Özdemir Asaf

Özdemir Asaf

Yazar
8.8/10
2.621 Kişi
·
8.840
Okunma
·
3.135
Beğeni
·
39.735
Gösterim
Adı:
Özdemir Asaf
Tam adı:
Halit Özdemir Arun
Unvan:
Türk Şair
Doğum:
Ankara, Türkiye, 11 Haziran 1923
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 28 Ocak 1981
Gerçek adı Halit Özdemir Arun'dur. 11 Haziran 1923 tarihinde Ankara'da doğdu. Şura-ı Devlet'in kurucularından Mehmet Asaf'ın oğludur. 1930 yılında babasını kaybetti. Yine o yıl Galatasaray Lisesi'ne kayıt oldu. Yıl 1941 olduğunda lise son sınıfta sınav ile Kabataş Erkek Lisesine geçiş yaptı ve bir yıl sonra mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne giriş yaptı, daha sonra İktisaf Fakültesi ve Gazetecilik Enstitüsü deneyimleri oldu ancak 1947 yılında eğitimini yarıda bıraktı. Kısa bir süre sigortacılık yaptı. Tanin ve Zaman adlı gazetelerde çevirmen olarak çalıştı. Servet-i Fünun isimli ilk yazısı Uyanış dergisinde yayımlandı. 1951 yılına gelindiğinde matbaacılığa atıldı ve kendi şiir kitaplarını da basacağı Sanat Basımevi'ni kurdu. 4 yıl sonra 1955?te Yuvarlak Masa Yayınları'nı kurdu ve kendi kitaplarını bu isim altında yayımladı. 28 Ocak 1981?de gözlerini yumdu. İlk eşi Sebahat Selma Tezakın'dan bir kızı, ikinci eşi Yıldız Moran'dan üç oğlu vardır.

Şiirleri genel olarak dörtlük ve ikiliklerden oluşur. Yoğun ve kısa bir söyleyiş özelliği vardır. Düşünce ile duygu yoğunluğuyla beraber, taşlama ve alay şiirine egemen olan etmenlerdir. En çok kullandığı ayrılık, sevgi ve ölüm temaları son dönemde şiirlerinde yerini kaçış ve umutsuzluğun tedirginliğine dönüşmüştür. Onun inandığı şiirde bir anlam ve görüşün yansatılmasının gerekliliğidir. Geleneksel Türk şiiri ve batı şiirinin harmanlamasıyla son derece zengin bir sanat değeri oluşturmuştur. Günümüzde bazı rock müzisyenleri tarafından şiirleri bestelenmiştir. Feridun Düzağaç, Lavinya adlı şiirini bestelemiştir. Duman grubu da Özdemir Asaf'ın şiirlerinden esinlenerek şarkılar yapmıştır.
YAŞ 5 Anne ve babamın birbirlerine bağırmalarının beni ne kadar korkuttuğunu öğrendim.

YAŞ 7 Meşrubat içerken gülersem içtiğimin burnumdan geleceğini öğrendim.

YAŞ 12 Bir şeyin değerini anlamanın en iyi yolunun bir süre ondan yoksun kalmak olduğunu öğrendim.

YAŞ 13 Annemle babamın el ele tutuşmalarının ve öpüşmelerinin beni daima mutlu ettiğini öğrendim.

YAŞ 15 Bazen hayvanların kalbimi insanlardan daha fazla ısıttığını öğrendim.

YAŞ 18 İlk gençlik yıllarımın keder, şaşkınlık, ıstırap ve aşktan ibaret olduğunu öğrendim.

YAŞ 24 Aşkın kalbimi kırabileceğini ama buna değer olduğunu öğrendim.

YAŞ 33 Bir arkadaşı kaybetmenin en kestirme yolunun ona ödünç para vermek olduğunu öğrendim.

YAŞ 36 Önemli olanın başkalarının benim için ne düşündükleri değil benim kendi hakkımda ne düşündüğüm olduğunu öğrendim.

YAŞ 38 Eşimin beni hala sevdiğini, tabakta iki elma kaldığında küçüğünü almasından anlayabileceğimi öğrendim.

YAŞ 41 Bir insanın kendine olan güveninin, başarısını büyük oranda belirlediğini öğrendim.

YAŞ 44 Annemin beni görmekten her seferinde sonsuz mutluluk duyduğunu öğrendim..

YAŞ 46 Yalnızca minik bir kart göndererek bile birinin gönlünü aydınlatabileceğimi öğrendim.

YAŞ 49 Herhangi bir işi yaptığımdan daha iyi yapmaya çalıştığımda, o işin yaratıcılığa dönüştüğünü öğrendim.

YAŞ 50 Sevgi, evde üretilmemişse, başka yerde öğrenmenin çok güç olabileceğini öğrendim.

YAŞ 53 İnsanların bana, izin verdiğim biçimde davrandıklarını öğrendim.

YAŞ 55 Küçük kararları aklımla, büyük kararları ise kalbimle almam gerektiğini öğrendim.

YAŞ 64 Mutluluğun parfüm gibi olduğunu, kendime bulaştırmadan başkalarına veremeyeceğimi öğrendim.

YAŞ 70 İyi kalpli ve sevecen olmanın, mükemmel olmaktan daha iyi olduğunu öğrendim.

YAŞ 82 Sancılar içinde kıvransam bile başkalarına baş ağrısı olmamam gerektiğini öğrendim.

YAŞ 90 Kiminle evleneceğin kararının hayatta verilen en önemli karar olduğunu öğrendim.

YAŞ 95 Öğrenmem gereken daha pek çok şeyler olduğunu öğrendim.
LAVİNİA
Sana gitme demeyeceğim.
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar.
Yanımda kal.

Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
İncinirsin.

Sana gitme demeyeceğim.
Ama gitme Lavinia.
Adını gizleyeceğim,
Sen de bilme Lavinia
''İnsan yorulunca duruyor... Durunca düşünüyor... Düşününce koşuyor. Koşunca yoruluyor... Yorulunca insanlaşıyor. İnsanlaşınca işler karışıyor. Yalnız kalıyor..''
LAVİNİA

Sana gitme demeyeceğim.
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar.
Yanımda kal.

Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim, 
İncinirsin.

Sana gitme demeyeceğim, 
Ama gitme, Lavinia.
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme, Lavinia.

1957
Özdemir Asaf
Sayfa 35 - YKY (İlkokuldan hocalarımız sağolsun telkin ettiler bu şiirleri...)
Ne güzel insanlar vardı eskiden.
Çocukluğumuzu kaplamışlardı.
Bir masal anlatırlardı
Cinlerden, perilerden,
Büyük annneler, büyük babalar vardı.
O zaman hepsi uzaktı ölümden.
Hem sevdirir hem korkuturlardı.
Acı hikayeleri bile tatlı başlardı
Demek bunun için gittiler hikayelerden.
Ne güzel insanlar vardı eskiden.
112 syf.
·Puan vermedi
"Ben şiir beğenirim. Şairlerle ayrıca bir ilişkim varsa, bu onların insanlıklarıyla ilgilidir.''

Şairimizin insanlığı ile ilgili kısa bir yaşanmış hikaye

Bir gün Özdemir Asaf matbaadan çıkıp Karaköy’e gitmek için bindiği taksinin şoförü sorar:
“Neğeye biğadeğ?” der şoför. Meğer şoför de Özdemir Asaf gibi R’leri okuyamazmış. Utancından “Kağaköy” diyemez, “Eminönü” der. Eminönü’nden iner. Oradan Karaköy’e kadar yürür.

"Her insanın bir öyküsü vardır ama her insanın bir şiiri yoktur."

Asıl adı Halit Özdemir Arun olan şairimiz Özdemir Asaf'ın kendine özgü bir şiir tarzı vardır. Çoğunluğu kısa ve anlamı basit gibi gözüküyor olsa da insanı düşündürmeye sevk ediyor. Derin manalar içeren dizelerle bazen kelime oyunu oynamış bize. Anlık olarak ne hissediyorsa onları hemencecik şiire dönüştürmüş gibi. Ne istediğini anlatmak için öyle uzun uzun şiirler yazmaya gerek olmadığını, verilecek mesajın iki dizeyle anlatılabileceğini kanıtlamış.

Bkz: "Çekil ordan ayı göremiyorum."

Yalın bir dille yazdığı şiirleri, şiir seven, sevmeyen herkesin rahatlıkla anlayabileceği şekildedir. Çünkü sözcüklerinde benzetme yoktur. Her şey gerçek anlamıyla sunulmuştur. Kelime oyunları kullandığı şiirlerinde bile gerçek anlamlara yer vermesi onun farklılığını ortaya koyuyor.

Ezberimde olan bir şiiri

Dün sabaha karşı kendimle konuştum.
Ben hep kendime çıkan bir yokuştum.
Yokuşun başında bir düşman vardı.
Onu vurmaya gittim kendimle vuruştum.
120 syf.
''Binlerce "belki" geçiyordu geceden''
Kaç gecedir uyuyamadım, kelimeyi nereden tutup sana uzatsam bilemedim. Şair ya da yazar değilim ki tam ifade edebileyim. Birer cümle kuruyorum yüklemi omuzlarımda ya yük olursa n’olacak onu da bilemiyorum.
Ben seni beni sev diye sevmedim;
Çocukluğum saklansın diye içinde, elim yüreğimde, sessiz dua dilimde mesafeler ise önemsiz taa uzaklarda olsan da içimdeki duruşunu sevdim.
Ben seni beni sev diye sevmedim ;
Suskun sessiz bekledim.Umurumda olmadı hiç prensiplerin frenlemelerin, üşüyorken sırılsıklam, ıskalanmışken duygularım, kaç zamandır seni beklemişim, İliklerim ısınır soğuklarda diye sevdim.
Ben seni beni sev diye sevmedim;
Ne kurgusu ne kağıdı ne platonikliği hazırlamamıştım bile kendimi, kabuğu gurbet bağlamış yarı aç yarı tok beklediğim gecelerde, beynimin açlığını doyururum seninle diye sevdim. Ben seni beni sev diye sevmedim;
Yazılmamış bir hikayede özne olmak daha da kötü değildir ya yalnız kalmaktan.
Dilim lal’di kalbimse dua fısıltılarında; bir rahmet esintisi gürler de ‘’ey kutsalım sensin ‘’dersin diye içime sinişini sevdim …
''Sana gitme demeyeceğim
Üşüyorsun ceketimi al
Günün en güzel saatleri bunlar
Yanımda kal''
dizelerini fısıldardın ya gizlice işte ;
Sevdim, Sevilmedim ama Sen’lendim. .
https://www.youtube.com/watch?v=jRIJpC9roWc
''Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
İncinirsin.''
İncinmeyen sevdalara, keyifli okumalar.
80 syf.
·1 günde·4/10
Yazarı gizleyip size birkaç dize okutsak "Miraç Çağrı Aktaş şiir kitabı mı yazmış?" dersiniz, öyle bir benzerlik... Aralarında bir fark görmüyorum, ikisinin de ortaya koydukları kaliteli bir yazı yok. Kitap,
-Ben gelirim sen gidersin
Sen gelirsin ben giderim
Seninle geleyim mi
Benimle gider misin?- Kıvamında saçma saçma aşk şiirlerinden oluşmakta. Bu devirde eline kalemi alan şiir yazar olmuş zaten. İki aşk sözü, bir adet gece, bir kuş, bir tutam yalnızlık, bir adet de kadın buldunuz mu tamamdır, tebrikler artık bir şairsiniz.

"Her seven
Sevilenin boy aynasıdır.
Sevmek
Sevilenin o aynaya bakmasıdır."

Allah aşkına bu ne? Bu ne biçim bir aşk tanımıdır? Her gördüğümde kahkaha atıyorum, kopyala buradan Facebook'a yapıştır. Şiirden anladığımız bu mu cidden? "Ben çekildiğim her fotoğrafta
Defolu bir kelebek gibi çıkarım." diyen bir kadını ve nicelerini bu site sayesinde tanıyacağım ama Özdemir Asaf'ın adını büyük şair bileceğim haha gülerim ben buna. Şiire yapılan en büyük hakarettir. Hak etmediği değeri gören bir şair daha, geneli vasat, çoğu ergen paylaşımı olan bu kitabı kesinlikle tavsiye etmiyorum.
488 syf.
·Beğendi·10/10
Çağdaş Türk şiirinin önemli şairlerinden biri olan Özdemir Asaf’ın şiirlerinde tekdüzelik yoktur. “Artık kimse beni yalnız bırakamaz.” gibi oldukça kısa şiirler yazan şair, bazende bunun tam tersine ‘Giden ’ adlı şiirinde olduğu gibi uzun şiirlerde yazmıştır. Ama uzun şiirleri çok enderdir. Özellikle ‘Dünya Gözüme Kaçtı’ adlı şiir kitabında tek mısralık, ikilikler ve dörtlükler yoğunluktadır. Bu tarz şiirlerinde duygu yoğunluğu da fazladır. Uzun şiir yapmanın maharet olmadığını, verilmek istenen mesajın iki mısrayla da verileceğini gösterir şair.
İlk başlarda eserlerinde genişçe yer tutan aşk, pişmanlık, yalnızlık gibi temalar daha sonra ölüme, tedirginliğe ve karamsarlığa bırakmıştır. Ama esas olarak şiirlerinde kullandığı tema yalnızlıktır. ”Benim söylemek istediğim çırpındığım gecelerde siz yoktunuz” ve “yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılırsa yalnızlık olmaz” diyerek bu temayı kitabının genelinde hissettirmiştir. Şiirlerinde duygu ve düşüncelere ağırlık veren şair hayattaki olaylara karşıda bazen alaycı şiirler kaleme almıştır. Yaşadığı toplumla kendini karşılaştırmasının sonucunda hissettiklerini alaycı bir şekilde ele almıştır.
Günümüzde sosyal medyada özellikle gençlerin kendi aralarında yaptığı paylaşımlarda çokça yer alan Asaf’ın duru ve yoğun anlatımı bunda etkili olmuştur. Çünkü şair saf aşkı en saf biçimiyle okura sunuyordu. Gençler Asaf’ın şiirlerinde kendi söylemek istediklerini bulmuşlardı. İnsanın kendisine doğru kaçtığında yaşadıklarını birebir sunuyor. Hemde az sözcükle çok şeyi anlatabiliyordu. Alaycı şiirler yazdığını da söylediğimiz şair, kendisiyle de alay edebilecek kadar gerçekçiydi. Bu da şiirlerinin doğal ve kendiliğinden olmasını sağlıyordu. Gençliğin Asaf’ı kabul etmesinde önemli bir etkendi bu.
Asaf’ı bir geleneğin içine sığdırmak zordur. Çünkü her şiir kitabında farklı akımlara yönelimleri oluyor. İlk eserinde kelime oyunlarına yer veriyor. Duygu ve düşüncelerini kısa ve öz yazması bakımından bu eserinde Garip akımının yansımaları var diyebiliriz. İkinci eserinde ve birkaç eserinde ise duygular coşkulu bir şekilde lirik olarak veriliyor. Daha sonra ise umutsuzluk ve karamsarlığın etkisi ile alaycı şiirlere ver veriyor eserinde. Ama genel olarak saf şiir içinde tutabiliriz Özdemir Asaf’ı.
Şiirlerinin genelinde kafiye ve ölçüye yer vermeyen şair, birkaç eserinde hece ölçüsünü kullanmıştır:‘Demek’ adlı dörtlüğünde 14’lü hece ölçüsünü kullanmış. “İki İki” adlı şiiri mensur şiir örneğidir. Şairin şiirleri genellikle serbest şiir sınıfına girer.
Sade bir dille yazdığı şiirleri, herkesin rahatlıkla anlayabileceği şekilde yalındır. Sözcüklerin genellikle gerçek anlamlarını kullanması bunda etkilidir. Söz oyunlarına yer verirken bile gerçek anlamlardan yararlanması onun özgün yönünü gösteriyor.
120 syf.
"Her insanın bir öyküsü vardır ama her insanın bir şiir yoktur"

Öyküm, öykünüz, öyküleriniz.

Susmak zorunda kalmak olmak zor.

Herkese , beklenen her yere aynı anda yetişmekten vazgeçiyor insan. Bir kere konuşan, ifade eden oldun mu, sanki hep bunu yapman gerekiyormuş gibi oluyor aslında böyle bir zorunluluğumuz yok.
Keşke herkes hiçbir durumu olmak zorunda olmasa, duygularına, isteklerine göre seslense anlaşılır olsa. Her zaman birilerine gerçek duygularımla bir şeyler anlatmaya çalıştım. Evet anlattım hakikatten ama baktım ki geçmişe tek yaptığım doğrusu olmayan insanlara anlatmak çabası. Sanırım ben hep bunu yaptım. Yanlış insanlara, yanlış yerlerde, yanlış zamanda doğru şeyler anlatarak anlaşılırım sandım. Yanıldım..
Sonra sustum, susmak zorunda kaldım.
Sonuç mu; içime atan, ne istediğimi bilmeyen, en son beni ne mutlu ettiğini bile hatırlamayan, olaylara karşı tepkisini kaybetmiş, sabah işe giden akşam aynı yolu kullanarak evine gelen ve haftalar geçsin, aylar bitsin diye kendini hayatın akışına bırakan o amaçsız insanlardan oldum.
Neydim ben sahiden?
Nasıl bir hayat istiyordum, bu muydu gerçekten?
Bazen ipi kopmuş bir uçurtma oluyorum bazen de kulelere imrenen bir çukur ..İyi değilim vesselam...
Korkuyorum hem de çok ve bu korkularımı anlatabileceğim hiç kimsem yok.
Bir kere daha hatta defalarca soruyorum kendime kimlerin yarası, kimin yarısı idim?. Bulamıyorum, susuyorum..
Bir insan bu kadar yalnız kalabilmeyi nasıl başarır?
Duygularımı saklaya saklaya kendimi tanıyamaz hale geldim.
Zaman geçtikçe her şey yabancılaştı. Ailem, dostlarım , adımladığım sokaklar, hatta kendim bile.
Olgunlaşmak mı , büyümek mi bu, öyleyse yerimde saymayı tercih ederim.
Çocukken büyümek benim için, her şeyi yapma özgürlüğüydü ve bunu kullanıp kullanmama lüksü .
Büyüdükçe bir halt olmuyormuş.
İnsan büyüdükçe kafası daha çok karışıyor, yaş ilerledikçe daha çok uzaklaşıyor herkesten ve istemeden de olsa dışlanıp, kendi kabuklarında yaşlanıyormuş.
Haa bir de buna tükenmişlik sendromu , asrın hastalığı diyorlar..
Ne derseniz deyin inanın ki ben çok mutsuzum.
Gün geçtikçe susuyorum, sessizliğime sığınıyorum. medet umuyorum..
Nereye gidecek bu döngü bilmiyorum ama Hayat diyorlar işte buna; süresini ve soru sayısını bilmediğim sınava...öl de öleyim hayat diyorum ama "ol" diyor ve yaşıyorum.
Güvenebileceğim ve sevdiğim insanlar azalıyor.
Konuşanlara özeniyorum …Kendi sesimi duyurabilmek, doğru zamanda doğru insanlara doğru şeyler anlatmış olarak anlaşılır olmak istiyorum. https://youtu.be/Bsi5uvBtd3Q
Keyifli okumalar.
112 syf.
''Yaşamak değil,
Beni bu telaş öldürecek.''
Bugün bir dilek tuttum senden yana; kalktım son nefesimi dizlerinde uyuttum. Yokluğunda iki umut arasında elini tuttum son soluğumda.
Kaç gündür tek bir kelimene hasret bekliyor olmak ne acı ... Kaç sene zamanı gelsin diye bekledim. Anlatabilmek için bekledim, anlaşılabilmek için bekledim. Başlasın diye bekledim. Sabahı bekledim geceyi bekledim. Buluşabilmek için bekledim, sabırdan bekledim, çaresizlikten bekledim. Plan yaparken bekledim, hayal kurarken bekledim. İnan diye bekledim.. Vazgeçiyorum ya senden panikle yine bekledim.
Biliyorum uzun sürer kimi zaman toparlanmak. Anıların, hayallerin, ümitlerin ve cesaretin çaresiz. Yazıyorsun, nasıl bir sensizlikse bu, çıt çıkmıyor içimden cümlesindeki ''sızıyı '' anlar sanıyorsun. Oysa yazdıklarını yollayacağın adreste hala bekleyen var mı bilmiyorsun.. Sonra; sebepsiz geliyor aklına bir şarkı ,bir sürü sebebi ile...
Hayat geçip gidiyor ömrümden, ben yine bekliyorum..
''Ne kadar hatırlatsan kendini boş.
Sensiz de seni sevebiliyorum.''
https://www.youtube.com/watch?v=3vNtVJ7dGxg
Keyifli okumalar.
120 syf.
·9/10
Herkese merhaba, böyle güzel bir şiir kitabına şiir gibi bir giriş yapmalı aslında. Özdemir Asaf'cım adın bile kafiyeli bir şiirin mısralarına ait gibi sanki inan. Belki de seni en güzel şiirlerle özdeşleştirdiğim için şiirden farkın kalmamış gibi geliyor bana. Hepiniz tanıyorsunuzdur onu muhakkak. Şiirle pek ilgisi bulunmayan biri bile hiç sanmıyorum ki onun Lavinia'sını bilmesin. Hâlâ anımsayamadın mı yoksa? Benimse sayısını bilmediğim kadar defalarca okuduğumdan ezberimde oysa. Dur hatırlatayım bir kez daha sana.
"Üşüyorsan ceketimi al
Günün en güzel saatleri bunlar
Yanımda kal"
Eminim çoğunuz biliyorsunuz ve anımsamışsınızdır yine de şu dizelerini de söylemeden edemeyeceğim.
"Sana gitme demeyeceğim
Ama gitme Lavinia
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme Lavinia"
Yahu ne güzel bir şiir, bu mısraların aktığı kalp eminim ne sevgi dolu bir kalp... İşte bu yüzden Özdemir Asaf'la aşk başkadır. Onun şiirlerinde aşk daha bir başkadır. Aslında bu kitapta bu şiiri yok ama bunun dışında da bilinmeyi hak eden o kadar çok şiiri var ki.

Kitabı okurken kimi şiirlerini daha önce çoğu kez okumama rağmen aynı heyecanla okudum. Daha önce okumadıklarımı okuyunca da ona bir kez daha hayran kaldım, sonra da niye bu kadar geç kaldım bu şiirleri okumak için diye düşündüm, gözlerimi ve yüreğimi sizden niye bu kadar uzun süre mahrum bıraktım sevgili mısralar deyip kendime de kızsam yeriydi. Bir kez daha anladım onun sayesinde sadece "sen" ve "ben" kelimeleri kullanılarak bile mısraların gülücük ve hüznü bir arada saçabileceğini. Bu iki kelimenin tekrar ve yinelemeleriyle muhteşem şiirler yazılabileceğini...
"İnanırsam ben senden başkasına inanmam" derken mesela başkalarına inanmayacak olmasının verdiği hüznü de, sevdiği insana güvenme konusunda verdiği o tatlı değeri de hissettim adeta.
Şiirlerini tekrar tekrar okudum ben anlamadığım zamanlarda. Bazen bazı satırlar çok anlamsızmış gibi gelebiliyor çünkü. Ama tekrar okumamla birlikte yanıldığımı anladım. Noktalama işaretlerine dikkat ederek okumaya özen göstersem bile, onların bulunmadığı yerlerde nasıl duraklasam da Sevgili Özdemir Asaf'ın hissettirmek istediği anlamı yakalasam diye düşündüm kimi zaman. Çünkü o anlarda sanki anlamsızlıkların içinde saklanan derin anlamı buldum da şaşırdım. Anlamıştım.

Ayrıca kitabın adından da anlaşılacağı üzere yalnız'ı, yalnızlığı anlatmıştı Asaf kimi şiirlerinde; özellikle artmıştı sonlara doğru. O:
"Yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz." demişti hani. Bense bu manidar satırlarına hak veriyordum onun lakin şu son ana kadar. Artık düşünüyorum da Sevgili Özdemir Asaf yalnızlık paylaşılır. İçinde geçen "yalnız"a rağmen paylaşılır hem de. Nasıl mı? Özdemir Asaf kalemini alıp bu dizeleri yazdığında herhangi bir kağıt parçasına yanında kimse yoktu belki içinde olan hislerinden başka. O içindeki yalnızlığı aktardı, şiirlere. Bir başına bıraktığı mısralara. Şimdi onun bu satırları yazdığından yıllar sonra ben açıp okudum her dizesini tek tek kimini sayısız kez, defalarca. İşte o an görmesek de birbirimizi ve hiç göremeyecek olsak da hislerini bana aktardı, onun kalbinden döktüklerini okuyup anlamaya çalışmamla. Paylaştı benimle paylaşılmaz sandığı "yalnızlığı" bile. Ve belki siz de taa derinden okursanız bu kitabı sizinle de paylaşır kesinlikle.

Ne denli büyük bir aşktı ki onunkisi böyle güzel şiirler bırakmış bizlere. Bunu düşününce bile şiirlerine aşık oluyor insan. Yani demem o ki durmayın. Bir yerden başlayın Özdemir Asaf'ı tanımaya, şiirlerini okumaya. Mahrum kalmayın daha fazla sizi ısıtacağı muazzam mısralardan, esirgemeyin kendinizi iki kelimeye kocaman anlamlar sığdırdığı dizelerden...
"Seni bulmaktan önce aramak isterim" diyen naif yüreği aramadan bulmaya kalkışmayın. "Seni sevmekten önce anlamak isterim" diyen güzel bir kalbi lütfen anlamadan sevmeyin. Beni kırmayın, onu hiç kırmayın. Onun tüm kitaplarını bitirmek değil de. Ona her şiirinde hep hep yeniden başlayın ;) Şiirle kalın ve en az şiir kadar güzel olan tebessümlerle :)
80 syf.
'' Şiir gibi bir kadına ancak şiir gibi bir hayat yakışır, dilerim hayatının bundan sonraki bölümü şiir gibi geçer sultanım ve bu kitaptaki şiirler sana ilham olur '' yazarak size kitap hediye eden bir arkadaşınız olsa hakkında ne düşünürdünüz bilmiyorum.
2014 yılını sonlarına doğru görevli olduğum doğu ilinde kitap alacak bir tane bile kitapevi yok. İmkanlar kısıtlı, sadece internet üzerinden tercih hakkı var, kargo teslimi ise en az on gün. Mecburen mecburiyetten internet kitap satış sitelerinde gezinti yaparken tanıştım 1000kitap ile. İlk baktığımda buradan kitap alabileceğimi sanarak üye oldum. Zamanla amacı içeriği hakkında beğenim artınca da ayrılmadım. (Zaman zaman kırgınlıklarım olsa da )vazgeçemedim.
Neden mi? Kitap sevgisi paylaşımlar, incelemeler öğretiler yerli yersiz tartışmalar var olsa da ayrılamamamın ya da iki sene kadar ara verip geri dönüşümüm tek sebebi Nur-AL/Duvar/ dır.
Bazı dönemlerim olur benim; zaman zaman kendimle yaşarım da hiç kendimle karşılaştığım olmaz. Tenhadayımdır o vakitler işte; İlk üyelik dönemimde birden bire tanıştık. Nasıl oldu, nasıl böyle içten içe anlaştık ikimiz de anlamadık. Aynam oldu yansıdım kendisinde, sesim oldu konuştu yerime yeri geldi kalbim oldu attı içimdeki yüklerimi azad ettirdi tüm köleliklerimi. Günün hangi saatinde aradıysam ertelemedi, sessizliğimde tüm söylemek istediklerimi hissetti. Bağırıp çağırmadan, yargılamadan dinledi tüm hatalarımı ya ben ya da yanlışlarının devamı diyecek kadar da sevdirdi kendini...Ümidimi kestiğim anda bilirim ki Nur'um dua etmiştir tam da o anki sıkıntımın def'i için...
Yolcusunu beklerken gözü kalır ya bir patikanın, ya da yarım bırakılmış bir kitap nasıl arzu eder ya okunmayı istemeyi işte öyle Nur-AL/ seni özlediğim anların ifadesi...
Nur-AL/ dan sonra biraz da gelelim Lavinia 'ya: Lavinina, ''Özdemir Asaf‘ın okul yıllarında aşık olduğu bir kıza yazdığı şiir olarak bilinir. Öyledir de. Karşılıksız bir aşkı anlatır.Şair, Lavinia şiirini yazdıktan sonra şiir yarışmalarından birine göndermeye karar verir ve şiirinin beğenilmesiyle birlikte yarışmayı birincilikle kazanır.Sonuçlar açıklandıktan hemen sonra şairden şiirini kürsüde okuması istenir. Özdemir Asaf bu teklifi geri çevirmez. Salondaki misafirler arasında Asaf’ın aşık olduğu kız da vardır ve salonu terk ettiği söylenir.'' diye bir çok edebiyat sitelerinde bahsedilir. Şiir severler için Özdemir Asaf'ın yeri farklıdır bilirim.
Sevdiklerinizin , sevenlerinizin varlığı eksik olmasın hayatınızdan hiç. Sen de hep bende ol Nur-AL/... Seni çok seviyorum..
Keyifli okumalar...
112 syf.
·13 günde·Beğendi·10/10
Güzel mi?
Evet kesinlikle..
Şiir okumayı sevmeyen birisi bile kendinden bir parça bulur illaki bu kitapta.
Şiirlerin her dizesi insanı bir düşünceden diğerine savuruyor. Hani hep söylenir ya: Romanlar kamyon dolusu kelimeden oluşur, ama bir şiir hatta bir dize üzerine bir roman yazılır.
Şiirsiz bir yaşam olur mu?
Olmaz. Bence olmaz..
Şairler iyi ki varlar. İnsanın diline gelmeyen, gelse de bir türlü söyleyemediği kelimelere hayat verir, onları kanlı canlı hallere bürür. İnsanın içini ısıtmaya yeter bir dize..

Özdemir Asaf, gerek yaşantısından esintilerle gerek samimi ve kendine has üslubuyla kelimelere hayat vermiş.
...
Daha neyine inceleyebilirim ki?
Her güne, hatta her ruh haline uygun şiirleri var. :)

Bir bardak çay ve yanında iki dörtlük bile güzel bir güne adım attırır insana.

Daha önce okumayan varsa, bir okusun derim. :)
96 syf.
''Önce, büyük büyük düşündüm.
Sonra, büyük büyük yaşadım.
Ne varsa, onlar aldı.
Şimdi, bana – küçük / bir ölüm kaldı.''

Nasıl mıyım?
Bunu bir mektup gibi farz et. Gitmesi için yazılmış ama gitmesi gerekene hiç ulaşamayacak bir mektup gibi..
Ben kaç gündür sadece dua ediyor ve yazıyorum başka yapacak hiç bir şeyim yokmuş gibi. Aslında gerçekten de yok.. Aa dur bi tüm duygularımı toparlayıp geleyim, bekle beni hemen gitme e mi diyorum tıpkı eskisi gibi..
Geldim, nerede kalmıştım? Dur bi bakayım. Başlayamamışım bile, sona giden biri için başlayan olmak ne tuhaf bir kelime şimdi fark ettim bunu.
Merak etme sana öyle içini karartacak şeylerin dolu olduğu bir mektup yazmayı düşünmüyorum. Defalarca silip tekrar yazdım bu satırları, baktım bir çok şey iç karartıyor yaşadıklarımda yazmak mı yazmamak mı dedim.
Evet en iyisi en başından anlatmak herhalde..
Dürüst, masumiyet besleyen ve samimi bir yazı olmasını diliyorum.
Öyle ilginç bir tanışma öykümüz de yoktu aslında. Nerede nasıl tanıştık hiç hatırlamadık. Sanki gözümüzü birlikte açtık yıllarca hep beraber yaşamışçasına. Farklı zamanlarda farklı mekanlarda doğmuş olsak da . Her ailenin çocuğu gibi yetiştirilmedin fırsatın olmadı aslında ve suçlamadın da kimseyi boşu boşuna.
Eylülü çok seven ben sevmeyen ise sen oldun. Büyüdükçe anladım ki kızının seni kaybettiği yaşta ,anneni kaybettiğin karanlığın idi eylül ayı. Sonsuza kadar karanlıkta kalmadın belki de ama eylül senin için yaşamını yitiren tüm sevdiklerinin sanığı oldu.
Büyüdük koca koca insanlar olduk, ayrı yerlerde yaşasak da sık sık buluşurduk. Karşılıklı yapılan kahvaltılar, içilen kahveler, ilk aşk heyecanları ilk tek edilişler atılan bol kahkahalar…
Peki ne oldu da böylesine güzel bir şey son buldu?
Dün akşamdan beri gideceksin diye ; senin hediye ettiğin kitabı fırlatıp hele de kitabın içindeki defalarca gülümseyerek baktığım notu okuyamamak koyuyor.
''Kolay mıdır bir anda her şeyden vazgeçip gitmek?
Yoksa gitmekten vazgeçip, sevmek mi gerek?''
Çok tanıyorum zannederken birlikteyken farkına varamadığım şeyleri şimdi öğrenmiş olmak koyuyor.
Acaba en çok ihtiyacın olduğun zamanlar yanımda olmadın dediğin anlar oldu mu? Olmadığım o zamanlar koyuyor.
En çok ama en çok ne koyuyor biliyor musun?
Dünden beri yattığın yoğun bakımda, çaresizlikten hiçbir şey yapamamak , elini tutamamak ve son sözlerini duyamamış olmak koyuyor.
Kendini ölüme teslim ettin, yarın mezar seni sevgiyle kabul edecek. Sana emanet verilen ne varsa iade ederek acılarından hatta tüm zevklerinden vazgeçeceksin. Ailen, dostların sevdiklerin , nefretlerin arzu ettiklerinden de feragat edeceksin . Cesedinin üzerine toprak dökülecek , yeniden doğacak ve gerçek olacaksın.
En başta dedim içini karartmayacağım diye, ''geldim veda edip gideyim bırak artık beni'' dediğini duyar gibiyim. Niye yazdım ki tüm bunlar hiçbir fikrim yok. Gücüm kalmadı dünden beri.
Nasıl mıyım?
Sana yüzümde hiç de sevimli olmayan bir tebessümle veda ediyorum.

Çok eksiğim.
Keyifli okumalar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Özdemir Asaf
Tam adı:
Halit Özdemir Arun
Unvan:
Türk Şair
Doğum:
Ankara, Türkiye, 11 Haziran 1923
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 28 Ocak 1981
Gerçek adı Halit Özdemir Arun'dur. 11 Haziran 1923 tarihinde Ankara'da doğdu. Şura-ı Devlet'in kurucularından Mehmet Asaf'ın oğludur. 1930 yılında babasını kaybetti. Yine o yıl Galatasaray Lisesi'ne kayıt oldu. Yıl 1941 olduğunda lise son sınıfta sınav ile Kabataş Erkek Lisesine geçiş yaptı ve bir yıl sonra mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne giriş yaptı, daha sonra İktisaf Fakültesi ve Gazetecilik Enstitüsü deneyimleri oldu ancak 1947 yılında eğitimini yarıda bıraktı. Kısa bir süre sigortacılık yaptı. Tanin ve Zaman adlı gazetelerde çevirmen olarak çalıştı. Servet-i Fünun isimli ilk yazısı Uyanış dergisinde yayımlandı. 1951 yılına gelindiğinde matbaacılığa atıldı ve kendi şiir kitaplarını da basacağı Sanat Basımevi'ni kurdu. 4 yıl sonra 1955?te Yuvarlak Masa Yayınları'nı kurdu ve kendi kitaplarını bu isim altında yayımladı. 28 Ocak 1981?de gözlerini yumdu. İlk eşi Sebahat Selma Tezakın'dan bir kızı, ikinci eşi Yıldız Moran'dan üç oğlu vardır.

Şiirleri genel olarak dörtlük ve ikiliklerden oluşur. Yoğun ve kısa bir söyleyiş özelliği vardır. Düşünce ile duygu yoğunluğuyla beraber, taşlama ve alay şiirine egemen olan etmenlerdir. En çok kullandığı ayrılık, sevgi ve ölüm temaları son dönemde şiirlerinde yerini kaçış ve umutsuzluğun tedirginliğine dönüşmüştür. Onun inandığı şiirde bir anlam ve görüşün yansatılmasının gerekliliğidir. Geleneksel Türk şiiri ve batı şiirinin harmanlamasıyla son derece zengin bir sanat değeri oluşturmuştur. Günümüzde bazı rock müzisyenleri tarafından şiirleri bestelenmiştir. Feridun Düzağaç, Lavinya adlı şiirini bestelemiştir. Duman grubu da Özdemir Asaf'ın şiirlerinden esinlenerek şarkılar yapmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 3.135 okur beğendi.
  • 8.840 okur okudu.
  • 234 okur okuyor.
  • 4.265 okur okuyacak.
  • 43 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları