Panait Istrati

Panait Istrati

7.8/10
317 Kişi
·
854
Okunma
·
111
Beğeni
·
5.681
Gösterim
Adı:
Panait Istrati
Unvan:
Romen Yazar
Doğum:
İbrail, Romanya, 10 Ağustos 1884
Ölüm:
Bükreş, Romanya, 18 Nisan 1935
Panait Istrati, (d. 1884 - ö. 1935) Romen yazar. Balkanların Maksim Gorki'si olarak anılır.

Romanya'nın bir liman kenti olan İbrail'de doğan yazar, gençliğini, aralarında İstanbul'un da olduğu pek çok Osmanlı kentinde geçirdi. Babası Yunandır.Mısır'ı, Lübnan'ı, Suriye'yi gezdi. Bu dönemde, bulduğu bir sözlük sayesinde Fransızca öğrendi. 1921 yılında, Fransa'nın Nice kentine giderken, yalnızlığı dolayısıyla ihtihar girişiminde bulundu. O sırada üzerinde Romain Rolland'a yazılmış fakat henüz göndermemiş olduğu bir mektup bulunuyordu.

İlk romanı Kira Kiralina (Yaşar Nabi Nayır tarafından Türkçeye çevrilmiştir) 1923 yılında Romain Rolland'ın yazdığı önsözüyle birlikte basılmıştır. Panait Istrati tüm eserlerini anadili olan Rumence değil, Fransızca olarak yazmıştır. Türkçeye de çevrilmiş önemli eserleri arasında, Arkadaş (Mihail), Akdeniz, Sokak Kızı (Nerantsula), Angel Dayı, Kodin, Baragan'ın Devedikenleri, Uşak ve Sünger Avcıları gelir.

Gençlik yıllarında devrimci hareketlerin etkisine kapılmış olan Istrati, 1929'da Komünist Partinin daveti üzerine Sovyetler Birliği'ni gezdikten sonra umutsuzluğa kapılmış ve politik mücadelenin dünyada bir şeyleri değiştirmek için yetersiz olduğu fikrini edinmiştir. Pek çok romanında da politikadan, politik mücadeleden çok insanı insan yapan değerler üzerinde durması bu yüzdendir. Panait Istrati romanlarının çoğunda yaptığı yolculukları anlatır. Fakat gezdiği ülkeler değil, tanıdığı insanlar ön plandadır. Istrati'nin eserlerinde gerçek bir insan sevgisi hissedilir. Bu karşılıksız ve koşulsuz sevginin hikâyesindeki kahramanların başına getirdiği belalar kadar, onlara yaptığı katkı da nesnel bir biçimde anlatılır.

Panait Istrati'nin şaheseri olarak Arkadaş (Mihail) adlı kitabı gösterilebilir. Bu kitapta, Panait Istrati'nin pek çok başka romanındaki başkahramanı da olan Adrian Zografi ile Mihail'in arkadaşlığı anlatılır. Bu arkadaşlık, ideal bir sevgi görüşünü simgelemek için kullanılmıştır. Istrati birçok başka eserinde de arkadaşlık temasını kullanmıştır. Hatta bu eserlerin çoğunda büyük, efsanevi aşklar bile arkadaşlıklar uğruna feda edilmişlerdir.
"Bir sırrı içinde sakladıkça o senin kölendir. Bir başkasına söylediğin anda sen onun kölesi olursun."
Aşkla yoksulluk bir arada barınamaz. Çocukların olunca hatırla bu sözümü.
Panait Istrati
Sayfa 6 - Yankı Yayınları
Zavallı insanı hayatının en zalim anında umutsuz bırakmak insani bir iş değildir.
Hayat ve ölüm konusunda her şeyden emin olmak eğitimli ahmağın özelliğidir.
Panait Istrati
Sayfa 226 - Varlık Yayınları
Çok güzel şeyler göreceksin. Bir öykü karalamaya bak.
Panait Istrati
Sayfa 5 - Akvaryum Yayınevi
Bize en yakın olduklarımız bile, tutkuyla bağlandığımız şeyleri anlayamazlar.
Panait Istrati
Sayfa 121 - Yankı Yayınları
- Dostlarınız var mı?
- Hayır. Yalnızca bazı tanıdıklarım var.
Benim anladığım şekilde bir dostluğa henüz
rastlamadım.
Gözlerinden iyilik okunuyor ve ben gözlerin diline güvenirim, insan sözlerini dilediği kalıba sokabilir, ama bakışını değiştiremez.
Panait Istrati
Sayfa 107 - Yankı Yayınları
Sabahtan akşama kadar dalga geçiyorlardı zavallıyla. Kötü sonuçlar verir böylesi. Sonunda o da kötü olup çıktı.
Panait Istrati
Sayfa 51 - Yankı Yayınları
Şükür ki kitabı bitirdim. Dili ağır değildi tam aksine çok akıcı bir üslubu vardı fakat bu kitabın olay örgüsü karışıktı.Teknik bakımından kusurlu bir kitap olsa da okudum. Okumak isteyenlere pek tavsiye etmiyorum.
Kitapta 3 farklı yazardan 3 farklı hikaye var.Franz Kafka 'dan Dönüşüm.
Chateaubriand 'dan Son İbni Sirac
Panait Istrati den Kodin. 3 de güzel hikaye ama benim dikkatimi ve begenimi çeken 3. Hikaye oldu.
Biraz John Steinback in Fareler ve İnsanları na benziyordu ama nedense hikaye beni çok etkiledi. Çok güzel ve akiciydi.
Yani şöyle bir şey diyebilirim. Ne olursa olsun Kodin'i kesinlikle okumalısınız !!
Dönüşüm zaten çok güzeldi.
İbni sirac ise biraz Romeo ve Juliet havasindaydi ama güzeldi. Sonunu merak edip hizlica okudum.
Diyeceklerim bu kadar :)
Herkese iyi okumalar dilerim :)
Panait Istrati... Adını ilk duyduğumda Yunan sandım fakat Romanya doğumlu gezgin bir yazar. Olayların çoğunun Osmanlı'nın Akdeniz'e kıyısı olan yerlerinde (Suriye ve Lübnan) ve Mısır'da geçtiği bu romanı "yine oryantalist bakış açısıyla yazılmış, gerçekçilikten uzak bir roman olabilir" düşüncesiyle okudum, fakat yanılmışım.

Kitabın kahramanı Adriyen (aslında Panait Istrati) bizden birisi. Samuel ve Mihail de öyle. Romandaki diğer insanlar da bizden, çünkü gerçek! Evet bunu iliklerinize kadar hissediyorsunuz romanı okurken. Peki kim bu Adriyen? İbrail/Romanya doğumlu, hayalleri olan ve boynuna zincir bağlanılmasını sevmeyen bir genç. Zincirden kastım, bağlanma sorunu var bu arkadaşımızın. Ama insanlarla alâkalı değil bu bağlanma sorunu, iş anlayışıyla alâkalı. Dünyayı tanımak istediği için "çakılı" işlerde tutunamayan bir arkadaşımız. Ama bazılarının dediği gibi bu romanı "aylaklığın kitabı" olarak göremiyorum. Adam her gittiği yerde çalışıyor, hem iş de seçmiyor (tabii çakılı kalacağı işleri yine seçmiyor Adriyen beyimiz). Bu nasıl aylak?

Romanda her olaya onun gözünden, onun hisleriyle bakıyoruz. Adriyen'in bu hayatta en önem verdiği şey, anladığım kadarıyla arkadaşlık. Başlangıçta tanıştığı Samuel gibi meczup bir babayı bile yarı yolda bırakmıyor mesela, hatta aile işlerinde bile ona yardımcı olmaya çalışıyor. Kitabın son bölümleri yürek burkan ve insana bazı değerleri sorgulatan cinsten, üzülebilirsiniz.
Hayranım, sana hayranım, Istrati sana hayranım... Boğazımda düğümlediğin kelimelere, yüzümde oluşturduğunu düşündüğüm şekle, beynimin kıvrımlarında ettirdiğin dansa ve en önemlisi yüreğimde meydana getirdiğin hislere, hayranım. Değeri bilinmeyen büyük değerlerdensin sen. Bu, şu andaki gece kadar gerçek... Bu satırları kendinde okuma gücü bulan okuyucu! Okumanın, bu anlamsız dünyadaki yapılabilecek en anlamlı şey olduğuna bir kez şahit olmak istiyorsan, Panait buna ne kadar güzel bir delildir...

Istrati'nin ilham kaynağı doğrudan doğruya hayattır. Yaşamıştır o, yazmadan önce. Belki de yaşamasaydı yazamayacaklardandı; Jack London, Frank Mccourt gibi... Hepimizin bir şeyler yaşadığı şu dünyada, suskun kalmayı, ölümlü olmayı reddedenlerdendir o. Bu ne büyük cesarettir! Sakinlerin çoğunun kolaylığa ve korkaklığa başvurarak ölümü seçtiği şu dünyada ölümsüzlüğü istemek, yaşamak istemek, yaşamak istemek ve yaşamak istemek ne büyük bir istektir!

Yürüyorum. Deniz kokusu geliyor burnuma. Yalnız değilim yürürken. Bir yanımda Adrien - Panait Istrati de diyebilirsiniz ona- diğer yanımda Mihail var. İşsiziz. Açız. Yürümekten yorulduk. Yatıyoruz sahil kenarına. Hava pırıl pırıl bir tek bulut yok. Güneşle doyurmaya çalışıyoruz karnımızı. Karnımız bizim en büyük düşmanımız ve biz hep onu taşımalıyız. Ne acı!

Sünger avcılığı için yüksek bir meblağ teklif alıyoruz. Her ne kadar macera amacıyla kabul etsek de, karın açlığı olan insana her iş güzel ve çekici geleceği için kabul ediyoruz. Açılıyoruz denize diğer iş arkadaşlarıyla. Sarkıtıyorlar bizi gemiden aşağı iplerle, daldırıyorlar sulara, süngerlerin hayatını elinden çekip almak için. Alamadığımız her hayat için, insanın bedeninin kendisine ne kadar ızdırap verici olabileceğini hatırlatır şekilde cezalandırılıyoruz...

Çok derin felsefi düşünceler içeren bir eser, Sünger Avcısı. Sanıyorum ki Istrati'nin en Istrati olduğu kitap. Okunması halinde büyük fikirlerle tanışmanın kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum...
Arkadaşlık üzerine uzun düşünceler ve duygulanımlar oluşturacak bir eser. Adrian'da bulduğum samimiyet, Mihail'de bulduğum olgunluk tadı unutulmayacak cinstendi. Okumanızı kesinlikle tavsiye ederim, çok içten bir kitap.
Panait Istrati'nin en büyük eseri kabul edilir, Arkadaş. Bu benim için geçerli değil. Uşağı daha çok sevdim. Aynı şekilde Kira Kiralina'yı da Arkadaş'tan daha çok sevdim. Galiba bunun temel sebebi benim. Kitap okumaya çok fazla zaman ayırmam, okumak istemesem bile yine de devam etmem garipliklerim arasında. Açıkçası şu sıralar canım hiç kitap okumak istemiyor. Okumak için zorluyorum kendimi. Bu Panait Istrati'den kaynaklanan bir şey değil elbette. O yine harika yazmış eserini. Bu eserini okuyan kimsenin pişman olacağını da düşünmüyorum.

Istrati'nin diğer eserinde -Kira Kiralina- olduğu gibi bu eserde de baş karakter aynı ada sahip, Adrian. Hatta aynı karakterler denebilir. Garip bir teknik bu açıkçası. Yazarın neden böyle yaptığına anlam veremiyorum. Bazı karakterler de ortak, diğer eserleriyle. İç içe geçmiş durumda kısacası.

Istrati'nin kitaplarında Dostoyevski'den,Tolstoy'dan, Balzac'tan bahsetmesi çok hoşuma gidiyor. Kitap okuyan bir karakter olan Adrian, kendisine hayata bakış açıları uyum içinde olacak bir dost arıyor. Balzac'ı konuşabileceği, Dostoyevski'yi tartışabileceği bir dost. Buluyor da. Mihail adı. Leş gibi kıyafetler içerisinde gezen, ucuz tütün kullanan, 'bitli' Mihail. İnsanların deli gibi kaçtığı, aşağıladığı Mihail. Toplumun çoğunluğu iğrenç insanlardan oluştuğu için, böyle yargılar beni şaşırtmıyor. Tabii toplumun ne düşündüğü umurunda değil Mihail'in. Altı dil biliyor. Deli gibi kitap okuyor. Ve dilenci kılığıyla insanları umursamadan yaşıyor. Dış görünüş itibariyle ne zaman böyle insan görsem, şık elbiseyle dolaşan birinden Dostoyevski'yi okuma ihtimali daha yüksektir diye düşünürüm. Benim her zaman ilgimi çekmiştir Mihail'ler.

Bütün Istrati eserleri gibi bu eserde okunmalı...
Kitabı alma sebebim: Kitabın isminin Akdeniz olmasıydı. Șüphesiz her okuyucunun aklına Akdeniz'in mükemmellikleri, doğa tasvirleri ve o atmosferin insana katabileceği huzur ve refah gelmiștir. Aynen bende de bu düsünceler vardı.
Okumaya bașladım ve belirli bir sayfa aralıgına geldigimde, yazarın son derece serbest olduğunu anımsadım. Panait'in babasının kaçakçı olduğunu ögrendigimde, bir gülümseyiș yayılmıștı yüzüme. Yani yazarın bu uslübu, babasından da arda geliyor olabilir.
Kitapta insanı sıkan ve bunaltan betimlemeler ya da olaylar yok. Bu konuda rahat olabilirsiniz. Fakat ara ara, olaydan olaya atlayıș gerçeklestirerek; ișinin șahsen erbablığını köreltmiș. Birde oldukça usulsüz bir biçimde, beklenmedik anlarda ettiği küfürler yok mu! Özellikle son anlarda, okuduğumda bir hayli hoșuma gitmeyen bir sahneye tanık oldum, bu sahnede bir kadına yapılan bir tecavüzden bahsediyordu fakat bunu ve bu olayın parçacıklarını; akıl almaz bir bicimde, küfür ve abazalık ile yazmıș. Yani bu olaya nereden baksak, yazarın çok serbest ve așağılık yanlarının da olduğunu ögrenebiliriz.
Beğendiğim kısımlardan bahsedecek olursam: Yazarın Türkiye ve müslüman sehirleri ile içlı dișlı olması çok hosuma gitti. Bir baskasının üzerimize yapılan elestirisini de görmüs oldum... Tabii yazarın ișizliğini ve yoksulluğunu, dünyaya bakıș açısını da bir güzel yansıttığını düsünüyorum. Mihail ve Musa Baba karakterlerini de pek sevdim.
Elestirime nokta koymadan önce, bu kitabın okunması elbet sizlere bir takım kelime birikimleri ve detaylar kazandıracaktır ancak her yaș için bu durum gecerli değildir. Kesinlikle bir ilkokul cocugunun ya da 14-16 yas araliginin okuyacağı bir kitap değil. Tavsiye de etmiyorum.
Tutku ve Aşk üçgeni. Üç kişi tek aşkın içinde.

Baragan'ın Dikenlerinde tanıştım İstrati ile. Aytmatov esintileri vardı sanki. İçin için bir dram kokuyor kitapları. Baragan bir yolculuk bir içe dönüş hikâyesi. Upuzun ovalarda dikenlerin peşinden koşan çocuklar. İçlerinden kusmuşlar Dünyayı. Ateş dans etmiş çevrelerinde. Kısa ama etkili bir kitaptı. Ama durun ben Sokak Kızı Nerrantsoula'yı anlatacaktım size. Nereden geldik şimdi buraya. Olsun bahsetmiş olduk o kitabı da burada. İki erkeğin âşık olduğu bir kadın Nerrantsoula. Çocukluğu kötünün ötesinde geçmiş. Marko ve Epaminonda ile karşılaşıyor bir dere kenarında. Alıp çekiyor ikisini de kendi dünyasına sonra sizi sürükleyip götürüyor o şehirden bu şehire. Marko tutkuyla seviyor. Epaminonda derinden gidiyor. Yıllar geçiyor ikisi de vazgeçmiyor aşklarından. Gün geliyor her şey değişiyor. Merak ettiniz değil mi? Okuyun çok şey katar size!
Tek dostu kitapları olan,annesiyle yaşayan Adrien hayatını sevgi üzerine inşa eden bir insandır.
Mihail ise Adrien gibi kitap okumayı seven,altı dil bilen,fırında çalışan ama insanlara hep mesafeli olan birisidir.
Üzerindeki kıyafetler yırtık,pırtık hatta bitlidir.Ama Adrien onu fransızca bir kitabı okurken görür ve daha ilk anda kendisine yakın hissedip dostluğunu ister ve mihail'in peşine düşer fakat bu hiç de kolay olmayacaktır
Yazar'a ait okuduğum ikinci kitaptı ve ben yine #kirakiralina gibi bu eserini de keyifle okudum."DOST" kelimesi içi ancak bu kadar doldurularak ifade edilebilirdi
Bir kurgu yok kitapta ama diyaloglar çok özeldi.insan ve hayatla ilgili tespitler harikaydı.Çoğu cümlelerin üzerinde durup düşündüm.
Hani hep Aşk'a odaklandık,dostluklar dönemsel oldu ya.çok insan tanıdık,sevdik ama şimdi parmaklarmızın sayısını geçmiyor ya sayıları... Gittikçe yalnızlaşan ve birbirinin kuyusunu kazmaya çalışan insanlar olduk ya... işte bu kitap "Sizin yaşadıklarınıza Dostluk denilemez" diyor ve dolu dolu hissettiyor bunu okuruna.
Günümüzde birbirlerine selam vermekten bile kaçınan bir toplumda dost bulmak bir ütopya.Bulan varsa dünyanın en zengini.Bulamayanlar roman okumaya devam edecek...
Ne yazık ki yarım bırakmak zorunda kaldım. Aslında yazarın anlatım dilini çok samimi buluyorum .
Daha önce iki kitabını okudum. Kodin isimli kitabı özellikle çok ama çok güzeldi zira Akdeniz isimli kitabı da...
Bu kitap ise elimde ilerlemedi, tıkandı, nefesi yetmedi sanki zirveye tırmanmaya...
Biraz ara versin bakalım bende,
belki ilerde tekrar dener benim kalbimdeki tepeye çıkmayı...

Yazarın biyografisi

Adı:
Panait Istrati
Unvan:
Romen Yazar
Doğum:
İbrail, Romanya, 10 Ağustos 1884
Ölüm:
Bükreş, Romanya, 18 Nisan 1935
Panait Istrati, (d. 1884 - ö. 1935) Romen yazar. Balkanların Maksim Gorki'si olarak anılır.

Romanya'nın bir liman kenti olan İbrail'de doğan yazar, gençliğini, aralarında İstanbul'un da olduğu pek çok Osmanlı kentinde geçirdi. Babası Yunandır.Mısır'ı, Lübnan'ı, Suriye'yi gezdi. Bu dönemde, bulduğu bir sözlük sayesinde Fransızca öğrendi. 1921 yılında, Fransa'nın Nice kentine giderken, yalnızlığı dolayısıyla ihtihar girişiminde bulundu. O sırada üzerinde Romain Rolland'a yazılmış fakat henüz göndermemiş olduğu bir mektup bulunuyordu.

İlk romanı Kira Kiralina (Yaşar Nabi Nayır tarafından Türkçeye çevrilmiştir) 1923 yılında Romain Rolland'ın yazdığı önsözüyle birlikte basılmıştır. Panait Istrati tüm eserlerini anadili olan Rumence değil, Fransızca olarak yazmıştır. Türkçeye de çevrilmiş önemli eserleri arasında, Arkadaş (Mihail), Akdeniz, Sokak Kızı (Nerantsula), Angel Dayı, Kodin, Baragan'ın Devedikenleri, Uşak ve Sünger Avcıları gelir.

Gençlik yıllarında devrimci hareketlerin etkisine kapılmış olan Istrati, 1929'da Komünist Partinin daveti üzerine Sovyetler Birliği'ni gezdikten sonra umutsuzluğa kapılmış ve politik mücadelenin dünyada bir şeyleri değiştirmek için yetersiz olduğu fikrini edinmiştir. Pek çok romanında da politikadan, politik mücadeleden çok insanı insan yapan değerler üzerinde durması bu yüzdendir. Panait Istrati romanlarının çoğunda yaptığı yolculukları anlatır. Fakat gezdiği ülkeler değil, tanıdığı insanlar ön plandadır. Istrati'nin eserlerinde gerçek bir insan sevgisi hissedilir. Bu karşılıksız ve koşulsuz sevginin hikâyesindeki kahramanların başına getirdiği belalar kadar, onlara yaptığı katkı da nesnel bir biçimde anlatılır.

Panait Istrati'nin şaheseri olarak Arkadaş (Mihail) adlı kitabı gösterilebilir. Bu kitapta, Panait Istrati'nin pek çok başka romanındaki başkahramanı da olan Adrian Zografi ile Mihail'in arkadaşlığı anlatılır. Bu arkadaşlık, ideal bir sevgi görüşünü simgelemek için kullanılmıştır. Istrati birçok başka eserinde de arkadaşlık temasını kullanmıştır. Hatta bu eserlerin çoğunda büyük, efsanevi aşklar bile arkadaşlıklar uğruna feda edilmişlerdir.

Yazar istatistikleri

  • 111 okur beğendi.
  • 854 okur okudu.
  • 16 okur okuyor.
  • 494 okur okuyacak.
  • 12 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları