Osman Şahin

Osman Şahin

Yazar
9.1/10
91 Kişi
·
165
Okunma
·
12
Beğeni
·
2.098
Gösterim
Adı:
Osman Şahin
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Aslanköy-Mersin, 1940
Osman Şahin (d. 1940, Mersin) Türk yazar.
Osman Şahin, 1940'ta Mersin'in Aslanköy ilçesinde doğdu. Dicle Köy Enstitüsü ile Gazi Eğitim Enstitüsü Beden Eğitimi Bölümü’nü bitirdi. Güneydoğu, Malatya, İzmit, İstanbul liselerinde spor öğretmenliği yaptı. 12 Eylül darbesinden sonra sürgün edilerek zorla emekli edildi. Bir roman eleştiri yazısı yüzünden 18 ay hapis yattı. Kırmızı Yel ile TRT Öykü Büyük Ödülü’nü, Ağız İçinde Dil Gibi ile 1980 Nevzat Üstün Öykü Ödülü’nü, Selam Ateşleri ile 1992 Ömer Seyfettin Öykü Ödülü ve 1994 Sait Faik Hikâye Armağanı’nı, Mahşer ile 1998, Ölüm Oyunları ile 2003 Yunus Nadi Öykü Ödülünü aldı.
1997 Ankara Film Festivali’nde Aziz Nesin Emek Onur Ödülü, 1999 Antalya Film Festivali'nde Yaşam Boyu Altın Portakal Onur Ödülü, aynı yıl Truva Kültür ve Folklor Derneği Yılın Edebiyat Ödülü, 2007 Mersin Kraliçe Aba Ödülü, XI. Ankara Öykü Günleri Onur Ödülü, 2008 Söke Kültür Sanat Festivali Onur Ödülü, aynı yıl Mersin'de İz Bırakanlar Onur Ödülü, 2009 İzmir Dünya Öykü Günü Onur Ödülü ve Mersin Kenti Edebiyat Ödülü ile onurlandırıldı.
Kırmızı Yel, 1984'te İsveç'te, pek çok öyküsü Polonya, Macaristan, Almanya, Fransa, Hollanda, ve Slovenya'da yayımlandı. 13 seçme öyküsü, Tales from the Taurus adıyla İngilizce ve Çince, üç öyküsü Kore dilinde yayımlandı. Bugüne dek 23 öyküsü filme alındı. Filmler, yurtiçi ve yurtdışı film festivallerinde Türk Sinemasına 35'ten fazla ödül kazandırdı.
''Senin karnın erkeğe kısır mıdır?''
Zülal:
''Elimde olan bir şey değildir doğum. Cenabıallah ne derse o olur.''
Mustafa:
''Allah'ı karıştırma! Onca tepinmene rağmen yine kendine doğurdun. Unutma! Oğlan babaya, kız anaya.''
Zülal:
''Bebe kız olunca evlattan sayılmıyor mu? Ha kız ha oğlan, ikisi de sidiğinden düşmedi mi? Her bebe kendi kısmetiyle doğar, bilirsin.''
Mustafa:
''Kız da evlattır ama kızların bugünü var, yarını yoktur. 'Kızı sattık ölüye kattık,' dememişler boşuna. Kız dediğin nedir ki? Büyüyünce el oğluna tıkaç deliği olur gider.''
''Ne yapayım Musto? Kız olunca sokağa mı atayım?''
''Onu bunu bilmem. Oğlan evin direğidir. Babasının dölünü taşır yarına çünkü.''
''Kadın olmazsa, dölü kim taşıyacak yarına?''
Sinirlendi Mustafa:
''Seninle konuşulmuyor,'' dedi çıktı evden.
Osman Şahin
Sayfa 45 - Can Yayınları
"Doğunun kaderidir bu. Buraya gelenler, ilkin geldikleri için ağlarlar, sonra da ayrıldıkları için ağlarlar."
Osman Şahin
Sayfa 143 - Günışığı Kitaplığı
Unutma, biz insanlarda bir adet vardır. Bizde biraz fazla ileri gidip de, çizmeyi aşanın boynuna çanı takarlar da, kötü namı nere giderse gitsin duyulur. Bir daha asla iflah olmaz.
“Nerede olursanız olun, söyleyecek bir sözünüz olsun. Söz haysiyettir. Hayat ise bir aynadır. Söze, hayata girmeyen kendini göremez. Her insan dünyaya bir kez gelir, kendisi için gelir, kendisi için görür. Yollar bitmez tükenmez ömürlerin tekrarından ibarettir. Her yolun sonu olduğu gibi öykülerin, masalların da sonu vardır. Anlatanın diline, dinleyenin kulağına sağlık,” derlerdi.
Zamanı gelmiş bir düşünceyi hiçbir ordu durduramazdı ki yaklaşan baharı kimsenin geciktiremeyeceği gibi
112 syf.
·1 günde·9/10
Osman Şahin'in bu güzel öykü kitabı çok iyi bir kaleme ait olduğunu belli eden bir sürü izle dolu: bütün öykülerde ön plânda yer alan güzel doğa betimlemeleri, karakterlerini bir yandan kitabın kapağında da sözü edilen o sözlü geleneğin taşıyıcısı olacak şekilde hayâl ve sisli, belirsizlikle gerçekçilik arasında anlatabilen bir kalem; teklemeyen- yavaşlamayan- sürekli akan, kıvrak, güzel bir dil.

Osman Şahin bu eserine Ölüm Oyunları adını vermiş; çünkü bütün hikâyeler ölüme temas ediyor, ölenler, öldürülenler, ölmeyi seçenler var, ve bu karakterlerin tamamı o sözlü geleneğin, Toroslarda, "ora"larda anlatılan efsanelerin son derece canlı, gerçekçi, ama aynı anda efsanelere , öykülere de yakışacak denli sıradışılar. Kitapta beş öykü var: İlk öykü "Ölüm Oyunu", kan davasından dolayı kaçan idris'le ölmek isteyen leba'yı bir ormanda, bir nehirde karşı karşıya getiriyor. Yazar bu öykünün ardından araya girerek, bize Toros Yörükleri arasında en çok anlatılan öykülerden Çolak Osman Öyküleri'nden söz ederek bize bu öykülerden üç tanesini anlatacağını söylüyor. Bu üçlemenin ilki Erden Kıral tarafından 1998'de filme alınan "Avcı" adlı öykü. Diğeri "Yoluna Giderken", ve sonuncusu da "Yeşil Süvari". Üç öykü de kitaptaki ilk öyküyle benzer olarak ölümle sonuçlanan öyküler; her birisinde yazarın çok güzel anlatımıyla dağlar, ormanlar, ağaçlar ve birçok anlamıyla bu ormanın sakini olan insanlar canlı canlı karşımıza dikiliyorlar; Osman ağa ve hanımı Zala'nın birbirinden başka başka başlayıp süren ama muhakkak ölümle bir yerde kavuşan öykülerini okuyoruz. Herhalde en iç burkucu olanı da "Yeşil Süvari" adlı öykü oluyor; bu öykülerde toros yörükleri için yaşamanın kıymeti, ar, insanın onuru gibi bir çok değerin bu öykülere sarmalanmış geleneğin parçası olarak dilden dile aktarıldığını da görüyoruz.

Kitabın son öyküsü ise Çukan adını taşıyor. Çukan bir eşkiya ve öyküyü anlatan kişi ise onu yakalamayı kafaya koymuş olan Komutan. Bu politik renkle beraber kitap etkileyiciliğini yitirmediği gibi bence Osman Şahin'in yetkinliği ve ustalığı konusunda çok güzel bir örnek de oluyor ; aslında Osman Şahin bütün bu öykülerde, yörük sözlü geleneğine gösterdiği bu saygılı yaklaşımı diliyle daha da güzelleştiriyor; öykülerdeki iyi ve kötü insanlar bir yandan ta içinden kopup geldikleri bu geleneği taşırken bir yandan da çok güzel bir edebi dille hayat buluyorlar; bu dilin böyle coşarak akabilen bir kalemden geldiğini görmek ise sevindiriyor beni, çünkü okunacak çok eseri var yazarın.

Herkese iyi okumalar.
104 syf.
·4 günde·9/10
Bu yılı da bitirdik. Güzel bir sene değildi. Güzel hatırlayacağım şeyler olabilir, ama güzel olmayan şeylerin yanında hepsi kaybolup gidiyor. Osman Şahin'in kitabı da seneyi uğurlarken okumak için uygun bir kitap gibi, çünkü Osman Şahin de geçmişine, yörük hayatının ilk senelerine, kendi mazisine, yaşadığı topraklara, ailesine, doğaya, hayvanlara, Dicle Köy Enstitüsüne, büyümenin ilk gerçek sancılarına bakıyor, ve okurken, acaba olayları olduğu gibi mi hatırlıyoruz, yoksa zihnimiz olayları duygularımızla sarmaş dolaş, eğip bükerek, onları renkten renge sokarak mı hatırlıyor, diye düşünmemizi sağlıyor...

Bu küçük kitap çok güzel doğa tasvirleriyle dolu; çok güzeller, çünkü yazarın zihninde en temiz, en güzel hatıralar hep doğayla iç içe; aynen annesini, babasını ve ailesini hatırlarken anlattığı gibi, ince ince, narin, nazik bir kalemle tasvir ediyor yazar doğayı, rüzgârı, hayvanları. Yazar ailesini, çocukluğunu tertemiz bir biçimde , ve eğer bir kötülük varsa bunu başkalarının yaptığı bir şey olarak hatırlıyor, son hikâyeye dek. Son hikâyede köy enstitüsünde öğrenci olan yazar nasıl artık doğayı, dünyayı yeni bilgilerle daha farklı ve daha gerçek tanımaya başladıysa köyüne döndüğünde kendi ailesi, sevdiklerini de başka bir gözle görecektir, kötülüğü de öyle.

İlk kez Osman Şahin okudum. Üslûbu çok güzel; anlatımında sırıtan, tekleyen hiç bir yan yok; doğa tasvirlerinde yazar daha da etkili bir kaleme dönüşüyor, ama genel olarak bu yumuşak anlatımın kitaba çok güzel gittiğini söylemek gerek. Bazı sayfalarda yazarın ve ailesinin fotoğraflarını da görüyoruz. Osman şahin kitabı beş yıl önce yazmış, yani 72 yaşında. İnsan bu kadar uzun yaşayıp bu kadar eskiyi hatırlamak istediğinde kalemi bu kadar renkli, güzel, canlı cümlelerle hatırlıyorsa geçmişi, bize de doya doya okumak kalıyor geriye.

Herkese öneririm.
112 syf.
·3 günde·8/10
Osman Şahin'in bu eseri, okuduğum bir önceki kitabı olan Ölüm Oyunları'nı andırıyor biraz: bu kitapta da Osman Şahin o güzel, kıvrak kalemiyle yine Toroslarda yaşayan insanların hikâyelerini ve bir kez daha ölen, öldüren insanları anlatıyor.

Bu kitap 2010 yılında basılmış. Yazar hikâyelerinde genel bir tema olarak Toros insanlarını, yörükleri, arapları, kürtleri anlatıyor. OKuduğum üçüncü kitabı olduğu için ortak noktalar olarak geleneklerin ağırlığı, etkileyiciliği, belirleyiciliğini; medeni denen yaşam biçimden uzakta, kendi kendine yaşayan ve kendi topraklarının kanunlarıyla hayatta kalan insanların suçlarını, kötülüklerini, hayatta kalmak isterken suç işleyerek tökezlemelerini ama bir yandan da bu suçla gurur duyarak büyüklenmelerini anlattığını söyleyebilirim Osman Şahin'in. Burada medeni olan şey, yani yasalar, yani şehir, yani kendi geleneklerinin var olmadığı bir yer ve zaman, devlet ve onun yasaları olabilir. Osman Şahin'se devletin az olduğu, az hissedildiği, yasaların yetişemediği, insanı dönüştüremediği veya dönüştürmediği yerlerde insanın acısını, intikam hissini, suça yönelişini anlatıyor. Bunu yaparken bunların tam karşısında duran insanları da hikâyelerine katarak bu ölüm dolu, intikam, kin dolu yerlerde insaniyete çağıran sesler, karakterler koyuyor ortaya.

Kitap çok etkileyici bir intikam öyküsüyle başlıyor: Kitabın son öyküsüne dek ölüler ve cesetler baş roldeler. İlk öyküde kanlısı Hamey'i öldüren Miran'ın korkutucu öyküsünü şiirselliğe de uzanan bir dille okuyoruz. Öykü ilginç; Hamey'in intikam amacıyla ardıç ağacından baş aşağı asılan cesedi son satırlara kadar çürüyor, bozuluyor, kokuyor ama öyküden asla çıkmıyor. Miran'ın dinmek bilmeyen kini kadar net bir şekilde hissediyoruz bu çürümeyi, ama toprağa kavuşmak isteyen, unutmak ve toprak olmak isteyen bir cesedin inleyişi bu. İkinci öyküde Osman Şahin bu sefer bir başka ölünün, başka bir cesedin öyküsünü anlatıyor: "Sarı Yatakta yaşlı bir adamla evlendirilmiş genç bir kızın otopsisi yapılacak, katil belli, otopsi için eşin rızası gerek, ama töreler bir erkeğin cesedine dahi olsa karısına başka erkeklerin bakmasına öfkeleniyor.

İlk iki öyküden sonra yazarın Ölüm Oyunları kitabında da gördüğümüz bir şey oluyor: bu sefer Yörüklerin sözlü geleneklerinden ağıtçılarla ilgili üç öykü okuyoruz. Bey Analar denen üç ağıtçı kadının sözlerini dinleyerek, birbirinden bağımsız ya da birbiriyle ilişkili hikâyeler okuyoruz: fransız işgâli, ihanetler; kavuşamadan savaşta ölen sevgililer ve her bir yandan bu kötülüklerin, ölümlerin ağıdını söyleyen Bey Analar. Osman Şahin böylece öykülerinin sadece bir yazarın hayal gücü değil, bir geleneğin, kültürün, belki kaybolan bir zamanın da taşıyıcısı olduğunu gösteriyor. Kendi adıma bu yönünü beğeniyorum yazarın.

Kitabın son öyküsü Çatal Celal ise kitabın genel atmosferinin, temalarının dışına taşan güzel bir hikâye ama yeri bu kitap değil; çünkü sevinç dolu, komik, hafif öyküsüyle Çatal Celal kitabın ölüme, cesetlere, kine, çürüyüp gitmesi gereken geleneklerin çürük kokusuna ve bu kokunun aslında devletin oralara erişmezliğine, oraları ihmal etmişliğine dek uzanan yaklaşımına dokunmadan geçip gidiyor; bizi ciddiyetle bakmaya çağırdığı topraklara, adetlere, insanlara ve onların yalnızlığına, gelenek ve töreleri tarafından istismar edilmişliğine sanki ara vererek, tebessüm etmeye çağırıyor gibi, ve işte bu da kitabın çok iyi bir eser olmasını engelliyor kanımca.

Ne olursa olsun, Osman Şahin kesinlikle çok iyi bir yazar. Her şeyden önce bu sıcak, kıvrak kalem çok güzel karakterler yaratabiliyor; bu dil kesinlikle olgun, güzel bir dil, hangi hikâye olursa olsun canlı canlı resimler, görüntüler dikiveriyor önümüze; gerçekten de küçük bir dere gibi, taşlara, kayalara çarpa çarpa, üzerlerinden heyecanla akarak yoluna gidiyor Osman Şahin'in öykü dili. Bu yüzden kesinlikle yazarı ve eserlerini okumanızı öneriyorum.

Herkese iyi okumalar.
144 syf.
Beş öğretmenin hikayesini anlatır bu kitap...
Daha gencecik, çiçeği burnunda beş öğretmenin hikayesini...
Spoiler;
Yıl, henüz 1960'ın başları. On yedi yaşında, öğretmenliğe yeni adım atmış beş genç kız, muallimelik yapacakları okulun Mardin'in Katuna köyüne denk geldiğini öğrenirler. Anadan babadan ayrılmak kolay mı...
Yalnızdır köy halkı, üzgündür, ruhsuzdur. Çünkü mutluluğun ne demek olduğunu hiç öğrenmemişlerdir.
Beş cesur yürekli kadın, sadece öğretmenlik yapmaz, insanlara sevinci, köye barışı küskünlere insanlığı öğretirler...
Hemen demeyin öyle, kolay köye denk gelmişler diye... Biz istersek şu koca dünyaya barışı da getiririz, mutluluğu da. Yeter ki bilelim değişmeyi, değiştirmeyi...
Şöyle bir duygu vardır; hem kitabını bir anca önce bitirmek istersin, hem de hiç bitmesin istersin. Ne olduğunu bir an önce öğrenmek istersin. Bu kitapta aynı bu duyguları yaşadım. Keşke dedim, keşke biraz daha yavaş okusaydın domates kafalı. :D
Son sayfada ufak bir hüzünsellik yaşadım. :)
"Ve her veda, yeni başlangıçları beraberinde getirir..."
96 syf.
·1 günde·8/10
Osman Şahin'in bu eseri 2016 yılında basılmış bir öykü kitabı.

Kitaptaki öyküler yazarın okuduğum diğer kitaplarındaki gibi yine ölümle ilgili, ölüme sebep olan olaylar anlatıyor; karakterler Toroslardaki Yörük kültürünü yansıtan karakterler, bu öykülerde geleneklerin kıskacında kalarak bedeller ödeyenler insanlar anlatılıyor : bu, bir avcının bir başkasının intikamı için yardım desteği vermesinden, çocuk gelinlere, geleneklere kurban edilmiş naif aşklara dek uzanabiliyor. Bu insanlar üstesinden gelemedikleri, yenemedikleri bu törelere boyun eğmenin bedellerini ödüyorlar: ya yapayalnız yaşayarak, ya ölerek ya öldürülerek ya da öldürerek... Osman Şahin böylece bu kader hikayeleriyle başkalarının trajik hayatlarından okuması zevkli, insana o güzel diliyle iyi bir kalemin iyi edebiyatının tadını hissettiriyor.

Kitabın "Cinayet Canlandırması" adlı öyküsü çocuk gelinlere adanmış. Toplumsal mesaj kaygısı güden bir kaç öyküsünde olduğu gibi bu öyküsünde de Osman Şahin bence kitabın çok güzel başlayarak devam eden, tadı oldukça iyi dilinin ve anlatım gücünün zedelenmesine sebep oluyor ; çünkü bu öykü aslında olayların sıralanması ve çözümlenmesi açısından daha uzun bir öykü ya da kısa bir roman olmayı gerektiriyor. Diğer öykülerden aykırı olarak burada mesaj kaygısının güdülmesi en azından diyaloglara, hatta karakterlere zarar veriyor, edebi hazzı ve atmosferi yaralıyor, açıkçası öykünün bir çok yerde sırıtmasına sebep oluyor. Bu yüzden yanlış işleyen bir öykü bu ya da yeri bu kitap değil.

Genel olarak bakıldığında Mor Cepken 'in iyi bir öykü kitabı olduğunu söyleyebiliriz. Yine de Osman Şahin' i tanımak isteyenlere önereceğim kitap bu olmazdı.
104 syf.
·9/10
Memleketin asıl sahipleri. Köylerimiz, köylülerimiz. Yoksul, aç, ayaklarında çarık bile olmayan nice insanlar. Sabunu, aynayı, şehriye çorbasını bilmeyen ; uzun değil günümüzden yetmiş, seksen yıl öncesi. Osman Şahin bu eserinde kendi çocukluğunu anlatıyor bizlere. Çocukluğunu anlatırken de memleketin içler acısı halini görmemizi sağlıyor.Köylünün hali yazarın deyimiyle hititlerden farksızdır. Herkes için olumlu işleyen zaman kavramı Anadolu için geçersizdir. Hala bilemeyiz kara sabandan başka bir icat. Yoktur tenimize sürecek külden başka bir varlığımız. Kamyonlarımız yoktur, olsa bile geçeceği bir yol yoktur. Okuma yazma bilmez köylümüz. Buna rağmen köylümüz bilir Dedem Korkut’u, Hz. Ali’yi. Bu kadar yüksek bir kültürün çocuklarıyız aslında der yazar. Kültürümüz topraktır bizim.
Çok kısa bir sürede bitirdiğim kitabı herkese tavsiye ederim.
147 syf.
·2 günde
1971 TRT Büyük Ödülü kazanmış olan bu eseri, Osman Şahin'in yalın ve usta bir dil kullandığı en iyi öykü kitaplarından birisidir. Eminim büyük bir zevk ile okuyacaksınız. Kendisi Türk edebiyat tarihinin bence en iyi birkaç öykü ustasından birisidir. Henüz okumayanların, 13 öyküden oluşan ve dünya çapında birçok dile çevirilen bu nadide kitabı mutlaka okumalarını tavsiye ederim. Ayrıca kitaptaki bazı öyküler filmlere uyarlanmış ve ödüller kazanmıştır. Ben keyifle okumuştum ve daha önce okumadığıma da pişman olmuştum. İyi okumalar.
112 syf.
·9/10
Torosları, Mersin’i, Fransız işgalini anlatan güzel bir kitap. Yazarın dili çok akıcı. Yer yer eski Türkçe ifadelere de yer vermiş, kitabı daha güzel kılmıştır. Yörükleri, onların söylencelerini her hikayesinde satır satır işlemiştir yazar. Köylümüzü, Anadolu’yu merak edenler mutlaka okumalı.
96 syf.
·7/10
Bu kitap Osman Şahin’in diğer kitaplarına göre daha az edebidir. “Sosyal sorumluluk” olarak düşündüğü uzun bir hikayesi mevcuttur. Çocuk gelinlerine adanan bu öykü, mesajın gerisinde kalmıştır. Yazar, iki çocuğun evlenmesinin oluşturduğu olumsuz durumları anlatmak isterken hikayesinden taviz vermiştir. Gene de dilini ve üslubunu koruyarak, güneydoğunun köylüsünü, kültürünü önümüze sermeyi başarmıştır. Okunmayı hakeden bir kitap olduğunu düşünüyorum.
326 syf.
·Beğendi·10/10
Bucaklar, Osman Şahin'in Siverek'in ünlü aşireti Bucaklar'ın tarihini anlattığı romanıdır. Osman Şahin bu romanında, gençliğinde öğretmenlik yaparken tanık olduğu olayları ve kişileri belgesel bir tarzda anlatmaktadır. Romanda yaşanan olaylar ve kişiler Adnan Bucak tarafından okuyucuya anlatılmaktadır.
Roman, Bucaklar aşiretine mensup olanlar arasında yaşanan kan davasına odaklanmaktadır. Bucaklar aşiretinin iki yüzyıl önce Diyarbakır'dan Siverek'e göç etmesini ve bu zaman dilimi içerisinde nasıl büyüyerek güçlendiği romanın genel konusudur. Romanda, akraba olan aşiret üyeleri arasında, bireysel çıkarların uyuşmaması sonucu, düşmanlığın nasıl başlayıp devam ettiği ayrıntılı olarak anlatılmaktadır.
Bucaklar romanı, toplumumuzun en önemli sorunlarından biri olan kan davasının toplumsal, kültürel, siyasi ve bireysel sebeplerini ve sonuçlarını belgesel bir açıklıkla bize sunduğundan okunmaya değer bir eser olarak görülmelidir...

Yazarın biyografisi

Adı:
Osman Şahin
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Aslanköy-Mersin, 1940
Osman Şahin (d. 1940, Mersin) Türk yazar.
Osman Şahin, 1940'ta Mersin'in Aslanköy ilçesinde doğdu. Dicle Köy Enstitüsü ile Gazi Eğitim Enstitüsü Beden Eğitimi Bölümü’nü bitirdi. Güneydoğu, Malatya, İzmit, İstanbul liselerinde spor öğretmenliği yaptı. 12 Eylül darbesinden sonra sürgün edilerek zorla emekli edildi. Bir roman eleştiri yazısı yüzünden 18 ay hapis yattı. Kırmızı Yel ile TRT Öykü Büyük Ödülü’nü, Ağız İçinde Dil Gibi ile 1980 Nevzat Üstün Öykü Ödülü’nü, Selam Ateşleri ile 1992 Ömer Seyfettin Öykü Ödülü ve 1994 Sait Faik Hikâye Armağanı’nı, Mahşer ile 1998, Ölüm Oyunları ile 2003 Yunus Nadi Öykü Ödülünü aldı.
1997 Ankara Film Festivali’nde Aziz Nesin Emek Onur Ödülü, 1999 Antalya Film Festivali'nde Yaşam Boyu Altın Portakal Onur Ödülü, aynı yıl Truva Kültür ve Folklor Derneği Yılın Edebiyat Ödülü, 2007 Mersin Kraliçe Aba Ödülü, XI. Ankara Öykü Günleri Onur Ödülü, 2008 Söke Kültür Sanat Festivali Onur Ödülü, aynı yıl Mersin'de İz Bırakanlar Onur Ödülü, 2009 İzmir Dünya Öykü Günü Onur Ödülü ve Mersin Kenti Edebiyat Ödülü ile onurlandırıldı.
Kırmızı Yel, 1984'te İsveç'te, pek çok öyküsü Polonya, Macaristan, Almanya, Fransa, Hollanda, ve Slovenya'da yayımlandı. 13 seçme öyküsü, Tales from the Taurus adıyla İngilizce ve Çince, üç öyküsü Kore dilinde yayımlandı. Bugüne dek 23 öyküsü filme alındı. Filmler, yurtiçi ve yurtdışı film festivallerinde Türk Sinemasına 35'ten fazla ödül kazandırdı.

Yazar istatistikleri

  • 12 okur beğendi.
  • 165 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 87 okur okuyacak.