Nihat Behram

Nihat Behram

8.7/10
701 Kişi
·
3.044
Okunma
·
146
Beğeni
·
5.944
Gösterim
Adı:
Nihat Behram
Unvan:
Türk Gazeteci, Şair ve Yazar
Doğum:
Kars, 18 Kasım 1946
Nihat Behram (d. 18 Kasım 1946 Kars), Türk gazeteci, şair ve yazar. Asıl adı Mustafa Nihat Behramoğlu'dur.

Gazetecilik Yüksek Okulu'nu bitirdi. İlk şiiri 1967'de yayımlandı. 1975'te ağabeyi Ataol Behramoğlu ile birlikte Militan dergisini ve 1979'da Yılmaz Güney ile birlikte Halkın Dostları dergisini çıkardı. 1972'de çıkardığı ilk şiir kitabı olan Hayatımız Üstüne Şiirler kitabı yasaklandı ve yazdıklarından ötürü 12 Mart Dönemi'nde iki yıl askeri cezaevinde tutuklu olarak yattı.
Cezaevinden çıktından sonra bir süre gazetecilikle uğraştı. Vatan gazetesinde ele aldığı Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın yaşamlarını ve mücadelelerini anlatan yazı dizisi, çok ilgi görünce Darağacında Üç Fidan adıyla kitaplaştırıldı. Bu yazı dizisi ve şiirleri öne sürülerek sivil mahkemelerde ve sıkıyönetim mahkemelerinde hakkında birçok dava açıldı. 12 Eylül Dönemi'nde Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığından çıkarıldı. 1996 yılında Türkiye'ye döndü. Bugüne değin 12 şiir kitabı yayımlandı. Şiirlerinde doğanın yeri ve sözcük dağarcığının zenginliği dikkat çekicidir.

Entelektüel dergisinde 2000 yılında çıkan "Özlemin Kadar" adlı şiiri özellikle beğeni toplamıştır.

sol.org.tr haber sitesinde her iki haftada bir çarşamba günleri yazıları yayınlanmaktadır. Türkiye Komünist Partisinin 9. kongresinde kürsüden okuduğu "ayaklanma çağrısı" adlı şiiri büyük beğeni toplamıştır. Son olarak 15 mart 2009 günü, yine TKP'nin düzenlediği "Ya Osmanlıya dönüş, Ya Sosyalist Cumhuriyet" mitinginde şiirlerini kürsüden seslendirmiştir.
Toplumcu Gerçekçi Şiir ilkelerine yöneldi,şiirini yeni biçim ve tema arayışlarıyla besledi.Çevirileriyle de dikkat çekti.Edebiyat ve kültür üzerine yazdıkları,antoloji ve diğer çalışmalarıyla kuşağın önde gelen yazarları arasına girdi.
Deniz Gezmiş “Yok ağabey demişti, “bizim asılma kararımızı çok önceden vermişlerdi zaten, bunu hep söyledik. Dileriz ki biz boş yere ölmüş olmayalım ve vatan satıcılarının oyunları anlaşılsın yoksul halkımızca. Boşa ölmüş olursak işte o zaman yazık olur.”
İnançları uğruna ölümün eşiğinde bükülmeden duranları varolalı beri tanır dünyamız. Çünkü bazı ölüler dünyanındır.
“Bizi TAYLAN ÖZGÜR’ün yanına gömdürün ve infazlar sırasında mutlaka bulunun. Burjuvazinin paçavra gazeteleri, korktular, düştüler, bayıldılar gibi onurumuzu kırıcı yayın yapmaya çalışır. Duruma avukatlarımız tanık olmalılar.” dedi.
“Çırpınarak anlamını arayan binlerce sözcük
kabukları koparılmış yaralar gibi
uğulduyor beynimde..”
Gerçekler gün ışığına çıktıkça, dava hakkında son ve kesin hükmü, en yüce yargıç olan halkımız verecektir.
Bu kitap o zaman ''Kitaplık'' olan kütüphaneme girdiğinde 7. sınıf öğrencisiydim. Kitabı satın aldığımız gün dün gibi aklımda. Babamın bana ilk aldığı kitap buydu. İşin cilveli yanı ise kendisi ağır şekilde Türk-İslam sentezini benimser. 8. Sınıf öğrencisi için pek ideal olmayan bu kitabı babama neden aldığımızı sorarken aklım ''Gençlik kitapları'' reyonunda idi. Bana verdiği cevap şu yöndeydi. '' Her fikri ölç, tart biç, düşüncelerin kulaktan dolma değil, kendine ait olsun. Sana ait olmayanı düşüneni daha çok sev, hayat gerçekten farklılıklarla güzel, bu çocuklar zamanında memleketleri için bir şey yapmaya çalıştılar, onları anlayamadık Dursun önkuzu da bizim, denizlerde bizim dedi (hemen hemen cümle tamamiyle böyle)'' Ki kendisi 69 lu ve bu idamlara karşı herhangibi bir sorumluluğu da yok.. O günden sonra biriktirdiğim tüm düşünce ve ideolojileri kendim ölçüp tarttım benimsedim, kabullendim.... Bugün yeniden baştan sona bu kitabı okuyup bitirmenin buruk sevincini yaşıyorum. Açık yüreklilikle söyleyebilirim ki taban tabana zıt görüşlerimiz olsa da Türkiye tarihinin en acı en can yakıcı olaylarından biri. Benim için hayatıma yön veren kitaplardan oldu. Şunu tüm kalbimle söylüyorum ki ( Siyasi cinayet ve idamlara karşı çok sert çizgilerim var ) keşke yaşamalarına izin verilse bu cinayet işlenmeseydi. Keşke çocuklarını ve akabinde torunlarını görecek kadar sıhhatli bir yaşamları olsaydı. Keşke, keşke....
Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın 12 Mart döneminde tutuklanma, yargılanma ve asılmalarına giden süreci anlatıyor Nihat Behram. Kitabın son kısımlarında da mahkemenin verdiği idam hükmü ve davanın yeniden muhakeme edilmesine ilişkin birçok kişinin değerlendirmeleri yer alıyor.

Kitabın dilinde, anlatımda bir sorun yok da anlatılanlar insanı karmakarışık yapıyor. 6 Mayıs 1972’ye götürüyor, Denizler’in asılmalarından önceki yaşananlara, 12 Mart darbe döneminde özgürlüklerin kısıtlandığı, baskının, tutuklamaların, işkencelerin olduğu, idam cezalarının sıradan bir ceza gibi uygulandığı bir döneme aynı zamanda.

Böyle bir dönemde, önyargılı, olağanüstü bir mahkemede yargılama sonucunda verilen doğruluğunun sorgulanması gereken idam hükümlerinin gerçekleştirilmesi sırasında bile acımasızca davranan insanları gördükçe öfke duydum. En son aşamada ise yaşananların her anı beni çok duygulandırdı, içim sızladı. Mektuplarında ailelerine yazdıkları, babalarının onları toprağa verirken yaşadıkları, acılarına saygı göstermeyen insanlar… Daha önce bunları okumuş olmama rağmen.

Onlar hem tutukluluk sürelerinde hem de ayakları zincirli halde hücrelerinden alınıp da darağacına götürülürken ve son nefeslerini verene kadar davalarından, dik duruşlarından asla vazgeçmediler. Onurlu ve yürekli bir şekilde gittiler…

“Erdemleri rehberimiz;
Anıları yolumuza ışık olsun…”
Yakın tarihimizde, suçları sadece yurdunu çok seven yurtsever 3 gencin hayatını alan başıbozuk faşist zihniyet hesabını er yada geç vereceklerdir. Okuyup ta duygulanmamak mümkün değil.
3 fidan 3 delikanlı halkına sevdalı 3 yiğit adam... Tarih; sizi ve sizin gibileri, darağacında asanları yargılayıp cezasını hak ettiğiniz şekilde verecektir.
Asarak öldürdüklerini düşünen zavallı sperm artıkları, ah bir anlayabilseler; onlar fikirleri ve davalarındaki duruşlarıyla bizlerle hep yaşadılar ve yaşayacaklar.
Söze nasıl başlayayım, doğru kelimeleri nasıl ifade edeyim diye düşündüm. Ama sonra içimdeki en güçlü hissi cümlelere dökmeye karar verdim. Bir utanç, bir Türkiye ayıbı! Yıllar da geçse bu üç gence yapılan haksızlık asla unutulmayacak! O dönemi yaşamayan biri olarak tabi ki ahkam kesemem. Ama şimdi ne yaşıyorsak o yıllarda da mevcuttu! Kirli oyunlar, medyayı susturma, halkı yanlış bilinçlendirme, suça verilen cezanın orantısızlığı, dizine değil boyuna kadar haksızlık! Deniz, Yusuf ve Hüseyin onlar 6 Mayıs 1972'de asıldılar. Hücrelerinde geçirdikleri son ana kadar olan birbirlerine ve davalarına bağlılıklarına gıpta ettim. Hele ailelerine yazdıkları son mektupları okurken, gözlerim fazlasıyla yaşardı...Kitapta son dönemlerini, yakalanmalarını, mahkeme günlerini ve idama gidişlerini anlatıyor. Avukatların da kendi ağızlarından olayın sürecini anlatan demeçleri mevcut. Yazar da o dönem kitabı yazdığı için yargılanmış ve tatsız günler geçirmiş biri. Herkesin okuması en azından kim olduklarına karşı bir fikir sahibi olmaları açısından tavsiye ederim. Huzur içinde uyusunlar...
Onlar öldüler ama yenilmediler ülkemizin 27 mayıs şanlı "devrimi" ile kazandıgı kırıntıda olsa özgür 27 mayıs anayasasını bağımsızlıgı savundular zalimin karşısında asla boyun eğmediler ve gencecik hayatlarını işçilerin emekçilerin halkların kurtuluşuna adamaktan zerre çekinmediler her 6 mayıs şafagında yüreklerimiz sızlasa da hepimiz birer deniz mahir hüseyin yusuf ulaşız kadiriz taylanız bu böyle biline .. yiğitlerimiz işçilerin emekçilerin mücadelesinde bilincinde yaşıyor yaşatıcaz ...
Kitap bitince Deniz'i,Yusuf'u ve Hüseyin'i biraz daha yakından tanımış oluyorsunuz hatta öyle ki idamından birkaç dakika önce Deniz'in içtiği son sigaranın kokusunu şimdi bile burnunuzda duymanız olası. Sade,akıcı olan dili bir yana olayların zaten sürükleyici olması nedeniyle ve biraz da tarihe ilginiz varsa hemen kitapla haşır neşir oluyorsunuz.Olayların gidişatına kendinizi kaptırmışsanız sıra Nihat Behram'ın şiirlerine geldiğinde canınızın sıkılacağı ihtimali yüksek.
Hepimiz farklı İdeolojilere sahip olabiliriz ama saygıyla anmanız gereken üç şerefli onurlu hayat...Solmayan üç fidan ve baskı altında geçen yıllar...bağımsızlık mücadelesi...yakalanmalarından asılmalarına kadar geçen zaman anlatılmış.. idamlarının ardından yıllar geçsede herzaman tartışmaya açık bir konu... herkesin ön yargılarından sıyrılarak okuması gerek diye düşünüyorum...
Bu ülkenin hiç bir zaman unutamayacağı üç kahraman ve kendileri için hiç bir çıkar gözetmeksizin sadece kendi ülkeleri için verdikleri mücadele ve malesef o zamanki hükümet tarafından verilen tarihin utanilasi kararı
Biz şahsi hiçbir çıkar gözetmeden, halkımızın bağımsızlığı ve mutluluğu için savaştık
Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan... Aradan yıllar geçse de asla etkisini kaybetmeyecek bir eser benim için. Bazı kitapları beğenir geçeriz ama yaşanmış olayların anlatıldığı eserler bizi biraz daha derinden etkiler, belki yaralar tıpkı bu kitapta olduğu gibi. Devrimci mücadele laftan ibaret değildir. Gencecik fidanların onurlu duruşunu öğrenmek isteyen herkes okumalıdır.
Bir belgesel anlatı kitabı. Yazar yer yer anılarını da anlatmış. Boyun eğmemek nedir onu okudum bu kitapta. Davanı sonuna kadar başın dik bir şekilde nasıl savunursun onu okudum, objektif bir dille. Onlar daima bu ülke ve devlet adına bir utanç, halk adına bir umut ışığı olmuştur. Ve olmaya da devam edeceklerdir. Ruhları şad olsun.

Yazarın biyografisi

Adı:
Nihat Behram
Unvan:
Türk Gazeteci, Şair ve Yazar
Doğum:
Kars, 18 Kasım 1946
Nihat Behram (d. 18 Kasım 1946 Kars), Türk gazeteci, şair ve yazar. Asıl adı Mustafa Nihat Behramoğlu'dur.

Gazetecilik Yüksek Okulu'nu bitirdi. İlk şiiri 1967'de yayımlandı. 1975'te ağabeyi Ataol Behramoğlu ile birlikte Militan dergisini ve 1979'da Yılmaz Güney ile birlikte Halkın Dostları dergisini çıkardı. 1972'de çıkardığı ilk şiir kitabı olan Hayatımız Üstüne Şiirler kitabı yasaklandı ve yazdıklarından ötürü 12 Mart Dönemi'nde iki yıl askeri cezaevinde tutuklu olarak yattı.
Cezaevinden çıktından sonra bir süre gazetecilikle uğraştı. Vatan gazetesinde ele aldığı Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın yaşamlarını ve mücadelelerini anlatan yazı dizisi, çok ilgi görünce Darağacında Üç Fidan adıyla kitaplaştırıldı. Bu yazı dizisi ve şiirleri öne sürülerek sivil mahkemelerde ve sıkıyönetim mahkemelerinde hakkında birçok dava açıldı. 12 Eylül Dönemi'nde Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığından çıkarıldı. 1996 yılında Türkiye'ye döndü. Bugüne değin 12 şiir kitabı yayımlandı. Şiirlerinde doğanın yeri ve sözcük dağarcığının zenginliği dikkat çekicidir.

Entelektüel dergisinde 2000 yılında çıkan "Özlemin Kadar" adlı şiiri özellikle beğeni toplamıştır.

sol.org.tr haber sitesinde her iki haftada bir çarşamba günleri yazıları yayınlanmaktadır. Türkiye Komünist Partisinin 9. kongresinde kürsüden okuduğu "ayaklanma çağrısı" adlı şiiri büyük beğeni toplamıştır. Son olarak 15 mart 2009 günü, yine TKP'nin düzenlediği "Ya Osmanlıya dönüş, Ya Sosyalist Cumhuriyet" mitinginde şiirlerini kürsüden seslendirmiştir.
Toplumcu Gerçekçi Şiir ilkelerine yöneldi,şiirini yeni biçim ve tema arayışlarıyla besledi.Çevirileriyle de dikkat çekti.Edebiyat ve kültür üzerine yazdıkları,antoloji ve diğer çalışmalarıyla kuşağın önde gelen yazarları arasına girdi.

Yazar istatistikleri

  • 146 okur beğendi.
  • 3.044 okur okudu.
  • 23 okur okuyor.
  • 1.194 okur okuyacak.
  • 23 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları