necati Cumalı nın asıl mesleği olan avukatlığın kendisine verdiği yeteneği eserlerinde o kadar ince bir hat ile kullanmış ki. Nasıl mı? Anadolu nun , taşranın bilhassa kırsalın insanını gözlemlerine dayalı ve seviyeyi hırpalamadan, mükemmel bir analizle harikulade işliyor.
İşte bu kitapta, Anadolu insanlarının yani bizlerin, var oluşumuzdan beri dışa vuramadığımız iç güdüsel bir davranış haliyle benliğimizde , egomuz, kompleksimiz olarak içimizde saklaya geldiğimiz; Çoğu zaman "ayıp" olarak telakki ettiğimiz. hatta toplum baskısının doruğunu yaşadığımız cinsel yaşamı, bunalımını, harikulade tekniği, olağan üstü üslubu ile ele almış..
Ben defalarca beğenerek okudum.
Eminim ki okuyunca sizlerde beğeneceksiniz...
258 syf.
·8/10
Ege insanın yaşamını, Anadolu insanını bir eser. Edebi yönden zengin bir içeriğe sahip. Yazar olayları anlatırken çok iyi bir gözlemci olduğunu ortaya koyuyor. İnsanları çok iyi tahlil etmiş, toplumsal sorunlara değinmiş ve bunları okuyucuya güzel bir şekilde ifade etmiş. Eserin Sade ve akıcı bir dili var .Edebi yönü ağır basan eserlerden hoşlananlar için okunması gereken eserlerden birisi. İyi okumalar.
258 syf.
·Beğendi·8/10
Bir günde soluksuz okuyup bitirdim ve içindeki her bir öyküyü çook beğendim..Genel itibariyle köy yaşamı,kan davası,toprak-su kavgası,öc almalar,kız kaçırma,harac alma gibi konular işlenmiş öykülerde..Tavsiyemdir okumayanınız varsa mutlaka okuyun..Kitaba adını veren "Susuz Yaz" öyküsünün 1963 ve 1973 yıllarında çekilmiş filmleri de var.. İlk fırsatta izliycem..

Yazarın biyografisi

Adı:
Necati Cumalı
Unvan:
Türk Yazar, Şair
Doğum:
Yunanistan/florina, 1921
Ölüm:
İstanbul, 2001
1921 yılında bugün Yunanistan sınırları içindeki Florina’da doğdu. 10 Ocak 2001′de İstanbul’da yaşamını yitirdi. İzmir Atatürk Lisesi’nden mezun oldu. 1941′de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 1945-1948 arasında Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’nde çalıştı. 1950-1957 yılları arasında İzmir ve Urla’da avukatlık yaptı. 1957-1959 yılları arasında Paris Basın Ataşeliği’nde memurluk görevinde bulundu. 1959-1963 arasında İstanbul Radyosu’nda redaktörlük yaptı. 1963-1965 arasında eşinin Dışişleri’ndeki görevi nedeniyle İsrail’de ve Paris’te yaşadı. Yurda döndükten sonra İstanbul’a yerleşti. Ve yaşamını burada tamamladı. İlk şiiri 1939′da yayınlandı. Garip Akımı şairleri ve 1940 kuşağının diğer şairlerinden farklı olarak yalın, aydınlık anlatımlı, lirik şiirler yazdı. Sevgi, sevinç, özlem gibi bireyin güncel kaygılarıyla birlikte çağın toplumsal sorunlarını da ele aldı. 1955′ten sonra şiirin yanısıra öykü,roman ve tiyatro türlerine de yöneldi. Şiirsel dili ve ayrıntıları ustaca kullanmasıyla kendini kolayca okutturdu. Roman ve öykülerinde çoğunlukla Ege Bölgesi’ndeki kasaba ve kırsal kesim insanlarının sorularını işledi. “Tütün Zamanı” (1971′de Zeliş adıyla), “Yağmurlar ve Topraklar”, “Acı Tütün” romanları bu ürünlerin en başarılıları arasındadır. “Ay Büyürken Uyuyamam” adlı öykü kitabında Anadolu insanının cinsel bir tablosunu çizdi. Öykü, roman ve oyunlarından bazıları sinemaya da uyarlandı.
ESERLERİ

ŞİİR: Kızılçullu Yolu (1943) Harbe Gidenin Şarkıları (1945) Mayıs Ayı Notları (1947) Güzel Aydınlık (1951) Denizin İlk Yükselişi (1954, ilk üç kitaptaki şiirler toplamı) İmbatla Gelen (1955) Güneş Çizgisi (1957) Yağmurlu Deniz (1968, son iki kitap ve yeni şiirleri) Başaklar Gebe (1970) Ceylân Ağıdı (1974) Aç Güneş (1980, toplu şiirler) Bozkırda Bir Atlı (1981) Yarasın Beyler (1982) Tufandan Önce (Bütün şiirler 1′nci cilt, 1983) Aşklar Yalnızlıklar (1985,toplu şiirler I) Kısmeti Kapalı Gençlik (1986, toplu şiirler II)

ÖYKÜ: Yalnız Kadın (1955) Değişik Gözle (1956) Susuz Yaz (1962) Ay Büyürken Uyuyamam (1969) Makedonya 1900 (1976) Kente İnen Kaplanlar (1976) Dilâ Hanım (1978) Revizyonist (1978) Yakubun Koyunları (1979) Aylı Bıçak (1981)

ROMAN: Tütün Zamanı (1959) Yağmurlar ve Topraklar (1973) Aşk da Gezer (1975)

OYUN: Mine (1959) Nalınlar (1962) Derya Gülü (1963) Oyunlar I (Boş Beşik, Ezik Otlar, Vur Emri) (1969) Oyunlar II (Susuz Yaz, Tehlikeli Güvercin, Yeni Çıkan Şarkılar) (1969) Oyunlar III (Nalınlar, Masalar, Kaynana Ciğeri) (1969) Oyunlar IV (Derya Gülü, Aşk Duvarı, Zorla İspanyol) (1969) Oyunlar V (Gömü, Bakanı Bekliyoruz, Kristof Kolomb’un Yumurtası) (1973) Oyunlar VI (Mine, Yürüyen Geceyi Dinle, İş Karar Vermekte) (1977) Yaralı Geyik (1981)

DENEME: Niçin Aşk (1971) Senin İçin Ey Demokrasi (1976) Etiler Mektupları (1982)

İNCELEME: Muzaffer Tayyip Uslu (1956)

GÜNCE: Yeşil Bir At Sırtında (1990)

ÖDÜLLERİ: 1957 Sait Faik Hikaye Armağanı Yalnız Kadın ile 1969 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü Yağmurlu Deniz ile 1977 Sait Faik Hikaye Armağanı Makedonya 1900 ile 1981 Kültür Bakanlığı Tiyatro Ödülü Dün Neredeydiniz ile 1984 Yeditepe Şiir Armağanı Tufandan Önce ile

Yazar istatistikleri

  • 119 okur beğendi.
  • 844 okur okudu.
  • 14 okur okuyor.
  • 432 okur okuyacak.
  • 14 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları