Necip Hablemitoğlu

Necip Hablemitoğlu

Yazar
9.1/10
92 Kişi
·
215
Okunma
·
44
Beğeni
·
2.046
Gösterim
Adı:
Necip Hablemitoğlu
Unvan:
Türk Tarihçi, Yazar.
Doğum:
Ankara, 1954
Ölüm:
Ankara, 2002
Necip Hablemitoğlu, (d. 28 Kasım 1954, Ankara – ö. 18 Aralık 2002, Ankara). Türk tarihçi, yazar. Evinin önünde uğradığı suikast sonucu 18 Aralık 2002 tarihinde hayatını kaybetmiştir. Bu suikastın failleri halen bulunamamıştır. Ancak Ergenekon davası tutuklu sanıklarından Osman Yıldırım ifadesinde Hablemitoğlu'nu Osman Gürbüz'ün öldürdüğünü ve Veli Küçük ile Muzaffer Tekin'in azmettirdiğini iddia etmiştir. Ayrıca MİT Kontrterör Dairesi eski başkanı Mehmet Eymür "Hablemitoğlu, askeri ihalelerle ilgili (yolsuzluk.com'a) bilgi sızdıranca Ergenekon'un hedefi haline gelmiş olabilir..." demiştir.
Evli ve iki kız çocuğu babası olan Necip Hablemitoğlu Türkiye dışındaki Türk topluluklarının yakın tarihi ile ilgili olarak çalışmalar yapmıştır. Orta Avrupa ve Balkanlar'da Türk eserleri, Türk azınlıkları ve Türk şehitlikleri konularında alan çalışmaları yürütmüş, ve bu konularda çeşitli projelerde aktif rol almıştır. Çalışma alanına ilişkin çok sayıda kitap ve makalesi bulunan Hablemitoğlu, öldürüldüğü 18 Aralık 2002 tarihine kadar Ankara Üniversitesi'nde doktor öğretim görevlisi olarak yirmi yıl süresince Atatürk ilkeleri ve devrim tarihi derslerini verdi.
Kendisi gibi öğretim üyesi olan Prof. Dr. Şengül Hablemitoğlu ile evli, Kanije (Kanije, Osmanlı devletinin en batıdaki kalesi) ve Uyvar (Uyvar, Osmanlı'nın en kuzeydeki kalesi) adında iki kız çocuk babası idi.
"Hakim bir milletin; mahkûm düşmesi, mahkûm bir milletin
yok olması, mektepsizlikten ileri gelir"
Necip Hablemitoğlu
Sayfa 76 - Bir Harf Yayınları
Yıl 1925. Büyük Atatürk, genç Cumhuriyetin yurttaşlarına ve dış ülkelere
şu tarihi mesajı veriyordu:
“Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olamaz”...
Gaspıralı İsmail Bey, Türk Milletinin boylarını birbirine
bağlayan en önemli unsurun; "DİL" olduğu görüşündeydi.
Türk dünyasında konuşulan büyük, küçük birçok lehçelerden
öyle bir ortak lehçe seçilmeliydi ki, Tuna boylarında yaşayan
bir Türk'le, Doğu Türkistanlı bir Türk rahatlıkla konuşup anlaşabilmeliydi.
Bazı Türk lehçeleri vardı ki, (Yakutça ve Çuvaşça)
gibi bunlar müstakil bir dile gitmekteydi. Aynı şekilde
"DİL BÜTÜNLÜĞÜ" parçalanan milletlerin de akıbeti parçalanmak
ve yok olmaktı. Bu gerçeği gören Gaspıralı İsmail Bey,
Türk lehçeleri arasında yaratılmaya çalışılan uçurumu kapatmak
gayesi ile bütün faaliyet hayatının en önemli kısmını
"Dilde Birlik" idesinin tahakkukuna hasretmiştir.
Necip Hablemitoğlu
Sayfa 45 - Bir Harf Yayınları
Fethullahçıların üniversitelerdeki “hasım”larına yönelik taktik ve stratejilerini –yaşayarak, bedel ödeyerek öğrenen- bir akademisyen olarak, devam etmekte olan bir savaşımın mütevazi tarafıyım. 12 Eylül döneminden itibaren, intihal(66) dahil, her türlü iftiraya maruz bırakılıp, 3 kez üniversiteden uzaklaştırılan; toplam 76 ceza ve disiplin soruşturmasına ve de 100’e yakın idari ve adli davaya maruz ve muhatap bırakılan, ancak tümünden onanmış yargı kararlarıyla aklanan bir Cumhuriyet Tarihçisi olarak, diğer ülke ve devlet düşmanı yasadışı örgütlerin, tarikatların ve benzeri yapılanmalar yanı sıra fethullahçılara karşı mücadelemi de kesintisiz sürdürmekteyim. Yaklaşık 20 yıllık süreçte açılan dava dosyaları içinde yer alan binlerce belge, hiç şüphesiz, her fırsatta “din, ahlak, mukaddesat, fazilet, dürüstlük, namus” gibi kavramların ardına sığınan fethullahçıların, “hasım”larını tasfiye doğrultusunda sınır tanımaz etiksizliğinin göstergeleridir.
Fethullahçıların dergahı, tekkesi, zaviyesi yoktur; onların kolej adını verdikleri okulları, vakıfları, dernekleri, şirketleri, yurtları, ışıkevleri bulunmaktadır ve hepsi de –ışıkevleri dışında- yasal boşluklardan yararlanan, kâğıt üzerinde yasal kuruluşlardır.
İşte Türkiye, altın üzerinde oturan Türkiye, basiretsiz yöneticileri yüzünden, her yıl yurtdışından tonlarca altın ithal etmektedir.

Türkiye, resmi altın ithalatının yarıdan çoğunu Almanya 'dan yapmaktadır.
Fethullahçılar, artık salt bir dinsel cemaat olmaktan çıkmış; yabancı istihbarat servisleri ile ilişki halinde bir taşeron örgüte dönüşmüştür.
Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin en karanlık, en hazin dönemini yaşıyor.
Bir tarafta, Türkiye Cumhuriyeti’ni koşulsuz savunan, Atatürk ilke ve
devrimlerinin sahibi ve takipçisi, aydınlanmacı, tam bağımsızlıkçı,
sömürünün her türüne karşı, evrensel barıştan yana, yurtsever,
ilerici,çağdaş,ulusalcı kesim var.

Ancak, ne bir siyasal partiye, ne basın ve yayın kuruluşlarına, ne de kendilerini destekleyecek ulusal sermaye gücüne sahipler. Ülkenin elden gidişini sessiz
çığlıklarla izliyorlar. İşlerini ve işyerlerini kaybedenler, üniversite kapılarında bekleyenler, sefalet sınırının altında yaşayanlar, ülke güvenliğini sağlamaya
çalışırken baba ocağına tabut içinde dönenler, Mumcular, Üçoklar, Aksoylar,
Kışlalılar ve olup-biteni izleyen milyonlarca örgütsüz, dağınık Türk yurtseveri!..

Karşı tarafta ise, ülkeyi etnik ve mezhepsel esasa dayalı olarak bölmeye,
yer altı-yerüstü ekonomik kaynaklarını pazarlamaya, din devleti kurmaya ve
halkın dinsel inançlarını sömürmeye, hatta Cumhuriyet’in başına numara
koymaya kararlı, zengin, güçlü, dış destekli, örgütlü vatan hainleri ve işbirlikçileri
ile peşlerinden sürükledikleri ulusal bilinçten yoksun diğer bir kesim!..

İşte “Köstebek” adlı bu çalışma, içinde bulunduğumuz kapkara dönemde,
devletimizin altının nasıl oyulduğunun, nasıl zaafa düşürüldüğünün binlerce örneğinden sadece birine ışık tutuyor: Türk Devleti’nin istihbarat birimlerine
sızmış, kadrolaşmış fethullahçıları!..
Şeyhleri A.B.D.’de yaşayan, ancak kendi ülkesinde Devlet Güvenlik
Mahkemesi’nde yargılanan; C.I.A., MI6 ve BND gibi yabancı ülke istihbarat
örgütlerine taşeronluk yapan bir cemaate mensup müritlerin, asli görevi kendileri
ile mücadele etmek olan istihbarat birimlerinde kadrolaşabileceğini, devletin
gücünü, devleti savunanlara karşı kullanabilecek düzeye gelebileceklerini
kim tahmin edebilir ki? “Köstebek”, bu ihanet öyküsünün adıdır.

Siz, hiç fethullahçıları devlete karşı bir tehdit olarak algılayan, şikâyet eden
ya da onlarla uğraşan bir PKK’lı, Brüksel ya da Köln merkezli bir terörist
ya da bir TÜSİAD üyesi ya da bir siyasal parti lideri ya da bir ikinci cumhuriyetçi
ya da bir azınlık mensubu ya da misyoner ya da Hükûmet üyesi ya da bir
Başbakan gördünüz mü?

Nitekim, fethullahçıları kontr-espiyonaj kapsamında iç ve dış tehdit odağı
olarak tanımlayan ve mücadele konsepti geliştiren gelmiş-geçmiş
bir İçişleri Bakanı, bir Emniyet Genel Müdürü ve bir M.İ.T. Müsteşarı da
göremezsiniz, gösteremezsiniz!..

Haklı olarak sorarsınız, kendi iç güvenliğini sağlayamayan, sızıntılara engel
olamayan bir ulusal istihbarat birimi, nasıl olur da ülkenin güvenliğini sağlar?!.
Bu sorunun yanıtı, doğal olarak olumsuzdur. Önünüzde iki tercih vardır;
ya çoğunluğun yaptığı gibi bu çelişkiye karşı başınızı çevirir, farketmemiş gibi yaparsınız veya risk üstlenerek araştırmaya ve mücadeleye başlarsınız!..
Necip Hablemitoğlu
*Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Öğretim Görevlisi Dr.Necip Hablemitoğlu 05.08.2002 Çankaya-Ankara
Dr. Necip Hablemitoğlu bu kitabı yazdığı ve tartışıldığı günlerde,
Alman Vakıfları ile telif altında finansal ilişki içinde olan ve Necip Hablemitoğlu'nu bilimsel olmamakla itham eden bir Profesör kendisine şöyle demektedir:

"Vicdanını ölümünden sonra okunacak kitap yazmak için kullan, vicdanını çocuklarına miras yazmak için kullan... "
1878 yılında Bahçesaray Belediye Reisliğine seçilen
Gaspıralı İsmail Bey, iyi niyetle çalışmak istemişse de birçok
teşebbüsleri diğer belediye idare üyeleri tarafından baltalanmıştır.
İşbaşına gelirken programında olduğu üzere, şehir sokaklarına
fener koydurmak, hastahane açmak, cahil Türkler
için okuma yazma kursları açmak gibi tasarıları, "belediye
kasasından para eksilir" düşüncesi ile diğer belediye idare
üyeleri tarafından reddedilmiştir. Buna rağmen Gaspıralı İsmail
Bey, tasarılarını her fırsatta gerçekleştirmekten de geri
kalmamıştır. İsmail Bey; Türk okullarının onarımını yapmak,
öğretmenlerinin ücretlerini ödemek ve zeki fakir çocukların
yüksek okullarda okumalarını sağlamak için Kırım'ın bütün
şehir kasaba ve köylerinde "Cemiyet-i Hayriye"ler kurdurdu.
Bunların gelirleri hamiyetli Türkler tarafından bağış yolu ile
sağlandı.
Necip Hablemitoğlu
Sayfa 21 - Bir Harf Yayınları
Kitap 2002 yılının ağustos ayında ilk olarak yayımlanıyor ve bunun üzerine Necip Hablemitoğlu Aralık 2002 de evinin bahçesinde katlediliyor. Cumhuriyet şehidi Necip Hablemitoğlu'nun 2013'ü tam 11 sene önceden gören kitabı.
Kemalist görüşün savunucularından, Hablemitoğlu yazdığı bu kitapla onbeş yıl öncesinden günümüze bakmıştır. FETÖ denen örgütün devletimiz kurumlarına ve organlarına nasıl sızdığını da anlattığı kitabında beğendiğim kısımları biraz uzun da olsa aktarmak istiyorum.

*"Pirincin içindeki siyah taştan değil beyaz taştan korkun!"

28 Şubat kararlarından sonra cemaatin aldığı birkaç önlem:
#Evlerden hocaefendinin kitapları kaldırılacak.
#Evlerin giriş kısmına Atatürk'ün fotoğrafları asılacak.
#Önceden hanımlarının başları kapalı olsa dahi, önemli yerlerde çalışanlar mutlaka eşlerinin başını açacak.
Abimin kitaplığından aşırdığım başka bir kitap, zaman 2003-2004 falandı sanırım. Baktım asker amcaların selam durduğu bir kapak var, şimdi hatırlamadığım okkalıda bir söz altında. Dedim bu kitap ciddi mevzulardan bahsediyor galiba bir göz gezdireyim. -Dememle kitabın elime yapışması bir oldu.- Okudukça dehşete düşüyordum. Holyvud'un ajanlı, örgütlü film senaryoları gibi bir durum var. Lan iyide burda anlatılanlar gerçek, bu adamların çarşıda dersanesi var, gazetesi, tv si var. Efendim te o zamanlar aşikar çalınan sorular var. Var oğlu varda mevzunun buralara dayandığında ayıkan pek adam yok. Oturmuş Rahmetli Necip Hoca "Uyanın gayri" demiş. Demişte kime. Kitap bittiğinde bende bittim hakikatleri kabullenmemek, ön görülere kulak asmamak istedim. Çünkü bu yapı Türkiye'de üç aileden birinde muhakkak bir ferde sahip olmuştu. Bu kadar kötü olamazlardı. Herkes uyuyakalmış olamazdı. Ta ki bir şekilde Rahmetli Hablemitoğlu'nun suikasta kurban gittiğini öğrenene kadar sürdü bu kabullenmez tavır. O gün Necip Hocanın katlini öğrenmemle kitaptan öğrendiklerimi değiştirilemez gerçek ölçüsünde kabul ettim ve hep uzak durup izledim cemaati. Malesef Necip Hoca çok haklıydı ama insanlara bunu anlatamıyorduk. Suçlanıyorduk, hakarete maruz kalıyorduk. Abant toplantıları, diyaloglar, 3 dinli evlilikler olduğunda bas bas bağırsakta insanlar hoşgörü, nezaket, altın nesil zırvalarıyla uyuşturulmuştu bir kere. Görmek istemiyorlardı. Ve geçen sene yaşanılan acı olaylar bazıları için uzun rüyadan tatsız uyanışa döndü. Hala bazı şüpheleriniz varsa bu konu hakkında 15 sene önce yazılmış bu kitabı kesinlikle okuyun. Ve din en profesyonel şekliyle nasıl kullanılır, bir ülke savaşmadan nasıl teslim alınmaya çalışılır görün.
Kitabın başındasınız ama 2015 Temmuzunu 2002 de yaşayıp gördüklerini kitaba aktarmak ve devletin seyirci kalması. Fetö nün devlete sızışının 2002 yılındaki detaylı aktarımı. Mutlaka bu kitap okunmalı görüşündeyim....
Türkiye de her Atatürkçü, çağdaş, laik aydın için yazılan sonu yaşamış bir aydın. 2002 de alçakça bir suikast sonucu hayatını kaybeden Necip Hablemitoğlu. Fethullah gülenin cemaati ile birlikte Türkiye'nin başına bela olacağını, Amerika'ya maşa olduğunu, devletin en gizli birimleri dahil her yere sızdıklarını anlatan, duyurmaya çalışan bir aydın. İlginizi çeken bir konuysa okuyun derim...
Necip Hablemitoğlu’nun bu eserinde Almanya Dış istihbarat Servisi BND’nin kontrolünde faaliyet gösteren bazı vakıfların ülkemizin etnik, mezhep, ideolojik farklılıklarını kullanarak Ülkemiz üzerindeki faaliyetleri yer alıyor. Bu vakıflar kimi zaman "insan hakları örgütü", kimi zaman "azınlık hakları örgütü" kimi zamanda "çevreci örgüt" olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle Bergama altın çıkarma girişimi sonrasında dünyada altın ticaretinin üst sıralarında yer alan Almanya’nın Ülkemiz içindeki insanlarımızı nasıl kullandığı yer alıyor.
Yazarın araştırmalarından, çok etkilendim doğrusu. Eğer hain bir suikaste kurban gitmeseydi bizle paylaşacağı çok şey olduğuna eminim. Bir çırpıda okudu.
Alman vakıflarının Türkiye'deki faaliyetlerine ışık tutan kitapta yazılanlar beni hiç şaşırtmadı. Vakıf görüntüsü altında işleyen bu kurumların niyetlerini anlamak açısından okunmasını tavsiye ediyorum.
2002 yılında 48 yaşındayken öldürülen yazar Necip Hablemitoğlu, her kitabı okundukça daha da büyüyen nadir insanlardandır. Köstebek isimli kitabı özellikle bu yıllarda popüler oldu. Fakat her çalışmasında gerçek araştırmacılığın ne kadar derin olabildiğini görmek mümkün. İşlediği konu hakkındaki her insanı inceleyen, kuruluşlar ile insanlar arasındaki bağları ortaya çıkaran, oluşturdukları tehlikeleri önceden sezen ve tüm tehditlere rağmen yazmaya devam etmiş bir yazardır.
Pirincin içinde siyah taştan değil beyaz taştan korkun!

2002 yılında şehit edilen Hablemitoğlu'nun, bir sene gibi kısa sürede derleyip toparladığı fetö ile ilgili çalışması.
Kitabın ilk basım tarihi 2002 yılı olduğu halde grubun ne kadar büyüdüğü ve bu doğru oranla düşündüğümüzde 15 Temmuz 2016'da ne kadar büyümüş olduğu kestirilebilir.

Fetönün ABD'ye yerleşmesinden sonra kalanlar arasında varis kavgası, ve yapılan haksızlıkları görerek bu örgütten ayrılanların verdiği bilgiler ile hazırlanmış kitap gerçekten çok şaşırtıcı.

Okunmasını tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Necip Hablemitoğlu
Unvan:
Türk Tarihçi, Yazar.
Doğum:
Ankara, 1954
Ölüm:
Ankara, 2002
Necip Hablemitoğlu, (d. 28 Kasım 1954, Ankara – ö. 18 Aralık 2002, Ankara). Türk tarihçi, yazar. Evinin önünde uğradığı suikast sonucu 18 Aralık 2002 tarihinde hayatını kaybetmiştir. Bu suikastın failleri halen bulunamamıştır. Ancak Ergenekon davası tutuklu sanıklarından Osman Yıldırım ifadesinde Hablemitoğlu'nu Osman Gürbüz'ün öldürdüğünü ve Veli Küçük ile Muzaffer Tekin'in azmettirdiğini iddia etmiştir. Ayrıca MİT Kontrterör Dairesi eski başkanı Mehmet Eymür "Hablemitoğlu, askeri ihalelerle ilgili (yolsuzluk.com'a) bilgi sızdıranca Ergenekon'un hedefi haline gelmiş olabilir..." demiştir.
Evli ve iki kız çocuğu babası olan Necip Hablemitoğlu Türkiye dışındaki Türk topluluklarının yakın tarihi ile ilgili olarak çalışmalar yapmıştır. Orta Avrupa ve Balkanlar'da Türk eserleri, Türk azınlıkları ve Türk şehitlikleri konularında alan çalışmaları yürütmüş, ve bu konularda çeşitli projelerde aktif rol almıştır. Çalışma alanına ilişkin çok sayıda kitap ve makalesi bulunan Hablemitoğlu, öldürüldüğü 18 Aralık 2002 tarihine kadar Ankara Üniversitesi'nde doktor öğretim görevlisi olarak yirmi yıl süresince Atatürk ilkeleri ve devrim tarihi derslerini verdi.
Kendisi gibi öğretim üyesi olan Prof. Dr. Şengül Hablemitoğlu ile evli, Kanije (Kanije, Osmanlı devletinin en batıdaki kalesi) ve Uyvar (Uyvar, Osmanlı'nın en kuzeydeki kalesi) adında iki kız çocuk babası idi.

Yazar istatistikleri

  • 44 okur beğendi.
  • 215 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 185 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları