Necati Tosuner

Necati Tosuner

7.4/10
33 Kişi
·
104
Okunma
·
10
Beğeni
·
2.331
Gösterim
Adı:
Necati Tosuner
Unvan:
Türk Roman ve Öykü Yazarı
Doğum:
Ankara, 1944
Necati Tosuner (d. 1944, Ankara), Türk roman ve öykü yazarı.
"İki Gün" adlı öyküsüyle 1970 TRT Sanat Ödülleri Başarı Ödülünü, Sancı... Sancı... adlı romanıyla 1978 Türk Dil Kurumu Roman Ödülünü, "Armağan" adlı öyküsüyle 1997 Haldun Taner Öykü Ödülünü, Güneş Giderken adlı öykü kitabıyla 1999 Sait Faik Hikâye Armağanını ve Kasırganın Gözü adlı öykü kitabıyla 2008 Attilâ İlhan Roman Ödülünü kazanmıştır.
Bir sirkte çalışmanın bir çocuk kitabı yazmaktan daha önemli olduğunu öne sürebilirim. Çünkü bir sirkte çalışıyorsan,bir sirkte çalışıyorsundur,bunun kandırmacası olmaz. Oysa bir çocuğun ne kadar başarılı bir biçimde kandıra biliyorsan o kadar başarılı bir çocuk kitabı yazmış olursun. Evet çekinmeden söyleyebiliriz: Bir sirkte çalışamayanlar çocuk kitabı yazarlar. Yani çocuk kitabı yazmış olanlar bir sirkte çalışmayı asla başaramamış kişilerdir.
İçimde bir boşluk...
Ve kilisenin çanları... Suların aktığı yandan kuş kanadı bir esinti... Bir bilmedik dosttan Tanrı selamı sanki... Yavaştan karaltılı bir su gözlerimde... Birden parlak ışıkları kentin...Bir sıcaklık yanaklarımda... Ve dudaklarımda tuz tadı...
"Yaşamak var olduğunu duymaktır. Kendini var bilmektir yaşamak. Ve insanlar, bildikleri bütün iyilikleri ve kötülükleri, yüreklerinde var olduklarını bir an duymak uğruna işlemezler mi?"
Necati Tosuner
Sayfa 21 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Bugünden karanlığa doğan kız çocukları ve bunun dehşetini hiçbir zaman bilemeyecek olan,hiçbir zaman umursamayacak olan erkek çocukları...Çocukların karanlık geleceği burada.
Önce beni asacaklar.
Ben, uzun boyluyum. İri kemikliyim. Gencim. Ellerim bıraktı kalem yontmayı, silah kavradı sonra. Yüreğim kirlenmedik bir yürekti, buna seviniyorum.
"Gerçekte 'insanlık' denilen, bir kendini düşünme, bir kendini beğenmeden başka nedir? Ve insanlar, insanlığı bencilliklerine kurban etmediler mi?"
Necati Tosuner
Sayfa 1 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
"Ve bir gün, 'savaş bitti' dediler. Savaş biter mi hiç? Kaç kişi zengin oldu fasulyeden, şekerden?.. Savaş biter mi?"
Necati Tosuner
Sayfa 8 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Titreyen dünyanın gökyüzünde hızlanıyor bulutlar.Başka yerin bulutu olmaya koşturuyor bukutlar.
İyi insanlardan belki herkese iyilik gelmez,ama kötü insanın herkese olabilir kötülüğü.
"Güldü mü, durgun bir denizde, çok uzaktan, ağır çekimde yunuslar geçiyor."
Necati Tosuner
Sayfa 64 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Güneş giderkenki o anlar… Telaşların, mutsuzlukların, sevinç ve kederlerin birbirini kovalamasıyla nasıl geçtiğini anlayamadığımız bir günün bitişini haber veren gün batımı…

Gün doğumunu izlemek mutluluk verir insana. Yeni bir günün başlangıcını müjdeler gün doğumu. Umut demektir yepyeni bir gün, başlangıç demektir. Gün batımı ise hüznü daha çok hatırlatır bize. Bitişi haber verir çünkü…

Necati Tosuner hayatın “Güneş Giderken”inde yaşayanları kaleme almış bu hikayelerinde… İkinci baharını yaşamak isteyen bir çifti okurken, başka bir öyküde bir gence sevdalanan yorgun bir kalbe yoldaşlık ediyoruz. Hayatın gün batımında kalan insanları ince mizahıyla süsleyerek, sade diliyle çok güzel anlatmayı başarmış Tosuner. “Sait Faik Hikaye Ödülü’nü nasıl almış bu kitap?”sorusunu sordurmadı bana, 1999’da bu ödülü alan eser. Bizden insanların başına gelen sıradan olayları, karamsar dünyalarını, okuru içine çekerek anlatmayı başarmış.

Kitabı okuduktan sonra kapak tasarımına takılmadım değil. Manzara resmi güzel; fakat bir yaşlı fotoğrafı ve arkada yine bir gün batımı olsaydı, kitaba daha yakışan bir kapak olurdu, diye düşünüyorum. "Eylül" eserinin kapak tasarımları da aynı şekilde. Kapak tasarımcıları ya mecazlı söyleyişleri anlamıyor, ya da kitabı okumuyorlar galiba...

Sözün özü İlk kitabını okuduğum Necati Tosuner, sıkılarak okuyabileceğimi düşündüğüm “Güneş Giderken”de, özellikle bir çocuğun anlatımıyla başlayan ilk hikayesi "Ayten’in Keremli Öyküsü"nde ne basit bir anlatım derken, ilerleyen sayfalarda beni olumlu anlamda şaşırtmayı başardı. Her hayatın bir bitişinin olduğunu hatırlatırken yüzümüzde de tebessüm bıraktırmayı ihmal etmeyen hikayeleriyle kesinlikle tavsiye edebileceğim, kendini bir çırpıda okutan, kafa dinlendiren bir eser…

Arkadaşlarla aramızda
Bir yarışma düzenliyoruz
Bakalım
Kim daha önce bunayacak?..
Beni kazandırıyorlar!
(Sayfa 85)
"Adı sanı duyulmamış yazarlar yahut şairler bazen büyük yazar ve şairlere taş çıkartır" kanaatindeydim ve öyle de kalacağım gibi görünüyor. Necati Tosuner öyle olaylar çıkarıyor ki karşımıza ve öyle güzel kullanıyor ki dilini, hayran bırakıyor okuru kendine. Gerçekten çok güzel bir dil işçiliği ve birbirinden güzel, muazzam öyküler var kitapta. Zannımca bu olayları yaşamış veya biz öyle sanalım mı istemiş bilmiyorum. Ama okuduğumda "keşke o kadın seni bırakmasa, neden bıraktı, neden sevdi bir başkasını, neden Kerim yok artık?, neden yalnızsın, yengene göz dikmedin değil mi, o yüzden kovmuyor de mi seni evden?, yoksa o da mı kanser senin gibi, ya yeğenin, nasıl diyeceksin ona babasının öldüğünü, anlatabilecek misin?" sorularını sordum ona. Onunla konuşuyormuşçasına. Kaçıyor benden. Hep eksik cümleler. Hayatı gibi.



"Biliyor musun, önce Murat yoktu. Değil mi, kardeşin yoktu senin. Sonra Murat oluverdi. Hep böyle. Deden vardı değil mi? Deden yok oldu sonra. Hep böyle. Herkes böyle. İnsanlar önce yokken ortaya çıkarlar, sonra bir gün giderler. Köpekler de öyle, kediler de... Hani Hatice Hanım'ın bir sarı kedisi vardi, n'oldu?"
"Ölmüş."
"Ya, ölmüş. Hep böyle olur. Kediler de ölür, insanlar da... Herkes..."
Tıkanıyorum.
Ağlamıyor.
Kolumu sarıyorum.
"Şimdi söyle.." diyorum. "Sevim ne dedi sana?"
"Babam ölmüş."
Duruyorum.
"Annem dedi ki Sevim yalan söylemiş, gelecekmiş."
"Sevim doğru söylemiş." diyorum. "Annen korkmuştur sana söylemeye. Senin üzülmeni ister mi hiç?
"İnsan ölünce bi daha gelmez mi?"
"Gelmez. Biz de ölünce oraya gideriz."
"Nereye?"
"Bilmem. Kimse bilmez ki bunu... İnsanlar nerden geliyor? Yine dönüyorlar sonra oraya..."
Duruyorum.
"Evimize gidelim mi?" diyorum.
Başlıyor ağlamaya.

Bir Soru adlı öyküden...
Necati Tosuner. İlk "Sisli" kitabıyla tanışmıştım onunla. Sisli kitabını çok beğenmiştim. Sonunda da kendimi tutamayıp birkaç gözyaşı dökmüştüm hatta.

Şimdi elimde tuttuğum Kasırganın Gözü. Attila İlhan Roman ödülü. Evet, yanlış duymadınız; roman ödülü. Kitaba başladım. Ama kitap romandan çok öykü gibi geldi. Acaba basarken kitabın kenarına öykü yerine roman mı yazdılar dedim. Basım yanlış olsa dahi ödülü veren jüri üyesi yanılmış olamazdı. Öykü sanmamın nedeni ise kitabın bölümlerden oluşması idi. Ben kafamda "bu kitap öykü kitabı, eminim" derken Necati Tosuner sesimi duyacak ki, hemen cevap veriyor aklımdaki sorulara ve sayfa 31'de şöyle diyor:

"Bu yazdıklarım için
"roman değil" diyen biri olacaksa,
şimdiden bıraksın okumayı!"

Ve ekliyor:

"Benim için artık çok geç.
Okuyan geç kalmış değil..."

Bir şok dalgası yaşıyorum. Diyorum ki "Necati Abi sesimi mi duydun?" Kitap ilerledikçe anlıyorum ki elimdeki kitap bir roman. Şöyle ki, hep birinden bahsediyor. Daha doğrusu her bölümde ona sesleniyor. Örneğin her öykünün başında "sen gidiyorsun, sen geliyorsun, sen biliyorsun vs" Bazen de sitem var, kızıyor sanki karşısındakine. Ona bir mesaj vermek istiyor sanki. "Bak bunları duy, bil, öğren" der gibi. Ve şöyle bitiriyor karşısındakine kurduğu cümleleri:

"Senin mi?..
O senin Tanrın değil, herkesin Tanrısı o!
Otun.. böceğin, -bildiğin bilmediğin, gördüğün görmediğin, bildiğini.. gördüğünü sandığın- her şeyin Tanrısı o!

.....

Çocukları öldürdün.. öldürttün sen!
Tanrı, seni ya da seni ya da seni, niçin sevsin ki?..
Yalnızca senin Tanrın mı o?.."

Son olarak karşısındakiyle dalga geçer gibi yanlışını yüzüne vuruyor:


"Kendine güldürme kendini!"
Şiirle düz yazı arası bir kitap.Bazı yerleri şiire bazı yerleri düz yazıya daha yakın.İlk başta çok güzel başlasa da,devamı aynı güzellikte gitmedi.Sanırım bu kitabın sonlara doğru iyice şiirselliğe kayması.Şiirleri sevsem de şiir kitabı okumayı sevmiyorum ben.İlk başlar biraz daha düz yazı gibi o yüzden daha çok sevdim.Net bir konu yok zaten kitapta .O yüzden beni pek etkilemedi sanırım.
Neredeyse 15 yıl önce okuduğum ama hala samimiyetini hissettiğim bir kitap. Yazarın kendi içsel dünyasını yansıtan öyküler sizi farklı duygusal noktalara, hüzün ve mücadelenin boyutlarına götürüyor.
Bir acı kitap, ruhu da bedeni de paramparça eden. Hayata karşı bir isyan ki insan sualsizce sahip olduğu bedeninden utanmakta. Şu empati denen kavram, bir de kitap bittiğinde kendini sorgulatmalı.
Sadece bir saatinizi ayırdığınızda özlem duyduğunuz geçmişinize yolculuk yapabilir ve kaybetmiş olduğunuz o duyguların kokusunu uzaktan da olsa alabilirsiniz.
Necati Tosuner, kitap hasebiyle kurulmuş bir Facebook grubunda ismini ilk kez duymuş olduğum, akabinde de tanımak istediğim günümüz yazarlarından biri. Hayatın ona yüklediği kamburunu sırtlamaya başarmış, kalemini kılıç bellemiş bir şövalye. Bu on altı öykülük kitabıyla da ilk teması sağlamış olduk. Ancak bu ilk temas pek sevimli başlamadı. Kitaptaki ilk iki öykü peşin hükümlü okurlara kitabı bıraktıracak derecede vasat ve yüzeyseldi ancak sonraki öykülerle daha iyi anlaşmaya başladığımızı söyleyebilirim.

Öyküler üç ana başlığa ayrılmış: İstanbul, 12 Mart ve Almanya.

İstanbul öykülerinde genel tema yağan ama tutmayan kar gibi hayal kırıklıklarıyla nihayetlenen aşk teşebbüsleri. Aşkın teşebbüsü olur mu? Bilmiyorum. Düşünmeli.

12 Mart öykülerinde otobiyografik atmosfer göze çarpıyor. Yazarın bebekliğinden çocukluğuna değin aile hayatından farklı zaman dilimlerine ait kesitler sunuluyor. Bu kesitlerde üç şey hakim: Yazarın kamburluğu ve bedensel kamburluğun ruhsal-sosyal kamburluğu tetikleyişi. Ailenin üstündeki yoksulluk örtüsü. Birtakım siyasal eylemler.

Almanya öykülerinde ise daha çok gurbetteki insanın yalnızlığı ve yabanlığı işlenmiş.

Kitabın benim verdiğim 7 puanla dört kullanıcıdan tutturduğu 6.3'lük ortalama yanıltıcı olabilir. Puana kanmayıp kitaba rast geldiğiniz takdirde tereddütünüz varsa yıkın derim.

Anlatımında kadınsı bir narinlik (Feministler daş atmasın, üslubunun kadın edebiyatçıların üslubuna benzediğini anlatmak istiyorum.) bulduğum ve koyu diyalog cümleleriyle anlatımını sıradanlıktan uzaklaştıran Necati Tosuner'in en beğendiğim öyküleri: Alev alan ama tutuşmayan bir aşkın kadavrası: Cici-Kaka. Aşkını hayatına endekslemiş bir gencin travmasının anlatımı: Kibrit Kutusu.
On sayfada çok farklı duyguları tattırabilen: Sisli. Sığıntılık hissinin art niyetle daha bir çekilmez hale gelişini anlatan: Yengelerimiz. Son olarak da bir çocuğa ölümü anlatmanın hikayesi: Bir Soru.
Ben hayatımda bu kadar kötü yazılmış bir kitap okumadım. Kitapta ne anlatmak istemiş, derdi neymiş bir türlü çözemedim. Kitap sayfaları yarım yarım, boşluklar bırakılmış hep. Ufukta bir timsah esniyordu gibi saçma sapan meteforlar. Beş yaşındaki çocuk kitapları eminim daha güzeldir. Üstad kusura bakmasın ama inanılmaz kötü bir kitap.
Hikaye olarak beni etkilemese de dili etkiledi .
Bir iç sıkıntısı ancak bu kadar şiirsel anlatılabilirdi.
Monologlar da çok başarılıydı bence.
Ama umut dolu bir insandan ziyade derdi olan ,derdiyle barışmak için sürekli kendiyle konuşan bir insanın halini anlatıyor.
#necatitosuner
#kambur

Yazarın biyografisi

Adı:
Necati Tosuner
Unvan:
Türk Roman ve Öykü Yazarı
Doğum:
Ankara, 1944
Necati Tosuner (d. 1944, Ankara), Türk roman ve öykü yazarı.
"İki Gün" adlı öyküsüyle 1970 TRT Sanat Ödülleri Başarı Ödülünü, Sancı... Sancı... adlı romanıyla 1978 Türk Dil Kurumu Roman Ödülünü, "Armağan" adlı öyküsüyle 1997 Haldun Taner Öykü Ödülünü, Güneş Giderken adlı öykü kitabıyla 1999 Sait Faik Hikâye Armağanını ve Kasırganın Gözü adlı öykü kitabıyla 2008 Attilâ İlhan Roman Ödülünü kazanmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 10 okur beğendi.
  • 104 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 69 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.