Nihan Kaya

Nihan Kaya

Yazar
8.5/10
384 Kişi
·
892
Okunma
·
133
Beğeni
·
3.993
Gösterim
Adı:
Nihan Kaya
Unvan:
Türk Roman ve Öykü Yazarı
Doğum:
1 Ağustos 1979
1979 doğumlu. Gizli Özne, Çatı Katı, Buğu, Disparöni, Fildişi Kuyu kitaplarının yazarı. Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Edebiyatı mezunu. University of Essex'te Psikanaliz dalında yüksek lisans yaptı. Edebiyat ve psikoloji alanında uluslararası çalışmalar yayınladı. King's College London'da Karşılaştırmalı Edebiyat bölümüne bağlı olarak yazdığı doktora tezi "sanatsal enerji" üzerine.
Kırıldıkça parçalandım, bin parçaya bölünüp yıldızlar halinde gökyüzüne saçıldım.Işığımı övdüler,ama nasıl yandığımdan hiç söz etmediler.
En mutlu insanlar, evlerinde oturup bir şeyler üretmekle meşgul olanlardır. Mutsuzlar dışarı çıkar, güzel kıyafetler giyer, kafelere, gece kulüplerine gider, eğlenir, dostlarla sohbet ederler. Mutsuzluğun semptomu mutsuzluğun kendisi değil, eğlenme ihtiyacıdır.
Kurtların büyüttüğü kızları evcilleştirebilirsiniz;ama kitapların büyüttüğü bir kız,etini cendereye sıkıştırsanız dahi bu dünyaya uyum sağlamayacaktır.
Gördüğüm bütün güzel resimler,gizliden hüzünlü.Gördüğüm bütün güzel kadınlar ve bütün güzel insanlar da öyle.
Ruh sağlıklıyken beden hasta olmaz.Kişinin hasta olması,ruhunun ona bir şeylerin yolunda olmadığını kendince söyleme biçimidir.
Uzun yıllar kendimin yasını tuttum.Olabileceğim halde olmadığım insanın,yapabileceğim halde yapamadığım şeylerin yasını.
...problemli çocuk yoktur; problemli ebeveynler, problemli öğretmenler, çok problemli toplumlar ve çok problemli okullar vardır.
Nihan Kaya
Sayfa 23 - İthaki Yayınevi
Çünkü hiç bir çocuk hasta,hiç bir çocuk hasarlı doğmazdı.Tedaviye ihtiyacı olan çocuklar yoktur.Tedaviye ihtiyacı olan anne babalar,tedaviye ihtiyacı olan öğretmenler vardır.
Bir çocuğun mutlu bir yetişkine evrilebilmesi için anne- baba olarak yapabileceğimiz tek bir şey ama tek bir şey vardır: Çocuğun kendisini değerli hissetmesini sağlamak.
Çocuklarıyla ilişkide anne-babalar ikiye ayrılırlar. ''Başkaları''nı çocuklarından önemli görenler ve çocuklarını ''başkaları''ndan önemli görenler.
300 syf.
·5 günde·Beğendi·7/10
Yazarın okuduğum ilk eseri ve böyle bir kalemi okumakta ne kadar geç kaldığımı fark edince açıkçası üzüldüm. Eser her ne kadar "Eğitim, Kişisel Gelişim" türü olarak kitap sitelerine eklenmiş olsa da bana göre bilimsel araştırmalara dayalı bir eser olmuş...

Yazar, özellikle çocukların masumiyetini biz ebeveynlerin nasıl hoyratça törpülediğini, onların dünyasına sırf kendi egomuzun yansıttıklarını yüklediğimizi, aldığı eğitimlere dayanarak önümüze seriyor. ( İngiltere Üniversity of Essex for Psychoanalytic Studies'de Psikanaliz üzerine yüksek lisans yapmış.)

Çocukluk dönemini cehenneme benzeten yazar, bu dönem de bizlere yapılan yanlışları bilmediğimiz için bu tezi savunuyor. Eserin giriş bölümüne ise Hallac-ı Mansur'dan bir epigrafla (Yazıt) ile başlayıp; " Cehennem, acı çektiğimiz yer değildir. Cehennem, acı çektiğimizi hiç kimsenin bilmediği yerdir." diyerek okura sunuyor...

Eseri okurken kendi çocukluğunuzda unuttuğunuz olayları ve neler hissettirdiğini sanki dün yaşanmış gibi hatırlatan yazar, çocuklarımıza davranışlarımızın onların yetişkin hayatını nasıl şekillendirdiği hakkında oldukça detaylı bilgiler vermiş.

Ebeveynlerin mutlaka okuması gereken bu eser de yazar, fiziksel istismar, duygusal istismar ve çocuk cinsel istismarı üzerinde yaptığı çalışmalar ile dikkat çeken dünyaca ünlü psikolog ve yazar Alice Miller (12 Ocak 1923) tezlerine oldukça fazla yer vermiş...

Kısacası iyi aile olmaya çalışan her ebeveynin eseri okumasını tavsiye ederim...
208 syf.
·3 günde·9/10
Buğu,
Nur’un başından geçenler.
Bir kitap,
Ne kadar bana yakın ne kadar benden uzak.

İstanbul’daki mimariye âşık bir beyefendi; Yasef; sanata âşık, Nur’a âşık. Hayatta başarabildiği tek şey bir kadını sevmek.

Nur; sanattan anlamayan zarif bir kız; dâvâ’ya âşık, Filistin’e âşık. Belli ki ölüme bakıyor çünkü belki de ölüme bakınca yaşanabiliyor, hayatın hakkı ancak bu şekilde verilebiliyor.

‘’Öldüğümüz için mi hayata bakıp duruyoruz yoksa?
Yaşasak ölüme bakardık.’’ (s. 23)

Bir yazar, bir karakter; Nihan Kaya yani Ferda. Ne kadar hayal ne kadar gerçek.



Yazarımız Nihan Kaya psikoloji alanında yaptığı yüksek lisans tezi için Bakırköy Deliler Hastanesi’ne gidiyor. Orada eşiyle beraberindeki adamı öldüren ve şizofreni hastası olan Yasef, yazarımızla konuşurken hayat hikâyesi gün yüzüne çıkıyor.
Yahudi asıllı tüccar bir Musevi ile savaşın içine doğmuş, ailesini kaybetmiş, doğduğu topraklardaki zulmü ciğerlerinde soluyan Filistinli bir kızın; yani Yasef ile Nur’un hikâyesi. Bu hikâye tez konusu olamıyor ama gerçek bir romana dönüşüyor.
Ve bu yüzden kitap ‘gerçek’ ve ‘roman’ olarak iki ayrı koldan gidiyor, gittikçe gerçek ve roman birbirine giriyor.
Gerçeğin ne kadar gerçek olduğunu ise sayfa 102’de; ‘’Romancılar yalan söyler. Hatta bunu Giritli Epimenides de bilir.’’ sözü anlatıyor. (Epimenides paradoksunu hatırlatayım; Giritli Epimenides diyor ki; ‘’Tüm Giritliler yalancıdır.’’ )
Sonrasında ise Voltaire’den bir iktibas: ‘’Tarih, doğruymuş gibi gösterilen gerçekleri resmeder. Hikâye ise kurmacaymış gibi gösterilen gerçekleri resmetmektedir.’’
İşte böylece alt metinleri yakaladığımızda gerçek ve kurmaca arasında gel-gitler yapıp karaya oturuyoruz.

Kitapta ara ara öyle kelimeler çıkıyor ki ‘Şimdi bunun burada ne işi var?’ diyorsunuz ama sonrasında her şeyin aslında yerli yerinde olduğunu görüyorsunuz. Yani kitabın hiçbir kelimesi tesadüfi değil, ince göndermeler var yakalanması gereken.
Farklı bir tekniği, güzel bir kurgusu var ve dili akıyor. Davranışlara dair bilinçaltına inmeler, zıt değerlerin-dünyaların etkisi/etkisizliği ve bunun karşı tarafa yine aksi yönde tepkisi/tepkisizliği var içinde.
Açıkçası fazla film izleyemeyen o yüzden seçici olan biri olarak böylesi bir kurgunun perdeye yansımasını isterim. Okunmasını da tavsiye ederim, güzel bir kitaptı.
208 syf.
·5 günde·Beğendi
Bu kitabı hiçbir araştırma yapmadan, sadece şu alıntının* tamamını okuyabilmek için sipariş etmiştim ve pişman olamadığımı belirtmek isterim.

* Uzun bir yolculuktan sonra eve dönmek gibisin.
“Eve geri dönmek” gibisin…
Kitabın kapağını ilk kez açmak gibisin.
İçimden hiç dışarı çıkmamak gibisin.
Dümdüz bir yola alabildiğine koşmak gibisin.
..
Yaşlanmadan ölmek.. gitmeden varmak.. hiç aramadan bulmak gibisin.
İçime doğmuş orada, orada kalmış gibisin.
..
Susmak ama hep anlatmak gibisin.

Kitabı okumaya başladığımda ise o satırların gelmesini iple çekmek yerine varlıklarını bile unuttuğumu fark ettim. Olaylar ve anlatım beni çevremden soyutlayıp tamamen farklı bir dünyaya bıraktı adeta. Yeri geldi gülmekten kendimi alamadım yeri geldi ağlamaktan. Ama en çok da kafa karıştırıcı olması beni cezbetti. Kafa karıştırıcı diyorum çünkü kitap her ne kadar "gerçek" ve "roman" başlıklarına ayrılmış olsa da yazar okuyucusunu, bir şizofrenin başından geçenlerden neyin gerçek neyin hayal olduğunu, hatta "gerçek" başlığı altında anlatılanların dahi gerçek olup olmadığını ayırt etmeye itiyor. Beğenerek okuduğum ilginç bir romandı. :)
300 syf.
·Puan vermedi
Bu bir ebeveynlik kitabı değil. Kişisel gelişim kitabı hiç değil...Bu, çocuklarla hayatı kesişen herkesin ama herkesin okuması gereken bir kitap.

Eğitim fakültesi bitirmiş biri olarak, çocukları yeterince tanıdığımı, yeterince bilgiye sahip olduğumu, bir gün çocuğum olduğunda bu tarz kitaplara ihtiyacım olmayacağı önyargısına sahiptim. Ta ki bir gün anne oluncaya dek...

Nihan Kaya ismini Ebru Aykaç sayesinde keşfetmiş, çok sevmiştim. Bu kitap da anneliğimin en önemli dönemlerinde basıldı. Bir bebek sahibi olduğunuzda, anneyseniz ,özellikle hormonlar yüzünden dünyaya bambaşka gözlerle uyanıyorsunuz. Fakat zaman geçtikçe, bebek büyüyüp çocuk olmaya başladıkça biz nasıl büyütüldüysek, etrafımızdaki çocuklar nasıl büyütüldüyse iç sesimizin yerini bize ait olmayan sesler almaya başlıyor.

Çocukluğumu hatırlıyorum, bir eve misafirliğe gittiğimizde ev sahipleri annemi mi yoksa babamı mı sevdiğimi sorar(bir çocuk için ne kadar ağır düşünün), elimde oyuncak varsa," bu benim olsun mu?"denir, çok koşuyorsam düşersin diye korkutulur, çok sessizsem niye sessiz, çok konuşursam neden geveze, yemek yemezsem çok zayıf diye nitelendirilir, birine gitmek istemezsem küsmekle tehdit edilir, orayı terk ederken de mutlaka sen bizim kızımız ol lafları eşliğinde,psikolojimin ayarlarıyla oynanmış olarak eve dönerdim. Bu klişe lafları şu anda çocuğumu büyütürken yine duyuyorum ve bu ezbere sözcüklerin artık tamamen yok olmasını diliyorum...

Bahsettiğim örnekler malesef ki çocuklara yapılan yanlışların çok küçük bir kısmı...Hiç aklınıza geliyor mu düşüp bir yere çarptığınızda ne yapılırdı? Ben gördüğümü ve bu toplumda oldukça yaygın olanı söyleyeyim:çarpılan yere elle vurulurdu.Bunun üzerine çok sevdiğim arkadaşım Feride ile düşündüğümüzde çok güzel bir tespit yapmıştık."Bu durumda çocuk her durumda,kazayla bir yanlış yaptığında bile hatayı kendi dışında birilerinde arar" demiştik. Bu tarz yanlışların bazılarını içgüdüsel olarak fark etmiş,çocuğum daha bebek olduğu için ilerde yapmamaya karar vermiştim. Bu kitap da bana bu farkındalığı geliştirmemde inanılmaz destek oldu ve bu konu üzerinde daha yoğun okumalar yapmama yol açtı.

Peki ne kadar dikkat edersek edelim hiç yanlış yapmadan çocuk büyütebilir miyiz? Keşke bu mümkün olsa.Fakat burada da yazar diyor ki: İyi aile yoktur.Ya da paradoks şu ki iyi aile,"iyi aile yoktur düsturuyla hareket edebilen ailedir.

Kitaptan hatırladığım ve hiç unutmayacağım başka bir söz de şu:"Koşulsuz seven ve affeden anne baba değil,çocuktur." Çocuk ayçiçeğinin güneşe dönmesi gibi daima bize dönüktür. Bütün toplum olarak onları koşulsuzca sevdiğimizde, onları eğitme kaygısına, onlara otorite olma kaygısına son verdiğimizde, onları kendimiz gibi birey olarak gördüğümüzde ve onların dünyasını anlamaya çalıştığımızda; kuşaktan kuşağa aktarılan yanlışlar son bulacak. İşte o zaman dünya daha güzel bir yer olacak.

Kitabı etrafımdaki herkese tavsiye ediyorum. Buradan da daha çok okura ulaşmasını istedim. Lütfen okuyun ve okutturun.




Nihan Kaya
152 syf.
·1 günde·9/10
Nihan Kaya olağanüstü bir kitap yaratmış. Okurken tüm dünya etrafınıza toplanıp sahneler sunuyor size. Kitapta altını çizdiğim her cümle öyle bizden öyle içimizden ki bir an durup düşünmeden devam ediyorsunuz. Nihan Kaya'dan okuduğum ilk kitap fakat son olmayacağının garantisini daha ilk sayfalarda anladım. Kırgınlık içimdeki tüm çocuklara dokunmayı sağladı. İyi ki böyle güzel kitaplar ve yazarlar var. İyi ki....
264 syf.
·2 günde
Biten 5. Nihan Kaya kitabım...
Bitmesine çok üzüldüm ama bitmesin diye de okumadan bekleyemezdim.

Kitapta cevabını bulamadığım sorular hala merakta kaldığım durumlar var.

Adının da içerikle hiç ilgisi yoktu ama yine de okurken saklama ihtiyacı duydum zira elimde görme ihtimali olan kitle 12 yaş grubuydu yanlış anlayabilirlerdi.

...

Zorlanmadan okudum ilk defa:) diğer kitapları okurken daha çok çaba sarfetmiştim. Bu kolay geldi.
Hayattaki tüm gerçekler vardı kitabın konusunda. Zaman zaman başıma gelen zaman zaman içine düştüğüm her şey mevcut. Kalemi kuvvetli bu kadının!

Günlük hayatımızda gördüğümüz ama durup düşünmediğimiz anları yakalamak gerek. Bir kere daha farkına vardım.

...

İçimizdeki hayatla dışımızdaki hayatın dengesini kurabilmek ne kadar mümkün?
Gerçek hayatımız hangisi?
Biz kimiz? Neyimizle varlık gösterebiliyoruz bu hayatta?
...

Cem ve Feraye birbirlerini tamamlayan, aslında birbirine zıt ama bir çarkın dişlileri gibi iç içe geçmiş iki insan. Kıskanılasıydı doğrusu arkadaşlıkları.

İyi ki okumuşum... Aklım okuyamadığım kitaplarında
152 syf.
·3 günde
Nihan Kaya adını son günlerde sıkça duyduğum ve merak ettiğim bir yazardı. (Hem edebiyat okumuş hem de psikanaliz üzerine yüksek lisans yapmış)
Kitap daha çok çocukların öne çıktığı farklı, ucu bazen açık bırakılan hikayelerden oluşuyor. Ama hikayeler arasında belli karakterle bir bağ sağlanıyor ve bence bu kitaba bütünsellik veriyor. Kitabı okurken bana öykü veya deneme okuyormuşum hissi vermişti ama kitabın sonunda yazar kendini de hikayeye dahil edip bu soruya cevap verdi.
Son olarak kitapla alakalı şöyle güzel bir durum var :) Nihan Kaya bu kitabı okura ithaf ediyor. Yani bana da armağan edilmiş bir kitap okudum :))
300 syf.
·9 günde·Beğendi·7/10
Bu kitabı okurken; büyürken karşılaştığım aile, okul, sosyal çevrenin sözlerine, davranışlarına, tepkilerine mi üzülsem yoksa etrafımdaki çocukların karşılaştıkları ve mazur kaldıkları tüm davranışları gördükçe onlara mı üzülsem bilemedim.
Kitap gerçekten sarsıcı ve iyi aile olamayacağını net bir dille, örnekler,vakalar ve alıntılarla çok güzel anlatmış.
Okuma yazmayı bilen her ebeveynin çocuklarını anlama sürecini kolaylaştırmak için de kendi çocukluğunda yaşadıklarının şu anki hayatlarına nasıl etkilerde bulunduğunun ve hiçbirinin kendi suçu olmadığını anlamak isteyen çocuksuz yetişkinlerin de okumasını kesinlikle tavsiye ederim.
152 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Nihan Kaya'nın beni benden aldığı bir başka kitabı. Okurken rotasını yakalamak güç geliyor kimisine belki bilmiyorum. Fakat benim için o kadar açık ve ortada ki söylemek istedikleri... Suskun kalamadıklarını ortaya dökmek zorunda hissetmesine mi yoksa tüm bu yaşamları aktarma şekline mi hayran kalayım bilmiyorum. Kitabı bir arkadaşımdan ödünç aldığım için sonrasında kendime de almam gerektiği konusunda minik bir not da düşeyim. Her yıl ısrarla okunması gerektiğine inandığım kitaplar arasına girdi nitekim.

Kırmızı Kaplı Defter: Metni doğru yorumladım mı ya da bunun sahiden bir doğrusu var mıdır bilmiyorum ama her sayfada kafamın gerisinde daha evvel beni rahat bırakmamış başka bir gölgeyi buldum. Sanki tüm bu heykellerin gölgesine yalnız benim için bir ışık tutulmuş gibiydi. Birbirine konuk olan yaşamlardan ve acılardan bütüne varma fikrinin sonunda oluşan yelpazeye hayran kalmamak elde değil.

"Kırgınlık" hassas ve bir o kadar da korkunç gerçekleri okura yaşanan neyse sunan ve bunu incitmeden yapmayı başaran nadir kitaplardan biriydi. Bir okur olarak temas ettiği ve seslendiklerine hatta duyurduklarına kayıtsız kalmak mümkün değil. Diliyse muhteşemdi; efsunuyla yitip gittim.

Sırada Yazma Cesareti var; merakla okumaya devam.
208 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Hepimiz o kadar farklıyız ki, bazen çok fazla ortak yönümüzün olduğu kişilerle bile aynı olaya farklı bakıyoruz... İnsanın özü, kimliği budur. Aynı yöne giden insanlar aslında aynı yöne mi gidiyordur??? Düşüncelerimizde, ideallerimizde ağır basan, bizi o yöne sevk eden birçok unsur var... Kimimiz sadece kendi mutluluğunu rahatını düşünür, kimimiz de insanlığı... Yaşadıklarımızın da etkisi var kuşkusuz hayata bakış açımıza. Kimi zaman birilerinin yüreğini dağlayan olaylara sadece üzülüp geçiyoruz başımıza gelmediği sürece...
Velhasıl kelam Buğu' da tam da böyle bir olay yaşanıyor... Nur'un yüreğini dağlayan Filistin ateşi, Yasef için çok yüzeysel. Onun derdi Nur'u kaybetmemek... Aynı evin içinde buluşamayan yürekleri anlatıyor Yasef Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde... Roman ve gerçek bölümleriyle okunması gereken bir roman...

Yazarın biyografisi

Adı:
Nihan Kaya
Unvan:
Türk Roman ve Öykü Yazarı
Doğum:
1 Ağustos 1979
1979 doğumlu. Gizli Özne, Çatı Katı, Buğu, Disparöni, Fildişi Kuyu kitaplarının yazarı. Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Edebiyatı mezunu. University of Essex'te Psikanaliz dalında yüksek lisans yaptı. Edebiyat ve psikoloji alanında uluslararası çalışmalar yayınladı. King's College London'da Karşılaştırmalı Edebiyat bölümüne bağlı olarak yazdığı doktora tezi "sanatsal enerji" üzerine.

Yazar istatistikleri

  • 133 okur beğendi.
  • 892 okur okudu.
  • 60 okur okuyor.
  • 716 okur okuyacak.
  • 15 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları