Necati Cumalı

Necati Cumalı

YazarÇevirmen
8.3/10
547 Kişi
·
2.120
Okunma
·
193
Beğeni
·
11117
Gösterim
Adı:
Necati Cumalı
Unvan:
Türk Yazar, Şair
Doğum:
Yunanistan/florina, 1921
Ölüm:
İstanbul, 2001
1921 yılında bugün Yunanistan sınırları içindeki Florina’da doğdu. 10 Ocak 2001′de İstanbul’da yaşamını yitirdi. İzmir Atatürk Lisesi’nden mezun oldu. 1941′de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 1945-1948 arasında Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’nde çalıştı. 1950-1957 yılları arasında İzmir ve Urla’da avukatlık yaptı. 1957-1959 yılları arasında Paris Basın Ataşeliği’nde memurluk görevinde bulundu. 1959-1963 arasında İstanbul Radyosu’nda redaktörlük yaptı. 1963-1965 arasında eşinin Dışişleri’ndeki görevi nedeniyle İsrail’de ve Paris’te yaşadı. Yurda döndükten sonra İstanbul’a yerleşti. Ve yaşamını burada tamamladı. İlk şiiri 1939′da yayınlandı. Garip Akımı şairleri ve 1940 kuşağının diğer şairlerinden farklı olarak yalın, aydınlık anlatımlı, lirik şiirler yazdı. Sevgi, sevinç, özlem gibi bireyin güncel kaygılarıyla birlikte çağın toplumsal sorunlarını da ele aldı. 1955′ten sonra şiirin yanısıra öykü,roman ve tiyatro türlerine de yöneldi. Şiirsel dili ve ayrıntıları ustaca kullanmasıyla kendini kolayca okutturdu. Roman ve öykülerinde çoğunlukla Ege Bölgesi’ndeki kasaba ve kırsal kesim insanlarının sorularını işledi. “Tütün Zamanı” (1971′de Zeliş adıyla), “Yağmurlar ve Topraklar”, “Acı Tütün” romanları bu ürünlerin en başarılıları arasındadır. “Ay Büyürken Uyuyamam” adlı öykü kitabında Anadolu insanının cinsel bir tablosunu çizdi. Öykü, roman ve oyunlarından bazıları sinemaya da uyarlandı.
ESERLERİ

ŞİİR: Kızılçullu Yolu (1943) Harbe Gidenin Şarkıları (1945) Mayıs Ayı Notları (1947) Güzel Aydınlık (1951) Denizin İlk Yükselişi (1954, ilk üç kitaptaki şiirler toplamı) İmbatla Gelen (1955) Güneş Çizgisi (1957) Yağmurlu Deniz (1968, son iki kitap ve yeni şiirleri) Başaklar Gebe (1970) Ceylân Ağıdı (1974) Aç Güneş (1980, toplu şiirler) Bozkırda Bir Atlı (1981) Yarasın Beyler (1982) Tufandan Önce (Bütün şiirler 1′nci cilt, 1983) Aşklar Yalnızlıklar (1985,toplu şiirler I) Kısmeti Kapalı Gençlik (1986, toplu şiirler II)

ÖYKÜ: Yalnız Kadın (1955) Değişik Gözle (1956) Susuz Yaz (1962) Ay Büyürken Uyuyamam (1969) Makedonya 1900 (1976) Kente İnen Kaplanlar (1976) Dilâ Hanım (1978) Revizyonist (1978) Yakubun Koyunları (1979) Aylı Bıçak (1981)

ROMAN: Tütün Zamanı (1959) Yağmurlar ve Topraklar (1973) Aşk da Gezer (1975)

OYUN: Mine (1959) Nalınlar (1962) Derya Gülü (1963) Oyunlar I (Boş Beşik, Ezik Otlar, Vur Emri) (1969) Oyunlar II (Susuz Yaz, Tehlikeli Güvercin, Yeni Çıkan Şarkılar) (1969) Oyunlar III (Nalınlar, Masalar, Kaynana Ciğeri) (1969) Oyunlar IV (Derya Gülü, Aşk Duvarı, Zorla İspanyol) (1969) Oyunlar V (Gömü, Bakanı Bekliyoruz, Kristof Kolomb’un Yumurtası) (1973) Oyunlar VI (Mine, Yürüyen Geceyi Dinle, İş Karar Vermekte) (1977) Yaralı Geyik (1981)

DENEME: Niçin Aşk (1971) Senin İçin Ey Demokrasi (1976) Etiler Mektupları (1982)

İNCELEME: Muzaffer Tayyip Uslu (1956)

GÜNCE: Yeşil Bir At Sırtında (1990)

ÖDÜLLERİ: 1957 Sait Faik Hikaye Armağanı Yalnız Kadın ile 1969 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü Yağmurlu Deniz ile 1977 Sait Faik Hikaye Armağanı Makedonya 1900 ile 1981 Kültür Bakanlığı Tiyatro Ödülü Dün Neredeydiniz ile 1984 Yeditepe Şiir Armağanı Tufandan Önce ile
Gelgelelim bu öyle bir devir
Bu öyle kahpe bir dünya
Hasetle, hileyle, kinle
Sarılmış dört yanımız
Kan ağlar etrafımız
Kan ağlar içimiz
Necati Cumalı
Sayfa 56 - Mutlu Değiliz
İyi bir roman bir kez okunduktan sonra, elimizin altından ayırmak istemeyeceğimiz, yer yer, sayfa sayfa, bir daha bir daha okuyabileceğimiz kitaptır.
Necati Cumalı
Sayfa 42 - Tekin Yayınevi 1.Basım Ocak 1982 / "Büyük Kitaplar" başlıklı bölümden
Ne çare ben artık nafileyim
Arada küçük neşeler
Kısa esintiler gibi gelir geçer
Tekrar sessizlik çöker dört yanıma
Necati Cumalı
Sayfa 49 - Önlenmez Ayrılık
416 syf.
·10/10
Tütün Zamanı üçlemesinin ikinci kitabı Yağmurlarla Topraklar gerçekten ilki gibi zevk alarak okuduğum, bana çok şey kattığını düşündüğüm bir roman oldu. Tam anlamıyla bir dönem romanı diyebilirim. Anlattığı yılları o kadar iyi yansıtıyor ki, 1950'lerin 60'ların siyasi, ekonomik tüm dertlerini anlayabiliyor, o coğrafyada yaşayan insanların tasalarında ortak oluyorsunuz. Uzunca bir kuraklığın ardından yağan yağmur Urla köylülerinin yüzünü güldürürken sizinkini de güldürüyor. Veya bitmek bilmeyen kuraklık tütünün fidanlarının tutmayacağını düşünen ekiciyi nasıl tasalandırıyorsa sizi de öyle dert içerisine sokuyor. Ve tüm bunlar arasında yaşanan, herkesin, hepimizin başından geçebilecek bir aşkın bir yıl süren; eylülde başlayıp ağustosta biten hikayesine tanık oluyorsunuz. Herhalde dediğim gibi hepimizin başından geçmesi mümkün olacağından olsa gerek bu aşkın tam içerisinde hissediyor okur kendini. Onlar sevindikçe seviniyor, küstükçe küsüyorsunuz.

Ben romanda ille de realistlik arayan biri değilim, öyle olacak olsa fantastik edebiyatı, distopyaları bu denli sevmezdim. Ben her şeyi yerli yerinde seven bir okurum sadece. Ve Necati Cumalı gerçekliğin hakkını vererek yazan bir yazar. O yüzden benim her zaman bir okur olarak en üstlerde tuttuğum ve bir yazar olarak imrenerek baktığım bir yazar olarak kalacak. Tütün Zamanı'ın tüm kitapları hakkında söylenecek daha çok güzel şey var ama hepsini yazmak mümkün değil. Aşkı, toprakla uğraşan, yoksulluğu bilen anadolu insanını, 50'leri 60'ları, küçük kasabalara sıkışıp kalmışlığı, küçük yerde memur olmayı, sevmeyi, sevilmeyi ve daha sayamadığım bir sürü şeyi okumak isteyene Yagmurlarla Toprakları öneririm. 10/10
258 syf.
·7 günde·Beğendi·Puan vermedi
Öyküler ve film hakkında içerik bilgisi olabilitesi bulunabilir. Pek emin değilim yine de...
Susuz Yaz, Necati Cumalı'nın üçüncü öykü kitabıdır. Benimse okuduğum ilk Necati Cumalı eseri. Genelde bir yazarı tanımaya başlarken ilk önce yazarın öykü ya da şiir kitaplarını okumayı kendime alışkanlık ediniyorum. Büyük eserlerini okurken yazarın diline, kurgusuna ve karakterlerine daha kolay adapte oluyor, güzel bir bağ oluşturuyorum. Keza Orhan Kemal, Aziz Nesin, Kemal Tahir'e de bu şekilde başlamıştım.

Neyse efenim, kitabın içeriğine gelecek olursak, kitap toplam 8 öyküden oluşuyor. Tabii daha sonraki baskılarda eklemeler olmuş fakat ben orijinaline sadık kalarak ilk çıktığı baskılı şekliyle okudum. (Eklemesiz-8li) Bende ki 1983 baskılı.

İçinde bulunan öyküler şöyle: "Esma ile İsmail", "Dağlı ile Muharrem", "Öç", "Selim'i Anarken", "Kaatil", "Bıçak", Gülsüm Kıza Ağıt" ve kitaba da ismini veren "Susuz Yaz" Bütün öyküler güzel olmakla beraber, favorilerim "Susuz Yaz" ve "Selim'i Anarken oldu.

Bölgenin(Ege) suyunu içip, ekmeğini yiyen Necati Cumalı'nın müthiş gözlem gücünün yazıya dökümüdür Susuz Yaz. Toplumsal gerçekçi edebiyatın Ege şubesidir Cumalı. (Çukurova şubeleri Orhan Kemal ve Yaşar Kemal, İç Anadolu şubesi Kemal Tahir bittabi.)

Hikayelerde genel olarak Ege köylüsünün çektiği sıkıntılar, intikam, kadınların aşağılanıp hor görülmeleri, kıskançlık, köy insanın bastırılmış cinselliği, çalışkanlık, üretkenlik, haksız kazanç gibi birbirinden tamamen uzak konular üzerinde yoğunlaşılmış.

Selim'i Anarken ve Susuz Yaz ile ilgili bir şeyler söylemem gerekecek olursa:
Selim'i Anarken'de Selim'in çalışkanlığı, üretkenliği öyküde avukat karakteri gözünden dile getirilmiştir. Cumalı'nın mesleği yazarlık dışında avukat olduğu için belki de Selim'i anlatan bize Cumalı'nın ta kendisidir, ha ne dersiniz? Selim çalışkandır, çok çalışır, sürekli bir şeyler üretir. Ona atasından, dedesinden hazır mal kalmamış, çalışarak meydana getirmiştir. Selim çok çalıştığı için adı deliye çıkmıştır, deli derler, gülerler Selim'e. Milletin ağzı torba değil ki büzesin. Varsın deli desinler, varsın gülsünler. Kimsenin yüzüne bakmadığı, beğenmediği, yanından geçmeye tenezzül ettiği yerleri Selim çalışarak cennete çevirir. Huyudur, çalışmadan edemez, para da pul da gözü de yoktur ha. Selim aynı zamanda zarif adamdır, incedir, çiçek sevdalısıdır. Ortanca, katmer, şebboy, aslanağzı, gül gibi farklı farklı çiçek türleri de yetiştirir. Avukata da <<Bir adam çiçek, hayvan sevmedi mi at öylesini... Çok denenmiştir bu bizde... Sen çiçek seversin belli...>> diyerekten mesajını da iletir. Yurdumuzda Selim gibi yurttaşlardan fazla olsa. Öyküler de romanlarda olduğu kadar reelde de olsa keşke! #17323124

Susuz Yaz'da ise Cumalı, iki kardeşin hikayesini sunar bizlere. Hasan ile Osman, birbirinin zıttı iki kardeş. Birisi iyiliği, diğeri kötülüğün temsilcisi. Öykünün teması su olsa da arka planda kardeşler üzerinden kıskançlık ve köy insanının üzerindeki bastırılmış cinsellik işlenir. Hasan ile Osman, Habil ile Kabil... Zaten öykünün ilk adı da Susuz Yaz değil, Habil ile Kabil'dir. Cumalı'ya dönelim:

"Ayhan Işık'la iyi arkadaşlığımız vardı. Bir akşam Koço'da içerken 'Susuz Yaz'ın konusunu anlattım. O zaman adı 'Susuz Yaz' değil, 'Habil ile Kabil' idi. Tevrat'taki gibi iki kardeşin çekişmesinin hikayesi. Susuz Yaz'ın konusu Tevrat'taki 'Habil ile Kabil'den beri devam eden bir konu. Kardeş çekememezliği, su problemi. "Susuz Yaz' 1956'da yazıldı ama sit problemini 1950'den beri Urla'da görüyorum."

Susuz Yaz öyküsü filme de uyarlanır, Metin Erksan tarafından. Hülya Koçyiğit'in Türk sinemasında ilk filmidir, Koçyiğit 15-16 yaşlarında henüz..Ve Erol Taş'ın da karakter oyunculuğundan çıkıp ilk başrol oynadığı filmdir. Film, 1964 Berlin Film Festivali'nde Altın Ayı ödülünü kazanır ve bu ödül Türkiye'nin sinema sektöründe aldığı ilk uluslararası ödülü olur. Filmin ödül hikayesi de ilginçtir. Türkiye'yi temsil etmek niteliğinden yoksun gerekçesi ile veto yer, festivale katılamaz. Bir şekilde yurtdışına kaçırılır ve Berlin'de ödülün sahibi olur. Filmi ben de beğendim, hele Erol Taş'ın oyunculuğuna. Her filmin, kitaplara sadık kalarak çekilmediği, bütünselliği bozduğunun farkında olmamıza rağmen biz izleyiciler, yazarı kadar sorun etmiyoruz. Belki de işimize geliyor! Necati Cumalı'da filmi izlemeyenlerden. Hatta ateş püskürüyor, öykülere sadık kalınmadığı için. Cumalı'nın veryansınıyla bitiriyorum:

"Ses dergisini aldım elime, filmden 60 kadar kare var orta sayfada. Karelerin bir tanesinde korkuluklar var. Kadın(Hülya Koçyiğit) gidiyor, korkulukların önünde, kaynının saldırısından korusun diye 'Beni koru yarabbim' diyor. Korkuluk belki bir imaj ama işlevi başka. Şimdi 20. yüzyılda bir insan korkuluğun önünde diz çöküp Tanrı'ya yakarması anlamsız ve gülünç. Realitenin ne olduğunu bilenlere gösterdiğinizde, yaptığınız şeyin itibarı düşer. Başka bir yerde kadının bacağını yılan sokuyor. Onu öğrenmiş rejisör. Ağzında yara olmayan biri yılanın ya da akrebin soktuğu yeri kanatıp emerse, o kişi zehirlenmez, iyileşir. Erol Taş'ta emiyor. Şaşıracaksınız ama ben Susuz Yaz'ı hiç görmedim, çünkü üzüntüden verem olmaya niyetim yok! Dergide gördüğüm bu kareler yetti bana. Emiyor, kadın da teslim oluyor. Burada Bahar'ın karakterinin hiçbir değeri kalmıyor. Eğer baldırına dokunana verecekse kendini, o benim çizdiğim, benim anlattığım Bahar değil.
Kendi kendime, "Allah Allah" dedim, 'Ben bu filme nasıl tahammül edeceğim."
Rogojin
Rogojin Yazarlarımızdan Öyküler'i inceledi.
@Rogojin·08 Şub 2017·Kitabı okumadı
Kitap okuma saatindeyiz..ve kendi sınıf kitaplığımızda bu kitabı buldum..artık okulumuzda daha seri ve düzenli olarak kitap okuma saatleri düzenlenecek..şimdi öğretmen masasının sağındaki küçük pencereden içeri dolan günışığında kitabı okumaya ve hayal kurmaya başlıyorum..ilk hikâye sait faik'ten..devamı ise dolu dolu..
287 syf.
·10/10
Cumhuriyet Devri Türk Edebiyatı'nın tanınmış yazarı Necati Cumalı, Yaşar Kemal'in ifadesiyle "Yaşlanmaz Şair Çocuk" olarak anılır.

Uzun yıllar önce okuyup bir köşeye bıraktığım 36 yıllık bir yadigar elime alıp da yeniden okuduğum bu kitap. Tam tamına 36 yıl... Yaprakları olabildiğince sararmış, tarih kokan, ruhu olan bir kitabı okurken hissettiğim heyecanımı ve hüznümü anlatmaya kelimeler yetmez belki de... İşte bu yüzden seviyorum yaşayan, ölümsüz tek nesne olan kitapları.

Necati Cumalı "Acı Tütün" adlı romanında Ege Bölgesi'nde yaşayan köylü halkı, doğal çevresi içinde, gelenekleri, değer yargıları, duyguları ve inançlarını sadelikle yansıtmıştır. Yazar sadelik ve doğruluktan ayrılmayarak, yalın bir dille kaleme dökmüştür romanını. Kitapta birlik beraberlik ve dayanışmanın önemi vurgulanmıştır zaman zaman.

Kırsal kesim insanının çilekeş yaşamını, tek geçim kaynağı "tütün" olan ve onca eziyetine, ezilmişliğine rağmen hayatta kalma mücadelesi veren, bir başka deyişle hayata direnen emekçi kardeşlerimizin acı yaşamını dile getirmiştir.

Tütün işiyle uğraşan emekçi kadınların ellerinin nasır tutup, parçalandığına şahit olmuşumdur çok kez. Aynı Necati Cumalı'nın romanında olduğu gibi. Acıdır tütün.
~ ~ ~ ~ ~

"Tarlası dert, vergisi dert, çiftçi dert, yağmuru dert, fidanı dert, dikmesi dert, çapası, kırması, dizmesi, kurutması, korunması, balyalanması dertti. Ürün yetişinceye kadar geçinebilmek için sağa sola avuç açması, yüz kızartması, borcu, faizi dertti. On bir ay! On bir ay, evinde kim varsa, yaşlı anan baban, dört yaşını aşan oğlun kızın karınla, saatleri saymadan uğraşacak, didineceksin, sonunda hiçbir zaman yüzün gülmeyecek!"

"Haksız mıydı direnişleri? Haksız mıydı istedikleri üç beş kuruş fiyat artışı?"
"Acı işti, kahırlı işti tütün!"

"Kısacası halktı onlar. Elleriyle, kollarıyla, sağlıklı ruh yapılarıyla, yaşama güçleri, sağduyularıyla yaşamı bugünden yarına ulaştıran temeli, direğiydiler toplumun."

"Hiçbir dil, bu yılgın, bu kaçak güneş kadar yansıtamazdı onların üzgünlüğünü."
287 syf.
·Beğendi·10/10
Tütün Zamanı üçlemesinin son kitabı Acı Tütün'ü de okudum. İlk ikisi gibi lezzet alarak tamamladığım bir kitap oldu. Hani böyle en sevdiğiniz yemeği, hele ki güzel yapılmışsa, büyük bir iştahla yersiniz ya işte öyle bir haz duyduğumu söyleyebilirim. Şansıyım ki Aci Tütün'ü yetmiş dört tarihli ikinci baskısından Necati Cumalı imzalı bir nüshasından okudum. Kitabın baskısı muhteşem geldi bana. Öyle güzel bir kapak tasarımı yapılmış ki özel baskı mı acaba diye düşünüyor insan. Gerçek bir sanat eseri.

Konusuna gelecek olursam, ilk kitapta tütün hasadı ve tütün ekicisi köylülerin ellilerdeki yaşamı üzerine güzel bir aşk hikayesini eklemişti Cumalı, ikinci kitapta ise daha önce bahsettiğim gibi tütünün bir yıllık yolculuğunu anlatmıştı. Bu kez tütün ekicisinin o dönemki kanayan yarası, tekelin ve diğer alıcıların tütüne değer biçip alması üzerine eğilmiş. Yani üçüncü kitapta ekicinin bir yıllık emeğin neticesini aradığı, satış zamanına ışık tutmuş Cumalı. Bunun yanı sıra yine birçok karakterin hayatını, bazen en ince ayrıntısına kadar ama asla bıktırmadan, okurun kafasını karıştırmadan, büyük bir ustalıkla anlatmış. Bu hayatlar içinde aşkı, hırsı, masumiyeti ve daha nice insani duyguyu görebiliyoruz, yine hepsiyle empati içersinde buluyoruz kendimizi. İlginç bir şekilde kitabın kötü karakterleriyle bile empati yapabiliyoruz.

Tütün Zamanı üçlemesini hiç tereddüt etmeden alıp okuyabilirsiniz. Benim gibi biraz da nostalji eğiliminiz varsa zevk alarak okuyacağınıza eminim. Şimdiden keyifli okumalar dilerim.
287 syf.
·Puan vermedi
Tütün olurdu eskiden. Tütün. Sarı tütün. Eski zamanlarda. Güzel zamanlarda. Tiki tak tiki tak tiki tak. Tütün işlemeyi bilen insanların olduğu zamanlarda. Tiki tak tiki tak. Unuttuğumuz/unutturulan zamanlarda. Tiki tak tiki tak. Tek derdimizin sigara içilmesi olmadığını bildiğimiz zamanlarda. Tütün olurdu. İnsan boyu tütünler. Yeşil yeşil. Damarlı yapraklı, beyaz çiçekli tütünler. Yeşil yeşil. Kırılırdı. Çıtçıt çıtçıt. Sabah erken, gün doğmadan. Çıtçıt çıtçıt. Etek, orta, tepe. İstif istif. Eller zifir karası. Acır zifir. Kara zifir. “Toprakla ov, sabunla çıkmaz.” “Guzum cigaran içmen emi.” “Hadi yemeğe domata salatası yaptım.”

Küfelere doldurulur evlerin koca salonlarına dökülürdü. Dizilirdi. Pıtpıt pıtpıt. Alınlarından. Uzun uzun iplere. Pıtpıt pıtpıt. Konu komşu.

“Halime’nin oğlanda Kazancı’ların evinin önünde dolanıp duruyor.”
“Kızları kuyruk sallıyor da ondan.”
“Vay kız siz duymadınız mı, onları kızılcıklık da bizim çoban görmüş ya.”

İskelelere asılırdı. Kurusun. Yağmur yağarsa çürür. Islatma. Üstüne naylon ser. Kükürtle sarartmadık. Kendi sarısı.

Bir baba gelir, kurularından birkaç yaprak seçer. Koltuğunun altına odun maşasını alır. Tütünleri kıstırır arasına. Jilet yüzlü bıçağı ile ince ince kıyar. Tava getirir sobanın üzerinde. Çıtır çıtır. Çıtır çıtır. Bir tutam alır, yağlı kağıdına sarar. Çeker keyifle, üfler kara dumanını tahta tavana. Pof pof pof.

Kurudu tütünler. Topla iskeleden. Destele. Üstüste üste üste. Tek tek tek. Sarı sarı tütünler. Kükürtle sarartmadık. Kendi sarısı.

“Bu sene tütün para edecek diyorlar”
“ Yeni hökümet tütün işine çok önem veriyor”
“Bakam fiyatlar bir açıklansın da”

Jandarma geldi , jandarma. Raprap raprap. Karşıki dağdaki değil, şehrin ortasındaki jandarma. Raprap raprap. Teneke tabakalar zulalara. Kahvenin kapısında dikildi Postal. “Herkes ayağa kalkıp sıraya dizilsin.” Zapzap zapzap. “Size kaç kere kaçak tütün yasak demedik mi.” Çatçat çatçat. Kara yüzler kızardı. Suçlu suçlu. Önüne bak. Önüne bak.

Radyonun sesini aç. Cızır cızır. Reji İdaresi. Cızır cızır. Genel Müdür. Tütünün baş fiyatı,20 lira. Yirmi Lira. Kararan yüzler. Hiçbir zaman birinci kalite olmayan tütünler. Olsa da 20 lira eden tütünler. Baş fiyatı 20 lira.
“Bir daha tütün yapanın anasını avradını” “Ben böyle hökümetin” “Tövbe bir daha elimi sürersem.” “Yirmi liraya vereceğime yakarım”

Yirmi liraya verilen tütünler. Kararan yüzler. Zifir karası. Seneye sonraki sene, bir dahaki sene yine dikilen tütünler. Kararan yüzler. Zifir karası. Kararan yüzler. Zifir karası. Kararan yüzler. Zifir karası. Gönüller ak. Gönüller pak. Tütün işlemeyi bilen insanlar. Tütün olurdu eskiden. Tütün. Sarı tütün.
255 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Okuduklarım arasında en optimist şair Necati Cumalı idi. Mecazsız, sade bir şekilde yazdığı şiirlerinde, yaşama umutla bakan ve onu kutsayan, savaş karşıtı bir kimlik görüyoruz. Bunun yanında Anadolu insanının yaşadığı zorluklara da oldukça değinmiş kitabında. Şiir seven arkadaşların okuması gereken bir kitap.
256 syf.
·Beğendi·10/10
Aşkın, cesaretin ve masumiyetin buluştuğu kitaptır; “Zeliş”.

Ercan Kesal’in son zamanlarda verdiği bir röportajında okuduğum bu satırların özellikle son cümlesi bugünün bazı gençlerin kitap ve edebiyat anlayışını çok iyi tarif ettiğini düşünüyorum. Olduğu gibi aşağıya alıyorum alıntıyı; “… Bu kadar aynileşmek, düzensiz bir vasatın esiri olduğumuzu gösteriyor. Bu karşımıza mimaride TOKİ, televizyonda evlilik programı, edebiyatta da markette tezgâhın yanında satılan kitap olarak çıkıyor.” Bunu buraya aldıktan sonra asıl ne demek istediğimi yazabilirim artık, suçlunun kim olduğunu da hepimiz biliyorum sanırım.
Necati Cumalı’yı günümüz kitap okuyan insanların yüzde kaçı bilir? Kaçı hayatında bir eserini eline alıp okumuş? Kaçı dillinin efsunluğa kapılık konunun derinliğinde geçmişi ve geleceğini sorgulamış? Bu toprakların insanlarını anlamaya çalışmış? Ve Necati Cumalı gibi daha nicesi… Ben kendim bu soruya cevap aradığımda korkunç sonuçlarla karşılaştım. Çünkü bizim insanlar- özellikle gençler- için edebiyat artık; Ercan Kesal’in İfadesiyle market tezgâhında satılan, bestseller furyasında dönüp dolaşan cicili bicili kapaklı, zengin kızı fakir oğlanı anlatan kitaplar demek. Haliyle bu da etrafta edebiyat adına yazılmış bir sürü kalitesiz eser demek.


Şiir, roman, hikâye, deneme, tiyatro, günce gibi pek çok türde eser vermiş bu usta yazardan, yine usta kalem olan Yaşar Kemal; “ Yaşlanmaz Şair çocuk ” diye bahseder. Çok sayıda eserin ve ödülün sahibi olan yazarı umarım hak ettiği şekilde tekrar hatırlarız ve eserlerini okumaya başlarız.

Usta yazarın bu eseri ilk zamanlarda “Tütün Zamanı” başlığıyla çıksa da daha sonra “Zeliş” adıyla yayınlanır. Eserin konusuna yabancı olduğumuz söylenemez. Bilindik bir konuyu yazıya aktarırken kullandığı eski kelimeler, kurduğu sağlam cümleler, betimlemeler karşınıza muhteşem bir eser çıkartıyor. Necati Cumalı’nın konu üzerindeki hâkimiyeti, Ege Bölgesinin insanını çok iyi tanıması ve yörenin coğrafyasına hâkim olması eserin sağlamlığında büyük bir etkendir şüphesiz.
Şöyle kısaca kitabın konusundan bahsedecek olursak; Recep’in kızı olan ana karakter Zeliha’nın kardeşiyle beraber ipini koparan keçilerini Topal Avni Bey’in bahçesinde almasıyla başlar hikâye. Zeliha, -sonrasında kendisine Zeliş diye seslenirler ve bu isimle devam eder kitap- son derece güzel, alımlı, herkesin dikkatini çekebilen bir kızdır. Keçisini almaya giderken Zeliş’in bu güzelliğinin karşısında bocalayan Cemal’in artık gözü Zeliş’ten başkasını göremez olur. Sadece Kadıovacıklı Cemal değil Cemal’in annesi ve babası da Zeliş’in güzelliğine hayran kalırlar, oğullarını bu konuda cesaretlendirir ve Zeliş’in peşini bırakmamasını söylerler. Nitekim Zeliş’e vurulan sadece Cemal değildir. Zeliş’in babasına kızı karşılığında yardım eden, para veren, hediyelere boğan zengin tanınmış Bekir Bey’de Zeliş’i babasında ister. Babası bu kadar yardıma ve paraya karşı kızını vermeye dünden razı olur.

Bir süre sonra Zeliş ile Cemal zaman zaman görüşür ve mektuplaşırlar- mektuplaşma bölümü kitabın en sevdiğim bölümlerinden biri oldu -. Bu görüşmeleri ve mektupları bilen bir isim daha var o da Zeliş’e vurulan Yaşar’dır. Sonrasında Yaşar, Bekir ve babası Recep Zeliş’in kaçırılması için Fehmi Bey’den yardım isterler. Belli paralar karşılığında hem Fehmi beyi ikna ederler. Zeliş bu hareketi duyar ve Cemal ile kaçar. Uzun bir süre hem peşine düşen jandarmalardan hem de babası ve peşindeki diğer insanlardan kaçarlar. Bu süre içerisinde Zeliş tüm ruhuyla kendini Cemal’e sunar. Usta kalem romanını çok ince bir mesajla bitiriyor; zira tüm çabalarına rağmen Zeliş ve Cemal yakalanırken Zeliş’in cesaretini ve köy halkının birleşip Recep beyi şikâyetinden vazgeçirmeleri zulme karşı birliğin korkaklığa karşı cesaretin gücünü biz okurlara hatırlatmış oluyor.

Eserin en büyük özeliği; temposu hiç düşmeyen, okuru alıp sürükleyen, heyecan ve maceranın köy romanlarının içindeki yerini hep koruyan, okuyucu tüm umudun kestiği anda okuyucusunu yanıltabilen, en önemlisi de; bunu yaparken ne çok sade ne de anlaşılmaz diyebileceğimiz bir dilden uzak durmasıdır. Her kelimesi, her cümlesi, her paragrafı çok ince eleyip sık dokuduğu daha ilk sayfada anlaşılıyor. Her sağlam okuyucu bunu görüp anlayacaktır.

Bu bir köy romanı olduğunu söylemiştik. Yer yer bir eleştiri kitabının özeliklerini barındırdığını da söyleyebiliriz. Yazar, benim de haklı olduğuna kesinlikle inandığım bir serzenişini; “ bizde beğenilecek her yazının anlaşılmaz olması öteden beri asıl olduğuna göre onların bu davranışlarına hiç şaşırmamak lazım! Toplumumuz Sadık Efendi’nin dilekçesine gelinceye kadar, anlaşılmaz sözleriyle bütün edebiyat jürilerini, bütün ünlü eleştirmenleri hayran eden nice sayısız şairler, nice büyük yazarlar yetiştirmiştir!” bu cümlelerle dille getirmiştir. Yazarın dilli bu cümlelerin etkisi altında biçimlendiğini bu kitapta görebiliyoruz. Ve ortaya koyduğu eserde yazarı haklı çıkarmıştır. Sadece bununla kalmaz yeri geldiğinde o zamanın nüfus sahibi olan insanların her şeyin üzerindeki hâkimiyetlerini de ince bir ironiyle dille getirmiş, özellikle adalet sisteminin üzerindeki etkilerini ve hiyerarşi çemberindeki karakterlerin rollerini ince göndermelerle eleştirmiştir.

O eski edebi dillin zevkini tatmak isteyen, eski köy insanların birbirlerine karşı davranışlarını merak eden, değerlerin ortak paydasında buluşan insanların o masumiyetlerine şahit olmak isteyen her okur için Necati Cumalı’nın bu kitabı bir fırsattır. Aşkın, cesaretin ve masumiyetin buluştuğu kitaptır; “Zeliş”.
416 syf.
·Beğendi·10/10
Merhabalar

Üç serilik kitabın ikincisi olan Yağmurlarla Topraklar'ı da bitirmiş bulunmaktayım.
Normalde bir kitabı bitirdikten sonra kısacık konusundan kısacık dilinden bahseder tavsiye edip etmediğimi söyler yorumumu bitiririm. Fakat bu kitap için biraz uzun olacak yorumum.
Okursanız beni mutlu edersiniz

Bu kitabın içinde ne var ???

Bir kasabada öğretmenlik yapan Perihan ile avukatlık yapan Nihat'ın aşkı var. Fakat 415 sayfalık kitapta çok az yer kaplıyor bu aşk. Çünkü çok daha önemli meseleler var.

Bu meselelerden ilki Kore Savaşı. Bu savaşın halk üzerindeki etkisi. Savaşa giden yakını olanların tedirginliği yakını olmayanların rahatlığı. Savaş sonrası insan psikolojisi...

Bir diğeri çok partili demokrasi döneminin sancıları var kitabın içinde. Sağ ve sol kesim diye ayrılmalar kendinden olmayanı hor görmeler yok saymalar var.

İktidara yakınsan güçlüsün değilsen devlete karşı suç işliyormuşsun damgası var.

Eğitimde eşitsizlik var. Zengin ailelerin çocuklarının özel okullarda okuyup özel dersler alarak bir yerlere gelmeleri fakir ailelerin çocuklarının ise gerek aile yüzünden gerek bulunduğu yerde okul olmamasından dolayı okuyamamaları bu nedenle de nice cevherlerin körelip gitmesi var.

Ağaçları, eski yapıları yok edip, yerine mimariden yoksun betonlar dikmek var.

Halkın her durumda duygu sömürüsü yaparak istediklerini elde edebileceğine olan inancı ve bu durumdan hiçbir zaman vazgeçmemesi var.

Kasaba ve köylerde geçim kaynağının "Yağmura" ve "Toprağa" bağlı olması, sevinçlerin ve üzüntülerin gelen veya giden yağmura göre olması var. Köylünün geçim derdi, çiftçiye devlet desteğinin olmaması bu durumda ise gençlerin şehirlere gitmeleri, topraklarından vazgeçmeleri var.

Kısacası ben bu roman için geçmişin/yazıldığı çağın/ günümüzün/ geleceğin tanıdığı diyebilirim.

Okurken tüm olaylar size tanıdık gelecek. Bir puan verecek olursam 10/10 dur bu.
Kesinlikle tavsiye ederim

Yazarın biyografisi

Adı:
Necati Cumalı
Unvan:
Türk Yazar, Şair
Doğum:
Yunanistan/florina, 1921
Ölüm:
İstanbul, 2001
1921 yılında bugün Yunanistan sınırları içindeki Florina’da doğdu. 10 Ocak 2001′de İstanbul’da yaşamını yitirdi. İzmir Atatürk Lisesi’nden mezun oldu. 1941′de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 1945-1948 arasında Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’nde çalıştı. 1950-1957 yılları arasında İzmir ve Urla’da avukatlık yaptı. 1957-1959 yılları arasında Paris Basın Ataşeliği’nde memurluk görevinde bulundu. 1959-1963 arasında İstanbul Radyosu’nda redaktörlük yaptı. 1963-1965 arasında eşinin Dışişleri’ndeki görevi nedeniyle İsrail’de ve Paris’te yaşadı. Yurda döndükten sonra İstanbul’a yerleşti. Ve yaşamını burada tamamladı. İlk şiiri 1939′da yayınlandı. Garip Akımı şairleri ve 1940 kuşağının diğer şairlerinden farklı olarak yalın, aydınlık anlatımlı, lirik şiirler yazdı. Sevgi, sevinç, özlem gibi bireyin güncel kaygılarıyla birlikte çağın toplumsal sorunlarını da ele aldı. 1955′ten sonra şiirin yanısıra öykü,roman ve tiyatro türlerine de yöneldi. Şiirsel dili ve ayrıntıları ustaca kullanmasıyla kendini kolayca okutturdu. Roman ve öykülerinde çoğunlukla Ege Bölgesi’ndeki kasaba ve kırsal kesim insanlarının sorularını işledi. “Tütün Zamanı” (1971′de Zeliş adıyla), “Yağmurlar ve Topraklar”, “Acı Tütün” romanları bu ürünlerin en başarılıları arasındadır. “Ay Büyürken Uyuyamam” adlı öykü kitabında Anadolu insanının cinsel bir tablosunu çizdi. Öykü, roman ve oyunlarından bazıları sinemaya da uyarlandı.
ESERLERİ

ŞİİR: Kızılçullu Yolu (1943) Harbe Gidenin Şarkıları (1945) Mayıs Ayı Notları (1947) Güzel Aydınlık (1951) Denizin İlk Yükselişi (1954, ilk üç kitaptaki şiirler toplamı) İmbatla Gelen (1955) Güneş Çizgisi (1957) Yağmurlu Deniz (1968, son iki kitap ve yeni şiirleri) Başaklar Gebe (1970) Ceylân Ağıdı (1974) Aç Güneş (1980, toplu şiirler) Bozkırda Bir Atlı (1981) Yarasın Beyler (1982) Tufandan Önce (Bütün şiirler 1′nci cilt, 1983) Aşklar Yalnızlıklar (1985,toplu şiirler I) Kısmeti Kapalı Gençlik (1986, toplu şiirler II)

ÖYKÜ: Yalnız Kadın (1955) Değişik Gözle (1956) Susuz Yaz (1962) Ay Büyürken Uyuyamam (1969) Makedonya 1900 (1976) Kente İnen Kaplanlar (1976) Dilâ Hanım (1978) Revizyonist (1978) Yakubun Koyunları (1979) Aylı Bıçak (1981)

ROMAN: Tütün Zamanı (1959) Yağmurlar ve Topraklar (1973) Aşk da Gezer (1975)

OYUN: Mine (1959) Nalınlar (1962) Derya Gülü (1963) Oyunlar I (Boş Beşik, Ezik Otlar, Vur Emri) (1969) Oyunlar II (Susuz Yaz, Tehlikeli Güvercin, Yeni Çıkan Şarkılar) (1969) Oyunlar III (Nalınlar, Masalar, Kaynana Ciğeri) (1969) Oyunlar IV (Derya Gülü, Aşk Duvarı, Zorla İspanyol) (1969) Oyunlar V (Gömü, Bakanı Bekliyoruz, Kristof Kolomb’un Yumurtası) (1973) Oyunlar VI (Mine, Yürüyen Geceyi Dinle, İş Karar Vermekte) (1977) Yaralı Geyik (1981)

DENEME: Niçin Aşk (1971) Senin İçin Ey Demokrasi (1976) Etiler Mektupları (1982)

İNCELEME: Muzaffer Tayyip Uslu (1956)

GÜNCE: Yeşil Bir At Sırtında (1990)

ÖDÜLLERİ: 1957 Sait Faik Hikaye Armağanı Yalnız Kadın ile 1969 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü Yağmurlu Deniz ile 1977 Sait Faik Hikaye Armağanı Makedonya 1900 ile 1981 Kültür Bakanlığı Tiyatro Ödülü Dün Neredeydiniz ile 1984 Yeditepe Şiir Armağanı Tufandan Önce ile

Yazar istatistikleri

  • 193 okur beğendi.
  • 2.120 okur okudu.
  • 43 okur okuyor.
  • 950 okur okuyacak.
  • 30 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları