Nihal Yeğinobalı

Nihal Yeğinobalı

YazarÇevirmen
8.4/10
2.043 Kişi
·
7.708
Okunma
·
16
Beğeni
·
1.247
Gösterim
Adı:
Nihal Yeğinobalı
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Manisa, 1927
1927 yılında Manisa’da doğdu. Arnavutköy Amerikan Kız Koleji’ni bitirdi; New York Üniversitesi Edebiyat Bölümü’ndeki öğrenimini yarım bıraktı. Amerikalı bir film yapımcısıyla evlenip, sekiz yıl ABD’de yaşadı. İlk çevirisi "Allahın Bahçesi" (R. Hichens) 1946’da yayımlandı. C. Dickens, J. Austen, İ. Murdoch gibi çeşitli yazarların eserlerini Türkçe’ye kazandırdı. Vincent Ewing takma adıyla "Genç Kızlar" adlı ilk romanını 1950’de, "Eflatun Kız" adlı romanını 1964’te yazdı. 1988’de üçüncü romanı "Mazi Kalbimde Bir Yaradır", 1998’de de "Sitem" yayımlandı. "Belki Defne" yazarın beşinci romanıdır. Ayrıca, "Cumhuriyet Çocuğu" adı altında bir de anı kitabı bulunmaktadır.
Şu var ki Lamiam,hayat sürüyor işte. Kafamız, gönlümüz kararsa da ,küsse de,göbekten bağlıyız yaşamaya. Hayat sürüyor işte. Torun,tosun derken,tohumdu hasattı derken, bir çarka kaptırıyorsun kendini,olup gidiyorsun işte...
495 syf.
·Beğendi·10/10
Bu inceleme eser miktarda küfür içerecek.

Kendimi alnımdan öpebilseydim eğer, bu kitabı listeme kattığım için öperdim. Benim ana listem Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap listesini taramam ve içinden ilgimi çekenleri defterime yazmamla oluşturduğum listedir. Bunun dışında liste demenin artık ayıp kaçacağı bir ajanda listem var. Araştırma konusunda anneme çektiğim için gözüm dönerek, hangi kitabı neden okumalıyım sorusuyla gecelerimi gündüzlerime kavuşturduğum çok olmuştur. Bunun sonucunda da daha az kitap okumama rağmen daha çok beklentilerimi karşılayan ve verilen övgüleri daha çok karşılayan kitaba denk gelmişimdir. Beni çok tatmin etmeyen kitapların çoğu tavsiye kitaplar. :)) -Üzgünüm.-

Isabel Allende kimdir, biraz bundan bahsetmek istiyorum. Kendisi seçilmiş başkan, marksist lider, adam gibi adam Salvador Allende'nin kuzeninin kızıdır. 11 Eylül 1973'te şerefsiz general Pinochet, eli kanlı Pinochet, CIA ile işbirliği sonucu Şili'de Salvador Allende'yi devirmek için haysiyetini bir kenara koyup, darbeyi gerçekleştirmiştir. (Tarihe dikkat ederseniz, ABD'nin 11 Eylül'ü pek sevdiğini ve başka gavurlukları da bu tarihe denk getireceğini bilirsiniz.) Ben Müslüman bir insanım. Lakin burada, bu Komünist liderin sonuna kadar arkasındayım, bana göre adamın hasıdır. Harcadılar. Bir düşüncenin bana uymayan yönlerini elbette kabul edecek değilim lakin bana uyan yerlerini de takdir etmekten bir an tereddüt edecek değilim. Salvador Allende o darbe gecesi, belki o vatan hainleri tarafından belki de intihar ederek öldü. Bu bilinmiyor. Bilinen bir gerçek varsa, kaçmak varken son ana kadar çarpıştığıdır.

Allende başa geçtiğinde, büyük toprak sahiplerinin topraklarını eşit ölçülerde köylülere pay etmiş, bakır madenlerini de devletleştirmiştir. Şerefsiz Pinochet, ABD köpeği Pinochet, darbe sonrasında madenleri ABD'li şirketlere teslim etmiştir. Şili, ABD bağımlısı bir devlet haline gelmiştir. Darbe öncesi de, seçilmiş hükümeti sıkıştırmak adına, orta üst sınıf piyasa dengelerini bozacak her şeyi yapmış ama zaten öncesinde aç olan halk daha fazla açlıkla korkutulamayacağı için az un, az ekmekle terbiye(!) edilememiştir. Hâl böyle olunca hükümeti düşürmenin yolu ya başkana suikast düzenlemek ya da darbe olmuştur.

Ben bu kitapla, namusla şerefle bir yerlere gelinse dahi, bu kadar adi insanın olduğu bir dünyada iyiye göz açtırmayacaklarını bir kez daha görmüş oldum. Ama şu önemli, SAFIMIZ BELLİ OLSUN. Ortak çıkarı gözeten insanlardan olalım. Ölüm her türlü gelecek. Bu yüzden şerefimizle yaşamış olalım. Hangi dinde yahut siyasi görüşte olursak olalım, kalbimiz namuslu olsun. Bir Müslüman olarak elbette belli çizgilerim var, her fikir ve değer yargısında olduğu gibi. Lakin insanların, birbirlerini baskılamadan, hor görmeden, insanların özgürlüklerine tecavüz edilmeden, bir kesimin değil, bir halkın ve hatta tüm insanlığın iyiliğini gözeten her fikrin elbette sonuna kadar arkasındayım. Bana ters gelen, benim sınırlarımı tehdit eden her şeyin karşısında olacağım gibi. Bu kitapta dini noktada aşırı bir sıkıntı gözüme çarpmadı. Zaten hem kültürel hem dini açıdan çok farklı halklarız. Bunun da rahatsız olmamak açısından artı bir özellik olduğunu söylemek sanırım doğru olur.

Isabel Allende'ye dönelim. Darbe gerçekleştikten 2 sene sonrasına kadar ölüm tehditleri almaya devam edince, vatanı kendisine dar gelmiş, eşi ve iki çocuğuyla birlikte Venezuela'ya kaçmak zorunda kalmıştır. 1981'de çok sevdiği dedesi hastalanınca, annesiyle hemen hemen her gün mektuplaşmıştır. Vatanına gidip dedesini ziyaret etme şansı yoktur. Kendisi aslında gazetecidir. Bu mektupları birleştirip, romanlaştırmaya karar verince belki de gazeteci olmasından sebep ortaya mükemmel bir roman çıkmıştır: House of Spirits. Lakin Venezuelle'da hiçbir yayınevi bu romanı yayınlamayı kabul etmemiştir. Bir sekreterin masasında denk gelip okuması ve kendisine telefon etmesiyle her şey değişmiştir. Isabel Allende'ye bu romanı ancak İspanyol bir yayınevinin basabileceğini söylemiştir ve onu yönlendirmiştir. 4 ay sonra Madrid'de bu müthiş ilk eser basılmış ve Allende ünlenmiştir.

Büyülü gerçekliğin kraliçesi Isabel Allende, dozu öyle ayarında verir ki, keyiften sarhoş, bu kadar başarılı bir kalemin karşısında olduğunuz için mutlu ve aynı zamanda aydınlanmanın verdiği ve içinizi acıtan ''gerçeklerin kıyası''yla da dikkatiniz çakı gibi açık bir halde, zihninizin fikirlerle kaynamasını dinlersiniz. Bir romandan beklentiniz nedir? Siyaset mi? Buyrun. Tarih mi? Buyrun. Aşk mı? Buyrun. Fantazya mı? Aile mi? Hortlaklar peki? Efsaneler? Büyüler? Kızılderili, çılgın bir dadı mesela? Konaklar olsun mu? Güç? Cehalet? Merhamet? İnatçılık? Mücadele? Eğlence? Hüzün? Yahu daha ne sayayım, açık büfe gibi kitap. Tatlı sevene tatlı, tuzlu sevene tuzlu. Acısı ise.. Çok acı... O kadar renkli karakter var ki, hangisinden bahsetsem diğeri eksik kalır. Kitap bir başlıyor; ''Yok artık!''larla, ''Nasıl?!''larla, merakla, çoğu zaman gülerek ama ilerisi için çok şeylere gebe, dalgalar altınızda sırtınızda rüzgar adeta sörf yaparcasına devam ediyor. Yeşil saçlı güzeller güzeli Rosa ile annesi Nivea (evet meğer bir kadın ismiymiş) bir başlıyoruz bu renkli dünyaya, paranormal olayların baş kahramanı çiçek kokulu, insanı ısıtan gülüşlü, iyi kalpli Clara ve iç eteklerini hışırdata hışırdata yürüyen çılgın Kızılderili Dadı ile devam ediyoruz. Özellikle Dadı ile ilgili olan olaylar bazı yerlerde bana dakikalarca kahkaha attırdı. Gülünce dünyayı güldüğümden haberdar ederim, bahçedeki ağaçlar Dadı'nın beni uçurduğu ruh halinden haberdar oldular o kadar söyleyim. Bu çılgın dadı; yaşı anlaşılmayan bir surata sahip, siyah saçları topuzlu, her daim kolalı önlüğüyle gezen ve tuhaf Kızılderili türküleri okuyan, kitapta en bi sevdiğiniz olacak karakterlerden biriydi. Onunla ilgili kısımlarda o kadar eğlendim ki anlatamam.

Bir Marcus Dayı karakteri vardı ki... Kim böyle bir amcası, dayısı yahut abisi olsun istemez ki? Bir çocuğun hayatına, bütün nev-i şahsına münhasırlığı ile renk katan, sevimli mi sevimli, tam bir çizgi film karakteriydi! Düşünsenize, 6. hissi olan bir çocuksunuz, dayınız da dünyadaki bütün tuhaf eylemlerle ilgili biri. Üstelik sadece ilgiyle kalmıyor, dünyayı gezip gezip sandıklarla eve geliyor ve bunlar hayatınızda görmediğiniz duymadığınız canlılarla yahut nesnelerle dolu. Üstelik o sandıklarda binbir çeşit masal kitabı da var, hepsi birbirinden güzel. Her gelişinde, iki cins, bir araya gelip ortalığı karıştırıyorsunuz. Bir gün sarı bir kumaştan tunik dikip, herkese fal bakmaya başladılar. Clara'nın 6. hissinden ötürü her attıkları tutunca korkup bu işten bir vazgeçişleri vardı ki :)))) anlatılmaz okunur yani.

Bu kitap 3 kuşak ekseninde, bir ülkedeki gelişmeleri (bunu ilerleme gibi algılamayın) anlatan, bu 3 kuşağın hayatına girmiş insanları da kapsayan, dolu bir kitap.

Kitapta belki de adı en çok geçen karakter Esteban Trueba'dır. Lakin onunla ilgili kuracağım her cümle, sürprizbozan içereceği için yutkunuyor ve böyle bir adamın varlığına birlikte şaşırmaya sizleri davet ediyorum. OKUYUN!

Karakterden karaktere, olaydan olaya atlarken zihnimde kitabı bir kez daha yaşıyorum ve diyorum ki: ''Ne kitaptı!'' Bu ikinci okuyuşumdu ve ilk okuyuşumla aynı zevki aldım. Böyle müthiş bir kitap nasıl yazılabilir bilmiyorum, böyle bir ilk kitaptan sonra insan eline kalem almaya utanabilir, bu öyle bir kalem ki, zihninizde art arda patlayacak olan hava-i fişeklere engel olamazsınız.

Kitapta zaman zaman rahatsız edecek kadar cinsel sahneler olsa da, bunlar iki kişi arasında geçtiği ve türlü sapık fanteziler içermediği için aşırı rahatsız etmiyor. Rahatsız eden tecavüz, kadınların et yerine konması ama bunları da çok açmaya gerek yok. Bunlar kitabın kusuru da değil bence. Hayatın acısının örneklerinden biri, keşke olmasalar. (Bu acılar karşısında +18'lik beddualar ettiğim doğrudur.) Bu yüzden ben bu kitapta bir kusur göremedim. 10'da 10'luk bir eser.

Kitapta bir yerde daha doğrusu uzun bir süreç sonrasında gerçekleşen gelişme (bu gerçekten ilerleme anlamında) bana birçok şey düşündürttü. Evet insanlar özgür olmalı, bazı şeylerde iradesi ile hareket edebilmeli. Lakin bazı şeylerde ne yazık ki bir otorite olmak zorunda. Elbette bunun sınırı ve şartları tartışma konusu, bunu çok uzatma niyetinde değilim. İnsanların bazısı yönetmek bazısı yönetilmek için vardır. Bu kitapta şu an sürpriz bozmamak için yazamayacağım örnek bunun sağlamasıdır. Asıl sıkıntı, güçlü olanın kötü olup olmaması ile ilgili. Dünya tarihini düşünelim. Sadece milattan sonrası 2018 sene, kim bilir kaç katı öncesi var. Gelmiş geçmiş milyarca insan başına sadece devlet başkanlarını katmadan, komutanları, beyleri, obaları vs. her şeyi yöneten liderleri katarak düşünelim, milyonlarca da erki elinde bulunduran insan olmuştur. Peki bunların kaçı adaletliydi? Kaçı vicdanlıydı? Kaçı insan gibi insandı? İşte bu soru ve elindekiler biraz çoğalınca, kendisini gevşekliğin kollarına bırakan zayıf zihinler, her zaman ''en iyi''nin ne olduğu ve ''ne olacağı'' konusunda, dini ve siyasi birçok teoriyi, öneriyi ve savaşı doğurmuştur, doğurmaktadır ve doğuracaktır.

Toparlayacak olursak, ki notlarımın birçok yerinin üstünü çizdim, BU DÜNYADA NEFES ALDIKÇA DEĞİL, BİRBİRİMİZE NEFES OLDUKÇA VAR OLABİLİRİZ. İşte bu yüzden KALBİMİZ NAMUSLU OLSUN.

Erhan Bey'in katkısıyla bu şarkıyı da ekliyorum:
https://www.youtube.com/...amp;feature=youtu.be

Sevgiler, iyi okumalar, çok okumalar.
656 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Yazarın okuduğum üçüncü kitabı. Okumaktan büyük bir zevk aldığımı söyleyebilirim. Roman kahramanı "Pip" tesadüfen kaçak bir mahkuma rastlar ve yaşamı beklemediği bir şekilde değişir. "Pip" sonunda hayatta istenen şeyleri elde etmenin; başkalarına umut bağlayarak değil kendi azim, kararlılığı ve çalışkanlığıyla mümkün olabileceğini öğreniyor. Yazar bu kurgu üzerinden dönemin İngiliz toplumunun yaşantısını okuyucusuna etkileyici bir anlatımla aktarıyor. Kesinlikle tüm okurların kitaplığında bulunması gereken bir klasik olduğunu düşünüyorum.
656 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Bence Charles Dickens'in en iyi eseri. Yazarın şu ana kadar okuduğum kitapları içerisinde, gerek konu olarak, gerekse karakterler olarak en kapsamlı, en zengin , en uyumlu ve muhteşem denecek derecede özellikler yüklenmiş karakterlere sahip kitabı.

İyiyle kötünün, zenginlikle yoksulluğun, emekle beleşçiliğin, çalışmayla tembelliğin, fedakarlıkla vefasızlığın, haksızlıkla adaletin, sevgiyle nefretin, aşk ile duygusuzluğun, yardımseverlikle nankörlüğün, en önemlisi de toplumdaki statü farklılığının ve daha sayamadığım o kadar çelişkili durumların çatışmasını muhteşem bir şekilde anlatıyor yazar. Bütün bunları kitapta, o kadar güzel işliyor ki , size adeta bir edebiyat şöleni sunuyor.

Kitapta, anne ve babası olmayan dolayısıyla ablası ve eniştesi tarafından büyütülen Pip adlı çocuğun, çocukluk günleri ve sonrasındaki başına konan talih kuşuyla değişen hayatı anlatılmaktadır. Kitabın ilk üçte ikilik bölümü akıcı olmasına rağmen durağan bir şekilde seyretmektedir. Fakat buna rağmen keyifle ve garip bir duygusallık içerisinde okunmaktadır. Son iki yüz sayfalık kısımda ise kitap tamamen şekil değiştirmekte olup hem akıcılık ve sürükleyicilik müthiş derecede artmakta, hem de duygusallık daha da yoğunlaşmaktadır.

Bende çok büyük duygusal etki bırakan birkaç kitaptan biri olan bu eser, çok büyük keyif alarak okuduğum ve bitmesini hiç istemedeğim nadir kitaplardan biri olarak hafızamdaki yerini aldı.

Aslında hakkında sayfalarca analiz yapılıp, övgü dolu sözler yazılmayı hak eden ve bir edebiyat şaheseri olan bu kitabı, mutlaka ama mutlaka okunması gereken klasiklerden biri olarak değerlendiriyorum. Ve okunmasını da kesinlikle tavsiye ediyorum.
547 syf.
·9/10
“Dünyada hiç kimsenin kendisi kadar yakın dostu yoktur.
...
Yalnız bazen de insanlar kendi kendilerinin en büyük düşmanı olurlar.”
Oliver Twist hemen hemen herkesin çocukluk döneminde okuduğu bir eserdir.Bende çocukluk döneminde okuduğum ve tekrar tekrar okumak istediğin bir eserdir.Charles Dickens usta kaleminden sadece yetim ve koca yürekli bir çocuğun yaşantısı anlatmamaktadır ayrıca Sanayi Devrimindeki İngiltere’sini de anlatmaktadır.Yazar o kadar etkileyici bir üslupla kaleme almış ki okurken 19.yüzyıl İngiltere’sinin çatılı evleri arasında gezecek,Londra’daki sefalete şahit olacak,zenginlik ve fakirlikleri görecek ve kurulmaya çalışılan fabrikalardaki durmaları soluyacaksınız.Oliver gibi bir kahramanı beğenip etkilenmemek imkansız.İlk bölüm olarak Oliver’in doğduğu yeri ve oranın koşulları anlatılmaktadır.Oliver’in annesi onu doğururken hayatını kaybetmiş.Evlilik dışı bir ilişkiden dünyaya geldiği için iyi bir gözle bakılmıyor ve ismi alfabe sırasına göre veriliyor.İnsanların onu işçi olarak çalıştırmaya başlamasıyla acımasız hayatı daha da karmaşık bir yola giriyor.Bundan sonra kötülükler,ahlaksızlıklar ve hırsızlık çetesi yakasını bırakmamaktadır.Onurundan taviz vermek için elinden gelen her şeyi yapıyor.
Keyifli Okumalar Dilerim
544 syf.
Büyülü gerçekliğin kalbimi kazandığı kitaptır “Ruhlar Evi”.

Isabel Allende namı diğer “Büyülü Gerçekliğin Latin Kraliçesi” Peru doğumlu Isabel Şili‘de dönemin Cumhurbaşkanı olan Salvador Allende’nin yeğenidir.

Kim bu Salvador Allende derseniz ; Şilili Devlet adamı ve Latin Amerika'da serbest seçimle iktidara gelen ilk Marksist devlet başkanıdır. < 4 Kasım 1970 – 11 Eylül 1973> tarihleri arasında yaptığı başkanlık süresince ülkesinde " işçi sınıfının egemenliğinde bir Cumhuriyet" kurma amacı vardı. Ne yazık ki amacını gerçekleştiremedi. Nedeni ise ; General Pinochet denen diktatör ve CIA işbirliği ile askeri darbe (11 Eylül 1973) sonucunda Salvador Allende başkanlıktan indirilir.Bu üzücü darbe olayında Salvador Allende asla teslim olmadı ve ona inananlara radyodan son kez seslendi:
https://www.youtube.com/watch?v=TDcjrp3rygI

Amcasıyla soyadı benzerliği ve yakınlığı nedeniyle darbe sonrasında Isabel sürekli ölüm tehditleri aldığından Şili’den ayrılarak Venezuella’ya sığındı.Uzun yıllar gazetecilik yaptı kendi ülkesinden uzak.Yıllar sonra tam da 8 Ocak 1981’de çok sevdiği dedesinin ağır hasta olduğunu öğrenir ve ülkesine dönmesi de mümkün değildir.O gün kalemi eline alır ve mektuplar yazmaya başlar.Bir yıl boyunca annesine her gün mektup gönderir.Sonunda bu mektuplar roman haline gelir ve “Ruhlar Evi” ortaya çıkar.

”Büyülü gerçekliğin yazarı” kimliğine bürüneceği bu romanı yayınlamak istedi fakat yayınevlerinden olumsuz yanıtlar aldı.Bir gün bir sekreterden aldığı telefonda yayınevindeki masanın üzerinde gördüğü romanını okuyup çok beğendiğini , ona İspanyol bir ajans bulması gerektiğini söylemesiyle kitabın basılması hayata geçmişti. Isabel artık gazeteci değil yazardır.

Bir ailenin üç kuşağını yetmiş yıllık zaman diliminde ailede yaşayan kişilerle geçmişteki kişilerin ruhlarının iç içe olduğunu görüyoruz romanda ve esasen sizi büyüleyen bu oluyor.
Bu tarzla ilgili kötü bir tecrübem vardı. Ruhlar Evi’nin konusunu ve tarzını bilerek başlamadım açıkçası .Çok değerli tavsiyeler üzerine okuma kararı almıştım ve keşke daha önce okusaydım dedim kendime. Isabel Allende’nin ilk romanıdır “Ruhlar Evi”.Roman diyip geçmemek lazım , gerçeğin ta kendisi var bu kitapta! Ailede ve ülkede yaşanan o kanlı günü çok ustaca kaleme almış.Ben kendisine hayran oldum.Kitapta sadece bu siyasi olaylar yer almıyor elbette. Aile bireylerinin ilginç karakterleri ,yaşanan olaylar ,aşkı da okuyorsunuz kavgayı da… Kitap sizi çağırıyor zaten okumadığınız saatlerde.Çok akıcı bir anlatımı var ve merakınız hiç bitmeden okuyorsunuz.

Lütfen okuyun … Okuyun ve Clara’yla tanışın o ruhlar alemiyle irtibatı kesilmeyen efsunlu kadınla mutlaka tanışın. Clara , Blanca , Alba bu üç kuşak kadının hikayeleri ve üçünün de adlarının “duru,beyaz” anlamına geliyor olması beni çok etkileyen kısımlardan biriydi.
Öyle ki ne yazsam yetersiz kalacağını biliyorum.İlk on kitap listesi yapmam gerekse bunlardan biri “Ruhlar Evi “ olacaktır. Umarım incelememle birilerinin daha okumasına vesile olurum.
İnceleme yazmamın amacı da bu zaten. Bir başka incelemede görüşmek üzere Sevgiyle kalın… Ve de darbeye hayır…
100 syf.
·Beğendi·8/10
Keşke bazen dibe kadar battığımız bazen de kendimizi paralayıp düze çıkmaya çalıştığımız günlerimiz masalların sonu gibi güzel bitseydi. Belki o zaman hayata karşı eşit olabilirdik. Ama hayata karşı sadece hayallerde eşitiz: O büyük renkli boşlukta… Tolstoy’un bir iki sayfalık masalları da ister istemez o renkli boşluğa itiyor bizi. Rüşvete izin vermeyen devlet adamları, güçsüzü ezmeyen insanlar, açın, fakirin halinden anlayanlar, hatasının farkında olanlar, kibrinde boğulmayanlar, başkasının karısına kocasına göz dikmeyenler, hırsızda hiç mi hata yok canım sözünü unutmayanlar, başkalarının sözüne kendi sözünden daha çok takılmayanlar, mevkiine uygun davrananlar, hak adalet kelimelerinin tam karşılığını akıllarına kazıyan yargıçlar… İyileri, gerçek iyileri düşünmek gerçekten çok renkli bir boşluk değil mi sizce? Diyebilirsiniz hayatta hiç mi iyi şeyler yok. Ben söylemiyorum bunları, Tolstoy söyletiyor bana. Var ama olan şeylere artık iyi mi kötü mü diye bakılmıyor, bana faydası ne ki bunun diye bakılıyor. İşte bu yüzden bu masallar o güzel insanların güzel atlara binip gitmeden önceki hallerine, o güzel zamanlara, belki de sadece masallarda olan o zamanlara renkli bir yolculuk yaptırıyor. Ne diyordu yazar “İnsanın olduğu yerde sadece masallarda güzel şeyler oluyor. Gerçek hayat iyi insanlar için tam bir cehennem; güzel şeylerin olacağına inanıp eksiliyorlar. Kötü insanlar ise fırsatını buldukça egemenliklerini güçlendiriyorlar. Şimdiye kadar hiçbir yerde söylemedim. İyi insanlar eksilseler de bir gün mutlaka kazanacaklar.” Ya da ben demiş olabilirim bunu. Bir sözü birden fazla insanın söylemesi lazım gelirmiş… En az 3 4 kitap daha masallarla iç içe olacağım. O büyük renkli boşlukta. Bu yazı da birazcık kalsın burada. Sevgiyle…
656 syf.
·9/10
Gerçek Sevgi Anlatılabilir Mi ?
Yaşamınızdaki sayılı günlerden birisini silinse yazgımızda ne gibi değişiklikler olurdu ? Unutulmaz bir gün oldu benim için dediğimiz günlerden birisi halkada eksik kalsaydı o yaşantıyı hiç yaşamamış gibi olacaktır.Charles Dickens Büyük Umutlar isimli eseri Oliver Twist ‘ten sonra okuduğum ikinci eseridir.Okurken farklı insanlarla karşılaşıyorsunuz, yaşanan olayları hissedecek,duyacak ve insanların kendi kafalarındaki olumsuz yorumlarının nasıl sonuçlara neden olduğuna şahit olacaksınız.Yazar ayrıca Pip’in hayatı üzerinde yaptığı tespitlerde yer yer gülümseyeceksiniz.Kitabın üslubu başlarda esprili ve eğlenceliydi sonralara doğru ise heyecanlıydı.Konu olarak 19.yüzyıl Avrupa’sının sınıf ayrımını,bireylerin zaaflarını ve başarısızlıklarını gayet başarılı bir şekilde kaleme almıştır. Başkahramanımız Pip köyde ablası ve eniştesiyle birlikte yaşamaktadır.Ablası kötü bir karaktere sahipken eniştesi iyi kalpli birisidir.Yazar Kahramanımız Pip’in çocukluk yıllarındaki yoksulluklardan başlayarak yetişkinliğe ilk adımlarını atarken tesadüfler sayesinde hayatının değişmesiyle yaşananları okumaktayız.Pip’e büyük bir miras kalmasıyla Londra’ya gitmesiyle yaşamındaki değişikliklerle hayatı yeniden keşfetmesine tanık oluyorsunuz.Yazarın diğer eserlerinde olduğu gibi bu eserinde de iyi kötü karakterlerin karşılaştırmasına,dostluk,düşmanlık,pişmanlık ve vefa gibi duyguların harmanlandığı bir kitaptır.Severek okuyup bitirdiğim tekrardan okuyacağım klasiklerden birisidir.
Keyifli Okumalar Dilerim
440 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
#spoiler #

Canlı bir kitap okumak istermisiniz ?

Içinde duvarların bile dile geldiği odalarda gezmek ..? farklı farklı karakterlerle bir olabilmek ..?.başlangıçta bir peri masalının , sayfalarında dolaşırken....sonrasında insanı insanlıktan çıkartan "güç, hırs, intikam "duygularına hapis olmuş ve kötü 'cül insanların kana boyadığı koridorlar ,sokaklar,avlular ,çöplükler ortasında dayak yemek ,ezilmek,öldürülmek. ..
ki bazen "ölüm bile iyidir işkenceden "
kulaklarda kalan bir fısıltıdır .. "keşke ölsem, keşke ölsem. .keşke. ...

Isabel Allende efendim oturmuş günlüklere dökmüş yüreğini ..ama bilinsin de istememiş ..gizlemis saklamış bir boy aile isimleri ardına ...Rosa olmuş, Clara olmuş ,Blanca olmuş son kuşakta Alba olmuş. .her dönem bir acı yüklenmiş taşımış bize getirmiş..

Her karaktere bir roman yazsa yinede olurmuş. .yine de okuturmuş..
Rosa'nın yeşil saçlarına ..
Clara'nın ruhlarına. .
Esteban Trueba nin hiddetine ..
Ferula'nın kırgınlığına. ..
Blanka ve Pedro Tercero Garcia'nın aşkına...
Jamie nin ölümüne ..
Amanda'nın hayatına ..kardeşine Miguel'e

Hepsine...ama hepsine birer 440 sayfa yazsaymiş...seve seve okurdum ..

Dilerim sizin de yolunuz Allende ile bir yerlere kesişir..
onun kelimelerinin sihirine maruz kalırsınız ve birlikte Tres Marias a bir yolculuk yaparsınız. .

Sevgiyle kalın ..

Dip not
"AŞKTAN VE GOLGEDEN'i de okuyun :))
benim için :)))
547 syf.
·10 günde·3/10
Bir Noel Şarkısı ile Charles Dickens okumaya başlamış ve ardından okumak için Oliver Twist, İki Şehrin Hikayesi, Büyük Umutlar şeklinde bir sıralama yapmıştım. Oliver Twist konusu itibariyle diğerlerinden önce okunabilir gibi geldi ama şimdi Oliver Twist nedeniyle yazarın diğer kitaplarına fazlasıyla ön yargılıyım. Okumak için çok heyecanlı olduğum bu kitap beni hayal kırıklığına uğrattı. Yoğun olmadığım dönemlerde bir kitabı bitirmem genelde bu kadar uzun sürmez, son günlerde boş zamanım bol olmasına rağmen Oliver Twist adeta elimde sürümdü.

Bilindiği üzere Oliver Twist yoksullar evinde dünyaya gelmiş anne babası olmayan bir çocuğun başından geçenleri anlatıyor. Kitabın ilk elli-altmış sayfası iyiydi, yani Oliver'ın ilk aşamada yaşadıkları ve çevresindeki insanlarla ilişkilerinin anlatıldığı ilk kısımlar sıkıcı değildi. Ama ardından kitap öyle bunaltıcı hale geldi ki bir ara yarım bırakmayı bile düşündüm. Açıkçası bu kitap ile on günümün çöpe gittiğini düşünüyorum. Kitaba ismini veren karakterimiz Oliver dışında her şeyi okudum gibi geldi. Bir o karakter, bir bu karakter, sıkıcı diyaloglar, bunaltıcı mekan tasvirleri ve daha bir sürü olumsuz nokta... kitaba başlarken yazar bizi en başından Oliver'ın hayatına sokup sonuna kadar ağırlıklı olarak onun eylemlerine, düşüncelerine yer verecek diye düşünürken son derece sıkıcı karakterlerin aynı derecede sıkıcı hayatlarını, konuşmalarını okudum. Kitapta hiçbir karakteri sevemedim. Oliver bile çoğu bölümde neredeyse görünmez olduğu için ona da ısınamadım. Oysa kitabı okumaya başladığımda Oliver Twist karakterini çok seveceğimi düşünüyordum.

Charles Dickens Victoria döneminde yaşamış bir yazar, eserlerinde de bu dönemin izlerini görmek mümkün. Sanayileşme ile birlikte ekonomik adaletsizliklerin daha gözle görülür olduğu, kadınların sıkı kurallara tabi tutulduğu bir dönemden bahsediyoruz. Kitaplar yazıldıkları döneme ayna tutar ve o dönemlerin düşünce yapısını yansıtır. Oliver Twist'te de bu durumu görüyoruz ancak beni asıl sinirlendiren nokta şuydu: Oliver Twist kitabı başka bir şey anlatsaydı, örneğin konu olarak kadın-erkek ilişkilerini anlatan bir kitap olsaydı "Aaaa evet bu yüzden bu tür cümlelerle anlam daha da pekiştirilmiş," derdim. Ancak konusu yetim bir çocuğun yaşadıkları olan bir kitapta neredeyse üç-dört sayfada bir karşıma çıkan "kadın dediğin böyle yapar, kadınlar hep böyledir zaten" tarzındaki cümleler aşırı sinir bozucuydu. Charles Dickens kendi bilinç altındakileri böyle cümlelerle araya serpiştirmiş gibi hissettim. Her kitabı yazıldığı döneme göre değerlendirmek gerekiyor olsa da "kadın dediğin (hattâ zaman zaman karı), kadın dediğin, kadın dediğin kelimeleriyle başlayan cümleler beni çok rahatsız etti.

Kitapta düşündüren noktalardan biri şuydu: Bir doktor düşünün, birçok insanın ölümüne şahit olan bir doktor. Bu mesleği icra eden bir insan zaman ilerledikçe acılara, ölümlere karşı duyarsız bir hale gelebiliyor. O kadar çok hastalık, ölüm görüyor ki bu durum artık o kişiyi zihinsel anlamda etkilemiyor. Oliver Twist'te de kimsesiz çocukların bakıcılığı görevini üstlenen kişilerde gördüm bu durumu. Bu kişiler artık o kadar çok yetim, öksüz çocuk görmüş ki bu durum onları hissizleştirmiş hattâ taş kalpli biri haline getirmiş. Biz mesleğimizde tecrübe kazanmış, artık bir şeyleri otomatik hale getirmiş olabiliriz ancak diyalog kurduğumuz kişilerin bu tür bir durumla ilk kez karşı karşıya kalmış olabileceği ihtimalini düşünmeliyiz.

Oliver Twist'i bitirdim ancak biri bana bu kitap için olumlu anlamda ne söyleyebilirsin şeklinde bir soru sorsa aklıma gelebilecek bir şey olduğunu sanmıyorum. Oliver Twist nedeniyle yazarın şu anda elimde olan İki Şehrin Hikayesi kitabını okumayı aylar sonrasına erteleyeceğim gibi görünüyor. Oliver Twist'i okurken hayata oldukça zor şartlar altında başlamış başka bir çocuğun hikayesini anlatan bir kitap geldi aklıma: Rüya Dağıtan Çocuk. O kitapta da Christmas isimli bir çocuğun doğumundan yetişkinliğine başından geçenleri okumuştum. Durum şu ki, yazarı Charles Dickens diye Oliver Twist'in hiç değilse isim olarak biliniyor olması, ama sırf günümüz kitaplarından olduğu için ve ünlü bir yazara sahip olmadığı için Rüya Dağıtan Çocuk'un çok az bilinmesi, hak ettiği değerin binde birini bile görmemesi oldukça sinir bozucu. Klasik kitap, klasik kitap diyerek yırtınan ve diğer kitapları "popüler kültür ürünü yaaaa" diyerek çöp olarak nitelendiren nitelikli okurlar(!) olduğu sürece biz daha çok görürüz hak etmediği halde göklere çıkarılan ve fazlasıyla hak ettiği halde raflarda tozlanıp giden kitapları. Sonuç olarak Oliver Twist'i tavsiye edemeyeceğim. Okurken bu derece sıkıldığım çok az kitap olmuştu. Bu kitabın ardından klasiklere kısa bir süreliğine ara verip kendi okuduğum türdeki kitapları kucaklama isteğim daha da pekişti. Zira bu okuma sırasında bolca "Kristin Hannah'ın, Tess Gerritsen'in, Debbie Macomber'ın, Dan Brown'un, Harlan Coben, John Verdon, James Dashner, Grange ve daha birçok olağanüstü yazarın gözünü seveyim ben" şeklinde düşündüm. Hepinize keyifli okumalar ve mutlu hafta sonları.
468 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Hani bazen hayatın hengamesinden yorulmuşuzdur da, bir tek evimize vardığımızda ruhumuz dinlenir ve deriz ya, " Evimiz bizim cennetimizdir. " diye! İşte böyle anlarda, " Ev de olmak ne güzelmiş! " derim. Ailem ve kitaplarımın arasında sosyal hayatımı azaltarak ama okuduğum kitaplardaki kahramanların eşliğinde yoğunlaştırarak yaşamak ve var olmak.

Dışarıda lapa lapa kar yağarken, sıcacık evimde kitap okuyabilmenin ve zevkine varmanın ayırdında olmak! Hele bir de okuduğum kitaptaki kurgu, kar görüntüleri ile harmanlanmış betimlemeler ile doluysa değmeyin keyfime! Olay örgüsünde anlatılan kahramanlar, benim nazarımda soyut olmaktan çıkıp somut olma yönünde ilerler. Onlar sanki muhitimde yaşayan arkadaşlarım, dostlarımdır. Hayatta yıkılmadan dimdik ayakta durma ve ben daha yaşıyorum, ölmedim dediğim var olma sebebimdirler bir bakıma.

Bazı kitaplar vardır... Okunduktan sonra kişinin benliğinde hiçbir tesir yaratmaz. Yaratmadığı gibi, zamanla tarihin tozlu sayfalarında yok olmaya mahkumdurlar. Ama bazı kitaplar vardır ki; etkin olduğu dönemin üzerinden asırlar geçse de okunulmasını her daim muhafaza eder. Bu da yetmez, okuyan şahsa öyle bir tesir eder ki, mevcut olanı değiştirir ve değişik olanı mevcut kılar. Bir keşfediş yani yeni ufuklara açılan bir kapı gibi, salt insan özündeki var olanı bir kıvılcım ile tutuşturup alevlendirendir.
Okunması kolay ve akıcı bir anlatıma sahip olan Emma, her kesimin zevkle okuması gereken mükemmel bir klasik. Belki süregelen hayatınızı değiştiremez ama hayatınıza bakışınızı, hayata bakışıyla olumlu yönde değiştirebilecek bir yazar, Jane Austen...

Ne zaman yeni bir kitap okumaya başlasam, içimi bir korku seli kaplar. " Ya gereğinden fazla üzülür yada yüreğimde derin hisler duyarsam. " diye hayıflanmaktan geri duramam. Anlayacağınız hazin bir değişikliktir yaşadığım. Haftalar sonra gündelik hayatımın alışılmış akışına dönerim. Tabii ki tek farkla, artık o eski Ben, Ben değilimdir aslında. Benliğimi hem içten, hem de dıştan aydınlatan bir ışımayla devam ederim yaşantıma.

" Erdem kendi,kendinin ödülüdür. " derler ya, her yeni bir eser de, yeni erdemler keşfederim bir bakıma.

Eser erkek hegemonyasının egemen olduğu bir dönemde yaşayan, Emma isimli genç kızımızın hayatı üzerine kurgulanmıştır. İyi ve kötü olaylar karşısında, sağduyulu ve dilinin haddini bilmeyen insanlara verdiği eylem ve içsel tepkileri okumak güzeldi.

Kendi başına buyruk, kendini biraz fazlaca beğenmiş ama iyi yürekli kalbinden de ödün vermemiş bir kahraman var, okurun karşısında. Yanlış yaptığında yaptığının hatalı olduğu ayırdında, duygulu ve hassas. Muhatabı olduğu kişilere, karşı farklı bir tavır sergilese de...

Ne denilebilir ki, değerli okurlar. Mutlaka okumalısınız...

Yazarın biyografisi

Adı:
Nihal Yeğinobalı
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Manisa, 1927
1927 yılında Manisa’da doğdu. Arnavutköy Amerikan Kız Koleji’ni bitirdi; New York Üniversitesi Edebiyat Bölümü’ndeki öğrenimini yarım bıraktı. Amerikalı bir film yapımcısıyla evlenip, sekiz yıl ABD’de yaşadı. İlk çevirisi "Allahın Bahçesi" (R. Hichens) 1946’da yayımlandı. C. Dickens, J. Austen, İ. Murdoch gibi çeşitli yazarların eserlerini Türkçe’ye kazandırdı. Vincent Ewing takma adıyla "Genç Kızlar" adlı ilk romanını 1950’de, "Eflatun Kız" adlı romanını 1964’te yazdı. 1988’de üçüncü romanı "Mazi Kalbimde Bir Yaradır", 1998’de de "Sitem" yayımlandı. "Belki Defne" yazarın beşinci romanıdır. Ayrıca, "Cumhuriyet Çocuğu" adı altında bir de anı kitabı bulunmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 16 okur beğendi.
  • 7.708 okur okudu.
  • 148 okur okuyor.
  • 4.805 okur okuyacak.
  • 135 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları