Nilgün Marmara

Nilgün Marmara

Yazar
8.9/10
843 Kişi
·
2.548
Okunma
·
1.640
Beğeni
·
31,8bin
Gösterim
Adı:
Nilgün Marmara
Unvan:
Türk şair
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 13 Şubat 1958
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 13 Ekim 1987
Nilgün Marmara, Balkan göçmeni olan bir ailenin iki kızından biri olarak, 13 Şubat 1958'de İstanbul, Moda'da doğdu. Bir Marksist olan babası Fikri Marmara, muhasebe müdürüydü. Babası, Bulgaristan'ın Plevne şehrinden, annesiyse Vidin'den İstanbul'a göç etmişlerdir.

Liseyi Kadıköy Maarif Koleji'nde okudu. Üniversite hayatına İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden başladı ancak siyasi sebeplerle burada devam edemeyip tekrar sınava girdi ve Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü kazandı. Okulu, "Sylvia Plath'in Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi" tezi ile 1985'te bitirdi. Mezun olduktan sonra Marmaris'te bir tatil köyünde çalışmaya başladı. Farklı şirketlerde sekreterlik, Mısır Konsolosluğunda memurluklarda bulunsa da iş hayatı çok uzun süreli olmadı.

1982'de, arkadaş ortamında tanıştığı endüstri mühendisi Kağan Önal ile evlendi. Eşinin işi dolayısıyla 16 ay Libya'da yaşadılar.

13 Ekim 1987'de 29 yaşındayken kaldığı evin balkonundan atlayarak intihar etti.

İntiharının ardından Ece Ayhan, "Meçhul Öğrenci Anıtı" şiirinde "Aldırma128! İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında.." mısralarıyla kendisine seslendi.

Ferda Erdinç, “üstü ağır oturaklı bir kadın, altı ayak parmakları birbirine bakan bir çocuktu”, Cemal Süreya 841. gün eserinde, "Nilgün ölmüş. Beşinci kattaki evinin penceresinden kendini aşağı atarak canına kıymış, Ece Ayhan söyledi. Çok değişik bir insandı Zelda. Akşamları belli saatten sonra kişilik hatta beden değiştiriyor gibi gelirdi bana. Yüzü alarır bakışlarına çok güzel ama ürkütücü bir parıltı eklenirdi. Çok da gençti. Sanırım otuzuna değmemişti daha.. Bu dünyayı başka bir hayatın bekleme salonu ya da vakit geçirme yeri olarak görüyordu. Dönüp baktığımda bir acı da buluyorum Nilgün’ün yüzünde. O zamanlar görememişim. Bugün ortaya çıkıyor." demiştir. Ayrıca Seyhan Erözçelik, Nilgün Marmara'nın intiharının ardından Nilgün'ün Göztaşı isimli şiiri yazmıştır.

Ölümü Ardından Tartışmalar
Nilgün Marmara'ın intihar etmediği, öldürüldüğü ve Nilgün Marmara'nın ölümünde eşi Kağan Önal'ın ihmali olduğu söylenmiştir.

Kağan Önal, kendisine yöneltilen suçlamalara yönelik, "Oysa Nilgün’ün tedavi olması gerekiyordu ama o doktordan kaçıyordu. Doktor, geldiğinde evde olması gerekirken evde değildi. Doktor beklemişti. Gelince de konuştular... Doktor bana “İşiniz çok zor, tedavi olması lazım ama çok zeki ve kültürlü. Yani en zor vakalardan” demişti. Çünkü iyileşmesi için entelektüel faaliyetlerde bulunmaması gerekiyordu. İlacı dayayacaklar ve uyuşacaktı. Orta kültür ve zekalı durumlarda bu hastalık genelde 20’li yaşlarda ortaya çıkarmış, Lityum tedavisi ile başarılı olunurmuş. Ancak Nilgün bu tipte değildi. Tedavi olması, buna ikna olması, tedaviden memnun kalması hepsi ayrı bir dertti. Dolayısıyla tedavi olmadı. Öldüğü gün bana tedaviye tekrar başlayacağına dair söz vermişti." şeklinde açıklamıştır.

Nilgün Marmara'nın, ölümünün ardından basılan Kırmızı Kahverengi Defter isimli kitap büyük bir tartışma yarattı. Kitap, Nilgün Marmara'nın günlüklerini yayımladığını söylüyor olsa da Libya'da geçirdiği zamana dair tek alıntıyı "Kağan eteğine pis bir herif oldu, her gün barlarda sürtüyor." şeklinde yapmıştı ve kitabın en büyük sorunu "baskının kesilip biçilme tarzı nedeniyle, Nilgün Marmara, ıstıraplar içinde, sadece ölümü ve arada da şiiri düşünen, asık suratlı, sinik ve sonuç olarak intiharından ibaret birisiymiş, yaşamamış, yani aslında intiharına kadar bayağı varolmamış biri gibi" sunmasıydı.

2016 yılında Everest Yayınları'nca Nilgün Marmara'nın arkasında bıraktığı “günlüklerinin ‘Kırmızı Kahverengi Defter’ adıyla izinsiz bir şekilde yayımlanmasından itibaren başlayan yanlış anlamalar, yersiz kuşkular, haksızlıklar, aşırı yorumlar silsilesine bir son vermek amacıyla eksiksiz olarak yayımlanan ‘Defterler’, Nilgün Marmara ile ilgili soru işaretlerini ortadan kaldırıyor. ‘Defterler’ ile Nilgün Marmara adı etrafında dönen spekülasyonlar, yalan haberler, yanlış iftiralar sona eriyor. ‘Defterler’ gündelik yaşama, çevresine, ilişkilerine bakışını yansıtarak şimdiye kadar bilinenden, varsayılandan farklı bir Nilgün Marmara portresini de gözler önüne seriyor.” arka kapak yazısıyla günlüğün tıpkıbasımı da içerir şekliyle yayımlandı.

2017 yılında günlüklerini tuttuğu iki defterinden başka notları da yine Everest Yayınları'nca Kağıtlar ismiyle yayımlandı.

Eserleri
Şiir
Daktiloya Çekilmiş Şiirler (1988)
Metinler (1990)

Günlük
Kırmızı Kahverengi Defter (1993, Gülseli İnal tarafından hazırlandı)
Defterler. (2016)
Kağıtlar. (2017)

İnceleme
Sylvia Plath'ın Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi (1985, Dost Körpe tarafından 20 yıl sonra Türkçeye çevrildi)

Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Nilgün_Marmara
"Biliyorum, bir gün dayanamayacak küçük kalbim;
Arkamı dönüp inandığım ve güvendiğim her şeye veda edeceğim. "
Biz niye kendi zamanlarımızı yaşayamıyoruz,
niye hep başka zamanlar ve hep başka kendimiz?
Ne bu ertelenen, bir tansık olma dileğiyle —
tansığın olmasını beklemek değil, özün tansığa dönüşmesini ummak— ben'i ve biz’i tansık yapmak arzusu? 'Şimdi'nin karanlığı daha ne kadar üretilecek? Bu karanlıkta beslenen ruh kurtçukları daha
ne kadar maledecek bizleri kendilerine?
*ilge
*ilge Sylvia Plath'ın Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analiz'i inceledi.
72 syf.
·8/10
Nilgün Marmara'nın bitirme tezi peki her bitirme tezine böyle ulaşıp okuyabiliyor muyuz?Tabi ki hayır.(özel araştırmalar hariç)
Peki nedir Nilgün Marmara'nın bu tezini farklı kılan?Kitap halinde basılıp her sahafta bulunmasına sebep?

Sebep ise tezine konu olarak incelediği yazar/şair Sylvia Plath ile aynı "son"u tercih etmesi,her ikisi de "intihar" ederek yaşamları na son vermişlerdir.

Bu tez Nilgün Marmara için intihar motivasyonu olmuş mudur,tartışılabilir hatta iddia edilebilir ama önemli olan şu; bu tezi başka biri hazırlasaydı Nilgün Marmara gibi derin ve Plath ile aynı duyguları hissedip yansıtabilir miydi?Muhtemelen hayır.

Nilgün Marmara'nın bu tezini okuduktan sonra Sylvia Plath benim için daha anlaşılır daha derin ve anlamlı oldu.Plath 'in şiirlerinin derin analizini Sylvia Plath'in yaşamı ve psikolojisi ışığında yapmış ve bu da anlam bağlamında büyük rol oynamakta.

Hakkında makaleler yazılabilecek bir tez olmuş ve bu tezi yazdıktan 2 yıl sonra intihar ederek yaşamına son vermiş ve diyorum ki keşke böyle bir sonu seçmeyip daha çok yazsaydı...

Keyifli okumalar... *ilge
140 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Biraz buruk bir inceleme olabilir...
Nilgün Marmara uzun zamandır okumak istediğim şairlerdendi. Fotoğraflarından gördüğüm kadarıyla nedense bana hep bir yerden tanışıyormuşum hissi veren bir kadındı. Sanki bir yerde oturup iki lafın belini kırmışız gibi... Kitabı bitirdiğimde anladım ki evet, biz çok önceden beri tanışıyormuşuz Nilgün Marmara ile...

Bambaşka bir dünya karşıladı beni... Böyle şiirler beklemiyordum gerçekten... Tarif edilmez bir karanlık ve yine dile gelmez yalnızlıklar barındırıyor şiirleri... Kelimelerden öyle nefis yararlanmış ki hiç tekrara düşmeden...
Bir karanlık labirent gibi şiirleri, tüm çekim gücüyle bu şiirlerin içinde buluyorsunuz kendinizi...
Ve karanlık tüm bedeninizi ardından ruhunuzu sarıyor gibi...

"Ey, iki adımlık yerküre
Senin bütün arka bahçelerini
gördüm ben!"

Belki de bunları düşünerek ölüme atladı 29 yaşında evinin penceresinden... Yaşayacak bir şeyi kalmadığını düşünüyordu belki. Belki de acı dolu şiirler yazmaktan bıkmıştı kederli gözlerle bakan bu kadın... Kimseye göstermedi yaşamı boyunca bir şiirini bile. Hepsi o öldükten sonra çıkmış su yüzüne... Ah be Nilgün abla, kim bilir ne mücadeleler verdin zihninde ve eşsiz ruhunda...
Ece Ayhan'ın dediği gibi "dünyayla yaralı Nilgün Marmara"...

Kendi çıkmazlarıyla bana Hümeyra'nın diliyle şunları söyledi sanki Nilgün abla:
Nasılsın kızım, anlat bana hikayeni kimler üzdü gözlerini?
Nasılsın kızım, söyle bana derdini neler kırdı kalbini?
O taze saçlardan kimlerin eli, yaşlanmış dumanlı nefesleri
Hoyratça itişleri, görgüsüz asaletsiz üzüşleri...
Sen neler neler çektin ben biliyorum,
Dokunsam ağlarsın hissediyorum,
Hüzün zamanı geçti onlar eskidendi bitti hepsi geçti....
https://youtu.be/-7p24dE9gfo

Sevgiyle...
121 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
UYARI!
İntihara meyyal arkadaşlar uzak dursun.

Nilgün Marmara, Ece Ayhan deyimiyle "Dünyayla yaralı" bir kadın.

Kitap, ismini Nilgün Marmara'nın yıllarca herkesten gizli tuttuğu kırmızı ve kahverengi kaplı günlüklerinden alıyor. Günlükler Marmara'nın kişisel notlarından ve film, kitap-dergi alıntılarından oluşuyor. Ayrıca kitapta bu günlüklerden kendi el yazısıyla yazılmış parçalar da yer alıyor.

Nilgün Marmara, intihar notunda "Daktiloya Çekilmiş Şiirler"in basılabileceğini belirtiyor. Fakat yine günlüklerinden bahsetmiyor. Yani Nilgün Marmara günlüklerini, intihara yürüyen Cesare Pavese'nin "Yaşam Uğraşı" ve Tezer Özlü'nün "Kalanlar"ının aksine kitaplaştırmak için yazmamış. Bu da "Kırmızı Kahverengi Defter"i çok daha önemli bir hale getiriyor. Büyük tartışmalardan sonra kitaplaştırılmaya karar veriliyor. Durumun etik olup olmadığı tartışılabilir. Ama Nilgün Marmara'yı tanımak açısından oldukça önemli.

Nilgün Marmara'nın kitaplarını okuduktan sonra; "Dünya'nın bütün arka bahçelerini gören", 'dünyayla yaralı bir kadın'ın, 29 yıllık kısa yaşamı boyunca bir intihar için yeterince argüman biriktirdiğine siz de şahit olacaksınız. Kırmızı Kahverengi Defter bunlardan en önemlisi.
121 syf.
Şiirlerin veda hali; Nilgün Marmara

Bu güzel kitapları yazan Nilgün Marmara ile ilgili sadece intihar ettiğini biliyordum. İnternete araştırma yaparken karşıma çıktı ve bu cümle ile başlamak istedim incelememe. Bu kitapta dediği gibi "hayatın neresinden dönülse kârdır”  düşüncesini uygulamaya koyarak beşinci kattaki evinin, yatak odası penceresinden atlayarak yaşamına daha 29 yaşında iken son vermiş. Her şeyi de DUA/Duvar/ ya yüklemeyelim Nilgün Marmara da benden olsun dedim.
Burada kullandığım bilgileri aldığım adres; http://www.google.com.tr/...-marmara-kimdir/amp/ bakmak isteyenler için bunu da buraya bırakayım.


Şimdi gelelim kitaba... Kitaba başlamadan önce Gülseli İnal'ın da dediği gibi eğer yaşasaydı belki de günlüklerini hiç kitap haline getirmezdi hatta belki sonradan yakardı belli mi olur, bilemiyoruz... Ve tekrar Gülseli İnal'ın dediği gibi hiç düzeltme olmamış hatta ilk sayfada kendi yazısını sonra ise ne yazıldığı yer almış kitapta. Bir arkadaşım ile konuşurken bugün bu kitabı dedim ki; ' İlk başlarda okuyamadım yazısını bazı yerleri okuyabiliyorum' o da bana dedi ki "O el yazıları pskolojisini de gösteriyor aslında." haklıydı bazen o kadar karışık yazmıştı ki nasıl okuyup düzenleyebildiler çok şaşırdım.

2018 ilklerin yılı olarak yine beğendiğim bir tabir ile 'Edebiyat Tarihinin Solan Çiceği' Nilgün Marmara ile de tanıştım.

Hayatın neresinden dönülse kârdır tabiriyle hayırlı zamanda hayattan dönmek dileği ile kalın sağlıcakla
(Bu nasıl bir dua Yarabbim Nilgün Marmara benim tersimi düzüme karıştırdı.)

En iyisi iyi okumalar diyeyim :)
72 syf.
Sylvia Plath, Nilgün Marmara için yolundan gidebilecek kadar etkilenilecek bir şairdir.

Nilgün Marmara'nın bu kitabı aslında Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olmak için hazırladığı bir tezdir. 1985 yılında hazırlanan bu tezi Dost Körpe 2005 yılında dilimize çevirip, kitaplaştırmıştır. Peki Nilgün Marmara'nın üniversiteyi bitirmesi için gerekli şartlara ulaşmasını sağlayan bu tez neden kitap olmuştur çünkü Nilgün Marmara da analizini yaptığı şair gibi intiharı seçmiştir...

Nilgün Marmara ise "Umarım böylesine emsalsiz ve belirgin bir konuda şiirlerini ölüm kavramını derinden algılayarak yazmış ve intiharında da sanatı kadar başarılı olmuş bir kadının analizini yapabilme konusunda başarısız olmam" diyerek hayranı olduğu şairi anlatırken her sayfasında daha çok sevdiriyor Sylvia'yı, şiirleri o kadar güzel analiz ediyor ki kendi gittiği karanlığın arkasından okuru da ister istemez çekiyor Sylvia'nın o cazip karanlığına....
Belki de Sylvia'nın hayatını anlatan filmi izleyip sonra bunları okuduğum için bu kadar kapıldım cazibesine ya da kendimden kesitler bulduğum için, bilemiyorum... Tek bildiğim herkesin bu kitabı sevemeyeceği. Önce bazı şeyleri sevip benimseyip öyle okumamız gerekiyor sanırım.
Ve bildiğim diğer bir şey de bazı kişiler için "yazmak" faaliyetinin hayat olduğu. Kitapta da dediği gibi "Plath da bir zamanlar varoluş sebebi olan sözcüklerde teselli aramaktan vazgeçer" ve sözcüklerinden vazgeçtikten sonra kendi hayatından da vazgeçer.

Bu tezi hazırlayıp 2 yıl sonra hemen hemen aynı yaşlarda, aynı ölüm şeklini "İntiharı" paylaşan iki şair için üzülmemiz gereken nokta, eserleri onlar yaşarken istedikleri özeni göremediler. Oysa şimdi seneler sonra filmleri çekiliyor, kitapları okunuyor hatta günlükleri bile basılıyor.
Nilgün Marmara için bu çok önemli olmasa da Sylvia Plath için çıkmazda olan hayatını daha da batağa çekmiştir eserlerinin güzel olmadığı düşüncesi...
Ve kitaptan etkileyici bir alıntı ile bitirmek istiyorum incelememi;
Plath, sıkıcı bir hayat sürse belki yaşam süresini uzatabilirdi, ama bunu yapamadı çünkü hayatının kapısını şiirlerindeki gibi kapamayı yeğledi, hızlı ve manikçe, itiraz edilemez bir kesinlikle. "46
Muhtemelen keyifle okuyamayacağınız bir okuma olacaktır, iyi okumalar...
535 syf.
·Puan vermedi
Birden fazla kez yazdım bu değerlendirmeyi, bilemedim çünkü; kırmadan dökmeden, kalemimi hoyratlaştırmadan nasıl izah edebileceğimi bilemedim.
“Defterler” 535 sayfa, siz bunu peşinen ikiye bölebilirsiniz, zira orijinal metinleri de kapsıyor. Yani, yazanının elinden çıktığı şekli, kitaba dahil edilmiş. Raf fiyatı 43 lira. O kadar çok sorum var ki, maalesef bir kısmını törpülemem ya da yumuşatmam, çeşitli denemelerime rağmen mümkün olmadı, ben de içimden geldiği gibi soruyorum.
Kimdir mesela Nilgün Marmara? Niçin günlüklerine kadar basılıp kitaplaştırılmış? Ölmeden önce edebiyatımıza hangi eserleri kazandırmış? Birebir tanışıklık ve arkadaşlık içinde olduğu ünlü yazarlarla nerede tanışmış, Cemal Süreya, Ece Ayhan, İlhan Berk liste uzayıp gidiyor. Ölüm yaşı 29 olan biri için biriktirilen bunca insanın menşeini merak ediyor, ama esaslı bir kaynak bulamıyoruz.
Defterler, eşi Kağan’ın iş için gittiği Libya’nın Tobruk kentinde başlıyor. Marmara da eşinin yanında birkaç ay geçirip oradan eşe dosta bolca mektup gönderiyor. Temize çekilmeden önce de defterlere yazılıyor. İlk 200-220 sayfa bu mektuplardan oluşuyor (yine sayfa sayısını ikiye bölün) . Yazılan kişiden kişiye üslup farklılığıyla anlatılan şey hep aynı. Evin içine dolan kum, evdeki fareler, çöl ve onun birebir söylemiyle “şantiyedeki gerzek karılar”. (Diğer birkaç çalışanın eşi) . Mektubun adresi x kişi isimsiz bir arkadaşsa, dil “gerzek kelimesi Gerze’den mi gelir” şeklinde yuvarlanırken, ünlü bir şaire yazılıyorsa şu yazardan şu makaleyi okudun mu diyerek form buluyor. Elbette alıntıyı da ekliyor. :)
Önce kolej sonra İngiliz Dili ve Edebiyatından mezun, dile yazarlara, yaşı tecrübesi elverdiğince hakim. Yine genç yaşta intihar eden Sylvia Plath üzerine yazıyor bitirme tezini. (Hayranı demeye gerek var mı bilemedim) Kelimelerle oynuyor, bazen bilinçli olarak deforme ediyor, kendince tekrar yoğurup şekillendiriyor, böylece kendine has bir dil yaratma gayreti de var. Libya onun için bi nevi inziva, kendini dinleme yeri. Dönebilir, kalabilir bu bir zorunluluk değil, yine bilinçli tercih. Hep aynı ortamda yapacak bir şey bulamadan, durağan bir hayat yaşananın sıkıntısını anlarım. Bir kişiye üç kişiye neyse artık, olduğu yerdeki rahatsızlıklarını, ortamı anlatmasını anlarım, fakat; defalarca defalarca aynı şeyi ufak tefek farklarla bu kadar çok kaleme almasını anlamakta yetersiz kaldım. Mektuplar bitince yazdığı oyun başlıyor, o da elli altmış sayfa kadar (ikiye bölün lütfen). Oyunun ismi, bir oyun yazıyorum söylemi, neredeyse oyunun kendinden daha uzun. İki kişilik oyunda, oyuncular çırılçıplak olacak, ismi “Sırttaki Mor Yürek, Sırtındaki Yürek, Sırt Kalp, Sırt Yürek, Sırtlan Yüreği” vs vs. Yaşasaydı oyunu sahnelenir miydi? Nasıl bir başarı sağlardı? Yine soru işareti.
Oyun sonrası çöl döneminde okuduğu kitapları değerlendiriyor, notlar alıyor. Bazılarını ben de okuduğum için, tekrar okusam satır satır söyleyeceğim başka sözler de olacak. Hele okuduğum için net bildiğim Freud’un “Totem ve Tabu” kitabı, madde madde özet çıkarılmış, muhtemelen ezbere katılmak istenen kısımlar listelenmiş. Okuduğu her yazardan, her eserden etkilendiğini özgün kalmakta zorlandığını gördüm, kaldı ki onun kalemini, tesirinde kaldıklarından arındırmak için, bir okuma listesi oluşturup süzmek, karşılaştırmalarla mümkünsüz değil. Gençtir heyecanlıdır, çok okuyanın kendini çevresel faktörlerden ya da okuduklarından izole edip, ari bir dil oluşturması zordur, bu benim bile kitapları değerlendirirken çekindiğim durum. Nerdeyse anı anına okuduğu eserleri paylaşma konuşma, karşılıklı eleştirme arzusu belki onu her okuduğunu, yazdığına yansıtır hale getirmiştir. Ben bunu hep genel olarak, yeni öğrendiği kelimeyi olur olmaz her yerde kullanan çocuk literatürü olarak değerlendiriyorum. Yaşamı boyunca yayımlanmış eseri yok, eşi şiir yazdığından haberim yoktu demiş (kimler neler demiş? Ölümü dahil pek çok spekülatif şey var) Oysa mektup yazdığı şahıs şairse, şu şiirimi de ekliyorum diyerek, onlara şiirlerini göndermiş. Aldığı notlar arasında rüyaları da var, tutulan bir günlük dahi olsa, rüyamda babamla ilişkiye giriyordum diye “ensest” ilişkinin neden kişisel kalsa bile, kayıt altına alındığını yine anlamlandıramadım.
Çok mu yazdım acep :)
Neyse sona geliyorum. İntihar mektubunun da yer aldığı kitapta, eşine şiirlerini yayımlatabileceğini söylüyor. Sevdiklerinden, canından geçmiş birinin, ölmeden önce şiirlerini daktilo edip, intihar notuna iliştirmesi yine yeni bir soru işareti.
Daha da yazmamak için tutuyorum kendimi. Son iki sorumdan ilki, neden kitapların eşinin soyadı ile basılmadığı. Edebiyat camiasında en az bir kitabı olsa ve o kitapla tanınırlık kazansa? İkinci ve son sorum verdiğim 43 lira nereye gidiyor? Marmara kitaplarının geliri nasıl değerlendiriliyor.
Kitabı tavsiye listeme almadım. Sevenlerini üzmemek için de, birçok düşüncemi içime attım. Ama şunu anladım ki, gerekli çevreye sahipsen, edebi başarın/başarısızlığın ne olursa olsun, öldükten sonra bile ünlendirilebilirsin.
Saygılarımla..
140 syf.
Nilgün Marmara ile Kırmızı Kahverengi Defter tanıştım. Şiir bir tutkudur, içime işlediğinden beri o şairden bu şaire atlıyorum. Çok yordu Nilgün Marmara beni bu kitabında tüm yorgunluğunu hissettim.

Şiir kitaplarına inceleme yazmak romanlardan zordur. Ben yine de kitabı okurken hissettiklerimi paylaşmak istiyorum...
Kitaba başlarken Seyhan Erözçelik " Ne var ki, Nilgün Marmara, o "proje"ye inanmadı. / O, her zaman kendi yolunu seçti. Onu tercih etti." şeklinde anlatmış yaşam projesine inanmayıp intihar yolunu seçen Nilgün Marmara'yı...
Kitapta daha 19 yaşından itibaren yazdığı şiir ile başlanıp ölümünden bir ay önceki şiirine kadar kronolojik sıra ile verilmiş şiirleri, oldukça düşündüren oldukça kapalı oldukça sert dizeleri.
Her duyguyu yaşamış ve yaşattı bizleri en çok ölümü hissettirdiği şiiri (yoruma koyacağım) okurken içim üperdi. "Ey iki adımlık yer küre/senin bütün arka bahçelerini gördüm ben! "derken bana hissettirdiklerini anlatamam.
" Şendim, şendim ben, /Kahkaham insanları ürkütürdü! " ah be güzel kadın kim söndürdü senin kahkahalarını...
Çocukluktan da bahsetmiş. "Sen ne getirdin bana çocukluğundan? /Şen kahkahalar ulumalar donakalmalar mı?" (syf:7) diyor daha ilk başlarda, genç iken sonra ise " ...Çocukluğun kendini saf bir biçimde/akışa bırakması ne güzeldi. Yiten bu işte! ..." (syf:171) diyor ve yitip gidiyor hayatımızdan.

Çok güzel şiirler yazmaya devam edebilirdi çok daha güzel, bizler okuyabilirdik ama o "Ey, yüzleri / bir babakuş gölgesine /çakılmış olanlar, / Üzgün adım, ileri marş!" diyerek kendi projesini sonlandırmayı seçti ve yitip gitti...
140 syf.
·2 günde
İlerlemeye çalıştıkça insanın yüzüne sert çarpan kötü bir kaderi var. Ama nasıl acımasız. Bir düşünün o tokat o yüze nasıl vurulur? Üstelik elleri kocaman bu kaderin, taşıyor parmak uçları yüzümden. İşin kötüsü, henüz darbeden kaynaklı uyuşukluğun geçmesini beklerken, demin yüzümden taşan ve tenime isabet etmeyen parmakların dışta kalan acısı da ekleniyor. Halbuki sadece boşluğa dokunmuştu o kısım, yoksa ben bilmeden yedek acılar mı biriktirdim kendime?

"Kötü kader diye birşey yoktur, yirmi birinci yüzyıl vardır ve bu yüzyıl, yavrucuğum; bir kelebeği bile intihar ettirebilir" diyor bizim pek sevgili Jose Saramago. Tam bana destek birini buldum derken, 3 günlük yaşamı olan kelebeğe dahi ölüm biletini mantıklı gören Saramago' nun 87 yaşında öldüğünü hatırlayınca sinirim bozuluyor. Bu kötü kader bilinci ile 31 bin 755 gün boyunca intihar etmemesi şaşılacak iş doğrusu. Bilemiyorum belki de Cioran'ın görüşünü destekleyip, bu kötü kader karşısında, eli kolu bağlı olmayıp intihar seçeneğin de olması iyi geldi de yaşadı binlerce gününü. Yok yok ölmüş adamın arkasından yaşadığı günleri için konuşmayacağım canım, kaldırmayın hemen sol kaşınızı. Maşallah pek dolu yaşamış. Hem zaten ne ara intihara girdik onu da bilemiyorum.

Şimdi böyle deyince aklımda Sylvia Plath ve hiç şüphesiz onun etkisi ile Nilgün Marmara canlanıyor.. Durduramıyorum yine. Nilgün Marmara'nın intiharını okumuş aklımda canlandırmıstım. Tıpkı Ayfer Tunç'un Dünya Ağrısı kitabındaki madencinin eşinin intihar sahnesi ile birebir aynı.
Apartman boşluğunda gönlü kırgın ve yorulmuş bir kadın bedeni..Kaç ay oldu okuyalı, sindiremedim hala o kitabı. Yüreğime dert oldu sahiden.. Üzdü, çok üzdü. Ama Nilgün daha da çok üzdü.
Bu dünyayı başka bir dünyanın bekleme odası gibi gören Nilgün Marmara da belki bundan sıkıldı gitti heralde. Hem de güzelim dostlarinı geride bırakıp. Zelda lakabı ile aklımızda kaldı hep, ona bunu Cemal Süreya takmıştı.

Kitabı bana yakın bir dostum armağan etmişti, okurken görüşlerimi sorduğunda şey..yani iyi gibi dedim. Nasıl ya dedi , inanamadı. Demet saçmalama bu kitap için bunu diyemezsin, anlamamışşın sen demek ki deyip önce kızmış sonra biraz da gülmüştü.
Haklıymış ___ anlamamışım.
Özür dilerim.
Bugün nihayet günlük işlerden sıyrılıp yeniden elime aldığımda anladım ki haksızlık etmişim.
Bir kadın, bir erkek fark etmez, hepimizi tesiri altında bırakıyor kalemi.

Hem dünya ağrısı çekiyor hem de onu düşünüyorum. Güzel ve üzgün çehresinı.
Bazı yüzler sanki hüzün üzerine yerleşsin, kendini iyiden iyiye göstersin diye yaratılmış gibi geliyor bana. İşte kırılgan ve gölgeli bakışlar kalıyor ondan bize geriye. Söyleyecek çok şeyi olup hevesi kırılmış türden.

Umarım bekleme salonundaki yerinden daha iyi durumdadır şimdi.

Keyifli okumalarınız olsun.

Yazarın biyografisi

Adı:
Nilgün Marmara
Unvan:
Türk şair
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 13 Şubat 1958
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 13 Ekim 1987
Nilgün Marmara, Balkan göçmeni olan bir ailenin iki kızından biri olarak, 13 Şubat 1958'de İstanbul, Moda'da doğdu. Bir Marksist olan babası Fikri Marmara, muhasebe müdürüydü. Babası, Bulgaristan'ın Plevne şehrinden, annesiyse Vidin'den İstanbul'a göç etmişlerdir.

Liseyi Kadıköy Maarif Koleji'nde okudu. Üniversite hayatına İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden başladı ancak siyasi sebeplerle burada devam edemeyip tekrar sınava girdi ve Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü kazandı. Okulu, "Sylvia Plath'in Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi" tezi ile 1985'te bitirdi. Mezun olduktan sonra Marmaris'te bir tatil köyünde çalışmaya başladı. Farklı şirketlerde sekreterlik, Mısır Konsolosluğunda memurluklarda bulunsa da iş hayatı çok uzun süreli olmadı.

1982'de, arkadaş ortamında tanıştığı endüstri mühendisi Kağan Önal ile evlendi. Eşinin işi dolayısıyla 16 ay Libya'da yaşadılar.

13 Ekim 1987'de 29 yaşındayken kaldığı evin balkonundan atlayarak intihar etti.

İntiharının ardından Ece Ayhan, "Meçhul Öğrenci Anıtı" şiirinde "Aldırma128! İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında.." mısralarıyla kendisine seslendi.

Ferda Erdinç, “üstü ağır oturaklı bir kadın, altı ayak parmakları birbirine bakan bir çocuktu”, Cemal Süreya 841. gün eserinde, "Nilgün ölmüş. Beşinci kattaki evinin penceresinden kendini aşağı atarak canına kıymış, Ece Ayhan söyledi. Çok değişik bir insandı Zelda. Akşamları belli saatten sonra kişilik hatta beden değiştiriyor gibi gelirdi bana. Yüzü alarır bakışlarına çok güzel ama ürkütücü bir parıltı eklenirdi. Çok da gençti. Sanırım otuzuna değmemişti daha.. Bu dünyayı başka bir hayatın bekleme salonu ya da vakit geçirme yeri olarak görüyordu. Dönüp baktığımda bir acı da buluyorum Nilgün’ün yüzünde. O zamanlar görememişim. Bugün ortaya çıkıyor." demiştir. Ayrıca Seyhan Erözçelik, Nilgün Marmara'nın intiharının ardından Nilgün'ün Göztaşı isimli şiiri yazmıştır.

Ölümü Ardından Tartışmalar
Nilgün Marmara'ın intihar etmediği, öldürüldüğü ve Nilgün Marmara'nın ölümünde eşi Kağan Önal'ın ihmali olduğu söylenmiştir.

Kağan Önal, kendisine yöneltilen suçlamalara yönelik, "Oysa Nilgün’ün tedavi olması gerekiyordu ama o doktordan kaçıyordu. Doktor, geldiğinde evde olması gerekirken evde değildi. Doktor beklemişti. Gelince de konuştular... Doktor bana “İşiniz çok zor, tedavi olması lazım ama çok zeki ve kültürlü. Yani en zor vakalardan” demişti. Çünkü iyileşmesi için entelektüel faaliyetlerde bulunmaması gerekiyordu. İlacı dayayacaklar ve uyuşacaktı. Orta kültür ve zekalı durumlarda bu hastalık genelde 20’li yaşlarda ortaya çıkarmış, Lityum tedavisi ile başarılı olunurmuş. Ancak Nilgün bu tipte değildi. Tedavi olması, buna ikna olması, tedaviden memnun kalması hepsi ayrı bir dertti. Dolayısıyla tedavi olmadı. Öldüğü gün bana tedaviye tekrar başlayacağına dair söz vermişti." şeklinde açıklamıştır.

Nilgün Marmara'nın, ölümünün ardından basılan Kırmızı Kahverengi Defter isimli kitap büyük bir tartışma yarattı. Kitap, Nilgün Marmara'nın günlüklerini yayımladığını söylüyor olsa da Libya'da geçirdiği zamana dair tek alıntıyı "Kağan eteğine pis bir herif oldu, her gün barlarda sürtüyor." şeklinde yapmıştı ve kitabın en büyük sorunu "baskının kesilip biçilme tarzı nedeniyle, Nilgün Marmara, ıstıraplar içinde, sadece ölümü ve arada da şiiri düşünen, asık suratlı, sinik ve sonuç olarak intiharından ibaret birisiymiş, yaşamamış, yani aslında intiharına kadar bayağı varolmamış biri gibi" sunmasıydı.

2016 yılında Everest Yayınları'nca Nilgün Marmara'nın arkasında bıraktığı “günlüklerinin ‘Kırmızı Kahverengi Defter’ adıyla izinsiz bir şekilde yayımlanmasından itibaren başlayan yanlış anlamalar, yersiz kuşkular, haksızlıklar, aşırı yorumlar silsilesine bir son vermek amacıyla eksiksiz olarak yayımlanan ‘Defterler’, Nilgün Marmara ile ilgili soru işaretlerini ortadan kaldırıyor. ‘Defterler’ ile Nilgün Marmara adı etrafında dönen spekülasyonlar, yalan haberler, yanlış iftiralar sona eriyor. ‘Defterler’ gündelik yaşama, çevresine, ilişkilerine bakışını yansıtarak şimdiye kadar bilinenden, varsayılandan farklı bir Nilgün Marmara portresini de gözler önüne seriyor.” arka kapak yazısıyla günlüğün tıpkıbasımı da içerir şekliyle yayımlandı.

2017 yılında günlüklerini tuttuğu iki defterinden başka notları da yine Everest Yayınları'nca Kağıtlar ismiyle yayımlandı.

Eserleri
Şiir
Daktiloya Çekilmiş Şiirler (1988)
Metinler (1990)

Günlük
Kırmızı Kahverengi Defter (1993, Gülseli İnal tarafından hazırlandı)
Defterler. (2016)
Kağıtlar. (2017)

İnceleme
Sylvia Plath'ın Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi (1985, Dost Körpe tarafından 20 yıl sonra Türkçeye çevrildi)

Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Nilgün_Marmara

Yazar istatistikleri

  • 1.640 okur beğendi.
  • 2.548 okur okudu.
  • 63 okur okuyor.
  • 2.216 okur okuyacak.
  • 32 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları