Ömer Lütfi Mete

Ömer Lütfi Mete

Yazar
7.9/10
439 Kişi
·
1.468
Okunma
·
244
Beğeni
·
12905
Gösterim
Adı:
Ömer Lütfi Mete
Unvan:
Gazeteci, Öğretmen ve Yazar
Doğum:
Rize, 7 Temmuz 1950
Ölüm:
İstanbul, 18 Kasım 2009
1950 yılında Rize’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini burada tamamlarkan özel olarak dini eğitim gördü. Bir süre Kuran Kurslarında hocalık yaptı. Rize Ülkü Ocakları Başkanlığı yaptı. 1970 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne girdi. Aynı dönemde Babıali’de Sabah gazetesinde basın hayatına atıldı. 1972 yılında İktisat Fakültesi’nden ayrıldı. 1973 yılında Atatürk Eğitim Enstitüsü’ne girdi, 1976’da mezun oldu. Kısa süre edebiyat öğretmenliği yaptıktan sonra tekrar gazeteciliğe döndü. Ortadoğu, Tercüman, Türkiye, Yeni Binyıl, Ayyıldız, Sabah ve Bugün gazetelerinde ve Türk Edebiyatı, Boğaziçi dergilerinde yazdı, Çağrışım dergisini çıkardı. Senaryo çalışmaları yaptı. Anap ve MHP’den milletvekili adayı oldu, seçilemedi. 18 Kasım 2009 tarihinde İstanbul'da vefat etti.
Her gece bir başka güzel kemendine
Bir olur kopmanla yapışman
Her sabah bir başka külfetsin kendine
Her vuslatta bir başka pişman...
Ömer Lütfi Mete
Sayfa 93 - Timaş
Ey kuru ilim uğrama dilime
Yetsin bu cana bir âşık kelime
Edin kara cübbemi lime lime
Baştan makaslandım
Müjdeler olsun...
Ömer Lütfi Mete
Sayfa 122 - Timaş
Uçurumun kenarındayım Hızır
Gülce bir davet
Mecaz değil
Maraz değil
Gülce bir afet
Peri değil
Huri değil
Gülce beyaz sihir
Gülce ölümcül naz
Buram buram zehir
Yar yüzünde infaz

Bir gamzelik rüzgâr yetecek
Ha itti beni, ha itecek
Güzelliğin zulme çaldığı sınır
160 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Yıl 1999’u gösterdiğinde Osman Sınav yönetmeliğinde bir fragman yayınlandı, dönemin özel televizyon kanalında… Tamda istediğimiz gibiydi “Askerler nizamı biçimde giyinmiş, bir cadde üzerinde pusuya düşüyor ve şehit ediliyordu, bir otobüsten ise Haydarinna Rinanay sountrack efektiyle beraber, dönemin delikanlısı giyim tarzlı olan beyaz gömlek ve siyah kumaş pantolonlu yağız delikanlı, yerlerde yatarak, sağa sola kendini siper ederek pusu kuranları alaşağı ediyordu. Sonraları adının Yusuf Miroğlu olduğunu ve yasalarını öğrendik. O günden sonra Miroğlu yüzüğü, Miroğlu kemeri, Miroğlu tabancası ve paltosu, hele ki diziye destekleyici olan bir otomobil markası olan Nissan ve onun jipi vardı ki her binen kendini Miroğlu diye sağa sola atar olmuştu.”

Güzel yıllardı o vakitler, pazartesi günleri ise Deliyürek günüydü. Kurgu ve yapılanları tasvip etmesem de edebi hikâyeler anlatan Kuşçu karakteri vardı, sonra ise dizinin sountrackı olan Yiğidi Gül Ağlatır türküsü, hepsi güzeldi. İşte o vakitlere dayanır bizim Ömer Lütfi Mete ile tanışıklığımız. Gerçi Gülce’yi duyduktan sonra asıl perçinlenen ve ezberlememe sebep olan şiiri görecektim, daha vakit vardı.

“Yarıldı toprak, kalkalım artık gönül
Tamamdır bu bağda vuslat ihtimalimiz”

Bu tarz dizi, film, müzik ve benzeri tarzlarda bir sanatçıyı anmak ve keşfetmek, ben ve hocam için utanç kaynağıydı ki bir kere aşırı derece kızmıştı. Ben ona farklı bir şey söyleyecekken İbrahim Sadri ve Ihlamurlar Çiçek Açtığı zaman dediğimde beni kovmuştu. Ben ise İbrahim Sadri’nin şiiri popüler kültüre daha çok hitap eden bir yolla okura ulaştırdığı için; şiir yazan kişilerden ve kitap üzerinde okurun az olması sebebiyle, Bahaettin Karakoç ismi anılmazken İbrahim Sadri daha popüler olmuştur diyecektim, diyemedim.

“Yiğidi gül ağlatır gam öldürür
Nice namert ava çıksa
Tuzak kursa kurşun atsa
Yiğidi çökertmez kahır
Bir dem yar hüzünle baksa”

Ömer Lütfi Mete Rize doğumlu ve milliyetçiliği damarlarında harıl harıl taşıyan bir yurdum insanıdır. Birçok kitap ve dergilerde sayısızca yazılara imza atmış, iyi bir edebi kişilik elde etmiştir. On yıla yakın bir süre önce ise yaşamını yitirmiştir.

Gülce ise yazarın naçizane şiir kitabıdır. İzlek olarak kitabın arka sayfasında yazan “…leylaya, Mevla’ya ve dünyaya dair şiirler…” alıntısı yaparsak sanırım daha hâkim bir düşünce belirir akıllarımızda. Tür olarak kitap içerisinde şiirin her çeşidini bulmak neredeyse mümkün, kıvrak ve yerinde kelimeler ile onları tamamlayan harika dizeler bir mimar edasıyla harf harf, hece hece dizilmiş esere. Tabi benim için en şiiri soracaksanız eğer “Gülce” adlı şiirden asla vazgeçmem. Benim için önemi ve manası asla tartışılmayacak seviye de bir şiirdir.

Timaş Yayınları’ndan çıkan kitap üç bölüm – Leyla Bahsi, Dünya Bahsi, Mevla Bahsi – ve 82 adet şiirden olmaktadır. Elimdeki kitap 5. Basım olduğu için kapak resmi değişik; sade bir gri rengin üzerine kitap ismi, yazar ismi ve bir tane gül dalı kondurulmuş, her halinden şiir kitabı olduğu belli olacak şekilde dizayn edilmiştir. Kitap içerisinde herhangi bir kusur yoktur, tek sorun ise dört dizeye bir sayfa ayırmaları olmuştur. Tasvip etmediğim hususlardan birisidir. Şair adam kâğıtları hunharca kullanmamalı.

“Saniyeler gözlerimde birer can
Her saniyede bir can veriyorum”

Sözün özü; her gönüle hitap edebileceğini düşündüğüm bir dizeler topluluğudur, kesinlikle okunulası ve tavsiye edilesidir.

Sevgi ile kalın.
160 syf.
·Beğendi·10/10
Uçurumun kenarındayım hızır şiiri hüzün yağmurlarıyla beni benden aldı.Okumanızı tavsiye ederim mükemmel ötesi bir eser Ömer Lütfi Mete'yi anmış oldum Allah rahmet eylesin...!

Uçurumun kenarındayım Hızır
Ulu dilber kalesinin burcunda
Muhteşem belaya nazır
Topuklarım boşluğun avucunda
Derin yar adım çağırır
Dikildim parmaklarımın ucunda
Bir gamzelik rüzgâr yetecek
Ha itti beni, ha itecek
Uçurum kenarındayım Hızır
Civan hazır
Divan hazır
Ferman hazır
Kurban hazır
Ömer Lütfi Mete'den leylaya, Mevla'ya ve dünyaya dair şiirler...
(Tanıtım Yazısından)
160 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Yalan dünya
Yürek yakan, yürek söndüren
Yara dönen, yardan döndüren
Yalan dünya...

Gulce şiirini ilk kez Serdar Tuncerin sesinden dinlediğimde o kadar çok etkilenmiştim ki...
Bu kitabı da bu şiir yuzunden aldım ve iyiki de almisim. Kitapta ayri ayrı o kadar güzel siirler var ki...
Mekanın cennet olsun Ömer Lutfi Mete...
168 syf.
·Puan vermedi
Ömer Lütfi Mete'nin yadiğarı hikayeler ve şiirlerle süslü bir kitap.Oğlunun babasının anısına düzenlediği,Kuşçu hikayelerinin yer aldığı bir eser.
Kitap ,mistik ,özgün hikaye ve şiirlerden bir demet sunuyor.Keyif ile okumuştum.Sakinlige ihtiyaç duyduğunuz da rahatlıkla okuyabileceğiniz bir eser...
183 syf.
"Ulusal ve uluslararası birçok konu da, çok mantıklı, kimi zaman net hedef göstererek, kimi zaman daha açık ifadelerle son yarım yüzyılı etkileyen olaylar üzerinden yapılan değerlendirmelerle dolu, güzel bir eser olmuş. Kafamda ki bir çok soruyu aydınlattığı için emeği geçen herkesin emeğine kalemine sağlık.
Özellikle Köy Enstitüleri ile ilgili hiç tahmin etmediğim hakikat, yada bize dayatılan bilginin ne kadar yanlı olduğunu öğrenmek beni gerçekten etkiledi.
160 syf.
·3 günde·Puan vermedi·
Bazen bir mısranın gücü onlarca sayfa düz yazıya bedeldir. Bu sebepledir ki şairler toplumları harekete geçirmekte hep çok önemli rol oynamışlardır. Şiir yazmak Allah vergisi bir ilham gerektirdiğinden, birçok topluluk tarih boyu şairlere özel ihtimam göstermiş onlara saygı duymuştur. Türk Milliyetçiliği fikrinin kutup yıldızlarına baktığımızda da büyük kısmının şair olduğunu yahut da az yazmış olsa bile etkili şiirlere imza attığı gerçektir. Namık Kemal, Mehmet Emin Yurdakul, Ziya Gökalp, Nihal Atsız, Yahya Kemal, Arif Nihat Asya, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, Osman Yüksel Serdengeçti… Şeklinde uzatabileceğimiz listede yer alan Türk Milliyetçiliğinin mümtaz şahsiyetlerinin önemli bir kısmı şairlik hususiyetiyle millet tarafından benimsenmiştir.

Yıllar içerisinde Türk Milliyetçiliği fikri ne yazık ki ilahi takdir gereğini bir bir şairlerini uhrevi âleme yollamış belki de bununla doğru orantılı olarak heyecanı hissedilir ölçüde düşmüştür. İşte 80 öncesinin fırtınalı günlerinde, o toz dumanın arasında Milliyetçi camia adına sanat yapmaya çalışan insanlardan biri olan Ömer Lütfi Bey de az şiir yazmış olmasına rağmen, her daim iyi bir şair olarak hatırlanacaktır. Birçok Ülkücü yayın organında sanat yönetmenliği ve benzeri görevler alarak aktif bir şekilde Türk Milliyetçiliği hareketinin içerisinde yer alan Ömer Lütfi Bey yıllar sonra sinema ve televizyon dünyasına da adım atmış, bu işin Türk değerlerine saygılı biçimde hem de kaliteli yapılabileceğini göstererek bu alanda Türk Milliyetçilerinin önünü açmıştır.

Şairliğine ve yegâne şiir kitabı olan ‘Gülce’ye dönecek olursak; Ömer Lütfi Bey’in Mevla’ya, Leyla’ya ve Dünya’ya dair yazdığım şiirleri topladım dediği bu eserinde, vatan ve Allah sevgisiyle dolu bir yürekte kopan fırtınaların kelimelere dönüşmüş haline tanıklık edeceksiniz. İçindeki şiirlerden ‘Yiğidi Gül Ağlatır ’ve ‘Yaram Yarimdir’i Ömer Lütfi Bey’in senaristliğini yaptığı Deli Yürek dizisinden bestelenmiş halleriyle hatırlayacaksınızdır. (Bu arada Kurtlar Vadisi’nde Memati karakterinden uzun süre dinlediğiniz ‘Bu Şehir Girdap Gülüm’ isimli parçanın sözleri de kitaptaki şiirlerden biri.)

Yine kitaba adını da veren ‘Gülce’ Türk şiirinde zirve noktalardan biridir. Kitaptaki en ilginç ve etkili şiirlerden biri ise 12 Eylül sonrasında Mamak’ta ve çeşitli cezaevlerinde işkence gören Ülkücü Gençler için yazılmış ‘Gülün Bittiği Yerde’dir. (Ömer Lütfi Bey benzer temalı bir romanı olan ‘Çığlığın Ardı Çığlık’ eseriyle de Ülkü Ocakları’nın 12 Eylül Zulmü konulu yarışmasını kazanmıştı.)

Gülün Bittiği Yerde şiiri yönetmen İsmail Güneş’e de ilham kaynağı olmuş; işkence gören bir gencin hikâyesini anlattığı, Cüneyt Arkın’ın da rol aldığı, filme adını vermişti. Yine film müziği olarak kullanılan Ömer Lütfi Bey’in ‘Gülün Bittiği Yerde' eseri ise Haluk Levent tarafından bestelenerek seslendirilmiştir. Bu hacmi küçük ama etkisi yanardağ misali kitabı kütüphanenizden eksik etmeyin…

“Sana gelemem gülüm gelemem
Sıyrılamam artık izlerinden
Doğrulamam gülüm yürüyemem
Paletler geçiyor dizlerimden
Sana gelemem gülüm gelemem gelemem
Düşlerin olurum düşmanın olurum gelemem
Gülün bittiği yerde içerdeyim
İşkenceler perde perde ne hallerdeyim
Sana gelemem gülüm gelemem
Sarpa sardım kendi izlerimden
Kement atsam yine çekilemem
Çivilendim gülüm gözlerimden
Sana gelemem gülüm gelemem gelemem
Düşlerin olurum düşmanın olurum gelemem
Gülün bittiği yerde içerdeyim
İşkenceler perde perde ne hallerdeyim”
208 syf.
·4 günde·7/10
Genel olarak kuresel sermaye, Imf, cfr gibi kuruluşların aktivite ve amaclarini, Opus dei, tapinak sovalyeleri , masonlar gibi bazi orgutlerin faaliyet ve amaçlarını, Medya ve basin ve reklam üçlemesinin birbirilerine nasil bagli olduklarını, Dünyayı yönettiğini sanan fakat kaos ve problemden baska bir etkilerinin olmayisini, yakin tarihte Türkiye ve dunyadaki siyasal olaylarda yer alan bazi insanlarin durumlarini söyleşi olarak anlatan fakat kesin bir yargıdan cok ihtimal ve öngörülerle kişisel düşüncelerini ifade eden bir kitap... Okumadan önce yakin tarih ile ilgili az da olsa bir altyapiniz olmasini tavsiye ederim.Aksi takdirde olayları ve terimleri birbirileriyle bagdastirmaz zor olabilir...
168 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Hep kitaplar film olacak değil ya, bu seferde film kitap olsun... 2000 li yılların efsane dizisi "Deli Yürek" dizisini izleyenler hatırlayacaklardır, dizide kuşçu adında bilge bir karakter vardı. İşte bu kuşçu abimizin konuşmalarını hep Ömer Lütfi METE hocamız yazmış dizinin senaryosunda görev yapmış. Bunun üzerine oğlu Ali Buhara METE babasının anısına 15 yıl sonra bilge kuşçu'nun diyaloglarını derlemiş, toplamış ve bu kitabı oluşturmuş. Çok hoş bir kitap olmuş tüm diyaloglar bilgece ve düşündürücü. Kitabı okuduktan sonra diziyi izlemediyseniz izleme isteği doğuyor. Okumanızı tavsiye ederim.

İyi okumalar...
192 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Bu sefer Ömer Lütfi Mete'nin bir romanını okudum. Asker ile Cemre'yi şu ana kadar okuduğum romanlarla kıyaslamam gerekirse kurgu olarak bir hayli farklı olduğunu söyleyebilirim.
Olaylar şehit torunu Ali Osman ve zengin bir ailenin kızı olan Cemre'nin aşkı etrafında şekilleniyor.
Ali Osman annesiz babasız ve dindar bir çevreye mensup, çok güzel sesli bir hafızdır. Cemre ise zengin ve pek de dindar olmayan bir ailenin temiz kalpli, dinî hassasiyet sahibi güzel kızıdır. Bu ikisinin tanışma vesilesi ise çocukları ve torunlarının dinî yönlerini güçlendirmek isteyen babaanne Cevher Hanım'dır.

Açıkçası kitabı, sonuna gelene kadar pek sevemedim. Çünkü empoze edilmeye çalışılan görüş hiç desteklemediğim türden. Mantıksız
bulduğum noktalara gelirsek: Babası İsmet Paşa'ya taraftar olan bir kadının illâki ahlâkî yönden zayıf mı olması gerekir? Bu zayıflık onu oğlu yaşında bir erkeğe sulanacak hatta saldıracak kadar ileri mi götürür? Açıkçası bu sahne güya ibret verici olan ve çeşitli cemaat çevrelerine ait saçma sapan dinî kitaplaedaki uyduruk hikâyeler gibi.
Üstelik %90 küsürü Müslüman olan bir ülkede yetişkin bir genç kızın hangi hâllerde Kur'an'a dokunmaması gerektiğini bilmemesi ne kadar mümkün?
Kitaptaki bu iki olay oldukça yapay. Bir kesimin diğerine dinî yönden kibirli ve üstten bakışının kanıtı.
Kitaptaki asker lakaplı Ali Osman karakteri vatanî görevini yaparken komutanının sesi güzel diye ona istemediği hâlde şarkı okutması da mantıksız. Müslüman Türk ordusunun hiçbir subayının bir hafıza zorla şarkı okutturacağını sanmıyorum. Her tugayın yani askerî birliğin içinde bir cami ya da mescid vardır ve bu kişiler orada kendi vazifesini yapar. Askeriyede şarkı söyleyecek tonla insan vardır zaten.
Bunlar bir kesimin kendini en iyi Müslüman sanan kibrinden kaynaklı hayaller.
Ali Osman'a istihbaratçılık teklif edilmesi de ayrı bir çarpıklık. Böyle bir teklifin bir cemaatin en sağlam müridine yapılması mantıklı durmuyor. Bu olay baştan sona çiğ duruyor.
Romanın en sevdiğim yanı en sonu oldu. Gerçek dindarlık ve İslâm satıcılığının ayrılması hoş, ancak bu son ve içerik biraz çelişiyor gibi geldi bana.
Kısacası romanın savunduğu tez bana göre değil. Bu kitapta verilen tezin edebîliğin önüne geçtiğini düşünüyorum.
Bu kitaptan sonra Ömer Lütfi Mete'yi romanlarıyla değil de şiirleriyle sevmeye devam edeceğim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ömer Lütfi Mete
Unvan:
Gazeteci, Öğretmen ve Yazar
Doğum:
Rize, 7 Temmuz 1950
Ölüm:
İstanbul, 18 Kasım 2009
1950 yılında Rize’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini burada tamamlarkan özel olarak dini eğitim gördü. Bir süre Kuran Kurslarında hocalık yaptı. Rize Ülkü Ocakları Başkanlığı yaptı. 1970 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne girdi. Aynı dönemde Babıali’de Sabah gazetesinde basın hayatına atıldı. 1972 yılında İktisat Fakültesi’nden ayrıldı. 1973 yılında Atatürk Eğitim Enstitüsü’ne girdi, 1976’da mezun oldu. Kısa süre edebiyat öğretmenliği yaptıktan sonra tekrar gazeteciliğe döndü. Ortadoğu, Tercüman, Türkiye, Yeni Binyıl, Ayyıldız, Sabah ve Bugün gazetelerinde ve Türk Edebiyatı, Boğaziçi dergilerinde yazdı, Çağrışım dergisini çıkardı. Senaryo çalışmaları yaptı. Anap ve MHP’den milletvekili adayı oldu, seçilemedi. 18 Kasım 2009 tarihinde İstanbul'da vefat etti.

Yazar istatistikleri

  • 244 okur beğendi.
  • 1.468 okur okudu.
  • 40 okur okuyor.
  • 1.197 okur okuyacak.
  • 19 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları