Nureddin Yıldız

Nureddin Yıldız

9.1/10
768 Kişi
·
2.241
Okunma
·
413
Beğeni
·
7.507
Gösterim
Adı:
Nureddin Yıldız
Unvan:
İlim Adamı - Yazar
Doğum:
Of, Trabzon, 1960
1960 yılında Trabzon’un Of ilçesinde doğdu. Ailesiyle İstanbul’a geldikten sonra on yaşına kadar hafızlık ve ilk dini eğitimini babası Hilmi Yıldız hoca efendiden aldı. Gaziosmanpaşa İmam Hatip Lisesine devam ederken değişik gazetelerde haftalık yazılar yazmaya ve tercüme haberler kaleme almaya başladı. Aynı zamanda kürsü hatipliğine de devam etti. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde aldığı bir yıllık eğitiminin ardından Mekke Umm Al-Qura Üniversitesi’ne geçiş yaparak Usul-u Fıkıh bölümünü bitirdi ve aynı dönemde hadis hocalarından özel dersler aldı. Büyük Muhaddis Abdulfettah Ebu Gudde, Hindistanlı büyük alim Ebu’l Hasen En’Nedvi ve Emin Saraç hocaefendi icazet aldığı hocalardan bazılarıdır. İstanbul’a döndükten sonra on yıl boyunca babasının kurmuş olduğu Kur’an Kursunda hafızlık ve dini eğitim verdi. Aynı dönemde tercüme eserler kaleme aldı. İstanbul’a dönüşünden sonra sivil toplum çalışmalarına da devam etti. Senabil Hizmet ve Kültür Vakfı, Sena Eğitim Ve Kültür Vakfı, Tüketiciler Birliği, Sosyal Doku Derneği vb. yirmiye yakın kurum ve kuruluşun öncülüğünü yaptı. Çocuk ve aile eğitimi, Gençlerin bilinçlendirilmesi, İslam ahlakı, teşkilat Eğitimi, Ümmet Bilinci vb. konularda yüzlerce seminer ve konferans verdi. Aylık düzenli olarak dört dergide (Altınoluk, Reyhan, Genç Doku, ElifElif) düzenli yazılar yazmaktadır. Halen Senabil Hizmet ve Kültür Vakfında çalışmalarına devam etmekle beraber evli ve dört çocuk babasıdır. Dünya Alimler Birliği’nin Türkiye’deki ilk üyelerinden olup, düzenli olarak her hafta Sosyal Doku Derneği’nde Pazar sohbetleri vermektedir.
Seni yaradanın sana ayırdığı role bak. Kim bilir senin adına ne planlar yapıldı, ne hesaplar dizildi.... Kim bilir göklerin derinliklerindeki hangi boşluğu sen dolduracaksın...
"Okuyarak başla, düşünerek devam et ve yazarak sürdür mücadeleni."
Nureddin Yıldız
Sayfa 129 - Tahlil yayınları
Terk et sana ayak bağı olan ne varsa. Seni ağırlaştıran, namaza kalkmanı zorlaştıran, yükselmeyi melekleşmeyi engelleyen ne varsa terk et onu. Arkadaş, çevre zevk menfaat... Ne varsa seni ağırlaştıran, onu terk et. Yükselmek ebedileşmek, Kevser 'den içmek istiyorsan terk et onları.
Bulunduğun yer Mekke bile olsa orada şirk,isyan varsa terk et orayı. Bul kendine bir Yesrib ve orayı kendin için Medineleştir.
"Kim ilim için yola çıkarsa o, dönünceye kadar Allah yolundadır"

Tirmizî
Nureddin Yıldız
Sayfa 234 - Tahlil Yayınları
"Allah 'ım! Senin rızan için oruç tuttum, sana iman ettim ve sana güvendim.Senin rızkınla orucumu açtım. Benim geçmiş ve gelecek, açık ve gizli günahlarımı bağışla.!"
Amin
Kitabın ilk konusu "Hadis Okuma Klavuzu"

Burada hadislerle ilgili kavramları, hadislere bakış açımızı öğreniyoruz. Neden öğreniyoruz? Çünkü içerik hadislerle dolu. Hadis verilmiş, şerh edilmiş, ayet verilmiş, tefsir edilmiş.

Kitabın sadece hanımlara mahsus olmadığını yazarımız şöyle ifade etmiş:

"Bu kitaptaki hadisler birinci dereceden kadını, ikinci dereceden de erkeği ilgilendiren konular içeren hadislerden seçilmiştir." (Sf. 20)

Hadis okumak şahsiyet kazandırır insana. Mümin hanım, hanım muhtevalı hadisler okusa, "Mümin hanım nasıl olur?" sorusunun cevabını alır: Mümin erkek okusa "Mümin hanım nasıl tanınır ve ona nasıl davranılır?" sorusunun cevabını..

Kitabın tasarımı bile çok zarif düşünülerek hazırlanmış, sayfalarına göz atınca göreceksiniz. :) Ben burada hocanın kadınlara hitap etmeyi iyi bildiğini gördüm, yani kadın ruhundan anladığını..

Değinmek istediğim bir konu da şudur. Nureddin Yıldız Hocaefendi, eşlerin özel halleriyle ilgili bazı konulara yer vermiş kitabında, sıklıkla. Katıldığım yerler olsa da haya ettiğim için paylaşmadım.

Benim hayadan ötürü alıntı yapmadığımı, kendisi kitabında yazınca hayasız ya da daha açık olarak şehvet düşkünü mü oluyor yani? Elbette hayır ama bazılarının gözünde ne yazık ki durum bu.. Ama insanlar şunu unutmamalı: İslâm hayat dinidir. Hayatın her alanından konuşur, bireyi her yerden kuşatır. Yeter ki o bunun farkında olsun.

Örneğin: Müslüman isen, Su içerken oturarak içersin, besmele çekerek başlarsın, en az üç yudumda içersin, nefes alarak. Ve bardağın içine nefesini vermezsin. Bitirince elhamdülillah dersin. Ve hatta güneş ışığına maruz kalmış suyu içmezsin, mekruhtur vd.

Gördüğünüz gibi su içerken bile bunca şeyi söyleyen İslâm, "tuvalet adabı" başlığı altında, tuvalette bile başıboş bırakmayan İslâm, neden evlilik gibi ciddi bir müessesede, eşler arası konulara müdahale etmesin ki? Ve neden bunu söyleyen İslâm öğreticisi, "hoca" dediğimiz kişi, hayasız ya da şehvet düşkünü olsun?

Unutmayın! Asıl hayasızlık, hayasızken hayalı numarası yapmaktır!

Hocanın kendi dininden olan bir şeyi anlatmasını, buradaki "zinakârların" şehvet düşkünlüğü olarak görmeleridir edepsizce olan!

Cerrah, insanı tedavi etmek için kestiğinde "kasten adam yaralamak"tan ceza mı alırmış? Hem, bu kimin mahkemesi? Adaletinizin mi, küfrünüzün mü?

Sitede ne yazık ki "Nureddin Yıldız'ın avukatı" gibi görünüyorum, farkındayım. Ama bu, ona saldıranların asıl dertlerinin "İslâm" olduğunu bildiğim içindir. Yani onlar Nureddin Yıldız üzerinden İslâm'a saldırırken , ben Nureddin Yıldız üzerinden İslâm'ı savunmaya çalışıyorum, tek yaptığım budur. Elhamdülillah şahısları savunmayı dert edinecek kadar dertsiz değilim!

Kitaba dönecek olursak, hanımlar beyler hepimizin alacağı dersler mevcut kitapta. Okuyun, okutun..
Ufka bakıyorum.. Müslüman topraklarından, adını sanını bilmediğim başka müslüman topraklarına. Öyle ya din olarak bütün olduğum, dinimin “ kardeşin “diye belirttiği insanları bana tanıttırdıkları ölçüde tanıyorum. Aslolan kendimi.. Ve onlarla bu tanışmam öyle samimiyet üzerine kurulu değil. Çünkü ben kendime karşı samimi değilim. Kimliğimde doğduğumdan itibaren benimle olan ve her kapıyı açan – kimlik olarak – bir küçük ibare var, olmazsa olmaz.. Şöyle yazıyor orada:

Müslüman.

Samimiyete dayalı bir tanışma, bir karşılaşma değil bu kendimle..
Aynaya bakmak gibi ama aynayı geçememek.. Aynanın sadece suretimi yansıtması ve o vazgeçemediğim güzelliği.
Aynalar kırılsa ayaklarımın dibine.. Kendimi o kırık akisten, korkarak, bir korkudan ve asırlık bir uykudan uyanarak görebilir miyim?

...

Bir çığlık kopuyor.. Çığlığın nereden geldiğini bilmiyorum.
Pencereye koşuyorum,
Herkes penceresini kapatıp, perdesini örtüyor..
Perdenin o son karesine tanık oluyorum..

Bir çığlık kopuyor Müslüman mahallesinde,
Nasılsa çığlığı duyan, ona görevli kişiler ve kurumlar var..
Çığlık ses geçirmez camlarımızdan, tescilli, ses geçirmiyor..
Ya vicdan? Maddeyle kenarda kalsın.



Başörtüme bakıyorum o an sandığın hemen üstünde, kına rengi.. kenarları püsküllü, işlemeli..
Bir çığlık daha kopuyor aynı yerden, birtek ben duyuyorum sanki ve ne tuhaf ben de sabitim..
Gözlerini dikiyor başörtüme sokaktaki kadın,
Başörtümü onca mesafeye rağmen, sadece ellerimi hafifçe uzatarak veriyorum ve çığlık diniyor..
...

Etraf aydınlanıyor..
Kapalı perdeler sıyrılıp, ardından pencereler açılıyor..
İçeriye yaşamın, hürriyetin rüzgarı esiyor..
Hoşgörünün...
İnsanlar mutlu, insanlar güleç Müslüman mahallesinde ve sanki biraz önceki o çığlık hiç duyulmamış..

...

Kadını görüyorum... Uzaklaşıyor, başında başörtüm kına renginde..

O an karşı apartmandaki bir kadınla göz göze geliyorum.. Sokaktaki kadına bakıyormuş o da, belli..
Evi havasız saatlerdir, ama ardına kadar kapatıyor perdelerini gözlerimi görüp, görüyorum…



Biraz televizyon izlemeli diyorum..
Kitaplarım yok..
Eşyalarım eksik..
Ben bir şey arıyorum..
Nefes alan bir odadayım ve üşüyorum…


Kumandayı elime alıyorum, dört karesinde bana hayatı sunuyor.
Düşmanımı! Dostumu! İyiyi! Kötüyü! Ve Müslümanı..
Kanepeye geçip, hafifçe uykulu.. nedense uykulu..
Olanları izliyorum..

Suudi Prenslerin yönettiği topraklarla, Afrika insanlarının açlığını konu edinen kanalda tutukluk yapıyor ekran, düzeltemiyorum..
Ne prens yemeğini yiyebiliyor, ne açlık bir çığlık daha atabiliyor…
...


Saate bakıyorum, vakit gelmiş..
Akşam ezanı.

Ezan okunuyor..
Ve tüm cümle Müslümanlar açıyor perdelerini tekrar,
Sokaklar bayram yerine dönüyor..
Her renkten insan.. Ve kıyafetten bir insan anlaşılırmış gibi dalgın, uykulu ve kötü gözlerle birbirlerine bakıyor yan yana geçen iki insan.. Daha doğrusu birisi daha çok diğerini inceliyor, değerlendiriyor.. Nasılsa, sadece birisi Müslüman.

Oysa tatlı bir uslup, yönlendirme ya da herşeyden öte dua asıl yol değil miydi bu uğurda?

Gözler ve akıl geçip giden, yetersiz Müslümanda.. Ki müslüman olduğuda şüpheli ya!

Gözler yere değmediği için uzun bunca yollar...


Ezan bitiyor.. Sessizleşiyor ve karanlık daha çok hüküm sürüyor...
Sanki gece de uykuda..
Tüm yıldızları ve ışığıyla...

...

Bir kitap buluyorum, yokluğun arasında.. Sayfaları kelimesiz... Sayfalarına dokunuyorum kelimelere gebe her bir sayfa. Daha çizilmemiş kaderleri.. Onlarda uykuda..

Bu odadan çıkmalı diyorum, kitabı yanıma alıp..
Başka hiçbir şeyim yok..
Yalınayak.

Ayaklarım biliyorum kanayacak..
Oysa yürünmeden aşılmaz karanlıklar ve dünya dört köşe değil..


Fikirlerim.. Fikirlerim bu rüzgar gibi nefes almalı Dünya'da..



Ardıma bakıyorum son defa,
Ay ışığı tüm karanlıkları aşmış..
Yol gösteren, bir Dost gibi.


Perdede kararsız bir kıpırtı var hâlâ..
Rüzgarın işi değil..
Rüzgar özellikle esmeyi bırakmış..
Rüzgar, ceplerimde.

...

Herşeyi yeniden yazmalı diyorum..
Kapının kilidini çeviriyorum..
Kelimeler karşımda,İnsan olarak..

Kendimi yaşayamazsam, onları yaşatabilir miyim?

Düşünmeli,
Düşünmeli,
Sorgulamalı..
" İyi, düşman, kötü, dost" kabuğunu kırıp...

Rüzgar olarak.

***



#28614687 etkinliğiyle, belki hiç okumamam gereken bir zamanda okuduğum düşünülen bu eser, kitabın kitap kutsiyetinden ötürü de inanıyorum ki bana birçok şey kattı..
Rüzgarıma..

Kabul ettiğim, sessizce dinlediğim konular olduğu kadar Nureddin Yıldız ile anlaşamadığımız noktalarda oldu. Ama anlamaya çalışmak, bir adımdır inanıyorum ki.. Ve onun eserlerini ilk defa okuyan biri olarak bu tek ve sağlam bir adımıda kapsar.. Anlamaya çalışmanın getirdiği.

...


" Bu Çağa Rapor " bu kelime sizde ne ifade ediyor? Sadece kabuğuyla..
Bu eser, o kabuğun İslam fikri ve çerçevesiyle işlenmiş ve onun derdine düşülmüş bir fikir. Çağımıza en az o sokaktaki kadının çığlığı gibi yansıdığı; duyulmadığı, görülmediği, anlaşılmaya çalışılmadığı bir eser.

Dinlenilmediği...



... Karanlığı nasıl öğrendik?
Onu nasıl kavradık?
Işığın yokluğunda.

Peki Işık nasıl Işık olmuştu?
Karanlıklarla..



Işık İçin ve Daima O Işık Adına ...
Okunmalı.


***


Unutmadan;

Etkinlik arkadaşlarıma katılımlarından dolayı teşekkür etmenin yanında,
Sorularıma büyük bir özveriyle cevap veren Sevgili Ahizer 'e teşekkürü ayrıca borç bilirim. :)




Varlığınız, vaktiniz için teşekkür ederim.
Bilginin ışığıyla parlayın daima...
Saygılarımla.
Hz. Peygamber 'OKU' emrini aldığı anda koştuğu sığınağı dır' EVİ '...
İlkin eşine duyurdu kurtuluşu, teslimiyeti.
Ayette derki "kendini ve aileni yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koru " o saadet barınağının adı kıblegah evler dir.
Kadın da erkek de şahsiyet sahibi bir aile için yuva kurmak ister hep mutluluk için
Bu kitap ebediyet bahtiyarlığı nasıl olur nasıl bir karı koca eş olunur ona değinmiştir
Müslüman fert Müslüman aile Müslüman toplum için şart olan kuran ve hz peygamberin sünneti dir.
Erkek üzerine düşen eve ekmek parası getirmelidir. Ve erkek hak hakkaniyet gösterdiği takdirde :
Kadın evinin hanımı olmalı: ne yazık ki en çok kullanılan kadın olunmuştur köle pazarları yok belki ama medya ve çalışma alanları bunlara ön ayak oluyor.
Kadın öğretmen olmalı hem ailesi ve çocuklarına hem de diğer çocuklara öğretmeli erdemi ahlakı...
Kadın gelindir teyze dir öğretmendir işçidir, müdürdür tüccardır bunların hepsi kadın içindir
Lakin hep ortamdan şikayet edilir işte bu ortamların müspetliğine binaen islam bunları yapabilir diyor kadın,...
Özgürlük hürriyet demek değildir her istediğini yapmak....
Kadın hayattan mahrum bırakılan bir varlık değil kolaylık sağlanan bir varlıktır..
İslam kadını ayrı apayrı bir yere yerleştirmiştir bir çok örnekleri ve hadisler mevcuttur.
Allah insanı insandan daha iyi tanır ama o kadar ki nefis kölesi olmuşuz ki her şeyi istiyoruz her şeyin olması mutluluğu getirmiyor.
İslam bozulmuş insana karşı korur kadını..
Biz batı medeniyetine yaşamıyoruz batı düşüncesi ile İslamı anlayamayız İslami hayatı ancak Allahın dediği şekilde ikame edebiliriz.
Ev kadınlığını hakir görüldü ki çalışmasa kadın sanki aşağılanmış hissettirildi (bu kadar kadın çalışmasın manasına gelmesin)
Bu konuda Üstad Nurettin topçu der ki :"kadın hürriyeti kadını yalnız bıraktı der. "
Yine der ki keşke ona sokağa atılmadan eve dönmenin kendisi için selamet çaresi olduğunu öğreten olsa... "
....

incelemenin devamı için inşallah boş olursam ....
Hani bazı kitaplar vardır, ağzını açtığınız andan son sayfasına kadar dopdoludur. İşte bu kitapta aynı o cinsten. Nureddin Yıldız hocanın bu kitabı bir mü'min'in nasıl olması gerektiği, kul ile Allah arasındaki ilişkide nelerin dikkate alınacağını söylüyor. Dini anlamda bana çok şey kattığına inanıyorum bu yüzden Nureddin Hoca'dan Allah razı olsun.
Okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.
Keyifli okumalar...
Evettt, yaklaşan Ramazan ayı ve şuan yapılan Nisan ayı Nureddin Yıldız Hoca'nın kitaplarını okuma etkinliğine binaen başladığım Ramazan Risalesi ile ikinci kez bir arkadaşlığım oldu. Kitabı çift dikiş yapmam çok yerinde olmuş . Çünkü bazı bölümlerini (özellikle son kısım olan Ramazan Katliamı) ilk defa okurmuşcasına ilerledim.
Ramazan fıkhını öğrenmek, Ramazan'ı nasıl ihya etmemiz gerektiği, bayanların Ramazan'da gafil olabildikleri bazı noktalara uyarılar, Ramazan'ın ibadetten ziyade eğlenceye dönüşmesi noktasındaki bid'atler gibi konularda aydınlatıcı bir risale. Ve Ramazan ayını tüm yıla ve hayatımıza ileriye dönük aksetmesi için tavsiyeler. Ben Ramazan Ayından önce okunmasının faydalı olacağını belirterek tavsiye ediyorum. :) Çok sıkılmadan ve yorulmadan bir çırpıda okunabilecek dolu bir kitap.
Rabbimden Nureddin Yıldız Hoca'mızdan razı olması, ömrünü ve ilmini bereketlendirmesini niyaz ederim. (Amin) .
Selamünaleyküm :)

Sünnetin sözlük anlamı, “yol, gidiş, tabiat, prensip, kanun,” demektir. Bir yol tutmak.
Sünnetin özel anlamı da Efendimiz Muhammed Mustafa(sav)'nın örnek davranışları, sözleridir.
Sünnet,Müslümanın hayat tarzıdır. Hayatını ona göre düzenler, yaşar.

Peygamberimiz'in(sav) ahlakı Kur'an ahlakıydı, Kur'an'ın vücut bulmuş haliydi. Kur'an-ı Kerimi ilk tatbik eden oydu, Kur'an'ın tefsiriydi. Konuştukları boş sözler değil vahiydi.
Kur'an ve Peygamber ayrılmaz bir bütündür.

Ümmeti sarsmak, insanları İslamdan uzaklaştırmak için İslam düşmanlarının ilk hedefi sünnettir. Çünkü,sünnet onlar için çelik bir duvar gibi önlerinde engeldir, onu yıksalar içi boşaltılmış bir dinden geriye bir şey kalmazdı. Sünnet ayrıntılar barındırır,Kur'an'ı daha iyi anlamamıza yardımcı olur,namazı, zekatı vs ibadetlerimizi nasıl yapacağımızı, ölçülerini bilemezdik.
İslam dininin en önemli kaynağıdır sünnet. Bir çok ilmin kaynağıdır.

Dinimizin bugünlere kadar tahrip edilmeden gelmesi : sünnetin korunması sayesindedir.

Kafamıza göre hareket edemeyiz, sahih hadisler üzerinde tartışmak bizim ne haddimize? Kur'an ne derse o!Sünnet ne derse o! Dinimiz fıtrat dinidir,aykırı zorlayıcı şeyler yoktur. Peygamberimiz'in(sav) her sözünde her davranışında bir hikmet var. Uyarsak rahata kovuşuruz biiznillah!

Allah hepimizi Kur'an ve sünnet çizgisinden ayırmasın inşaallah.:)

Daha çok şey yazmak isterdim ama kısa keseyim.

Kitaba gelecek olursam alıp okuyun tavsiyemdir. Sünnte olan bakışınız derinleşecektir.Günümüz insanın sünnete pek aldırmadığı bir zamanda yaşıyoruz, sünneti onlara tebliğ etmek için bu konuda bilgi edinip onları uyarmalıyız. Öğrenmeli, hayatımıza geçirmeli ve öğretmeliyiz, görevimiz büyük Allah yardımcımız olsun inşaallah.

Kitap; sünnetin oluşumundan ve toplanması,kitap haline gelme sürecine kadar geçen bölümlerden oluşmuş. Gayet güzel ve faydalı bir kitap,bu önemli konuya açıklık getirmiş ve herkesin anlayacağı bir dilde. Nureddin Yıldız hocadan Allah razı olsun.

Ve diyorum ki;SÜNNET OLMADAN ÜMMET OLMAZ.

Allah ,Sünneti kendimize yol edinmeyi, peygamber efendimiz'in (sav) şefaatine nail olmayı nasip etsin.

Selametle.
"Yüreği titreten bir kitap."
Daha önce hiç Nureddin Yıldız'ın eserlerinden birini okumamıştım. Allah razı olsun Limon Çiçeği nin #28830408 etkinliği vesilesiyle okumak istedim bu kitabı.
Kitapta anlatılmak istenen tüm görüşlerin arkasındayım, savunulan görüşleri destekliyorum.
Kitapta beğenmediğim tek şey çok basit bir dille anlatılmış olması..
Bu kitapdaki sözler senin için yazıldı.
Koşarken yorulma ,Arş'ın gölgesine bulmadan oturtma diye ,

Örnek ol , umut ol diye ,
Seni bekleyen bu merhum Ümmet'i yalnız bırakıp gitme diye ,

Ayakta dur , ayakta tut diye ,

Allah seni bu Ümmet'e bağişlasın diye...

Sana selam olsun ey mübarek genç!

Namazlı ,hayalı genç!

İffetini ruhunu bilen genç!

Senin peşinden yürüyecek nesillere de sana bağrını açan ümmete de selam olsun.






Koru niyetimi Rabb'im. (Amin, ecmain)
Okumalısınız...
Selamünaleyküm Arkadaşlar,
(Spoiler içerir)
Bu eser Nureddin Yıldız’ın 4 kitabından oluşan bir serinin 2. kitabıdır. Bu kitabı bana arkadaşım Sümeyra hediye etti. (Not: Bu siteye üye değildir.) Çok teşekkür ederim gözüm :) Sekiz kişiden oluşan deliler grubuyduk :) Sonunda mezun olduk. Her birimize güzel hediyeler alarak dostluğumuzun ne kadar sağlam olduğunu, okul bitse de asla dostluğumuzun bitmeyeceğini göstermek istedi bir nevi. (Canım sen bana kitap almaya devam et dostluğumuz bakidir :)rahat ol. Bir de benim ayracım herkesinkinden güzel, seviliyorsun cano.) Aslında bu ikinci kitap hediyem birincisi her ne kadar bana ulaşmasa da almış kadar mutluyum düşünmen yeter Duacım.
Evet kitabın konusuna dönersek eğer; seri olmasına rağmen konular birbirinden ayrıdır. Kitabın ismini yanlış anladım şimdiki zaman olarak kavradım ama geçmiş zamanmış. Şuan ki insanların dünyavi işleri çok ama vakitlerini ona bile ayıramazken ahireti nasıl düşünsünler. Ben böyle anladım ve ona göre öğütler olduğunu düşündüm. Benim suçum yok herkes aynısını düşünürdü. Ama geçmişte yaşamış olan alimlerin kısacık ömürlerine neler sığdırdıklarını konu ediniyor.
Seyyid Kutup, Hasan el Benna, Muhammed Atıf Hoca, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Tarık Bin Ziyad, Muhammed Bin İsmail El Buhari, İmam Nevevi, İbnülcevzi, Sa’d İbni Ebu Vakkas,Nedvi, Ebu Hureyre gibi birçok alim ve yürekli şahısların hayatları, nasıl idam edildikleri, şehit edildikleri, kahramanlıkları ve eserleri hakkında kısa bilgiler verilmiştir. Onların o zor şartlarda nasıl ilim peşinde koştukları, kısacık ömürlerine ne kadar çok eserler bıraktıkları ve bunun iki katını okudukları yani ilim sevdaları anlatılıyor. Bir çoğunun belgeselini izlemiştim ve çok etkilenmiştim. Onlar imkan ve zamanları olmadığı halde hiç durmadan her yeri, yalın ayak gezmelerine karşın biz; bizim imkan ve zaman sıkıntımız olmadığı halde hiçbir şey yapmıyoruz. En azından onların eserlerini okuyup faydalanabiliriz. Peki ya biz, bizler neler yapıyoruz ilim için, öğrenmek için… Hiçbir şey…O zaman ki insanlar ile bizim aramızda dağlar kadar fark var; onların imkanları yoktu, bizim var; onların zamanları yoktu, bizim var; onların maddi imkanları yoktu, bizim var...İşte bizde olmayıp da onlarda olan tek şey var ki o öbür hiçbir şeyi umursatmadı onlara. Ne bitmeyen yollar, ne giden seneler, ne de çektikleri sıkıntılar hiçbiri umurlarında olmadı. Onlarda olup da bizde olmayan nedir bilir misiniz İLİM sevdası. Bizim büyük kaybımız; onların hem bu dünyada hem de ahirette kazancı. Bizim bu halimizi görseler; her şeye yani ilime bu kadar kolay ulaştığımızı ancak hiç çaba göstermediğimizi herhalde acırlardı. Allah onlardan razı olsun bıraktıkları eserleri yolumuzu aydınlatsın inşallah.
Kitabı hiç sıkılmadan kısa sürede, akıcı bir şekilde okuyorsunuz, bazı yerlerde insan üzülüyor alimlerin idam edilmesine özellikle. Allah rahmet eylesin, mekanları cennet olsun inşallah.
Bazı Alimler;«Âlimin ölümüne, denizde balıklar ve havada kuşlara varıncaya kadar her şey ağlar. Dâimâ siması canlandırılır ve hatıraları anılır» demişlerdir.
İncelememe burada son vermek istiyorum.
Allah’a Emanet Olun Canlar. İlimle kalın...
Esselamu aleykum.

Kitaba başlarken Nureddin Yıldız'a doymuşluk hissiyatı vardı içimde. Bu hisle başlayınca kitap bitmek bilmedi bir türlü. Beş günde bitirmiş görünsem de çok daha uzun zamandır elimde süründü maalesef..

Ne zaman ki "doydum" değil "açım" dedim, yazar bana ikram etti Rabbimizin ona verdiği ilim nimetinden..

İlim kitapları yeni bir olayı anlatmazlar. Esasen bi alanda birçok kitap okuduğunuz zaman "tekrarlanma" hissedebilirsiniz, normaldir. Bir hadisi farklı kitaplardan defalarca okumuş olabiliriz, neticede Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem vefat edeli asırlar olmuş, nasıl yeni hadislerimiz bulunsun ki?

Kazanımımız ise başka yazarların, davetçilerin bize gösterdiği yeni ufuklardır. Aynı pencereden bakarak kimisi güneşi gösteriyor, kimisi ağaçları, kimisi bulutları..

Yine aynı pencereden uzun süre bakmakla güneşin ışıklarının havada nasıl süzüldüğünü, ağaç yapraklarının damarlarını, bulutların yağmur yağacağı zaman renginin nasıl değiştiğini görüyorsunuz. Ve bu detaylı inceleme, bu "farkına varma" süreci hiç bitmiyor. Yani okunan hiçbir ilim kitabı boşa değil elhamdülillah..

İlmî kitapları sık sık okumanın bir diğer güzelliği ise unuttuğunuzu hatırlatıp , gaflet halindeyseniz sizi uyandırmasıdır.

Bu kitapta ise Mü'minler olarak hayatın neresinde ne şekilde bulunmamız gerektiği anlatılıyor: Annelikten tutun da trafikte Müslümanlığa kadar.. Vakit israf etmemek gerekir'den hobi edinmeye kadar.. Nerede hayat varsa, orası hakkında birkaç cümle muhakkak bulursunuz. Elbette hepsi naslarla yani ayet, hadis, icma esas alınarak söylenmiş sözlerdir. Yazar "Ben böyle istiyorum" dememiş, "Böyle olmasını istiyor şeriatımız" demiştir.

Aynı zamanda içerisinde yer yer hadislerde geçen ve okunması gereken dualar verilmiş.

Son bölümde öğretmenlik mesleği hakkında fısıldadıkları çok çok güzeldi. Birkaçını burada vererek incelememi sonlandırmak istiyorum:

Muallim tam bir mücahiddir. O kendini bilmese de, takdir edilmiyor olsa da o cihad halindedir. (315. sf)

Muallimin göğsü geniştir: Yazı kışı olmaz. Ağır bir kış ortasında sürekli bahar neşesi yaşar. İçi ağlarken yüzü güler, yokken verir. Tam bir insandır. Ademin çocukları onun göğsündedir. Bağrına basa basa öyle kalabalık olur ki onun yüreği, bir gün olsun kendisini düşünmeye mecal bulamaz. (316. sf)

Onlar (muallimler) cehaletle savaşan mücahidlerdir. (318. sf)

"Bir alimin, sadece bir öğrencisi olsa, o öğrenci de ilmi ve tavsiyesiyle insanlara faydalı oluyorsa; o öğrenci Allah katında o alime yeter. Çünkü o öğrencisinin sebep olduğu hangi sevaplı iş varsa, o ondan ecir kazanacaktır."

İbn Cemaa (318. sf)
Nureddin hoca'nın kitaplarında ayrı bir tat buluyorum, bilmiyorum nedendir. Çok samimi, çok içten, çok tesirli geliyor bana yazdıkları. Verdiği hayatın içinden örneklerle bazen beynimi durduruyor, "bu konuyu getirip de buna benzetmek nasıl bir düşünce hiyerarşisidir, nasıl bir akıl ki bunu düşünebiliyor..." diyorum.
Kitap çok faydalı, imanımızı körükleyen, hayatımıza yön verebilecek mesajlarla ve sevgili Yıldız'ın muhteşem tespitleriyle dolu. Umut tazelemek isteyenlere kesinlikle önerimdir.
"Ey genç! Düşsen de yorulsan da devam et yoluna, bak, cennet var, Arş'ın gölgesi var en sonunda.Sanma ki günahkarsın, vakit çok geç, yeter ki tövbe et, gayret et, sabret Ey Arş'ın Gölgesindeki Genç!"

Yazarın biyografisi

Adı:
Nureddin Yıldız
Unvan:
İlim Adamı - Yazar
Doğum:
Of, Trabzon, 1960
1960 yılında Trabzon’un Of ilçesinde doğdu. Ailesiyle İstanbul’a geldikten sonra on yaşına kadar hafızlık ve ilk dini eğitimini babası Hilmi Yıldız hoca efendiden aldı. Gaziosmanpaşa İmam Hatip Lisesine devam ederken değişik gazetelerde haftalık yazılar yazmaya ve tercüme haberler kaleme almaya başladı. Aynı zamanda kürsü hatipliğine de devam etti. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde aldığı bir yıllık eğitiminin ardından Mekke Umm Al-Qura Üniversitesi’ne geçiş yaparak Usul-u Fıkıh bölümünü bitirdi ve aynı dönemde hadis hocalarından özel dersler aldı. Büyük Muhaddis Abdulfettah Ebu Gudde, Hindistanlı büyük alim Ebu’l Hasen En’Nedvi ve Emin Saraç hocaefendi icazet aldığı hocalardan bazılarıdır. İstanbul’a döndükten sonra on yıl boyunca babasının kurmuş olduğu Kur’an Kursunda hafızlık ve dini eğitim verdi. Aynı dönemde tercüme eserler kaleme aldı. İstanbul’a dönüşünden sonra sivil toplum çalışmalarına da devam etti. Senabil Hizmet ve Kültür Vakfı, Sena Eğitim Ve Kültür Vakfı, Tüketiciler Birliği, Sosyal Doku Derneği vb. yirmiye yakın kurum ve kuruluşun öncülüğünü yaptı. Çocuk ve aile eğitimi, Gençlerin bilinçlendirilmesi, İslam ahlakı, teşkilat Eğitimi, Ümmet Bilinci vb. konularda yüzlerce seminer ve konferans verdi. Aylık düzenli olarak dört dergide (Altınoluk, Reyhan, Genç Doku, ElifElif) düzenli yazılar yazmaktadır. Halen Senabil Hizmet ve Kültür Vakfında çalışmalarına devam etmekle beraber evli ve dört çocuk babasıdır. Dünya Alimler Birliği’nin Türkiye’deki ilk üyelerinden olup, düzenli olarak her hafta Sosyal Doku Derneği’nde Pazar sohbetleri vermektedir.

Yazar istatistikleri

  • 413 okur beğendi.
  • 2.241 okur okudu.
  • 113 okur okuyor.
  • 1.803 okur okuyacak.
  • 31 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları