Necip Fazıl Kısakürek

Necip Fazıl Kısakürek

8.7/10
3.637 Kişi
·
11.516
Okunma
·
4.008
Beğeni
·
43.355
Gösterim
Adı:
Necip Fazıl Kısakürek
Tam adı:
Ahmet Necip Fazıl Kısakürek
Unvan:
Türk ve İslamcı Şair, Yazar ve Fikir Adamı
Doğum:
İstanbul, 26 Mayıs 1904
Ölüm:
İstanbul, 25 Mayıs 1983
Ahmet Necip Fazıl Kısakürek, (d. 26 Mayıs 1904, İstanbul - ö. 25 Mayıs 1983, İstanbul) Türk ve İslamcı şair, yazar ve fikir adamıdır.

Necip Fazıl, 21 yaşında yayımladığı Örümcek Ağı adlı şiir kitabının ardından, 24 yaşındayken yayımladığı Kaldırımlar adlı şiir kitabıyla tanınmıştır.[2] 1934 yılına kadar sadece şair olarak tanınmış ve meşhur Bâb-ı Âli'nin önde gelen isimleri arasında yer almıştır. 1934 yılında Abdülhakîm Arvâsî ile tanıştıktan sonra büyük bir değişim yaşamış ve bu değişimi kendisi "...içimi öylesine bir sosyal mücadele ve cemiyeti yorma hamlesi kapladı ki, artık çalışamaz oldum." şeklinde tanımlar.

Bu tarihten sonra Türkiye'nin bir çok şehrinde konferanslar düzenlemiş, düzenlemiş olduğu konferanslarda ki sözlerinden dolayı hakkında dâvâlar açılmış ve bu dâvâlar neticesinde öncülük ettiği Büyük Doğu Hareketi'ne dair yayın yapan Büyük Doğu Dergisi yayın hayatı boyunca 16 kez kapatılmış, Necip Fazıl'ın eserleri toplanmış ve basımı yasaklanmıştır.
Kurban olduğum Allaha bile günde beş vakit ulaşabiliyorken, kendini ulaşılmaz sananlara selam olsun!
Gençlik... Gelip geçti... Bir günlük süstü;
Nefsim doymamaktan dünyaya küstü.
Eser darmadağın, emek yüzüstü;
Toplayın eşyamı, işim acele!
Güzel Allahım, senden ne gelecekse gelsin;
Sen ki, rahmetinle de, kahrınla da güzelsin...
BEKLENEN

Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?

(1937)
Necip Fazıl Kısakürek
Sayfa 198 - Büyük Doğu Yayınları
**** Spoiler içermeyen ama çok da kişisel bir incelemedir :)****
Ömrüm boyunca elime Necip Fazıl Kısakürek kitabı almadım. Bazı şiirlerini ordan burdan ve dahası sosyal medyadan işitmiştim. Siyasi çizgi ve kişiliğinin çok sert noktaları olduğunu düşünüyordum ve mesafeli duruyordum. Açık konuşmak gerekirse bu kitap kütüphanemde süs biberi gibi duruyordu. Daha da kişisel bir şey söyleyecek olursam ''visal'' kelimesine karşı acayip bir zaafım var. Hani insanın bir kelimeye aşık olabileceği mantığı aklıma yatmış olsa. Ben bu kelimeye aşığım diyebilirdim. Neyse kitabı okurken bazı şiirlerde bu kelime geçtikçe, kalbim de gerçekten tarifini edemeyeceğim bir his belirdi. Bunca şiirin arasında bir tanesi mi manasız olmaz, bir tane '' bu şiir kötüymüş'' diyebileceğim şiir çıkmaz. Kelimeler ile oynamak veya kelime cambazlığı dedikleri bu olsa gerek. Bir de bir şey söyleyeceğim, içimde kalmasın. Herkesin kendi düşüncesidir lakin, bu kitaba 1 puanı reva gören zihniyet siyasi düşünüyor ve fesatlanıyordur. Gitsinler küçük iskender okusunlar onları o paklar çünkü...
Çile...Necip Fazıl'ın şiirlerini derledigi bir kitaptır .Sonsuzluk Kervanı'ndan itibaren bir araya topladığı şiirlerini
Allah ,Insan,Ölüm ,Şehir,Tabiat,Kadın ,Korku,
Daussila,Hafakan,Dekor vesaire gibi değişik başlıklar altında gruplandirmistir .


Necip Fazıl Çile için "Bu şiir,benim bütün sanat ve dünya görüsümün içinde kesafet bağladığı nazım tecrubesidir "diyerek şiiri yazarken büyük ruh kasirgasi yaşadığını belirtir.Çile'nin ana temini fiilen yaşadığım bu fikir buhranina borçluyum .Necip Fazıl için Çile şiiri çok önemlidir .Çile şiiri için "Uzun lafa ne hacet! Benim söylemediğimi şiir soylecektir " diyecektir.


Yaptığım araştırmada Büyük din alimlerinden Abdulhakim Arvasi Hazretleri ile tanıştıktan sonra hayatı tamamen değişen Necip Fazıl,bu değişim üzerine Çile şiirini kaleme alır .Bir gün şiirini Arvasi Hazretleri ile paylaşınca;
“Çile şiirimi derin derin dinlediler. Ve sükut… Hatta memnuniyetsiz bir sükut… Sonradan ben de derin derin düşündüm ve bu memnuniyetsiz sükutu, şiirin kendilerine okunan ilk şeklindeki edeb hatalarına yordum" diyerek şiirin ilk yazilis şeklinde mukaddes ölçüleri tasirir gibi edasinin olduğunu belirtir.Daha sonra "Ne yapayım yavaş yavaş adam oluyordum. Okyanuslar gibi dalgalanan çamur nefsimi yüksük yüksük süzmeye mecburdum" diyerek Arvasi Hazretlerinin vefatından sonra şiirin askinlik ve taskinligini duzelttigini söyleyecektir .


Necip Fazıl'ı ilk defa okuyan birisi olarak öncelikli tercihim nedense "Çile" şiiri oldu.Bahar mevsiminin rengarenk cicekleriyle örtüsünü örttügü cıvıl cıvıl su günlerde ,insanın da diş dünyayla tamamen ayrı olarak kendi içinde hissettiği bambaşka bir iklimi vardır.Işte benim de tam da yüreğimin, sonbaharı andıran hüzne boğulduğu ,ümidimin sararmaya yüz tutup,zamanın cildirticiligina inat yaprak yaprak döküldüğü,tum gözyaşı pinarlarinin sozlesmiscesine yüreğime üsüstügü,ölümün hemen yanibasimda son hazırlıklarımı ,
sevdiklerimle son vedami yapmamı istercesine hazırda beklediği, acziyetimi tum siddetiyle hissettiğim ,hüznümü,sıkıntımı Rabbime şikayet ettiğim adeta eskilerde olduğu gibi "cilehane" ye sığınırcasina teslimiyetin sûkutuna bürünüp teselli arayışında bulunduğum bir ana denk geldi Çile şiiri ...



Ah şu dünyadan başka bir şey görmeyen ,öbür aleme ait lezzet ve nimetleri burada yaşayıp burada bitirmek isteyen nefsim ,çile bilmeyen ,sıkıntıdan hoşlanmayan nefsim ,rahata ve rehavete müptela nefsim ,hayatını madde ve konforun kirliligine buruyen kadavralasmis adeta çekilmiş ham ruhumu kendi özüne çekmek; ahiret,kabir,cennet ,cehennem gibi öteler düşüncesinin yeniden gönlümde mayalanması için; yer yer hirpalasa da nefsimin yüzüne çarpsa da eksikliklerini,yanilticiligini Çile şiiri ruhumun tıkalı yollarını açarak, uyku moduna çektiğim nefsimi adeta sarsarak bir nebze de olsa uyanmasını sağladı diyebilirim .Bundan dolayı Çile şiirini okumak için dünyanın tüm kalabaliklarindan bir an bile olsa elimi ayağımı çekip tum seslerin sesini kısarak ,kendi özüme kulak vererek ,sabahın ve gecenin en dingin saatlerini ,herkesin uykuya çekildiği benim de nefsimi uyutmamak için cabaladigim zaman dilimlerini tercih etmiş oldum .



Necip Fazıl'in Çile şiiri bence bir şiirden de ötesi.Muhakkak düşüncesine ,ideolojisine katilmayanlar olacaktır,herkesin kendi tercihi .Lakin bana göre Necip Fazıl tek bir kelimede ,tek bir dizede bile sayfalar dolusu derin anlamlar çıkarabilecek kadar zengin bir kaleme sahip .Okurken yormayan muazzam ahenge sahip,düşündüren ,düşündükçe sakaklarinizi zonklatmaniz gereken sözü de kalemi kadar güzel bir şiir Çile.Yer yer üslubu ağır gelebilir ,sözcüklerini esirgemeden kalemini dobra dobra konusturan birisi Necip Fazıl.Daha önceden ezbere bildiğim ,asinasi olduğum şiirlerine burada rastlamak,
hatırlamak güzel bir duyguydu benim için.Dünyanın ağrısınin sizlatmaya başladığını hissettiginizde sindire sindire okunursa şayet şefkatli bir hekim gibi imdadimiza yetisecektir Çile .Adeta elindeki mizrabini gonullerimize vuran ,"fikir çilesi" diye diye sanciyla inledigi,dinlenemediği,istirahat edemediği günlerin ,uyuyamadigi günlerin,haftalarin yorgunluğunu izdirap dolu yüreğiyle durmadan arılar gibi dört bir yana koşturarak rastladıkları çiçeklerin yapraklarina ulaştıracak , onlara bal olma düşüncesini fısıldayarak gerçek mutluluğun yollarını göstermek için cabalayacaktir.



Necip Fazıl'ı ilk defa zihnime yer edinen "Çocukken haftalar bana asırdı;Derken saat oldu, derken saniye...İlk düşünce, beni yokluk ısırdı:Sonum yokluk olsa bu varlık niye?" siiriyle küçük yaşlarda tanımış oldum.Varoluş sancısı hala bile çok etkiliyor beni.Kendi öz istikamet yolunun sadık yolcusu olamamak ,irademdeki catirtilar derinden üzüyor beni .Genelde kendisi için psikolojik bir boşluk yaşadığını söylerler.Çile şiirinde benim fark ettiğim ise Necip Fazıl, çok şey kesfetmenin ötesinde ,
kendisini keşfetmiş ,kendi yeterliligine inanmış bir insan .Günde birkaç defa düşünce mekigini yer ile gök arasinda gezdiren ,gönül atlasina yeni buudlar kazandıran,kapısını penceresini sonsuzluğa, ötelere sürekli açık tutan,yıldızlarla konuşup denizle dertlesen,ağaçlardan ,uçan kuşlardan ,yağan yağmurdan,içimde yaşamış insan,içimde kıvrılan lisan dediği kaldirimlardan,mezarlara uğrayıp değiştirdiği konfor tanımını tabuttan,adımlarını yüklendiği sokaklardan, bulutlardan her birisinden almış olduğu mesajlarla dimagindaki küflenmiş düşüncelerden arinarak, Mevlana misali pergel gibi bir yaniyla halkın içinde ,diger yaniyla Hakk'la beraber insanlığın gamini yüklenen bir insan...


Nasıl ki sular hararet görmeden duruluga kavusmaz ise ,tohumlar catlayip curumeden sumbuller gibi vesaire çiçeklerin dirilisi söz konusu olmazsa,kar kış olmadan bahar netice vermez,kıymeti bilinmezse ,altın parlaklığıni ,demir saglamligini eridikleri potaya borçlu iseler işte ruhumuz da çile ile kemale ererek "ego"nun karanlık ve yanıltıcı baskısından kurtularak ,hamlasmis ,yosun tutmuş gönüllerimiz de ebediyete yönünü çevirip aydınlığa erecektir.Necip Fazıl'in çok sevdiğim beni de çok etkileyen;

»»"Yıkılan sarayımdan tek bir nakış kalmadı;
Dışa mıhlandı gözler, içe bakış kalmadı." sözüyle kendi içimize ,özümüze doğru yolculuk yaparak kemale erip ,günahlardan arinarak saflasarak yeknesaliktan kurtulabiliriz belki .


Son olarak bilenler bilir adına her ne koyarsanız koyun şayet bunun adına "inceleme"denilecekse başka seçenek olmadığı için bu ifadeyi su an için kullanıyorum.Kitap yorumlarimda duygularımı ,
hissettiklerimi,bendeki yansıyan yönlerini paylaşmayı severim .Yoksa gerçek manada bir tahlil yapmaya kadir olmadığımı biliniz lütfen ...Saygılarımla


Keyifli okumalar ...
Hayatının dönüm noktası olarak Abdülhakim Arvasi Hazretleriyle tanışmasını kabul etmiş ve kitabını "Ondan önce", "Ondan sonra" olarak iki bölümde kaleme almış..tanımadan önce ki hayatını acık yüreklikle dile getiriyor. İkici bölümde ise şeyhini buluyor ve ona saygı ve sevgisini her satırda hissettiyor. Necip fazıl Kısakürek..boşa geçen otuz yıl..Ve sonra kendini bulma çabası. Geceler boyunca yanan göğsü ve aylarca gözüne girmeyen uyku..Peki ya bir şair,bir yazar nasıl değişir. Ne sebep olabilir ki bu amansız fikir değişikliğine diye sorar iseniz işte size cevabı...Üstadın en iyi kitaplarından biri diyebilirim
Necip Fazıl ı okumaya ilk bu kitaptan başlanmalı bence.. o kadar samimi o kadar duygulu içten bir kitap ki.. yer yer ağlayarak okudum.. Bir insanın derdi nedir bu dünyada?? işte bu sancılarla kendini duvarlardan duvarlara vuran kafasını çatlatırcasına düşünen bir adam..köklü bir aileden gelmiş bir Osmanlı beyzadesi ve gençliğinde Avrupaya gönderilip Aydın olması beklenirken bohem hayatın içinde dibi gören, bocalarken yolu Seyyid Abdülhakim Arvasi Hz. mübarekle kesişen bir adam.. Necip Fazıl.. o dönemleri anlatırken güzel bir İstanbul hatırası da okuyorsunuz aslında.. özlüyorsunuz İstanbul un o halini.. çok değişik şeyler anlatılıyor kitapta.. yalnız sigara konusunda birtürlü ıslah olmayan Necip Fazıl ın(belki de olamayan) bu durumu garip gelse de o kalp dönüşümünü ve o yaşanılanların samimiyeti eminim okuyan herkesi sarıp sarmalayacaktır..nitekim bu kitap üzerine Arvasi hz. lerinin kabrinin bulunduğu Bağlum benim için özel bir yer olmuş ve bir kaç kez mübareği ziyaret etmişimdir..
NFK'in hayatından ve herhangi bir edebi/sanat eserinden bahsetmek benim için çetrefilli bir iştir. Zordur. Hayatının çetrefilli ve bunun da büyük ölçüde eserlerine yansımış olmasındandır. Çetrefilliden ne anlaşılacağı umrumda olmasın istiyorum. ( :))

"Reis Bey"i okuduktan sonra hemen gözüme çarpan bir eksiğine değinmek istiyorum ki zaten bir puanı da buradan kırdım. Shakespeare, Moliere, Wilde ve Çehov'la kıyasta karakter yaratmada NFK'te tam anlamıyla ifade edemiyeceğim bir eksiklik hissediyorum; karakterin orijinalliği (bu da ne?), akılda kalması gerekirken unutulmaya meyilli olması veya senaryoda verilmiş pay açısından. Bu piyes üzerinden örnekle Reis Bey ve Otel Memuru daha akılda kalıcı oldu benim için. Reis Bey'le yanaşı Mahkum'un ve Kaatil'in daha etkileyici ve akılda kalıcı olması gerekirdi. Bir acelecilik var gibi. Karakterlerin çoğunun kurguya destek verip, mesajını iletip hemen çekilmesi gereken karakterler olarak gözlemleniyor. Bu durum bütün tiyatro eserleri için geçerlidir. Bunu kusur olarak yorumlamıyorum. Fakat senaryo, konu ve eserin sujetine (olayların gelişimine) göre bazı karakterlere verilen pay önemlidir. Kaatil karakteri uyuşturucu bağımlısı, katil olduğu halde ve sonrasında doğru yola erişirken, kötüden iyiye geçişin içselleşen sürecini hissetmeliyiz. Bu açıdan sadece ana karakter Reis Bey'in hakkı tam olarak verilmiş. Ben bir okur olarak bu eksiği 'acelecilik' kelimesiyle yorumluyorum ve tabii ki her okurun veya eleştirmenin seçeceği ayrı kelime olacaktır.

Belli bir edebi türde yazılmış edebi eserin edebi ve sanatsal yönünü karakterler üzerinden ayırt etmek zor olduğu kadar kolaydır da aslında. Yazarı iyi tanıdığımız ve sanat ve edebiyat algımızı doğru temele oturttuğumuz sürece kolaydır. Edebi eserin sanatsal yönü derken burada içselleşmiş bir dünyanın, duyguların karaktere sirayet etmesini vurgulamak istiyorum. Sanatın zaten en belirgin özelliği yansıyan, sirayet eden olmasıdır. Bu noktai nazardan Necip Fazıl'ın içsel dünyasından ve yaşamından bir kesiti bir değil, bir kaç karakter üzerinden görüyorum. Edebi yönüne değinmem içinse "yaratma" ve "antropik ilke" anlayışlarını kullanmam lazımdır. Hakiki bir edip (yazar) aynı zamanda "yaratıcı"dır. Karakterler yaratıyor yetmiyor, onların dünyasını yaratıyor yetmiyor, onlara bir senaryoda, kurguda hayat inşa ediyor... Şimdi antropik ilkeyi (bkz.google'den) edebi yaratıcılığa taşıyıp adını "karakter ilkesi" diye değiştireceğim. Bu piyeste bu ilke tamamen Reis Bey etrafında cereyan ediyordur. Eserin edebi yönünün en çok tezahür ettiği karakter Reis Bey'dir. Diğer karakterler de onun için yaratılmış gibi. Evrenin insana hizmete amade olması gibi. Evrenin amadeliği insana göre eşittir. Edebi yaratıcılıkta da edebi eser oluşturulurken (yazılırken) onun edebi yönü için "karakter ilkesi" dikkate alınmalı ve yaratılmış dünyanın karaktere amadeliği eşit olmalı. Çok önemlidir. Ana karakteri ise misyonuna, etkisine göre belirleyelim. Çetrefillik dediğim bu işte. Ömrünün 30 yılını çöpe atmış yazarın acelesi vardır. Olsun bari! Amacım taşları yerine oturtmak. Buna eleştiri desem mi demesem mi bilmiyorum ama hareket noktam sanata ve edebiyata sevgidir, saygıdır.

İçeriğe konu ve onun işlenişi açısından girmek istemiyorum. Bu tarafıyla şüphesiz eşssiz bir eser. Herkes belli bir yönden incelerse daha verimli oluruz, daha renkli oluruz, daha alternatifli ve keyifli ortam oluşturmuş oluruz. Teşvik amaçlı yazmak istiyorum ki konusuyla okuru olumlu manada etkileyebilecek çok değerli 3 perdelik tiyatro eseridir (piyestir). Tasavvufa meraklı inançlı bir kişi olarak eser üzerinden kalp ve merhamet konularını, Allah'ın Rahman ve Rahim isimlerinin insandaki tecellisine kadar uzatmak isterdim. Bir kaç cümle karalama olarak. Meraklısı olmak yetmiyor belkide uzmanı olmak gerekiyor. Beni aşıyor..

Son olarak; karakter adı Kaatil olan bu katil beni niye ağlatamadı?! Piyesin tam da bu kısımlarını teminalde otobüs beklerken okuduğum için mi? Gecenin 12'si..Erzurum..soğuk..üşüyordum..ondan mı..? Bu satırları kağıt üzerinde yazarken de kar yağıyordu. Soğuktu yine.. "Reis Bey"deki merhametin okunması soğuğa denk geldi. Merhameti okumayı bırakıp derhal hissetmeye çalışmazsam hep üşüyeceğimi anladım. Merhametle ısınma arzusuyla..
Öncelikle bu benim bu yıl okuduğum 100. kitap :) Bunların 27 tanesi Necip Fazıl Kısakürek kitabı oldu. O yüzden 100. kitapta Necip Fazıl olsun istedim.
Aynadaki Yalan, Necip Fazıl'ın yüze yakın eserleri arasın da tek roman kitabı. Genelde şiir, piyes ve fikir kitaplarından bildiğimiz yazar, numunelik bir tanede roman bırakmış bize. Roman, üniversitede felsefe asistanı olan Naci'nin hayatı etrafında gelişiyor. Naci karakteri oluşturulurken Necip Fazıl kendi hayatından çok fazla esinlenmiş, O'nu tanıyanlar bunu anlayacaktır. Necip Fazıl'ın kendi hayatındaki değişim çizgisini ve gençliğinde içinde bulunduğu çevreyi yansıtan, kafasındaki ideal gençlik kavramını irdeleme açısından isabetli bir kitap. Kitap, roman yazmayan birine göre gayet başarılı fakat, yazar bazen roman yazdığını unutup din, sanat ve edebiyat üzerine fikirlerini anlatırken dalıp baya uzatmış. Kitapla ilgili yapılabilecek tek eleştiri de bu olabilir.
Allah'ın rahmeti ve bereketi Sultan Vahdeddin'in üzerine olsun.
İlköğretim, orta öğretim ve üniversite tarih kitaplarında bize öğretilenin tersine Vahdeddin hain değildir!!
Vahdeddin'in tek suçu çökmüş bir imparatorluğa padişah olmasıdır
Vahdeddin "milli şahlanış hareketini" başlatan kişidir.

Değerli üstad Necip Fazıl Kısakürek bu kitabıyla bir nevi iade-i itibar yapıyor. Tarih okumayı seven bir insan olarak sürekli araştırdım. Zıt görüşlü yazarları da okudum. Etki altında kalmamak için bu gerekliydi. Ne yazık ki yakın zaman da yaşanılan korkunç acılar cumhuriyetin kurucuları tarafından unutturuldu. Bir değil belki yüz atom bombası yemiş bir toprak gibi yok edilme tehlikesi yaşadık. Milyonlarca insanımız göç yollarında perişan oldu. Balkanlar, Kırım, Kafkaslar da yaşayan soydaşlarımız korkunç acılar çektiler.

Bu konu hakkında TCA Başkanı Lincoln McCurdy şöyle der: "Çok az Türk aile vardır ki büyükannesi veya büyükbabası, Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya, Kırım veya Kafkasya'dan gelmiş olmasın. Ya da Anadolu'da yaşanan savaslardan dolayı yaşadığı iç göçe dair acı bir hikayesi bulunmasın.

Kendi tarihimizden utanır olduk.
Eğitim sistemimiz o kadar aksamıştı ki 5 yıl ilkokul 3 yıl ortaokul 3 yıl lise ve üniversite okuduğumuz halde Fahrettin Paşa'dan haberimiz yoktu. Bunu hain bir Arap bakanının sözleriyle tanıdık. Tarihimiz unutturuldu. 90 yıl öncesi karanlık dönem gibi sunuldu.

İnşallah başlayan yeni dönem ile birlikte bağnaz yaklaşımlardan arınıp gerçek tarihimizi yeni nesle aktarma imkanımız olur. İlkokul öğretmenimin bize öğrettiği gibi Vahdettin altın liraları sakalına takardı gibi nefret ve iftiralara söyleyecek bir sözümüz olur.

Osmanlı hanedanında yeteneksiz yöneticiler olmuştur fakat asla hain bir padişah yönetimde olmamıştır. Bunun aksini iddia eden iddiasını ispatlamakla yükümlüdür.
Okurken düşündüren, düşündürttükçe de bazı şeylerin daha fazla anlam kazanmasını sağlamakla birlikte bazı şeyleri de sorgulatan bir yanı var bu kitabın, yani Necip Fazılın... "Çile"yi okuduktan sonra daha iyi anladım neden kitaba bu ismin verildiğini... Aslında yaşanan ne kadar çok çile varmış, bunu Necip Fazılın kaleminden dökülenlerle insan daha iyi anlıyor. İnsani değerlerimiz, ahlaki değerlerimiz, imanımız, vatan ve millet sevgimiz vs vs...hepsine dair çileler ve sorgulayacağımız şeylerle dolu "Çile".

Kitabı okumaya başladığım ilk gün bir çırpıda kitabın yarısını okumuş ve sonrasında da bu kadar hızlı okumuş olmaktan pişmanlık duyup geri kalan yarısını yavaş yavaş okumaya karar vermiştim, öyle de oldu :) "Çile"yi yavaş ve sindire sindire okumak gerek, böylelikle kitabın verdiği duyguyu ve lezzeti insan daha iyi hissedebiliyor. Bunun yanı sıra kitabın içeriği hakkında uzun uzun düşünme şansı da daha iyi bulunuyor.. Tavsiyem o ki "Çile"yi okumayı düşünüyorsanız bunu en azından bir kaç haftaya yayarak yapın. Ve her ne kadar bir şiir kitabı olarak bilinsede, "Çile" benim gözümde daha fazlası oldu..

İlgilenen herkese gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim bir kitap.. Herkese keyifli okumalar..
Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in hayatı anlatılmış biz bu kitaptan sınava girmiştik. O zamanlar zaten çok detaylı bir şekilde okumuştum gerçi ama şimdi içimden okumak geçti ve iyikide geçmiş içimden galiba içimde bir manevi boşluk oluşmuş, bunu da tamamlamaya yeten bir kitap oldu arada böyle kitaplar okuyacağım bundan sonra. Necip Fazıl Kısakürek'ten daha önce Çile'yi okumuştum. Şiir elbette güzeldir fakat bence bu kitap ondan birkaç tık daha üstte bir kitap olmuş. Okunması gereken bir kitap. TAVSİYEMDİR.
Başlarda okuduğumda çok beğenmiştim. Sonlara doğru bir cümle çıktı karşıma kafamı o kadar karıştırmıştı ki, her an manasını düşündüm. Öğrendiğimdeyse " hayatım boyunca okuduğum kitaplar arasında unatamayacağım tek cümle bu olacak" demiştim.

Cümle şöyle:

"Allahım,beni sıkma,yoksa ne kadar marhametli olduğunu açığa vururum,sana tapacak tek kişi bulamazsın..."

Muazzam...

Yazarın biyografisi

Adı:
Necip Fazıl Kısakürek
Tam adı:
Ahmet Necip Fazıl Kısakürek
Unvan:
Türk ve İslamcı Şair, Yazar ve Fikir Adamı
Doğum:
İstanbul, 26 Mayıs 1904
Ölüm:
İstanbul, 25 Mayıs 1983
Ahmet Necip Fazıl Kısakürek, (d. 26 Mayıs 1904, İstanbul - ö. 25 Mayıs 1983, İstanbul) Türk ve İslamcı şair, yazar ve fikir adamıdır.

Necip Fazıl, 21 yaşında yayımladığı Örümcek Ağı adlı şiir kitabının ardından, 24 yaşındayken yayımladığı Kaldırımlar adlı şiir kitabıyla tanınmıştır.[2] 1934 yılına kadar sadece şair olarak tanınmış ve meşhur Bâb-ı Âli'nin önde gelen isimleri arasında yer almıştır. 1934 yılında Abdülhakîm Arvâsî ile tanıştıktan sonra büyük bir değişim yaşamış ve bu değişimi kendisi "...içimi öylesine bir sosyal mücadele ve cemiyeti yorma hamlesi kapladı ki, artık çalışamaz oldum." şeklinde tanımlar.

Bu tarihten sonra Türkiye'nin bir çok şehrinde konferanslar düzenlemiş, düzenlemiş olduğu konferanslarda ki sözlerinden dolayı hakkında dâvâlar açılmış ve bu dâvâlar neticesinde öncülük ettiği Büyük Doğu Hareketi'ne dair yayın yapan Büyük Doğu Dergisi yayın hayatı boyunca 16 kez kapatılmış, Necip Fazıl'ın eserleri toplanmış ve basımı yasaklanmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 4.008 okur beğendi.
  • 11.516 okur okudu.
  • 316 okur okuyor.
  • 7.130 okur okuyacak.
  • 157 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları