Oya Baydar

Yazar 8,2/10 · 202 Oy · 13 kitap · 583 okunma ·  66 beğeni

Yazarın Bilgileri

Yazar İstatistikleri

66 okur beğendi.
202 puanlama · 202 alıntı
1 haber · 4.750 gösterim
583 okur kitaplarını okudu.
296 okur kitaplarını okumayı planlıyor.
17 okur kitaplarını şu anda okuyor.
11 okur kitaplarını yarım bıraktı.

Yazar ile İlgili Haberler

Paylaş

ya da direk bağlantıyı paylaş

Oya Baydar'ın Biyografisi

(Oya Baydar, 23 Kasım 2014-29 Kasım 2014 tarihleri arasında 1000Kitap'ta haftanın yazarı seçildi.)
Oya Bardar (1940, İstanbul), Türk yazar, sosyolog. Uzun zaman sosyalist siyasetin içerisinde yer almıştır. T24 internet gazetesinde yazarlık yapmaktadır.

Notre Dame de Sion Fransız Kız Lisesi'nde okudu. Lise öğrencisi iken Fransız yazar Françoise Sagan’dan etkilenerek ilk romanını yayımladı. Lise son sınıfta iken yazdığı Allah Çocukları Unuttu adlı gençlik romanını hem Hürriyet gazetesinde tefrika oldu hem de kitap olarak yayımlandı. Bu roman yüzünden neredeyse okuldan atılıyordu. Lise yıllarında yazdığı ilk romanlarından sonra yazmaya ara verdi, uzun zaman siyasetle uğraştı, olgunluk çağında yeniden edebiyata döndü.

1964'te İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nü bitirdi ve bu bölüme asistan olarak girdi. "Türkiye’de İşçi Sınıfı’nın Doğuşu ve Yapısı" konulu doktora tezinin Üniversite Profesörler Kurulu tarafından iki kez reddedilmesi üzerine, öğrenciler olayı protesto için üniversiteyi işgal ettiler. Bu olay ilk üniversite işgali eylemi oldu. Baydar, daha sonra Ankara Hacettepe Üniversitesi'nde asistanlık yaptı.

1971'deki 12 Mart Darbesi sırasında, Türkiye İşçi Partisi ve Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) üyesi olarak, sosyalist kimliği nedeniyle tutuklandı ve üniversiteden ayrıldı. 1972-1974 arasında Yeni Ortam, 1976-1979 arasında Politika gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. Eşi Aydın Engin ve Yusuf Ziya Bahadınlı ile birlikte İlke dergisini kurdu. Sosyalist yazar, araştırmacı ve eylem kadını olarak tanındı.

12 Eylül Darbesi sırasında yurtdışına çıktı ve 12 yıl boyunca Almanya'da sürgünde kaldı. Burada, sosyalist sistemin çöküş sürecini yakından yaşadı. Bu süreci 1991’de yayımladığı Elveda Alyoşa adlı öykü kitabında anlattı.

1992’de Türkiye’ye döndü. Tarih Vakfı ve Kültür Bakanlığı'nın ortak yayınları olan İstanbul Ansiklopedis'nde redaktör ve Türkiye Sendikacılık Ansiklopedisi'nde genel yayın yönetmeni olarak çalıştı. Türkiye’ye döndükten sonra ardı ardına yayınladığı öykü ve romanları ile çok sayıda ödül kazandı ve sevilen bir yazar oldu.

Ödülleri


Elveda Alyoşa ile 1991 Sait Faik Hikaye Armağanı
Kedi Mektupları ile 1992 Yunus Nadi Roman Ödülü
Sıcak Külleri Kaldı ile 2001 Orhan Kemal Roman Ödülü
Erguvan Kapısı ile 2004 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü
Hiçbir Yere Dönüş ile 2011 Akdeniz Kültür Ödülü

Oya Baydar'ın Kitapları Kitap Ekle

9,0/ 10  (21 Oy) ·  78 Okunma
8,7/ 10  (21 Oy) ·  64 Okunma
8,3/ 10  (16 Oy) ·  52 Okunma
6,9/ 10  (7 Oy) ·  39 Okunma
10. Bir Dönem İki Kadın (Birbirimizin Aynasında)
9,0/ 10  (6 Oy) ·  15 Okunma
12. Savaş Çağı Umut Çağı (Bir Yirmi Yaş Güncesi)
7,3/ 10  (4 Oy) ·  11 Okunma
Sadettin TANIK, bir alıntı ekledi.
 09 Tem 2016 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Sadece bu dünyanın değişmesini istiyorum. Zulüm, açlık, savaş olmasın; kimse kimseyi ezmesin, sömürmesin; senin, benim hakkımız olan şeylere herkesin de hakkı olsun istiyorum.

Sıcak Külleri Kaldı, Oya Baydar (Sayfa 116)Sıcak Külleri Kaldı, Oya Baydar (Sayfa 116)
Sadettin TANIK, bir alıntı ekledi.
 12 Oca 2016

Yaşam Hakkı
Sayın Başbakan, Sayın İçişleri Bakanı, "Çocuklarımız ölmesin" demek suçsa, hepimizi tutuklatın!

Oya BaydarOya Baydar
Sadettin TANIK, bir alıntı ekledi.
09 Tem 2016 · Kitabı okudu · 8/10 puan

-Bende biliyorum anne. Çocuklar aç kalmasın, bütün çocukların oyuncakları olsun, babaları öldürülmesin, hapse girmesin istiyorsunuz.

Sıcak Külleri Kaldı, Oya Baydar (Sayfa 101)Sıcak Külleri Kaldı, Oya Baydar (Sayfa 101)
Sadettin TANIK, bir alıntı ekledi.
09 Tem 2016 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Niye hep siyah olur bu resmi araçlar? Gücün, iktidarın, devletin ve ölümün rengi siyah mıdır?

Sıcak Külleri Kaldı, Oya Baydar (Sayfa 19 - Can (10. Baskı - 2002))Sıcak Külleri Kaldı, Oya Baydar (Sayfa 19 - Can (10. Baskı - 2002))
Sadettin TANIK, bir alıntı ekledi.
09 Tem 2016 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Ölüm gibi, acı da paylaşılmıyor. Nasıl herkes kendi ölümüyle ölürse, herkes kendi acısını kendi başına, yapayalnız taşıyor.

Sıcak Külleri Kaldı, Oya Baydar (Sayfa 104)Sıcak Külleri Kaldı, Oya Baydar (Sayfa 104)
Aysel, bir alıntı ekledi.
27 Nis 2015

“Kusursuzu,güzeli,doğruyu aramak bütün hayatlarını doldurmuş;hayatlarının anlamı,yaşamalarının nedeni olmuş.Sonra tam bulduklarını sandıkları anda bir de bakmışlar ki,doğru sandıkları yanlış,kusursuz sandıkları eksik,güzel sandıkları çirkinmiş.”

Kedi Mektupları, Oya BaydarKedi Mektupları, Oya Baydar
Sadettin TANIK, bir alıntı ekledi.
09 Tem 2016 · Kitabı okudu · 8/10 puan

- Umut bebek daha güzel günler görecek. Boşuna Umut koymadık adını. Eğer biz o dünyayı kurmayı başarabilirsek, Umut bebek insanların sınıflarına göre ayrılmadıkları; ... herkesin eşit olduğu aydınlık, barışçı bir dünyada yaşayaak

Sıcak Külleri Kaldı, Oya Baydar (Sayfa 35)Sıcak Külleri Kaldı, Oya Baydar (Sayfa 35)
Sadettin TANIK, bir alıntı ekledi.
09 Tem 2016 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Ortalığı kana boyayanlar bizler değildik. Tam tersi; kan, kavga, zulüm, savaş sona ersin diye çabaladık. Sadece biz değil, çocuklarımız da... Ama başaramadık, yenildik. Zafer haklı kılar, yenilirsen haksız olursun.

Sıcak Külleri Kaldı, Oya Baydar (Sayfa 84)Sıcak Külleri Kaldı, Oya Baydar (Sayfa 84)
Bütün Alıntıları Göster

Önce "Erguvan Kapısı" adlı kitabıyla tanıştım Oya Baydar'la. Sonra hemen ardından bu eserini okudum ve hayatımda okuduğum en güzel romanlardan biridir diyebilirim rahatça. Aslında Türkiye'nin önemli bir sorununa parmak basıyor: terör, töre cinayetleri,aile içi şiddet, baştan aşağı yanlış anlaşılmış bir tarih... Okurken gözleriniz doluyor, bazen isyan ediyorsunuz. Ötekileştirilen, ötelenen, hor görülen, aşağılanan, ezber bozan insanları anlatıyor. "Coğrafya kaderdir" diyor İbni Haldun...Oya Baydar bu coğrafyayı sorguluyor... Mutlaka tavsiye ediyorum.

Aykut, Çöplüğün Generali'yi inceledi.
 08 Eyl 2016 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 9/10 puan

Oya Baydar'ın yarı ütopik bu romanı aslında bir uyarı niteliğinde. Geleceğe, şimdiye, geçmişe ve bizlere dair. Roman her ne kadar yarı ütopik olsa da çok uzak bir gelecekte değil yaşananlar. Bu tür romanlarda okurun tarafında genellikle oluşan yanlış bir kanı vardır: Kitapta anlatılanlar yalnızca geleceğe çağrıdır. Hayır, bu çağrılar yalnızca geleceği değil, şimdiyi hatta geçmişi bile insana sorgulatma potansiyeline sahiptir. Romanın kendisi de zaten bunu insana gösteren bir yapıya sahip. Kitapta genel olarak "gören körler", "duyan sağırlar" anlatılmakta. Yakın bir gelecekte ve ülkede çöplüklerde, boş arazilerde gömülmüş bomba, silah ve mermiler bulunur. Bu durum bir yazarın dikkatini çeker, tüm bunları içeren bir roman yazmaya başlar. Romanını tamamlayamadan ortadan kaybolur. Yazarın kaybolmasından yaklaşık yarım asır sonra geçen hikayede yazarın yazdığı şeyler ve kimi olaylar kahramanımızın dikkatini çekmeye başlar. Sonrasında gelişecek olan olaylar birçok kişiyi etkisi altına alacaktır. Konusu dışında, anımsattıkları ile öne çıkan Çöplüğün Generali, insanı düşünmeye ve sorgulamaya itiyor. İnsanların bilip de suskun kalması, farklılık oluşturacağından korktuğu için "farkındalık" geliştirememesi gözler önüne serilmiş. Farklılık rahatsız edicidir, çünkü ortada bir "alışılmış" vardır. Sırf "alışılmış" olduğu için yanlışları doğru kabul etme gibi bir çılgınlığı da anlatmış bize Baydar. Farkındalık konusu toplumsal hayat da dahil birçok konuda geçerli. Şayet bu, insanların farklılığı yanlış kabul etmesinden; nadir olan bir şeyi yok sayma eğilimlerinden kaynaklanıyor. "Farklı" olarak tanımlayabileceğimiz birçok insanı da toplumdan dışlamamız da bu yüzden olsa gerek diye düşünüyorum. Sırf bizden biri olmadığı, bize benzemediği için dışlanan kişilerden bahsediyorum. Bu davranışımız dahi bizim ne denli "ben" duygusuyla beslendiğimizi ve kendimizi ne denli üstün gördüğümüzü kanıtlıyor. "Farklılık" dediğimiz kavramın yalnızca bizim etrafımızda olabileceğini (başkalarına göre biz de elbette farklı olabiliriz) sanmamız da cabası. İşte bu zayıflığımız yüzünden, kitapta da bahsedildiği üzere, tekdüze insan kitleleri oluşturmak çok kolay. Tüm insani duygularımızın teker teker unutturulması ve insanların birer "görmedim", "duymadım"cılara dönüştürülmesi mükemmel bir şekilde resmedilmiş. Ayrıca çok önemli bir detayı da yansıtmış okurlara Baydar. İnsanların birbirine bir şekilde bağlı olduğunu (çeşitli olayların tetiklenmesi bakımından), dolayısıyla bir insan bile "gördüm!", "duydum!" veya "hatırlıyorum!" dese bu sayede bunun ister istemez diğer insanları da etkileyeceğini anlatmış bizlere. Bir haksızlık ile karşı karşıya geldiğimizde dediğinden şaşmayan bir kitle vardır: "Sen mi kurtaracaksın insanlığı"cılar mesela. Ne kadar yanlış! Bir kişi bile farkındalık kazansa bunun bile insanlığa bir faydası olduğunu görmek istemezler. Çünkü farkındalık insanın rahatının bozulmasıdır. Hani cahil insan en mutlu insandır derler ya aynı o mantık. Bu açıdan insanlara bulaşmış olan "unutma virüsünü" okura çok başarılı bir şekilde anlatmış Baydar. Ayrıca hikayenin içinde okurun dikkat ettiği takdirde yüzünü gülümsetecek ölçüde başarılı ironiler de bulunmakta. Çöplüğün Generali gerek okura anımsattıkları ile, gerekse de başarılı kurgusu ile okunmaya değer bir eser. Hepsinden önemlisi de "farkındalık" kazandıran bir yapıt Çöplüğün Generali.

mithrandir21 | Uğur, Kedi Mektupları'ı inceledi.
 02 Oca 09:35 · Kitabı okudu · 12 günde · 9/10 puan

Uzun süredir isterdim ana karakterinin bir hayvan olduğu, özellikle kedi-köpek olduğu bir kitabı okumayı, ama tabii bu kitabın da gerçekçi bir roman olmasını daha çok isterdim. Çevremizi, yaşamı filan onların gözünden görmeyi, onların hislerini okuyabileceğimiz kadar da gerçekçi olması daha önemli çünkü, yani herhangi bir şekilde hayvan karakterlerin başrolde olduğu bir çocuk kitabı değildi istediğim. Kedi Meltupları, kedilerle iç içe yaşayan kişilerin aslında içinden çok fazla tanıdık şeylerle karşılaşacağı bir roman, zaten Nina da bu durumu en güzel şekilde bizlere özetliyor: “Bu hikâyede kedilere ilişkin dişe dokunur, yeni bir şey yok,” diye ama yeni bir şey olmasa da bildiklerimizi pekiştirebilecek birçok şey de var içinde. Nina devamında da: “Ama insanları yakından tanıyıp anlamak isteyen kediler için çok yararlı bir kaynak.” Diye sözünü bitiriyor. Ne kadar da doğru söylüyor Nina, kitap çünkü insanları anlamak isteyen kediler için mükemmel bir eser. E tabii insan okur da kedileri anlamak isteyerek okursa, çevresine bir kedi gözünden bakmak isterse aslında kedileri de anlayabileceği bir eser. İnsan gözüyle kedilere baktığımız sürece, kedileri ne kadar seversek sevelim, ne kadar iyi anladığımızı sanırsak sanalım, insan olarak onları hiçbir şekilde gerçekte oldukları gibi anlayamayız. Kedilere insan gözüyle baktığımız sürece, insan duygularıyla yaklaştığımız sürece ancak insan gerçeğini görürüz. Aslında hiçbir yaratık bir başta türü gerçek manasıyla tam olarak anlayamaz da. Ben demiyorum bunları, bilgili ve araştırmayı seven Kirli söylüyor.

Kedileri anlayabileceğimiz kadar da, ağırlık olarak kedilerin üzerinden ve kitaptaki kedilerin bey ve hanımları tarafından bazı sorguların yapıldığı, özellikle bir sorunun sorulduğu ve cevabın da arandığı bir kitap. Siyasi içerikler de var kitabın içinde, kediler şaşırıyor işte bu kısımlarda biz insanlara, farklılıklarımızın, değişikliklerimizin neden tartışma ve kavga sebebi olduğuna anlam veremiyorlar. Bey ve hanımların Sovyetlerde komünist düzen çökmeden öncesinin ve sonrasının konuşulduğu, aşkın sorgulandığı, inancın sorgulandığı, fikir ayrılıklarının karşıtlığa varması ve bu varışın engellenmesi için kediler ve hanımlarının esas olan soruya yanıt aramalarının bolca olduğu kısımlarda hem bu durumları insan üzerinden hem de kedi üzerinden okuyoruz. İkisi arasında düşününce de kendimize kısa bir soru soruyoruz: “Bu neyin kavgası? Niye yönetiliyoruz ve bizi yönetenler kim?” Hâlbuki bu durumlara diyeceğimiz tek bir şey var, o da: “Mav, miyav, mırnaavv.”

Kitabın ana konusu da bir sebeple ülkelerinden ayrılmış, sürgünde olan kişilerin kedilerinin koku bırakma yöntemi ile kendileri arasında mektuplaşmaları. Evde ve sokakta kedi besliyorsanız bilirsiniz, bir yerdeki kedinin yanından diğerine gidince, önceki kedinin sürtündüğü yerler, yanına gelinen yeni kedi tarafından uzun uzun koklanılır, hatta bu koklama o kadar uzun sürer ve kedi tarafından bir ciddiyetle yapılır ki anlam veremeyiz. İşte bu koklamalara Oya Baydar kedilerin birbirine mektup yollamaları olarak anlamlandırmış ve yorumlamış ve inanın ki çok da başarılı bir şekilde yorumlamış. Kitabı okumaya başladıktan sonra bu koklamaları yaşadığım her an koklamalarına, mektuplarını okumalarına müsaade ettim çünkü artık inanıyordum ki mektuplarını okuyorlardı. Kitabı okuduktan sonra kedilerle beraber yaşıyorsanız da yaşamıyorsanız da onlara bakış açınız daha çok değişecek ve koku almalarına daha çok müsaade edecek, mektuplarını rahatlıkla okumalarını isteyeceksiniz. Mav, miyav, mırnavvv.

Seher, Çöplüğün Generali'yi inceledi.
 02 Haz 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Eserde günümüz dünyasına ütopik bir bakış açısıyla yaklaşılmış. Anlatılanlar; faili meçhul cinayetler, bahçeye gömülü mühimmatlar, gelişi güzel patlayan bombalar ve daha nicesi bunların hepsi yaşadığımız şu günlerden aşina olduğumuz şeyler olmasına rağmen hala net olarak hiç birine herhangi bir farkındalık geliştirmemiş olmamıza bir uyarı niteliğinde Oya Baydar'ın eleştirel üslubu. Yazar dünyamızın bu müphem halini farklı açılardan anlatan kısa kısa hikâyeler halinde anlatmış eserinde. Bu eser de en hoşuma giden şey, hikâyelerin net bir sonlarının olmaması. Sonlar okuyucunun kendi fikriyatına bırakılmış, böylelikle kitabı okurken herkes kendi ütopyasından bir parça katabiliyor. Bu da okuyucuya farkındalık kazandırıyor. Zaten farkında olanlarsa ben gibi ah ederek hatırlıyor acı dolu dünyanın çaresizliğini...

DUA, Sıcak Külleri Kaldı'ı inceledi.
12 Haz 2017 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Ülkü, Murat ve Ömer arasında geçen siyasi olaylarla bezeli bir aşk hikayesi konu edinilmiş. Solcu kızımız Ülkü Muratla yaşadığı zorunlu ayrılık sonrasi Ömerle evleniyor. Tüm bunlarin yaninda ihtilaller, çatışmalar, iskenceler sosyalist rejim, derin devlet iliskileri yani o devirdeki cogu insanin yasadigi olaylarin anlatildigi bir dönem romani.

Gökhan Taşpınar, Sıcak Külleri Kaldı'ı inceledi.
17 Ağu 2016 · Kitabı okudu · 8 günde · Beğendi · 7/10 puan

Oya BAYDAR'ın okuduğum ilk kitabı olan Sıcak Külleri Kaldı; ülkemizin 40 yıllık siyasi konjonktürünü, askeri darbeleri, özellikle 80 öncesi siyasi çalkantıları aktaran, bütün bunları da umutsuz bir aşk hikayesiyle taçlandıran ilginç bir kitap.Her ne kadar kitapta Atatürkçülüğün resmi ideoloji olarak lanse edilmesi (sanki tam bağımsızlık ilkesi Marx'ın kuramı) gibi kesinlikle katılmadığım siyasi yorumlara yer verilmiş olsa da genel olarak siyasi analizler, cesurca, objektif ve yalın bir dille aktarılmıştır. Özellikle Ülkü ve Arın Murat'ın sonu olmayan aşk girdabında yaşadıkları, edebi bir zengin dilde usta yazar tarafından çok güzel ve akıcı bir şekilde aktarılmış, bu da yazarın 40 yıllık dönemi anlatan siyasi analizine renk katmıştır. Özetle okunması gereken güzel bir kitap olarak önerebilirim...

esraaltunerrr, Çöplüğün Generali'yi inceledi.
21 Nis 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

Kitabı okuyup bitirdikten sonra kitaba çok abartılı ve yazarın anlattığı kadar gerçekle bağdaşamayacak kadar kirli bir dünya olduğunu hayatıma yakıştıramadım. O gün akşam televizyonu açtım ve ölenler, bombalar, patlamalar, terör, zulüm her yerde kol geziyordu. Bugüne kadar bu kadar berbat bir dünyada yaşadığımın farkına varmamıştım. Aydınlandım ! Puanımı hemen değiştiriyorum. Yazara haksızlık etmek istemiyorum. Anlattığı kadar yerden kurşunların bitmediği bir dünyada yaşıyoruz maalesef. Bir laf vardır ya "Bilginin hangi kitapta olduğunu bilemezsiniz" diye. Ben bilgiyi farkındalık olarak değiştiriyorum. Bilinçlerinizin aydınlanması dileğiyle. Barışla kalın.

Şiro, O Muhteşem Hayatınız'ı inceledi.
04 Haz 2017 · Kitabı okudu · 39 günde · Puan vermedi

Yazar kitabı yazarken bir çok tarihi olayı araştırıp romanına ekleyerek güzel bir yapıt ortaya çıkarmıştır. Tarihi olayları kendi hayatı ve hayal gücünün ortak yapıtı olan eser için "Bu roman bir Dersim romanı değil. Roman kahramanlarından Arya gibi, geç kalmış farkındanlığın, dışarıdan bakışın, anlamaya çalışmanın romanı. Her şeyden önce de muhteşem hayatların barındırdığı sırları sorgulayan, insanın gerçek hikayesinin ve kimliğinin izini sürmeye çalışan bir metin." diyerek aslında farkındalığın ve kimliğimizin önemini ortaya çıkarmanın önemini vurgulamıştır. Kitap içeriği ise başta ne kadar sıkıcı gelse de sonraları baya bağlıyor. Divanın geçmişi, Arya'nın hayatı, Cansa'nın hayatı, Dersim'deki olaylar, Toplayıcın hikayesi derken insan kitabın nasıl bittiğini anlamıyor. Belki yazar merak duygusunu veremiyor ama sonunda olayları çok güzel bağlıyor.

BARAN, Çöplüğün Generali'yi inceledi.
03 Kas 2015 · Kitabı okudu · 3 günde · 6/10 puan

Yazar Oya BAYDAR’ın okuduğum ilk romanı. Çöplüğün generali ismini duyunca bana çok cazip gelmişti fakat okumaya başlayınca kitaptan istediğim tadı alamadım. Yazar romanın da, adı belli olmayan hayali bir ülkede ve adı belli olmayan roman karakterleri üzerinden ülkede yaşanan bir takım siyasi olayları kurgulayarak okuyucuya anlatmaya çalışmış. çöplükte ve arazideki bombalar mühimmatlar bir yerde gömülü cesetler, faili meçhul cinayetler günümüze uyarladığımızda yabancısı olmadığımız şeyler zaten. Sadece unutkanlık yapan virüs olayı ilgimi çekti, günümüze nasıl uyarlarım diye düşündüm. Aklıma “Stockholm Sendromu.” geldi. Yani ‘’Mahkûmun cellâdına âşık olma hali’’ ülkemizde şu anda bu durum mevcut zaten...

Fatma Karalı, O Muhteşem Hayatınız'ı inceledi.
24 Ağu 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Öncelikle okuyucuyu araştırmaya sevketmesi bakımından kitabı faydalı bulduğumu söyleyebilirim.
Eğer kitabın amacı; yakın tarihin bireyler tarafından da araştırılmasını sağlamak, bize sunulan tarihsel bilgileri sorgulatmak ve iğneyi kendimize de batırabileceğimizi öğretmek ise, Dersim örneği ile bu amacına ulaştığını düşünüyorum. Çünkü yalnızca Dersim’de değil yakın tarihte gerçekleşen diğer konularda da araştırma ve öğrenme isteğim arttı. Araştırma kitapları ve belgeseller ilgimi çeker oldu. Yakın tarihimizde yaşanan olaylar hakkında bilgimin az olduğunu farketmek beni üzmesine rağmen bu kitabı bir fırsat gibi görerek epey araştırma yapabildim.
Bununla beraber, kitapta ilgimi çeken bazı insan halleri oldu; Diva ve Toplayıcı. Sanatçıların yaptığı işten dolayı beğenilme ve alkışlanma durumunun zamanla bir yaşama gereksinimi haline gelmesi ve tüm hayatlarına bu arzunun yön vermesi oldukça ilgimi çekti. “Diva”nın hayatında bu arzu öyle güçlü ki çoğu insanın en çok önem verdiği aile olma ihtiyacının bile önüne geçmiş durumda. İlgimi çeken diğer bir insan hali ise; hayatında istediği yere gelemeyen, başarısız olduğunu düşünen, kendine değer vermeyen ve kendini küçümseyen kişilerde; başkalarına hayranlık besleme eğiliminin diğer insanlara göre daha fazla olmasıydı. Kitapta “Toplayıcı” olarak tanıtılan kişinin kendinden çok, hayran olduğu “Diva”ya değer vermesi ve yine kendi ailesinden çok “Diva”nın ailesini ve hayatını önemsemesi bu durumun bir örneği olarak karşımıza çıkmakta.
Ayrıca günlük hayatta hiç ilgimi çekmeyen opera sanatı konusunda ne kadar bilgisiz (Libretto ve arya gibi temel kavramlara bile uzakmışım) olduğumu farkettim. Ünlü operaları ve opera sanatçılarını genel kültür olarak bilmem gerektiğini düşünüyorum.
Son olarak; okuyucuyu araştırmaya sevketmesi, farklı insan halleri üzerinde durarak bize bu insanları tanıtması ve Türkiye’de pek popüler olmayan bir sanat kolu üzerinde durması bakımından kitabı beğendiğimi söyleyebilirim.

Bütün İncelemeleri Göster