Nurullah Ataç

Nurullah Ataç

8.3/10
59 Kişi
·
187
Okunma
·
74
Beğeni
·
5.361
Gösterim
Adı:
Nurullah Ataç
Unvan:
Türk eleştirmen, denemeci, yazar, şair
Doğum:
İstanbul, 21 Ağustos 1898
Ölüm:
İstanbul, 17 Mayıs 1957
Nurullah Ataç (d. Nurullah Ataç, 21 Ağustos 1898 - 17 Mayıs 1957), Türk eleştirmen, denemeci, yazar, şair. Eleştiri ve deneme alanı dışında hemen hemen yapıt vermeyen sayılı yazar ve şairlerden biridir.

Hayatı

Nurullah Ataç, 21 Ağustos 1898'de Hammer'in Osmanlı Tarihi isimli kitabı Türkçeye çeviren Mehmet Ata Bey'in oğlu olarakİstanbul'da doğdu. Nurullah Ataç'ın babası Mehmet Ata başarılı bir bürokrat idi. İlkokuldan sonra Galatasaray Lisesi'nde 4 yıl okudu. Daha sonra eğitimini İsviçre'de sürdürdü. Babasının ölümünün ardından 1919'da İstanbul'a döndü.1922 yılına kadar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ni sürdürdü tamamlayamadı. Fransızca öğretmenliği ve çevirmenlik yaptı. 1945'ten sonra Cumhurbaşkanlığı çevirmeni olarak görev yaptı.

1926 yılında Leman Ataç ile evlendi. Bu evlilikten 1926'da, daha sonra babasının yaşamından kesitler anlattığı kitabı "Babam Nurullah Ataç"ı yazacak olan Meral Ataç Tolluoğlu doğar.

TDK yayın kolu başkanı oldu. İlk şiirleri Dergâh'ta yayımlandı. Fransız, Latin ve Rus klasiklerinden çeviriler yaptı. Gazete ve dergilerde eleştiri ve deneme türünde yazılar yazdı. Eleştiri yazılarıyla Türk edebiyatında izlenimci eleştirinin ilk örneklerini verdi. Akşam'da tiyatro eleştirmenliği, Hakimiyeti Milliye, Ulus, Milliyet, Tan, Posta, Cumhuriyet, Son Havadis, Dünya gazetelerinde eleştiri yazıları çıktı. Denemeleri Türk Dili, Varlık, Yedi gün, Ülkü, Seçilmiş Hikayeler dergilerindedir.

Ataç yazı yaşamına tiyatro eleştirisi ile başlamıştır. İlk yazısı 1921’de Dergâh’ta yayımlanan “Türk Tiyatrosunda İlk Göz Ağrısı” adlı tiyatro eleştirisidir. Ataç, tiyatro eleştirisi ile ilgili yazılarını Dergâh ve Akşam dışında Hâkimiyet-i Milliye, Milliyet, Son Posta, Haber-Akşam Postası, Ulus, Son Havadis gazetelerinde ve Hayat, Darülbedayi (Türk Tiyatrosu), Yeni Adam, Ülkü dergilerinde yayımlamıştır. Bu gazete ve dergilerde 1921-1957 yılları arasında tiyatro hakkında yaklaşık 125 yazısı bulunmaktadır ve bu yazıları kitaplarına girmemiştir. Ataç, tiyatro eserleri için yazdığı eleştirilerle Türk tiyatrosu için bir yol gösterici olmuştur. Batılı tiyatroyu yakından tanıyan Ataç, Türk tiyatrosunun ve seyircisinin Batı’nın seçkin oyunlarını oynayacak ve izleyecek düzeye gelmesi için çok çaba harcamıştır. Ataç tiyatro hakkında yazmış olduğu eleştirilerle yalnızca tiyatro sanatı ile ilgili teorik görüşlerini ve Türk tiyatrosunun tarihî gelişimini gözler önüne sermekle kalmamış, aynı zamanda bu sanatın ülkemizde gelişimine de katkıda bulunmuştur.

Yazınsal Biçimi

Dilde yalınlaşma ve özleştirme deviniminin savunucularındandır. Türkçedeki yabancı sözcükleri kullanmamış, dille düşünce arasında dolaysız bir ilişki olduğunu, somut düşünme geleneğinin doğabilmesi için kavramların saydam, hangi kökten geldiklerinin anlaşılır olması gerektiğini vurgulamıştır. Bu yol da, Ataç'a göre, Latince, Grekçe, Farsça, İngilizce,Arapça gibi yabancı dillerin eğitimini zorunlu kılmak başarılamayacağına göre, bunlardan alınan sözcüklerin Türkçeleştirilmesinden geçer:





Uydurma dil dediler mi, bir şey söylediklerini sanıyorlar. Söyleyim ben size; Bu uydurma sözünü, Türkçecilik akımına karşı bir silah diye kullanmaya kalkanlardan ne dediğini bilen, şöyle gerçekten düşünerek konuşan bir tek kişi tanımıyorum. Evet, uyduracağız, bizim yaptığımız, uydurduğumuz kelimeler de yavaş yavaş halka işleyecek, eski Arapça, Farsça kelimelerin işlediği gibi. Onların yerini tutacak.








Bazı yazılarında arı Türkçe kullandığı için anlaşılmaz olarak eleştirilmiştir. Onu eleştirenler arasında Attilâ İlhan, Halit Fahri Ozansoy gibi isimler vardır.[3]Divan Edebiyatıgeleneğini iyi bildiği anlaşılır, kişisel olarak zevk aldığını da belirtir, fakat zamanını doldurmuş bir yazın olduğu görüşündedir. Yazı diliyle konuşma dili arasındaki uçurumu kapatma çabasının bir parçası olarak özgün Türkçeyi ve devrik tümceyi kullanmasıyla döneminin yazarlarını da, daha sonraki kuşakları da etkilemiştir.





Oysaki ben, öz Türkçe için nice kazançları teptim, rahatımı kaçırdım, üzdüm kendimi, adımı deliye çıkarttım. Hepsi de ne dediklerini bilmez, kafalarına düşüncenin gölgesi bile girmemiş birer alıktır bana deli diyenler. Öz Türkçeye özenişim de duygularımın etkisiyle değildir. Latince, Yunanca öğretilmeyen bir ülkede tek doğru yolun, tek usul (akla uygun) yolun öz dile gitmek olduğunu düşüncemle anladım da onun için o yolu buldum.








Ölümü

1955 yılında gut ve şeker hastalığı ortaya çıktı. Eşinin 1955 yılında ölümünün ardından karaciğer ve böbrek rahatsızlıkları başladı. 17 Mayıs 1957 yılında İstanbul Numune Hastanesi'nde öldü.

Ölümünden sonra birçok yazın ve sanat dergisinde kendisi için özel sayı çıkartılmıştır ve hakkında 2 kitap hazırlanmıştır. Bunlardan ilki 1959'da Tahir Alangu'nun hazırladığıAtaç'a Saygı isimli, O'nun için yazılmış yazıların derlendiği bir kitaptır. İkincisi ise, Türk Dil Kurumunun 1962'de Ankara'da çıkardığı Ataç isimli kitaptır.
Bir kız, doğuşundan güzelse, kendisi
için hiçbir üstünlük değildir bu, hiç övünmesin. Doğuşundan
güzel olmadığı halde kendini güzelleştiren"' kadınınki bir üstünlüktür. Süslenmesini, giyinmesini, kuşanmasını bilecek, bir takım kusurlarını boyalarla örtecek, sıkıntılara katlanarak eksiklerini giderecek, çirkinliklerini düzeltecek...
Ufacık bir lastik top, daha iyisi takır tukur yuvarlanan bir ceviz arkasından sırtını kaldıra kaldıra koşan bir kediye ne buyurulur? Bundan daha hoş bir şey biliyor musunuz?
Atatürk sevgisi, Atatürkçülük
yalnız dillerde. Gönüllerde yok, kafalarda yok.
Düşünmek yorar kişiyi, sonra işimize de gelmeyebilir; kendimizi duygularımıza bırakmak ise kolaydır, duygularımız tellim (daima) çıkarlarımıza da uygundur; onlarla övünmek, onları ileri sürüp bağırmak, alkışlanmak dururken ne diye düşünelim?
Kimsenin zevkine karışılmaz, kedileri ille herkes sevsin demeyeceğim ama ben, kedi sevmeyenlerle anlaşamam.
Arı vardır uçar gezer
Teni tenden seçer gezer
Canan bizden kaçar gezer
Bahçe biziz gül bizdedir.
Nedendir bilmem, Adana'yı seven Mersin' den, Mersin'i
seven de Adana'dan hoşlanmaz.
Tabiî güzellikleri sevenlerden değilim ben, şehirleri köylerden, kırlardan üstün tutarım. Tabiî güzelliklerde daima bir hamlık bulunur; ince değildir tabiat, kendini işlemesini bilmez. Güzellikler yaratmak insana vergidir
Her ne kadar bu eseri bitirsem de bu, ülkede olan mevcut olaylardan dolayı ileri gelen üzüntümü geçirmedi. "Kitaplara sığınıyorum" derim insanlara ama bu sefer sığınmak da işe yaramadı. İçimde sürekli bir acı, ölen "insanların" acısı. Bu acı geçecek gibi değil. Bakalım üzüntüm inceleme yapınca geçecek mi? Nurullah Ataç'ın okuduğum ilk eseri olmakla beraber bu eser iki adet deneme dizisinin birleşmesinden oluşuyor: "Diyelim" ve "Söz Arasında". Nurullah Ataç'ı sevdim aslına bakarsanız. Öz Türkçeyi savunması olsun görüşleri olsun kendisine bir yakınlık duymamı sağladı. Ataç edebiyat yapmak istemez aslında denemelerinde. Yani denemelerini "beğenilsin, güzel olsun" amacıyla yazmaz. Kendi ifadesi ile "kendinceliğine ulaşmak" için yazar. Nedir bu kendincelik? Yazarın tüm yönlerini ortaya koymasıdır. Övgüleri kabul edebildiği gibi yergileri de kabul edebilmelidir yazar. Kitabın arka kapağında bahsedildiği gibi "kirli çamaşırlarını bile ortaya döker". "Bence" ifadelerini çok kullanır. Söylediklerini genelgeçer bir doğru kabul etmez çünkü. İddialı ama aynı zamanda da anlayışlı ve hatalarını kabul etme yetisine sahiptir. Bu gibi "kendincelikler" Ataç'ta bolca var. O yüzden yazıları deneme gibi değil de kelimelerin bir insanın ağzından akması gibi geliyor. Ataç okuyacaklar, Ataç'ın tarzını mutlaka sevecek ve ona daha ilk paragraftan ısınacaklardır. Hayır, üzüntüm geçmedi... Geçmiyor.
Nurullah Ataç ismini ilk kez lisede edebiyat dersinde duymuş olmalıyım. Ünlü edebiyat eleştirmeni. Hemen hemen 20 yıl sonra ilk kez bir kitabını, bu kitabı okudum ve oldukça beğendim. Nurullah Ataç özgün bir kişilik ve oldukça güçlü bir kalem. Açıksözlülüğünü bilgisi ve mizahıyla birleştirmiş, kendisinin tabiriyle geçimsiz biri. Zaten onu da ilgi çekici kılan da bu benim için. Eleştirilerini ve denemelerini okumak büyük bir zevk. Asla sıkılmıyorsunuz ve ufkunuz genişliyor. O fikren Türkiye'nin Doğu dünyasından tamamen kopup Batı dünyasının bir parçası olmasını savunan ama ruhen hala Doğulu bir aydın. Bu çelişkisini yazılarında da itiraf ediyor. Keskin görüşleri ve sivri bir dili var. Kalıplaşmış düşünce ve kabullere yıkıcı eleştiriler getirmekten kaçınmıyor. Velhasılı kelam okunması gereken ilginç bir kişilik.
Türk Edebiyatında deneme deyince aklıma ilk Nurullah Ataç geliyor. Çok karakteristik bir dili var. Başta her şeyden şikayet ediyormuş gibi geliyor fakat sindirdikçe öfkesinin saflığını anlıyorsunuz.Kitap içerisinde Dünya ve Türk edebiyatı dahil birçok isimle karşılaşıyorsunuz. Yani araştırmak isteyenlere bolca materyal sunuyor. Doğu ile Batı arasında çok fazla git-gel yaşasa da, edebiyatı ileriye taşıyacak Batı kültürünün ve dilinin benimsenmesi taraftarı. Divan şiirine olan eleştirisi dönemindeki yazarlara göre oldukça değişik.

Kendi sözleriyle noktalıyorum: "Hep yenilerden, yenilikten yana oldum, yani şairin, sanat adamının serbest bırakılmasını, rahat bırakılmasını istedim. Birbirine uymaz sanat anlayışlarını övdüğüm, desteklediğim olmuştur, hepsinde de kendime göre bir yenilik, bir canlılık görmüşümdür de onun için övmüş, desteklemişimdir. Yeni, daima yeni..."
Merhabalar. Sonunda deneme ustası Nurullah Ataç ile Karalama Defteri - Ararken kitabı sayesinde tanıştım. Genç Kalemler diye bir yazarlık atölyesine gidiyorum ve hocam yazımı okuduktan sonra "Herhalde Nurullah Ataç veya Michel De Montaigne okuyorsun." dedi. Herhalde yazdığım yazı daha çok deneme tarzındaydı bu sebeple hoca böyle söyledi. Her neyse bende cevap vermedim çünkü ikisini de okumamıştım. Ama hemen okuma kararı aldım. Kütüphaneden edindiğim için 2 haftada teslim etmem gerekiyordu. Evet, sayfa sayısı azdı ama deneme olduğu için üst üste okunmuyordu. Bu sebeple de bir hafta geç verdim, geç verince de ceza aldım. Bir hafta boyunca kitap alamıyorum. Her neyse lafı çok dolandırdım. Ataç' la bu yönden de benziyoruz. Bu konu hakkında kullandığı tabir 'Sözden Söze'. Zaten bu isimde bir kitabı da var. Birazda kitapla ilgili konuşalım o halde.

Kitap da Ataç' ın denemeleri toplanmış. Hepsini anlamam mümkün değil çünkü aynı dönemde yaşamıyoruz. O zamanın şartlarını bilmiyorum. O zaman da yaşanan olayları veya o zamanın kişilerini bilmiyorum. Ama konuları güncelliğini koruduğu ve koruyacağı denemelerde vardı. Çoğunlukla fikirlerimiz uyuşuyor. Ataç' ın diline bayıldım. Çok samimi bir üslubu var. Bir arkadaşınızla konuşuyormuşsunuz gibi. Hafiften bir alay da söz konusu ama göze batmıyor. Hatta bazı yerlerde alay bulamayınca arar olmuştum. Arı Türrkçe' yi savunanlardan. Ve bu savunmasını denemelerde sıkça görüyoruz. Bende elimden gelse dilimize sonradan girmiş kelimeleri kullanmamaya çalışırdım ama olmuyor. Aşırı derece de benimsemişiz kelimeleri. Ataç burada olsaydı yüksek ihtimal 'Kullanmamaya gayret gösterdin mi ki. Elimden gelse diyorsun ama bir gayret yok. ' derdi. Haklı da olurdu. Aman efendim ben hiç sizinle laf dalaşına girmeyeyim. Girenlerin halini gördük Allah korusun ben kalkamam altından. En iyisi ben denemelerinizi okumakla kalayım.

Evet, benden bu kadar. Kitabı genel olarak sevdim. Deneme okuyanların tercih edebileceği bir kitap. Bazen eleştiriye de kaçıyor bu sebeple eleştiri severlerde okuyabilir. Gayet sade ve anlaşılır. Tavsiye ederim.
Keyifli Okumalar… Kitapla Kalınız… =))
Okurken bazen beni gülümseten bazen de bazı hususlarda beni ince düşünmeye iten ve geçen yıllara rağmen sanki dün yazılmış gibi canlılığını koruyan bir eser. Zevkle okudum. Överken göğe çıkarmadan sadece hakkını vermekle yetiniyor. Aynı şekilde olumsuz düşüncelerini de çok usturuplu bir dille dile getiriyor. Velhasıl kelam kesinlikle okunulması gereken bir eser. Beni, Ahmet Haşimi anlatırken şu sözleri çok etkiledi: "Bir insan kendi ölümü ile değil, kendisini sevmiş, yahut sadece tanımış en son insanın da toprağa düşmesiyle ölür."
Nurullah Ataç'ın okuduğum ilk eseri.Daha önce toplu bir deneme ve eleştiri dizisi okumamıştım. Yazarın fikirleri ve fikir değişkenliği güzel ama bir o kadar da yorucu geldi bana.Özellikle türkçe karşılığı olmayan cümleler,tanımadığim yazar ve eser isimleri çok yorucuydu.Kezban ile olan diyaloğu ise çok hoşuma gitti.
Masallar olsa da adı , Aslın da bildiğimiz anlam da masal değil hiç biri.. Bir nevi "kıssadan hisse çıkar" kardeşim anlamındaki insanlarla insanlar, insanlarla hayvanlar, muhtelif hayvanlar arasında arasında diyaloglar şeklinde hayat nasihatleri olan 358 adet. kısa kısa anlatımlar dan ibaret. Her masalın sonu. hemen hemen " Bu masal bunu anlatmak için söylenmiştir." bir notla bitiyor. Kısacası La fonten nerede bu nerede. Tabi bana göre. Belki ben yanılgıdayımdır.Bilemem...
Cumhuriyet Dönemi yazarlarının birçoğunun eleştirilerine değer verdiği sivri dilli yazar Nurullah Ataç'ı namıdiğer Ahfeş'i severek okudum. O dönemi ve yazarlarını anlamakta ufuk açıcı bir eser olduğunu düşünüyorum.
Cumhuriyet Dönemi yazarlarının birçoğunun eleştirilerine değer verdiği sivri dilli yazar Nurullah Ataç'ı namıdiğer Ahfeş'i severek okudum. O dönemi ve yazarlarını anlamakta ufuk açıcı bir eser olduğunu düşünüyorum.
Nurullah Ataç'ın okduğum ilk eseri. Yazar dilimiz,romanlar,şairler,şiirler,yazarlar,toplum ve değişik konularda düşündüklerini yazmış.Özellikle dilimiz Türkçe'ye büyük önem veren birisi. Şu günlerde dükkanlarına yabancı isim veren veya Türkçesi varken kelimenin İngilizcesini kullanmaya çalışan insanların olması acı bir durum.Bana göre insan en iyi kendi dilinde düşünür,yazar.Bu yüzden dilimize olduğunca önem vermeye çalışmalıyız.
Nurullah Ataç edebiyatımızın büyük isimlerinden birisi.Bildiğim kadarıyla da Hasan Ali Yücel'in kurduğu klasikleri çeviren kurulun başındaki kişiymiş.Onun bu denemesini okumanızı tavsiye ederim.Farklı konularda bakış açınızı değiştirecek bilgiler mevcut.

Yazarın biyografisi

Adı:
Nurullah Ataç
Unvan:
Türk eleştirmen, denemeci, yazar, şair
Doğum:
İstanbul, 21 Ağustos 1898
Ölüm:
İstanbul, 17 Mayıs 1957
Nurullah Ataç (d. Nurullah Ataç, 21 Ağustos 1898 - 17 Mayıs 1957), Türk eleştirmen, denemeci, yazar, şair. Eleştiri ve deneme alanı dışında hemen hemen yapıt vermeyen sayılı yazar ve şairlerden biridir.

Hayatı

Nurullah Ataç, 21 Ağustos 1898'de Hammer'in Osmanlı Tarihi isimli kitabı Türkçeye çeviren Mehmet Ata Bey'in oğlu olarakİstanbul'da doğdu. Nurullah Ataç'ın babası Mehmet Ata başarılı bir bürokrat idi. İlkokuldan sonra Galatasaray Lisesi'nde 4 yıl okudu. Daha sonra eğitimini İsviçre'de sürdürdü. Babasının ölümünün ardından 1919'da İstanbul'a döndü.1922 yılına kadar İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ni sürdürdü tamamlayamadı. Fransızca öğretmenliği ve çevirmenlik yaptı. 1945'ten sonra Cumhurbaşkanlığı çevirmeni olarak görev yaptı.

1926 yılında Leman Ataç ile evlendi. Bu evlilikten 1926'da, daha sonra babasının yaşamından kesitler anlattığı kitabı "Babam Nurullah Ataç"ı yazacak olan Meral Ataç Tolluoğlu doğar.

TDK yayın kolu başkanı oldu. İlk şiirleri Dergâh'ta yayımlandı. Fransız, Latin ve Rus klasiklerinden çeviriler yaptı. Gazete ve dergilerde eleştiri ve deneme türünde yazılar yazdı. Eleştiri yazılarıyla Türk edebiyatında izlenimci eleştirinin ilk örneklerini verdi. Akşam'da tiyatro eleştirmenliği, Hakimiyeti Milliye, Ulus, Milliyet, Tan, Posta, Cumhuriyet, Son Havadis, Dünya gazetelerinde eleştiri yazıları çıktı. Denemeleri Türk Dili, Varlık, Yedi gün, Ülkü, Seçilmiş Hikayeler dergilerindedir.

Ataç yazı yaşamına tiyatro eleştirisi ile başlamıştır. İlk yazısı 1921’de Dergâh’ta yayımlanan “Türk Tiyatrosunda İlk Göz Ağrısı” adlı tiyatro eleştirisidir. Ataç, tiyatro eleştirisi ile ilgili yazılarını Dergâh ve Akşam dışında Hâkimiyet-i Milliye, Milliyet, Son Posta, Haber-Akşam Postası, Ulus, Son Havadis gazetelerinde ve Hayat, Darülbedayi (Türk Tiyatrosu), Yeni Adam, Ülkü dergilerinde yayımlamıştır. Bu gazete ve dergilerde 1921-1957 yılları arasında tiyatro hakkında yaklaşık 125 yazısı bulunmaktadır ve bu yazıları kitaplarına girmemiştir. Ataç, tiyatro eserleri için yazdığı eleştirilerle Türk tiyatrosu için bir yol gösterici olmuştur. Batılı tiyatroyu yakından tanıyan Ataç, Türk tiyatrosunun ve seyircisinin Batı’nın seçkin oyunlarını oynayacak ve izleyecek düzeye gelmesi için çok çaba harcamıştır. Ataç tiyatro hakkında yazmış olduğu eleştirilerle yalnızca tiyatro sanatı ile ilgili teorik görüşlerini ve Türk tiyatrosunun tarihî gelişimini gözler önüne sermekle kalmamış, aynı zamanda bu sanatın ülkemizde gelişimine de katkıda bulunmuştur.

Yazınsal Biçimi

Dilde yalınlaşma ve özleştirme deviniminin savunucularındandır. Türkçedeki yabancı sözcükleri kullanmamış, dille düşünce arasında dolaysız bir ilişki olduğunu, somut düşünme geleneğinin doğabilmesi için kavramların saydam, hangi kökten geldiklerinin anlaşılır olması gerektiğini vurgulamıştır. Bu yol da, Ataç'a göre, Latince, Grekçe, Farsça, İngilizce,Arapça gibi yabancı dillerin eğitimini zorunlu kılmak başarılamayacağına göre, bunlardan alınan sözcüklerin Türkçeleştirilmesinden geçer:





Uydurma dil dediler mi, bir şey söylediklerini sanıyorlar. Söyleyim ben size; Bu uydurma sözünü, Türkçecilik akımına karşı bir silah diye kullanmaya kalkanlardan ne dediğini bilen, şöyle gerçekten düşünerek konuşan bir tek kişi tanımıyorum. Evet, uyduracağız, bizim yaptığımız, uydurduğumuz kelimeler de yavaş yavaş halka işleyecek, eski Arapça, Farsça kelimelerin işlediği gibi. Onların yerini tutacak.








Bazı yazılarında arı Türkçe kullandığı için anlaşılmaz olarak eleştirilmiştir. Onu eleştirenler arasında Attilâ İlhan, Halit Fahri Ozansoy gibi isimler vardır.[3]Divan Edebiyatıgeleneğini iyi bildiği anlaşılır, kişisel olarak zevk aldığını da belirtir, fakat zamanını doldurmuş bir yazın olduğu görüşündedir. Yazı diliyle konuşma dili arasındaki uçurumu kapatma çabasının bir parçası olarak özgün Türkçeyi ve devrik tümceyi kullanmasıyla döneminin yazarlarını da, daha sonraki kuşakları da etkilemiştir.





Oysaki ben, öz Türkçe için nice kazançları teptim, rahatımı kaçırdım, üzdüm kendimi, adımı deliye çıkarttım. Hepsi de ne dediklerini bilmez, kafalarına düşüncenin gölgesi bile girmemiş birer alıktır bana deli diyenler. Öz Türkçeye özenişim de duygularımın etkisiyle değildir. Latince, Yunanca öğretilmeyen bir ülkede tek doğru yolun, tek usul (akla uygun) yolun öz dile gitmek olduğunu düşüncemle anladım da onun için o yolu buldum.








Ölümü

1955 yılında gut ve şeker hastalığı ortaya çıktı. Eşinin 1955 yılında ölümünün ardından karaciğer ve böbrek rahatsızlıkları başladı. 17 Mayıs 1957 yılında İstanbul Numune Hastanesi'nde öldü.

Ölümünden sonra birçok yazın ve sanat dergisinde kendisi için özel sayı çıkartılmıştır ve hakkında 2 kitap hazırlanmıştır. Bunlardan ilki 1959'da Tahir Alangu'nun hazırladığıAtaç'a Saygı isimli, O'nun için yazılmış yazıların derlendiği bir kitaptır. İkincisi ise, Türk Dil Kurumunun 1962'de Ankara'da çıkardığı Ataç isimli kitaptır.

Yazar istatistikleri

  • 74 okur beğendi.
  • 187 okur okudu.
  • 9 okur okuyor.
  • 199 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları