Nicolae Jorga

Nicolae Jorga

Yazar
6.9/10
30 Kişi
·
99
Okunma
·
14
Beğeni
·
1321
Gösterim
Adı:
Nicolae Jorga
Unvan:
Rumen Tarihçi, Akademisyen, Yazar, Şair ve Devlet Adamı
Doğum:
Botoşani, Romanya, 18 Haziran 1871
Ölüm:
Strejnicu, Romanya, 28 Kasım 1940
1895'te Bükreş Üniversitesi'nde dünya tarihi profesörü oldu. 1902-05 arasında milliyetçi Sămănătorul (Tohum) dergisinin editörlüğünü yaptı. Geschichte des rümänischen Volkes (1905; Rumen Halkının Tarihi) ve Geschichte des osmanischen Reiches (1908-12, 5 cilt; Osmanlı İmparatorluğu Tarihi) adlı kitapları ve haçlı seferleri üzerine incelemeleriyle kısa sürede büyük ün kazandı. Osmanlı Devleti'nin "Bizans'tan sonra Bizans" demek olduğu gibi, daha sonra Türkmilliyetçi tarihçilerinin çok karşı çıkacağı bir tezi ortaya attığı. 1921'de Fontenay-aux-Roses Rumen Okulu'nu açtı. 1922'de Sorbonne'da öğretim üyesi oldu.

Yaş'tan parlamentoya seçildiği 1907'den başlayarak ülke politikasında önemli rol oynadı ve Ulusal Demokrat Parti'yi (Partidul Naționalist-Democrat) kurdu. Meclis başkanlığı yaptıktan sonra 1931-32 yıllarında başbakan ve eğitim bakanı olarak görev yaptı. 1939'da Senato başkanı oldu. Çok üretken bir araştırmacı olan Iorga, 1933'e gelindiğinde yüzlerce makale ve kitap yazmış, Vălenii de Munte'de bir halk üniversitesi (1908) ile Güneydoğu Avrupa Enstitüsü'nü (1913) kurmuş ve çok sayıda dergi çıkarmıştır. Öte yandan milliyetçi görüşlerini dile getirdiği yazıları ve konferanslarıyla ülkenin düşünsel yaşamını derinden etkiledi.

Eski bir öğrencisi olan ve 1930'da sürgünden dönerek tahta çıkan Kral II. Carol yönetimini destekledi. Kasım 1940'ta, karşıtı olduğu faşist Demir Muhafızlarörgütü militanları tarafından öldürüldü.

En önemli yapıtı 10 ciltlik Istoria Românilor (1936-39; Rumen Tarihi), olan Iorga, Venedik, Osmanlı İmparatorluğu ve Haçlı Seferleri tarihleriyle de ilgilenmiştir. Şiirler, genelde tarihi kişilerden esinlenen kırka yakın oyun (Constantin Brâncoveanu, 1914), bir özyaşamöyküsü (Mes horizons; Une vie d'homme telle qu'elle fut, 1934), Prensées (1911) adlı bir yapıt ve gezi öyküleri de yazmıştır. Derin bilgisi, değişik dönemlere ait Rumen edebiyat tarihi kitaplarında ve Histoire des littératures romaniques (1920) adlı bir yapıtta somut olarak görülür.

Yapıtlarından biri Türkçede İstanbul'un Zaptı Hakkında İhmal Edlmiş Bir Kaynak (1948) başlığıyla yayımlanmıştır.
Baş vergi tahsildarı Halil’in sıkça bahsettiğimiz ve Avusturya ile yapılan görüşmelerde esas alınan tahrir defterinde, Osmanlı’ya tâbi tüm şehirler, kaleler, köyler, araziler, meyve bahçeleri ve tüm insanlar, Moğolların eski ve hassas titizliği ile kayıtlı idi.
Mehmed Çelebi’nin ordusuna her gün daha fazla Müslüman ve Hristiyan katıldı. Her yerde kendini yasal ve gerçek sultan olarak kabul ettirmiş olan Mehmed Çelebi, Zağra bölgesinde ilerledi, Filibe’nin surlarını geçti ve Balkanların diğer tarafındaki Sofya Platosu’nda Şehirköy Nehri’nin kenarına karargâhını kurdu. Buradan yola çıkarak Sırbistan’a girdi ve Stefan ile yeğeni Georg’un tazminatlarını kabul etti. Her ikisi de eski anlaşmalarda belirlenen süvari birliklerini Mehmed Çelebi’nin emrine verdiler ve Sandali de birkaç Bosnalı birlik gönderdi. Mehmed Çelebi, Sırp süvari birlikleri ile güçlenmiş olarak Alacahisar ve Kopriyan’dan sonra güneye yöneldi ve 20 yıl önce Sultan I. Murad ve Knez Lazar’ın hayatlarını kaybettikleri Kosova Sahrası’na geldi. Osmanlıların batıdaki tüm komutanları yanında idi: Mora’lı Barak, Tırhalalı Sinan, Arnavutluk’tan Paşa Yiğit, sonra eski Yeniçeri ağası Hasan Ağa’nın oğulları ve Cüneyd’in oğlu Hamza, hatta yaşlı ve tecrübeli Evrenos Bey. Sadece Mihaloğlu Mehmed ve Timurtaş’ın oğlu olan ikinci bir Evrenos, Musa Çelebi’nin zayıf ordusunun yanında kalmışlardı.
Kasım ayındaki bir oturum da İtalya' da barışı sağlamak için orada bulunan Floransalı elçiler, kalbi derinden yaralı yaşlı papanın, Türk tehlikesi hakkında resmi bir konuşma yaparken gözlerinin yaşardığını görmüşlerdi.
Bunun dışında, ancak ölümünü kendi emretmiş olsa bile, şehzâdelerden birinin ölüm haberini bildiren siyah zemin üzerine beyaz harflerle yazılmış mektubu aldığında halkının arasına çıkıyordu. Bu mektubu aldıktan sonra padişah sarığını yere atıyor, bütün mücevherlerini çıkartıyor, duvarlardan bütün resimleri ve süsleri indirtiyor ve kilimleri ters çevirtiyordu. Başkentte üç gün boyunca müzik sesi yasaklanıyordu. Kurbanlık koyunlar kesiliyor ve haftada 7 bin akçe sadaka dağıtılıyordu. Cenaze günü, padişah tabutun arkasından yürüyordu ve tabutu çeken atlar “ağlıyordu”, zira gözlerine bunun için bir madde sıkılıyordu. Ama hem kederde, hem sevinçte aynı eşsiz, azametli sessizlik korunuyordu.
Kanunî Sultan Süleyman döneminde doğu sınırlarının fazla tehdit almaması ve Avrupa’da gelişen şartlar sebebiyle asıl hedef batı olmuştu. Ka­nu­nî döneminde Habsburg İmparatorluğu akrabalık bağlarıyla Avrupa’nın önemli bir kısmına sahip olmuştu. Onların önünde direnen tek güç Fransa ve İngiltere idi. Osmanlıların Avrupa’daki bu mücadeleye karışmaları siyasi dengenin yeniden kurulmasını sağladı. Fransa ve İngiltere gibi milli monarşiler, Osmanlıların, Habsburglara karşı mücadeleye girmesiyle hayat hakkı bulabildi. Yine bu dönemde Avrupa’da ortaya çıkan reform hare­ketleri de koyu bir Katolik devlet olan Habsburglara karşı gelişe­bilmesini, Osmanlıların Şarlken’e karşı yaptığı askeri baskıya borç­ludur. Osmanlıların, Habsburgların Alman kanadını yıpratmaları saye­sinde Protestanlık Almanya’da yayıla­bildi.
Her seferinde sikkeyi daha değersiz hâle getiren para basımları sonunda bir altın 54-60 akçe değerinde yükselmişti. Sultan Mehmed, her 10 yılda bir para bastırıyordu; Yavuz Sultan Selim babası Bâyezid’in akçelerini kullanıyordu ve Kanunî Sultan Süleyman bol bol para bastırıyordu. Eski akçeler, yeni basılanlarda gümüş muhteviyatı zaten azalmış olduğu halde, bir süreliğine eskiye karşılık 10 yeni akçe olarak daha düşük değerle geri alındı. Daha sonra halk arasına salınan casuslar, akçeleri dönüştürerek Hazine’ye ek bir gelir sağlamak yerine daha değerli olan parayı elinde tutanları bildiriyordu.
Aynı zamanda Tatar Hanı’nın damadı ve bu evliliğinden on yaşında gelecekte Kanuni Sultan Süleyman olarak ün yapacak bir oğlu olan Selim 1510 yılında da Tatar Hanı’nın yönetimindeki Kırım yarımadasına geldi ve Kefe’nin yeniçerilerini kendi tarafına çekerek güçlü ve zengin şehri yeni ikameti ilan etti. Kısa bir süre sonra Boğdan’nın önemli limanlarından olan Kili ve Akkirman’ı ele geçirdi (1Mayıs 1511)
Muharrem  Kenger
Muharrem Kenger Osmanlı İmparatorluğu Tarihi (5 Cilt)'i inceledi.
@MuharremKenger·14 Tem 2019·Kitabı okumadı
2604 syf.
·8/10
Uzun zamandır Osmanlı Tarihi okumak istiyordum ve bu kitabı Halil İnalcık gibi bir üstad önerdiği için tercih ettim. Zaten arka kapağında da onun yazısı vardır. Peki aradığımı buldum mu? Buna kesin bir dil ile evet yada hayır diyemem ama bu 5 ciltlik kitap da şunu farkettim, Osmanlı Tarihi için 5 cilt azdır... Okuyucu için çok ama bir Tarih için azdır...

Evet, eser 5 cilttir. Çok gibi görünebilir ama bu eserde Osmanlının %80 oranında iç ve dış siyasi olaylar anlatılmaktadır. Osmanının toplumsal, kültürel ve benzeri yanları çok kısıtlı aktarılmış,ü ağrılıklı olarak savaşlar ve siyasi çekişmeler aktarılmıştır. Osmanının siyasi dünyasına bakmak isteyenler için karçırılmayacak bir eser. Ancak Sosyo-Kültürel bir araştırma için eksik kalacak bir eserdir. Bu bir eleştiri değil tariftir.... Çünkü malumunuzdur ortalama 600 yıl yaşamış bir İmparatorluğu elbette hiç bir yazar 5 cilltte anlatamaz. Ancak belli bir yanını anlatabilir, bu kitap da daha çok siyasi yanını anlatmış ve savaşlar ile i,ç siyasi çekişmeler ile süren bir cilttir

Aslında tarih bilinmekten çok anlaşılmak istenir... Ama bizler 100 yıl öncesi veya daha eski alınmış bir karar üzerinden bu millete büyük hizmetler etmiş insanları suçluyoruz, Oysa bakın Cenap Şahabettin ne güzel söylemiş;
"Olağanüstü dönemlerde, bir şeyin hakkı ile yapılıp yapılmadığı aranmaz. Örneğin, deprem olmuş, ekmekler iyi kızarmamış, kimse neden bu ekmek böyle olmuş diyemez. Ancak, ortalık süt liman ve her şey yerli yerinde ise, o zaman yapılan her işin hakkı ve kuralı ile yapılmasını istemek herkesin hakkıdır"

Bu eser de; Tarihi anlamanın, tarihi bilmekten daha elzem olduğunu kanıtlar tarzda yazılmış, okurken kafanızda kıyaslamalar yapacağınız, bazen hak verip bazen eleştireceğiniz güzel bir araştıma-inceleme eseri olmuştur...
2604 syf.
·24 günde·Puan vermedi
Osmanlı-Türk tarihi üzerinde burada yayınlanan bu anıtsal kitabın yazarı Nicolae Iorga (Jorga), aynı zamanda 1910-1940 yıllarında Romanya’nın akademi ve siyaset hayatında, üniversite rektörü, Akademi başkanı, Millet Meclisi Başkanı ve Başbakan olarak en önde rol oynamış sıradışı bir şahsiyettir. Iorga (Jorga) Romanya’nın gelmiş geçmiş en büyük tarihçisi sayıldığı gibi, eserleri çeşitli dillerde, Almanya, Fransa, İtalya ve ABD’de defalarca basılmış, dünyaca tanınmış bir tarihçidir. 1908’de Almanya’da ünlü bir dünya tarihi (Geschichte der Europaischen Staten) serisinde Osmanlı Tarihi’nin yazılması düşünüldüğünde, bu iş Iorga’dan istenmiş, burada Türkçe çevirisi yayınlanan beş ciltlik Geschichte des Osmanischen Reiches, (Gotha, 1908-1913), onun kaleminden çıkmıştır.
Osmanlı-Türk tarihi üzerinde burada yayınlanan bu anıtsal kitabın yazarı Nicolae Iorga (Jorga), aynı zamanda 1910-1940 yıllarında Romanya’nın akademi ve siyaset hayatında, üniversite rektörü, Akademi başkanı, Millet Meclisi Başkanı ve Başbakan olarak en önde rol oynamış sıradışı bir şahsiyettir. Iorga (Jorga) Romanya’nın gelmiş geçmiş en büyük tarihçisi sayıldığı gibi, eserleri çeşitli dillerde, Almanya, Fransa, İtalya ve ABD’de defalarca basılmış, dünyaca tanınmış bir tarihçidir. 1908’de Almanya’da ünlü bir dünya tarihi (Geschichte der Europaischen Staten) serisinde Osmanlı Tarihi’nin yazılması düşünüldüğünde, bu iş Iorga’dan istenmiş, burada Türkçe çevirisi yayınlanan beş ciltlik Geschichte des Osmanischen Reiches, (Gotha, 1908-1913), onun kaleminden çıkmıştır. İnanılmaz bir enerji ve üretkenliğe sahip bu seçkin yazar, 1300 (evet bin üçyüz) kitap ve on binin üstünde makale yayınlamış, birçok bilimsel ve siyasi dergi çıkarmıştır.
OSMANLI TARIHI
Iorga (Jorga)’nın Almanca beş ciltlik Osmanlı İmparatorluğu Tarihi (1300-1912), daha önce yazılmış belli başlı genel Osmanlı tarihleri (J. von Hammer ve J.W. Zinkeisen) yanında yeni ve kapsamlı bir yaklaşımı temsil eder. Değerli tarihçilerimiz İ. H. Uzunçarşılı ve E.Z. Karal tarafından yazılıp Türk Tarih Kurumu tarafından çıkarılan 8 ciltlik Osmanlı Tarihi (Ankara: 1954-1973). Batı kaynakları, bu arada Iorga’nın eseri hakkıyla kullanılmadan yazılmıştır. Herşeyden önce Iorga’nın Osmanlı tarihi, ön-yargılardan oldukça kurtulmuş, belgelerin tanıklığına öncelik veren ciddi bir tarihçinin eseridir. Iorga’ya göre Osmanlı tarihi, “dünya tarihinin parlak bir bölümü”nü temsil eder. Iorga’nın şimdiye dek kullanılmamış kaynaklara dayanan Osmanlı tarihinin orijinalliği, Türkiye’de erkenden takdir edilmiş, belki Almanca yazılmış olması dolayısıyla Türkçe’ye çevrilmesi gecikmiştir. İlk deney, Ankara Üniversitesi DTC Fakültesinde hocam ve meslektaşım Bekir Sıtkı Baykal tarafından yapılmıştır. Prof. Baykal 1948’de eserin V. cildini Türkçe’ye kazandırmıştır (N. Jorga, Osmanlı Tarihi, 1774-1912, Ankara 1948).
Iorga, Güney-Doğu Avrupa’nın 1500 yıl birbiri ardından iki imparatorluk, Bizans ve Osmanlı imparatorlukları idaresinde yaşamış ve böylece bölgeye has sui-generis bir kültür sentezi yaratmış olduğu görüşünü yazılarında belirtmiş, Balkan tarihi araştırmalarına kapsamlı doğru bir yön vermek istemiştir (Iorga bir The Byzantine Empire, Londra 1907 yazmış, Bizans tarihi üzerinde çeşitli kitap ve makale yayınlamıştır). Bizans ve Osmanlı tarihlerini derinliğine inceleyen Iorga “Osmanlı Sentezini” ilk kez ifade etmiş bir tarihçidir. Iorga, Osmanlı Tarihini konu almakla beraber aslında bir Balkan tarihçisi sayılabilir. Osmanlı tarihinde Balkanlara ait belgelere dayanan ayrıntılar, esere orijinal niteliğini kazandıran özelliklerin başında gelir. Biz, Osmanlı vilâyet tahrirleri ve kanunnamelerden çift-hane sistemi’ni formüle etmekle, bu temel fikrin ne kadar haklı olduğunu göstermeye çalıştık. Bizans ve Osmanlı dönemlerinde çift-hane sistemi, tüm bölgede köylü sınıfının sosyal-ekonomik ortak yapısını ve kırsal sektörde devlet maliyesinin temelini oluşturmakta idi. Osmanlının mîrî toprak rejimi ve çift resmine bağlı kapsamlı kırsal vergi sistemi aslında Bizans imparatorluk sisteminin bir devamıdır. Iorga, geniş görüşlü tarihçi yaklaşımı sayesinde bu temel devamlılığı fark etmiştir.
Öte yandan Iorga’ya göre bölge, Avrupa’nın bir parçası olmakla beraber, Avrupa’nın öbür bölgeleri gibi kendi karakterlerini daima korumuştur. Güney-Doğu Avrupa’nın yerli halkı ve temel kültürü ile günümüze kadar gelmesinde önemli olan Osmanlı dönemini, bağnaz milli saptırmalara kapılmadan yorumlamakla, Iorga kuşkusuz derin tarihçi vizyonunu ispat etmiştir. 1930’larda Balkan Antantı ve Balkan Konfederasyonu girişimleriyle bu yayınlar arasındaki ilişki, Iorga’da tarihle halihazırın, bilimle siyasetin nasıl bağdaştığını gösteren iyi bir örnektir. Balkanlarda bağnaz millî devlet ve onun hizmetindeki romantik tarihçi, beşyüz yıl boyunca oluşmuş bir tarihi realiteyi, Osmanlı’yı yok sayıyor; onu temelinden tahrib etmeyi bir hak biliyor; tahrip elini yalnız masum kitlelere değil (sadece 1912-1913’te Balkan savaşlarında Müslümanların kayıpları 1.450.000 ölüdür, 410.000 kişi Türkiye’ye göçmek zorunda kalmıştır.), Osmanlı medeniyetini temsil eden tüm eserlere kadar uzatıyor; camilerini, türbelerini, güzelim köprülerini acımasızca yıkıyor. Balkanları adım adım gezen bir Hollandalı, Dr. Michael Kiel Osmanlı eserlerinin tamamına yakınının ya harap bırakıldığını veya kasıtla tahrip edildiğini tespit etmiştir. Michael Kiel aynen şöyle yazar: “Osmanlı İmparatorluğu’ndan sonra ortaya çıkan devletler halkı, Güney-Doğu Avrupa’da Osmanlıların inşa ettikleri mimari eserlerin belki %98’inin ortadan kalkmasına sebep olmuşlardır”. 1990’da Dobruca’yı gezdiğimde, Babadağ’da Sarı Saltuk türbesinin yıkık duvarları, Filibe’de Fatih’in veziri Şihabeddin Paşa’nın perişan mezarı, bana herşeyden önce Balkan milliyetçisinin bağnazlığını hatırlattı. Herşeye rağmen bağnaz millî devletin tahrip edemediği bir tarih yaşamaktadır: Bugün Balkan dillerinin herbirinde yaşayan Türkçe kültür kelimeleri, 2000 ile 6000 arasında değişir. Balkanlının mutfağı, halk ezgileri, giyinişi ve davranışlarında, ister istemez, tarih yaşar.
Kitabın sayfa sayısından korkmayın %23 Dipnotlar v.s
304 syf.
·5/10
Evvela yazar Nicolae jorga'dan birazcık bahsetmek isterim. Kendisi aslen romen olan yazar 18 yaşında üniversiteden mezun olup 1940 yılında öldürülünceye kadar 1300'e yakın kitap yazmış bunun yanındada 10.000'e yakın bir sayıda da makale yayınlamıştır. Aynı zamanda kendisi ülkesinde milletvekili olmuş, parti kurmuş böylece başbakan olmuş ve bir dönem meclis başkanlığı da yapmıştır. Dünyaca ünlü bir tarihçi olması yanında aynı zamanda ülkesinde siyasi açıdan da tarih yazmış bir şahıstan bahsediyoruz. Çok dolu dolu bir hayat, örnek alınası...
Kitabımıza gelirsek; bu kitabı alma amacım tarihçinin 5 ciltlik Osmanlı tarihi kitabını almadan evvel yazarın tarihe bakış açısı bakımından bilgi edinmekti. Vardığım sonuç ise diğer batılı oryantalist yazarlar gibi üstünkörü doğu tarihi yazmayıp, kaynaklar göstererek bir kitap ortaya koyması idi. Ama kaynaklar da yine batılı yazarların ortaya koyduğu tarih kitaplarından ibaret. Kitabın kaynakçasında tanıyabildiğim tek bir yazar vardı; o da Hammer.
Kitabın içeriğinden de kısaca bahsedersem yazar sanki kanuni döneminin tamamını değil de sadece kanuni dönemi Osmanlı-Avusturya Macaristan devleti ilişkilerini araştırmış gibiydi. O yüzden gayet sıkıcıydı kitabın büyük kısmı. Yine de merak edenler okuyabilir. Çünkü Jorga doğuya "öteki" gözüyle bakmayan nadide batılı tarih araştırmacılarından birisi bendenize göre :) Okumalarınızın faydalı olması dileğiyle...
Selametle, sevgiyle kalın efendim. Nicolae Jorga Yenilmez Türk
2604 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Sadece 1. cildini bitirdim. Buradan tarihi okuduğunuzda aslında önünüze o kadar net bir resim geliyor ki, tam olarak anlıyorsunuz tarihi. Romantik tarih yazınından da uzak durulması gerektiğini düşünüyorum. Yani "biz mükemmeliz herkes kötü" anlayışıyla yazılan (Yılmaz Öztuna, Namık Kemal vb.) kitaplar sadece sizi coşturur ama gerçeklerle tanıştırmaz. Oysa mukayeseli olarak çeşitli yazarlardan, bilhassa da daha akademik yazan yazarlardan tarihi okursanız göreceksiniz ki Türkler de tıpkı diğer her millet gibi, iyi şeyleri de var kötü şeyleri de var. Kendi içinde bile entrikalar, ihanetler, ittifaklar düşmanlıklar hepsi mevcut. Ülkelerin çıkarları vardır ve hep buna göre hareket ederler. Bunu bilerek tarihi okursanız her şey gözünüzün önüne serilir zaten. Bu kitap da bunu en iyi gözünüze sokan kitaplardan birisi. Herkes okumalı.
254 syf.
·10/10
Nicolae Jorga bu eserinde Sultan II.Mehmed'in daha çok askerî yönünü ele almış. Yazarın Romen oluşu eseri bence daha bir değerli kılıyor çünkü genelde Türk yazarların padişahlar hakkında yazdığı eserler onları objektif yansıtmıyor. Padişahlar'ın bir evliya veya hoca gibi göstermeleri barışçıl insanlar olarak göstermeleri, kan dökmeden toprak aldığını göstermeleri vsvs... Osmanlı 3 Kıta 7 İklim yaşarken bunları barış ve kardeşlik ile elde etmedi. Bu eseri okuyan'da Fatih Sultan Mehmed'in barış güvercini olmadığını iyi idrak eder.. tam bir savaş makinası. İlime,bilime, savaş teknolojisine katkısı müthiş. Eser 200 kaynak'dan yararlanılarak ortaya koyulmuş, batı kaynaklı eserlerden oluştuğu içinde daha bir kıymetli bir eser. II.Mehmed dönemini merak edenler okumalıdır.
280 syf.
·7/10
Sultan'ın döneminde özellikle Anadolu'daki siyasi birlik için verilen mücadele, gayet başarılı bir şekilde okura sunulmuş. Biyografiden ziyade araştırma-inceleme türünde bir eser olduğunu da gözardı etmemek gerekir tabii...
416 syf.
·11 günde·3/10
Kitap biraz yüzeysel kalmış çok daha detaylı Kanuni dönemi kitapları mevcut. Artılarından çok eksileri olan kitap hiç bir açıklama notu net değil sürekli kaynak gösterilmiş.

Yazarın biyografisi

Adı:
Nicolae Jorga
Unvan:
Rumen Tarihçi, Akademisyen, Yazar, Şair ve Devlet Adamı
Doğum:
Botoşani, Romanya, 18 Haziran 1871
Ölüm:
Strejnicu, Romanya, 28 Kasım 1940
1895'te Bükreş Üniversitesi'nde dünya tarihi profesörü oldu. 1902-05 arasında milliyetçi Sămănătorul (Tohum) dergisinin editörlüğünü yaptı. Geschichte des rümänischen Volkes (1905; Rumen Halkının Tarihi) ve Geschichte des osmanischen Reiches (1908-12, 5 cilt; Osmanlı İmparatorluğu Tarihi) adlı kitapları ve haçlı seferleri üzerine incelemeleriyle kısa sürede büyük ün kazandı. Osmanlı Devleti'nin "Bizans'tan sonra Bizans" demek olduğu gibi, daha sonra Türkmilliyetçi tarihçilerinin çok karşı çıkacağı bir tezi ortaya attığı. 1921'de Fontenay-aux-Roses Rumen Okulu'nu açtı. 1922'de Sorbonne'da öğretim üyesi oldu.

Yaş'tan parlamentoya seçildiği 1907'den başlayarak ülke politikasında önemli rol oynadı ve Ulusal Demokrat Parti'yi (Partidul Naționalist-Democrat) kurdu. Meclis başkanlığı yaptıktan sonra 1931-32 yıllarında başbakan ve eğitim bakanı olarak görev yaptı. 1939'da Senato başkanı oldu. Çok üretken bir araştırmacı olan Iorga, 1933'e gelindiğinde yüzlerce makale ve kitap yazmış, Vălenii de Munte'de bir halk üniversitesi (1908) ile Güneydoğu Avrupa Enstitüsü'nü (1913) kurmuş ve çok sayıda dergi çıkarmıştır. Öte yandan milliyetçi görüşlerini dile getirdiği yazıları ve konferanslarıyla ülkenin düşünsel yaşamını derinden etkiledi.

Eski bir öğrencisi olan ve 1930'da sürgünden dönerek tahta çıkan Kral II. Carol yönetimini destekledi. Kasım 1940'ta, karşıtı olduğu faşist Demir Muhafızlarörgütü militanları tarafından öldürüldü.

En önemli yapıtı 10 ciltlik Istoria Românilor (1936-39; Rumen Tarihi), olan Iorga, Venedik, Osmanlı İmparatorluğu ve Haçlı Seferleri tarihleriyle de ilgilenmiştir. Şiirler, genelde tarihi kişilerden esinlenen kırka yakın oyun (Constantin Brâncoveanu, 1914), bir özyaşamöyküsü (Mes horizons; Une vie d'homme telle qu'elle fut, 1934), Prensées (1911) adlı bir yapıt ve gezi öyküleri de yazmıştır. Derin bilgisi, değişik dönemlere ait Rumen edebiyat tarihi kitaplarında ve Histoire des littératures romaniques (1920) adlı bir yapıtta somut olarak görülür.

Yapıtlarından biri Türkçede İstanbul'un Zaptı Hakkında İhmal Edlmiş Bir Kaynak (1948) başlığıyla yayımlanmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 14 okur beğendi.
  • 99 okur okudu.
  • 12 okur okuyor.
  • 96 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.