Necip Fazıl Kısakürek

Necip Fazıl Kısakürek

YazarÇevirmen
8.6/10
4.551 Kişi
·
13.363
Okunma
·
4.636
Beğeni
·
50.777
Gösterim
Adı:
Necip Fazıl Kısakürek
Tam adı:
Ahmet Necip Fazıl Kısakürek
Unvan:
Türk ve İslamcı Şair, Yazar ve Fikir Adamı
Doğum:
İstanbul, 26 Mayıs 1904
Ölüm:
İstanbul, 25 Mayıs 1983
Ahmet Necip Fazıl Kısakürek, (d. 26 Mayıs 1904, İstanbul - ö. 25 Mayıs 1983, İstanbul) Türk ve İslamcı şair, yazar ve fikir adamıdır.

Necip Fazıl, 21 yaşında yayımladığı Örümcek Ağı adlı şiir kitabının ardından, 24 yaşındayken yayımladığı Kaldırımlar adlı şiir kitabıyla tanınmıştır.[2] 1934 yılına kadar sadece şair olarak tanınmış ve meşhur Bâb-ı Âli'nin önde gelen isimleri arasında yer almıştır. 1934 yılında Abdülhakîm Arvâsî ile tanıştıktan sonra büyük bir değişim yaşamış ve bu değişimi kendisi "...içimi öylesine bir sosyal mücadele ve cemiyeti yorma hamlesi kapladı ki, artık çalışamaz oldum." şeklinde tanımlar.

Bu tarihten sonra Türkiye'nin bir çok şehrinde konferanslar düzenlemiş, düzenlemiş olduğu konferanslarda ki sözlerinden dolayı hakkında dâvâlar açılmış ve bu dâvâlar neticesinde öncülük ettiği Büyük Doğu Hareketi'ne dair yayın yapan Büyük Doğu Dergisi yayın hayatı boyunca 16 kez kapatılmış, Necip Fazıl'ın eserleri toplanmış ve basımı yasaklanmıştır.
Gençlik... Gelip geçti... Bir günlük süstü;
Nefsim doymamaktan dünyaya küstü.
Eser darmadağın, emek yüzüstü;
Toplayın eşyamı, işim acele!
Güzel Allahım, senden ne gelecekse gelsin;
Sen ki, rahmetinle de, kahrınla da güzelsin...
BEKLENEN

Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?

(1937)
Necip Fazıl Kısakürek
Sayfa 198 - Büyük Doğu Yayınları
Kalplerinizi değiştirin
Size hakikat gibi görünen şeylerin hemen değiştiğini görürsünüz.
- Kalp değişir miymiş istenince?
- Dünyanın en sert ve en yumuşak madeni, kalp.
''Ateşini bulsun; hemen değişir.''
**** Spoiler içermeyen ama çok da kişisel bir incelemedir :)****
Ömrüm boyunca elime Necip Fazıl Kısakürek kitabı almadım. Bazı şiirlerini ordan burdan ve dahası sosyal medyadan işitmiştim. Siyasi çizgi ve kişiliğinin çok sert noktaları olduğunu düşünüyordum ve mesafeli duruyordum. Açık konuşmak gerekirse bu kitap kütüphanemde süs biberi gibi duruyordu. Daha da kişisel bir şey söyleyecek olursam ''visal'' kelimesine karşı acayip bir zaafım var. Hani insanın bir kelimeye aşık olabileceği mantığı aklıma yatmış olsa. Ben bu kelimeye aşığım diyebilirdim. Neyse kitabı okurken bazı şiirlerde bu kelime geçtikçe, kalbim de gerçekten tarifini edemeyeceğim bir his belirdi. Bunca şiirin arasında bir tanesi mi manasız olmaz, bir tane '' bu şiir kötüymüş'' diyebileceğim şiir çıkmaz. Kelimeler ile oynamak veya kelime cambazlığı dedikleri bu olsa gerek. Bir de bir şey söyleyeceğim, içimde kalmasın. Herkesin kendi düşüncesidir lakin, bu kitaba 1 puanı reva gören zihniyet siyasi düşünüyor ve fesatlanıyordur. Gitsinler küçük iskender okusunlar onları o paklar çünkü...
Necip Fazıl Kısaküreğin şiirleri çok güzel oluyo çile kitabını severek okudum çok güzel akıcı şekilde toplamda birkaç gün sürdü ama etkilendim duygulandım bazı sayfalarında konusu herşeyi çok güze ve yazarımızı ayrı seviyorum ben mesala okurken hayal dünyasına dalıp gitmişim mükemmel bir eser gerçekten yazarımız mükemmel anlattım çok güzel şiirler var kafa dinlemek istediğimde açıp okuyorum her zaman da çok güzel kitap yazırınıda seviyorum okumanızı tercih ediyorum ...
Hayatının dönüm noktası olarak Abdülhakim Arvasi Hazretleriyle tanışmasını kabul etmiş ve kitabını "Ondan önce", "Ondan sonra" olarak iki bölümde kaleme almış..tanımadan önce ki hayatını acık yüreklikle dile getiriyor. İkici bölümde ise şeyhini buluyor ve ona saygı ve sevgisini her satırda hissettiyor. Necip fazıl Kısakürek..boşa geçen otuz yıl..Ve sonra kendini bulma çabası. Geceler boyunca yanan göğsü ve aylarca gözüne girmeyen uyku..Peki ya bir şair,bir yazar nasıl değişir. Ne sebep olabilir ki bu amansız fikir değişikliğine diye sorar iseniz işte size cevabı...Üstadın en iyi kitaplarından biri diyebilirim
*Kısa Bilgi*

Çile, Necip Fazıl Kısakürek'in şiirlerini topladığı bir kitaptır. Fransız edebiyatından ve Tekke edebiyatından izlerin bulunduğu bu şiir kitabı Necip Fazıl'ın madde ve ruh arasında kendi içinde yaşadığı buhranların sanatlı ve kanatlanıp uçtuğunu açıkça gözler önüne koymaktadır.

*Necip Fazıl'ın Hikayesi(Kendi Kaleminden) *

Şairliğim on iki yaşımda başladı.
Bahanesi tuhaftır:
Annem hastahanedeydi. Ziyaretine gitmiştim... Beyaz yatak örtüsünde, siyah kaplı, küçük ve eski bir defter.. Bitişikte yatan veremli genç kızın şiirleri varmış defterde.. Haberi veren annem, bir an gözlerimin içini tarayıp:
- Senin dedi; şair olmanı ne kadar isterdim!
Annemin dileği bana, içimde besleyip de on iki yaşıma kadar farkında olmadığım bir şey gibi göründü. Varlık hikmetimin ta kendisi... Gözlerim, hastahane odasının penceresinde, savrulan kar ve uluyan rüzgara karşı, içimden kararımı verdim:
- Şair olacağım!
Ve oldum.

*Şairlik Üzerine*

"Sanat ve hayat, sanat ve hakikat üzerinde fikri olmayan, fikir tasası çekmeyen şair, bence kuyruğu kıstırılınca ağlayan bir hayvancıktan farksız... " diyor Necip Fazıl.

*Kitap Hakkında Düşüncelerim*

Necip Fazıl'ın şiirlerini topladığı bu kitaba başlarken çok önyargılıydım.Daha önce okuduğum tüm şiir kitaplarının beşeri aşk temalı olmasından kaynaklı olarak, ilahi aşk temalı bu şiirlerin asla aynı tadı vereceğini ummuyordum.Kesinlikle kitabı okuduktan sonra tüm fikirlerim değişti. Hatta ve hatta şiirlerin kalite bakımından eşi benzeri olmayan şiirler olduğunu düşünüyorum. Allah sevgisi, ölüm, insan gibi kavramların üzerine şiirlerin yazıldığı bu kitabın konu bakımından zengin olduğu kadar, kelime bakımından da zengin olması çok hoşuma gitti. Necip Fazıl'ın kelime dağarcığı gerçekten müthiş geniş... Okunduğu için pişman olunmayacak bir şiir kitabı olduğunu düşünüyorum.

Okuduğunuz için teşekkür ederim :))
NFK'in hayatından ve herhangi bir edebi/sanat eserinden bahsetmek benim için çetrefilli bir iştir. Zordur. Hayatının çetrefilli ve bunun da büyük ölçüde eserlerine yansımış olmasındandır. Çetrefilliden ne anlaşılacağı umrumda olmasın istiyorum. ( :))

"Reis Bey"i okuduktan sonra hemen gözüme çarpan bir eksiğine değinmek istiyorum ki zaten bir puanı da buradan kırdım. Shakespeare, Moliere, Wilde ve Çehov'la kıyasta karakter yaratmada NFK'te tam anlamıyla ifade edemiyeceğim bir eksiklik hissediyorum; karakterin orijinalliği (bu da ne?), akılda kalması gerekirken unutulmaya meyilli olması veya senaryoda verilmiş pay açısından. Bu piyes üzerinden örnekle Reis Bey ve Otel Memuru daha akılda kalıcı oldu benim için. Reis Bey'le yanaşı Mahkum'un ve Kaatil'in daha etkileyici ve akılda kalıcı olması gerekirdi. Bir acelecilik var gibi. Karakterlerin çoğunun kurguya destek verip, mesajını iletip hemen çekilmesi gereken karakterler olarak gözlemleniyor. Bu durum bütün tiyatro eserleri için geçerlidir. Bunu kusur olarak yorumlamıyorum. Fakat senaryo, konu ve eserin sujetine (olayların gelişimine) göre bazı karakterlere verilen pay önemlidir. Kaatil karakteri uyuşturucu bağımlısı, katil olduğu halde ve sonrasında doğru yola erişirken, kötüden iyiye geçişin içselleşen sürecini hissetmeliyiz. Bu açıdan sadece ana karakter Reis Bey'in hakkı tam olarak verilmiş. Ben bir okur olarak bu eksiği 'acelecilik' kelimesiyle yorumluyorum ve tabii ki her okurun veya eleştirmenin seçeceği ayrı kelime olacaktır.

Belli bir edebi türde yazılmış eserin, edebi ve sanatsal yönünü karakterler üzerinden ayırt etmek zor olduğu kadar kolaydır da aslında. Yazarı iyi tanıdığımız ve sanat ve edebiyat algımızı doğru temele oturttuğumuz sürece kolaydır. Edebi eserin sanatsal yönü derken burada içselleşmiş bir dünyanın, duyguların karaktere sirayet etmesini vurgulamak istiyorum. Sanatın zaten en belirgin özelliği yansıyan, sirayet eden olmasıdır. Bu noktai nazardan Necip Fazıl'ın içsel dünyasından ve yaşamından bir kesiti bir değil, bir kaç karakter üzerinden görüyorum. Edebi yönüne değinmem içinse "yaratma" ve "antropik ilke" anlayışlarını kullanmam lazımdır. Hakiki bir edip (yazar) aynı zamanda "yaratıcı"dır. Karakterler yaratıyor yetmiyor, onların dünyasını yaratıyor yetmiyor, onlara bir senaryoda, kurguda hayat inşa ediyor... Şimdi antropik ilkeyi (bkz.google'den) edebi yaratıcılığa taşıyıp adını "karakter ilkesi" diye değiştireceğim. Bu piyeste bu ilke tamamen Reis Bey etrafında cereyan ediyordur. Eserin edebi yönünün en çok tezahür ettiği karakter Reis Bey'dir. Diğer karakterler de onun için yaratılmış gibi. Evrenin insana hizmete amade olması gibi. Evrenin amadeliği insana göre eşittir. Edebi yaratıcılıkta da edebi eser oluşturulurken (yazılırken) onun edebi yönü için "karakter ilkesi" dikkate alınmalı ve yaratılmış dünyanın karaktere amadeliği eşit olmalı. Çok önemlidir. Ana karakteri ise misyonuna, etkisine göre belirleyelim. Çetrefillik dediğim bu işte. Ömrünün 30 yılını çöpe atmış yazarın acelesi vardır. Olsun bari! Amacım taşları yerine oturtmak. Buna eleştiri desem mi demesem mi bilmiyorum ama hareket noktam sanata ve edebiyata sevgidir, saygıdır.

İçeriğe konu ve onun işlenişi açısından girmek istemiyorum. Bu tarafıyla şüphesiz eşssiz bir eser. Herkes belli bir yönden incelerse daha verimli oluruz, daha renkli oluruz, daha alternatifli ve keyifli ortam oluşturmuş oluruz. Teşvik amaçlı yazmak istiyorum ki konusuyla okuru olumlu manada etkileyebilecek çok değerli 3 perdelik tiyatro eseridir (piyestir). Tasavvufa meraklı inançlı bir kişi olarak eser üzerinden kalp ve merhamet konularını, Allah'ın Rahman ve Rahim isimlerinin insandaki tecellisine kadar uzatmak isterdim. Bir kaç cümle karalama olarak. Meraklısı olmak yetmiyor belkide uzmanı olmak gerekiyor. Beni aşıyor..

Son olarak; karakter adı Kaatil olan bu katil beni niye ağlatamadı?! Piyesin tam da bu kısımlarını teminalde otobüs beklerken okuduğum için mi? Gecenin 12'si..Erzurum..soğuk..üşüyordum..ondan mı..? Bu satırları kağıt üzerinde yazarken de kar yağıyordu. Soğuktu yine.. "Reis Bey"deki merhametin okunması soğuğa denk geldi. Merhameti okumayı bırakıp derhal hissetmeye çalışmazsam hep üşüyeceğimi anladım. Merhametle ısınma arzusuyla..
İnsanın kâinattaki yeri, iç âlemin gizli duygu ve ihtirasları, madde ve ruh problemleri, manevi duyuşlar...


Elinde alâmet,
İzinde selâmet,
Tek isim... Muhammed...
Ne bir harf, ne kelâm;
Esselâm, esselâm...


Peygamber sevgisini ve ürpertisini, mü'min bir ruha derinden derine duyurmaya ve onu, bir coşkuya sürüklemeye başlar.

Hz. Muhammed’in 20 Nisan 571’deki doğumundan, dedesi Abdulmuttalip, annesi Amine, süt annesi Halime ve amcaları ile geçirdikleri yılları, 25 yaşında Hz. Hatice ile evlenmesi, 40 yaşında Hira mağarasındaki ilk vahyi, 610 yılında ilk hicret ve bununla beraber ilerleyen zamanla onları bekleyen zorlu günleri, Medine’ye hicret, tekrardan kavuşma ve Veda Hutbesini ince ve coşkulu mısralarla anlatır.

Necip Fazıl Kısakürek, tek seferde okunacak adeta ruhumuza sevgisini yerleştirecek bir kitaptır. Hayatını bilmek, onu anlamak ve hayatımıza Hz. Muhammed’i aktaracak nitelikte...

Son olarak Necip Fazıl Kısakürek ne güzel yakınmış:
Erkekçe dergisinin Şubat 1983 tarihinde yaptığı söyleşide:
"Benim bir eserim var, Esselâm diye. 63 parçadan ibaret. Rasulullah'ı anlatıyor.. Zaten hayatı da 63 sene. Nerde bu Müslüman nesiller, tahassüsü seven ..." diyerek yakınır.
Allah'ın rahmeti ve bereketi Sultan Vahdeddin'in üzerine olsun.
İlköğretim, orta öğretim ve üniversite tarih kitaplarında bize öğretilenin tersine Vahdeddin hain değildir!!
Vahdeddin'in tek suçu çökmüş bir imparatorluğa padişah olmasıdır
Vahdeddin "milli şahlanış hareketini" başlatan kişidir.

Değerli üstad Necip Fazıl Kısakürek bu kitabıyla bir nevi iade-i itibar yapıyor. Tarih okumayı seven bir insan olarak sürekli araştırdım. Zıt görüşlü yazarları da okudum. Etki altında kalmamak için bu gerekliydi. Ne yazık ki yakın zaman da yaşanılan korkunç acılar cumhuriyetin kurucuları tarafından unutturuldu. Bir değil belki yüz atom bombası yemiş bir toprak gibi yok edilme tehlikesi yaşadık. Milyonlarca insanımız göç yollarında perişan oldu. Balkanlar, Kırım, Kafkaslar da yaşayan soydaşlarımız korkunç acılar çektiler.

Bu konu hakkında TCA Başkanı Lincoln McCurdy şöyle der: "Çok az Türk aile vardır ki büyükannesi veya büyükbabası, Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya, Kırım veya Kafkasya'dan gelmiş olmasın. Ya da Anadolu'da yaşanan savaslardan dolayı yaşadığı iç göçe dair acı bir hikayesi bulunmasın.

Kendi tarihimizden utanır olduk.
Eğitim sistemimiz o kadar aksamıştı ki 5 yıl ilkokul 3 yıl ortaokul 3 yıl lise ve üniversite okuduğumuz halde Fahrettin Paşa'dan haberimiz yoktu. Bunu hain bir Arap bakanının sözleriyle tanıdık. Tarihimiz unutturuldu. 90 yıl öncesi karanlık dönem gibi sunuldu.

İnşallah başlayan yeni dönem ile birlikte bağnaz yaklaşımlardan arınıp gerçek tarihimizi yeni nesle aktarma imkanımız olur. İlkokul öğretmenimin bize öğrettiği gibi Vahdettin altın liraları sakalına takardı gibi nefret ve iftiralara söyleyecek bir sözümüz olur.

Osmanlı hanedanında yeteneksiz yöneticiler olmuştur fakat asla hain bir padişah yönetimde olmamıştır. Bunun aksini iddia eden iddiasını ispatlamakla yükümlüdür.
Başlarda okuduğumda çok beğenmiştim. Sonlara doğru bir cümle çıktı karşıma kafamı o kadar karıştırmıştı ki, her an manasını düşündüm. Öğrendiğimdeyse " hayatım boyunca okuduğum kitaplar arasında unatamayacağım tek cümle bu olacak" demiştim.

Cümle şöyle:

"Allahım,beni sıkma,yoksa ne kadar marhametli olduğunu açığa vururum,sana tapacak tek kişi bulamazsın..."

Muazzam...
Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in hayatı anlatılmış biz bu kitaptan sınava girmiştik. O zamanlar zaten çok detaylı bir şekilde okumuştum gerçi ama şimdi içimden okumak geçti ve iyikide geçmiş içimden galiba içimde bir manevi boşluk oluşmuş, bunu da tamamlamaya yeten bir kitap oldu arada böyle kitaplar okuyacağım bundan sonra. Necip Fazıl Kısakürek'ten daha önce Çile'yi okumuştum. Şiir elbette güzeldir fakat bence bu kitap ondan birkaç tık daha üstte bir kitap olmuş. Okunması gereken bir kitap. TAVSİYEMDİR.

Yazarın biyografisi

Adı:
Necip Fazıl Kısakürek
Tam adı:
Ahmet Necip Fazıl Kısakürek
Unvan:
Türk ve İslamcı Şair, Yazar ve Fikir Adamı
Doğum:
İstanbul, 26 Mayıs 1904
Ölüm:
İstanbul, 25 Mayıs 1983
Ahmet Necip Fazıl Kısakürek, (d. 26 Mayıs 1904, İstanbul - ö. 25 Mayıs 1983, İstanbul) Türk ve İslamcı şair, yazar ve fikir adamıdır.

Necip Fazıl, 21 yaşında yayımladığı Örümcek Ağı adlı şiir kitabının ardından, 24 yaşındayken yayımladığı Kaldırımlar adlı şiir kitabıyla tanınmıştır.[2] 1934 yılına kadar sadece şair olarak tanınmış ve meşhur Bâb-ı Âli'nin önde gelen isimleri arasında yer almıştır. 1934 yılında Abdülhakîm Arvâsî ile tanıştıktan sonra büyük bir değişim yaşamış ve bu değişimi kendisi "...içimi öylesine bir sosyal mücadele ve cemiyeti yorma hamlesi kapladı ki, artık çalışamaz oldum." şeklinde tanımlar.

Bu tarihten sonra Türkiye'nin bir çok şehrinde konferanslar düzenlemiş, düzenlemiş olduğu konferanslarda ki sözlerinden dolayı hakkında dâvâlar açılmış ve bu dâvâlar neticesinde öncülük ettiği Büyük Doğu Hareketi'ne dair yayın yapan Büyük Doğu Dergisi yayın hayatı boyunca 16 kez kapatılmış, Necip Fazıl'ın eserleri toplanmış ve basımı yasaklanmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 4.636 okur beğendi.
  • 13.363 okur okudu.
  • 422 okur okuyor.
  • 8.412 okur okuyacak.
  • 205 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları