1000Kitap Logosu
Ömer Faruk Akün

Ömer Faruk Akün

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.5
11 Kişi
70
Okunma
2
Beğeni
840
Gösterim
Tam adı
Prof. Dr. Ömer Faruk Akün
Unvan
Edebiyat Tarihçisi, Yazar, Akademisyen
Doğum
5 Nisan 1926
Yaşamı
Ömer Faruk Akün (d. 5 Nisan 1926, İstanbul), edebiyat tarihçisi, yazar ve eski bir akademisyendir. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nden mezun oldu. Daha sonra İstanbul Üniversitesi'nde çalışmaya başladı. Yeni Türk edebiyatı üzerinde çalışmalarıyla tanındı. Nâmık Kemâl’in Mektupları ve Türk Dili Karşısında Türk Münevveri kitaplarının yazarıdır
Deryaོ⠀⠀⠀ ོ
Divan Edebiyatı'ı inceledi.
184 syf.
·
1 günde
·
Puan vermedi
Divan Edebiyatı ekseninde gelişen bir eser. Bu gelişimin merak edilesi yanlarını, didaktik satırların yoğunluğu ile yoğurarak bizlere sunuyor. Ders kitabı özelliklerinden farklı olarak tekdüze veya boğuculuktan sıyrılmış bir eser... Divan Edebiyatı:ölçüsü, sahası, çıkış meselesi, nazım şekilleri,şekillerin tipolojisi,aşk, sevgili tipi, estetik gibi birçok başlıkta tüm merakınız giderecek satırlar mevcuttur. İyi Okumalar.
Divan Edebiyatı
Okuyacaklarıma Ekle
8
Abdi
Divan Edebiyatı'ı inceledi.
Divan edebiyatı ya da daha isabetli tabirle klasik türk edebiyatı (s. 18) islamî bir devrin edebiyatı olmakla beraber (s. 20), islamî bir edebiyat olduğundan bahsetmek (yazar aksi görüştedir s. 148) pek mümkün değildir. Aksi yöndeki kanının sebebi bir çok şairin mutasavvıf olmamasına rağmen tasavvufi tabirleri kullanmaktan çekinmemesidir. (s. 152) Batı edebiyatı ile kıyaslandığında divan edebiyatının farklı yönleri tebellür etmektedir. Her şeyden önce 600 yıl süren bir sanat akımı / edebiyat yapma şekli batıda mevcut değildir. (s.41) Şekil unsurları açısından, gazellerin beyit beyit kendi içinde güzelliği hedeflemesi, bütünlük kaygısı hissetmemesi Batı'ya yabancıdır. Yazara göre parçaya değil bütüne önem veren Şark estetiğin bir sonucudur bu. (s. 93) Konu olarak ise batı edebiyatındaki "amor courtouis"(courtly love/yüksek zümre aşkı) ile divan edebiyatındaki aşk arasında bir benzerlik bulunmaktadır. Bununla beraber divan edebiyatındaki konu Batı edebiyatındaki "amour courtouis" kavramından iki hususta ayrılmaktadır: 1) Karşılıksız bir aşk olması, 2) Aşık ile maşuk arasında bir sosyal statü farkı olmaması (129, 130) Divan şiiri, her şeyden önce ağır bir Türkçe ile yazılır. Bu hem içinde bulunulan kültür havzasından hem de Türkçe'nin başlarda aruza elverişli bulunmamasından dolayı yabancı kelimelerle zenginleştirilmesinden kaynaklanır. Türkçe'nin elverişsizliği konusunda en çok şairler yakınmış, Hoca Ahmed, Süheyl ü Nevbahar'da Türkçe'yi aruza sokmaya çalışırken vücudunun yarısının eridiğini söylemiştir. (s. 68) Divan şiiri her şeyden önce bir disiplin şiiridir. Yani genel anlamda, konu anlamında ve şekil anlamında çeşitli sınırlamalar içermektedir. Bu yola giren şair, geleneği ikinci tabiatı haline getirecektir. Onlar gibi düşünüp, onlar gibi ifade edecek, hayatında ağzına içki koymamış şair meyi övecek, şeyhülislam olan şairler ise şiirlerinde meyhaneden çıkmayacaktır. (s. 127) Şekil anlamında da bazı türler bazı konularla özdeşleşecektir. Rubai genel olarak düşünce şiiri olması yahut (s. 87) kasidenin genellikle bir maksada yönelik yazılan bir tür olması gibi. Kaside medh etme maksadından dolayı zamanla methiye olarak da anılmıştır. (s.98) Divan edebiyatı ayrıca bir mazmun edebiyatıdır. Mazmun, "biri söylenince ötekilerin de zihinde ve ifadede onun ardı sıra bulunan motifleri" ifade eder. (s. 155) Bu mazmunlara bağlılık o kadar yüksektir ki, iyi bir programlama ile bilgisayarda vasat divan şiirleri üretilebileceği düşünülebilir. Yazarın zevkle bir kaç kez alıntıladığı Ali Cemaleddin, Aruz-ı Türki adlı eserinde "Çünkü erbab-ı sühan, inşâd-ı nazm ü nesirde münasebet ve müşabehet arayıp o yolda sarf-ı mezamin eylediler. Yani her nerede 'gül' zikrettiler ise akabinde 'bülbül' getirdiler." demiştir (s. 157). Bu alıntı klasik dünya görüşünün geçmişin hakikati temsil ettiği, ondan uzaklaşılırsa hakikatten de sapılacağı kanaatini çok iyi yansıtmaktadır. Mazmunların anlaşılması için genel divan şiiri sistemine hakim olunmalı, üstüne Kur'an-ı Kerim, hadis, kelam, İslam tarihi, İran mitolojisi ve astronomi dahil olmak üzere Ortaçağ ilimlerinde külli bir kavrayış gerekmektedir. (s. 162) Divan şairinin aradığı şey modern şairden farklı olarak konudaki orjinallik değil, teşbihteki/mazmundaki orjinalliktir. (s. 160) Divan edebiyatının genel konusu 'aşk'tır denilebilir. Bu aşk öncelikli olarak tasavvufun aşk anlayışı olarak ortaya çıkmıştır. Bu konuyu şiire taşıyan on ikinci yüzyıldaki İranlı şairlerdir. (145-146). Özellikle bu kültürün tasavvuf içinde Mevlevilik kanalıyla kendini inşa etmesi, İranî kaynakla irtibatı açısından dikkat çekilecek bir noktadır. Ancak bu aşkın mahiyetinin daha detaylı ele alınması lazımdır. Bu aşkta, maşuk daima, acı çektirmekten hoşlanır. Araya mesafe koyarak, yüzünü göstermez. Daima nazlanır. "Maşukun ortada olmayan varlığının yerini almış hayaliyle yetinmek, teselli olduğu kadar bir olgunluğa yükseliş mertebesi de olur."(s. 130) "Sonunda bütün sızlanışlar, divan şiirinin aşk adabında, cefaya tahammül felsefesi içinden aşığın böyle stoik bir davranış seviyesine yükselişine varır." (s. 133) Burada şiirin geliştikçe ana akım tasavvuftan bağımsızlaşıp, bir hayat görüşünü yansıtan bir araç haline geldiğini gözlemliyoruz. Bu noktada şöyle bir tespit yapılabilir. Divan şiirinin gelişmekte olduğu yıllar aynı zamanda büyük savaş ve toplumsal değişimlerin de yaşanıldığı yıllardır. Misal olarak, doğan her on çocuktan sadece dörtte birinin hayatta kaldığı, savaşa gidenin dönmediği yıllardır bu yıllar. Dolayısıyla ortaya çıkan bu acılara sabretmenin bir erdem olarak telakki edilmesi, üstüne bu acıların hiç geçmeyeceğinin vurgulanması bu şiirin gizli saikidir diyebiliriz. Aksi halde muayyen bir gaye olmaksızın sürekli acı çekmek isteyen ve acı çekmeyi öven bir edebi akımı mazoşist olarak nitelemek kaçınılmaz olacaktır. Maşuk tipini tarif ederken yazar yeni bir tez ileri sürmüştür. Buna göre halife ordusundaki Türk gulamlarından Arap ve Farslar çok etkilenmiştir. Bunun sonucunda güzellik ideali olarak onların gözleri, ağızları ve hareketleri tasvir edilmiştir. Bu gulamların aynı zamanda asker ve öfkeli olmaları da tasvirlerde silah tasavvuruna bağlı kan dökücü motifler kullanılmasını doğurmuştur. (s.136) Ancak yazar şiirde maşukun erkek olmasının manevi sebeplerinin de olduğunu açıklayarak; "İlahi aşka, cismani zevk ve nesli idame ettirmek gibi madddî unsurların karışmadığı bir aşkla erişilebilir" (s. 146) olduğunu belirtmiştir. Bunun yanında sosyolojik bir analiz de eklemiş "geçmişte cemiyetin, kadına karşı erkeğin duygularında aleniyete müsaade etmeyen ahlaki zihniyeti dolayısıyla, kendisine olan aşkın terennüm edildiği şiirlerde, kadının genç erkek hüviyetinde kamufle edilmesi yolunun seçilmiş olması durumunu da göz ardı etmemek yerinde olur." (s. 152) demiştir. Yazarın aktardığına göre "Semantik seyri içinde zamanla Türk sözü "güzel insan" ve "sevgili" ile eş manada mecazi bir kavram haline gelmiş, insandaki ideal fizik güzelliği ifade eden bir ölçü teşkil etmiştir." (s. 143) Özellikle bu noktada İsmet Özel'in Türk kavramını semantik bağlam içinde müslüman ile özdeşleştirmesi tezine karşı güçlü bir argüman durmaktadır. Batı için Türk her ne kadar müslümansa, doğu için de bir güzellik objesi olarak telakki edilegelmiştir. Dolayısıyla İsmet Özel'in de Türk kavramını konumlandırışı, her ne kadar kendisi bundan kaçınıyor olsa da, batı-merkezci bir yaklaşımın sonucu olarak görülebilir.
Divan Edebiyatı
Okuyacaklarıma Ekle