Pablo Neruda

Pablo Neruda

7.9/10
186 Kişi
·
606
Okunma
·
344
Beğeni
·
14.500
Gösterim
Adı:
Pablo Neruda
Tam adı:
Ricardo Eliezer Neftalí Reyes Basoalto
Unvan:
Şilili Yazar ve Şair
Doğum:
Parral, Şili, 12 Temmuz 1904
Ölüm:
Santiago, 23 Eylül 1973
Pablo Neruda (asıl ismi: Ricardo Eliezer Neftalí Reyes Basoalto) (12 Temmuz 1904 Parral, Şili - 23 Eylül 1973 Santiago), Şilili yazar ve şair.

Hayatı
Şili'de demiryolu işçisi bir baba ve öğretmen bir annenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Annesini çok küçükken kaybetti. 13 yaşındayken yerel "La Mañana" gazetesindeki bazı makalelerle katkıda bulunmaya başladı. 1920'de "Selva Austral" isimli edebiyat dergisinde "Pablo Neruda" adıyla yazmaya başladı. Şair, bu takma ismi Çek şair Jan Neruda'da anısına seçmişti. Daha sonra bu isim yasal adı olarak kalmıştır. İlk kitabı Crepusculario 1923 yılında yayınladı. Sonraki sene şairin en tanınmış ve pek çok dile çevrilmiş olan eserlerinden Yirmi Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı(Veinte poemas de amor y una cancion desesperada) basıldı. Edebi çalışmalarına devam ederken, bir yandan da Santiago'daki Şili Üniversitesi'nde Fransızca ve pedagoji okudu. 1927-1935 arası hükümetin elçisi oldu ve Burma, Seylan, Java, Singapur, Buenos Aires, Barselona ve Madrid'te görev yaptı. Bu dönemde yazdığı şiirler ezoterik sürrealist şiir kitabı "Residencia en la tierra" (1933)da toplanmıştır. İspanya İç Savaşı ve García Lorca'nın ölümü onu çok etkiledi ve önce İspanya sonra da Fransa'da Cumhuriyetçi harekete katılmasına neden oldu. Bu sırada şiirlerini topladığı Kalbimdeki İspanya (España en el Corazón (1937)) üzerine çalışmaya başladı. Kalbimdeki İspanya iç savaş sırasında cephede basılması açısından önemlidir. Aynı yıl ülkesine dönen Neruda'nın daha sonraki eserlerini siyasi ve sosyal konular üzerine oluşturmuştur. 1939'da Paris'te İspanyol göçmenler için konsolosluk görevine getirildi. Meksika'daki konsolosluk görevi sırasında Canto General de Chile'yi yazdı. Bu eserde bütün Güney Amerika kıtasının doğası, insanları ve tarihi yazgısı epik şiir şeklinde anlatılmaktadır. Eser, 1950'de Meksika'da basılırken, Şili'de de el altından yayınlandı. Yaklaşık 250 şiirin yer aldığı eser, on kadar dile çevrildi ve bu çeviriler yüzünden Neruda elçilik yaptığı ülkelerde zorluklar yaşadı. 1943'te Şili'ye dönen Neruda, 1945'te senatör seçildi ve Şili Komünist Partisi'ne katıldı. 1947'de Başkan González Videla'nın grevdeki madencilere yönelik baskıcı protestolarını protesto ettiği için, 2 yıl boyunca kendi ülkesinde kaçak yaşadı. 1949'da yurt dışına çıktı ve 1952'ye kadar çeşitli ülkelerde bulundu. Bu dönemde yazdığı eserler politik aktivitelerinin damgasını taşır. Örneğin Las Uvas y el Viento (1954) Neruda'nın sürgündeki günlüğü gibidir. Yaşamı boyunca güçlü siyasi duruşuyla tanınan Neruda, ülkesindeki ve İspanya'daki faşizme karşı durmuştur. 1970 yılında Şili başkanlığına aday gösterilmiş, ancak daha sonra başkan seçilen Salvador Allende'yi desteklemiştir. Allende seçilince Neruda'yı Şili'nin Fransa elçisi olarak görevlendirdi. 1971 yılında edebiyat dalında Nobel Ödülü aldı. 1972 yılında sağlık sorunları nedeniyle elçilik görevini bırakarak Şili'ye döndü. 24 Eylül 1973'de kalp yetmezliğinden hayatını kaybetti. Kendisi Nazım Hikmet adına Barış Ödülü almıştır.Bir kongrede Nazım Hikmet ile ilgili 'Onun(Nazım Hikmet'in)yanında biz şair bile olamayız' diyerek Nazım Hikmet'i övmüştür
''Neden şiirlerimi çalıp sevgiline kendi şiirlerinmiş
gibi okudun postacı?
Üstad, şiir yazanın değil ihtiyacı olanındır.
Benim o şiirlere ihtiyacım vardı.''
''Şu iflas etmiş dünyada, en geçerli para birimi; kendin gibi bir insanla paylaştığın duygulardır."
”.. Ama ayaklarını seviyorum..
çünkü onlar;
toprakta,
rüzgarda,
sularda yürüdüler..
Beni bulana kadar..”
Benim için kitaplar, kendimi yitirdiğim ve yitirmeyi sürdürdüğüm orman yaşantısının ta kendisiydi. Göz kamaştırıcı güzellikteki çiçeklerdi; simsiyah yüksek dallardı, gizemli sessizliklerdi, göksel seslerdi; ama aynı zamanda dağların, eğreltiotlarının ve yağmurların ötesindeki insanların yaşamıydı.
Ölüler adına
Bizim ölülerimiz adına
Bir ceza istiyorum
Vatana kan sıçratanlara
Bir ceza istiyorum
Bu ateşemri veren cellatlar için
Bir ceza istiyorum
Bu suçla
İktidara gelen hain için
Bir ceza istiyorum
Can çekişmeyi başlatanlar için
Bir ceza istiyorum
Bu suçu savunanlar için
Bir ceza istiyorum
Kanımızı emmiş ellerini
Bana uzatsınlar istemiyorum
Bir ceza istiyorum
Onları evlerinde rahat ve elçi olsunlar diye
değil
Onları burada, bu yerde
suçlu ve hüküm giymiş olarak
Görmek istiyorum
Bir ceza istiyorum…
Arkadaşların ricası üzerine bir inceleme yapmaya çalışacağız. Bu kitabı yaklaşık bir ay öncesinde tanıdım. Daha öncesinde tanışmış değildim. Ama Neruda... Pablo Neruda, benim lisedeki yıllarımın buhranlı dönemlerinin oluşturduğu boşluğu dolduran bir şair. Âdeta lise yıllarımın aşkı...

Lise yıllarımda bir grup arkadaş çevrem vardı. Siyasî nedenlerden dolayı birçoğu cezaevlerine girdiler. Ben de tek başıma kaldım. Yalnız ve kelimenin tam manasıyla çaresiz idim. Ne yapacağımı bilmiyordum. Koskoca toplumda bir fert olarak tek başınaydım. Düşünebiliyor musunuz...(Ya da ben öyle hissediyordum. Tıpkı Stefan Zweig'in Satranç kitabındaki Dr. B. gibi. O nasıl ki bir hücrede tek başına kaldıysa ben de memleketimde/toplumumda öyle idim.) Hiçbir şey fayda vermiyordu. Yatağıma uzandığımda, yatağım bir kabir gibi geliyordu bana. Ve artık doktora gitmeye karar verdim. Birkaç gün sonra doktora gittim. Tamı tamına 8 yıl önce idi bu anlattıklarım. Hangi doktora gideceğimi dahi bilmiyordum. Psikiyatri bölümü uzmanına gideceğime yanlışlıkla nöroloji bölümü uzmanına gittim. İyiki de yanlışlıkla gitmişim. Doç. Dr. Emre ...(Soyadı aklıma gelmedi) Beni muayene etti. Şiir yazıp yazmadığımı sordu... Velhasıl uzatmadan söyleyeyim bana Pablo Neruda'nın kitabını verdi ve okumamı istedi. İşte Neruda ile kökleşmiş tanışıklığımız burdan itibaren başladı ve böyle de zihnimde yer edindi. Verdiği (Neruda'nın) kitabında şu şiirle başlıyordu :
" HAYRANIM DENİZCİLERİN SEVDASINA- [PABLO NERUDA]

Hayranım denizcilerin sevdasına,
öperler ve çekip giderler.

Söz verirler,
ama dönmezler bir daha.

Her kapıda bir kadın yollarını gözler:
denizciler öperler ve giderler.
Ve
ölüm yatırır onları bir gece
denizin döşeğine.

Hayranım öpüşlerde paylaşılan sevdaya,
döşekte ve ekmekte paylaşılan.

Sevda bu, kimi sonsuza uzar,
kimi bir yıldız gibi kayar.

Sevda kutsallaşır yakınlaştıkça,
kutsallaşır uzaklaştıkça.

Erimiyor artık gözlerinde gözlerim
tadlanmıyor yanında acılarım.

Ancak taşıyacağım bakışını her nereye gidersem,
Sen de taşıyacaksın acımı her nerede yürürsen.

Senindim, sen de benim.daha ne olsun?

Bir dünya turu yaptık aşkın geçtiği yerlerden.

Senindim, sen de benim. Öyle de kalacaksın,

Aşıladım ya kendimi bahçenden kestiğim filize.

Alıp başımı giderim. Kederliyim: hep sürecek kederim.

Beni sardığından beri,bilmem ki nere giderim.
Elveda der bir çocuk yüreğinden bana.
Ben de derim elveda.

Bu alıntıladığım Neruda'nın şiirinde denizcilerin hakkında yazdığı satırlarda ne kadar da halden anlayan cümleler kurduğunu görüp hissedebiliyoruz. Âdeta bizi o pozisyona sokup onların halinde anlama teşebbüsünde bulunuyor. Zaten kendisini de böyle büyük bir şair yapan da bu çabasından ötürü verdiği/telkin ettiği duygulardır. Âdeta içerimize işliyor. ..

Kuruntular kitabını da sitede keşfettim. 1000kitap.com/sinemgln arkadaşımızın sayesinde oldu. Onun alıntılarını okuduktan sonra tabi. Okurken beni lisedeki yıllarıma götürdü. Âdeta 2010 yılları genzimi yaktı. Ben de okuyacaklarımın listesine ekledim. Ve kısmet oldu okudum. İyi ki de okumuşum. Yazarın hayatı hep sürgünlerde geçtiği için sürekli devrik cümlelerle bazen de satırların yerlerini değiştirerek yazdığı şiirlerine farklı soluklar aldırmıştır. Biz de okuduğumuz zaman bunları gözönüne alarak okumalıyız. Yoksa salt kafadan okursak siyak ve sibakın yerleri değişik olduğundan tam bir bağlantı kuramayız. Ve bu şekilde aklımız bir karış havada kalır. Bir örnek vermek istiyorum: "s.57
#30452835
Pusuya yatalım, yakalamak için ışığı,
bir kereliğine ve her zaman için
kendi ışığımız oluncaya dek,
her günün güneşi."

Bir de şiiri kendi düzeltmem ile okuyalım:
"Her günün güneşi
Kendi ışığımız oluncaya dek,
Bir kereliğine ve her zaman için
Pusuya yatalım ışığı yakalamak için."

Aslında karışık değildir. Mizahi yapmadığını söyler kitabın başındaki Neruda ile söyleşi satırlarında. Fakat Neruda, düzyazı, roman ve oyunların temel öğelerinden biri olarak görür mizahı. Kendisi de bu anlamda mizah yapmıştır. Alışılmışın dışında bir anlayışla satırlarını kaleme ordan da kâğıda aktarmıştır.

Sürgünde olduğunu yukarıda da söylemiştik. Buna binaen sürgünden geldikten sonra bu satırları kaleme almıştı. Bu bahisten de bir alıntı yapmak isterim: s.54 #30453459
"Kim söyleyebilirdi yaşlı derisiyle
bu kadar değişeceğini yeryüzünün?
Eskisinden daha çok yanardağ var şimdi
yepyeni bulutlar var gökyüzünde
başka türlü akıyor ırmaklar.
Üstelik neler yapıldı!
Yüzlerce otoyol açtım
yüzlerce yapı,
incecik temiz köprüler,
gemiler, kemanlar gibi."
Cezaevinde bir müddet kalanlar, sürgünden gelenler veya gurbette olup da uzun bir müddet gelemeyenleri muazzam bir şekilde satırlara aktarmıştır. Aslında bu alıntı da hepimizin ortak pay sahibi olabilecek meseleler gizlidir. Bundan 20 yıl önce nasıldı dünya ve şimdiki günümüz dünyası nasıl? Bu sorunun cevabıdır yukarıdaki satırlar. Neydik ve ne olduk meselesinin tezahürüdür.

Neruda bizi anladı seneler önce. Biz de onun eserlerini okuyarak onu ve toplumumuzu yansıttığı şekliyle anlayabiliriz. Okurken şunu da farkettim gerçekten böyle tertemiz akıcı satırlardı benim için. Bizi yansıtıyordu. 'Yabancı bir yere gelmedim' diyordum kendi kendime. İçim ferahlıyordu. Son olarak okumanızı isterim. Tanışmamışsanız da tanışmanızı isterim bu büyük şahısla...
Her adımda ölmek isteyen bir adam var ve ölünce sevememekten korkuyor. Hem ölmek istiyor hem istemiyor. Ayrıca hem severken hem yerebiliyor. Bazen agresif, isyankar ve sevecen olabiliyor. Şair kendi iç dünyasına bir yolculuk yapıyor ve bu yolculuğunu oluşturan kelimeleri hiç zorlamadan sıralıyor. Seçme şiirler olduğu için, şiirler özel olarak aşk ve ölüm üzerine seçilmiş. Şiirler tek başına konu ve yapı olarak güzeldi. Özellikle bazı şiirleri gerçekten şiir gibi şiirdi tekrar okumak isterim.

Fakat Pablo Neruda yı tanımak için bu kitap yanlış bir seçim. Hayat hikayesi, düşünceleri, eserleri kitabı hazırlayan kişinin yazıları derken fazla detaylıca anlatılmış ki bu bölümler kitabın yarısını kaplamış geriye az sayıda şiir kalmış. Şiir seçimi yapan kişi veya kişiler şiirleri pek güzel sıralayamamış. Bu durum yayınevi kaynaklı olabilir. Beş altı aşk ölüm şiirinin arasına farklı türde bir şiir eklenmiş ve tam ruh dünyanız ölüme ve aşka gelmişken rotayı ters bir yöne çevirmek zorunda kalıyorsunuz. Sonra tekrar aşk ve ölüm şiirleri. Seçki seçkiye benzememiş. Bölümlere ayrılsa ve daha fazla şiire yer verilse çok daha hoş olabilirdi. Sırf ismine uyumlu olması adına biraz zorlama olmuş. Bu sebeple isme aldanıp kitap almamak gerektiğini bir kez daha kendime hatırlatmak istiyorum.
Dünyanın en bilindik yazarlarından Pablo Neruda'nın kaleminden çıkmış bir kitap. Ancak ne yazık ki, şiir kendi dilinde sınırlı kalıyor. Çeviride hep yarım kalan bir şeyler vardı. Bu yüzden Pablo Neruda okuduğumu söyleyemem.
İnsan, hayatında bazı şeyleri unutur. Benim de hayatımda unuttuğum anılarım vardır. Onlar toz olmuştur ya da kırılan bir bardağın artık birleştirilmeyen parçaları gibidir. Benim anılarım, hayaletlerle dolu bir galeridir. Belki ben kendi hayatımı değil de, başkalarının hayatını yaşadım. Bu sayfalarda geriye bıraktığım anılar arasında bazıları sararmış yapraklar gibi yere düşecek, ölecektir. Oysa, bazı anılarım zamanla yeniden canlanacak, yeniden hayat bulacaktır.Benim hayatım, bütün hayatlardan oluşmuş bir hayattır. Bir şair hayatıdır.

Yaşadığımı İtiraf Ediyorum Pablo Neruda'nın yaşarken yazdığı anılarından oluşuyor. 12 bölümden oluşan kitap,şairin iç dünyasını,yaşadığı yerleri,şair arkadaşlarını,yaşama ve ölüme dahil düşüncelerini ve en önemlisi şiir anlayışını içeriyor. Nobel Ödüllü kitap Neruda için bir belgesel niteliğinde.

Neruda'nın anılarını okurken doğup büyüdüğü Güney Amerika ülkesi Şili'ye ve yolculuk yaptığı her ülkeyi onun tasvirleriyle gözümüzde canlandırıyoruz.
Federico García Lorca, Louis Aragon, Paul Éluard, Nazım Hikmet ve daha nice şair arkadaşlarıyla olan dostluğunu da anılarında okuma fırsatımız oluyor.

Kitapta en çok beğendiğim kısım Neruda'nın Nazım Hikmet'e olan övgü dolu sözleriydi.
Neruda, Soyvet Rusya'da tanıştığı şair dostu Nazım Hikmet ile olan dostluğunu şu cümlelerle anlatıyor; Moskova’da ve taşrada başka büyük bir şairle de sık sık buluştum. Türk Nâzım Hikmet’le. “Şiirin gelecek olduğuna inanıyorum,” diyen bu büyük şair, Sovyet Rusya’da yaşıyordu. “Şiir, insan ruhundan devamlı bir şeyler talep eder,” dediğini de anımsıyorum.

Yaşadığı dönemde ki siyasi ve ekonomik, İspanya iç savaşı, Küba Devrimi, İkinci Dünya savaşı gibi toplumu etkileyen büyük olayları da Neruda'nın belleğinden okuyoruz.

"Şiir yazmak bir barış eylemidir. Şair, barıştan doğar. Ekmeğin undan yapılması gibi.”diyen Neruda'nın bu kitabını tüm kitapseverlere tavsiye ederim.Keyifli okumalar..
Şiirlerinde umutsuzluğunu ve alaycı tavrını harmanlayarak güzel bir eser oluşturmuş. Neruda sürgünden dönüşüyle ülkesindeki değişimlere yabancı kalmasının sıkıntılarını da dizelerine taşımış .
hatırladığıma göre okuduğum şiirler arasında coğrafya olarak bize en uzak ülkenin ilk şairi
sanırım mesafeler arttık ça dünya görüşlerimizde farkındalık görünüyoryer yer iyi dizeleri vardı ama bana pek hitap etmedi
köken olarak doğucuyuz felsefeler daha anlamlı geliyor kulağımıza
Bu kitabı bana hediye eden Zeynep ablaya teşekkür ederek başlayayım. Yoğun uğraşlar sonucu bitirdiğim bir kitaptır kendisi(Düz mantık diyor ki "Mustafa, Mustafa olandır böyle zulüm görmedi idi/ Vivaldi olmasa hadi baya harap idi/ Hatır için çiğ balık bile yer idi. :D"). Konusu anladığım kadarı ile aşk şiirlerinden oluşmaktadır(Düz mantık diyor ki "Bu kısım için kitabın başlığından kopya çektin bir kere saftirik elmer seni. Seni bu hallere düşesin diye mi düz mantığın oldum. Nerelere gideyim." :D). Yazarın dudak merakı bende de merak oluşturmadı değil. Gerçi arka tarafındaki hayat hikayesinden biraz aydınlandı merakım. Şiirlerden hoşuma gidenleri gelince 4, 6, 7, 10, 12, 13, 15, 18, 19 ve sondaki umutsuz bir şarkı olarak sıralayabilirim(Düz mantık diyor ki "Bozuk saat bile günde iki kere doğru gösterir. Buradaki oran fazla olması çok şey değiştirmez bir kere. Ömer Hayyam amca'da daha fazla beğendiğim kısım vardı hıh. :D"). Bu şiirlerden birini seçmeye karar verdim malum konuda. :D Ömer Hayyam amcayı geçmesi imkansız olsa da okuduğum şairlerden üst kısımda kendisi(Düz mantık diyor ki "Ömer Hayyam amcadan sonra okuduğun ilk şair olmasının üst taraflarda olmasının etkisi olup olmadığını bilmiyor. :D") üst sıralarda yer alıyor. Son sözü düz mantığın uyarı şiiri ile bitirmek istiyorum.
Şiir okuyorum duygular kıpraşıyor.
Düz mantık görüyor, "Ağır ol şampiyon." diyor.
Duygu yüzünden baba ile kavgayı hatırlatıyor.
Kutsal ruhun son anda yetiştiğini anımsatıyor.
Neyine gerek senin oynak şiirler diye küçümsüyor.
Düz yazı ile rakamlar sana yeter diye uyarıyor.
:D :D :D
Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar tüm şairler bizimdir. Aşklarımız, yalnizliklarimiz, çektiklerimiz, hislerimiz, yoksulluğumuz, adaletli bir güzel dünya arzumuz... Pablo Neruda belki hiç bizi tanımadı ama öylesine yakın öylesine bizden ki şiirleri dünyanın dili benim için.

SERENAD
Sen benim derimden çok daha benimsin. Seni ararken
İçimde, damarlarımda, kanımda, ışıkla örülmüş 
Gizemli dokularımda şendin bulduğum.
Sanki kandın sen
Taştın, azıktın.
Bense dışında kaldım aklın, çılgınlığın, giysilerin, 
Eski bir karanlık ve ormanlar soyundan geliyorum,
Ama tıpkı bir kuyudaymış gibi iki büklüm girip 
Kör bir adam gibi el yordamıyla 
Yolumu bulmaya çalışırken topraklarımda, 
Adımlarıma yön verecek parmaklıklar yoksa da 
Vardır senin gülünün büyümesi
evimde 
İçimde büyümeyi sürdürüyorsun,
Köklerin çok derinde
Yapraklarında parmak uçlarımı yakmadan 
Gözlerine dokunmam olanaksız 
Susuzluğumda bedeninin yangınları tutuşur 
Kurar yüzünün yaprakları yokluğunu 
‘Kim var orada, kim var orada?’ diye sorarım sanki gecenin
Geç saatlerinde 
Birisi kapımı çalmış gibi
Bir de bakarım ki boşluğun ortasında rüzgârdan başka bir şey yoktur 
Sulardan, ağaçlardan, gündüzleyin yaktığımız 
Ateşlerden sönmeye yüz tutmuş 
Sanki hiçbir şey yokmuş da 
Var olan her şey oradaymış gibi 
Sanki yeryüzünün bütün toprakları kapımı tıklatıyormuş gibi
Adsız, yaşam gibi belirsiz
Filizlenen bitkiler ve çamur gibi bulanık,
Gözlerimi kapar kapamaz uyanırsın canevimde
Ben toprağa uzanınca doğarsın uçuşan tozlar gibi,
Yatağını aşındıran nehir
Birbirine dolanmış çıplak ağaç köklerini koruyarak büyürse 
Sen de onlar gibi büyürsün bende
O nasıl karanlığıyla birlikteyse, sen de benimle birliktesin 
İşte kan ya da buğday, toprak ya da ateş 
Yaşarız burada, bir tek bitkiymiş
gibi 
Yapraklarının anlamını bilmeyen.
Fazlasiyla kisa,fazlasiyla uzun. Hayal gucunun zaferini ve pratik zekanin carpiciligini gözler onune seren ilginc bir siir kitabi. Pablo Neruda iyi ki gelmis bu Dunya'ya.
Pablo Neruda'yı ilk "Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim" isimli şiiriyle tanımıştım; yanlış hatırlamıyorsam ya da yanlış öğrenmediysem çok sevdiği kadının kendisini aldatması üzerine yazmıştır o şiiri.O vesileyle de kitaplarını okumaya karar verdim; okuduğum ilk kitabı, gerisi gelecektir.Müthiş şiirler var içinde, önerilir...

Yazarın biyografisi

Adı:
Pablo Neruda
Tam adı:
Ricardo Eliezer Neftalí Reyes Basoalto
Unvan:
Şilili Yazar ve Şair
Doğum:
Parral, Şili, 12 Temmuz 1904
Ölüm:
Santiago, 23 Eylül 1973
Pablo Neruda (asıl ismi: Ricardo Eliezer Neftalí Reyes Basoalto) (12 Temmuz 1904 Parral, Şili - 23 Eylül 1973 Santiago), Şilili yazar ve şair.

Hayatı
Şili'de demiryolu işçisi bir baba ve öğretmen bir annenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Annesini çok küçükken kaybetti. 13 yaşındayken yerel "La Mañana" gazetesindeki bazı makalelerle katkıda bulunmaya başladı. 1920'de "Selva Austral" isimli edebiyat dergisinde "Pablo Neruda" adıyla yazmaya başladı. Şair, bu takma ismi Çek şair Jan Neruda'da anısına seçmişti. Daha sonra bu isim yasal adı olarak kalmıştır. İlk kitabı Crepusculario 1923 yılında yayınladı. Sonraki sene şairin en tanınmış ve pek çok dile çevrilmiş olan eserlerinden Yirmi Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı(Veinte poemas de amor y una cancion desesperada) basıldı. Edebi çalışmalarına devam ederken, bir yandan da Santiago'daki Şili Üniversitesi'nde Fransızca ve pedagoji okudu. 1927-1935 arası hükümetin elçisi oldu ve Burma, Seylan, Java, Singapur, Buenos Aires, Barselona ve Madrid'te görev yaptı. Bu dönemde yazdığı şiirler ezoterik sürrealist şiir kitabı "Residencia en la tierra" (1933)da toplanmıştır. İspanya İç Savaşı ve García Lorca'nın ölümü onu çok etkiledi ve önce İspanya sonra da Fransa'da Cumhuriyetçi harekete katılmasına neden oldu. Bu sırada şiirlerini topladığı Kalbimdeki İspanya (España en el Corazón (1937)) üzerine çalışmaya başladı. Kalbimdeki İspanya iç savaş sırasında cephede basılması açısından önemlidir. Aynı yıl ülkesine dönen Neruda'nın daha sonraki eserlerini siyasi ve sosyal konular üzerine oluşturmuştur. 1939'da Paris'te İspanyol göçmenler için konsolosluk görevine getirildi. Meksika'daki konsolosluk görevi sırasında Canto General de Chile'yi yazdı. Bu eserde bütün Güney Amerika kıtasının doğası, insanları ve tarihi yazgısı epik şiir şeklinde anlatılmaktadır. Eser, 1950'de Meksika'da basılırken, Şili'de de el altından yayınlandı. Yaklaşık 250 şiirin yer aldığı eser, on kadar dile çevrildi ve bu çeviriler yüzünden Neruda elçilik yaptığı ülkelerde zorluklar yaşadı. 1943'te Şili'ye dönen Neruda, 1945'te senatör seçildi ve Şili Komünist Partisi'ne katıldı. 1947'de Başkan González Videla'nın grevdeki madencilere yönelik baskıcı protestolarını protesto ettiği için, 2 yıl boyunca kendi ülkesinde kaçak yaşadı. 1949'da yurt dışına çıktı ve 1952'ye kadar çeşitli ülkelerde bulundu. Bu dönemde yazdığı eserler politik aktivitelerinin damgasını taşır. Örneğin Las Uvas y el Viento (1954) Neruda'nın sürgündeki günlüğü gibidir. Yaşamı boyunca güçlü siyasi duruşuyla tanınan Neruda, ülkesindeki ve İspanya'daki faşizme karşı durmuştur. 1970 yılında Şili başkanlığına aday gösterilmiş, ancak daha sonra başkan seçilen Salvador Allende'yi desteklemiştir. Allende seçilince Neruda'yı Şili'nin Fransa elçisi olarak görevlendirdi. 1971 yılında edebiyat dalında Nobel Ödülü aldı. 1972 yılında sağlık sorunları nedeniyle elçilik görevini bırakarak Şili'ye döndü. 24 Eylül 1973'de kalp yetmezliğinden hayatını kaybetti. Kendisi Nazım Hikmet adına Barış Ödülü almıştır.Bir kongrede Nazım Hikmet ile ilgili 'Onun(Nazım Hikmet'in)yanında biz şair bile olamayız' diyerek Nazım Hikmet'i övmüştür

Yazar istatistikleri

  • 344 okur beğendi.
  • 606 okur okudu.
  • 11 okur okuyor.
  • 477 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları