Oktay Rifat

Oktay Rifat

YazarÇevirmen
8.0/10
168 Kişi
·
493
Okunma
·
102
Beğeni
·
7.547
Gösterim
Adı:
Oktay Rifat
Tam adı:
Oktay Rifat Horozcu
Unvan:
Türk Şair, Oyun Yazarı ve Romancı
Doğum:
Trabzon, Türkiye, 10 Haziran 1914
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 18 Nisan 1988
Oktay Rifat (d. 10 Haziran 1914, Trabzon – ö. 18 Nisan 1988, İstanbul), Türk şair, oyun yazarı ve romancı.

Türk Şiiri’nin en büyük isimlerinden birisi kabul edilir. Orhan Veli ve Melih Cevdet'le birlikte Garip Akımı'nın kurucularındandır. 1955 yılından itibaren İkinci Yeni adlı şiir akımına yönlenmiştir. Şiir dışında roman ve oyun türlerinde de çok başarılı eserler vermiştir.

Yaşamı
10 Haziran 1914'de Trabzon'da doğdu. Babası, o doğduğu sırada Trabzon valisi olan şair ve dilbilimci Samih Rıfat, annesi Hasan Enver Paşa’nın kızı Münevver Hanım’dır. Pek çok sanatçı ve yazar içeren bir ailede yetişti. Büyük dedesi Macar Hurşid Bey, hem Türk hem batı müziği konusunda donanımlı bestekardı; dedesi Albay Hasan Rıfat Bey şiir ilgilenirdi amcası Ali Rıfat Bey değerli bir udî ve besteci, annesinin teyzesinin oğlu Ali Fuat Bey cumhuriyet devrinin ünlü asker ve siyaset adamı, teyzesi Celile Hanım bir ressam, teyzesi Celile Hanım’ın oğlu Nazım Hikmet ünlü bir şairdir.

Ortaöğrenimini 1925-1932 yıllarında Ankara Erkek Lisesi'nde yaptı. Bu okulda ünlü şair Ahmet Hamdi Tanpınar’ın öğrencisi oldu, ilk şiirlerini kaleme aldı ve ileride birlikte Garip Akımını kuracağı arkadaşları Melih Cevdet ve Orhan Veli ile tanıştı. Üç arkadaş, okul bünyesinde “Sesimiz” adlı dergiyi çıkararak şiirlerini yayımladılar.

1932-1936 yılları arasında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne yüksek öğrenim gördü. Edebiyata olan ilgisi ve yazma tutkusu yükseköğrenimi sırasında da devam etti. Mezun olduğu yıl, arkadaşları Melih Cevdet ve Orhan Veli ile birlikte geliştirdikleri yeni bir yazın tekniği ile kaleme aldığı şiirleri Varlık Dergisi’nde yayımlanmaya başladı.

1937 yılında Devlet sınavını kazanarak Maliye Bakanlığı hesabına Siyasal Bilgiler öğrenimi görmek üzere Paris'e gönderildi. Paris’te bulunduğu dönemde yalım bir söylemi ve bağımsız düşünceleri savunan Fransız şiirini kendisine yakın buldu ve ondan ilham aldı. Üç yıl sonra II. Dünya Savaşı nedeniyle, orada yaptığı doktora çalışmasını tamamlayamadan 1940 yılında Türkiye'ye döndü.

Paris’ten döndükten sonra bir süre Maliye Bakanlığı'nda , daha sonra Matbuat Umum Müdürlüğü (Basın Yayın Genel Müdürlüğü)'nde çalıştı. Ardından Ankara’da serbest avukatlık yaparak yaptı. Bu arada 1941 yılında Orhan Veli ve Oktay Rıfat ile edebiyat dünyasında büyük tartışmalara sebep veren “Garip” adlı şiir kitabını yayımladı. Şiirlerini "Yaşayıp Ölmek, Aşk ve Avarelik Üstüne Şiirler"(1945), "Güzelleme"(1945) ve "Aşağı Yukarı"(1952) adlı şiir kitaplarının yanısıra "Aile" (1947), Orhan Veli tarafından çıkarılan "Yaprak (1949-1950) ve "Yeditepe" (1951-1957) gibi dergilerde yayımlamayı sürdürdü[2]. 1954 yılında yayımladığı “Karga ve Tilki" adlı şiir kitabıyla, Yeditepe Şiir Armağanı'nı kazandı.

1955 yılında İstanbul'a yerleşerek avukatlığını sürdürdü. Aynı yıl yayımladığı “Perçemli Sokak” adlı şiir kitabının önsözü tartışmalara neden oldu. Bu kitap ile İkinci Yeni adı verilen şiir anlayışına yöneldi. 1958 yılında "Aşık Merdiveni" adlı şiir kitabını yayımladı. 1961 yılından itibaren avukatlık mesleğini Devlet Demir Yolları'nda sürdürdü ve 1973 yılında emekli olana dek bu kurumda çalıştı.

1960’lı yılların başında Latin ve Yunan ozanların mitoloji kitaplarının Türkçe çevirilerini yaptı. 1969 yılında yayımladığı “Şiirler” adlı kitabıyla Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü’nü aldı. Bu tarihten sonra tiyatro ve roman çalışmalarına ağırlık verdi. "Oyun İçinde Oyun", "Zabit Fatma'nın Kuzusu", "Atlar ve Filler", "Yağmur Sıkıntısı","Kadınlar Arasında", "Birtakım İnsanlar" ve "Çil Horoz” adlı oyunları kaleme aldı ve her biri sahnelendi . Arkadaşı Melih Cevdet ile “Kıskançlar” adlı oyunu kaleme aldı. 1976’da ilk romanın “Bir Kadının Penceresi’nden” yayımlandı. 1980’de “Danaburnu” kitabıyla Madaralı Roman Ödülü’nü kazandı. Aynı yıl “Bir Cigara İçimi” adlı şiiri Sedat Simavi Vakfı Ödülü’nü, 1984 yılında "Dilsiz ve Çıplak” kitabıyla Behçet Necatigil Şiir Ödülü’nü aldı.

Fransızca çevirmeni Sabiha Rıfat ile evli olan Oktay Rıfat, yazar, çevirmen ve şair Samih Rıfat’ın babasıdır. Son günlerine dek eser vermeyi sürdüren sanatçı, “Yağmur Sıkıntısı” adlı oyununu tamamladıktan sonar 1988 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi.
Gökyüzü,
üç beş bulut,
akşam garipliği..
Başka nemiz kaldı ki şu yalan dünyada?
Her akşam bir gün daha uzak güneşe,
Ürkek yalnızlığından her adım, yolun
Denizine yürürdük, gölgesiz, yalın.
395 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Hasan Ali Yücel Klasiklerine devam ederken...

Hepimiz çocukken bir ünlüye aşık olmuşuzdur, yani öyle sanmışızdır. Hayaller kurmuşuzdur. Bu kişi oyuncu, şarkıcı, futbolcu vb. olmuştur. Benimde vardı tabiki hatta o kadar saçma bir insandı ki, yani dizi karakteri olarak. Çünkü şimdi öyle bir şey olması mümkün değil. Kim miydi? Aynalı Tahir dizisinin Tilki Ekrem'i Saruhan Hünel... Hatta rüyalarıma bile girerdi :) Bir kere daha zor bir çocukluk geçirdiğim anlaşılıyor burada.

Kitabımıza gelirsek; kitaba adını veren genç kızımız Modeste, taşralı bir soylu ailenin, bir albayın kızıdır. Kitap okumayı seven birisi... (bundan dolayı kitapta fazlasıyla eser ve yazar ismi geçiyor.) Kitapçıdan aldığı şiir kitabı ile bir şaire aşık olduğunu düşünüyor ve ona mektup yazarak hayranlığını ve hislerini anlatıyor. Fakat şairimiz kibirli ve kendini beğenmiş. Tabiki cevap yazmıyor, hatta dalga geçiyor. Sekreterine ise, rastgele bir şeyler yazıp göndermesini söylüyor. Ve bu şekilde mektuplaşmalar başlıyor.Bundan sonrası yeşilçam filmleri gibi ilerlemekte...

Mektuplaşmalar ile buram buram aşk hikayesi... Süprizler de var ancak onlardan bahsetmeyeceğim.

Dili sade, anlaşılır ve akıcı. Bu yüzden kendimi kaptırdım aktı gitti kitap. Etkilendim de evet. Belki de böylesine bir aşktan etkilendim.

İlerlerken Modeste'ye pek sinirlendim. Şahsen ben onun yaptıklarını yapmazdım. Ama haksız sayılmazdı. Sonunun ise iyi mi kötü mü bittiğini yazmak istemiyorum. Bu baya bir açık verme olur.

Ekleyecek olduklarım ise son olarak; gerçekten insanların göründüğü gibi olmayışı, çıkarları için neleri göze alabilecekleri dahası yine de sevginin ve sabrın önemi yansıtılıyor eserimizde.
Okumanızı tavsiye eder, keyifli okumalar dilerim kitaptaşlar...
395 syf.
·Beğendi
Çoktandır inceleme yazmıyordum fakat bu kitaba daha doğrusu yazara kayıtsız kalamadım.

Honoré de Balzac, 1800'lü yıllarda yaşamış yazar, çevirmen ve romancıdır. Yazar asillik ünvanı olan "de" adını sonradan almıştır. Aslen köy kökenlidir.

Esere geçecek olursak;

Kitap 1800'lü yıllarda geçmesine rağmen, hikayedeki kahramanların düşünce biçimleri ve yaşadıkları, çağımızın düşünce biçimiyle paralel olduğundan okurken ben de "Ya aradan 200 yıl geçmiş ama insan davranışlarında ve düşüncelerinde hiçbir değişiklik olmamış" hissini yarattı.

Yazar karakterlerinin tasvirlerini o kadar güzel ve anlaşılır bir dille yapmış ki şimdiye kadar bir yazarın uzun uzun betimlemelerinden sıkılan ben, yazarla bugüne kadar tanışmamış olmayı bir kayıp olarak gördüm. Özellikle kadın karakterler üzerinden verilen mesajlara bakaraktan yazarın kadın ruhundan nasıl iyi anladığını görmek yazara hayran olmama yetti diyebilirim. Bkz.

Eğer sevilmezsem yalnız kalırım. Syf.134

Her şeyini çocuğuna feda eden bir ana, kişiliğinden bir şey yitirmiş sayılır mı? Syf.127

Balzac'ın Stefan Zweig tarafından yazılmış bir biyografisi olduğunu düşünürsek önemini daha iyi kavrayabiliriz diye düşünüyorum ve herkese bu kitabı tavsiye ediyorum.
395 syf.
·14 günde·Beğendi·10/10
Eveetttt
Bütün bir günüm Balzac yazmayla geçti:)
Kitaba inceleme yazmaktan ziyade tez yazma aşamasında gibi bir durum oldu, tabiki yedi sayfalık Balzac tezimi paylaşamayacağım ama beni bu yazıya getiren etkinlik için konuşmam gerek.

Biliyorsunuz Sabahattin Ali Kampı yaptık ( bilmiyorsanız bakınız :) #34571181 ) ve ona dair her şeyi konuştuk. Öldürülmeden önce yanında taşıdığı çantasından çıkan iki kitaptan biri idi Modeste Mignon. Kampımızın yarışmalarındaki hediyelerimiz de bu iki kitaptı.
E biz de Sabahattin Ali'nin mirasıymışçasına okuyalım dedik ama bu kitapla ilgili nereye baktımsa herhangi bir bilgi bulamadım. O zaman kendimiz konuşalım dedik ve bu etkinlik fikri aklımıza geldi. ( #34700268 )
Sabahattin Ali, bu kitabı okudu mu, okumadı herhalde ki yanındaydı, okusa beğenir miydi, ya da tırt hiç Balzac ayarında değildi mi derdi, efsane anlatımından esinlenip kendi de kendi Modeste'sini mi yazardı bilemiyorum da bunu düşünürken onu elinde kitaplarıyla tehlikeli olarak gören ve öldüren canavarlara ağız doluncası küfür geliyor ağzıma ya, neyse...

Ben biyografileri filmlerde de kitaplarda da daha çok tercih ediyorum. İşin magazinel kısmı mı çekiyor yoksa yazılan romanların şiirlerin hikayelerin gerçeğini öğrenme merakım mı ağır basıyor tam emin değilim. Ama okuduğum romanın gerçeğini öğrenince daha çok bağlanıyorum. Mesela; Kürk Mantolu Madonna'nın gerçek olduğunu öğrendiğimde, Ahmed Arif'in saçlarına kan gülleri takmak istediği kadının kim olduğunu bildiğimde, Dönüşüm'deki böceğin yansıması Kafka'yı bulduğumda, Modeste Mignon'un şiirlerine aşık olduğu yazarın/şairin kim olduğunu öğrenince daha da siniyor içime ve daha çok etkileniyorum:)

Balzac'ın dilinin muhteşem aktığı kitaplarından biri bence 'Alçakgönüllü' Modeste Mignon. Kitabı Balzac çok kısa sürede yazıyor ya dayanma gücü de çok zorlaşıyor;
"Bünyem artık dayanamıyor. Dinleniyor. Artık kahveye yanıt vermiyor. Modeste Mignon'u bitirebilmek için fincanlar dolusu kahve yuvarladım. Su gibi içiyordum." (Balzac syf. 477)

Kitabı ithaf ettiği "Polonyalı Bir Kadın" , Balzac'ın ömrünü yemiş, Balzac’ı 10 yıl oyalamış, evli olduğu halde onun kimseyle ilişki kurmasını istemeyerek trip üstüne trip atmış, kendisinden tiksindiği halde bırakmamak için de gereksiz bir direnç göstermiş, kısacası onu parmağında oynatmış ve ancak onun ölümü garantisiyle kendisiyle evlenmiş o kadar da aşağılık bir kadın aslında. Peki Balzac niye ömrünün en güzel yıllarını bu kadınla heba etti dersek cevabı maalesef Balzac'ın hayatı boyunca tüm hayallerinin kilit noktası olarak ortaya çıkıyor: 'zengin ve dul kadın'. Ben hayatımda böyle güzel ithaf edilmiş bir kitap görmemiştim, ama işte kimleeer kimlerle...

Kitabı ithaf etmiş etmesine de içinde gizliden de laf sokmalar yol vermeler yok değil;
"Bir erkeği sonsuza dek bağlamak isteyen yaşlıca bir kadın, herhangi bir rekabeti olanaksız kılmak için sevgilisinin kusurlarını büyük birer erdemmiş gibi göklere çıkarmakla işe başlar; çünkü rakibi, bir erkeğin hemen de alışıverdiği bu çok ince övgülerin sırrını birdenbire kavrayamaz."

Ben kitabı okuyarak hem Balzac'a yeniden hayran oldum hem de onu daha yakından tanımak için yaklaşık 600 sayfalık bir Balzac devirdim (Zweig'dan Balzac). Hem Sabahattin Ali'ye hem Honore De Balzac'a hem Stendhal'e hem Victor Hugo'ya hem de Stefan Zweig'a daha çok yaklaştığım bir okuma turu oldu benim için.
Etkinliğe katılan herkeslere de teşekkür ederim.
Okuyalım, okutalım:)
128 syf.
·Puan vermedi
Kendisine sizin için "Yaşayan en büyük Türk şairi diyorlar." dendiğinde, "Elli yıl sonra şiirimi okuyanlar, tam becerememiş ama meselenin farkına varmış desinler bana yeter.” diyerek cevap vermiştir.

İnsanın kendisini bilmesi büyük bir erdem elbette ancak böyle büyük bir şairi yermek benim haddim değildir. Tam becerememiş ama meselenin farkına varmış demiyorum, o becermis ama ben meselenin farkına varamadım. Geneli masal gibi tekerleme gibi şiirler vardı. Şiir tarzı benimle uyuşmadı diyerek Doğan kardeş seçme şiirler serisinin bir kitabının kapağını sanırım bir daha açmamak üzere kapatıyorum.
395 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Aşk oyunu buna derler güzelim, seçmelisin birini...

Öyle tatlış bir kitap okudum ki duygularımı kelimelere tam manasıyla dökemeyecekmişim gibi hissediyorum. İlk kez Balzac okudum ve bayıldım. Yazımına, diline, yerleştirdiği şaka yollu iğnelemelerine...

Şurada, #34700268 iletinin altına yazmıştım, matruşka bebekleri gibi karakter içinden karakter çıkartmış Balzac. A kişisini okuyorken, A kişisinin yolu B ile kesildiğinde bu kez B'den bahsetmeye başlıyor. Böyle böyle elindeki iskambil kartlarını birer birer masaya açar gibi karakterleri açıp, falı okuyor bize.

Anlatımdaki şiirselliğe, sürekli teatral metinlere ve mitolojiye yapılan göndermelere hayran oldum. Zaten kitap da biraz tiyatro havasındaydı bana göre; okurken karşılıklı diyaloglar, davranış biçimleri gözümde net bir şekilde oynadı.

Kitap aşk üçgeni dörtgeni değil, aşk kördüğümü mübarek. :) Herkesin hayran olduğu güzel Modeste kendisine eş olarak kimi seçecek beklentisi, lunapark trenindeymişim heyecanı verdi bana.

Önemli olan STATÜ mü? PARA mı? AŞK mı? Kalp mi mantık mı? Yoksa ailenin istediği mi? Balzac hepsini dantel dantel örmüş, aşkın gözü kaçıncı aşamadan sonra körleşir? E bir kızı bin kişi ister bir kişi alır denilmiş.

Modeste aşkı mı seçecek, ünvanı mı? Yoksa tümünü elinin tersiyle itecek mi? Hepsinin cevabı 1000k pembe dizi kuşağında, Modeste Mignon'da. ;)
129 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Honore De Balzac'ın felsefi yönü çok çok ağır basan romanlarından biri. Kitap bu yüzden kolay okunan bir kitap değil. Ama yazarın diğer kitaplarından çok farklı ve önemli kitaplarından biri.

Kitabı yazan kişi, çocukluk arkadaşı Louis Lambert isimli çok zeki ve çok farklı bir düşünce yapısına sahip, gizem içeren bir ruh hali içindeki bir insanın biyografisini anlatıyor.

Louis Lambert henüz küçük bir çocukken bol bol okuduğu kitaplar sayesinde yaşıtlarından bilgi yönünden çok ilerde olan bir kişiliktir. Öyle ki okul çağında çeşitli felsefi düşünceler içerisine girmiş ve bunları arkadaşı olan yazarla paylaşmıştır. Bunlar, evrenin oluşumu, insanın iç dünyası, dinsel eylemler, gizemli olaylar ve bilimsel açıklamalar başta olmak üzere çok çeşitli konularda yapılmış felsefi değerlendirmelerdir.

Tabii ki yazarın Louis karakterini nasıl ortaya çıkardığını bilemiyorum ama karaktere yüklediği güç o kadar fazla , gerçekçil ve belirgin ki bazı özelliklerinden dolayı kendi yaşamından kareleri de bu özelliklerin içine kattığı hissi veriyor okuyucuya. Çünkü kitapta öyle bölümler var ki, bunları yazan kişi ya gerçekten müthiş bir gözlemcidir ya da direk kendisi yaşamıştır olayları. Aksi takdirde bu bölümler, bu kadar başarılı ve kusursuz yazılamazdı diye düşünmeden yapamıyor insan.

Kitapta beni şaşırtan önemli bölümlerden birisi , Louis Lambert'in Paris'ten dönmek için dayısına yazdığı ve kitapta yaklaşık on iki sayfa uzunluğundaki mektuplar kısmıydı. Her türlü felsefi açıklamaların yer aldığı bu mektuplarda çoğunlukla öyle bir anlatım yapılmış ki, bazı ruhsal hastalıkların en önemli işaretlerinden biri olan ve Tıp biliminde adına ''fikir uçuşması'' denen belirtinin en belirgin şekli net olarak görülmektedir. Burada birbirinden ilgisiz olaylar ve düşünceler arka arkasına hızlı bir şekilde adeta daldan dala atlanarak felsefi olarak sıralanmaktadır. Bu durum o kadar başarılı yapılmış ki bu bölümü ya gerçek bir hasta yazmıştır, ya da bu tür bir hastayı çok çok iyi bir şekilde gözlemlemiş olan çok büyük bir usta gözlemci yazmıştır diye düşünüyorum. Aksinin kesinlikle mümkün olacağını kabul edemiyorum.

Kitabın son bölümünü oluşturan Louis'in aşkı ve sevgilisine yazdığı mektuplar ise aşkın da felsefesi olurmuymuş diye düşünenlere bir cevap niteliği taşımaktadır. O mektuplar gerçekten bir sevgiliye yazılabilecek olan müthiş sözlerden oluşmuş birer sanat eseri gibiler.

Louis Lambert'in dramatik hikayesini anlatan bu felsefi romanı biraz zorlanarak da olsa ben beğenerek okudum.
Özellikle felsefi ve gizemli konulara meraklı olanların mutlaka okumasını tavsiye ederim.
395 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Aslında bir etkinlikle başladı her şey. Sevgili arkadaşım Roquentin ‘in açtığı ileti ile. Sabahattin Ali kampı yapmışlardı ve paylaştıkları bilgiler doğrultusunda, öldürüldüğünde yazarın çantasından çıkan Modeste Mignon ve Yevgeni Onegin adlı iki eser ile ilgili konuşulmuş. Bunun üzerine de Sabahattin Ali’nin bir bildiği vardır diyerekten bu eserleri okuma etkinliğine davet etti bizleri Elifçim. İyi ki de etmiş.

Sürekli kitaplar üzerine araştırmalar ve listeler yapan birisi olarak bu kitabı görmemiş ve duymamış olmak beni hem üzdü hem de şaşırttı. Çok uzun yıllar öncesini saymazsak, Balzac’a ilk başladığım kitap sayabilirim Modeste Mignon’u. Tam bir klasik. Her şeyi ile belli bir ağırlığı olan, okunması gereken bir eser. İlk sayfalarında biraz kafanız karışıyor; kim kimdi, ne söylemişti, bunu hangisi yapmıştı vs klasiklerin o ağırlığını ve ilerleme zorluğunu hissediyorsunuz biraz ama sabrederseniz bunun karşılığını alacağınızdan emin olabilirsiniz.

Kısa bir şekilde bahsedersek; asıl adı Honore Balssa olan yazar daha sonra değiştirip Balzac yapmış ve ‘de’ ön takısını da eklemiş. Köy kökenli bir ailenin çocuğu. Hayatı boyunca edebiyata ilgi duymuş ve bunun için asıl alanı olan hukuğu bir kenara itmiştir. Aşırı dozda kahve içerek geceleri sabahlara kadar eserlerini yazmak için uğraşıyormuş. Zenginlik ve ün hayranlığıyla hayatını sürdürmüş ve aşk hayatına da bu hırsları üzerine yön vermiş. Hayatına giren tüm kadınlar kendisinden yaşça büyük ve zenginler. Maddi sıkıntılarını da genellikle bu sayede aşıyor.

Eserin bir çok kısmından otobiyografik ögeler taşıdığını yazarı biraz tanıyorsak anlayabiliriz. Canalis ve Balzac’ın ün ve zenginliğe olan düşkünlüğü, Modeste’in ablası Bettina’nın yaşadıklarının çok benzerini yazarın kız kardeşinin de yaşamış olması, Modeste ile La Briere’nin mektuplaşarak aşık olması ile Balzac’ın son aşkı Eveline Hanska ile de 15 yıl boyunca mektuplaşması gibi. Eserin başında da Polonyalı bu kadına ithaf yazısı vardır.

Güzeller güzeli, asaleti ve zekası ile herkesi büyüleyen Modeste.. Edebi yanı ağır basan, şairane ruhlu bir insanla birliktelik kurmak ister. Okuduğu kitabın şairine mektup yazarak hayranlığını belirtmeye karar verir. Peki bu yazar sizce Modeste’in umduğu gibi birisi midir? Yazdığı şiirlerde yansıttığı hisler gerçek karakteri midir? Bir çok kişiden hayranlık mektupları alan Canalis bu mektubu dikkate almaz ve sekreteri La Briere Modeste’ye cevap yazar. Yazdıkları ile mest olur karakterimiz. Tabii olunmayacak gibi de değil. La Briere’nin mektuplarındaki içten ve güzel sözler benim bile kalbimi kazanmadı değil. Bir oyun gibi başlayan hikaye aşka dönüşürse ne olur dersiniz? Neler olmuyor ki.. Düellolar, atışmalar, egoların çarpışması, kibir, gurur… Bir pembe diziye dönüşüyor biraz ama daha farklı ve biraz daha asil bir şekilde. Tam da bu kısımlarda işte hikaye sizi kendisine iyice çekiyor. Ama yalan üzerine kurulan bir ilişki tabii bir takım sıkıntılara yol açıyor. Peki kim bu aşk savaşının galibi? İşte bu tatlı, bol çekişmeli, kimi zaman kibrin kimi zaman gerçek aşkın masum dünyasının, dostluğun, güvenin vb bir çok duygunun güzel çıkarımlar ve diyaloglar halinde yansımasını okuyacaksınız. Saflığın egoların beslenmesiyle nasıl kurnazlık ve ukalalığa dönüştüğüne, aşkın hem tatlı hem acı taraflarına tanık olacaksınız.

Yer yer Fransa ile ilgili yergiler, döneminin özellikleri, siyaset üzerine atıflar, Napoleon ile ilgili bir takım sözlere de rastlayacaksanız. Yani bu kitapta ne ararsanız var! Modeste’in kitaplara olan düşkünlüğü üzerinden eserlerle ilgili bilgiler, karakterlerin konuşmalarından mitolojik bir çok ögeler de bilgilerinize yenilerini ekliyor. Balzac’ın büyük gözlem yeteneği, empatisiyle kadınlar üzerine yaptığı değerlendirmeler de onun ustalığını gözler önüne seriyor. Ne desek az belki de. Sanırım boşuna ‘romanın Shakespeare’i ’ olarak anılmamış.
Okunmalı, okutmalı bu eseri. Yaşatmalı.
Teşekkürler Balzac.
395 syf.
"İnsanlar kitap gibidir; değerleri çoğunlukla iş işten geçtikten sonra anlaşılır" diyor işte bu harika kitapta da insana dair her şeye o kadar güzel değinip eleştirmiş ki yazar çok beğendim:)

Her zaman bakarız da göremeyiz ya da bazı şeyleri sen yaşamadan anlayamıyorsun işte kadın-erkek arasindaki ilişki bu anlamda anlaşması ya da doğru tespitin en zor yapıldığı hatta çoğu zaman yapılamadığı en karmaşık insan sorunudur. Tabiki de bu sorunun en güzel çözümün sevgi olmasıdır hayatı yaşanır kılan sadece bunun değil güzel olan her şeyin kaynağı olmasındandır sevginin ulaşılmazlığı.

Kitaba gelecek olursam Balzac' ın okuduğum ilk kitabı değil ama bu kitapta aldığım tat başka hissettirdikleri daha yoğun ama okuduğum iki kıtabında da bir konu üzerinden özelden genele çok güzel değine bilmesini bilen ve her konuda da farklı bakış açısı olan yazar toplumun sorunlarını tek bir karakterde özelleştirmesini çok güzel yapıyor. Kitapta çoğunlukla bir genç kızın hayatı üzerinde gelişen sevgi, aşk, para, sınıf ya da sosyal statü ve aile denilen kavramın insanlar üzerindeki etkisi çerçevesinde değindikleri eleştirdikleri şuan günümüzde bile hala gördüğümüz karmaşık insan çıkmazlarının anlatıldığı olaylar ve tabikide sorumlusu biz değilmişiz gibi yaşıyor olmamız. Neyse Modeste Mignon' dan çok uzaklaşmadan devam edeyim ben :) Mignon ailesinin genç ve güzel kızının üç erkek tarafından istenilmesinin etrafında gelişen yazarın deyimiyle Köşk'te oynanan bu ezeli Zengin Kız komedyası kitabın konusu için en doğru ifade. Para gerçekten insanları efendisi yapabiliyor ve bence bu bundan önceki bundan sonraki yani bütün zamanların konusu olmaya devam edecek. Ama yoğun olarak kadınların sevme konusundaki tavırları ya da erkekler ilgili yaklaşımların anlatıldığı bazı noktalarda bu kadar da değil dediğim yerler olsada çok keyif aldığım farklı duyguların, ifadelerin çok doğru anlatıldığı çok güzel bir kitap. Aslında o kadar yoğun ve güzel anlatılmış ki kitap yazılacak değinilecek konuların hakkını verebileceğim konusun da emin değilim o yüzden okumanız lazım:)

Birde kitapla ilgili eleştiri hakkımı kullanacak olursam şunu söylemem gerekir aşkta kadını anlatırken bazı noktalarda haksızlık etmiş bence evet kadınlar zordur haklı ama doğru adamın sevgisinin de en güzel hakkını yine kadın verir. Yanı mesala kitapta bir bölümde erkek aldatıyorsa kadın yeterli olamadığı içindir diyor bunu asla kabul etmez bence bir kadın çünkü aldatılmak yeterli olamamaktan daha da acıdır. Kitapta ilk başta çok masum ve iyi niyeti olan Modeste ilk değişimini aylarca mesajlaştığı adamın yalanıyla yaşıyor demek istediğim şu ki bir şeyler yaşanıyorsa asla tek bir kişi suçlu olmaz. Hayatta gördüğünüz bazı yanlışların sorumlusu karşınızdaki kişiden çok siz olabilirsiniz.

Anlatamadığım o kadar çok şey var ki okunup tadına varılması gereken... o yüzden ben en iyisi en sevdiğim alıntısıyla bitiriyim :)

"Ne çok hüzün var mutluğumda!"
210 syf.
·3 günde·8/10
Genel olarak dili rahat ve akıcı; kurgu olarak bazı noktalarında mantık hatası ve bazı noktalarda gereksiz şişirmelerin olmasına rağmen bütün şeklinde ele alınırsa güzel ve düşündürücü; konu olarak ilk önce balzac amca'nın sonu gelmez hayal gücünün etkisiyle tasvir ve betimlenin ilk başlarda konuyu etkili bir şekilde vurgulamak için çok ama sonradan bu oran hayli düşüyor. Bunun etkisi ilk başta kendisini eleştiren yazarları çatmasını bağladım. Diğer türlü 800 küsür sayfaya olurdu düşüncesindeyim. :D Bu sefer Balzac amca ihtiras ve tutkuyu gençliğinde bir bilim dalıyla uğraşan ana karakterin sonradan birden ateşlenmesi ile ailenin yaşamını nasıl değiştirdiği gözler önüne seriyor. Balzac amca'nın ilk kez bence ütopik sayılabilecek karakterler kullandığını gördüm. Konuyu vurgulamak ve bazı karakterleri fazla yücelttiği için böyle düşünüyorum. Birde kimya hakkında üstünkörü bilgilerle konu almış gibi geldi(Balzac amca'nın yaşadığı zamanlarda bilim ne kadar ileri olduğunu açıkçası tam eleştiremiyorum.). Bence hayatta bir kez okunması gereken bir kitap. Karakteri kesinlikle tanımanızı tavsiye ederim. Şuan'a kadar tanıştığım en ilginç karakterlerden biri ve iyi yada kötü diye bir karara varamadığım bir karakter.
128 syf.
·1 günde
Oktay Rifat ismini çok iyi bilsem de tanışma kitabım 'Bir Aşka Vuran Güneş' oldu. Ve ben bu tanışmadan yeterince keyif aldım.

Ancak, genel itibariyle şiirleri tekerleme tadında, gayet keyifli ama derinlikten yoksun.

Okurken yüzümde sürekli bir gülümseme vardı ama 'işte bu' dediğim şiir olmadı. Yani kalbime dokunmadı. Bu yüzden etkileyici bulmadım.

Ve neden bilmiyorum, kitabı kapattığımda dilime bir şarkı dolandı Sezen'den: 'Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir.' :) Bu şarkı puanımın neden beş olduğunu açıklıyordur sanırım.

Keyifli okumalar... :)

Yazarın biyografisi

Adı:
Oktay Rifat
Tam adı:
Oktay Rifat Horozcu
Unvan:
Türk Şair, Oyun Yazarı ve Romancı
Doğum:
Trabzon, Türkiye, 10 Haziran 1914
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 18 Nisan 1988
Oktay Rifat (d. 10 Haziran 1914, Trabzon – ö. 18 Nisan 1988, İstanbul), Türk şair, oyun yazarı ve romancı.

Türk Şiiri’nin en büyük isimlerinden birisi kabul edilir. Orhan Veli ve Melih Cevdet'le birlikte Garip Akımı'nın kurucularındandır. 1955 yılından itibaren İkinci Yeni adlı şiir akımına yönlenmiştir. Şiir dışında roman ve oyun türlerinde de çok başarılı eserler vermiştir.

Yaşamı
10 Haziran 1914'de Trabzon'da doğdu. Babası, o doğduğu sırada Trabzon valisi olan şair ve dilbilimci Samih Rıfat, annesi Hasan Enver Paşa’nın kızı Münevver Hanım’dır. Pek çok sanatçı ve yazar içeren bir ailede yetişti. Büyük dedesi Macar Hurşid Bey, hem Türk hem batı müziği konusunda donanımlı bestekardı; dedesi Albay Hasan Rıfat Bey şiir ilgilenirdi amcası Ali Rıfat Bey değerli bir udî ve besteci, annesinin teyzesinin oğlu Ali Fuat Bey cumhuriyet devrinin ünlü asker ve siyaset adamı, teyzesi Celile Hanım bir ressam, teyzesi Celile Hanım’ın oğlu Nazım Hikmet ünlü bir şairdir.

Ortaöğrenimini 1925-1932 yıllarında Ankara Erkek Lisesi'nde yaptı. Bu okulda ünlü şair Ahmet Hamdi Tanpınar’ın öğrencisi oldu, ilk şiirlerini kaleme aldı ve ileride birlikte Garip Akımını kuracağı arkadaşları Melih Cevdet ve Orhan Veli ile tanıştı. Üç arkadaş, okul bünyesinde “Sesimiz” adlı dergiyi çıkararak şiirlerini yayımladılar.

1932-1936 yılları arasında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne yüksek öğrenim gördü. Edebiyata olan ilgisi ve yazma tutkusu yükseköğrenimi sırasında da devam etti. Mezun olduğu yıl, arkadaşları Melih Cevdet ve Orhan Veli ile birlikte geliştirdikleri yeni bir yazın tekniği ile kaleme aldığı şiirleri Varlık Dergisi’nde yayımlanmaya başladı.

1937 yılında Devlet sınavını kazanarak Maliye Bakanlığı hesabına Siyasal Bilgiler öğrenimi görmek üzere Paris'e gönderildi. Paris’te bulunduğu dönemde yalım bir söylemi ve bağımsız düşünceleri savunan Fransız şiirini kendisine yakın buldu ve ondan ilham aldı. Üç yıl sonra II. Dünya Savaşı nedeniyle, orada yaptığı doktora çalışmasını tamamlayamadan 1940 yılında Türkiye'ye döndü.

Paris’ten döndükten sonra bir süre Maliye Bakanlığı'nda , daha sonra Matbuat Umum Müdürlüğü (Basın Yayın Genel Müdürlüğü)'nde çalıştı. Ardından Ankara’da serbest avukatlık yaparak yaptı. Bu arada 1941 yılında Orhan Veli ve Oktay Rıfat ile edebiyat dünyasında büyük tartışmalara sebep veren “Garip” adlı şiir kitabını yayımladı. Şiirlerini "Yaşayıp Ölmek, Aşk ve Avarelik Üstüne Şiirler"(1945), "Güzelleme"(1945) ve "Aşağı Yukarı"(1952) adlı şiir kitaplarının yanısıra "Aile" (1947), Orhan Veli tarafından çıkarılan "Yaprak (1949-1950) ve "Yeditepe" (1951-1957) gibi dergilerde yayımlamayı sürdürdü[2]. 1954 yılında yayımladığı “Karga ve Tilki" adlı şiir kitabıyla, Yeditepe Şiir Armağanı'nı kazandı.

1955 yılında İstanbul'a yerleşerek avukatlığını sürdürdü. Aynı yıl yayımladığı “Perçemli Sokak” adlı şiir kitabının önsözü tartışmalara neden oldu. Bu kitap ile İkinci Yeni adı verilen şiir anlayışına yöneldi. 1958 yılında "Aşık Merdiveni" adlı şiir kitabını yayımladı. 1961 yılından itibaren avukatlık mesleğini Devlet Demir Yolları'nda sürdürdü ve 1973 yılında emekli olana dek bu kurumda çalıştı.

1960’lı yılların başında Latin ve Yunan ozanların mitoloji kitaplarının Türkçe çevirilerini yaptı. 1969 yılında yayımladığı “Şiirler” adlı kitabıyla Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü’nü aldı. Bu tarihten sonra tiyatro ve roman çalışmalarına ağırlık verdi. "Oyun İçinde Oyun", "Zabit Fatma'nın Kuzusu", "Atlar ve Filler", "Yağmur Sıkıntısı","Kadınlar Arasında", "Birtakım İnsanlar" ve "Çil Horoz” adlı oyunları kaleme aldı ve her biri sahnelendi . Arkadaşı Melih Cevdet ile “Kıskançlar” adlı oyunu kaleme aldı. 1976’da ilk romanın “Bir Kadının Penceresi’nden” yayımlandı. 1980’de “Danaburnu” kitabıyla Madaralı Roman Ödülü’nü kazandı. Aynı yıl “Bir Cigara İçimi” adlı şiiri Sedat Simavi Vakfı Ödülü’nü, 1984 yılında "Dilsiz ve Çıplak” kitabıyla Behçet Necatigil Şiir Ödülü’nü aldı.

Fransızca çevirmeni Sabiha Rıfat ile evli olan Oktay Rıfat, yazar, çevirmen ve şair Samih Rıfat’ın babasıdır. Son günlerine dek eser vermeyi sürdüren sanatçı, “Yağmur Sıkıntısı” adlı oyununu tamamladıktan sonar 1988 yılında İstanbul’da hayatını kaybetti. Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi.

Yazar istatistikleri

  • 102 okur beğendi.
  • 493 okur okudu.
  • 5 okur okuyor.
  • 639 okur okuyacak.
  • 8 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları