Onur Ataoğlu

Onur Ataoğlu

Yazar
8.6/10
114 Kişi
·
233
Okunma
·
14
Beğeni
·
838
Gösterim
Adı:
Onur Ataoğlu
Unvan:
Mühendis, Gezgin, Yazar.
Murasaki Shikibu isimli bir kadın yazar sosyetede dönen dolapları, entrikaları, karışık ilişkileri konu alan "Genji’nin Hikâyesi" isimli romanı yazmış. Edebiyat otoriteleri tarafından "dünya üzerinde yazılan ilk roman" kabul edilen ve çok beğenilen bu eser başka rakip olmadığı için o yıl Nobel Ödülünü kazanmış.
“Gazetelerde okuduğum bir haber, beni yine Japonların özür dünyalarının derinliklerinde sarhoş etmişti. Dünyanın yaşayan en yaşlı insanı olduğu tespit edilen bir Japon amcaya duyguları sorulduğunda, “Bu yaşa kadar yaşadım, devlet bana emekli maaşı bağladı, sağlık sigortamı ödedi, halen yaşayıp devlete yük olduğum için çok özür dilerim” demişti... Şimdi bu amcaya Türkiye’deki süper emekliliği nasıl anlatırsın?”
Onur Ataoğlu
Sayfa 84 - Çınar Yayınları 2. Basım Aralık 2010
“Chotto matte”nin kelime anlamı “Bi dakka hemşerim” gibi bir şey olsa da, bu ifade çok daha derin bir felsefe içerir. Bu felsefeyi açıklamadan önce baştan uyarayım: Eğer Japonya’ya giderseniz, bir mağazada, sokakta ya da bankada bir Japonla muhatap olursanız ve size herhangi bir sebepten dolayı “chotto matte” derse, o mıntıkayı büyük bir hızla terk edin, toz olun, bir daha yakınına uğramayın.
Chotto matte, “Bu şaşkın gaijine istediği şeyin mümkün olmadığını, mümkün olsa bile riske girmemek için yapmak istemeyeceğimizi, işi yokuşa süreceğimizi, ısrarcı olursa sinir sistemini çökertene kadar onunla uğraşacağımızı nasıl anlatsak” sorusuna cevap bulabilmek için Japonların kendi aralarında en az on dakika süren değerlendirmeleri sırasında sizi bekletmek için kullandıkları sözcüktür.
Küçük bir örnek için şu karşılaştırmayı yapayım: İstanbul’da bir mağazaya girersiniz, güzel bir gömlek beğenirsiniz. “Acaba bu gömleğin mavisi var mı?” diye merak edip sorarsınız. Tezgâhtar size, “Yok, ama beyazı sizi çok açtı” der, beyaz gömleği alıp çıkarsınız. Tokyo’da bir mağazaya girersiniz, güzel bir gömlek beğenirsiniz. “Acaba bu gömleğin mavisi var mı?” diye merak edip sorarsınız. Tezgâhtar gömleği evirir çevirir, otuz metrekarelik dükkânda sanki bu gömleği ilk kez görüyordur. Yüzü şekilden şekile girer, gözleri iyice küçülür, yüzü kızarır ve size “Chotto matte” diyerek elinde gömlekle ortadan kaybolur. Önce muzaffer bir edayla “Yahu, gömleğin mavisi yoksa bile benim için dikecekler” diye düşünürsünüz. Beklemeye başlarsınız; on dakika, yirmi dakika, otuz dakika... Tezgâhtar, yüzleri kızarmış ve sıkıntıdan ter basmış dört tane arkadaşıyla birlikte yanınıza gelir, yüzlerinde acı bir ifadeyle birbirlerine bakarlar ve “Yok” derler.
“Japonlar kesinlikle dünya üzerindeki en gururlu ve milliyetçi toplumlardan biridir. Eserleri ile, yaptıkları ile gurur duymayı isterler, bu yüzden iyi yaparlar. Japon yapımı herhangi bir şeyin dünyada bir eşinin olmadığına inanırlar. Milliyetçilikleri kahvede okey oynayıp galeyana geldiklerinde kurt başı işaretini gözünüze sokmakla sınırlı değildir. Üretirler, katkıda bulunurlar, “en iyi” olduklarını somut bir şekilde ispatlarlar. Ülke sevgileri slogancı değil, yapıcıdır; “Ya sev ya terk et” yerine, “Seviyorsan gereğini yerine getir” felsefesi hâkimdir. Yani, “JAPON YAPMIŞ”tır.”
Onur Ataoğlu
Sayfa 72 - Çınar Yayınları 2. Basım Aralık 2010
Şunu rahatlıkla iddia edebilirim ki, dünyadaki hiçbir dilde, hatta Japoncada bile "Japon yapmış" kadar Japonya’yı ve Japonları açıklayabilecek kısalıkta ve kudrette bir deyiş yoktur. Bu yüzden de, dünya literatüründe Japonya’yı tanıtan kitapların başlıkları, Japonya’nın en belirgin özelliğine işaret edegelmiştir: çelişki! Japonya ve Japonlar hakkında yapılabilecek en basit ve doğru gözlem, Japonya’nın tam bir keskin çelişkiler ülkesi olduğudur. Bu yüzden, şimdiye kadar Japonya hakkında yazılan kitapların çoğunun başlığında, "Kılıç ve Krizantem", "Samuray ve İpek", "Edi ile Büdü" şeklinde, zıtlık ve çelişkiyi öne çıkaran "bi şey ve bi şey" kalıbı kullanılmıştır.
“Börtü böceğe saygı gösterip de önüne gelen her hayvanı afiyetle yemek nasıl olur diye düşünebilirsiniz... Ama bu, doğanın normal gidişatıdır. Japonların “besmeleleri” diyebileceğimiz, yemeğe başlarken söyledikleri “itadakimasu” sözcüğü de kendilerince derin bir anlam taşır; “Doğanın bana verdiği bu nimeti tevazu ve şükran duygularımla kabul ediyor, bu yemeğin yapılmasında hayatını kaybeden tüm canlılara da saygılarımı sunuyorum” gibi.”
Onur Ataoğlu
Sayfa 139 - Çınar Yayınları 2. Basım Aralık 2010
Japon halkı “Japon” olduğu için balık ve pirinç yemiyor; o coğrafyada yaşadığı için yiyor. Türkler Orta Asya’dan çıkınca batan güneşi değil, doğan güneşi takip etseler ve Japon adalarına ayak bassalardı, bugün sushi yiyen toplum bizler olurduk.
216 syf.
·Beğendi·10/10
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

Eve, torrentten albüm emeyim diyerek büyük bir keyifle gelmiş ve daha ayın 3. yazıyla "üçüncü" gününde adil kullanım kotamın yarısını emen kenafir kardeşimin youtube dan açtığı Çelik - dum ka ka (mezar kazıp çıkardı resmen yaa!!!) parcasını dinliyerek bu satırları yazıyor olan ben gözlerim seyirirken hepinizi sevgiyle selamlıyorum..

SABAH GELEN İNTİKAM EDITI : kotamı sömüren kenafir kardeşimden intikamımı , evdeki bütün kapı ve pencereleri kapatıp kaynayan bir odada başucuna bıraktığım "YAN CEHENNEM YAN 5 KAMYON KÖMÜRLE GELİYOR" yazılı bir not ile aldım .. kendisi geç yattı ve bugün izinli ...SÖZDE UYUYACAKTI.. nilüferden kendisi için "eden bulur güzelim kalır sanma yanına" dizelerini gönderiyorum .. DON'T MESS WITH TUCO!!!

- JAPON MANYAKLIĞINI BİLMEDEN NASIL KUCAKLADIM .. -

Öncelikle bu MANYAK milletle hayatım nasıl kesişti ve bende yarattığı tahribatlar ( ki gerçekten maddi anlamda hayatımı kaydırdılar =) ) neler oldu onu açıklayarak başlayayım.. henüz ilkokula gitmediğimiz ya da yeni yeni gittiğimiz , trt nin de trt olduğu dönemlerde origami denen bir manyaklıkla ilk olarak hayatıma dahil oldular .. 80 ler yokluk devri elişi kağıdı falan çok para ...öyle kolayda bulunmuyor ..bizimkilere aldıramıyorum .. ağlıyorum zırlıyorum sandalyeden kafa üstü intihar girişimleri.. YOK!! trt de o envai çeşit elişi kağıtlarıyla efenime söyleyeyim orangutan fil zürefa su aygırı!??! ( valla yaptı zaten o gün ben olmıyacağını anladım kapadım o defteri ) yapan zombi bir teyze var.. kadın zaman veriyor ama eller küçük ...birde tekrar yok ! 8 hareketi gösteriyor .. bizim hafıza 3 te 4 te bilemedin 5 te error veriyor ..mavi ekrana geçiyorum.. neyse bir sinir harbi ile olmayacağını anlayıp içimde bir nefretli ukte ile kedi ciğer ikilisi misali son verdim origami macerasına .. tabii japon sanatı falan olduğunu bilmiyoruz o dönem.. sonrasında ilkokula başladık Voltron ile dünyamızı kararttılar.. haftasonu sabahın köründe uykudan uyanıp ranzadan atlayıp 2 3 yaşındaki kardeşimi pembe aslan olmaya ikna etmek sureti ile kırıp dökmedik eşya bırakmadık .. yediğimiz zopa cabası ..beslenme çantasının içine bayılacak kadar ağlayınca birde robotlu suluk aldırdım .. hehehehe!!! sonra özel tv ler açıldı anayasayı bir kez delmekle birşey olmaz diyerek..kanal 6 da yaz günleri öğle kuşağında karate filmleri ve BRUCE LEE (!!!) ile cep boy terminatör dönemine giriş.. karşı lise inşaatından tuğla getirip evde kırmalar, kum tepelerine 3. kattan atlamalar ( annem yazık kadıncağız görünce korkudan bayılmış dövemedi bile eve gidince ahauahauaha =) ) falan derken bizimkilere birde tahta katana yaptırdık tarif üzerine .. baktılar olacak gibi değil ilgiyi başka yöne çekelim dediler heralde =) o döneminde sonuna anneme kafa tutup katanayla dayılanınca , annem oklava sanatıyla TÜRK EV HANIMININ FENDİ JAPONU YENDİ DİYEREK GERÇEK ANLAMDA NOKTA KOYDU .. ama "nicca" YILMAZ!! =) yediğimiz ufak çaplı darbeler ile yıllar yılları kovaladı.. uzunca bir müddet tv lerden filmler vasıtası ile haşır neşirliğimiz devam etti.. üniversiteye girdik .. ha tabi bir de 5-6 sene öncesinde metal alemine girizgah yapmışız saçlar uzun deri ceket - kamuflaj -postal 3lüsü falan evdekiler umudu kesmiş .. saldım çayıra mevlam bombalaya diyerekten ..bir de dergi ve fanzin çıkarıyorum bir arkadaşımla o dönem .. o arkadaşım bir gün benim hayatımı karartıp JAPON KÜLTÜR MERKEZİNDE ANİME İZLEMEYE ÇAĞARDI.. hayatımda VAMPIRE HUNTER D izlediğim ilk an .. o gün hayatımın kumlu çakıllı bulgur pilavından ibaret olduğunu anladığım gündür.. sonra anime nin manganın manyağı olduk.. bu arada dergiye de pek çok ülkeden promo cd plak falan geliyor kritikleyin tanıtın diye .. bir baktım bazı cd lerin JAPANESE EDITION ları ( basımları) var ve bu basımlarda da dünyadaki diğer ülkelerde basılan ya da satılan cd lere ek olarak başka hiçbir yerde olmayan BONUS parçalar mevcut .. korkuncta pahalı !! 3 aylık bursları bir bilemedin iki cd ye vermeye başladık mı? ayran yok tahtaravanla gidiyoruz yokoluşa .. ordanda KOLLEKSİYONCULUK hastalığını verdiler damardan .. tam o dönemde de bir arkadaşım sağolsun ŞİBUMİ VERDİ !!! bu öyle bir kitaptır, japonlar öyle bir millettir ki burda şu an arkadaşım olan ama bir dönem kanlı bıçaklı olduğumuz Oğuz Aktürk ile dahi bu kitap sayesinde can ciğer olduk.. neyse kısa keseyim sonra tabii kültürü çok araştırdım ve cidden muazzam ve apayrı bir halk olduklarını kendi gözlemlerimle gördüm .. kitaba gelir isek...

Spoilerlık bir durum yok hep söylüyorum .. rahat ol kardeşim =)

Kitabın yazarı 3 sene boyunca Japonya ' da müşavirlik yaptığı dönemde başından geçen ilginç olayları , anılarını ve derleyip toparladığı Japon kültürü ve AHLAKI ile ilgili gözlemlerini araştırmalarını Japon tarihinden bilgilerle harmanlayıp bu muhteşem kitaba imza atmış.. en baştan söyleyeyim FARKLI KÜLTÜRLER , FARKLI ÜLKELERE MERAKINIZ VARSA OKUYUN DEMİYORUM...MUTLAKA EDİNİN!! ha şu da var ..yaa kardeşim benim japonlarla ne işim olur diyenler : inanın çok şey kaybediyorsunuz .. ama şunun da garantisini veriyorum ..okuduklarınız, inanın bir Türk ya da Japon toplumuna ait olmayan dünyanın geri kalanında yaşayan tüm toplumlar için yeterince garip.. herşeyi tam olarak benimsemeniz İMKANSIZ..misal bu adamların 4 mevsime olan takıntısını , sakura dedikleri meyve vermeyen kiraz ağaçları için festivaller düzenlemelerini , bu ağaçların çiçek açacakları günü tam olarak hesaplamak için her meteoroloji biriminin bahcesine bulundukları yerdeki cinse ait kiraz agacı dikip başına tek işi bu olan gözlemciler dikmelerini, şirketlerde yeni işe başlayan kimseleri festival alanına geceden gönderip yer tutması için görevlendirdiklerini, başaramazsa bu kişilerin süresiz dışlandığını , her mevsimde şehirdeki bilimum cafe restoran bar ve magazanın duvarlarının boyandığını ve MAĞAZALARA O MEVSİMİN ÇİÇEKLERİNİ ÖN PLANA KOYAN TABLOLAR ASTIKLARINI , samurayları - roninleri nincaları, bu savaşçıların izlediği ve Japon ahlakının temelini oluşturan BUSHIDOYU , "AN" a verdikleri önemi , kadınlarda okuyabilsin diye milyon harften oluşan KANJİ alfabesine karşı hiraganayı yaratmaları BUNA KARŞILIK ( BURAYA EKSTRA DİKKAT !!!) Japoncanın özünü bozmamak ve Japoncayı kirletmemek için KATAKANA adını verdikleri bir başka alfabe daha (?!?!?) tasarlamalarını , 2005 yılındaki Japonya'ya katkısı 4.5 MİLYAR DOLAR olan ( ki bu rakam o yıl amerikaya ihraç ettikleri demir çelik ürünleri hacminin 3 evet 3 katı! ) ve şu an dünyayı fetheden ayrıca kendi içinde 30 40 a yakın ayrı kola ayrılan ( kadınlar ve erkekler içinde ayrılıyor bunlar ) Anime sanatını, Honne Tatamae dedikleri kendin gibi ol ama olduğun gibi görünme olgusu ve marka manyaklıklarını , geyşa kültürünü , intihar etmeden önce yazdıkları 3 mısralık içinde mutlaka mevsimlere gönderme bulunan şiirleri, seppuku ve harakiri kültürünü , MANYAKLIK DERECESİNDEKİ MİLLİYETÇİLİKLERİNİ tam olarak özümseyip anlamlandırmanız imkansız .. ben senelerdir ilgileniyorum ama anlamlandıramadığım pek çok şey var .. Japonya ve Japonları FUTBOL TOPU BÜYÜKLÜĞÜNDE BİR SOĞAN olarak düşünün...ne kadar soyarsanız soyun CÜCÜĞE ULAŞMAK HAMASLA İSRAİLİ BARIŞTIRMAK KERTESİNDE İMKANSIZ .. gözünüzden kanlı yaşlar akması da cabası =) ama olaylara ve olgulara bu uzaylı milletin gözünden bakmakta bir o kadar zevkli =) kritiğin sonuna geldik .. biraz fazla uzun oldu sanırsam ama umarım sıkılmamışsınızdır.. son olarak : NIPPON BANZAI!!! =))
224 syf.
·2 günde·8/10
“Yirmi duraklık bir mesafe katetsen, ama görevliye iki durak geldiğini söylesen ne olacak? Senin trene nereden bindiğini nasıl anlayabilir?”
Arkadaşım hayretle bana baktı:
“Böyle bir şeyi niye yapayım ki?”

Yukarıdaki satırlara denk gelene kadar bu kitap için bir şeyler yazmaya niyetim yoktu. Beni yazmaya iten birçok paragraf vardı ama bu bölüm sanki bana “Yaz, içinde kalmasın.” dedi. Vaktiniz varsa okuyun, sözü çok uzatmayacağım.

Türkiye: Kargaşanın içinde büyük bir kargaşa.
Japonya: Kargaşanın içinde büyük bir düzen.

Türkiye: Kurtuluş Savaşı, Çanakkale…
Japonya : Hiroşima, Nagasaki…

Türkiye: Yokluklar içinde, yeniden var olma mücadelesi veren bir ülke.
Japonya : Yokluktan, küllerinden doğan bir ülke.

JAPONLAR: 150 yıl gibi bir sürede kalkınıp, gelişmiş ülkeler arasına giren bir ülkenin halkı.
TÜRKLER: Keşke bizim için de aynı cümleyi yazabilseydim...

Neden onlar gibi olamayalım?
Cevap basit: İnsan faktörü. Şimdi bunu örneklendirelim:

“Yaparız abicim!” yaklaşımıyla değil, planlı ve düzenli iş yapıyorlar. Biz öyle yapmıyoruz.

Yol işçisi de, mühendis de aynı istek ve özveriyle çalışıyor. İşini benimsiyor, onu gururla yapıyor. Biz öyle yapmıyoruz.

Kazandığı para veya eğitime bakmaksızın, insana insan olduğu için saygı gösteriyorlar. Kimse kimseyi hor görmüyor. Biz öyle yapmıyoruz.

Sadece insana değil, havaya, suya, ağaca, çiçeğe, böceğe hatta dağa taşa saygısı var onların. Yediği yumurta için tavuğa teşekkür ediyorlar. Biz öyle yapmıyoruz.

Her zaman dakikler, işlerini zamanında yapıyorlar, yaşamı aksatmıyorlar. Biz öyle yapmıyoruz.

Kendilerine ait olmayan bir şeyi almıyorlar, hak etmedikleri kazancı kabul etmiyorlar. Biz öyle yapmıyoruz.

Elbette ki her toplumda olduğu gibi Japon’un da arsızı, hırsızı, yalancısı var. Ama orantıya bakarsak, aramızda dağlar olduğunu üzülerek görüyoruz. Dünyanın başına bela olmuş mafyaları bile, kendi halkının işinde-gücünde kesimine bulaşmıyor. Şu paragrafı olduğu gibi aktarayım:

Siyaset-mafya-bürokrasi-iş dünyası çerçevesinde bir şeyler oluyor, ihaleler bağlanıyor, rüşvet, zimmet, irtikâp, entrika, alavere, dalavere kol geziyor. Ama kimse sizi zimmetine geçirmediği için sade bir vatandaş olarak “adi” suçlarla karşılaşmıyorsunuz, “nitelikli” söğüşleniyorsunuz. “Ülkenin gelir düzeyi ve yaşam standartları oldukça yüksek olduğundan halk arasında fazla infial yaşanmıyor.
(...) Yakuzanın en takdir edilesi yönü halka bulaşmaması, garibanla uğraşmaması ve sokaklarda sizi rahatsız edecek şekilde suç işlememesidir. Türkiye’de her an mafyanın kontrolündeki kapkaç çetelerine çarpılabilir, eviniz soyulabilir, cadde kenarına park ettiğiniz araba için mafyaya para ödeyebilir ve işlettiğiniz küçük büfe için haraca bağlanabilirsiniz.”

Savaş’tan çıkmış, üstelik de atom bombasına maruz kalmış bir ülkenin bu denli kalkınmasının arkasında başka malum güçler olduğu da bahsedilenler arasındadır. Ama bu yine de Japon halkının çalışkan, saygılı ve değerbilir olduğu gerçeğini değiştirmez.

Toplumsal sınıflar arasındaki farkı yok denecek kadar azaltmışlar. Gelir dağılımını adaletli bir hale getirmişler. İnsanca davranıp, insanca kazanıp, insanca yaşıyorlar.
Japon yapmış. Biz yapar mıyız? Bilmiyorum…

Ve unutmadan; bu kitabı merak ettiyseniz, öncesinde yine Onur Ataoğlu’nun Japon Yapmış kitabını okumanızı tavsiye ederim. Yeri gelmişken, bana tavsiye edene de çok teşekkür ederim:)
224 syf.
·Beğendi·9/10
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

Bu inceleme için anahtar sözcükleri ve isimleri veriyorum :

"ERTUĞRUL FIRKATEYNİ , HASAN ALİ YÜCEL ,CAN YÜCEL ,OSMAN BEY, ALİ BEY, ETİ CİN ,İMPARATOR MEİJİ, HIYAR - DOMATES - ACUR TRIOSU, CEZVE -MARANGOZ, SADDAM HÜSEYİN , TUZLU FISTIK ,BİRA , TURŞU ve BENDENİZ KuP KuP BoY!!! "


Bundan önce Japon Yapmış 'a ( #20278297 ) bir inceleme yapmıştım hatırlarsanız..Site genelinde 20 kişinin okuduğu bu kitabın 110 beğeni alması benim de beklemediğim bir durumdu açıkcası..Sonradan sağdan soldan da gelen mesajlar doğrultusunda kitabı benden isteyen pek çok arkadaşım oldu..Ki bu beni çok sevindirdi.Zira gerçekten okumanızı çok istediğim bir kitap idi bu .. Bu kitabı da okurken yorumlara inceleme bekliyoruz kıvamında pek çok telkin geldi.. Açıkcası yapmayı pek düşünmüyordum ta ki kaza eseri bir tarih kitabında rastladığım ve size de az sonra anlatacağım beni çok etkileyen , hem üzen , hem de içimi garip bir hüzün ama buna rağmen buruk bir sevinçle ve GURURLA dolduran iki ayrı olayı okuyuncaya kadar.. İncelemeyi iki ayrı başlıkta yapıcam.( Kitaba da yer vericem ama bu olaylar kadar uzun değil..Peşinen söyliyeyim kırılmaca gücenmece olmasın)
1. kısım JAPON NE YAPMIŞ?
2. kısım TÜRK NE YAPMIŞ?
Kısa tutmaya çalışıcam yalnız olay çok dallı budaklı o yüzden uzun bulanlar olursa lütfen kusuruma bakmasın..Ama bu olayların kahramanları "ANILMAYI" hakediyorlar.. Haa yine deli gibi kakara kikirimizi yapmıcak mıyız ?=)) pilavdan dönenin kaşığı değil ELLERİ KIRILSIN !! Hazırsanız damalı bayrağı kaldırıyoruz..

------- JAPON NE YAPMIŞ? -------

Ertuğrul ve Osman isimleri Osmanlı'nın kuruluşunda ne denli önemli birer isim ise çöküşündeki bir trajedi içerisinde de aynı öneme sahip iki isimdirler.. Nasıl mı?Gelin anlatayım sayın ve pek sevgili kikirikler ve iflah olmaz eticin-severler!! (ETİCİNİN 10'LUSU ROCKET SHELL' E BEDELDİR!! HASTASIYIZZZZ...)

Japon milleti cidden hastalıklı.. Adamlar 300 sene boyunca dünyaya kapılarını kapatmış kelimenin tam anlamıyla kırılmamış cevizkabuğuna dönmüşler.. Ulan biz napıyoruz diyen imparator Meiji gelene kadar bu böyle sürmüş..Gözlerini bir sabah kıyılarına demirlemiş Amerikan zırhlısıyla açınca akılları başlarına gelmiş samurayların.. Bu dünyada tek olmadıklarını hatırlamışlar..Tabi Amerika' nın oraya kına gecesine KINA YAKMAK için gitmediğini hepimiz biliyoruz.. O zamanlar demokrasi götürmüyorlar da KÜLTÜREL (?!?!?! )etkileşim ve ticaret birliği mottosuyla geziyorlarmış CONİLER..Tabii bunlar gidince Rusya , Çin ve İngiltere de bizim başımız kel mi be! biz de etkileşeceğiz diyerek ziyaretlerini esirgememişler Japon milletinden.. Böylece Japonya ister istemez kapılarını açmış Edo dönemi sonrasında dünyaya.. Japonların efsanevi imparatoru Meiji' nin Evliya Çelebi aromalı minnak yiğeninin "BEN BİR KÜÇÜK CEZVEYİM -AVRUPALARDA GEZMEYİM" diyerek 1887 ' de yola çıkıp dönüşte İstanbul' a uğramasıyla anlatacağım maceramıza start verilmiş.O dönem de Osmanlı' nın başında kim mi var?!! Efendim? BİNGO!! Bildiniz!!! Cennet-i mekan ,evladı Fatihan , Abdülhamit Han dedemiz (yersen! keh keh keh =) ) !!! Bu arada 2. Abdülhamit ' in başı o günlerde baya dumanlı zira Rusya ile uğraşmaktan ciğeri söneyazmış..Bu ziyareti, tabiri caizse taçlandırmak istemekte iade-i ziyaret kapsamında..Pekte umrunda değil gerçi bu çekik gözlü "kefereler" ama düşmanları ortak.. Söyle allaaanseen kim ola ki onlar? Rusya kardeşim.. aşşaa kalinkaların dobrovskileri Rusya! Nitekim bu ziyaretin ardından kısa bir süre sonra , Japonya bir deniz savaşında Rusya' ya tokadı basıp , katanayı sıyırınca 50 yıl sürecek olan Japon emperyalizmi şaha kalkıyor..Tabii Osmanlı'nın bu ziyaret isteğinin gizli bir sacayağı daha var.İngiltere!! (Yıkık duvar üstüne yıkılsın - ölü karga g"O"zünü oysun İngiltere!!) Bu arada bu apdestsiz gavurlar da Abdulhamit Han dedemizin onca haşmeti ve kudretine rağmen , Osmanlı' nın gözünün içine BAKA BAKA Mısır' ı işgal etmişler imiş.. Çok akıllı oldukları dünyaca tasdik edilmiş (?!?!!?!) arap milletine veriyorlar gazı "Osmanlı hilafeti sizden zorla aldı aman baş kaldırın bu zorbalara!" diyerek..Bkz: Hilalin derdi Haçı mı gerdi ne? .. Neyse bu kısıma hiç girmeyeyim ben ..Ne diyorduk..ziyaret.. İşte ziyaretin asıl amacı burda gizli ..Japonya ' ya deniz yoluyla gidecek olan heyet Asya' da kök salan İngiliz İmparatorluğu' na da inceden ayar verip burdaki müslüman toplumlarda bir nabız yoklayıp , müslümanların sadece araplardan oluşmadığı mesajını iletecek İngilizlere buralar da bizim tebaamıza dahil ayağını denk al diyerekten..Neyse efenim , tabii bu arada Bâb-ı Âli' de hummalı bir çalışma koşuşturmacalar falan fıstık ..
Sıra gelmiş gemi seçimineeee... Ağır zırhlı ve modern gemiler falan öneriliyor..Ancak dönemin şartları "vaziyetler nazik" modunda takıldığı için , yakıtı kömür olan bu gemilerin Japonya' ya seyahati pek bir masraflı..Dolmabahçe Sarayı yaptırılabiliyorken (hafızam beni "YAMULTMUYORSA" bitimi 855 ya da 856) parayı akıtan Osmanlı dedelerimizin cebine AKREP GİRMESİN Mİ?!?!? =)) Bizimkiler ne yapmışlar derseniz...Abdulhamit Han dedemiz hemen karar vermiş. "İç denizlerde yüzebilecek kapasiteye sahip" ( adamlar okyanus falan dinlemeyiz demişler =D ) hem kömür hem de yelken donanımı bulunan ERTUĞRUL isimli bir fırkateynde karar kılınmış..Bu arada geminin çarkçıbaşı akıllı bir adam çıkmış ve demiş ki bunlara "Aman yüce devletlum yapmayın etmeyin, bu geminin ne makine ne de kazan donanımı böyle bir seyahate izin vermez! Gelin vazgeçin bu sevdadan! Bu gemiyle yok oluruz.. Açık deniz yolculuğu bu!! TURŞU KURMAYA BENZEMEZ! KAPALI BİDONUN İÇİNDEKİ HAREKETSİZ HIYAR -DOMATES- ACUR DEĞİL BU GEMİ.. BATARIZ!!" Sonuç : kabul edilmemiş bu abimizin ısrarları ama kendisini sürdürememişler haritadan yer beğen kendine diye.. Neden mi? Çünkü imparatorluğun sınırları her gün değişip küçülmekte imiş.. Neyse efenim kahvemden bir fırt alayım (füt füüüt!).. Nerde kaldık? Haaa çarkçıbaşına yolveriliyor ..Abdülhamit' te kendisini temsil edecek bu heyetin başına damadı Albay OSMAN BEY' i getirmiş.. Kaptanlığa da daha öncesinde Hint Okyanusunda görev yaptığından ötürü deneyimli diyerek Süvari ALİ BEY'i..
Günler günleri kovalamış , gemiye İmparator Meiji' ye sunulacak hediyeler ile birlikte o dönemki deniz kuvvetlerimizden (bahriye mektebi) mezun en iyi öğrencilerle beraber (bkz: buraya çok dikkat eyleyiniz) ÇOĞU MARANGOZ USTASI 500'E YAKIN MÜRETTEBAT VERİLMİŞ ..Yol boyunca çürüyen tahtaları onarsınlar denilerek (oh may yarebbiii?!?!)..Nasıl? Muhteşem değil mi? =))

"CAPONYADIR HEDEFİMİZ
ORDA SUSHI YİYECEĞİZ
OKYANUSTA SURVIVOR,
SİZİN DEĞİL BİZİM İŞİMİZ"

(- KuP KuP BoY - şşşşşşşşş ;) Matsushita Merkez , ahıllı olsun HERKE"Z")

diyerek çıkmışlar bunlar yolaaa.. sene '889 temmuzu.. İngiltere' nin sömürgeleri olan yerlerde ; Bombay' da , Seylan' ın başkenti Kolombo'da , Singapur' da dura kalka yola devam etmişler. Bu arada Singapur' da Osmanlı sancağını gören halk cidden delirmiş.. Tesadüf bu ya o gün Cuma.. Mola verilince , halk Cuma namazını geminin imamı kılsın falan diyerek galeyana dahi gelmiş..Tabi bu arada bal bal diyince ağızlar tatlanmıyor , hazinenin dibi delinip çil çil altınların sonu gelince bira masasında ilkin tuzlu fıstıklara saldırıp sonrasında fıstık kabuklarını kemiren genç metalciler misali yüzler asılmaya başlamış.Durum padişahımız efendimize emaille bildirilmiş.Saray hemencik Galatalı broker lara koşup 2000 altını bunlara başgöz edip "tokalamış".Parayı EFT ile mi ulaştırmışlar orası bir muamma..Yazmıyordu ben de size aktaramıyorum .. Velhasıl kelam Bunlar Hong Kong , Nagazaki derken Yokohama limanına ulaşmışlar..Japon üst düzey yetkilileri tabii hemen karşılamış bizimkileri ama el adamının o günlerde Japonya içine adım atması yasak..Heyetimizi hemen kendilerine özel olarak tahsis edilen bir yere almışlar ..Ertesi gün kendilerinin rüyalarında dahi görmedikleri 16 millik (?!?!!) bir alana kurulmuş ve o günün parasıyla 500000 japon yeni ile desteklenen devasa bir fuara götürülüp gezdirilmişler..Bu bilgiyi niçin veriyorum? II. Dünya Savaşından sonra şaha kalkan Japonya konulu balon bir yalan da o yüzden!! Bu arada Japonya sosyetesinin gözbebeği olan Ertuğrul gemisinin kaptanı ve komutanı da amanda sushi pek güzel , yahu bu wasabi de bizim hemoroidi tetiklemesin diyerek Japonya turnesi kapsamında turlarlarken ikinci bir ilginç olaya denk gelmişler ve Asya' nın ikinci demokratik seçimlerine şahit olmuşlar..Pek tabii Japonya bu!! Bunu da başarıyla atlatmış ve bilin bakalım ne olmuş? ÇÖPTEN HİÇ SEÇİM PUSULALARI ÇIKMAMIIIIIIŞŞ!! Yani uzun lafın kısası sene 1890 ve JAPON o devirde yine YAPMIŞ yapacağını..
Bu arada bizimkilerin şansına kıran girmesi pek uzun sürmemiş ve tayfamızdan biri koleraya yakalanmış..Elin Japonu ne bilsin kolerayı..O güne dek görmemiş etmemiş .. Akılları durmuş..Yüreklere korku salınınca almışlar hemen gemiyi karantinaya.. Körfezin açığına demirletmişler..Ölen tayfamızı da yakmamızı rica edince Osman Bey, dini usüle göre ancak denize defnedebileceklerini söylemiş..Bunlar cesedi denize defnetmişler ve o sırada tabi 12 kişi daha kapmış şifayı ..Bu kez ölenler yakılmış..Tabii bu arada ilk ceset denize defnedildiği için Japon balıkçılar kazan kaldırmış..Ülkede balık (bakın şuna dikkat çekeyim balığın dünya üzerinde en çok tüketildiği yer Japonyadır!) satışları durma noktasına gelmiş . Şaka gibi değil mi?Bizimkiler bakmışlar olacak gibi değil , bari demişler geminin tamiratını yaptırıp yol alalım..Ona da Japon tershanelerinden terso cevap alınca iş bizim kendi mürettabatımızdaki marangozlara düşmüş..Tamirat bittiğinde aylardan Ekim imiş..Japonya da kasırga mevsimi..Yetkililer yapmayın etmeyin deselerde dinletememişler Osman Bey' e.. Açmışlar yelkeni ve malum son..İki gün sonra tayfuna yakalanan Ertuğrul fırkateyni Kashinozaki deniz fenerinin açıklarında 19 Eylül 1890 sabahında kayalıklara çarparak batmış =(( Kurtulanlar hemen kıyıya çıkıp köylülerin kapısını çalmışlar.. Dilini dahi bilmedikleri insanları karşılarında gören fakir Japon köylüleri , fırtına mırtına dinlemeyip çıkmışlar arama kurtarmaya..Kurtulan 69 mürettebat..Osman Bey ve Ali Bey' in de içinde bulundukları 400 küsür kişiyi de kıyıya taşımışlar ..Mevsim kış, halk fakir , tarım yok bundan kelli boğazlar aç..Buna rağmen ne yapmış bu güzel insanlar? Mürettebatımızı evlerine alıp kendi kışlık azıklarını onlarla paylaşmışlar.İmparator Meiji' de haberi alır almaz bir gemi dolusu erzak ,doktor, hemşire ve ilaç getirmiş.. Yaralar sarılmış ve ölen mürettebatımız Japon yetkililerin büyük jesti ile (çünkü yabancının gömülmesi dahi yasak o günlerde Japonya' da) Kushimoto adasına defnedilmişler..Sonuç olarak bugün 500 küsür Türk denizcisinin Kushimoto Türk Şehitliğinde yatıyor olduğunu bilmem kaçınız biliyor?

http://static.panoramio.com/photos/large/7109535.jpg

Herhangi bir afet durumunda bize her daim ilk yardımı gönderenler arasında yer alan Japonlar bu adetlerini 100 küsür sene önce başlatmışlar..Burdan bir başka dala atlayalım izniniz olursa.. Gelelim Kaptan Ali Bey' e.. O yolculuktan hiç geri dönemeyen Kaptan Ali Bey' in İstanbul' dan yola çıkarken son kez kucakladığı üç yaşında bir de kızı var ..İsmi Neyyire. Babasını hiç unutmamış olacak ki oğluna da Ali ismini vermiş..O ALİ Kİ, TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN GELMİŞ GEÇMİŞ EN EFSANEVİ MİLLİ EĞİTİM BAKANI OLACAK , KÖY ENSTİTÜLERİ KURACAK, BUGÜN PEK ÇOĞUMUZUN SEVEREK OKUDUĞU İŞ BANKASI KİTAPLARI SONRADAN ONUN ANISINA ONUN İSMİ VERİLMİŞ BİR SERİ İLE ÇIKACAK..Oğlu da kendisi için şu dizeleri yazacak ..

"Hayatta ben en çok babamı sevdim
Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
Çarpık bacaklarıyla -ha düştü, ha düşecek-
Nasıl koşarsa ardından bir devin
O çapkın babamı ben öyle sevdim"

-Can Yücel -

Şimdiiii gelelim incelememizin 2. kısmına...

------- PEKİ TÜRK NE YAPMIŞ? -------

Sene 1985 ..İran - Irak savaşı yaşanmakta.Emperyalist devletler silah satışı için iki komuşuyu birbirine kırdırmış yan gelip yatıyorlar.. Gelsin paralar..Saddam' ın o zamanlar biti Kuveyt' i işgal ettiği günlerdeki kertede kanlanmış değil..Daha tutturmamış petrolü dolar üstünden satmıcam diye..Ama manyaklık aroması yine aynı..Bir anda bu diktatör kardeşimiz sapıtıp Tahran hava sahasının 24 saat sonra sivil uçaklar için dahi güvenli olmadığını ilan ediverir..Yani gelen sivil de olsa vurucam affetmem deniyor.. Irak dediğin Avrupa'ya kuş uçuşu kaç saat ? Avrupalı 2 saat içinde tüm vatandaşlarını tahliye ediyor..Kalıyor ortada dımdızlak Japonlar!Şimdi diyeceksiniz ki ulan Allahın Japonunun orda ne işi var .. Tahran' daki Nissan fabrikasında çalışan Başmühendis Janichi Numato’nun sorumluluğundaki 215 Japon mühendis ve teknik eleman grubu bu bahsettiklerim..Tahran büyükelçisi Japon havayolu firmalarına başvuruyor ,garanti olmadan uçamayız cevabı alıyor..Seneler önceki KAMİKAZE ruhundan eser kalmamış tabii..Ne yapacağını düşünürken olayı bizim Dışişleri Bakanımıza açıyor ..Hemen kabul ediliyor..Kurtarma operasyonunun başına Ali Özdemir isimli cengaver bir pilot getiriliyor..Uçak Tahran' a varmak üzereyken hava sahasının kapandığı anonsu geliyor..Sonradan insafa mı geliyorlar bilinmez kısa süreli izin veriliyor.Uçak inip Japonlarla beraber havalanıyor..Pilotun kendi ağzından ifadelerini buraya aktarıyorum..

Kapısı açılır açılmaz, çocuk çocuk 215 Japon uçağa doluştular. İran Kulesi'nin yönlendirmesiyle, THY uçağı 15 dakika sonra kalktı ve Saddam'ın açıkladığı saldırı saatinden sadece 3 saat önce İran'dan havalandı. Toplam 9.5 saat süren yolculuğun ardından kaptan pilot Ali Özdemir'in yaptığı ''Welcome to Turkey'' (Türkiye'ye hoş geldiniz) anonsu uçaktaki yolcuları büyük bir sevince boğdu.

5 Şubat 2004 tarihli Hürriyet Gazetesinde yayınlanan bir yazı da Ali ÖZDEMİR olayı kendi ağzından anlatıyor; "10 yıl askerlikten sonra Türk Hava Kuvvetleri'nden THY'ye geçmiştim. Bize bir akşam Tahran'a gitmemiz söylendi. Tahran karışık olduğu için önce Van'a doğru uçtuk. Yakıtımız azalmıştı. Sonra telsizden Tahran'a yönelin dediler. Gidip yolcularımızı aldık. İnerken kurtulanlar alkışladılar, bize kahraman muamelesi yaptılar. 15 Mart 1985 tarihin de 9.5 saat uçuş yaptık."

Özdemir, Japonya'da yayınlanan belgesel programda da uçağın kalkışı beklenirken patlama sesleri duyulduğunu belirterek, '' Uçaksavar füzeleri uçağın 5 metre yakınından geçiyordu.Yine de görevi kabul etmemek aklımızdan bile geçmedi. Orada kalsalardı roket ya da bombayla havaya uçacaklardı. Japonlara karşı Türk milleti olarak sempatimiz vardır. Bu görevi seve seve yine yaparız'' diye konuştu.

Son olarak söyleyeceklerim : Böyle bir millet sevilmesin de napılsın be arkadaş? =) Alın okuyun ,sizi gülümsetecek pek çok garip alışkanlıklarını , korkunç damak tatlarını , hızlı trenlerini , turizmde yaptıkları garip gurup sınıflandırmaları , her duruma özel yaptıkları otomatları ve otomat teknolojilerini açın bir de bu kitaptan okuyun..İnanın hem çok gülecek hem de inanılmaz hoş zaman geçireceksiniz bu kitap elinizde olduğu müddetçe..

10'LUK ETİ CİN için link : https://i.hizliresim.com/8YjOBa.png
not : çileklisinden uzak durun!!
ROCKET SHELL için link :http://c8.alamy.com/...attle-for-EX72B3.jpg

İŞTE YERİ GÖĞÜ İNLETEN ETİ CİN RUHU BUDUR!!!
ETİ CİN DEDİĞİN ÇİLEKLİ DEĞİL PORTAKALLI OLUR!!
216 syf.
·37 günde·Beğendi·8/10
Öncelikle yazarımız 2002'de Tokyo Büyüelçiliği Ekonomi Müşavirliğine tayin edilerek 3.5 yıl Japonya'da kalmış. Gezmiş, tatmış, okumuş, öğrenmiş ve bunları bize bu kitapta anlatmış.

Benim gibi merakınız varsa ama çokta bilginiz yoksa eğlenceli ve samimi anlatımıyla (bazen bunu abarttığı yerler de olmadı değil) bu gezi kitabında Japonya hakkında çokça şey öğrenebilirsiniz.

Aile hayatları, o kadar kalabalık ülkedeki istihdamları, mevsime ve ana verdikleri değeri, meşhur sakuraları, inançları olan şintoizim ve buduzimi, tüm Dünyaya kapalı yaşadıkları tarihleri, edo dönemi, düşünce stilleri; milliyetçikleri, intiharlar, özür dilemeye verilen önem, honne-tatemae, samuray, ninca, harakiri, geyşa, kimono ve tam bir sabet gerektiren sanatları; haiku, ikebana, bonsai, origami ve dahası hakkında bilmediklerinizi öğreneceğiniz, bu milleti aklımızın yettiğince anlamaya çalışacağımız bir kitap. Tabi siz ben daha kendimi anlayamıyorum Japonlar bir dursun da derseniz anlarım
216 syf.
·3 günde·8/10
Günlük hayatta sıkça sözünü ettiğimiz bir laf 'Japon yapmış' Genelde akla gelmeyen, değişik nesneler için de 'Japon icadı' deriz. Peki kimdir Japonlar? Nasıl yaşarlar? İş disiplinleri nereden gelir? Kadının yeri Japonya'da var mıdır? Japonca öğrenmek kolay mıdır? Samuraylar, geyşalar, haikular, harakiri, sakura, ikebana, origami.. Pek çok terim için kulak aşinalığımız olsa da kökenini, nasıl ve neden ortaya çıktıklarını bilmeyiz çoğumuz.
İşte bu kitap size tüm bunları hatta daha fazlasını vaad ediyor üstelik çok sıcak çok akıcı bir dille.

Peki kim bu Onur Ataoğlu? Ankaralı bir mühendis. ODTÜ'yü bitirmiş. Sevimli, okunası bir dili var. Aselsan, Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı,  Ekonomi Bakanlığında çalıştıktan sonra Japonya'ya tayin edilmiş. Tokyo Büyükelçiliği  Ekonomi Müşavirliğine...
Günlerini dolu dolu yaşamış, Japon kültürüne kafa yormuş, okumuş da okumuş.

4 yıl Japonya'da kalıp Türkiye'ye döndükten sonra bu kitabı 2010 yılında yayımlamış. Japonya TARİHinden ve COĞRAFYAsından başlayıp, DİNlere uzanıyor. Ordan sağ yapıp MİLLİYETÇİLİK olgusuna sapıyor. İlk kavşaktan u dönüşü yapıp SAMURAY ve NİNCA'ya şöyle bir uğrayıp MEVSİMLERe göz atıyor sonunda SAKURAyı detaylıca izliyor iyi ki mevsimi. Yetti mi hayır tabiki. Tekrar yola koyulup ALFABEnin haritasını çıkarıyor. Buraya kadar gelmişken bir KABUKİ görmeden olmaz deyip yol alırken HAİKUlar yazıyor. GEYŞA evinin önünden geçerken merakına yenilip kabukiyi erteliyor. Tam geyşa 3. tütsüyü yakacak bari ücret çok olmasın diye yaktırmıyor ve çıkıyor ama aklı MANGAda. Manga hevesi de kısa süreli çıkınca 'ben SUMOcunun zeki çevik ve şişmanını severim' diyor ve bir sumocunun altında eziliyor.

Tüm bunlar kitapta yazanlar dersem inanmayın böyle bir olay örgüsü barındırmıyor kitabımız. Ama tüm bu olguları , nesneleri ve kişileri barındırıyor. Eğer Japon kültürünü merak ediyorsanız gezip görmüş, bizzat deneyimlemiş birinden, bu kitaptan dinleyin derim. Evet evet dinleyin. Birisi okusun bu kitabı size ve siz gözlerinizi kapatıp masal tadında dinleyin.
216 syf.
·Puan vermedi
Japonlar herkeste hayranlık uyandıran bir toplumdur eminim. Yıllarca dünyaya kapalı kalmış bir ada ülkesi ve 2.dünya savaşından büyük bir yıkımla çıkmasına rağmen küllerinden doğan bir dünya devi. Kitabın her sayfasında saygıyla eğilip takdir etmemek mümkün değil, nasıl bir sabır nasıl bir disiplin ve mükemmel bir sosyal uyum. Bu halkın hobileri bile yıllarca sebat edilerek kazanılan beceriler. Kitabın adı her şeyi özetliyor zaten.
441 syf.
Konbanwa Minna-san ( iyi akşamlar herkeşlere)

Üzerimde Japon bayrağı çizen adamın üşengeçliği var. Biraz Japon rüzgarı essin dedik. Tuco Herrera ‘dan inceleme kaidesiyle kitap temininde bulunduk. İşsizler üşenmezmiş. Neyse efendim. Güzel bol gülmeli bir kitabı geride bıraktık. Başlayalım o halde ( Tuco der ki ben güzel olmayan kitap önerir miyim? )

Herkes hayatının bir döneminde bir ülkeyi çok ilginç bulur bana göre çoğu insandan deneyimleyip sormakla birlikte öğrendiğim bir bilgi. Ben de küçüklüğümden beri bir Japon hayranlığı vardı. ( Ama asla edebiyata ilgim olmadı.:) kitap okumadığım devirlerde 100’e yakın dizi, film devirmişliğim var. Kitap Japon’da yaşayan bir Türk Mühendisin gözlemlerini komik bir üslüpla anlatmış ben de kendi gözlemlerimi yazmak istiyorum.
.
.
Çünkü inceleme bana hissettirilenlerdir. Japonca dinlediğim şarkıların belki en iyisi şudur. Hani merak ederseniz japonca şarkılar nasıl filan;
https://youtu.be/VkudOu_uBmI
Birde bunun dizisi ; 1 litre of Tears salya sümük izlersiniz ilgisini çeken varsa :)
.
.
Çok acayip bir milletler gerçekten... Benim izlenimlerim; en çok Sakuralar, süsleme sanatları, animeler, intihar olayları, milliyetçilikleri, kıyafetleri, inanç biçimleri, samuraylar, yemekleri...bunlardan az çok bahsedelim. Kitap bayağı bir geniş yer vermiş.
.
.
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki,
Kadere gereğinden fazla inanan bir millet, hatta iki insanın serçe parmaklarında kırmızı bir iple bağlı olduklarına inanırlar, sonra bu şekilde tanışıp evlenirlermiş. (Bu kitapta yok. Ben izlediğim bir kaç dizi de görmüştüm.) Kami- sama veya Tao- sama erimiş ve dünyaya karışmış bütün canlı varlıklarda, dağda, taşta aklınıza gelebilcek her şeyde tanrıdan parçalar olduğuna inanılır. Ruh çok önemli her şeyde ruh aranıyor. İncelik, zerafet, güzellik... ön planda
.
Sonra mevsime çok fazla önem verdiklerinden bahsediyor kitapta gerçekten de dizilerinde bile en çok sakuralar ön planda hani bizim dizilerde Kızkulesi, boğaz köprüsü neyse onlarda da Sakuralı manzaralar aynı değerde.. Her mevsimin her zamanın ayrı Kimonoları var ve mevsimine göre yukatta ( japonların geleneksel kıyafeti) giyinilip festivale katılınır. Mart sonu ve Nisan sonu Sakura mevsimidir. (Meyve vermeyen kiraz çiçeği)
https://www.google.com/...mgdii=v9xV7S_2AobGQM

Kimono örneği (https://www.google.com/...imgrc=5iUmXswLjSaAVM)
.
.
Çok saygılı ve onuruna düşkün millettir. Hayat sıralaması önce iş>aile>arkadaşlıktır. Hani çok duyarız. Köprülerde de en son duymuştuk. Türkiye’de işini iyi yapamayan mühendis kendini öldürdü. Bunun temeli Samuraylara dayanır. Samuraylar işini en iyi yapmaya çalışan askerlerdir. Akşama kadar kafa kesen sürekli kavga eden insanlar boş zamanlarında çay seromonisi ve çiçek seromonileriyle kendini arındırırlar.. eğer çok büyük hatalar yapmışlarsa onurlarıyla ölmeyi tercih ederler. Tabi izin alarak ( harakiri =karın deşme yöntemiyle acı çekerek ne kadar üzüldüklerini kanıtlarlar) yaptıkları iş çok kutsal olarak bakılır. Üst sınıf kabul edilir. Hani Osmanlı’da yeni çeriye mi tekabül eder tam bilemiyorum ama paralı askerlerdir. Onlardan gelen bu gelenek hala sürdürülmekte..
.
.
Hani japonların hayvanlar aleminde bir karşılığı varsa oda karıncalardır.
iş>aile>arkadaşlık sıralamasında hayatlarını sürdürürler. Eve erken gelen koca ayıplanır. Mesai saatinin bitimi 11 civarınadır. Biz 6’yı çok görürüz :)
Geçenlerde bir haber vardı. 10 günlük tatilde ne yapacağını bilemeyen Japonlar :) o kadar çalışma temposuna alışmışlar ki...
.
.
Kadına hiç değer verilmediğini düşünüyorum. Genellikle ev hanımı ve annelik kadın için ön planda kadınlar sırf beğenilmek ve eş olarak seçilmek için kendini geliştirmekte ve yetiştirmekte... ve hala da böyle ne yazık ki tamam ayrılan bir kesim vardır belki ama ülkenin geneli bu durumda ..
.
.
En çok dikkatimi çeken milliyetçilik özellikleri ve ülkelerine verdikleri değer... ürettikler ürünleri önce kendi vatandaşları için sonra tabiri caizse modası geçtikten sonra ihraç ederler... ihracatta dünyanın belki de en iyi ekonomik sıralamasındadır. Üni dönemlerimde hocamın verdiği bir örnek vardı. Sırf kendi ithal almamak için Abd’den kayak takımı ithalini engelleme yöntemlerinde şu cümleyi kullanmıştı “Alıcı firma “Japonya’da yağan kar sizin vereceğiniz kayak takımına uygun değil” çok gülmüştük sınıfca ama ihracatı ön planda tutmak bunu gerektirirse yapmışlar :)
.
.
Ne demiştik zarif, duygulu, her şey de ruh arayan millet... Tabi dinin etkisiyle Şinto inancıyla her şeyde ruh arama, çay seronomileriyle ve çiçek düzenleme eşliğinde devam eder kültürel aktivitelerdir.
https://www.google.com/...imgrc=KKtXKl7HYDJAdM:

Çiçek düzenleme buna eşlik eden başka bir sanattır.
https://www.google.com/...imgrc=we6Anb-p8DMP6M

(Kağıt katlama) origami pek ilgimi çekmedi fakat şemsiye tasarımı çok ilginç buluyorum. Yazma sanatı da çok ilginç.
.
.
Dışa çok kapalı yaşayan bu millet homojen insan topluluğu “sanki herkes aynı kişi :) “ algısı yaratır. Bir espiri vardı “ Japonya’da aşk acısı çok zor nereye baksan eski sevgili :) “ ahahahahaha ...
Neyse konuya dönelim.
.
.
Gelelim intihar vakalarına belki de en çok dikkatimi çeken bu olay hiç unutmuyorum yine bir dizi de sırf arkadaşı yanlış anladığı için intihar eden bir kız vardı çok sonra merak edip araştırdım. Meğerse çok olağanmış. İnançsızlıktan diyeceksiniz ama yeniden doğup daha rahat bir hayata gelmeleri dolayısıyla olabilir. Hani diziler gerçek hayatı yansıtmaz uydurma filan olayı japonlar için gerçek değil bence çoğu olay gerçek hayatta olduğunun birebir aynısıymış. Kitabı okuyunca farkettim. Az çok gerçek hayattan kesitler sunmuş bana... 2011 Tsunami’ de ölen insan sayısı kadar insan 1 yılda intihardan ölebilmekte..
.
Etkilendiğim bir kıstasta temizlikleri okullarda hademe temizlik görevlisi bulunmaz. Okullara ayakkabıyla girilmez. Hatta evlere bile girilmez. Hatta bizim ülkemize tatile geldiklerinde ellerinde poşetlerle temizlediklerini görüp utanıyorum. Ülkecek başak burcu olabilirler :) 3 farklı alfabeleri var. Sırf biri kadınlar okuma yazma öğrensin diye yapılmış... ilginç detaylar:)
.
Teknolojiyi anlatmaya zaten lüzum yok ;) Anlatmaya gerek yok görüyoruz. Sony, Toshiba, Canon... vs vs çoğaltırsınız...
.
Bilmiyorum güzel anlatabildim mi ? Neyse çok uzattım. Tabi bunlar benim görüş ve düşüncelerim katılmamakta özgürsünüz :) ama kitap efsane güzel anlatmış onu söyliyim.
Japon yapmış yani !
216 syf.
·10/10
Tuco Herrera 'nın önerisiyle, Seda 'dan ödünç alarak, Gaijin⁷ ile birlikte okuduğumuz muhteşem kitap!

Okulda bir hocamız "Japonları anlamaya çalışmayın sadece kabul edin. Anlamaya çalıştıkça işin içinden çıkamayıp onlardan soğursunuz." demişti. Japonlarla bir ömür birlikte olmak isteyip, bunu mesleğim haline getirme durumunda ilerlerken Japon toplumundan soğumak istemem. Bu nedenle hocamın söylediklerini sessizce kabul ettim ve hemen hemen her gün karşılaştığım tuhaf davranışlara normal baktım. :D Hatta Gaijin⁷ ile bazen bu konuda tartışırken "Anlamaya çalışmaaa" diyerek birbirimizi susturduğumuz da oldu. Yazar bu durumu "Japonlar uzaylıdır" diyerek özetlemiş.

Yazar; Japonya'yı, dilini, coğrafyasını, insanlarını, kurallarını, yemeklerini, günlük hayatlarını Japonya'da geçirmiş olduğu 3 senede yaşadığı tecrübelere dayanarak anlatmış. Çook samimi bir dil kullanmış. Şu ana kadar okuduğum Japon kültürüne dair yazılmış kitaplara kıyasla çok eğlenceli bir okuma oldu. Yazar Türk olduğu için Japonya konusundaki hisleri bana daha yakın geldi sanırım. Bazı bölümleri kahkaha atarak okudum.

Japonya'ya ilgi duyuyor ve bu konuda eğlenceli bir şeyler okumak istiyorsanız, benim gibi kültürün akademik dilde anlatılmasından sıkıldıysanız mutlaka okumanız gereken bir kitap. Kitabı okumamda emeği geçenlere teşekkürler, keşke daha da önce okusaydım.
216 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Japonlar herkeste hayranlık uyandıran bir toplumdur eminim. Yıllarca dünyaya kapalı kalmış bir ada ülkesi ve 2.dünya savaşından büyük bir yıkımla çıkmasına rağmen küllerinden doğan bir dünya devi. Kitabın her sayfasında saygıyla eğilip takdir etmemek mümkün değil, nasıl bir sabır nasıl bir disiplin ve mükemmel bir sosyal uyum. Bu halkın hobileri bile yıllarca sebat edilerek kazanılan beceriler. Kitabın adı her şeyi özetliyor zaten.
216 syf.
·10/10
Muhteşem bir kitap.. Okuduktan sonra herşeyi yemeklerini kınamıyorum... Japonların nasıl bir ırk olduğunu Amerika ile örnekleyip izah etmesine bayıldım müthiş bir tarif.. Tüm dostlara edebiyat severlere tavsiye edilir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Onur Ataoğlu
Unvan:
Mühendis, Gezgin, Yazar.

Yazar istatistikleri

  • 14 okur beğendi.
  • 233 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 215 okur okuyacak.
  • 7 okur yarım bıraktı.