Giriş Yap

Ovidius

Yazar
8.0
183 Kişi
Tam adı
Publius Ovidius Naso
Unvan
Eski Roma, Şair
Doğum
Sulmona, MÖ 43
Ölüm
MS 17
Yaşamı
Publius Ovidius Naso (MÖ 43, Sulmona - MS 17, Constanţa (bugun Köstence)) Romalı şair. Genelde aşk, terkedilmiş kadınlar ve mitolojik temalı şiirler yazan Naso, Publius Vergilius Maro ve Horatius ile beraber, Latin edebiyatının üç kanonik şairinden biriydi. Genelde hüzün beyitlerinin en büyük hocası olarak kabul ediliyordu. Şiirleri, orta çağ'ın sonuna kadar Avrupa sanatı ve edebiyatını önemli seviyede etkilemiştir. Aynı zamanda İstanbul'daki ünlü Kız Kulesi hakkında bir efsanesine sahibiptir. Hero ile Leandros adlı iki gencin hüzünlü aşkını anlatan hikâyenin mekanı Türkiye'deki Kız Kulesi'dir. En ünlü yapıtı dünyanın oluşumu ve yaratımı anlattığı 15 kitaptan oluşan Metamorfozlardır. Metamorfoz'un 6. cildinde Trakya kralı Tereus ile ilgili efsane anlatılır. Aşk Sanatı adlı eserinde genç Romalı erkeklere kadınlara nasıl yaklaşmaları gerektiğine dair şiirsel bir dille ve çoğu zaman Roma mitolojisinden örneklerle öğütler verir.

İncelemeler

Tümünü Gör
122 syf.
·
6 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Romalı Genç Erkek ve Kadınlara Öğütler ve Öğretiler: Aşk Sanatı
“Aktı mı dereler, bir daha asla dönmez doğduğu kaynağa, geçip gitti mi saatler, geri dönmez asla. Dolu dolu yaşayın gençliğinizi: yıllar koşar gider çabuk adımlarla, doğan her yeni gün, bir öncekini aratır mutlaka.” (sayfa 77) 1. Ovidius Kimdir? Latin edebiyatının en önemli şairleri arasında gösterilen Publius Ovidius Naso, 2 bin yıl önce yaşadı. M.Ö. 43 ve M.S. 17-18 yılları arasında dönemin en güçlü devletlerinden biri olan Roma sınırları içinde hayatını sürdürdü. Bir dönem sürgün cezasına çarptırılan Ovidius, Romanya’nın Tomis şehrine gönderildi. Roma’daki yaşamında babasının yönlendirmesiyle siyaset ve hitabet eğitimi aldı. Bir süre avukatlık ve yargıçlık yaptı. Ardından kendini tamamıyla edebiyata adadı ve şiir sanatına katkıda bulundu. Antik Yunan’dan sonra Antik Roma’da gelişen edebiyat ve felsefenin edebiyat ayağının en önemli temsilcileri arasında yer aldı.
Vergilius,
Quintus Ennius, Gnaeus Naevius,
Catullus,
Terentius,
Titus Maccius Plautus
ve
Quintus Horatius Flaccus
gibi büyük Romalı yazarlar arasında anılan
Ovidius,
konusunu mitolojiden, kutsal ve milli geleneklerden, tarihten, doğadan ve aşktan alan birçok eser kaleme aldı. Ailesinin soylu bir sınıfa mensup olması sebebiyle üst düzeydeki kişilerle iletişim halinde olan Naso kısa sürede edebiyat çevrelerinde tanındı. Fakat bir muamma olarak gösterilen ve sebebi halen daha tam olarak bilinmeyen sürgün cezası, onu ölümüne dek vatanından uzaklaştırdı ve bu özlemle yaşama veda etti. 2. Eserlerine Dair Kısaca: “tüm dünyaca bilinen bir söz var orada, herkes kendini bilmeli şeklinde. Sadece kendini bilen, aşkını bilgece yaşar” (sayfa 61)
Karadeniz'den Mektuplar
adıyla yayımlanan kitabı sürgündeyken yazdığı mektuplardan oluşsa da, sürgün nedenine dair yine herhangi bir bilgi içermez. Eleştirmenler, İmparator Augustus ve siyasi çevreleri nasıl bir davranışın öfkelendirdiğini araştırırlar ve şairin şiirlerinde bunun izini sürerler fakat yine net sonuçlar elde edilemez. Sürgündeyken kaleme aldığı “
Ibis
” adlı şiiri (incelemesi için bakınız: #116319055) düşman olarak bellediği bir kişi için sinir harbi içinde yazılmış hakaret dolu bir metindir. Buna rağmen Ovidius, baştan savma bir iş ortaya çıkarmamış, edebi anlamda iyi bir şiir ortaya koymuştur. Belki de sürgün nedenini bu şiirde aramak gereklidir.
Dönüşümler
adlı kitabıyla Yunan ve Roma Mitolojisi’nin köklerine inen bir anlayış sergilemiş ve birçoklarına göre başyapıtına imza atmıştır.
Fasti (I-VI) Roma Takvimi ve Festivaller
ile tarih, gökbilim ve dinsel anlamda bir metin ortaya koymuştur. Roma takvimi üzerinden yılın ilk 6 ayını içeren bu şiirsel metnin yarım kaldığı fikri ağır basar. Beklenmedik sürgün cezasının eserin kalanının yazılamamasına neden olduğu görüşü dile getirilir. En farklı kitabı ise şüphesiz antikçağ mitolojilerinde adı geçen kadın kahramanların sevgililerine yazdıkları hayali mektuplardan oluşan
Heroides
’tir. Yazıldığı dönem düşünüldüğünde devrim niteliğinde, deneysel ve son derecek özgün bir eserdir. 3. Sürgün Cezası Hakkında: “hafifçe esen meltemler getirmez sana sevgiliyi: sen arayıp bulmalısın sana yaraşacak yarini.” (sayfa 3) Yukarıdaki tanımlara uyacak bir başka gözde eseri ise şüphesiz ki
Aşk Sanatı
’dır. Sürgün edilmeden 8-9 yıl önce bu kitap Roma’da gençler arasında ahlaksızlığı yaydığı gerekçesiyle yasaklanmış ve kütüphane raflarından kaldırılmıştır. Sürgün konusunu bununla özdeşleştirenlerin aradaki zaman dilimini de hesaba katmaları gerekir zira bu olaydan sonra yaklaşık 10 yıl daha Roma’da kalmıştır Ovidius. Geri dönüşü olmayan bir cezaya çarptırılmasının nedeni çok daha başka olmalıdır. Tristia adını verdiği şiirinde üstü kapalı bir şekilde bu olaydan bahseder. İmparator Augustus ve edebiyat konusunda koruyuculuğunu üstlenmiş olan Cotta Maximus başta olmak üzere birçok kişi tarafından dışlanan ve yalnız bırakılan Naso’nun tatsız bir olaya karıştığı görüşü ağır basar. Bunun İmpatorun ailesiyle alakalı olabileceği ihtimali üzerinde durulur ve aynı yıl Augustus’un torununun gayri resmi ilişkisi dolayısıyla sürgün cezasına çarptırılması örnek olarak öne sürülür. Fakat yukarıda da bahsettiğim üzere, tüm bunlar kanıtlanmamış savlardır.
Çiğdem Dürüşken
'in "Ovidius ve Ars Amatoria Üzerine" adlı önsöz yazısında da sürgünün nedeninin net olarak bilinmediğini görürüz. 4. "Aşk Öğretmeni" Ovidius: “…Soyun gururundan, kimsen kim, eğer uzun sürecek bir aşk istiyorsan.” (sayfa 49) Aşk Sanatı’nda Ovidius’un yaptığı şey “aşk öğretmenliği” olarak adlandırılabilir. Yazarlığının ve yaşamının en olgun çağlarından birinde kaleme aldığı bu eser, o zamana kadarki ilişkilerinin ve insanları gözlemesinin bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Didaktik bir bakış açısıyla kaleme aldığı eserinde Romalı genç erkeklere ve kadınlara aşk öğütlerinde bulunuyor. 3 bölümden oluşan kitabın ilk 2 bölümünde erkeklere hitap eden Naso, son bölümde ise kadınlara yol göstermeyi amaçlıyor. Ovidius’un üstün şairlik yeteneğiyle bezeli bu şiirsel metnin asıl amacı aşkın bir sanat olduğunu vurgulamaktadır. Sanat olan her şeyin öğrenilmesi ve öğretilmesi gerektiğini düşünen Naso da “aşk”ı kendi bildiğince öğretmeye ant içmiş gibidir. Roma Mitolojisi’nde aşk tanrıçası olarak bildiğimiz Venus’un ve oğlu Cupido’nun imgeleri bizlere eşlik eder her dizede. Antikçağ yazarlarının
Homeros
metinlerine ve mitolojiye olan bağlılıklarını Ovidius'ta da görürüz zira mitolojik dünyanın onlarca erkek ve kadın karakteriyle süsler cümlelerini. 5. Mitolojik Dünyaya ve Büyük Şairlere Saygı Duruşu: “Achilles bile vermiş Hector’u Priamus’a, dayanamayıp yakarısına” (sayfa 22)
Helena
ve Paris,
Medea
ve İason, Ariadne ve Theseus,
Andromakhe
ve Hektor gibi mitoloji dünyasının en önemli aşk kahramanlarına ek olarak, Akhilleus, Odysseus,
Phaedra,
Herakles,
Sisifos,
Aeneas
gibi daha birçok önemli isimle ve ünlü mitolojik öyküyle karşılaşıyoruz bu uzun şiirlerin mısraları arasında.
Homeros,
Hesiodos,
Sappho,
Vergilius,
Menandros,
Callimachus,
Philetos ve Anacreon gibi büyük şairlerin isimlerini de zaman zaman anmayı ihmal etmeyen Ovidius’un onlara saygı duruşunda bulunduğunu söylemek mümkün. 6. Aşk Sanatı'nın Bize Anlattıkları: "Siz de şöyle yazın, ey kızlar, evvelce delikanlıların yazdığı gibi, andaçlarınızın üstüne: "Naso'ydu, bizim öğretmenimiz." (sayfa 112)
Aşk Sanatı
olarak Türkçeleştirilen Ars Amorita’nın ilk 2 bölümünde erkeklere sesleniyor ve onlara bir kadını elde etmenin yöntemlerini anlatıyor. Kadınlara nasıl yaklaşılması gerektiği, onların nasıl baştan çıkarılacağı ve tuzağa düşürüleceği en ince detayına kadar anlatılıyor. Yer yer kadını hor gören cümlelere de rastlamak mümkün. Bu sebeple eril bir bakış açısıyla yazılan kısımlar olduğu söylenebilir. Ovidius'un zaman zaman mizahi bir hava yakaladığı da seziliyor. Uzun uzun erkeklerin kadınlara dair aşkından bahseden Naso’nun sıradaki hedefi ise kadınların erkeklere dair hisleridir. Merak etmeyin, sizler için de önerilerim var diyor ve başlıyor sıralamaya. Ovidius, Roma halkının geleneksel kurallarına ve bütün toplumsal normlara sırt çeviriyor âdeta. Onun için önemli olan şey aşkın kendisidir. Bir kişiyle birlikte olmak ve ona sadık kalmak gibi durumlara Naso’nun öğütlerinde rastlanmaz. Kişinin başkasıyla birlikte olması başka bir aşka yelken açması için engel değildir. Aşk kapıyı çaldığında onu karşılamak ve hatta hizmet etmek gereklidir ona göre. İnsanın hayatına ve duygularına yön veren en büyük olgulardan biridir aşk ve onsuz yaşanmaz. "Yazdıklarınız zarif olsun, ey kızlar, ama anlaşılsın, dolandırmayın lafı, sıradan bir dildir en çok hoşa giden." (sayfa 98) Bugüne dek büyük kahramanlar ve tanrılar da dahil olmak üzere niceleri düşmüştür aşk denilen tuzağa ve insan olarak bizlerin de er ya da geç kendimizi onun kucağında bulacağımızı usul usul ifade ediyor Ovidius. Bu sebeple her zaman hazırlıklı olmamız ve onunla mücadele edecek güze sahip olmamız gerektiğini söylüyor. Tüm çabası, kadın ve erkeklerin karşılıklı olarak aşk sanatını öğrenmeleri ve buna göre birbirlerine yaklaşmalarıdır. Öğretmenliğe soyunduğu dönemde Romalı gençleri hedeflese de, bu dizelerin zamanla evrensel bir boyuta ulaştığını ve tüm insanları kucakladığını söylemek mümkündür. Zamanının çok ötesinde bir yapıt olan Aşk Sanatı’nın günümüz dünyası için de önemi bu yüzden büyüktür. 2000 yıl önce bu dizelerin yazılmış olması ve birçoğunun halen daha güncelliğini koruyor olması edebiyat dünyası için önem arz eden bir detaydır. Hayat tecrübesinin edebi bir dille buluşması sonucu ortaya çıkan bu şiirler, insanların mutlulukları ve hüzünlerini tek bir noktada toplar. Kavuşmanın da ayrılmanın da sevdaya dahil olduğunu söylüyor Publius Ovidius Naso ve büyüleyici bir kavram olan aşkı kendi bakış açısıyla anlatmaya çalışıyor. 7. Aşk Sanatı: Tarihte Yasaklanan İlk Kitap: “Vah başıma gelenler, şiire hiç onur bahşedilmiyor.” (sayfa 51) Bu ve daha fazlasını içeriyor olması eserin ahlaksızlıkla suçlanmasına neden olmuş ve yasaklanmıştır. Romalı genç kadın ve erkeklere kötü örnek olduğu gerekçesiyle kütüphanelerden bile toplatılan Aşk Sanatı'nın antikçağlarda yasaklanan ilk yapıt olduğunu söylemek yanlış olmaz. Roma İmparatorluk Çağı'nın ilk imparatoru unvanına sahip olan Augustus'un ülke sınırları içinde oluşturmaya çalıştığı belirli ahlak kurallarını hiçe sayması sebebiyle sansüre uğradığı söylenir. Geleneksel Romalı ahlâk kurallarına ters bir metindir Aşk Sanatı ve bu sebeple Ovidius tepkilere maruz kalır. Kitabın sansür macerası bununla da sınırlı değil. İnsanlığın ortaya koyduğu sanatsal güzelliklere karşı olan bir din adamı olan Girolamo Savonarola'nın 1497'de yaktığı kitaplar arasında Aşk Sanatı da yer alır. 1599'da
Christopher Marlowe
tarafından İngilizceye çevrilen kitap Canterbury Başpiskoposu'nun aldığı kararla yakıldı. Ayrıca 1929 yılına dek başta San Francisco olmak üzere ABD'nin birçok bölgesinde de yasaklı kitaplar arasında yer aldı. 8. Son Söz: Ovidius'un kaleme aldığı şiirler aykırılığının yanı sıra edebi anlamda da çok farklı bir yerde konumlanmıştır. Kendinden sonraki edebiyat dünyasının büyük yazar ve şairlerini derinden etkilemiştir bu dizeler. Başta
Dante Alighieri,
Francesco Petrarca,
William Wordsworth,
Giacomo Leopardi,
Ezra Pound,
Charles Baudelaire,
Walt Whitman
ve
William Blake
olmak üzere sayısız kişiye ilham olmuştur. Türkiye'de daha önce farklı yayınevleri tarafından "
Sevişme Yolu
" adıyla da çevrilen kitap Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından orijinaline sadık bir şekilde dilimize kazandırılıyor. Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi içinde yayımlanan kitabı Latince aslından çeviren kişi ise yazar ve akademisyen kimlikleriyle de tanıdığımız
Çiğdem Dürüşken
. Keyifli okumalar dilerim. “Fakirlerin şairiyim ben, fakirdim çünkü çok sevdiğimde; verecek hediyem olmadığından, sözlerimi verirdim.” (sayfa 46)
Aşk Sanatı
7.6/10 · 345 okunma
·
Reklam
421 syf.
·
9 günde
·
9/10 puan
Bu incelemeye nasıl girmem gerektiği hakkında en ufak bir fikrim olmadığı için, bazılarınızın yakıştırdığı gibi "bodoslama" dalıyorum. Büyük pencereden bakınca, "Dönüşümler", Roma imparatorluğu ve erdemleri lehine bir önyargıyla, Antik Roma ve Yunan evrenini kronolojik olarak tanıtan, kim kimdir, neyin nesidir, bu sorulara cevap bulduğumuz bir kaynak kitap olarak görülebilir. Adından da anlaşılacağı gibi Ovidius'un kitabı "değişim, dönüşüm, mutasyon" hakkındadır. Kapsamı son derece GENİŞ, iddialı, ve hatta ansiklopediktir. Dünyanın yaratılışından ve tufandan epik Phaëton destanına, Jüpiter'in çeşitli nemflere tecavüzünden Europa'nın kaçırılışına, kendi yansımasına aşık olan Narcissus'tan Perseus ve Medusa'ya, Proserpina'nın tecavüzünden Medea ve Jason'a, Theseus ve Minotaur'dan Icarus'un düşüşüne, Meleäger ve Calydonian Boar'dan Byblis ve Myrrha'nın ensest tutkularına, Herkül'ün görevlerinden yeraltı dünyasındaki Orpheus ve Eurydice'nin mahkum aşkına kadar, Venüs'ün Adonis'e olan arzusundan Kral Midas'ın her şeyi altına çevirişine, Cëyx gemisinin enkazından Centaurlar savaşına ve Truva Savaşı'na, Hecuba'nın acılarından Aeneas'ın gezintilerine, Polyphemus'un mağarasındaki Ulysses'ten Circe'nin büyücülüğü ve son olarak Romulus'tan Jül Sezar'a kadar HER ŞEYİ kapsar. Ovidius'un Dönüşümler'i, Vergilius'un Aeneid’i gibi Augustus döneminde yazılmıştır ve her iki eser de Roma İmparatorluğu’nu yüceltmektedir. Tanrıların ve insanların bu zamana kadar çektiği tüm sıkıntı ve meziyetler bu tarihin zirvesine, bu "ideal" medeniyet düzenine hazırlıktı. Ancak Vergilius'un ve Ovidius'un bunu anlatmadaki yöntemleri çok farklı. Vergilius, Odysseia'dan ilham alarak Aeneas'ın hikayesini tek bir büyük anlatıyla ortaya çıkarırken, Ovidius bir efsaneden diğerine rastgele atlıyor, bazen bir matruşkaya dönüşüyor ve böylece geniş bir kapsama sahip oluyor. Bu iç açıcı şiirde yinelenen bir fikir ise: dönüşüm. (Diğer yinelenen temalar arasında romantik tutku ve cinsel saplantı da var). Bir bakıma Vergilius ve Ovidius, 6. kitapta ifşa edilen Arachne efsanesiyle karşılaştırılabilir: Vergilius, Minervean, yüksek, seçkin ozan; Ovidius, Arachnean, dikkatsiz, düzensiz şair. Bu karşılaştırmayı belki de 6. kitaptaki Arachne efsanesini okuduktan sonra daha net anlayacaksınız. Ovidius, ilk bakışta, büyülü bir dönüşümün söz konusu olduğu her bir efsaneyi bir araya getirmiş gibi görünüyor (Jüpiter kendini beyaz bir boğaya dönüştürüyor, Actaeon, Diana tarafından bir geyiğe dönüştürülüyor gibi gibi...). Ancak destanın sonunda, Pisagor'un 15. kitaptaki konuşması (kitabın en sevilen ve en çok alıntılanan kısmı burasıymış) sayesinde, Ovidius'un aklında bir tür derin bir ontolojik fikir olduğunu fark ediyoruz. Kitap, her şeyin sürekli dönüşüm ve akış içinde olduğu bir tür Herakleitosçu dünya görüşünü örneklemektedir. Bir bakıma Vergilius, Roma'nın kökenleri hakkında her şeyi bir soy ağacına yerleştiren tarihi bir açıklama ortaya koyarken, Ovidius çok daha istikrarsız ve belirsiz bir şey öneriyor: Augustus’un İmparatorluğu insanlık tarihinin zirvesiyse, şiir, dogmatik olmayan, neredeyse modern bir tarih vizyonu olan daha ileri dönüşümlere ve değişikliklere yer açar. Ovidius, diğer her şey gibi Augustus'un İmparatorluğu'nun da çürümeye ve ölüme mahkum olduğunu biliyor. Sonsöz'e göre, zaman içinde sabit kalan tek şey şiirin kendisidir; büyüme, dönüşüm ve dejenerasyon hakkındaki şiir. Kısacası, Snorri Sturluson, İskandinav mitolojisi için neyse, Ovidius ve Dönüşümler'i de Yunan ve Roma mitolojisi için o. Snorri, Vikinglerin kültürünü anlamak için gerekliyken, Ovidius'un kitabı hakkında biraz bilgi sahibi olmadan, Akdeniz Antik dönemini ve dolayısıyla Batı kültürünü anlamak pratikte imkansız olurdu. Karşılaştırmalara biraz ara verelim ve esere geri dönelim. Seks, şiddet ve mizah genellikle alçak ve ilkel olarak resmedilir: Başarısız bir kültürün işaretleridir bunlar. Yine de, yalnızca ekonomisi güçlü ve önemli bir alt sınıfa sahip kültürlerde bu tür uygulamalar "görevden eğlenceye" yükselebilir. Ovidius'un zamanı yaygın boşanma, müsamahakar yasalar ve alenen zina dönemiydi ve mütevazı yazarımız bu etkinliklerin hepsine katılmıştı. Sonunda, büyük zorba, gücü ele geçirmek ve rakiplerinin itibarını sarsmak için sosyal kontroller uygulayarak ve hayali bir "altın çağ"ın ahlaki standardına başvurarak üst sınıflar üzerine yumruğunu indirdi. O sıralar popüler ve etkili bir yazar ve konuşmacı olmasına rağmen Ovidius, ahlaksız ve zeki olduğu için sürgüne gönderildi -- sadece biri olsa neyseydi de ikisi birden olunca sürgün cezasından kurtulamadı zavallı. Hem Ovidius hem de Vergilius, Augustus tarafından imparatorluğun en uç noktalarına gönderildi ve ikisi de Homeros'a eşit sayılacak destanlar yazdı. Vergilius'unki imparatora teslim olup hayali soyunu onurlandırır ve kahramanlığı "görevle" eşitlerken, Ovidius'unki Olympus'un kafasının üstündeki altını ve bir fahişenin ayak parmakları arasındaki pisliği eşit şekilde çizen, klasik masalların kurnaz, labirent benzeri bir yeniden tahayyülüydü. Ovidius, pisliği konusunda Apuleius veya Seneca'dan daha çekingen kaldı ve karmaşık çalışması boyunca ironi yoluyla inandırıcı bir inkar ve ilgi uyandırdı. Ovidius'un karakterleri, her biri kendilerini çevreleyen tanıdık efsanenin altüst edilmiş bir versiyonu olan olağanüstü yaratımlardır. Elbette, bu noktada çoğumuz Ovidius'un anlattıklarına, onun esinlendiklerinden daha çok aşinayız. Karşılaştırma yapmaktan ben de yoruldum ama bundan bahsetmeden olmaz diye düşünüyorum. Vergilius gururlu ve dürüst söz adamlarına ilham verdi: Dante, Tasso, Milton. Ovidius ise düzenbazlar ve çatışanlar için yepyeni bir tarz yarattı: Petrarch, Donne, Shakespeare, Ariosto, Rabelais. Ovidius'un mitlerinin her biri, yalnızca olay örgüsüne göre değil, temaya göre de ayrı bir vizyondu. Hikayeleri sadece fikirlerin sunumları değil, tekrar tekrar kendilerine dönen keşiflerdi. Metafizik şairler bu stili benimseyerek, temaları araştıran kısa çalışmalar yaratacak, hatta fikrin sonenin voltasında tersine dönmesini ritüelleştireceklerdi. Ovidius'un aktif, görsel doğası, filozofların genişletilmiş metaforlarından gerçek bir kibir olarak adlandırılabilecek şeye doğru bir ilerlemeydi: taşıdığı fikri hem destekleyen hem de onunla çatışan sembolik bir temsil. Ovidius'un hikayelerinin her biri, ilişkiler, karşıt noktalar, tekrarlar ve yapı ile anlam inşa ederek, birbiri ardına akar. Her küçük parça daha büyük bir bütün haline gelir. Tıpkı çeşitli hikayelerin bir mitoloji haline gelmesi gibi, birçok sembolik argüman da bir felsefe haline geliyor. Bu felsefeden daha çok bahsederek incelememi buraya kadar okumakta yüksek sabır göstermiş değerli okuyucuları daha fazla bunaltmak istemiyorum. Son bir karşılaştırma daha yapıp bitirelim. Ovidius, tek bir kişinin kazandığı ve böylece felsefesini doğruladığı Vergiliusçu kahramanlık teması yerine, bütünsel bir anlam yaratarak yüz farklı zafer ve kayıp gösterir. Vergilius tek bir adamın sahip olması gerektiğini düşündüğü özellikleri yazar: sadık, dindar, dürüst, güçlü, asil. Ovidius, bir insanın en çok ne olabileceğinin mümkün olduğunu sormakla daha çok ilgileniyordu -- zihnin sınırları nelerdir? Ya da var mıdır? Dolayısıyla Ovidius, hikayelerinde gerçekten de büyük bir konuyu ele alıyordu: Yunanistan ve Roma tarafından bilindiği şekliyle insan zihninin haritalanmasını. Bu, Vergilius'ta karakterler ve fikirler arasında derinlik ve çatışma olmadığı anlamına gelmiyor, ancak merkezi, politik teması onu Ovidius'un yaptığı gibi bir fikirden diğerine geçme özgürlüğünden mahrum ediyor. Bu mahrumiyet çoğu yazar için bir nimettir: yapı, yaratılması için "somut" sınırlar çizer ve buna uygun araçlar sağlar. Sınırları olmayan yazarın başlayacak yeri ve yoluna kılavuzluk edecek işaretçileri yoktur. Bu daha büyük bir nimettir. Kitabı okurken not aldıklarımın bir elden geçirilmesini okudunuz. #84590412 Mitoloji Kitapları okuma etkinliği kapsamında bu kitabı okumama vesile olan
Murat Sezgin
'e, ve incelememi okumaya değer bulup zaman ayıran herkese teşekkür ederim. İyi okumalar.
·
1 yorumun tümünü gör
71 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Mitolojik Öğelerle Süslenmiş, Nefret Dolu Bir Şiir: Ibis
"bir ozan olacak" dedi "senin yazgını bildirecek". İşte ben o ozanım: Benden öğreneceksin acılarını. (sayfa 27) M.Ö. 43 yılında Roma yakınlarında varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Publius Ovidius Naso, öğrenimini Roma'da tamamladıktan sonra başta Anadolu ve Yunanistan olmak üzere birçok yeri görme fırsatı buldu. Roma'ya döndükten sonra kısa bir süre yargıçlık yapsa da, mesleğin zorluklarından dolayı bırakmak zorunda kaldı ve o andan sonda kendisini tümüyle şiire adadı. Başarısız iki evliliğin ardından üçüncü kez evlenen ve bu sefer mutlu bir hayata kavuşan
Ovidius
kısa bir süre sonra İmparator Augustus tarafından bir daha Roma'ya dönmemek üzere ülkeden sürgün edildi. Karadeniz kıyısında yer alan Tomis (Köstence) kasabasında yaşamaya başlayan Ovidius, kızı, eşi ve vatanından ayrı kalmaya ancak 10 yıl dayanabildi. Acılar ve özlem içinde geçen bu yıllarda birçok edebi eser kaleme alan Ovidius'un
Ibis
isimli şiiri de bu dönemde yazıldı. Kitap, ilk kez 2015 yılında Latince aslından
Asuman Coşkun Abuagla
'nın çevirisiyle dilimize kazandırıldı. Yapı Kredi Yayınları'nın Kâzım Taşkent Klasik Yapıtlar Dizisi kapsamında yayımlanan kitabın yeni baskısı ise kısa bir süre önce yapıldı, şimdilik temin konusunda herhangi bir sorun yok. Çevirmenin dipnotlarına ayrıca bir parantez açmak gerekiyor. Her sayfanın 4'te 3'ünün dipnot olması şiiri takip etmeyi zorlaştırsa da, dipnotlarsız okumanın mümkün olmadığını da belirtmek gerek. İlk olarak şiiri okuyup ardından dipnotlara dönmek daha mantıklı bir tercih olabilir. Ibis, Mısır'da bataklık alanlarda akrepler ve zehirli yılanlarla yaşadığı söylenen bir kuşun adıdır. Ovidius'un şiirine bu ismi koyması bilinçli bir tercihtir zira düşmanını gördüğü konumu eseri okuduğumuzda net bir şekilde anlayabiliyoruz.
Aşk Sanatı
ve
Dönüşümler 1-15
gibi ölümsüz eserleriyle gününüze dek ulaşan yazarın mektupları da
Karadeniz'den Mektuplar
adı altında yayımlanmıştı. Aşk ve mitolojiyi birleştirdiği şiirleriyle tanınan Ovidius'un Ibis isimli bu eserinde de yine bolca mitolojik öğe mevcut olmasına rağmen, bu sefer aşk değil, kin duygusu yer alıyor. 644 dizeden oluşan Ibis, başta
Homeros
'un eserleri olmak üzere birçok antik çağ edebi eserine referanslar içeriyor. Mitolojik ve tarihi bilgilerle dolu dizelerle birlikte Ovidius düşmanına kelimenin tam anlamıyla lanetler yağdırıyor. Âdeta nefret diliyle kaleme alınan bu eserin muhattabının İskenderiyeli yazar Gaius Iulius Hyginus olduğu düşünülüyor. Döneminde eserleriyle saygın bir konumda olan Hyginus, Ovidius'la yakın dosttur fakat Ovidius'un sürgüne gönderilmesinin ardından dostuna ihanet edem Hyginus, ozan ve eşi hakkında birçok kez kötü konuşarak adlarını lekelemiştir. Sürgündeyken bu durumlardan haberdar olan Ovidius, Roma'ya dönemediği için içinde biriktirdiği kin ve nefret duygusuyla bu "beddua sanatı"nı kaleme almıştır. Ibis, klasik bir şiir bekleyen okurları tatmin etmeyecektir fakat edebiyata ilgi duyan her okurun antik çağ şairi Ovidius'u mutlaka okuması gerekir.
·
1 yorumun tümünü gör
Reklam
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.48