Neil Gaiman

Neil Gaiman

8.3/10
720 Kişi
·
1.528
Okunma
·
163
Beğeni
·
6.761
Gösterim
Adı:
Neil Gaiman
Unvan:
İngiliz Roman, Hikaye ve Çizgi Roman Yazarı, Senarist
Doğum:
İngiltere, 10 Kasım 1960
Sandman, Coralin, Stardust gibi modern fantastik kurgu edebiyatında iz bırakmış olan roman ve çizgiromanların yazarı. Fantastik kurgudan bilim kurguya, grafik romanlardan filmlere kadar geniş bir alanda ürün vermiş olan Gaiman; Hugo, Nebula, Bram Stoker gibi kurgu edebiyatının en prestijli ödüllerinin sahibidir.

Neil Gaiman, Polonyalı Musevi bir ailenin çocuğu olarak, 10 Kasım 1960 tarihinde, Portchester, Hampshire, İngiltere’de dünyaya geldi ve Fonthill, Ardingly ve Whiftgift’in de arasında bulunduğu bir dizi Church of England okulunda eğitim gördü.

Gençlik yıllarında, J.R.R. Tolkien, Edgar Allan Poe, Ursula Le Guin gibi fantastik kurgunun ve Roger Zelazny, Robert A. Heinlein gibi bilim kurgunun büyük ustalarının eserlerini takip etti. 80’li yılların başlarında gazeteci olarak çalışmaya başlayan Gaiman, bu sayede ileride kitaplarını basacaklarını umduğu basın dünyasının önemli isimleri ile tanıştı.

İlk yayınlanan kitabı, Duran Duran adlı müzik grubunun biyografisiydi. Bir yandan farklı İngiliz dergilerinde makaleleri yayınlanırken, bir yandan da British Fantasy Society’ye yazdıklarını gönderiyordu.

Kendisi gibi İngiliz olan grafik roman yazarı Alan Moore’dan etkilenek, grafik romanlar için senaryo yazmaya başladı. İlk olarak Moore’un yarım bırakmasının ardından Marvelman’i tamamlayan Gaiman, bu yapıttan sonra, Future Shock, Violent Cases, Black Orchield gibi erken dönem eserlerine imza attı.

1989 yılında, kendisine büyük ün ve servet kazandıracak olan Sandman’i çıkarttı. Dream karakterinin baş rolünde yer aldığı çizgiroman serisi, 1989-1996 yılları arasında 75 fasikül olarak piyasaya çıktı ve daha sonra yapılan eklemelerle birlikte 11 cilt olarak kitaplaştırıldı.

Sandman sonrasında farklı çizgiroman firmaları için Elric, Lady Justice, Shadow Death gibi eserleri kaleme alan Gaiman, 2009 yılında, Batman R.I.P. serisi için yazdığı “Whatever Happened to the Caped Crusader” adlı çizgiroman senaryosu ile grafik roman piyayasındaki uzun süreli sessizliğini bozdu.

Grafik romanların dışında uzun romanlar ve kısa hikayelerle düz yazı alanında önemli eserler veren yazar, Diskdünya’nın yazarı Terry Pratchett ile beraber yazdığı Good Omens ile dünya çapında üne kavuştu. 1990 yılında çıkan romanı, 1996 yılında Neverwhere, 1999 yılında, daha sonra sinemaya da uyarlanan Stardust ve 2001 yılında, en iyi eseri olarak bilinen Amerikan Tanrıları takip etti.

Amerikan Tanrıları’nın başarısı üzerine, romanda ek bir karakter olan Anansi’nin adı altında, yeni bir roman kaleme alan Gaiman, Anansi Boys adlı bu roman sayesinde New York Times Best Seller listesinde bir numaraya kadar yükseldi. Yazarın son romanı, 2008 yılında yazdığı ve çocuklara yönelik olan The Graveyard Book (Mezarlık Kitabı) oldu. Gaiman’ın Anansi Boys dışındaki kitapları Türkçe’ye çevrildi.

Amerikan Tanrıları adlı kitabının yazımı sırasında kendisine bir web blog’u açan Gaiman, eserlerinin yapım aşamasını ve hayatından kesintileri yansıttığı ve http://journal.neilgaiman.com adresinde bulunan blogunu açıldığı tarihten beri aktif tutmakta ve yazılarını haftalık olarak sürdürmekte.

Minneapolis, Minesota, A.B.D’de, Addams Family House adını verdiği bir evde yaşayan yazar, eski karısı Mary McGrath’la olan evliliğinden Michael, Holly ve Madeleine adlı üç çocuğa sahip ve 2009 başından bu yana, şarkı sözü yazarı Amanda Palmer ile uzun dönemli bir ilişkisi var.
"İyi bir kalbi var." dedi Richard'a. "Bazen, nereye gidersen git, güvende olman için bu yeterlidir."
Ragnarök, tanrıların alacakaranlığı, hepsinin sonu. Tanrılar, buz devleri ile savaşacaktı ve hepsi ölecekti.
Varolan hiçbir şey yoktur ki güneşi sevmesin.
Neil Gaiman
Sayfa 237 - İthaki Yayınları - 1. Basım - 2018 - Çeviri: Alican Saygı Ortanca
Her zaman istediğin bir şeye hiç sahip oldun mu? Ve sonra onun istediğin şey olmadığını anladın mı?
"Peri masalları gerçekten de ötedir; yalnızca bize ejderhaların var olduğunu söyledikleri için değil, bize ejderhaları yenmenin mümkün olduğunu söyledikleri için."
-G.K.Chesterton
Öncelikle kitapta en başta karakterlerden bahsediyor. Bilgi amaçlı olup, çok uzun olmamasına rağmen gayet anlaşılır olmuş.

Hikayelerden oluşuyor kitap, öyle birbirinin devamı da değil, kısa kısa hikayeler ve çok keyifliydi. Okurken o diyarlarda ben de dolaştım durdum.

Odin, Thor,Freya,Loki ve nicesi burada...
Odin hepsinin babası. Babaların babası hey gidi Odin seni Marvel filmlerinde de sevmiyordum, yine sevemedim gitti seni. Çok gıcık geliyor bana. :)
Thor bir zamanlar adamımdın, ne severdim seni filmlerinde güçlü ve heybetli Thor... Bu kitabı okuyunca fikrim değişti. Heyt huyt höyt, kırarım kemiklerinizi... :)) En güçlüsü Thor ama ama işte spoiler yok. ;)

Ve Loki seni hiç mi hiç sevmezdim. Ama fikrim değişti sen neymişsin böyle. Bildiğimiz Loki fakat fazlası var. Spoiler yok yine ;) çok komik ama en çok Loki bölümlerinde kahkaha atıyordum. Loki ve o sahneleri gözümün önüne getiriyordum kendimi tutamıyordum. Loki seni seviyorum artık.

Loki'nin çocukları, diğer tanrılar, elfler, devler, cüceler, Aerisler hepsi burada. Loki'nin 3 çocuğu için dikkat onlara...

Ilk kez mitoloji okudum ve çok beğendim. Yazarla da böyle tanışmış oldum ve çok beğendim. Fantastik benim sevdiğim tarzdı. Mitoloji ve fantastik müthiş ikili ve yazar çok iyi iş çıkarmış.

Hee bu arada Thor ve Loki neler neler gelecek başlarına bazen çok güleceksiniz. Thor'u düşündükçe gülüyorum, incelemeyi yazarken halen gülüyorum. Thor çok şaşırttın beni. Thor devlerle savaşırken Loki nerelerdeydi acaba? :)))

Toparlasam, hikayeler çok güzeldi. Akıcı kitap ve puntosu da gayet büyük ve çok rahat okunuyor. Mitoloji okumak isteyenler hiç düşünmeyin bile.

Kitap ciltli olarak sadece 3000 adet basıldı. Şanslı sayıyorum kendimi;)

Kaçırmayın derim.
Bundan yaklaşık 3 yıl evvel, kitap sohbetleri yaptığım bir arkadaşımın tavsiye ettiği iki fantastik eserden biriydi bu. Diğeri de Yerdeniz... Nedense 3 yıl boyunca bir türlü bu kitaba sıra getirememiştim. Ta ki, yine bu sitede, kitap zevkimin uyuştuğu bir arkadaşımın bu kitaba başladığını görene dek...
Ve kitabı okurken, kitabın raflarımda durup da okumadığım her gün için kafamı duvarlara vurmak istedim:)
Kitap, olmayan bir yerdeki olmayan insanların hikayesi aslında... Yazar varlık ve yokluk arasındaki dengede yepyeni bir dünya kurmuş ve içine de inanılmaz keyifli bir olayı yedirmiş.
Bence en belirgin özelliği, okuduğum en ince fantastik eserlerden biri olması. Malum, özellikle fantastik edebiyatta yazar yepyeni bir dünya yaratır ve bunu okuyucuya tam olarak verebilmek için uzun sayfalarca betimlemelerden faydalanır. Ancak bu kitap betimlemenin çok az, olay akışının çok yoğun olduğu ancak buna rağmen mekanı ve ortamı hayal etmede hiç sorun yaşatmayan bir kitap.
Bir diğer sevdiğim nokta da, başrolümüzdeki Richard'ın başta olmak üzere tüm karakterlerin aşırı doğal konuşmaları. "Gerektiğinde saçmalayabilme" bugüne kadar sadece Otostopçunun Galaksi Rehberi'nde okuduğum bir özellikti, bu da iki etti.
Kitaptaki yazım tekniği ile de değinmek istediğim bir nokta daha var ki, kitapta bir an devrimi döndürdü. Her ne kadar kitap baştan sona 3. şahıs tekniği ile yazılmış olsa da okuyucunun kitap boyu dahil olmadığı standart bir yapı mevcut. Ancak kitabın ortalarındaki tek bir cümle ("Şimdi hepsinin rüyalarını izliyoruz" tarzındaydı") tüm gerçekliğimi yıktı... Kitap boyunca aralarından biri olarak ekiplerinin bir üyesi gibi yanlarında adeta koşmuşken, bu tek cümle beni resmen bir an kitaptan kışkışladı, gerçekliğime döndürdü, ve kendimi kanepemde elimde kitapla oturuyor olduğumu farkettirdi. Bu, fantastik romanlarda ilk kez yaşadığım bir histi ve "Deadpool gerçekliği"ni hissettim. (Rüyalar bitip de karakterler uyandığında yine yanlarına dönmüştüm karakterlerin. Yazar bile beni o kadar uzak tutamadı kitabından:) )
Sonuç olarak, Neil Gaiman'a hayran kaldım. Çok zeki ve yaratıcı olduğuna kanaat getirdim. Beklentimin çok üstünde bir kitap oldu. Bir sonraki kitabını okumak için sabırsızlanıyorum.
Kitaba bayildim!
Sandman'dan sonra Neil Gaiman sevgim yeniden tavan yapti, o donemde de bu kitap cikinca on siparisten hemen edindim. Ancak her ne kadar zekasina ve hayal gucune hayran olsam da icime sinmeyen bir seyler oluyordu her kitabinda. Ozellikle Amerikan Tanrilari'ndan sonra biraz cekinir olmustum.
Ancak bu kitabina hayran kaldim! Cocuklugum hem Yunan hem de Antik Misir mitoloji hikayeleri ile gecti, butun Tanri'larini, butun hikayalerini ezbere bilirdim. Ancak, Marvel'e bile ilham vermis olan Norvec Mitolojisi hakkinda en ufak bir fikrim bile yoktu. Son yillardaki Marvel sinematik evreniyle (2008-2018 ve sonrasi) Thor ve Loki'nin maceralari yeniden on plana cikti ve benim de ilgimi cekti. Dolayisiyla da bir bakayim istedim neler varmis kitapta diye.
Kitap, bir Neil Gaiman kurgusu degil. Gercekteki Norvec mitolojik hikayelerinin derlenmesi. Evrenin ve tanrilarin olusumu ile baslayip Ragnarok (Kiyamet)'a kadar olan surecteki yaklasik 12-15 hikaye sunuyor. Bu hikayeler kronolojik olarak siralanmis ancak birbirinden bagimsiz hikayeler. Bu hikayeler icinde Odin'in bir gozunu nasil kaybettigini, Thor'un Mjolnir'i nasil edindigi gibi pek cok soruya cevap buluyoruz.
Daha evvel de dedigim gibi, kitap bir Neil Gaiman kurgusu degil, var olan efsanelere yeni bir yorum ve soluk kazandirmis. Kitabin dili inanilmaz rahat. Sanki Hobbit diliyle Silmarillon okumusum gibi hissettim.
Marvel dunyasinda Thor ve Aasgard tanrilarini tanidiktan sonra bu kitabi okuyunca karsilasilabilecek bence en buyuk saskinlik ise Thor:) Thor, Marvel'deki karakterinin aksine, oldukca duz mantik, biraz aptal ve sadece fiziksel gucu olan biri.
Sanırım bazı kitaplarımı okumadan, okuma sıramda beklerken daha çok seviyorum.

Okuduğum romanların içinde ve yazarların içinde en büyük hayal kırıklığı benim için Neil Gaiman ve kitap olarak da Amerikan Tanrıları’dır. Amerikan Tanrıları için geçtiğimiz ocak ayına kadar sadece bir tek bu siteden bir arkadaşın Youtube kanalında olumsuz yorum almış ama buna rağmen kitaptan olan beklentimi hiçbir şekilde azaltmamış yine de bu orijinal konuya, bu çok fanının olduğu kitaba gelen bu övgülerin ve verilen bu ödüllerin boş yere olmayacağını düşünmüştüm. Ama gelin görün ki bana göre bu kitap haksız bir üne kavuşmuş bir eser. Kitapta kesinlikle bir şeyler eksik, bir şekilde kitabın içine girilemiyor, okur ile kitap arasında istenilen bağ kurulamıyor. Sadece ve sadece konusu çok güzel ama konu da bir, olmadı iki cümle ile rahatlıkla açıklanabilecek bir konu. Gaiman bana göre yutamayacağı lokmayı ısırıp çiğnemeye çalışmış, çiğnemiş çiğnemiş ama yutmayı da başaramamış.

Kitap çok hızlı ve ilgi çekici bir şekilde başlıyor ve dediğim gibi de konu son derece orijinal ve farklı olmasından ötürü her şey çok iyi gidiyordu. Bu güzel giriş bölümünden sonra bana göre Gaiman kurguyu örüp işleme konusunda yetersiz kalmış. Önsözde yazıldığı gibi kitap aslında kırpılmış ama keşke ortalama 300 sayfa daha kırpılsaymış diye düşünüyorum. Çok fazla gereksiz, olmasa da olur tarzında bölümler mevcut. Tamamen kitap ile alakasız gündelik olaylara fazlası ile yer verilmesi kitabın okunabilirliğini iyice etkiliyor. Öyle bir hal alıyor ki artık okuyorum ama neyi okuyorum durumuna gelmiştim. Kitabı çok fazla sevmeye uğraştım ama artık sevecek hiçbir unsur bulamıyor aksine sayfalar zoraki de olsa çevrildikse kitaptan daha çok soğumaya başladım. Bu kitabı okuyanlar sanırım ikiye ayrılıyor: sevenler ve nefret edenler. Sevenler de bana göre ikiye ayrılabilir: gerçek manada sevenler ve sevmeyip popülerliğe ayak uydurmak için sevmiş gibi görünenler. Birçok forum sitesinde kitabı çok sevenlerin olduğu kadar işi abartıp “kutsal kitap” diyenler de var ve bir o kadar da benimle aynı görüşe sahip olup, kitabın kopuk olduğunu belirtip sadece konunun güzel olduğunu savunanlar, tamamen hayal kırıklığı olduğunu belirtenler de var.

Kitap hep kendini fantastik kategorisinde gösteriyor. Evet fazlası ile içinde fantastik öğeler var ama maalesef benim beğendiğim tarzdaki epik fantezi türüne girmiyor; yani bir Yüzüklerin Efendisi, Buz ve Ateşin Şarkısı, Gedik Savaşları ya da Zaman Çarkı tarzı değil kesinlikle hatta fantastik kitaplar genelde olay kitabı olurlarken sanırım Amerikan Tanrıları biraz durum kitabı oluyor. Bu şekilde de olunca ve gerçek manada fantastik olarak beklenti içine girilince kitabı okumak daha da zor oluyor.

Kitap içinde belli bir sayfadan sonra okuduğumuz karakterlerin aslında farklı farklı mitolojilere göre tanrı olduğunu ben şahsen kitabı okurken hiç anlayamadım. Dediğim gibi kitabı okurken oluşan o kopukluk sayesinde okuduklarımı değil tanrı, normal bir karakter hatta gereksiz bir karakter gibi okudum.

Okuduğum kitaplar içinde ilk bu kitabı okurken farklı bir şey yaptım daha doğrusu yapmak zorunda kaldım. Kitabı okurken 2 kere yarım bırakmayı düşünmüş ama pek katılanı kalmadıysa da düzenlediğimiz bir etkinlik olduğu için tahmini 5 – 10 dakika sonra tekrardan okumaya karar verdim ve en sonunda da 3. Kez kitabı tamamen yarım bıraktım. Kitabı yarım bırakmamdaki en büyük etkenlerden biri de kesinlikle çeviri. Herkes Zaman Çarkı serisinden dolayı Niran Elçi çevilerini beğenir ama ben şahsen Niran Elçi çevirisi görünce korkuyorum. Yaptığı çevirilerde, kurduğu cümlelerde sanki çevriyi yaptıktan sonra kelimelerin yerini değiştirip cümleleri daha bir alengirli yapmaya çalışıyor gibi bir hava sezinliyorum. Kendini yavaş okutan, anlamak için daha fazla düşünme ihtiyacı hissettiğim cümleler ile dolu geliyor bana Elçi’nin çevirileri. Sayın Elçi bana göre bol betimlemeli olan Zaman Çarkı’nı bile okuması zor bir seri yapmıştır. Okuduğum bir başka habere göre de “The Malazan Book Of The Fallen” çevirisini de Niran Elçi yapacakmış. Umarım yapmaz, umarım yalan haberdir. Bu efsane seride Niran Elçi adını görmek istemiyorum. Her neyse çeviriye rağmen kitabı elimde süründürerek okurken kitabı en sonunda yarım bıraktım ve 2 gün sonra da İnkılap Kitabevi’nden çıkan baskısını birçok fantastik ve bilim kurgu kitaplarının çevirmenliğini yapan Ferhan ERTÜRK çevirisi ile kaldığım yerden okumaya karar verdim ve başladım. Bu kötü kitabı en azından Elçi çevirisine göre daha güzel çeviri ile bu şekilde bitirebildim. Kesinlikle Ferhan Ertürk çevirisi Niran Elçi çevirisine göre daha güzel, daha kolay ve okuması daha da keyifli. Yazar tarafından kısaltılmış olan bu versiyonu, bu çeviri ile okusam kitabı yine beğenmez ama yarım bırakma ihtiyacı hisseder miydim bilmiyorum. İki farklı çeviriden sizlere de örnek vermem gerekirse şu şekilde iki tane kısa paragraf paylaşabilirim.


-- İthaki Yayınları Niran Elçi Çevirisi, bölüm 17, sayfa 558: --
“Amerika Birleşik Devletleri’nin güneydoğusundaki en önemli yer, Georgia, Tennessee ve daha yukarıdaki Kentucky’nin her yerinde, yüzlerce eski ahır çatısında tanıtılmaktadır. Sürücü ormandan geçen dolambaçlı yolda çürümeye yüz tutmuş kırmızı bir ahıra denk gelir ve çatışına boyayla şu sözlerin yazıldığını görür.

KAYA ŞEHRİ’Nİ GÖRÜN DÜNYANIN SEKİNCİ HARİKASI”



-- İnkılap Kitabevi Ferhan Ertürk Çevirisi, bölüm 17, sayfa 452 --
"Güney-Doğu Birleşik Devletleri’nin en önemli yerinin reklamı Georgia, Tenessee ve Kentucky’ye kadar yüzlerce eskimiş ahır çatısında yapılır. Bir şoför, bir ormanın içindeki kıvrılarak ilerleyen yolda çürüyen, kırmızı bir ahırdan geçecek ve çatısında
KAYA ŞEHRİ’Nİ GÖRÜN DÜNYANIN SEKİNCİ HARİKASI
yazısını ve …”

Bir başka örnek vermem gerekirse:

-- İthaki Yayınları Niran Elçi çevirisi, bölüm 17, sayfa 559: --
“Çünkü Lookout Dağı’nı kim kontrol ediyorsa, toprakları da o kontrol ederdi: efsane böyle diyordu. Orası, ne de olsa, kutsal bir yerdi hem de yüksekti. İç Savaş sırasında, Eyaletler Arası Savaş’ta, orada bir çatışma yaşanmıştı.”


-- İnkılap Kitabevi Ferhan Ertürk çevirisi, bölüm 17, sayfa 454 --
“Lookout Dağı’nı kim kontrol altında tutarsa ülkeyi de kontrolü altında tuttu; efsane böyleydi. Her şeyden önce burası kutsal bir mevkii ve yüksek bir yerdi. İç Savaş’ta, Eyaletler Arası Savaş’ta burada bir çarpışma oldu:”

Sizler ne düşünüyorsunuz bilmiyorum ama bana göre kesinlikle Ferhan Ertürk çevirisi daha sade, daha güzel ve okunması da haliyle daha kolay. Gaiman’ın bu kötü yazım tarzı bu kötü çeviri ile birleşince 10 üstünden 5 puanı hak eden bir kitap oldu bana göre. 5 puanı neden kırdığımı da açıklamam gerekirse: bir kitabı beğendiğim kitaplara eklemiyorsam o kitap zaten 10 puanlık değil 9 puanlık bir kitaptır. Bir kitabın içine girmekte zorlandıysam 1 puan daha kırılır ve 8 puan olur. Kitap kendi içinde kopuk bir şekilde ilerliyorsa ve tam manası ile bölüm aralarında bağlantıda bana göre sorun oluyorsa 1 puan daha kırılır ve 7 puana düşer. Kitap bu sebeplerden ötürü elimde sürünüyorsa ve başka kitapları okumama engel olacak şekilde elimde süre geçirdiyse 1 puan daha kırılır ve 6 puan olur. Bu kitabın çevirisi de kötü ise 1 puan daha kırılır ve 10 üstünden 5 puan almayı hak eder; ama bu kadar olumsuz yönlerini yazdığım bir kitabı ben de şahsen sevmediğim için 1 puan da ben ekstradan kırarım ve 10 üstünden 4 puan almayı sonuna hak eder.

Sanırım Neil Gaiman kitaplarını artık içinde adımı ve soyadımı yazmadığı sürece okumayı düşünmüyorum.
Neil Gaiman'ın okuduğum ilk romanıydı ve şimdiye kadar neden okumadım ki dedirten bir kitaptı. Londra' da yerin altında geçen hikaye fantastik olmasına karşın çok fazla fantastik öge içermiyordu, yazar fantastik kurgu yazarken bu kadar az fantastik öge kullanmamayı çok güzel başarmış.
Dili çok akıcıydı, sayfalar çok hızlı akıp gidiyordu hele ki yazarın farklı ve orijinal betimlemeleriyle çokta zevkli ilerliyor. Karakterleri de çok sevdim, her karakterin farklı ve çekici bir özelliği mutlaka vardı.
Bu tarz kitaplarda sıkça rastladığımız sıradan baş karakterin olayların başlamasıyla daha önce bilmediği yeteneklerinin farkına varması gibi bir durum yaşanmıyor ki bu benim çok hoşuma gitti.
Gaiman hikayeyi çok güzel bir şekilde işlerken gizemli havayı da başarılı bir şekilde korudu. Özellikle Marquis de Carabas, Bay Croup ve Bay Vandemar'ın olduğu bölümleri zevkle okudum, en çok bu karakterleri sevdim.
Genel olarak güzel bir kitaptı, yazarın kurduğu yeraltı dünyası esri olsa bence çok güzel olurdu, kitapta bir şey eksikti ya da kitap fazla kısa geldi emin değilim beni tatmin edemeyen küçük bir nokta var ama ne olduğunu tespit edemedim.
Kitaba baslar baslamaz inceleme yazmak istedim: Benim gibi önsöz okumadan kitaba baslamayanlardansanız bu kitapta bu alışkanlığınizi bir kenarabirakin ve sakın önsöz okumayın! Kitabın sonunu yazmış adam! Uyarısız suprizbozan diye ben buna derim!

Not: Kitap bitiminde bu incelemeye güncelleme gelecektir :)

Ve kitap biter... Keşke bitmeseydi, serinin en iyisiydi ve hayallerimi çalan oldu. Neil Gaiman neleri en baştan yillar evvelinden düşünüp bu kitabin gelişini örmüş... Tek kelimeyle MUHTEŞEM...

Gereksiz yere üç noktalarla doldurduğumun farkındayım ama şu an söylemek istediğim onlarca şey varken içimden yazmak gelmiyor. Fena etkilendim... Ve en kısa zamanda bu seri ikinci, üçüncü, beşinci, onuncu kez yeniden okunmalı!
Biraz beklentilerle başladığım iyi olacağına inandığım bir kitaptı ama öyle olmadı. Okurken sıkıldım ve hissedemedim hikayeyi, biraz sert bir eleştiri olacak sanırım ama gereksiz buldum kitabı biraz. Konusunu çok ilgi çekici bulamadım, sıkıldım okurken. Belki hareketlenir severim derken kitap bitti.
Kitabın dili ağır değildi akıcı ilerledi yoksa bitiremezdim sanırım. Nasıl yorum yapacağımı bilemedim kitap güzelde değildi kötüde ama baştan bilseydim böyle olacağını okumazdım. Bazı ayrıntıları ve olayları sevdim, bazı yerleri çok anlamadım, yazarlar bazı şeyleri neden bilmiyorum açıklamadan bırakmış. Çok beğenmedim ama çok kötü de değildi.
Ne desem bilemedim... "Sevmedim" desem, konunun özgünlüğüne, Neil Gaiman'ın yaptığı araştırmalara, kattığı farklı yorumlara haksızlık etmiş, "Sevdim" desem, kurgunun eksikliğini karakterlerin yetersizliğini yok saymış olurum...
Öncelikle kitabın konusunu çok sevdiğimi belirtmem gerek. Eski Mısır, İskandinav Tanrıları ve mitleri, aralarındaki bağlantılar ve tanrıların kişilikleri iyi araştırılmış ve kitaba aktarılmış. Bu eski tanrıların yavaşça unutulması ile modern dünyanın yeni tanrıları sayılan medya, internet, para gibi kavramların güç kazanması ve iki grup arasındaki çekişme üzerine kurulu bir hikaye var. Yeni tanrılardan bahsederken kapitalizm vurgusu ve eski tanrıların muhafazakar yaklaşımlarını, korkularını çok beğendim. Öte yandan kitabın sonundaki ek kısımlarında, Neil Gaiman'la yapılan bir söyleşiden de kitaba dair ilginç bir durum öğrendim. Kitapta bazı el çabuklukları ve hileler anlatılıyor. Özellikle Çarşamba’nın para kazanmak için bir benzin istasyonunda satıcıyı kafa karışıklığı ile kandırması sahnesi çok muğlaktı. Bunun kullanılmasından korktuğu için özellikle muğlak yazdığını anlatıyor. Nitekim “nasılsa kimse yapmaz” diye ATM’den para çalma sahnesini detaylarıyla anlattığını, ancak kitap yayınlandıktan birkaç ay sonra bu metodla soygun yapıldığını öğrendiğini belirtiyor. Bir okuyucusunun bir kitap sitesinde bu kitabı “her şeyden öte, kolay yoldan zengin olma kitabı” diye tasvir etmiş olması oldukça enteresan.
Bunlara rağmen kitapta içime sinmeyen çok yer vardı. Dediğim gibi kurgu çok güzel ancak kurguyu hikayeleştirme kısmı olmamış. Karakterler çok silik. Mitolojik göndermeler var ama daha o karakterlerin hangi tanrı olduğu bile aslında okurken çok net anlaşılmıyor. Beklenen bir savaş var ve savaşa kadar hikaye ilerlemiyor. Gündelik yemek sohbetleri şamata gırgır, amaçsız ilerliyor. Konuyla ilgisiz, karakterler hakkında fikir vermeyen ve bence gereksiz çok fazla kısım var. Bu da okuyucuyu hikayeden kopartıyor ve hikayeye dahil olmasını engelliyor.
Sanki Neil Gaiman’ın aklına “eski ve yeni tanrıların savaşı” üzerine kitap yazmak fikri gelmiş, kitabın sonuna savaşı koymayı düşünmüş, ilk kısımda tanışma buluşma olur demiş… Arasını da hiç düşünmeden kurgulamadan spontane bir şekilde yazmış gibi hissettim.
Ne yalan söyleyeyim, Stephen King’in Mahşer ve O kitaplarında, birbirinden alakasız onlarca karakteri o kadar başarılı bir şekilde kurguladığını ve bağladığını düşündükçe, bu konuyu Neil Gaiman yerine Stephen King yazsaydı, bu büyük tanrıları nasıl anlatırdı diye merak etmeden yapamıyorum.
Bu kitabı İzmir Kitap Fuarından yeğenim için aldım. Kitabı sahibine vermeden önce okumak istedim. Kitabın konusu kahvaltıda süt kalmadığı için süt almak için evden çıkan bir babanın akıl almaz hikayesini konu alıyor. Uzaylılar, zaman kayması ve sütün dünyayı kurtarışını okuyorsunuz. Yakın zamanda sinemaya uyarlanacak bu kitap, Charlie Çikolata Fabrikasına benzer görsel şölen ile beyaz perdede yer alacak gibi gözüküyor.
Yıldız Tozu'nu okurken hiç sıkılmadım, basit ama güzel bir kitaptı. Oldukça da hızlı ilerliyor ancak şu sıra zaman ayıramadığım için ne yazık ki uzun bir sürede okudum. Basit ama masalsı güzel bir kitap olmuş, perili diyarlarda imkansızların gerçekleştiği bir dünyada aşkı için uzun bir yolculuğa çıkan genç bir oğlana eşlik etmek ve bir Gaiman romanı okumak isterseniz tam size göre bir kitap, hiç durmayın derim.

Ayrıntılı yorum için; http://yorumatolyesi.blogspot.com/2016/05/yildiz-tozu.html

Yazarın biyografisi

Adı:
Neil Gaiman
Unvan:
İngiliz Roman, Hikaye ve Çizgi Roman Yazarı, Senarist
Doğum:
İngiltere, 10 Kasım 1960
Sandman, Coralin, Stardust gibi modern fantastik kurgu edebiyatında iz bırakmış olan roman ve çizgiromanların yazarı. Fantastik kurgudan bilim kurguya, grafik romanlardan filmlere kadar geniş bir alanda ürün vermiş olan Gaiman; Hugo, Nebula, Bram Stoker gibi kurgu edebiyatının en prestijli ödüllerinin sahibidir.

Neil Gaiman, Polonyalı Musevi bir ailenin çocuğu olarak, 10 Kasım 1960 tarihinde, Portchester, Hampshire, İngiltere’de dünyaya geldi ve Fonthill, Ardingly ve Whiftgift’in de arasında bulunduğu bir dizi Church of England okulunda eğitim gördü.

Gençlik yıllarında, J.R.R. Tolkien, Edgar Allan Poe, Ursula Le Guin gibi fantastik kurgunun ve Roger Zelazny, Robert A. Heinlein gibi bilim kurgunun büyük ustalarının eserlerini takip etti. 80’li yılların başlarında gazeteci olarak çalışmaya başlayan Gaiman, bu sayede ileride kitaplarını basacaklarını umduğu basın dünyasının önemli isimleri ile tanıştı.

İlk yayınlanan kitabı, Duran Duran adlı müzik grubunun biyografisiydi. Bir yandan farklı İngiliz dergilerinde makaleleri yayınlanırken, bir yandan da British Fantasy Society’ye yazdıklarını gönderiyordu.

Kendisi gibi İngiliz olan grafik roman yazarı Alan Moore’dan etkilenek, grafik romanlar için senaryo yazmaya başladı. İlk olarak Moore’un yarım bırakmasının ardından Marvelman’i tamamlayan Gaiman, bu yapıttan sonra, Future Shock, Violent Cases, Black Orchield gibi erken dönem eserlerine imza attı.

1989 yılında, kendisine büyük ün ve servet kazandıracak olan Sandman’i çıkarttı. Dream karakterinin baş rolünde yer aldığı çizgiroman serisi, 1989-1996 yılları arasında 75 fasikül olarak piyasaya çıktı ve daha sonra yapılan eklemelerle birlikte 11 cilt olarak kitaplaştırıldı.

Sandman sonrasında farklı çizgiroman firmaları için Elric, Lady Justice, Shadow Death gibi eserleri kaleme alan Gaiman, 2009 yılında, Batman R.I.P. serisi için yazdığı “Whatever Happened to the Caped Crusader” adlı çizgiroman senaryosu ile grafik roman piyayasındaki uzun süreli sessizliğini bozdu.

Grafik romanların dışında uzun romanlar ve kısa hikayelerle düz yazı alanında önemli eserler veren yazar, Diskdünya’nın yazarı Terry Pratchett ile beraber yazdığı Good Omens ile dünya çapında üne kavuştu. 1990 yılında çıkan romanı, 1996 yılında Neverwhere, 1999 yılında, daha sonra sinemaya da uyarlanan Stardust ve 2001 yılında, en iyi eseri olarak bilinen Amerikan Tanrıları takip etti.

Amerikan Tanrıları’nın başarısı üzerine, romanda ek bir karakter olan Anansi’nin adı altında, yeni bir roman kaleme alan Gaiman, Anansi Boys adlı bu roman sayesinde New York Times Best Seller listesinde bir numaraya kadar yükseldi. Yazarın son romanı, 2008 yılında yazdığı ve çocuklara yönelik olan The Graveyard Book (Mezarlık Kitabı) oldu. Gaiman’ın Anansi Boys dışındaki kitapları Türkçe’ye çevrildi.

Amerikan Tanrıları adlı kitabının yazımı sırasında kendisine bir web blog’u açan Gaiman, eserlerinin yapım aşamasını ve hayatından kesintileri yansıttığı ve http://journal.neilgaiman.com adresinde bulunan blogunu açıldığı tarihten beri aktif tutmakta ve yazılarını haftalık olarak sürdürmekte.

Minneapolis, Minesota, A.B.D’de, Addams Family House adını verdiği bir evde yaşayan yazar, eski karısı Mary McGrath’la olan evliliğinden Michael, Holly ve Madeleine adlı üç çocuğa sahip ve 2009 başından bu yana, şarkı sözü yazarı Amanda Palmer ile uzun dönemli bir ilişkisi var.

Yazar istatistikleri

  • 163 okur beğendi.
  • 1.528 okur okudu.
  • 63 okur okuyor.
  • 1.453 okur okuyacak.
  • 46 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları