Orhan Duru

Orhan Duru

YazarÇevirmen
8.0/10
57 Kişi
·
164
Okunma
·
15
Beğeni
·
1631
Gösterim
Adı:
Orhan Duru
Unvan:
Türk Yazar ve Gazeteci
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 18 Aralık 1933
Ölüm:
Şişli, İstanbul, Türkiye, 25 Ocak 2009
Orhan Duru, (d. 18 Aralık 1933, İstanbul, Türkiye - ö. 25 Ocak 2009, Şişli, İstanbul), Türk yazar ve gazeteci.
Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi'nden mezun oldu. Mezuniyetten sonra bir süre aynı fakültede, asistan olarak görev yaptı. 27 Mayıs Darbesi'nden sonra, bu görevinden uzaklaştırıldı. Bir süre veterinerlik yaptı. Gazeteciliği kendine meslek olarak seçti. Ulus, Cumhuriyet, Milliyet, Güneş ve Hürriyet gazetelerinde çalıştı. En son Interstar TV'de haber müdürlüğü yaptı. Bu görevden sonra, yazarlık yapmaya devam etti. Yazar ve çevirmen Sezer Duru'nun eşidir. Bir süredir tedavi gördüğü Surp Agop Hastanesi'nde 25 Ocak 2009 saat 02.30'da vefat etti. Orhan Duru ayrıca İngilizce science-fiction sözünü Türkçe'ye bilim-kurgu olarak tercüme eden, kullanan ve bu sözcüğü Türkçe'ye kazandıran kişidir. Bu kullanım daha sonra Türk Dil Kurumu tarafından resmîleştirilmiştir.
“Espri yapmak, haber toplamak için yaşıyor gibiydi. Bu benzersiz kişilik yapısı derin bir hayal kırıklığı üzerine mi kurulmuştu ? Bilmiyorum. Ama yaşamdan zevk alan, neşesi olan bir insandı da.”
Orhan Duru
Sayfa 59 - Yapı Kredi Yayınları
Bize sevinçli diyemezdiniz. Hep bir şeyler umar insan, bir yolculuktan sonra bir şehre gelince. Sonra ne umduğunu bulabilirsin ne de istediklerini yapabilirsin.
İnsan yalnız yaşamalı. Yalnız yaşamalıyım. Daha verimli olmam için şart bu. Bütün dostluklarım yüzlek olmalı. Kimseyle içli dışlı olmamalıyım. Büyüklük, yalnızlıkta saklı.
“Bu alım satım dünyasında” demişti
“bir ötekinin yurtsuzu herkes
evimi sırtımda gezdiriyorum bu yüzden.”
Orhan Duru
Sayfa 50 - Yapı Kredi Yayınları
“Metin Eloğlu’nun sergisine gitmiş bir resmini beğenmiş. Almaya kalkmış. Cebinde kaç parası var, çıkarmış. Kaparo olarak bırakmış onları, adını da resmin altına yazdırmış. Ne ki, bir daha uğramamış sergiye. Metin dert yanıp duruyordu rastladığı kişiye. Hem paranın gerisini ödeyip resmi almıyor, hem de satılmasını engelliyor, diyordu. Bir gün yakaladı Oğuz’u bir öfke bir hışımla.. “Ulan, resmin parasını getir, al” dedi. Oğuz o çelebi haliyle, gayet sakin “Alacam.” dedi. “Yalnız bekle biraz.. Hele resmi asabileceğim bir duvar bulayım.”
Kendine ait bir duvarı bile olmadı ömründe...
Orhan Duru
Sayfa 30 - Yapı Kredi Yayınları
“Hayalet Oğuz, her şeyi hiçbir şey, hiçbir şeyi de her şey olarak yaşadı. Üç ad var elimizde: Hayalet Oğuz, Oğuz Haluk ve Oğuz Alplaçin. Hangisiydi bunlardan be hangi kimliği gerçekti ? Bana öyle geliyor ki , edinmesi mümkün olabilecek herhangi bir kimliği edinmemek için çalıştı.”
Orhan Duru
Sayfa 35 - Yapı Kredi Yayınları
Niye hep yabancılık duyuyorum.Sanki burada değilim.Sürekli olarak pasaport taşıyor gibiyim.
160 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
“İktidardan daha zengin değil, daha şerefli ayrılmak gerek.” #38608466

Plutarkhos ’un Demosthenes - Cicero - #38674114 - kitabında karşılaştığım ve İsokrates’e ait olan bu cümle ile incelemeye başlamak sanırım konu çok uygundur. Çünkü günümüz ve geçmişimizde dâhil olmak üzere iktidar sahibi olmak yani hükmetmek bir iş değil, bir hizmet anlayışı ve biçimi olduğunu savunmaktayım. Bu statü ve mevkileri paylaşanların tek bir ortak gayesi olması gerekmektedir, o da sahip oldukları “halklara ve uyruklarına hizmettir.” Ötesi berisi yoktur. Savunma amaçlı olsa dahi o “Lider” şunu yaptı bunu yaptı diyerek yüceltmemiz bile saçmalıktan ötedir. Çünkü onun görevi o, yapması gereken hizmetler onlar. Eğer ki bu dediğimi anlayabilirsek işte o zaman “Lider” yani iktidar sahiplerinin nasıl birileri olduğunu ve pozisyonlarını nasıl kullandıklarını daha ayrıntılı anlama yoluna girebiliriz. Aksisinde ise “yol yaptı, su getirdi, halka ekmek dağıttı” diye mantık dışı saçmalar dururuz.

Kitabın yazımı MS 550 yılında olmuştur. Yazarımız Prokopios MS 500 yılında Kaiseria – Filistin taraflarında bir şehir – doğdu. 527 yılında Komutan Belisarios’un özel yazmanı, 560 yılında illustres unvanı aldı, 562 yılında ise praefectur unvanı alıp Bizans’ın yöneticisi yani valisi oldu. Kendi branşı tarih olduğu için imparatorluğun resmi tarihçisi olduğu da bilinmektedir. Bu eserden önce kaleme aldığı “Savaşlar Tarihi” ve ölmeden önce Bizans şehrinin mimarisi hakkında yazdığı – MS 561 – “Yapılar” adlı eseri de bulunmaktadır. Ölüm tarihi olarak ise İmparator İustinianos’un ölüm tarihi olan MS 565 yılı gösterilmektedir.

Eser içerisinde çok çarpıcı gerçeklerin olması ve yazarın cesaretsizliğinden, dönemde bulunan ispiyoncu jurnalciler ve ajanlar yüzünden saklanarak kaleme alınmıştır. Söylediklerinin doğruluğu pek çok araştırmanın dikkatini çekti, bu hususta yapılan araştırmalar sonucunda kitabın büyük ölçüde doğru olduğu araştırmacılar tarafından kanıtlanmış olduğu ise kitabın içerisindeki önsözde okura sunulmuştur.

Kitabın yazılmasının sebebi olan İmparator İustinianos – Justinyen – İmparatoriçe Theodora, Komutan Belisarios ve karısı Antonina’dır. Sıra dışı yaşamları, çevrelerindeki insanlara verdikleri zararlar olaylar gösterilerek iddialı bir şekilde anlatılmaktadır. Yazarında o dönemde bir tarihçi ve daha önemlisi bir yönetici olmasını da ele alırsak, doğruluğunu tespit etmek bizim işimiz olmamakla beraber kesinlikle bir ansiklopedi değerinde olduğunu düşünmekteyim. Özellikle kişilik bazlı bir inceleme olarak bakarsak gerçekten başarılı bir yazım olduğunu da savunmak isterim.

" ...insan davranışlarının kötülüğüne aldırmaz olursa, artık her yerde iğrenç biri gibi gözükmekten çekinmez, aynı zamanda yüzünde her zaman beliren utanmazlıkla silahlanıp, en bayağı eylemlere neşeyle, çekinmeden girişir.” ( Alıntı #38919885 )

Birçok kitabın hatta tamamının övmekten bitiremediği “Büyük” Justinyen imparatorluğu, yine harika bir eğitim almış olan amcası Justin’den aldığı bilinmektedir. Ancak Prokopios der ki Justin okuma yazma dahi bilmeyen silik bir kişilikti. Doğruluk payı var mı? Elbette vardır. Çünkü Justinyen’in imparatorluk devri amcasının imparator olmasıyla başlar. Bu da amcanın birçok şeyde yetersiz olduğunu göstermektedir.

Tarih kitaplarında Ayasofya’nın yapımına müdavim olan, Roma Hukuku’na yön veren, Roma başta olmak üzere kaybettiği toprakları yeniden almayı başaran, büyük bir veba salgını atlatmış bir imparator olan Justinyen’den bahseder. Kitapta olan ise Justinyen’in çok iyi bir tiyatro oyuncusu olduğunu, halkı her şekilde kendi isteklerine göre yoksullaştırdığını, ağır vergiler koyup hayatta kalması bir tek somuna bakan halkın elinden somunu alması, eski yasanın kendisine aykırı geldiğinde dilediğince yeni yasa çıkarmak ve hatta bununla da kalmayıp parasını verene göre yasa düzenlemek gibi paraya tamah eden bir kişiliğin sahibi olduğu yaşanmış olaylarla anlatılmaktadır. “Hava vergisi,” “El koyma” gibi adetlerin peyda olduğu bir hükümdarlık sürmüş, en yakınlarını dahi bitmek tükenmek bilmeyen para hırsı ile sömürmüştür.

“...insanlara insafsızca davranılırsa, onlar da doğal olarak umarsız yollara saparlar.” ( Alıntı #38896015 )

Ayasofya’nın son yapımı ise dönemin iki partilileri yani Maviler ile Yeşiller arasında çıkan bir kargaşa ile son halini almıştır. Bu ayaklanma tarihte Nika Ayaklanması olarak geçmektedir. Hatta imparator tası tarağı toplayıp kaçmak isterken sahneye İmparatoriçe Theodora çıkıp Justinyen’i durdurmuş ve bütün ipleri elinde olan komutan Belisarios’u isyanı bastırmak için isyancıların üzerine yollamıştır. Komutan ise isyancıları hipodroma toplamış ve bilinen 30 bin kişimin orada ölümü gerçekleştirmiştir. Toplam ölümlerin sayılamayacak kadar çok olduğunu ise yine yazar kendisi beyan etmektedir. Ayrıca Ayasofya’nın bizim için önemi ise daha sonradan bölgenin hâkimi olduğumuzdan ötürü Osmanlı Mimarisi’ne ön ayak olmuştur. Komutan Belisarios’un ise hanım köylü olduğunu, karısına söz geçiremediğini, karısının onu defalarca aldatmasına rağmen ses çıkaramamasını da demeden edemezdim.

İmparatoriçe Theodora fahişelikten gelmiştir. Kitapta rivayet edilir ki imparatoriçe olmadan evvel bir gece 30 adamla yattığı beyan edilmiş, şehvetin ve sapkınlığını dibine varana kadar kendini bütün ahlak kurallarından soyutlamıştır. Büyücülük ve dahası ise kendi medarı iftarı olmuş, zulümde kocasını geride bırakmayacak şekilde hayatını devam ettirmiştir. Her ikisinin de din ile bağları ve inançları işin maddi boyutuna kadardır. Kiliseyi birçok kere yok sayıp, Hristiyanlık ile alakası olmayan Hristiyan inançlarını halka zorla benimsetmek istemişlerdir. Suçsuz yargılama ve serbest kalabilmek için kişilerin bütün malvarlıklarına el koymaya kadar gitmişlerdir. Dahası ise varlıklı ölen kişilerin varislerinin elinden miraslarını alıp, tek bir kalem oynatışla kendilerini yasal varis ilan edip sayısız miraslar üzerine konmuşlardır. Dönemin kadınları ise Theodora’dan güç alıp âşıklarıyla artık alenen zina etmekteydiler, kocaları ise canları ve mallarını korumak için bu duruma ancak seyirci kalabilmekteydi.

“Kötülükleri önlemek üzere ses çıkarılmazsa elbet bunların artışına engel olunmaz, hatta suçları cezalar izlese bile sonu gelmez, çoğu kimseler için kötülüğe dönmek doğal olur.” ( Alıntı #38896809 )

Kitabın gidişatı bu şekilde devam etmektedir. Konuların geneli ise devlet içerisinde olan yolsuzlukların kişiler ve yer belirterek konular halinde okurlara sunulmasıdır. Kitabım Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndandır. İyi bir çevirisi ve kitabı daha iyi kavrayabilmek için 21 sayfa önsözü vardır. Hemen ardından 2 sayfa yazarın kitabın amacı hakkında kaleme aldığı yazı ve devamı ise Justinyen’in yolsuzluklarıyla devam etmektedir. Herhangi bir hata ya da anlaşılmayacak bir cümle yoktur. Çevirmen gerek gördüğü yerlerde okuru bilgilendirmek için notlarına çok sık olmayacak şekilde, sıkmadan yer vermiştir. Benim için başarılı bir çeviriydi.

Sözün özü; eğer diğer kitapları tarih olarak ele almak gerekiyorsa, bunu onlardan ayıranın ise tamamen anlatılan kişilerin kişilik ve yönetim şekillerinin bizlere en vakıf kişi elinden aktarılmasıdır. Benim için farklı bir deneyim oldu. Bu tarz tarih kitaplarını sevenlerin kesinlikle severek okuyacaklarını düşünmekteyim. Diğer arkadaşlarıma ise yeni bir deneyim yaşamaları için okunulasıdır ve tavsiye isterim.

Son olarak ise Platon’un “Hükümdarlar filozof, filozoflar hükümdar olsaydı, kentlerin yüzü ışırdı.” sözüyle bitirmek istiyorum.

Sevgi ile kalın.
176 syf.
Az roman değil zor roman olmalı adı. Baştan belirteyim soyut dünyayı, bilinçakışını, imgeyi, üstkurmacayı seviyorsanız kitabı okuyun yoksa çok zorlayacaktır sıradan bir okuru. Kitapta orhan duru kendini kıyak otelde bulur bir sabah ve sonrası karmaşa. Hayaletler, hayaller, Burak Fidan, gerçek kişiler....Otel gerçekle düşün hayalle hakikatin içiçe geçtiği Kıyak bir yer haline gelir. Tam manasıyla roman denemez bu esere .Yer yer deneme, eleştiri, roman,öykü,anlatı içiçe.Zor bir kitap herkesin sevip bir solukta okuyacağı romanlardan değil. Dili sıradışı, konular sıradışı olay akışı karmaşık o nedenle yorularak ama severseniz de keyifle okursunuz. Beni zorlayan, durup burada ne demek istedi diye sıklıkla düşündüren, alt metinlerinde çok yoğun anlatımlar barındıran eserleri sevdiğimden ben beğendim.
528 syf.
·27 günde·Beğendi·10/10
Öncelikle şunu belirteyim ki bu bir kitap incelemesi değil bir yazar incelemesidir. Gerçi her kitap incelemesi bir yazar incelemesidir bir bakımdan ama. Ben ise "Sarmal" başlı başına bir kitap olmadığı, içinde Orhan Duru'nun 6 öykü kitabını  bulundurduğu için böyle bir uyarıda bulunmak istedim. Eğer Orhan Duru'nun öyküleri hakkında bir şey merak ettiyseniz, bir görüşe ihtiyacınız varsa ama okuyacağınız kitap Sarmal değilse umutsuzluğa kapılmamanız ve ne kadar faydalı olur bilemiyorum ama isterseniz bu incelemeyi inceleyebileceğinizi de belirtmek için de bu uyarıyı yaptım :)
.
.
.
Orhan Duru'ya gelirsek...
Çok uzun sürdü aslında "Sarmal"ı bitirmem. Çünkü aynı anda okuduğum kitaplar, yoğun geçen haftalar ve yoğun geçen haftaların suçlusu "okul" bir şekilde engel oldu okumama. (Normalde okul konusunu biraz daha açar ve uzatırdım ama yayından kalkmış olan "Sarmal" ı ve Orhan Duru'yu keşfetmemi okul kütüphanesi sağladığı için pek bir şey demek istemiyorum.)
Ama en sonunda bitirdim Orhan Duru'yu ya da Sarmal'ı (ne derseniz artık) okumayı. Bu cümle size asla kitabı bir bıkkınlıkla bitirdiğimi hissetirmesin. Çünkü kitabı okurken yüzümden hiç tebessüm eksilmedi. Eğer bitirirken eksildiyse bunun sebebi bıkkınlık değil kitabı bitirmenin hüznü ve önümde duran koskoca yazılı haftasıdır. Şimdi umarım bu tebessüm meselesini bu incelemeyi yazma sebebim olan ama bir türlü yazamadığım Orhan Duru'nun üslubuna bağlayabilirim.
.
.
.
Bazı insanlar konuşurken kibar gözükür sanki seni savunuyor ya da en azından sana katılıyor ama küçük bir pürüze takıldığını belirtiyor gibi görünür ama aslında senle tartışırken sana karşı kibar görünümlü çok sert sözler söyler. Anlatabildim mi bilmiyorum ama Cengiz Özkan'ın bir televizyon programında bu tarz insanlar için kullandığı "yumuşakdikenli" tabiri açıklamama yardımcı olur umarım.
İşte yumuşakdikenli bir üslupla öykülerinde genellikle politik oyunları, mahvolan insanları, bozulan dünyayı vb. konuları ele alıyor Orhan Duru. Trajikomik olayları yüzümüze vuruyor, onlara gülmemize ve bu olaylar hakkında biraz düşündüğümüzde halimiz hakkında üzülmemize, endişelenmemize neden oluyor.
Orhan Duru'nun sevdiğim bir başka öykü türü ise tarihi kişilikleri kullanarak yazdığı öyküler. Bu öykülerinde de yeri geldiğinde dünya hakkındaki kaygılarını belirtirken bazen ise sadece mizah kaygısıyla yazıyor ya da ben sadece o öykülerin mizahi tarafını anladım. Tarihi kişilikleri kullanarak yazdığı öykülerin birinin konusundan bahsederek biraz daha açıklamak istiyorum:
Piri Reis'e dünya haritasını yazma aşamasında uzaylıların yardımı :)
.
.
.
Son olarak da Orhan Duru'yu okuyanların hemfikir olduğu başka bir konudan bahsetmek istiyorum:
Kelime oyunları
Orhan Duru öykülerinde sık sık kelime oyunlarına başvurmuş. Bu özelliği öykülerinin anlaşımını zor kılsa da bazen de öykülerine mizahi bir yön katabiliyor....
...Herkese keyifli okumalar....
160 syf.
·Puan vermedi
"Prokopios'un çizdiği Bizans toplum yaşamı kavgalarla, gaddarlıkla, parti çatışmalarıyla, işkencelerle, baskılarla örülü. Neredeyse kokuşmuş bir ortam. Tarih kitaplarında "Büyük" diye anılan İustinianos, Gizli Tarih'te para düskünü, hain, sefil, yasaları çiğneyen ve keyfine göre uygulayan kanlı bir despot olarak tanımlanıyor. Vandallara, Gotlara ve Perslere karşı yapılan savaşlarda Bizans ordusunu zaferlere kavuşturan General Belisarios ise eşine tutkun, onun sözünden çıkmayan, zayıf bir erkek olarak anlatılıyor. Prokopios'a bakılırsa o çağda Bizans çürümekte, kadınlar kocalarını aldatmakta, parayla her şey satın alınmakta, insanlar başlarına gelen felaketler karşısında ne yapacağını şaşırmış durumdalar. Yazar, casus sürülerinden ve jurnalcilerden korktuğu için kitabını gizli yazdığını ayrıca belirtiyor. Burada Theodora da bir çeşit fahişe, büyücü ve karanlık bir kadın olarak karşımıza çıkıyor."
160 syf.
·Beğendi·9/10
Yazar Prokopius Justinyanus zamanında Bizans'ta resmi tarihçidir. Bu donemle ilgili 8 ciltlik "Savaşlar Tarihi"ni ve "Yapılar" kitaplarını kaleme almıştır. Kendi deyimiyle korkudan yazamadiklarını da bu kitapta toplamistir. Adeta kitapta imparator Justinyanus'a Karısı Teodora'ya ve belli başlı devlet görevlilerine vermiş veriştirmiştir.Abartılı bir eleştiri silsilesi olsada toplum icindeki yonetime karsi olusan tepkilerin sebeplerini anlamak acisindan degerli bir 1. El kaynak kitaptır.
112 syf.
Uzun boylu, Ramses'in eski Mısır'da bulunmuş mumyasının yüzüne benzeyen genç yüzlü genç bir adam, yolda yürüyor koşaraktan. Sanırsınız ki üç gemisi vardı bu adamın, battı bu gemilerden biri. Ümit Burnu'nda idaresizliği yüzünden kaptanın. Yani öyle bir yüz kapkara. Öyle gözler okunan içinden ölüm. Boynu zayıf, ince kıldan, belli ki çökmüş, fakirlikten. İşte bu adam gidiyordu kendini öldürmeye. Almıştı bir ip sonradan yağlayacağı zeytinyağıyla bakkaldan. Arıyordu şimdi bir darağacı, uygun, güzel meşeden yapılmış bir darağacı.
Gitti bir odun oğlu odun oduncudan, toplumsal yerine ve öğrenimine uygun bir darağacı almaya. Ama dağdan kesilmiş bir gürgen kütüğüne benzeyen oduncu alay etti onunla. Dedi:
"Okumuşsun da n'olmuş? Veremem istediğin gibi darağacı yapılabilecek bir odun. Bir de lütfen kendinizi benim yerime koyun."
Ramses: "Meşe, güzel, cilalı vernikli meşe, bulunmaz mı sizde?" dedi.
"Ahh, eski günler ner'de?" dedi oduncu. "Meşe odunu gelmiyor artık. Ama isterseniz var kavak. Hem daha uzun, hem daha kavak."
"N'apalım" dedi genç adam. "Yoksa meşe odunu, alırız biz de kavak odunu. Hem daha ucuza kavak odunu."
"Ama vermem size kavağı, almadan parasını" dedi oduncu.
"Dalga geçme" dedi okumuş, bitmiş genç.
"Vermem kavağı, almadan parayı."
Genç uludu ümitsizlikle. Ve saldırdı oduncunun üstüne. Tuttu onun kafasını, attı deminden beri sinek gibi vızıldayan, bu yüzden kimseyi uyutmayan, odunları doğrayan hızarın testeresinin keskin ağzının altına, kafasını kovalayan gövdesini oduncunun. Bölündü o da. Tam aile sobasına göre.
Çekti genç adam büyük kavak yığınının ortasından, üç tane uzun kavak, aldı onları sırtına, tam götürüyordu ki çıktı karşısına bir kocakarı başörtülü, torbalı.
"Evladım, evladım, senin yüzünden bu halim. Nereye götürüyorsun bu kavakları? N'apacaksın bakayım onları?" dedi.
"Sen karışma işime, hep girerdi bu iş düşüme. Burada olsun karışmayın bana ulaaan! Patlayacağım sıkıntıdan..." diye bağırdı genç adam.
Vay piç kurusu" dedi kocakarı. Sonra ekledi: Ne yapacaksan yapma, ne yapmayacaksan yap.
"Kendimi asacağım bunlarla, sen de oturup kına yak."
Başladı ağlamaya kanlı gözyaşlarıyla, gözyaşlarının kanlı dereleriyle kocakarı.
"Niçin asıyorsun kendini, kimsen yok mu senin?"
"Var, n'olacak?"
"Ama niçin?"
"Çerkeztavuğundan bıktığım için" dedi genç adam.
Sonra vardı bir marangozun yanına. Aldığı kavaklar sırtında.
"Yap bana bir darağacı."
"Yapamam," dedi marangoz, "unuttum yapmasını. Eskiden, kanlı çarpışmalar devrinde yapardım bol bol. Artık kimse kimseyi asmıyor.
"Demek yapmayacaksın öyle mi?" dedi genç adam. Aldı elinden keseri marangozun, başladı yontmaya marangozu. Sonra kavakları düzeltip kurdu kendine bir darağacı. Sallandırdı ipi. Güzelce yağladı kaygan. Başladı geleni geçeni asmaya...

S:21
160 syf.
·1 günde·4/10
Tarihin en çok merak edilen dönemlerinden biri olan Bizans hakkında yine o dönemin tarihçisi tarafından kaleme alınmış bir kitap. Tarih ilgi alanınızda ise bu tarihi kitapta hoşunuza gidebilir.
160 syf.
·3 günde·8/10
Bizans’ın Gizli Tarihi bitti. Kitap İngilizce ve Fransızca çevirilerinden çevirilmiş, daha sonra da orjinal metne göre editörlükten geçmiş. Kitabın başka Türkçe tercümesi olmadığı için ve kitap edebi bir metin olmadığı için hangi dilden çevrildiğini önemsemeden okudum, bununla birlikte kitabın çevirisi çok iyi buldum.

Kitabın yazarı Prokopios, ilk önce General Belisarios’un maiyetinde bulunmuş ve daha sonra İmparator Justinianus hizmetine girip sarayın resmi tarihçisi olmuş. Yazar bu kitabı yazma nedeni olarak resmi tarihçelerde yazmaya cesaret edemediği ama gelecek nesillerin okuması gerektiğini düşündüğü olayları yazmış.

Kitabın üslubunu çok sert ve düşmanca buldum, bu durum haliyle yazara inanmayı güçleştiriyor. Justinianus ve eşi Theodora’nın tek bir iyi yönü dahi anlatılmazken, düşman Sasani Kralı Kyros’tan övgüyle bahsedilmiş. Anlatılan olayların ne kadarlık kısmı dedikodu ne kadarlık kısmı gerçek bilmiyorum ama kitabın %10’u dahi gerçekse İmparatorluk 1453’e kadar iyi dayanmış demektir.
Halil İbrahim
Halil İbrahim Amerikan Gizli Belgeleriyle Türkiye'nin Kurtuluş Yılları'ı inceledi.
252 syf.
Bu kitapta, Kurtuluş Savaşı sürecinde ve Cumhuriyetimizin ilk yıllarında ülkemizde görev yapmış Amerikalı görevlilerin kendi ülkelerine gönderdikleri telgraflar, raporlar ve istihbarat raporları yer alıyor. Bu raporlar kitabın akıcılığını bozsa da Tarihe her açıdan bakma fırsatı verdiğinden o kusur göze batmıyor. Bu kitapta bazı ilginç bilgileri de göreceksiniz. Özellikle Yunus Nadi imzasıyla ABD başkanı Wilson'a yazılan mektup çok ilginçti.
160 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Prokopios, İ.S 500 ya da bu tarihten az önce doğduğu sanılıyor. Komutan Belisarios'un özel yazmanı ve hukuk danışmanlığını yaptı.
Proskopios, tarih kitaplarında yazılan Bizans tarihinin iç yüzünü gösterme amacıyla yazdığını belirtiyor. Özellikle İustinianos'un nasıl tahta çıktığını ve Theodora ile birlikte ülkeyi nasıl yönettiklerinin detaylarına yer veriyor...
Hileler, entrikalar, darbeler, suikastlar, komplolar, yenilgiler, karanlık ve kirli işler..
Ve kitabın son cümlesi;
"Hayatta kalacak kadar talihli olanlar, o zaman gerçeği anlayacaklardır..

Yazarın biyografisi

Adı:
Orhan Duru
Unvan:
Türk Yazar ve Gazeteci
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 18 Aralık 1933
Ölüm:
Şişli, İstanbul, Türkiye, 25 Ocak 2009
Orhan Duru, (d. 18 Aralık 1933, İstanbul, Türkiye - ö. 25 Ocak 2009, Şişli, İstanbul), Türk yazar ve gazeteci.
Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi'nden mezun oldu. Mezuniyetten sonra bir süre aynı fakültede, asistan olarak görev yaptı. 27 Mayıs Darbesi'nden sonra, bu görevinden uzaklaştırıldı. Bir süre veterinerlik yaptı. Gazeteciliği kendine meslek olarak seçti. Ulus, Cumhuriyet, Milliyet, Güneş ve Hürriyet gazetelerinde çalıştı. En son Interstar TV'de haber müdürlüğü yaptı. Bu görevden sonra, yazarlık yapmaya devam etti. Yazar ve çevirmen Sezer Duru'nun eşidir. Bir süredir tedavi gördüğü Surp Agop Hastanesi'nde 25 Ocak 2009 saat 02.30'da vefat etti. Orhan Duru ayrıca İngilizce science-fiction sözünü Türkçe'ye bilim-kurgu olarak tercüme eden, kullanan ve bu sözcüğü Türkçe'ye kazandıran kişidir. Bu kullanım daha sonra Türk Dil Kurumu tarafından resmîleştirilmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 15 okur beğendi.
  • 164 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 167 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.