Özlem Kumrular

Özlem Kumrular

7.8/10
25 Kişi
·
51
Okunma
·
7
Beğeni
·
1.042
Gösterim
Adı:
Özlem Kumrular
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
İstanbul, 1974
1974'te İstanbul’da doğdu. Lisansını Boğaziçi Üniversitesi Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nde, yüksek lisansını aynı üniversitenin Tarih Bölümü’nde, doktorasını ise İspanya’da Salamanca Üniversitesi’nde yaptı. XVI. yüzyıl Avrupa-Osmanlı ve Akdeniz tarihi üzerinde çalıştı. Yayımlanmış çok sayıda kitabı bulunan Kumrular, halen Bahçeşehir Üniversitesi’nde öğretim üyesidir.
peki ya islam olmasaydı ? graham e fuller -islamsız dünya- adlı eserinde islamsız bır dünyada yine de aynı sekilde hizipleşme ve bölünme olacağını iddia eder.tarihçiye göre islam doğduğu coğrafyada can bulmuş olmasaydı islam yerini doğu kilisesi alacak ve bu sefer de esas savaş doğu ve batı kiliseleri arasında olacaktı.
osmanlı ordusunun disiplinin yanı sıra hayranlık uyandıran düzenleri içindeki sessizlik her daim övgüye layık bulunmuştur.korku unsuru olarak kullanılan müzik enstrümanlarısavaş naralarının söz konusu olmadığı zamanlarda neredeyse uhrevi bir sessizlik çöker bu düzen ve birlik üzerine.blound şahit olduğu bu manzarayı şöyle anlatır
''rütbe sırasına göre mükemmel bir sessizlik içinde yürüyor lardı,böylece emirler kolaylıkla duyulabiliyordu ''
cenaye de yıllar önce Busbubecq in kullandığı kelimeleri andıran romantik nir üslüpla tasvir ediyordu gördüklerini
''bunca sarığın hep birlikte eğildiğini görünce,hafif bir meltem esintisiyle eğilen olgun başakların bulunduğu genç bir tarlayı izliyormuşum izlenimi uyandı bende ''
1770 yılında wolfgang von kompelen imparatoriçe maria teresa yı etkilemek için gerçek boyutlarda bir Türk-ün oynadığı mekanık bir satranç makinesi yapmıştı.aslında bu mekanik bir illüzyondan başka bir şey değildi,çünkü satrancın altındaki kutuya gerçek bir satranç uzmanı giriyor ve rakibini de Türkle müsabaka yapıyor hissine kaptırıyordu
84 yıl pek çok adamla satranç oynayan bu aletin adı Schachttürke(satranç Türkü) Chess Turk ya da macarcada olduğu gibi sadece Török (Türk) olarak anılıyordu.Türk-ün yendiği devler arasında Napoleon Bonaparte ve Benjamin Franklin de vardı...
Alman kartograf Sebastian münşter ; Türkler hareketlerinde şaşılacak bir çabukluk.tehlikeli zamanlarda sebat ve imparatorluklarına büyük bağlılık gösterirler.Pek derin ve tehlikeli sulardan yüzerek geçerler.dik dağları aşarlar .emrolununca hayatlarına hiç ehemmiyet vermeyerek acı tatlı her şeye katlanırlar .gözlerinin önünde yanlız imparatorlukları vardır.açlığa sususluğa hiç ses çıkarmadan dayanabilirler.aralarında isyan karışıklık olmaz...
giovan,Türklerin ''koşar gibi değil de mutedil adımlarla '' yürüdüklerine dikkat çeker lakin bu farklılığın sebebini kendide çözümleyememiştir,islam inancındaki hayatın günler ve saatlerle değil nefesle ölçülüyor olması aceleyi ortadan kaldırır.ne kadar hızlı hareket edildiği değil ;alınan nefes sayısıdır aslolan.
Metroda giderken etrafı dinlemek âdeti beni bir gün ya öldürecek, ya dövdürecek. Cuma günü Tünel’e ulaşmaya çalışırken metroda (Sebastian, metro yerine “yer altı treni kullanabilirsiniz diyen word programın kafa, göz girişebilirsin yüksek müsaadelerimle) gençler arasında bir yıldız meselesi açıldı. Baktım satışa çıkarılan yıldızlardan bahsediyorlar. Birisi “Yuh! Müteahhide versin bari o kadar para vermişken”, dedi. Tam tamına 7.000 TL verip bir yıldız almış bir arkadaşı. Önce gözlerim yerinden fırladı, sonra da metronun delisi gibi çaresiz tek başıma güldüm. “Şekerim, nerede satıyorlar bu yıldızları, bende de var bir tane kelepir”, diyecektim-demedim, diyemedim, ne de iyi ettim.
Efendim, sene 1999. İspanyol-Katalan kırması bir sevgilim var. Çocuk tarifsiz âşık. Her gün üniversitede tam toplantı saatinde salona bir çiçekçi giriyor, çiçekleri bırakıp çıkıyor. (Bölüm başkanı çiçekçiyi de bölümün bir parçası sanıyor adeta.) Eve hediyeler yağıyor. Çocuk üstelik harikadan gün almış: Pek yakışıklı bir sarışın, zeki, kültürlü, romantik, nazik, harika bir aileden geliyor, şefkat küpü… Cümle sıfatı tek bünyede toplamış bir yaratık. Lakin o kadar mükemmel ki âşık olmanın imkânı yok. Evde cümle hatunlar âşık çocuğa. 8 yaşındaki kardeşim resmini çalışma masasına koymuş, kuzenim o geldiğinde ona yemekler yapıyor, annem her gün çocuğun çiçeklerini vazoya koyarken “Kızım, çocukla ilgilenmeyeceksen ben alayım bari” diyor, babam çocukla oturup saatlerce maç izliyor, vs, vs. Herkesin sevgilisi (Ben hariç). İki günlüğüne Barcelona’dan geldiğinde bir günlüğüne kuzenime gönderiyorum “İspanyoluma bir gün bakar mısın?”, diyerek. Hiçbir şeye kızmıyor, küsmüyor. Okula geliyor, salon bitkisi gibi köşeye koyuyorum ve kızlara “Sevgilimle biraz ilgilenir misiniz?” diyerek sırra kadem basıyorum. Neyse, yılbaşı vakti okula devasa bir kutu geliyor. İçinden bütün sülaleye hediyeler çıkıyor. Bana bir şey yok. Sonra Aslı (romanlarımın Amanda’sı) kutunun dibinde bir rulo buluyor. Açıp bakıyoruz, astronomik bir harita. Üzerinde adım yazan tapuvari bir belge de var içinde. “Bu ne lang?” diyerek geri atıyorum. Aslı merak edip bakıyor, “İnanamıyoruuumm!” diyor. “Ben de”, diyorum. “Anneanneme hediye alıp bana almadığına inanamıyorum!” Aslı şaşkın “Kızım, çocuk sana yıldız almış!” Bakıyorum, gerçekten de doğum günüm hesaplanarak gökyüzünde bana ait olan yıldızın satın alınmış “tapusu” bu. “Peh,” diyorum. “İşe yarar bir şeyler alsaydı bari. Ne yapacağız bu yıldızla. 3+1 yıldızım var. Satürn’ü geç, ilk sapaktan sol yap, az ileride. Lakin biraz sapa yerde. Telefon da bağlatamadık daha”. Geyikler uzadıkça uzuyor. Sonra -pek tabii yine Aslı’nın dikkati sayesinde- içinde bir de not buluyoruz. “Yeryüzünde sana alabileceğim bir şey kalmadığı için, gökyüzünden bunu aldım”. (Yok anacıımm, daha vardı alınacak şeyler, ama…) Yıllar yılı hiç merak etmemiştim, nedir ne değildir diye. İyi ki metroda “Neeeaww? Yedi bin ye-te-le mi, dediniz?” diye bir çığlık atmamışım. Evet, dostlar. Buradan yıldızımın satılık olduğunu bildiriyorum. Bayandan, hiç kullanılamamış yıldız. Pırıl pırıl. Üçartıbir. (Sebastian çok ayıp, bi daha öyle üçün bilmemkaçı gibi espriler yaptığını duyarsam ağzına Tabasco sosu sürerim).
Senede en az bir defa da olsa yasaklamanın yasak olduğu bu büyük kutlamalar açlığın, çilelerin,savaşların, hastalıkların unutulduğu zamanlardır. Yeniçağ’da Osmanlı topraklarında bulunan ve gördükleri bazı dervişleri “deliler” olarak nitelendiren Batılı seyyahların ortak görüşü Osmanlı’da karnavallar gibi deşarj olma, arınma (katharsis) mekanizmaları olmadığı için deli nüfusunun gözle görülür olduğudur. Oysa ki çanak yağmasında olduğu gibi binlerce tabağın hezeyan içinde tüketildiği, eğlencenin günlerce sürdüğü şenlikler bir bakıma karnavallara eşdeğerdir.
Doktorasını ,İspanya'da Salamanca Üniversitesi'nde yapan Özlem Kumrular harika bir kitap ortaya çıkarmış.
Bu kitabı aldığım yaz farkında olmadan, Osmanlı İmparatorluğu ve İspanya'nın Akdeniz için verdiği mücadeleyi içeren iki kitap daha almıştım.
Açıkçası harika kurgular içeren bu iki romandan sonra "Türk Korkusuna" başlarken tereddütlerim olmuştu.
Ancak bu kitap hem diğer romanların gözümdeki değerini artırdı ( gerçeğe yakın olmaları açısından ) hem de bu kadar güzel bir romanı yazan Özlem hanıma hayran oldum.

Kitabın büyük bölümünün alıntı olması insanı gerçekten heyecanlandırıyor.

"Gran Turco "! "Büyük Türk" ! bu iki kelimenin Yeniçağ'da korku, nefret, gıpta başta olmak üzere pek çok duygunun o tarif edilmez bütünlüğüyle birlikte anıldığı şüphe götürmez.


Türkler öyle güçlendiler
Sadece okyanusu değil
Tuna'yı da ele geçirdiler.
İstedikleri zaman akın yapıyorlar
Psikoposluklar, kiliseler acı çekiyorlar
Şimdi de saldırıyorlar Puiglia'ya
Yarın Sicilya'da
Sonra da sıra İtalya'da
Ordan sonra olabilir Roma sırada
Ve Lombardia ve Roma toprakları
İşte en baş düşmanımız yanı başımızda

Brant / Das Narrenschiff
OKURKEN BAZEN İNSANIN AKLINA BU KADIN NEDEN BÖYLE YAZIYOR DEDİĞİNİZ OLABİLİR AMA YAZDIKLARININ HEP ALINTI OLDUĞUNU UNUTMAYIN. BANA PEK ÇOK YENİ ŞEY ÖĞRETTİ. AVRUPANIN BİZE SÖVDÜĞÜ KADAR HAYRAN OLDUĞUNU GÖSTERDİ.
Yazarı eğlenceli biriyse anilarini varin siz düşünün.Türkiye nin en kültürlü genç kadını desem abartmış olmam. Başından geçenleri komik bi dille anlatmış. Gelirinin soma da hayatını kaybedenlere bagislanmis olmasi bile kıtabi almaya itiyor... Diyeceğim o ki Özlem hocayı tanıyın,okuyun çok şey kazanacaksiniz...
kitabı çıktığı zamanlarda almıştım.tahmin ettiğim gibi pek de mantıklı olmayan sebeplerden hem müslümanlar hem gayri müslümanlar birbirlerini öldürmüşler.kitapta geçmiş zamandan olaylar anlatılıyor.batılılar daha karizmatik olduğu için onların yaptığı katliamlar göz ardı ediliyor,kitap için söylemedim bunu yanlış anlaşılmasın.
Kösem Sultan hakkında okuduğum ilk kitaptı. Yalnızca Kösem hakkında değil; Kösem'in önceden yaşadığı varsayılan yer, sultanların düğünleri gibi konular hakkında da yeri geldikçe bilgiler vermiş yazar. Kitabın en sevdiğim yanı, bir olay hakkındaki birden çok görüşe ve rivayete kitabında yer vermesi oldu. Mesela 4. Mehmed'in yara izi için varsayılan iki durumu da anlatıyor. Dediğim gibi rivayetleri okumak da keyif veriyor. Sultan Ahmed'in Mustafa'yı idam ettireceği zamanki işaret varsayılan şeyler, Sultan Osman'ın rüyasını amcası Mustafa'ya anlatıp yorum istemesi gibi. Aynı zamanda Kösem'in mektuplarından da bir iki yerde alıntılar vardı, dahil edilmiş olması güzel. Yalnızca ağalar saltanatı kısmında biraz yetersiz buldum kitabı. Onun dışında o dönem hakkında bilgi sahibi olmak isteyenlere tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Özlem Kumrular
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
İstanbul, 1974
1974'te İstanbul’da doğdu. Lisansını Boğaziçi Üniversitesi Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nde, yüksek lisansını aynı üniversitenin Tarih Bölümü’nde, doktorasını ise İspanya’da Salamanca Üniversitesi’nde yaptı. XVI. yüzyıl Avrupa-Osmanlı ve Akdeniz tarihi üzerinde çalıştı. Yayımlanmış çok sayıda kitabı bulunan Kumrular, halen Bahçeşehir Üniversitesi’nde öğretim üyesidir.

Yazar istatistikleri

  • 7 okur beğendi.
  • 51 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 63 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.