Orhan Duru

Orhan Duru

8.2/10
13 Kişi
·
28
Okunma
·
7
Beğeni
·
1.242
Gösterim
Adı:
Orhan Duru
Unvan:
Türk Yazar ve Gazeteci
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 18 Aralık 1933
Ölüm:
Şişli, İstanbul, Türkiye, 25 Ocak 2009
Orhan Duru, (d. 18 Aralık 1933, İstanbul, Türkiye - ö. 25 Ocak 2009, Şişli, İstanbul), Türk yazar ve gazeteci.
Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi'nden mezun oldu. Mezuniyetten sonra bir süre aynı fakültede, asistan olarak görev yaptı. 27 Mayıs Darbesi'nden sonra, bu görevinden uzaklaştırıldı. Bir süre veterinerlik yaptı. Gazeteciliği kendine meslek olarak seçti. Ulus, Cumhuriyet, Milliyet, Güneş ve Hürriyet gazetelerinde çalıştı. En son Interstar TV'de haber müdürlüğü yaptı. Bu görevden sonra, yazarlık yapmaya devam etti. Yazar ve çevirmen Sezer Duru'nun eşidir. Bir süredir tedavi gördüğü Surp Agop Hastanesi'nde 25 Ocak 2009 saat 02.30'da vefat etti. Orhan Duru ayrıca İngilizce science-fiction sözünü Türkçe'ye bilim-kurgu olarak tercüme eden, kullanan ve bu sözcüğü Türkçe'ye kazandıran kişidir. Bu kullanım daha sonra Türk Dil Kurumu tarafından resmîleştirilmiştir.
Ölümden korkan adamın ölümü birdenbire çıkagelir. Benim bir sevgilim vardır ki yanağı, denizler gibi dalgalanır.
Hiçbir şeyi tam anlatmazdı. Anlatır gibi yapar, kenarından köşesinden dokunur ve orada bırakırdı. Onu dinleyenlerde herkesi tanıdığı, her şeyi bildiği izlenimini bırakırdı.
-Bazı kimseler sizin hala çocukluktan çıkmamış olmanızla izah edebilirler bu oyuncakları.
-Oh, kimsenin düşündüklerine mani olamam tabii. Beni kırmasınlar yeter.
-Sert yazılar karşısında ne düşünüyorsunuz?
-Beni bir baştan çıkarıcı, bir şeytan saymaları üzücü şey doğrusu. Ben şarkı söylüyorum. İşim bu. Başarıyorum, başaramıyorum. Orası ayrı şey. Niçin heyecanların kalıplara dökülemeyeceğini düşünmüyorlar? Dondurulmuş ahenk neye yarar? Bu mesele ağlamak ya da gülmek kadar basittir. Enine boyuna düşünsünler yanıldıklarını anlarlar ama.
Mülkiyetle, bir yere yerleşmekle ilgili her şeyi reddetmişti. Eline para geçince yeni bir çamaşır takımı, güzel bir ceket gibi şeyler satın alıyordu. Ama üzerindeki giysiler ile elinde çoğu zaman bulunan bir İngilizce sözlükten başka sahip olduğu bir şey yoktu. Satın aldığı İngilizce kitapları da, okuduktan sonra, kaldığı evlerde bırakırdı.
Piyasaya kitaplar çeviriyordu, çeviri metninin karmaşıklaştığı yerleri kitaptan başını kaldırarak kendisi yazıyordu. Çoğu kısaltılmış kitaplardı. Piyasaya sürülen bir yığın kitabın birçok bölümünü, çevirmekten çok o yazıyordu.
İşin aslında bütün eski nesiller, yeni yetişen nesillerin beğenilerini bozmak için ellerinden geleni yaparlar. Bu dünyanın eskimiş insanları yeni yetişenleri kendi kafalarının yoluna zorlarlar. Bütün işlerine karışırlar. Birtakım ahlak kurallarına sıkı sıkı bağlıdırlar. Oysa ahlak insan için yaratılmıştır. Yaşlılar insanı orta yerden çekince salt kuralları kalır ortada.

İşte Rock 'N Roll yeni insanın, bu insansız kurallara karşı duruşudur. Bu karşı duruşu bütün gençler yapıyor aslında.
Demek daha önce de hastalanmış, ince hastalığa yakalanmış. Bir günden bir güne sözünü etmemişti oysa onca yıldır. Ayrıca etse de önemsemezdik, ciddiye almazdık galiba. Dalga geçerdik, 'Ulan sende ciğer var mıdır ki?' filan derdik. Öylesine zayıf. Kağıt gibiydi Oğuz.
Son olarak kaldığı ağabeyimin evinde, ölümünden sonra şunlar ilişti gözüme: Hastaneye getirmemizi istediği ve temizlettiği pantolonunun üzerinde Türkiye Cumhuriyeti 1960 Anayasası duruyordu. İngilizce bir polisiye romanını yarısına kadar okumuş, kaldığı yeri işaretlemişti, ağabeyimin telefon defterine en çok çalıştığı Yalçın Ofset'in telefon numarasını yazmıştı. Bunun dışında eski gocuğu, hiç yayımlanmamış bir iki şiiri, yazlık ayakkabıları ve şöyle bir not: daktilo otelde, gömlek temizleyiciden alınacak. Ayaspaşa'dan Levent'e, Levent'ten Ayaspaşa'ya...
Sağ yanağında bir gitar asılı gencin sesi, bir kadifenin gıcıklayıcı temasından farksız:
"Bu yağmur sadee bize yağmıyor,
Buradan Paris'e kadar.
Berlin'e, Tokyo'ya, buradan her yere kadar.
Katıksız cin, sodasız viski tadıyla,
Kan tadıyla ellerimizde, gözlerimizde.
Yalnızlığı itin ne kalır?
Ümitsiz aşklar,
Gene kan tadıyla."
Oğuz yaşamının çeyrek yüzyılını elliye yakın dostunun evinde geçirdi. Oğuz aylarca da benimle kaldı. Onun konukluğu bir kelebek gibiydi. İnsana kendini hiç belli etmemeye çalışır, hiçbir özel isteği olmaz, ince ve sevimli bir sesle konuşur, eve gelirken çiçekler ve pasta getirir, bana Alman eğitiminden geçtiğim için, Mutti, derdi.
Yatma saati geldiğinde bir yere kıvrılıp uyuyuverir, sabah yanına erken saatte bile gelinse, hemen bir espri yapardı:
-Ne o, sahura mı kalktın?
Yırtılarak tel örgüde sesim:
-'ödenecekler ödendi bu yaşama',
demişti hayalet.
Kanayan bir yaraya dönüştürdüğü gözlerini
yumarak panayot'un tezgahında.
'Bu alım satım dünyasında' demişti
'bir ötekinin yurtsuzu herkes
evimi sırtımda gezdiriyorum bu yüzden.
Yazara henüz inceleme eklenmedi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Orhan Duru
Unvan:
Türk Yazar ve Gazeteci
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 18 Aralık 1933
Ölüm:
Şişli, İstanbul, Türkiye, 25 Ocak 2009
Orhan Duru, (d. 18 Aralık 1933, İstanbul, Türkiye - ö. 25 Ocak 2009, Şişli, İstanbul), Türk yazar ve gazeteci.
Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi'nden mezun oldu. Mezuniyetten sonra bir süre aynı fakültede, asistan olarak görev yaptı. 27 Mayıs Darbesi'nden sonra, bu görevinden uzaklaştırıldı. Bir süre veterinerlik yaptı. Gazeteciliği kendine meslek olarak seçti. Ulus, Cumhuriyet, Milliyet, Güneş ve Hürriyet gazetelerinde çalıştı. En son Interstar TV'de haber müdürlüğü yaptı. Bu görevden sonra, yazarlık yapmaya devam etti. Yazar ve çevirmen Sezer Duru'nun eşidir. Bir süredir tedavi gördüğü Surp Agop Hastanesi'nde 25 Ocak 2009 saat 02.30'da vefat etti. Orhan Duru ayrıca İngilizce science-fiction sözünü Türkçe'ye bilim-kurgu olarak tercüme eden, kullanan ve bu sözcüğü Türkçe'ye kazandıran kişidir. Bu kullanım daha sonra Türk Dil Kurumu tarafından resmîleştirilmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 7 okur beğendi.
  • 28 okur okudu.
  • 40 okur okuyacak.