Necip Fazıl Kısakürek

Necip Fazıl Kısakürek

Yazar
8.5/10
5.452 Kişi
·
16.111
Okunma
·
5.079
Beğeni
·
56.665
Gösterim
Adı:
Necip Fazıl Kısakürek
Tam adı:
Ahmet Necip Fazıl Kısakürek
Unvan:
Türk ve İslamcı Şair, Yazar ve Fikir Adamı
Doğum:
İstanbul, 26 Mayıs 1904
Ölüm:
İstanbul, 25 Mayıs 1983
Ahmet Necip Fazıl Kısakürek, (d. 26 Mayıs 1904, İstanbul - ö. 25 Mayıs 1983, İstanbul) Türk ve İslamcı şair, yazar ve fikir adamıdır.

Necip Fazıl, 21 yaşında yayımladığı Örümcek Ağı adlı şiir kitabının ardından, 24 yaşındayken yayımladığı Kaldırımlar adlı şiir kitabıyla tanınmıştır.[2] 1934 yılına kadar sadece şair olarak tanınmış ve meşhur Bâb-ı Âli'nin önde gelen isimleri arasında yer almıştır. 1934 yılında Abdülhakîm Arvâsî ile tanıştıktan sonra büyük bir değişim yaşamış ve bu değişimi kendisi "...içimi öylesine bir sosyal mücadele ve cemiyeti yorma hamlesi kapladı ki, artık çalışamaz oldum." şeklinde tanımlar.

Bu tarihten sonra Türkiye'nin bir çok şehrinde konferanslar düzenlemiş, düzenlemiş olduğu konferanslarda ki sözlerinden dolayı hakkında dâvâlar açılmış ve bu dâvâlar neticesinde öncülük ettiği Büyük Doğu Hareketi'ne dair yayın yapan Büyük Doğu Dergisi yayın hayatı boyunca 16 kez kapatılmış, Necip Fazıl'ın eserleri toplanmış ve basımı yasaklanmıştır.
Gençlik... Gelip geçti... Bir günlük süstü;
Nefsim doymamaktan dünyaya küstü.
Eser darmadağın, emek yüzüstü;
Toplayın eşyamı, işim acele!
Güzel Allahım, senden ne gelecekse gelsin;
Sen ki, rahmetinle de, kahrınla da güzelsin...
BEKLENEN

Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?

(1937)
Necip Fazıl Kısakürek
Sayfa 198 - Büyük Doğu Yayınları
Kalplerinizi değiştirin
Size hakikat gibi görünen şeylerin hemen değiştiğini görürsünüz.
- Kalp değişir miymiş istenince?
- Dünyanın en sert ve en yumuşak madeni, kalp.
''Ateşini bulsun; hemen değişir.''
512 syf.
·56 günde·Beğendi·9/10
*Kısa Bilgi*

Çile, Necip Fazıl Kısakürek'in şiirlerini topladığı bir kitaptır. Fransız edebiyatından ve Tekke edebiyatından izlerin bulunduğu bu şiir kitabı Necip Fazıl'ın madde ve ruh arasında kendi içinde yaşadığı buhranların sanatlı ve kanatlanıp uçtuğunu açıkça gözler önüne koymaktadır.

*Necip Fazıl'ın Hikayesi(Kendi Kaleminden) *

Şairliğim on iki yaşımda başladı.
Bahanesi tuhaftır:
Annem hastahanedeydi. Ziyaretine gitmiştim... Beyaz yatak örtüsünde, siyah kaplı, küçük ve eski bir defter.. Bitişikte yatan veremli genç kızın şiirleri varmış defterde.. Haberi veren annem, bir an gözlerimin içini tarayıp:
- Senin dedi; şair olmanı ne kadar isterdim!
Annemin dileği bana, içimde besleyip de on iki yaşıma kadar farkında olmadığım bir şey gibi göründü. Varlık hikmetimin ta kendisi... Gözlerim, hastahane odasının penceresinde, savrulan kar ve uluyan rüzgara karşı, içimden kararımı verdim:
- Şair olacağım!
Ve oldum.

*Şairlik Üzerine*

"Sanat ve hayat, sanat ve hakikat üzerinde fikri olmayan, fikir tasası çekmeyen şair, bence kuyruğu kıstırılınca ağlayan bir hayvancıktan farksız... " diyor Necip Fazıl.

*Kitap Hakkında Düşüncelerim*

Necip Fazıl'ın şiirlerini topladığı bu kitaba başlarken çok önyargılıydım.Daha önce okuduğum tüm şiir kitaplarının beşeri aşk temalı olmasından kaynaklı olarak, ilahi aşk temalı bu şiirlerin asla aynı tadı vereceğini ummuyordum.Kesinlikle kitabı okuduktan sonra tüm fikirlerim değişti. Hatta ve hatta şiirlerin kalite bakımından eşi benzeri olmayan şiirler olduğunu düşünüyorum. Allah sevgisi, ölüm, insan gibi kavramların üzerine şiirlerin yazıldığı bu kitabın konu bakımından zengin olduğu kadar, kelime bakımından da zengin olması çok hoşuma gitti. Necip Fazıl'ın kelime dağarcığı gerçekten müthiş geniş... Okunduğu için pişman olunmayacak bir şiir kitabı olduğunu düşünüyorum.

Okuduğunuz için teşekkür ederim :))
160 syf.
·4 günde·9/10
Adolf Hitler'in kitabı Kavgam batı dünyasının düşünce ve ifade özgürlüğü anlayışına aykırı olmadığından yayımlanmıştı. Jean-Jacques Rousseau ünlü çocuk eğitimi kitabı Emile - Bir Çocuk Büyüyor u yazmadan önce İtiraflarım kitabında cahil olarak bahsettiği eşinden olma 5 çocuğunu yetimhaneye bırakmıştı. Nobel ödüllü Knut Hamsun ikinci dünya savaşı sırasında Nazileri desteklemişti. Marquis De Sade fiziksel ve cinsel saldırılarla meşhur biliyorsunuz. Ve bunlara rağmen edebiyat severler olarak hepsini okuruz biz, madem mayaları kuvvetli yazıların. Ama bazılarımız da var ki bazı isimlere gelince kökü bozuk, fikri bozuk diye tutturuyor da asla almıyorlar eline kitaplarını.

Yapmayın. Salman Rushdie’nin “Yalnızca düşüncelerine katıldığınız insanlarla sınırlı kalacaksa ifade özgürlüğü neye yarar ki?” sözünü hatırlayın.

Muhteşem bir eser bu. Dinamik, gerilimli, ruhsal hezeyanlarla dolu psikolojik bir metin. Tiyatrosunun ilk gösterimlerinde başrol oyuncusu oyundaki karakterin ruhuna öyle bir adapte oluyor ki 38 derece ateşle bekliyor piyesi. Düşünmekten delirme raddesine varan, tabii insanlar arasında yerini kaybeden bir yazar. Bir adam yaratıyor, ölüme ilacı ölüm olan. Ve sonra birbirlerine karışıyorlar. 'Beni benden olmayan hareketlerle zorlamayın.' diyor, kimse anlamıyor.

Peki mahremiyetin sınırı nerede başlayıp bitiyor yazarlar için? Ahmed Arif'in, Kafka'nın mektupları yaşarken yayınlanabilir miydi? Çıldırmazlar mıydı? Bir yazara eseri ile soru sorarken hayatını irdelemeyi seviyoruz biz okurlar, kişinin magazinsel yanını merak edip mahremiyetinden mahrum ediyoruz. Hem de sonuna kadar. Hayranı olduğumuz figürlerin seceresini tümden öğrenmek için uğraşıyoruz. BÜYÜK YAZARLARIN GİZLİ HAYATLARI. Kitabın kahramanı yazar çırpınıyor, 'Alemden gizli bir sırrım kaldı, o da içimdeki kıyamet diyor.' Sorularla, belgelerle delik deşik oluyor adam.

Benim için kitabın görece büyük bir eksikliği yaratmak kavramının Allah'a bahşedilmesinin önemini bir anda ortaya atması, tüm kurguya yedirmemesi oldu. Belki bir nedeni vardır. Keyifli okumalar herkese.
354 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
**** Spoiler içermeyen ama çok da kişisel bir incelemedir :)****
Ömrüm boyunca elime Necip Fazıl Kısakürek kitabı almadım. Bazı şiirlerini ordan burdan ve dahası sosyal medyadan işitmiştim. Siyasi çizgi ve kişiliğinin çok sert noktaları olduğunu düşünüyordum ve mesafeli duruyordum. Açık konuşmak gerekirse bu kitap kütüphanemde süs biberi gibi duruyordu. Daha da kişisel bir şey söyleyecek olursam ''visal'' kelimesine karşı acayip bir zaafım var. Hani insanın bir kelimeye aşık olabileceği mantığı aklıma yatmış olsa. Ben bu kelimeye aşığım diyebilirdim. Neyse kitabı okurken bazı şiirlerde bu kelime geçtikçe, kalbim de gerçekten tarifini edemeyeceğim bir his belirdi. Bunca şiirin arasında bir tanesi mi manasız olmaz, bir tane '' bu şiir kötüymüş'' diyebileceğim şiir çıkmaz. Kelimeler ile oynamak veya kelime cambazlığı dedikleri bu olsa gerek. Bir de bir şey söyleyeceğim, içimde kalmasın. Herkesin kendi düşüncesidir lakin, bu kitaba 1 puanı reva gören zihniyet siyasi düşünüyor ve fesatlanıyordur. Gitsinler küçük iskender okusunlar onları o paklar çünkü...
160 syf.
·5 günde·9/10
Necip Fazıl Kısakürek'in 1937 yılında Zonguldak'ta maden ocağında yazmış olduğu 3 perdelik bir tiyatro oyunudur. İçerisinde işlenen konular, ölüm korkusu, kader ve yaratılıştır.

Ana kahraman, Hüsrev isimli bir oyun yazarıdır ve Hüsrev ülke çapında tanınan meşhur biridir. Son yazdığı "Ölüm Korkusu" isimli oyunu ise büyük yankı uyandırmış ve içerisindeki gizli mesajların çözülmeye çalışıldığı bir eser olmuştur. Esasen Ölüm Korkusu gerçekten de ilgi çekici bir piyestir. Bu piyeste bir çocuk silahla oynarken annesini kazara vurur ve bundan duyduğu üzüntüyle kendini bir incir ağacına asarak intihar eder. İşin ilginç yanı ise, çocuğun babasının da kendisini aynı incir ağacının dalına asarak yıllar önce intihar etmesidir.

Ölüm Korkusu isimli piyeste anlatılan öykünün, Hüsrev'in biyografisi olup olmadığı ise büyük bir merak konusu haline gelir. Zira Hüsrev'in babası da kendisini bir incir ağacının dalına asarak intihar etmiştir. Bu soru işaretleri içerisinde Bir Adam Yaratmak isimli tiyatro oyunu başlar ve sarsıcı bir şekilde ilerleyerek son bulur. Ancak eserin başlangıcından sonlanmasına kadar geçen süre zarfında Hüsrev'in dahilikle delilik arasında yaşadığı buhranlar ve derin felsefe içeren cümleleri eseri güzelleştiren detaylardır.

Daha eserin hemen başında Necip Fazıl ''sanatkar/sanatçı'' kavramını işleyerek aslında sanatçıların eserlerinin kendilerinden ve hayatlarından parçalar taşıdığını ve bir eserin sanatçısından bağımsız düşünülemeyeceğini ifade etmiştir. Eserin ilerleyen bölümlerinde ise Necip Fazıl, tüme varım yöntemini kullanarak "yaratma" kudretine sahip olan biz insanların da aslında bir yaratıcı tarafından yaratıldığını, dolayısıyla asıl sanatkarın o yaratıcı olduğu sonucuna varmıştır. Kitabın ana mesajı budur.

Eser ideolojik olarak benim düşüncelerime zıt mesajlar içerse de okurken hiçbir şekilde rahatsız olmadım. Hatta bana sorarsanız bu eserdeki ideoloji toplumumuzun %90'ına zıt bir ideoloji içeriyor. Necip Fazıl'ı seven kişilerin bile aslında ideolojilerine uymadığını düşünüyorum. Zira Necip Fazıl'ın gerçekten de kendisine göre güzel ve tutarlı bir fikir dünyası mevcut. Belli ki çokça düşünen, hatta düşünmekten beynini kanatan bir adam. Eserde şöyle bir cümlesi mevcut:

"Osman, hiç bıçağın deştiği yerden kan akmaz olur mu? Benim de beynimden kan akıyor. Ben düşünmüyorum, beynim kanıyor. Görüyorum, gözlerimi yumunca görüyorum. Beynimin etten yuvarlağı üstünde her düşünce bir damla siyah kan gibi yuvarlanıyor. Ben istemiyorum Osman! Fakat hiç bıçağın deştiği yerden kan akmaz olur mu?" Sayfa 105.

Bir tiyatro oyunu olarak baktığımızda oldukça beğendiğim bir kitap oldu. Sarsıcı olması, sürükleyici olması ve son cümleye kadar heyecanı taşıması bir tiyatro eseri için önemli kriterlerdir. Necip Fazıl da bunu fazlasıyla yapmış ve övgüyü hak etmiştir.

Son olarak, hiçbir zaman hiçbir yazara karşı önyargı beslemedim. Sadece tercih etmediğim yazarlar oldu. Tercih de asla bir önyargı değildir. Umarım sizler de aynı şekilde düşünüyorsunuzdur. Bu kitabı okumama vesile olan kişiler Selman Ç. ve https://1000kitap.com/Nesrinay'a teşekkür eder, hepinize keyifli ve önyargısız okumalar dilerim.
512 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Necip Fazıl Kısaküreğin şiirleri çok güzel oluyo çile kitabını severek okudum çok güzel akıcı şekilde toplamda birkaç gün sürdü ama etkilendim duygulandım bazı sayfalarında konusu herşeyi çok güze ve yazarımızı ayrı seviyorum ben mesala okurken hayal dünyasına dalıp gitmişim mükemmel bir eser gerçekten yazarımız mükemmel anlattım çok güzel şiirler var kafa dinlemek istediğimde açıp okuyorum her zaman da çok güzel kitap yazırınıda seviyorum okumanızı tercih ediyorum ...
257 syf.
·8 günde·10/10
Hayatının dönüm noktası olarak Abdülhakim Arvasi Hazretleriyle tanışmasını kabul etmiş ve kitabını "Ondan önce", "Ondan sonra" olarak iki bölümde kaleme almış..tanımadan önce ki hayatını acık yüreklikle dile getiriyor. İkici bölümde ise şeyhini buluyor ve ona saygı ve sevgisini her satırda hissettiyor. Necip fazıl Kısakürek..boşa geçen otuz yıl..Ve sonra kendini bulma çabası. Geceler boyunca yanan göğsü ve aylarca gözüne girmeyen uyku..Peki ya bir şair,bir yazar nasıl değişir. Ne sebep olabilir ki bu amansız fikir değişikliğine diye sorar iseniz işte size cevabı...Üstadın en iyi kitaplarından biri diyebilirim
608 syf.
"SEN OLMASAYDIN, SEN OLMASAYDIN, VARLIĞI YARATMAZDIM !"


"O ki olmasaydı, topyekün oluş olmayacaktı.

İşte O...

O kadar evvel ve o kadar üstün...

Bir arada sebep ve netice...

O Kİ, VARLIK O YÜZDEN"


Allah Resulünün mübarek hayatını anlatan Çöle İnen Nur, Siyer kitaplarının alışılmış anlatımlarından farklı bir üslubu yansıtıyor Eserin takdiminde bu farklılık şöyle ifade etmiştir:


‘Tefsir, Hadîs, siyer ve nakil olarak en emin kaynaklardan devşirili ve kaynaklarını tek tek göstermek tasasından uzak bu eser, ‘Başlangıç’ yazısında da belirtildiği gibi, sadece iman sahiplerine hitap edici, hiçbir aklî teftiş, tespit ve ispat gayretine düşmeyişi, mutlak ‘doğru’ üzerine hissî ve teessürî bir çatı kurucu ve eğer bir kıymeti varsa onu bu noktada toplayıcı bir denemedir; ve akla verdiği pay, onu bazı noktalarda yine akılla iptal etmekten ibarettir Bu bir ilim değil, sanat eseridir ve ilmin içini ve dışını tahkik selâhiyetinde olmadığı mukaddes kapıya, ancak, inanmış ve teslim olmuş sanat tavrıyla sokulmaktan başka çare yoktur'
( Necip Fazıl KISAKÜREK)

En çok etkilendiğim, beğendiğim ve çok sevdiğim kitaplarından biridir.
270 syf.
·5 günde·10/10
Necip Fazıl, kendi ifadesiyle: "Tam otuz yaşındaydım..."

Tanrıkulu (Abdülhakim Arvasi), kendi ifadesiyle: " - Yaşımı merak ediyorsun, değil mi? Yetmiş dört yaşındayım."

Böyle başlamış tanışmaları..

Yüzümü Necip Fazıl'a dönüyorum; Bu şahsiyetle tanıştıktan sonra, eğer kafatasın, içindeki beyin malzemesiyle birlikte çatlayıp yere dökülmediyse, bil ki seni Allah korumuştur. Nasıl şükredebilmişsindir?! Ben okurken fare deliği aradım... Bu nasıl bir deha, nasıl bir donanım, nasıl bir zeka?!! Sen "Otuzundan öncesini çöpe attım" diyorsun, yok'a attım, savruldu, hiç oldu gitti desene ya!..

Tanrıkulu, sizi yeniden keşfettim. Sizin okumadığınız kitap kalmış mı acaba? Bilgi sahibi olmadığınız alan var mı acaba? Alim, evliya, mutasavvıf kişiliğinzi biliyordum ama edebiyat bilginizin bu derecede olduğunu hayal bile edemezdim. Talebene talebe olamayız.

"O ve Ben"i okuyanlar bu kitabı da ihmal etmeyiniz. Necip Fazıl'ı anlamakta çok faydalı olacaktır. Ayrıca, Abdülhakim Arvasi'den edebiyatımızın tenkidi kısa özetinin altı mektup halinde okuyabileceksiniz. Henüz bu konuda yabancı olduğum için bana fazla söz hakkı düşmüyor. Sadece şunu belirtmek isterim ki, tenkidin yapıldığı "hiyerarşik pozisyon"a dikkat etmemiz çok önemlidir; Eleştiri, Everest'in mi yoksa Erciyes'in mi tepesinden yapılıyordur?

Bu ve "O ve Ben", hatta tüm şiir ve tiyatro eserleri topyekün değerlendirilmek istenirse, hocası yani Abdülhakim Arvasi asla gözardı edilemez. Bu durum bizi birbaşa, peygamber efendimize kadar uzanan "altın halka"ya temasa götürür. Bu yüzden eleştiri biz tarafından yapıldığında, NFK " tehlikeli" zonadır, "ateş" çemberidir. Yakabiliriz kendimizi. Dilimi uygun bir ölçüye ayarlamaya çalışıyorum..
152 syf.
·9/10
NFK'in hayatından ve herhangi bir edebi/sanat eserinden bahsetmek benim için çetrefilli bir iştir. Zordur. Hayatının çetrefilli ve bunun da büyük ölçüde eserlerine yansımış olmasındandır. Çetrefilliden ne anlaşılacağı umrumda olmasın istiyorum. ( :))

"Reis Bey"i okuduktan sonra hemen gözüme çarpan bir eksiğine değinmek istiyorum ki zaten bir puanı da buradan kırdım. Shakespeare, Moliere, Wilde ve Çehov'la kıyasta karakter yaratmada NFK'te tam anlamıyla ifade edemiyeceğim bir eksiklik hissediyorum; karakterin orijinalliği (bu da ne?), akılda kalması gerekirken unutulmaya meyilli olması veya senaryoda verilmiş pay açısından. Bu piyes üzerinden örnekle Reis Bey ve Otel Memuru daha akılda kalıcı oldu benim için. Reis Bey'le yanaşı Mahkum'un ve Kaatil'in daha etkileyici ve akılda kalıcı olması gerekirdi. Bir acelecilik var gibi. Karakterlerin çoğunun kurguya destek verip, mesajını iletip hemen çekilmesi gereken karakterler olarak gözlemleniyor. Bu durum bütün tiyatro eserleri için geçerlidir. Bunu kusur olarak yorumlamıyorum. Fakat senaryo, konu ve eserin sujetine (olayların gelişimine) göre bazı karakterlere verilen pay önemlidir. Kaatil karakteri uyuşturucu bağımlısı, katil olduğu halde ve sonrasında doğru yola erişirken, kötüden iyiye geçişin içselleşen sürecini hissetmeliyiz. Bu açıdan sadece ana karakter Reis Bey'in hakkı tam olarak verilmiş. Ben bir okur olarak bu eksiği 'acelecilik' kelimesiyle yorumluyorum ve tabii ki her okurun veya eleştirmenin seçeceği ayrı kelime olacaktır.

Belli bir edebi türde yazılmış eserin, edebi ve sanatsal yönünü karakterler üzerinden ayırt etmek zor olduğu kadar kolaydır da aslında. Yazarı iyi tanıdığımız ve sanat ve edebiyat algımızı doğru temele oturttuğumuz sürece kolaydır. Edebi eserin sanatsal yönü derken burada içselleşmiş bir dünyanın, duyguların karaktere sirayet etmesini vurgulamak istiyorum. Sanatın zaten en belirgin özelliği yansıyan, sirayet eden olmasıdır. Bu noktai nazardan Necip Fazıl'ın içsel dünyasından ve yaşamından bir kesiti bir değil, bir kaç karakter üzerinden görüyorum. Edebi yönüne değinmem içinse "yaratma" ve "antropik ilke" anlayışlarını kullanmam lazımdır. Hakiki bir edip (yazar) aynı zamanda "yaratıcı"dır. Karakterler yaratıyor yetmiyor, onların dünyasını yaratıyor yetmiyor, onlara bir senaryoda, kurguda hayat inşa ediyor... Şimdi antropik ilkeyi (bkz.google'den) edebi yaratıcılığa taşıyıp adını "karakter ilkesi" diye değiştireceğim. Bu piyeste bu ilke tamamen Reis Bey etrafında cereyan ediyordur. Eserin edebi yönünün en çok tezahür ettiği karakter Reis Bey'dir. Diğer karakterler de onun için yaratılmış gibi. Evrenin insana hizmete amade olması gibi. Evrenin amadeliği insana göre eşittir. Edebi yaratıcılıkta da edebi eser oluşturulurken (yazılırken) onun edebi yönü için "karakter ilkesi" dikkate alınmalı ve yaratılmış dünyanın karaktere amadeliği eşit olmalı. Çok önemlidir. Ana karakteri ise misyonuna, etkisine göre belirleyelim. Çetrefillik dediğim bu işte. Ömrünün 30 yılını çöpe atmış yazarın acelesi vardır. Olsun bari! Amacım taşları yerine oturtmak. Buna eleştiri desem mi demesem mi bilmiyorum ama hareket noktam sanata ve edebiyata sevgidir, saygıdır.

İçeriğe konu ve onun işlenişi açısından girmek istemiyorum. Bu tarafıyla şüphesiz eşssiz bir eser. Herkes belli bir yönden incelerse daha verimli oluruz, daha renkli oluruz, daha alternatifli ve keyifli ortam oluşturmuş oluruz. Teşvik amaçlı yazmak istiyorum ki konusuyla okuru olumlu manada etkileyebilecek çok değerli 3 perdelik tiyatro eseridir (piyestir). Tasavvufa meraklı inançlı bir kişi olarak eser üzerinden kalp ve merhamet konularını, Allah'ın Rahman ve Rahim isimlerinin insandaki tecellisine kadar uzatmak isterdim. Bir kaç cümle karalama olarak. Meraklısı olmak yetmiyor belkide uzmanı olmak gerekiyor. Beni aşıyor..

Son olarak; karakter adı Kaatil olan bu katil beni niye ağlatamadı?! Piyesin tam da bu kısımlarını teminalde otobüs beklerken okuduğum için mi? Gecenin 12'si..Erzurum..soğuk..üşüyordum..ondan mı..? Bu satırları kağıt üzerinde yazarken de kar yağıyordu. Soğuktu yine.. "Reis Bey"deki merhametin okunması soğuğa denk geldi. Merhameti okumayı bırakıp derhal hissetmeye çalışmazsam hep üşüyeceğimi anladım. Merhametle ısınma arzusuyla..
152 syf.
Merhamet:
Ağızların iğrenç sakızı!

Cellât (Bazen kendin olursun cellat!), Kâtip, Doktor, bir iki gardiyan, birkaç jandarma; hepsi o kadar... sehpanın altında uzun bir masa, yanında bir iskemle, bir de üstünde bir iskemle... Kıpti, masanın üstünde ipi sabunluyor.

Tek eksik;Adalet!

Geçmişten günümüze var mıdır daha yoksun olduğumuz başka bir şey? Adaletten yoksun olduğumuz kadar neyden yoksun olduk/olacağız?
Hala bugün bile bir çok konuda yoksunuz adaletten. Bunun temeli; Vicdanın, merhametin yetersizliği değil midir?
Vicdanın yoksa adaletinde yoktur hiçbir mecrada.
Merhametin yoksa Reis bey olursun giydirirsin idam yeleğini, kalbin buz çölüne döner!

Sonrada erit eritebilirsen buzlarını!
Muhtaç olursun, affedilmeye, sıcağa, güneşe..

“Hep, affı bilmemenin açtığı mesafeler... herkesi bu hale birbiri getirdi. Herkes birbirini affetsin!..”

Reis Bey, okuduğum ilk Türk tiyatrosu aynı zamanda yazarında okuduğum ilk eseri.
Şunca şeyin arasında kitabın su gibi gitmiş olması beni epey şaşırttı doğrusu.
Yazarla ilgili sizleri bilgilendirmek isterdim ama ne yazık ki pek bi bilgim yok:) ama eminim sizde benim gibi çevrenizdeki insanların sosyal medya hesaplarının hikaye durumlarında mutlaka karşılaşmışsınızdır NCK ile. :)

Kitaba geçmeden önce yazarın başta tiyatro ile ilgili düşüncelerini çok beğendiğimi belirtmek ister ve buraya en sevdiğimi eklemek istiyorum.

“Bana sorarsanız, beşerî keşiflerin en büyüğü olarak tekerleği gösteririm. Sanat şekilleri içinde bence en büyük keşif tiyatro... Tekerlek, nasıl, bitmeyen mesâfeler üzerinde sonsuz bit dönüşse, tiyatro da, durmayan zamanın mikâb (küp) biçimi bir kavanoz içinde, bütün madde ve hareket kadrosuyla dondurulması...”


Şimdi gelelim tiyatromuza ne diyorduk adalet!
Ana meselemiz her ne kadar adalet olsa dahi bunun altında vicdan muhasebesini epeyce görüyoruz. Bunun yanısıra toplumsal, ailesel, bireysel tutumlarda ele alınmış. Burada dini ahlak kurallarını da görüyoruz. Zaten NFK yazarlığının belli bir döneminden sonra dini ve toplumsal ahlak kurallarını daha yoğun işlemiş ve bu eseri içinde ikinci perdeden sonra yoğunca gördüm diyebilirim.
Ve kitabımızda olay her ne kadar bir karakter üzerine yoğunlaşmış olsa dahi satır aralarında diğer karakterlerinde hayatların sızıntılarını görüyorsunuz.
Onları da unutmamak lazım.
Hepsinin üzerinden ayrı ayrı konularda tahlillerde bulunulduğunu düşünüyorum.
Bu karakterlerde öyle ki hepimizin içinde bulunduğumuz bu hayatın birebir yansıması gibi hissettim.

Kimler olmadım ki? Bir karakter bedenime işlerken bir baktım ki bir başka karakterin hissiyatı sardı içimi.
Bir iyi oldum
Bir kötü oldum
Döndüm dolandım tüm iyi kötü hislerde/bedenlerde.
Oysaki ben bendim niçin bir başkası oluyorum? Niçin buluyorum kendimi?
Sakınamadığım bunca his neden?

Kitapla ilgili söylenecek çok şey vardır lakin benim lisanım ancak bu kadarına yetiyor.
Birçok olay, kişi üzerinde durmuş olan bu kitap/kitaplar içinde şunları diyebilirim; size en çok kitabın hangi kısmı açık görünürse ordan görüyorsunuz kitabı ordan aktarabiliyorsunuz düşüncelerinizi. Bende elimden geldiğince bir şeyler karalamaya çalıştım.
Aslına bakarsanız çok şey barındırıyor kitap,
“Ağlayabilseydiniz, anlayabilirdiniz!” sizde!

Hukuk çerçevesinde olan kişilere de tavsiye edeceğim bir kitap onların daha güzel anlamlandıracağına inanıyorum aynı zamanda 1988 yılında çekilmiş olan filmi de izlemenizi tavsiye ederim.

Sevgiyle kalın..

Yazarın biyografisi

Adı:
Necip Fazıl Kısakürek
Tam adı:
Ahmet Necip Fazıl Kısakürek
Unvan:
Türk ve İslamcı Şair, Yazar ve Fikir Adamı
Doğum:
İstanbul, 26 Mayıs 1904
Ölüm:
İstanbul, 25 Mayıs 1983
Ahmet Necip Fazıl Kısakürek, (d. 26 Mayıs 1904, İstanbul - ö. 25 Mayıs 1983, İstanbul) Türk ve İslamcı şair, yazar ve fikir adamıdır.

Necip Fazıl, 21 yaşında yayımladığı Örümcek Ağı adlı şiir kitabının ardından, 24 yaşındayken yayımladığı Kaldırımlar adlı şiir kitabıyla tanınmıştır.[2] 1934 yılına kadar sadece şair olarak tanınmış ve meşhur Bâb-ı Âli'nin önde gelen isimleri arasında yer almıştır. 1934 yılında Abdülhakîm Arvâsî ile tanıştıktan sonra büyük bir değişim yaşamış ve bu değişimi kendisi "...içimi öylesine bir sosyal mücadele ve cemiyeti yorma hamlesi kapladı ki, artık çalışamaz oldum." şeklinde tanımlar.

Bu tarihten sonra Türkiye'nin bir çok şehrinde konferanslar düzenlemiş, düzenlemiş olduğu konferanslarda ki sözlerinden dolayı hakkında dâvâlar açılmış ve bu dâvâlar neticesinde öncülük ettiği Büyük Doğu Hareketi'ne dair yayın yapan Büyük Doğu Dergisi yayın hayatı boyunca 16 kez kapatılmış, Necip Fazıl'ın eserleri toplanmış ve basımı yasaklanmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 5.079 okur beğendi.
  • 16.111 okur okudu.
  • 522 okur okuyor.
  • 9.737 okur okuyacak.
  • 238 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları