Nuri Pakdil

Yazar 8,6/10 · 282 Oy · 37 kitap · 1176 okunma ·  582 beğeni

Yazarın Bilgileri

Yazar İstatistikleri

582 okur beğendi.
282 puanlama · 807 alıntı
0 haber · 17.093 gösterim
1.176 okur kitaplarını okudu.
827 okur kitaplarını okumayı planlıyor.
21 okur kitaplarını şu anda okuyor.
5 okur kitaplarını yarım bıraktı.

Yazar ile İlgili Haberler

Henüz ilgili bir haber eklenmedi.

Nuri Pakdil'in Resimleri Resim Ekle

Henüz yazara ait resim eklenmedi.

Paylaş

ya da direk bağlantıyı paylaş

Nuri Pakdil'in Biyografisi

1934 Maraş doğumlu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. İlk çalışmalarını, şiir ve deneme türlerinde Maraş'ta, Demokrasiye Hizmet gazetesinde yayımladı. Lisedeyken Hamle adında bir dergi çıkardı (1954/55). İstanbul'da bir haftalık dergide sanat sayfaları düzenledi (1964).
Edebiyat dergisini (Şubat 1969) ve Edebiyat Dergisi Yayınları'nı (1972) kurdu. Nuri Pakdil'in ve Edebiyat Dergisi Yayınları'nın ilk kitabı Batı Notları'dır. Edebiyat Dergisi, kimi aralıklarla uzun yıllar sürdürdüğü yayınına, Aralık 1984'te ara verdi. Edebiyat Dergisi Yayınları, 1972-1984 yılları arasında, 18'i Nuri Pakdil imzasını taşıyan, 45 kitap yayımladı.

Nuri Pakdil, 28 Şubat 1997 tarihinde Edebiyat Dergisi Yayınları'ndan yeniden kitap yayımlamaya başladı. Sitemizin güncellendiği tarihe kadar, daha önce yayımlanan 5 kitabın yeniden çalışılmış basımı ve 12 yeni kitabın ilk basımları yapıldı.

Nuri Pakdil'in Kitapları Kitap Ekle

8,6/ 10  (48 Oy) ·  154 Okunma
8,6/ 10  (35 Oy) ·  142 Okunma
9,0/ 10  (41 Oy) ·  137 Okunma
8,8/ 10  (38 Oy) ·  119 Okunma
8,1/ 10  (7 Oy) ·  48 Okunma
9,0/ 10  (10 Oy) ·  41 Okunma
8,6/ 10  (7 Oy) ·  38 Okunma
8,7/ 10  (6 Oy) ·  36 Okunma
9,3/ 10  (13 Oy) ·  34 Okunma
9,6/ 10  (5 Oy) ·  30 Okunma
8,0/ 10  (6 Oy) ·  29 Okunma
9,3/ 10  (4 Oy) ·  28 Okunma
8,5/ 10  (4 Oy) ·  25 Okunma
8,0/ 10  (5 Oy) ·  23 Okunma
8,5/ 10  (4 Oy) ·  21 Okunma
Bütün Kitapları Göster
mltmcck, bir alıntı ekledi.
30 Ağu 2017

"Niçin, yalnızca dar alanlarda başkaldırıp duruyoruz?"

Bağlanma, Nuri Pakdil (Sayfa 29 - Edebiyat Dergisi Yayınları)Bağlanma, Nuri Pakdil (Sayfa 29 - Edebiyat Dergisi Yayınları)
mltmcck, bir alıntı ekledi.
30 Ağu 2017

"Yargılıyız acı çekmeye. Acının her şeye egemen olduğu bir çağda yaşıyoruz : en çok insan öldürülen bir çağ çünkü bu."

Bağlanma, Nuri Pakdil (Sayfa 41 - Edebiyat Dergisi Yayınları)Bağlanma, Nuri Pakdil (Sayfa 41 - Edebiyat Dergisi Yayınları)
Ahmet Can Ayhan, bir alıntı ekledi.
06 May 2017 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Gel
Anne ol
Çünkü anne
Bir çocuktan bir Kudüs yapar

Adam baba olunca
İçinde bir Kudüs canlanır

Yürü kardeşim
Ayaklarına bir Kudüs gücü gelsin

Anneler ve Kudüsler, Nuri Pakdil (Sayfa 60)Anneler ve Kudüsler, Nuri Pakdil (Sayfa 60)
Azra Tuba Demir, bir alıntı ekledi.
28 Nis 2017 · Kitabı okudu · Puan vermedi

bir ses dimdik tutar beni
/insan yalnız emeğinin karşılığını görecektir/

Anneler ve Kudüsler, Nuri Pakdil (Sayfa 98)Anneler ve Kudüsler, Nuri Pakdil (Sayfa 98)
Ayfer Kadife (AYIŞIĞI), bir alıntı ekledi.
16 Ağu 2016 · Kitabı okudu · 6/10 puan

Herşeyi attım üstümden
Elimde bir kitap kaldı.

Anneler ve Kudüsler, Nuri Pakdil (Sayfa 80 - Edebiyat Dergisi Yayınları)Anneler ve Kudüsler, Nuri Pakdil (Sayfa 80 - Edebiyat Dergisi Yayınları)
Bütün Alıntıları Göster

Mescid-i Aksa'yı gördüm düşümde 
Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu. 
Varıp eşiğine alnımı koydum 
Sanki bir yeraltı nehri kaynıyordu.

Gözlerim yollarda, bekler dururum 
'Nerde kardeşlerim' diyordu bir ses. 
İlk kıblesi benim ulu Nebimin 
Unuttu mu bunu acaba herkes.

Merve Aslan, Umut'u inceledi.
25 Nis 15:55 · Kitabı okudu · Puan vermedi

doğa boşluk kabul etmez”
.
.
.
“duvarlar yalnızca evleri değil insanları da ayırdı birbirinden”. Doğadan uzaklaşan insan aslında kendinde uzaklaştı da farkında değil.”
.
.
.
“Önce içini astılar insanın. Anlamını.”
.
.
.
Kent, doğaya ters düşmeye başladı mı anlamsızlaşıyor. İnsanın konumu ıssızlık oluyor böyle bir kentte. Oysa insan ıssızlığı gidermek için geldi dünyaya.
.

Seda Demirci, Bir Yazarın Notları 1'ı inceledi.
22 Haz 2017 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 9/10 puan

Ne güzeldin sen öyle. Elime alır almaz ilerde yazmak istediğim seri diye düşündüm ve şükür ki beni pişman etmedi. Nuri Pakdil okuyun ve okutun arkadaşlar ; zira inceliklerin adamı, dava adamı bu yazar. Kitapta başkasıyla konuşur gibi kendisiyle konuşmasına imrendim nasıl imrendim bir bilseniz, kendini tanıyışına, eleştirmesine, en önemlisi de sorduğu sorulara. O soruları okuduğumda "insanın zekası verdiği cevaptan değil sorduğu sorudan belli olur" lafını anımsadım. Ve şöyle demekten kendimi alamadım " Bazı yazarlar iyi ki varlar!"

salih, Anneler ve Kudüsler'i inceledi.
08 Ara 2017 · Kitabı okudu · 1 günde

Nuri Pakdil'in 1970-1984 yılları arası Edebiyat Dergisinde yayımlanan şiirlerinden oluşan 2014 yılında kitaplaştırılmış şiir kitabı. Aynı zamanda benim okuduğum ilk Pakdil kitabı. Aslında ben bu kitabı iki hafta önce almıştım ama okumak tam Kudüs olayı üzerine denk geldi. Biraz farklı açıkçası şiirin tarzı daha doğrusu biçimi. Beğendim mi eh evet ama daha iyi kitapları vardır heralde.

Tubarsln, Kalem Kalesi'ni inceledi.
18 Oca 19:25 · Kitabı okudu · 2 günde · 8/10 puan

Kalemle cihat . Ruhu coşkunlığunu yitirmeden, kalemle ifadeden yorulmadan; azimli, sabırlı, dikkatli, üretken, benliğini tanıma çabasında olma. Bir direniş... Yazarın dediği gibi: "Ben direnişi çok seviyorum, inandırıcılık gücü var da ondan." Kalemle, sözle direniş.

Gülnaz Eliaçık Yıldız, Kalem Kalesi'ni inceledi.
13 Şub 00:20 · Kitabı okudu · Puan vermedi

“Yiğitlik oynayınca mı yiğit olurum sanıyorsun ki?” Sahi yaptığımız şeyleri olduk mu sanıyoruz acaba? Sesimizin yankısı kaç kat koyulaşıp değiyor kulaklarımıza?
Nuri Pakdil, Kalem kalesini okuturken kendime de birçok soru sordurdu. Yukarıda ki içime yöneltmiş olduğum, sorulardan sadece bir ikisi. Kitabın sayfalarını çevirdiğim ilk andan itibaren farkı öylesine göze çarpıyordu ki, yazar okuyanın kendisini anlaması için zorluyordu, beni zorladı en azından. Ruhumun özünden yola çıkmaya başlayacağım galiba bu kitaptan sonra.
Pakdil Hocamızın gözle görülen kendine has üslubu okuyanı önce bir önyargıya itiyor gibi. Ağır bir üslup kullandığı kanısına kapıldım önce, kitap ilerledikçe farklılığı ağırlıkla özdeşleştiremeyeceğimi anladım. Kendi kendime “ne çok aynı şeyler okuyor muşum” dedim hatta. Birçok cümlesini zihin süzgecimden kalıntısız geçmesi adına defalarca okudum sanırım.
Kalem ve cümle adına güzel sözler edilmiş kitapta; “…kalemse parmakların arasında: kendisini çeken kâğıttan uzaklaşıyorsa kalem, bilinçaltı yardıma koşar.” Bilinçaltına hiç inmeden bilinç üstü mü yazıyoruz ne diye düşündürdü beni bu cümle. Ve kitap içinde altını çizerek içime aldığım en güzel cümlelerden biri; “Benim siyasetim inancımdır, benim inancım siyasetim.”
Umut demiş bir de Üstad, umudu olmayan bir hayattan neyi çıkartmalıydı acaba elde umudun kalması için. Olandan olamayanı çıkarınca borçlu çıkmıyor mu sözcükleri namluya süren el bu hayata?
Tarihi konmamış ve alınmamış mektuplar. Sözlerin, gürültülerin davranışların tek düzeliğini üzerinden silkeleyip atan ve yazanlarının imzasız bıraktığı bu mektuplar, yer yer gülümsetip, zaman zaman düşündürdü beni. Evet, en çok da düşündürdü. Bu mektuplar bitiriş cümlesiyle, ilerde yeni sözcükler görmek adına yeniden başlayabilir olmasını dipnot düşüyor kendi içine.
Direniş, insan, Mekke, Kudüs ve İstanbul.
Direnişin mekanikleşmeden önceki devingenlik hali satırlar arasına sızmış keşfedilmeyi bekliyor. Sonra insan yitiğinin künyesini arıyor altı harfin içinde, tarihi konmamış bir mektup güncesinde. Bu mektuplar her defasında çığlığını arttırarak düşmüşler sayfa aralarına. İmzasız olması mektup olarak anılmalarını engellemiyor yazarca. Ruhunu şeytana satanların alt alta yazılması Nil’i kurutacağından bu işe hiç girişmiyor yazar.
Bu mektuplar bence kitabı daha bir okunur hale getiriyor. Ben kendi açımdan bir sonraki mektubun merakı ile çevirdim sayfaları, imzalı bir mektup bulmak düşüyle okudum cümleleri…
“Tekil bana çoğuldan daha etkin görünür daima.” Gerçekten de öyle değil mi? Kuru bir kalabalıktansa, ıslak bir tekillik iyidir galiba. Suyun sızdığı her yerde buram buram yaşam kokar daima. Ve yaşam vicdanımızı kemiren kurt sesleri arasında sürüyor bu kitapta.
Nuri Pakdil yazmak eylemini kalemine öyle ustalıkla öğretmiş ki; “yazmak, Ağrı’dan daha ağır bir dağı yüklenmektir” dediğinde ben sarsılıyorum lakin onun kaleminin mesnedinde bir kıpırdama yok! Bu cümlenin ardında gelen cümle hiç de sarsılarak yazılmış gibi durmuyor. Kalemi ya da cümlesi değil sadece bu cümlelerin kalem ucunda ki intiharına şahitlik eden günleri ürküyor, bu kadar. Kalemi bu eylemden memnun, cümleleri de kaleme kurban edilmekten.
Ve işte imzalı bir mektup, Kafeşayüş belki de Debernuş; “Olmak durumunda olmamak” hali arz ediliyor bu mektupta. Niçin yaratıldığımızı zihnimizden çıkarmamak, olmak ya da olmamak durumumuzun farkında olamamak… Pakdil Hocamız bu mektuplarda kendi kendini yüreklendirme girişimi yaptığını söylüyor. Her mektup ayrı bir söyleyiş onun için, her mektup ayrı bir oluş.
…Özneleri sona takılacak filler… Bu cümleyi okuduktan sonra özneleri başa yazmayı pek sevmediğim geliyor aklıma. Dil bilgisi kurallarına az buçuk riayet derdine düştüğümden beridir kurallı cümle kurma girişimindeyim sadece!
Bazı cümleler paranın darağacında son nefesini verdiğinden kitabın elli dördüncü sayfası boşlukta sallanan cümlelerle dolu adeta.
“Avrupalılaştırılınılamadıklarımızdanmısınız mı mı?(*)
Aaaa!
Bir İNSAN kalmış burada hâlâ.”
(*) Dorudur; dizgi, düzelti yanlışı yok.”
Bu kitap ilk baskısını bin dokuz yüz doksan sekiz yılında yapmış ve yukarıda yazılan cümleler on bir yıl sonrası içinde hala geçerliliğini koruyor ne yazık ki. Batı merakımız bitmek tükenmek bilmiyor ve Nuri Pakdil bu üç cümle ile bunu gözümüze sokuyor adeta.
Ve yanıp yanmadığından hâlâ emin olamadığım telefon kulübeleri… Bir bilen varsa söylesin yandı mı yanmadı mı? Yandıysa eğer kim, neden yaktı? Kitapta en karışık bulduğum bölüm bu kulübelerin yangın hikâyesi… Bu yangında sesler kirleniyor, sabrı sürme niyetine gözlerine çeken defter sayfaları bulunuyor. Bir ülkenin güdümlenmiş sorunsalıyla bağıntılı bir telefon kulübesinin kül oluş/olmayış hikâyesi epeyce zihin karıştırıyor.
Yazarın kitap içerisinde asıl vermek istediği yazmak üzerine öğütler bence. Bu öğütler kimi yerde imzasız mektupların içine girmiş, kimi yerde bir yangının küllerinden derlenmiş, kimi zamanda şapkalı ‘Â’ nın okunuşunda; Bir cümlenin âsi bakışı kanını fokurdatsa da, yazar, kalemini sağlam tutmalı: sesin rengi en güzel infilak. İşte tam da bu yüzden hayat bize sunulan çok kapsamlı bir bağış.
Yazmak üzerine en çarpıcı sözlerinden biri de; “ne ki, bütün aynaları yürüyeceğim diye inat ediyorsanız, yeni doğmuş bebekmişçesine üzerine titreyeceğiniz bir yazının doğum sancıları çoktan başlamıştır bile: tek önergelik kalemi elden düşürmemek.”
… “engele uğramış iradeniz, hiçbir şey olmamışçasına kalemin yanına gözcü bıraktınız mı?”
Galiba biz kalem tutmaya çalışanlar, kalemimizin yanına cümle bekçiliği yapacak gözcüler bırakmadığımızdan, yazdıklarımızın çoğunu kimselere göstermeden silip atıyoruz. Ne dersiniz?
Kalem kalesi cümleden surlar ördü içime, inadına yazmalı, dedirtti. Okuyarak yazmanın önemini bir kez daha kavradım ben bu kitapla. Bir sayfa yazmak için yüz sayfa okumak gerekiyor hakikaten. Kalıcılığı, özgünlüğü yakalamak adına çok okumak şart. Hele ki Nuri Pakdil gibi değerli kalemleri okumak, anlamaya çalışmak illaki şart.
Kalem kalesinin son yapraklarına konan yolcuğun kâğıda düşen sesleri, kitaba ayrı bir renk ve akıcılık katmıştı bence. Pak bir dille yazılmış bunca cümlenin ardından Batı Notları’nı okumak için sabırsızlananlardanım bende.
“Edebiyat’ın yeri sanki bir gemidir ve ağır ağır batmaktadır sulara:…” Edebiyatın edebini kalemlerimize giydirmek dileğiyle…
(*) Doğrudur, dizgi ve düzelti yanlışı yok

___vaveyla, Kalem Kalesi'ni inceledi.
 08 Ağu 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Kokusunu alabiliyor muyuz acının? Biraz sesim yüksek çıktı kusura bakmayınız. Sesimi duyunca, niye öyle birden kakılıp kaldınız? Benim sesim mi ki, yangının sesi bu ses, ey cihanın bütün bireyleri! Evet alabiliyor muyuz acının kokusunu? Feryat feryat bir diriliş hikayesi bu. Ayakta kalma, doğrulabilme çabası. Duyabiliyor muyuz içimizdeki yangın çığlıklarını? . Bırak duymayı konuşabiliyor muyuz diye soruyorum yazar yetişiyor. "Dahasını söyleyeyim mi, Beyefendi, aslında konuştuğumuz filan da yok; düpedüz, açık açık çığlık çığlığayız". İnsanlığın ve insanlığımızın ne halde olduğunu düşünmenin ve harekete geçmenin zamanı gelmedi mi? Hayattan anlamamız gereken bu mudur? Hayat bu kadar mı? Başkalarının acılarına duyarsızlaşak kadar aşağılık mı olduk biz? Diye soracak oluyorum ki "hayatın anlamını, içeriğini yitirdik gibi geliyor bana? sana da öyle geliyorsa iyi." diyor yazar. Bir nebze de olsa ferahlıyor ve dertlenmeye devam ediyorum. Kısacası kafamdaki deli soruların cevabını tek tek açıklığa kavuşturdu bu kitap ve deli sorularım yerini yeni sorulara bıraktı . Demekki hüzünlenecek, ağlayacak çokça soracak ve sorgulayacaktık. Yazarın da dediği gibi '' Ağla kalbim gücümü buluyorum".

Gecem, Anneler ve Kudüsler'i inceledi.
 15 Eki 2017 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Nuri Pakdil şiirleri, anne lirizmi ile Kudüs gerçeği arasında gidip gelen gergin bir yay gibidir. Kâh lirik bir geyiktir sözcükler, kâh ateş hattındaki savaşçıdır. Kudüs, somut bir mekân olduğu kadar, soyut bir algıdır da. Onun için çoğuldur Kudüs ve anne. Anne Kudüs’tür, Kudüs de anne. Kudüs, Ulu Önder’in Gök Yolculuğu’nun, Mirâc’ın mekanıdır. O yüzden Nuri Pakdil düşüncesinin, dolayısıyla Nuri Pakdil şiirinin metafizik yolculuğuna kaynaklık eden güçlü bir imgedir. Medeniyet haritasının da temel ve vazgeçilmez ayaklarından biri.

Demet cepel, Batı Notları'ı inceledi.
24 Şub 2017 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Farklı çıkarımlar, farklı bakış açıları, farklı düşünceler... Üstad, lafı fazla uzatmadan, eğip bükmeden, az sözle çok şey anlatmış Batı Notlarında. Üzerine uzun uzun düşünmeyi gerektiren eser, naçizane tüm okurlara tavsiyemdir.

Yazarın okumuş olduğum ilk kitabı. Dili gayet açık,anlaşılır,şade olan bu kitap yazarın yayınlanmış dergi yazılarından kesitlerin derlemesi niteliğinde

Bütün İncelemeleri Göster