Ömer Seyfettin

Ömer Seyfettin

8.0/10
2.465 Kişi
·
19.863
Okunma
·
1.317
Beğeni
·
38.332
Gösterim
Adı:
Ömer Seyfettin
Unvan:
Türk Yazar, Öğretmen
Doğum:
Balıkesir, 11 Mart 1884
Ölüm:
İstanbul, 6 Mart 1920
Ömer Seyfettin (d. 11 Mart 1884 Gönen Balıkesir, – ö. 6 Mart 1920 İstanbul), Türk edebiyatının önde gelen hikâye yazarlarındandır. Asker, şair ve güçlü bir edebi yeteneği olan bir öğretmendir. Türk kısa hikâyeciliğinin kurucu ismidir. Ayrıca edebiyatta Türkçülük akımının kurucularındandır. Türkçede sadeleşmenin savunucusudur. Kısa ömrüne pek çok sayıda eser sığdırmıştır. 1884 yılında Gönende (Balıkesir) doğdu. Yüzbaşı Ömer Şevki Beyle, Fatma Hanımın ikisi küçük yaşlarda ölen dört çocuğundan birisidir. Öğrenimine Gönende bir mahalle mektebinde başladı. Ömer Şevki Beyin görevinin nakli dolayısıyla Gönenden ayrılan aile İnebolu ve Ayancık'tan sonra İstanbul'a geldi. Ömer Seyfettin, önce Mekteb-i Osmanîye, 1893 ders yılı başında da Askerî Baytar Rüştiyesine kaydedildi. Bu okulu 1896'da tamamlayarak Edirne Askerî İdadîsine devam etti. 1900'de İdadî'yi bitirerek İstanbul'a döndü. Burada Mekteb-i Harbiye-i Şahâne'ye başladı. 1903 yılında Makedonya'da çıkan karışıklık üzerine "Sınıf-ı müstacele" denilen bir hakla imtihansız mezun oldu. Ömer Seyfettin, mezuniyetten sonra piyade asteğmeni rütbesiyle, merkezi Selanik'te bulunan Üçüncü Ordunun İzmir Redif Tümenine bağlı Kuşadası Redif Taburuna tayin edildi. 1906'da İzmir Jandarma Okuluna öğretmen olarak atandı. Bu, Ömer Seyfettin için önemlidir; zira bu vesileyle İzmir'deki fikrî ve edebî faaliyetleri takip edecek ve bunlar içerisinde yer alan gençlerle tanışacaktır. Nitekim batı kültürünü tanıyan Baha Tevfik'ten Fransızca bilgisini artırmak için teşvik gördü; Necip Türkçüden ise sade Türkçe ve millî bir dille yapılan millî edebiyat konusunda önemli fikirler aldı. Ömer Seyfettin Ocak 1909'da Selanik Üçüncü Orduda görevlendirildi. Selanik'te çıkmakta olan Hüsün ve Şiir dergisinin ismi Akil Koyuncunun istek ve ısrarı üzerine Genç Kalemlere çevrildikten sonra 11 Nisan 1911'de Ömer Seyfettin'in Yeni Lisan isimli ilk başyazısı imzasız olarak yayımlandı. Genç Kalemler yazı heyetini oluşturanlar Balkan Savaşının başlaması üzerine dağılmak zorunda kaldı. Ömer Seyfettin yeniden orduya çağrıldı, Yanya Kuşatmasında esir düştü. Nafliyon'da geçen 1 yıllık esareti sırasında sürekli okumuştu. "Mehdi", "Hürriyet Bayrakları" gibi hikâyelerini bu dönemde yazdı. Hikâyeleri Türk Yurdunda yayımlandı. Esareti süresince gerek okuyarak, gerekse yaşayarak yazarlık hayatı için önemli olacak tecrübeler kazandı. Ömer Seyfettin 1913'te esareti bitince İstanbul'a döndü. 23 Ocak 1913'te Enver Paşanın organize ettiği Babıali Baskınına katıldı. Daha sonra askerlikten ayrıldı, yazarlık ve öğretmenlikle hayatını kazanmaya başladı. Türk Sözü dergisinin başyazarlığına getirildi ve burada Türkçü düşüncenin sözcülüğünü yapan yazılar yazdı. 1914 yılında Kabataş Sultanisinde öğretmenlik görevine başladı ve bu görevini ölümüne kadar sürdürdü. 1915'te İttihat ve Terakki Fırkası ileri gelenlerinden Doktor Besim Ethem Beyin kızı Calibe Hanımla evlenmiştir. Bu evlilik Güner isimli bir kız çocuğuna rağmen bozulunca tekrar yalnızlığına döndü. 1917'den ölüm tarihi olan 6 Mart 1920'ye kadar geçen zaman birçok acı ve sıkıntıya rağmen verimli bir hikâyecilik dönemini içine alır. Bu dönemde 10 kitap dolduran 125 hikâye yazdı. Hikâye ve makaleleri Yeni Mecmua, Şair, Donanma, Büyük Mecmua, Yeni Dünya, Diken, Türk Kadını gibi dergilerle Vakit, Zaman ve İfham gazetelerinde yayımlandı. Bir yandan öğretmenlik yapmayı sürdürdü. Hastalığı 25 Şubat 1920'de artınca yazar, 4 Martta hastahaneye kaldırıldı. 6 Mart 1920'de hayata gözlerini yumdu. Önce Kadıköy Kuşdili Mahmut Baba Mezarlığına defnedilir. Daha sonra mezarı buradan yol geçeceği veya araba garajı yapılacağı gerekçesiyle 23 Ağustos 1939'da Zincirlikuyu Mezarlığına nakledildi. En yakın arkadaşı Ali Canip Yöntem, onun hayatını ve mizacını anlatan, en kuvvetli hikâyelerini içeren Ömer Seyfettin ve Hayatı adlı bir kitap yazdı ve bu kitap 1935 yılında yayımlandı. Kısa bir süre sonra da bütün hikâyeleri bir kitap serisi halinde basılmıştır ve bu hikâyeler günümüzde de okunmaktadır.
Gülmenin sonu ağlamaktır… Vuslatın sonu hicran… Yazın sonu hazan… İkbalin sonu zeval… Hayatın sonu ölüm!
''Bu millet âlim değildir ama ariftir. Bu irfanı sayesinde pek çok şeyi okumuşlardan daha iyi sezer, fark eder ve bilir.'
Dadaruh çok durgundu. Pervin hüngür hüngür ağlıyordu.

– Niye ağlıyorsun? diye sordum.

– Kardeşin hasta.

– İyi olacak.

– İyi olmayacak.

– Ya ne olacak?

– Kardeşin ölecek! dedi.

– Ölecek mi?

Ben de ağlamaya başladım. O hastalandığından beri Pervin’in yanında yatıyordum. O gece hiç uyuyamadım. Dalar dalmaz, Hasan’ın hayali gözümün önüne geliyor “İftiracı! İftiracı!” diye karşımda ağlıyordu.

Pervin’i uyandırdım.

– Ben Hasan’ın yanına gideceğim, dedim.

– Niçin?

– Babama bir şey söyleyeceğim.

– Ne söyleyeceksin?

– Kaşağıyı ben kırmıştım, onu söyleyeceğim.

– Hangi kaşağıyı?

– Geçen yılki. Hani babamın Hasan’a darıldığı…

Sözümü tamamlayamadım. Derin hıçkırıklar içinde boğuluyordum. Ağlaya ağlaya Pervin’e anlattım. Şimdi babama söylersem, Hasan da duyacak belki beni bağışlayacaktı.

– Yarın söylersin, dedi.

– Hayır,. şimdi gideceğim.

– Şimdi baban uyuyor, yarın sabah söylersin. Hasan da uyuyor. Onu öpersin, ağlarsın, seni bağışlar.

– Pekala!

– Haydi şimdi uyu!

Sabaha kadar gene gözlerimi kapayamadım. Hava henüz ağarırken Pervin’i uyandırdım. Kalktım. Ben içimdeki zehirden vicdan azabını boşaltmak için acele ediyordum. Yazık ki, zavallı suçsuz kardeşim, o gece ölmüştü. Sofada çiftlik imamıyla Dadaruh’u ağlarken gördük. Babamın dışarıya çıkmasını bekliyorlardı.
Bu kitabı ben çok beğenmiştim. Zaten Ömer Seyfettin ismi bir referanstır. Çocuk kitabı olsa da konusu itibariyle herkesin okuyup gururlanması gerekir. Konumuz şöyle ki Avrupa hayranı Türk bir babanın bir Avrupalı kadından olma tamamen asimile olan çocuğunun kendi kendine Türk kimliğini bulmasıdır.
Bu kitap çocukluğumda okuduğum ve beni çok etkileyen bir kitaptı. Ama ben ilk okul sonda okumuştum. Galiba biraz ağır gelmişti bana. Yaşımdan da olabilir, belki de bünyeme fazladır bilemiyorum. Yine de unutulmaz bir kitaptı.
Biraz zor okudum. Bence bu kadar ağır yazmamalıydı. Ama bir de şöyle düşündüm, belki kendisi zor zamanlar geçirmiştir, haliyle bunlar da kitaplarına yansımıştır. İnsan hâli, olabilir...
Tabii ki Ömer Seyfettin'in hikayelerini çok önceden okudum ancak her kitap için geçerli olan bir durum var, her defasında farklı şeyler alırsınız kitaptan, şuan okuduğumda da daha farklı tatlar aldığımı söyleyebilirim.

Sade bir dil ve akıcı bir anlatımla kaleme alınan hikayeler, sanki karşınızda yaşlı bir dede oturmuş da başından geçenleri ya da şahit olduğu olayları anlatıyormus havası oluşturur. Sıkılmadan, yorulmadan okuyabileceginiz hikayeler sizi beklemektedir.
En fazla etkilendiğim hikaye "Hocanın Ölümü" hikayesi idi.

Okurken savaşlarda yer almış, esir düşmüş ve daha 36 sinda ölen bir yazarın kaleminden dökülenleri okuduğunuzu unutmayın....
Seçme hikayeler adlı kitabını büyük bir zevkle okudum. Gerek anlatımı gerek hikayeleri olsun hepsi de teker teker çok güzellerdi. Okumayanlara tavsiye ederim. Keyifli okumalar :)
Arkadaşlar tarihimizde bazı yazarlar vardır yerleri çok farklıdır. Kendileri toplumu çok iyi analiz etmiş ve bunu çok muazzam bi şekilde kitaplarında tahlil etmişlerdir. Hem ufkumuzu açmışlardır, hem de dimağlarımızı kuvvetlendirmişlerdir. İşte Ömer Seyfettin tam da böyle bir yazardır. Kitapları kesinlikle çocuk kitabı değildir. Herkesin rahatlıkla anlayabileceği 7'sinden 77'sine herkesin kendine pay çıkarabileceği tarzda hikayeleri ve anlatım üslubu vardır. Yardımlaşmayı, dostluğu, arkadaşlığı, sevgiyi, vatan sevgisini öyle çarpıcı bir şekilde anlatmıştır ki duygulanmamak elde değildir. Naçizane tavsiyem hem küçüklerinize hem büyüklerinize okutturun. Herkes alabildiğince nasiplensin.
Benim okuduğum bu kitap " Kent Yayınları 'ndan " olup başta " Perili Köşk " olmak üzere birkaç hikaye / öyküden oluşuyor.

Yediden yetmişe,kadın erkek,herkesin okuyabileceği ve istifade edeceği nitelikte bir eser olup,tavsiye eder, iyi okumalar dilerim.
Ömer Seyfettin’in Don Kişotu :) Mutlaka okumalısınız. 1918'den I. DünyaSavaşı'nın ortalarına kadar uzanan devrin romanıdır. Eserde Türkiye'de dönemin bilim, Türkçülük, köycülük, eğitim, felsefe vb. akımları ele alınmış ve bu akımların temsilcisi olan kişiler, adları değiştirilerek Efruz Bey'in kişiliğinde birleşmiştir.
Okuduğum kitap seçme hikâyeler gibiydi. İçerisinde 16 tane hikâye vardı. Bunlar:
Perili Köşk
Balkon
Diyet
And
Beyaz Lale
İlk Cinayet
Çakmak
Özgürlük Gecesi
Rüşvet
Tuhaf Bir Zulüm
Acıklı Bir Hikâye
Velinimet
Yuf Borusu Seni Bekliyor
Binecek Şey
Uçurumun Kenarında
Yalnız Efe'dir.

Gelgeleim kitabın adı olmaya hak kazanmış Yalnız Efe'ye.
Efe deyince aklımıza hep erkek gelir. Ama bizim Yalnız Efe bir kızdır. Babasının öldürülmesi üzerine intikam almak ister ve bunu kendisinin değil devletin yapmasını istemektedir. Lakin adalet yerini bulmayınca intikam işini Yalnız Efe üstlenir.

Ömer Seyfettin, alanında gerçekten iyi bir yazar. Hikayelerinin ders verici ve ibretlik olmaları bir yana sürükleyici olmaları ve sıkıcı olmamalarından ötürü bü türe olan ilginizi artırabilir.
Ömer Seyfettin'in eserleri ile en kısa zamanda tanışmanız dileğiyle...
İyi okumalar. :)
ders alınması gereken bir ömer seyfettin klasiği. öğretmenimiz kitap dağıttığında arkadaşlarım sinderellaya pamuk prensese ben ise ömer seyfettinin kitaplarına koşardım.içinde çok güzel hikayeler var okumadıysanız ne duruyorsunuz okuyun derim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ömer Seyfettin
Unvan:
Türk Yazar, Öğretmen
Doğum:
Balıkesir, 11 Mart 1884
Ölüm:
İstanbul, 6 Mart 1920
Ömer Seyfettin (d. 11 Mart 1884 Gönen Balıkesir, – ö. 6 Mart 1920 İstanbul), Türk edebiyatının önde gelen hikâye yazarlarındandır. Asker, şair ve güçlü bir edebi yeteneği olan bir öğretmendir. Türk kısa hikâyeciliğinin kurucu ismidir. Ayrıca edebiyatta Türkçülük akımının kurucularındandır. Türkçede sadeleşmenin savunucusudur. Kısa ömrüne pek çok sayıda eser sığdırmıştır. 1884 yılında Gönende (Balıkesir) doğdu. Yüzbaşı Ömer Şevki Beyle, Fatma Hanımın ikisi küçük yaşlarda ölen dört çocuğundan birisidir. Öğrenimine Gönende bir mahalle mektebinde başladı. Ömer Şevki Beyin görevinin nakli dolayısıyla Gönenden ayrılan aile İnebolu ve Ayancık'tan sonra İstanbul'a geldi. Ömer Seyfettin, önce Mekteb-i Osmanîye, 1893 ders yılı başında da Askerî Baytar Rüştiyesine kaydedildi. Bu okulu 1896'da tamamlayarak Edirne Askerî İdadîsine devam etti. 1900'de İdadî'yi bitirerek İstanbul'a döndü. Burada Mekteb-i Harbiye-i Şahâne'ye başladı. 1903 yılında Makedonya'da çıkan karışıklık üzerine "Sınıf-ı müstacele" denilen bir hakla imtihansız mezun oldu. Ömer Seyfettin, mezuniyetten sonra piyade asteğmeni rütbesiyle, merkezi Selanik'te bulunan Üçüncü Ordunun İzmir Redif Tümenine bağlı Kuşadası Redif Taburuna tayin edildi. 1906'da İzmir Jandarma Okuluna öğretmen olarak atandı. Bu, Ömer Seyfettin için önemlidir; zira bu vesileyle İzmir'deki fikrî ve edebî faaliyetleri takip edecek ve bunlar içerisinde yer alan gençlerle tanışacaktır. Nitekim batı kültürünü tanıyan Baha Tevfik'ten Fransızca bilgisini artırmak için teşvik gördü; Necip Türkçüden ise sade Türkçe ve millî bir dille yapılan millî edebiyat konusunda önemli fikirler aldı. Ömer Seyfettin Ocak 1909'da Selanik Üçüncü Orduda görevlendirildi. Selanik'te çıkmakta olan Hüsün ve Şiir dergisinin ismi Akil Koyuncunun istek ve ısrarı üzerine Genç Kalemlere çevrildikten sonra 11 Nisan 1911'de Ömer Seyfettin'in Yeni Lisan isimli ilk başyazısı imzasız olarak yayımlandı. Genç Kalemler yazı heyetini oluşturanlar Balkan Savaşının başlaması üzerine dağılmak zorunda kaldı. Ömer Seyfettin yeniden orduya çağrıldı, Yanya Kuşatmasında esir düştü. Nafliyon'da geçen 1 yıllık esareti sırasında sürekli okumuştu. "Mehdi", "Hürriyet Bayrakları" gibi hikâyelerini bu dönemde yazdı. Hikâyeleri Türk Yurdunda yayımlandı. Esareti süresince gerek okuyarak, gerekse yaşayarak yazarlık hayatı için önemli olacak tecrübeler kazandı. Ömer Seyfettin 1913'te esareti bitince İstanbul'a döndü. 23 Ocak 1913'te Enver Paşanın organize ettiği Babıali Baskınına katıldı. Daha sonra askerlikten ayrıldı, yazarlık ve öğretmenlikle hayatını kazanmaya başladı. Türk Sözü dergisinin başyazarlığına getirildi ve burada Türkçü düşüncenin sözcülüğünü yapan yazılar yazdı. 1914 yılında Kabataş Sultanisinde öğretmenlik görevine başladı ve bu görevini ölümüne kadar sürdürdü. 1915'te İttihat ve Terakki Fırkası ileri gelenlerinden Doktor Besim Ethem Beyin kızı Calibe Hanımla evlenmiştir. Bu evlilik Güner isimli bir kız çocuğuna rağmen bozulunca tekrar yalnızlığına döndü. 1917'den ölüm tarihi olan 6 Mart 1920'ye kadar geçen zaman birçok acı ve sıkıntıya rağmen verimli bir hikâyecilik dönemini içine alır. Bu dönemde 10 kitap dolduran 125 hikâye yazdı. Hikâye ve makaleleri Yeni Mecmua, Şair, Donanma, Büyük Mecmua, Yeni Dünya, Diken, Türk Kadını gibi dergilerle Vakit, Zaman ve İfham gazetelerinde yayımlandı. Bir yandan öğretmenlik yapmayı sürdürdü. Hastalığı 25 Şubat 1920'de artınca yazar, 4 Martta hastahaneye kaldırıldı. 6 Mart 1920'de hayata gözlerini yumdu. Önce Kadıköy Kuşdili Mahmut Baba Mezarlığına defnedilir. Daha sonra mezarı buradan yol geçeceği veya araba garajı yapılacağı gerekçesiyle 23 Ağustos 1939'da Zincirlikuyu Mezarlığına nakledildi. En yakın arkadaşı Ali Canip Yöntem, onun hayatını ve mizacını anlatan, en kuvvetli hikâyelerini içeren Ömer Seyfettin ve Hayatı adlı bir kitap yazdı ve bu kitap 1935 yılında yayımlandı. Kısa bir süre sonra da bütün hikâyeleri bir kitap serisi halinde basılmıştır ve bu hikâyeler günümüzde de okunmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 1.317 okur beğendi.
  • 19.863 okur okudu.
  • 43 okur okuyor.
  • 2.112 okur okuyacak.
  • 57 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları