Patrick Rothfuss

Patrick Rothfuss

Yazar
9.1/10
2.154 Kişi
·
3.965
Okunma
·
441
Beğeni
·
9,8bin
Gösterim
Adı:
Patrick Rothfuss
Tam adı:
Patrick James Rothfuss
Unvan:
Amerikalı Fantastik Edebiyat Yazarı ve Üniversite Öğretim Üyesi
Doğum:
Madison, Wisconsin, Amerika, 6 Haziran 1973
1973 yılında Madison, Wisconsin’de doğdu. Kablolu televizyonun yokluğu ve olumsuz hava koşullarından dolayı istekli bir okur olarak büyüdü. 1991’de University of Wisconsin–Stevens Point’e kaydoldu. Üniversitede aslında kimya mühendisi olmayı planlamıştı, ama klinik psikolojide kariyer yapmak için fikrini değiştirdi ve sonunda, üç sene sonra bölümünü “Açıklanmamış” olarak seçti- ilgisini çeken herhangi bir konuda çalışmaya devam ediyor.

Bu sırada, tuhaf işler alırken, Rothfuss The Song of Flame and Thunder adında son derece uzun bir fantezi romanı üzerinde çalıştı. Aynı zamanda The Pointer adındaki kampus gazetesinde “Your College Survival Guide” köşesini yazmaya başladı.

1999’da bir B.A ile İngiltere’de mezun oldu.Washington StateUniversity’den MA’ini (Master of Arts*) aldıktan sonra Stevens Point’e öğretim amaçlı iki sene arayla geri döndü. The Song of Flame and Thunder’ı tamamlamasından sonra Rothfuss eserini birkaç yayıncı firmaya sundu ama reddedildi. Rothfuss daha sonra kitabı DAW Books’a sattı. The Song of Flame and Thunder, The Kingkiller Chronicle adıyla yeniden isimlendirilerek üç bölümlük bir seriye ayrıldı, ilk bölümü olan The Name of the Wind Nisan 2007’de basıldı. Daha sonra roman, 2007’de en iyi fantastik kurgu/bilimkurgu dalında Quill Ödülü’nü kazandı ve New York Times En Çok Satanlar Listesi’nde yer aldı.

Serinin ikinci kitabı, The Wise Man’s Fear, Mart 2011’de, kalın kapaklı kurgu listesinde, New York En Çok Satanlar’da bir numaraya yerleşti.
Sağlıksız değil, sadece içi boştu. Sönüktü. Yanlış bir toprağa dikilen ve hayati bir ihtiyacından yoksun kaldığı için solmaya başlayan bir bitki gibi.
Patrick Rothfuss
Sayfa 33 - İthaki Yayınları
Size sarıldığı zaman hiç düşünmeksizin gözlerinizi dünyaya kapayabileceğiniz bir kişiyi bulabilirseniz, kendinizi şanslı sayın.
Patrick Rothfuss
Sayfa 130 - İthaki Yayınları
736 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10 puan
Uzun zamandır alışveriş listemde olan ama sürekli elbet okurum diyerek almayı ertelediğim bir kitaptı Rüzgarın Adı. Hiç aklımda yokken, ani bir kararla kitabı aldım, elimde olan ve okunacak elli kadar kitabı bir kenara koyup Kvothe ile tanışma vaktinin geldiğine karar verdim. Kitabı bitirdim ve şimdi iyi ki böyle bir karar almışım diyorum. Kvothe anlatıldığı kadar varmış. Fantastik edebiyat bana göre son derece saygı duyulası bir alan. Yepyeni şehir isimleri, ilginç yaratıklar, bu kitap özelinde sempati yapma gibi farklı farklı yetenekler vs. Bu tür öğeler ortaya koymak ve bunu sağlam bir hikaye ile temellendirmek ancak hayran olunması gereken bir zekanın, hayal gücünün ürünü olabilir diye düşünüyorum. Rüzgarın Adı ile Patrick Rothfuss bunu kesinlikle başarmış ve ortaya sağlam karakterler, sağlam bir olay örgüsü ile iyi bir fantastik kitap çıkarmış.

Üç kitaplık Kral Katili Güncesi serisinin ilk kitabı olan Rüzgarın Adı bizi Kvothe ile tanıştırıyor ve onun kocaman dünyasının kapısını aralıyor. Rüzgarın Adı'nda hikaye içinde hikaye var diyebiliriz. Kitabın başlarında bir hancı görüyoruz. Hancı Kote, yardımcısı Bast ve bir de Tarihçi. Kote anlayabileceğiniz üzere aslında bizim Kvothe, kansız ve cesur Kvothe. Sıradan bir insan gibi görünen ama geçmişinde sıradanlığın yanından bile geçemeyecek anılar taşıyan Kvothe. Kitapta Kvothe'nin yaşadığı ve onu dillere destan bir kişi haline getiren olayları yine kendi ağzından okuyoruz. Kvothe, hanında bulunan Tarihçi ile bir anlaşma yapıyor ve ona üç günde hayat hikayesini anlatma kararı alıyor. Rüzgarın Adı bu üç günden birincisini ele alıyor.  Kvothe henüz çok küçükken yaşadıklarını, normalden çok daha erken Üniversite'ye alınışını, ailesini, hayatındaki önemli ayrıntıları Tarihçi'ye handa kalışının ilk gününde anlatıyor. Tek bir güne kocaman bir dünya sığdırıyor Kvothe ve ben Bilge Adamın Korkusu ile yani serinin ikinci kitabı ile Kvothe'nin Tarihçi'ye ikinci günde anlatacaklarını çok merak ediyorum.

Rüzgarın Adı yedi yüzden fazla sayfa sayısına sahip olan bir kitap, dolayısıyla hikayede bolca detay görüyoruz. Doğruyu söylemek gerekirse kitabın ilk iki yüz sayfası verdiği tat açısından biraz sıkıntılı. Olayları kavramak, karakterlere alışmak biraz zaman alıyor dolayısıyla eğer kitaba başlayacaksanız bu kısımlarda sabretmenizi öneriyorum çünkü devamında karşılığını fazlasıyla alacaksınız. Özellikle Kvothe'nin Üniversite'de geçirdiği zamanların anlatıldığı kısımlarda. Kvothe'nin hocalarda bıraktığı etki, edindiği arkadaşlarla diyalogları, Üniversite'deki dersleri, orada yaşadıklarını okumak oldukça keyifliydi. Benim açımdan serinin ilk kitabı olan Rüzgarın Adı'yla ilgili sadece iki olumsuzluk var: Biri yukarda da söylediğim gibi ilk iki yüz sayfadaki kitaba alışamama durumu, anlatımdaki durağanlık; ikincisi ise seride çok önemli bir yere sahip olduğunu düşündüğüm varlıklarla ilgili çok az bilgi olması. Bu nedenle kitap bittiğinde bu varlık ya da kişilerle ilgili bir hayli soru işareti kaldı kafamda. Ama seri olduğunu da göz önünde bulundurursak ikinci kitapta bu sorular büyük ölçüde cevap bulur diye düşünüyorum. Bunlar dışında gayet iyi bir fantastik kitap okudum diyebilirim, olayların ne yönde gelişeceğini de oldukça merak ediyorum. Serinin üçüncü kitabının ne zaman çıkacağı hakkında net bir haber göremedim. Sanırım çok bekleyeceğiz bu nedenle serinin ikinci kitabını hemen okumayı düşünmüyorum. Rüzgarın Adı genel itibariyle beğendiğim bir kitap oldu, özellikle ana karakteri çok sevdim. Özellikle, bu türden hoşlananlara tavsiye ederim. Keyifli okumalar.
1142 syf.
·30 günde·Beğendi·10/10 puan
Şimdiye kadar okuduğum EN İYİ Fantastik seri!
Hangi kelimelerle anlatsam bilemiyorum. Sayfa sayısı puntosu göz korkutmasın, kıyamadığım için yavaş yavaş okudum.
Ah ki ne ah bu yazar bozuntusu Patrick Rotfuss, serinin son kitabını 8 yıldır yazmıyor.
En içten küfürlerimi kalpten sunuyorum!
Kitap öyle bir yerde bitti ki, kolum kanadım kırıldı.
Geçen sene rüzgarın adını bitirdikten sonra kendimi okumamak için bu zamana kadar tuttum, bitince arkası olmadığı için dayanamayacağımı bildiğimden.
Ama böyle bir kurgu, böyle bir evren yok.
Kvothe benim için çok özel çok başka bir karakter.
Hangi kitabı okursam okuyayım, artık hiç lezzet alabileceğimi sanmıyorum.
Tek tesellim Zaman Çarkı serisine henüz başlamamış olmam.
Ayrıca Brandon Sanderson'u Sissoylu serisi de bu seriyle kafa kafaya yarışır. Ama benim gözümde geçemedi henüz.
Fantastiğe başlamak için doğru bir seri değil ama ortalama okurlar için hiç bekletilmemesi gereken harika bir seri. Bayıldım Bayıldım Bayıldım
İlk kitaba oranla daha fazla detay ve yeni karakterler vardı,Ademlere özellikle hayran oldum.
Keşke filmi olsa dizisi olsa.
Tez zamanda kıymetinin bilinmesi dileğiyle....
Önünde saygıyla eğiliyorum..
736 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10 puan
Öyle bir kitap düşünün ki bir sonraki sayfayı okumak için can atarken kitabın bitmemesi için satırları yavaşça okuyorsunuz. Elinize aldığınız 700 sayfalık kitap size yetmiyor. Kitap için ne kadar övgüler yazsam, kitabı biraz olsun anlatmaya çalışsam da yazacağım her kelime yetersiz kalacaktır. Kitabın o büyülü dünyasını anlamak için sayfaları çevirmeniz gerekecek.
Fantastik edebiyat sevenler için okuma listesinin en başına alınacak muhteşem bir eser.

Rüzgarın Adı'nı okuduğunuz süre boyunca hissedeceğiniz tek eksiklik Kvothe çaldığı lavtasının müziğini duyamamak olacaktır.
736 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Kitap 735 sayfaydı ve puntosu küçüktü ama bu bile az geldi diyebilirim. Devamını okumak için sabırsızlanıyorum.

Kvothe bir handa(Yoltaşı hanı) hancılık yapmaktadır. Bir gün birisi yoltaşı hanına ölü scrael(örümcek, iblis) getirir. Bu yaratıkların tek dolaşmadıklarını bilen Kvothe gece yaratıkları avlamak için dışarıda kamp kurmuşken, Tarihçi ile karşılaşır ve olaylar başlar. Tarihçi ülke ülke gezip hikayeler kaydetmektedir. Dillere destan olmuş ve hakkında bir sürü hikayeler yazılmış Kvothe'nin de hikayesinin yazmak ister. Kvothe kabul eder ama bu hikayeyi 3 günde anlatacaktır. Bu kitap hikaye anlatımının birinci gününden oluşuyor.

Yazarın hakkında biraz araştırma yaptım. Çocukluğunda yaşadığı yerde televizyon olmadığı için tüm çocukluğunu kitap okuyarak geçirmiş ve hala evinde televizyon bulundurmuyormuş ki bu kitabına kesinlikle yansımış. Böyle bir hayal gücü, fantastik bir eser olmasına rağmen edebi yanını kaybetmeyen bir kitap zor bulunur. Ayrıca çeviriyi de es geçmiyorum o da mükemmeldi.

Kitabın ilk 90 sayfasında biraz kafa karışıklığı yaşadım ama 90 sayfadan sonra(yani Kvothe'nin çocukluğundan başlayıp kendi hikayesini anlatmaya başladığı yerde) tüm karışklık kayboldu. Eğer benim gibi anlamakta zorlanırsanız sadece biraz sabredin.

Betimlemeleri de güzeldi. Kitabı okurken film izliyormuşum gibi hissettim. Yer yer güldüm, yer yer gözlerim doldu. Kitapta olumsuz, sevmediğim bir yer aradım ama bulamadım.

Keyifli okumalar.... :))
736 syf.
·13 günde·Beğendi·10/10 puan
Türü fantastik-kurgu olan bu kitapta, ne ararsanız bulabilirsiniz. Macera-aksiyon yer yer kendini çok güzel gösterirken, öteki taraftan güzel bir aşk teması, fantastik ögeler, gerilim, gizem, şiirsellik derken kitabın bambaşkalığı içinde kayboluyorsunuz adeta. Bir kitabın size yaşatabileceği, yaşatması gereken tüm hisleri hakkını vererek yaşatıyor. Bir yandan öfkelenirken, bazı yerlerde durgun bir deniz misali huzur bulduğunuz, başka bir an meraktan çıldırırken, başka bir sayfada gözyaşlarınızı zor tuttuğunuz, çok yönlü bir dünya…

Harry Potter, Yüzüklerin Efendisi okuyanlar bilirler. O tarz fantastik ögelerle yoğrulmuş bir dünya düşünün. Hogwarts gibi görkemli büyücü okulları, simya ve gizemcilik konusunda uzmanlaşmış öğretmenler ve tüm bunların ötesinde bu hikayenin Harry Potter’ı yani Kvothe. Olaylar işte bu baş kahramanın yaşadıklarının bizzat kendi dilinden anlatılması ile başlıyor. Yaşadığı aşklar, maceralar, gizemler, tutkular, savaşlar ve daha nice şey kitapta konu edilmiş. Masalsı dille süslenen ve fantastik ögelerle dolu bu kitap, içindeki gizemler, kötülükler, kederler ve aynı zamanda eğlendirici yönüyle okunmaya değer bir kitap.

Baş kahramanımız Kvothe, kızıl saçlarıyla rengarenk bir giriş yapıyor romana. Daha küçücük bir çocukken başlayan hikayesinde sizde onunla birlikte büyüyor, görüp geçiriyorsunuz. Öyle farklı bir dünyası, öyle farklı bir kafası var ki, çevresindeki herkesten daha zeki ve sorgulayıcı.

Romanın büyüleyici yanlarından birisi, hikaye içinde hikayeleri gizlemiş farklı bir kurgulanış tarzı olmasıydı. Bu kurguya, Rothuss’un yarattığı bambaşka bir dünya, a’larlar, sigaldriler, simyasal terimler, Taborlin’ler, Chandrealılar gibi fantastik ögeler eklenince, yazarın renkli ve bir o kadar özgün hayal gücüne “vay be!” demeden geçemiyorsunuz tabi.

Kitabı okuduktan sonra düşündüm “Ah seninle neden bu kadar geç tanıştık? Neden bu kadar geç çıktın karşıma?” diye. Ama böyle muhteşem kitapları hemen okuyunca, çok nadir böylesi yazıldığı için boşluğa düşüyorsunuz, diğer okuduklarınızda hep bu kitaptaki tadı arıyor ve bulamayınca gerçekten üzülüyorsunuz. Bunu yaşamak istemedim. Çünkü en başından beri hissediyordum bu kitabı çok seveceğimi.

Kitapta genel olarak aşırı aksiyon ve sürükleyicilik yoktu. Hatta bazı yerler yolculuk hikayesi gibi olaysızdı. Muhtemelen birçok düğüm ikinci kitapta çözüleceği için, bu kitap daha çok sorgulamalar, gözlemler, arayışlar ve gizem ile doluydu. Tüm bu durgunluğu ile bile bir saniye olsun sıkılmadan okutabilen yegane kitap oldu.

Dili akıcı, üslup sade ve anlaşılırdı. Yazarın kalemi oldukça güçlü, kelime seçişleri isabetliydi. Kalın bir kitap olmasına rağmen sayfaların akıp gittiğini rahatlıkla hissedebilirsiniz. Ve kitapta birçok düğüm kaldı. Birçok soru işareti. Anlatılan hikaye, yaşananın sadece onda birisi gibiydi. Bu nedenle sırları çözmek için ikinci kitabı iple çekeceğinizden eminim. Mesela bu seriye neden “Kralkatili Güncesi” dendiği bile henüz ortaya çıkmış değil. Bakalım bir sonraki kitapta neler göreceğiz. Detaylı yorumlar için: http://yorumatolyesi.blogspot.com.tr/...gun-ruzgarinadi.html
1142 syf.
·17 günde·Beğendi·9/10 puan
O kadar sayfayı bu kadar kısa sürede nasıl okudum, olay örgüsü bu kadar mı akıcı ve okuyucuyu içine çeker gerçekten bilemiyorum. Serinin ilk kitabının başlarında her ne kadar sıkılmak mümkün olsada, olayın içine girdikten sonra sanki karakterlerle siz bir arada yaşıyorsunuz. Konu bütünlüğü, üslup o kadar çok akıcı ki, bu kalınlıktaki bir kitap hiç bitmesin istiyorsunuz. İlk olduğum fantastik seri. Serinin üçüncü kitabını şu an heyecan ile bekliyorum. Keşke bitmeseydi kitabım. Mutlaka okumanızı tavsiye ederim..
736 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10 puan
Bazı kitaplar vardır. Tam zamanında gelir okurun dünyasını önce alt üst eder sonra yeniden inşa eder. Bazı kitaplar vardır okuduktan sonra hayatınız değişir. İşte benim hayatımı değiştiren ender kitaplardan biri için inceleme yazıyorum hatta kendi hayatıma inceleme yazıyorum... Kitap etkili hani o bir kişinin hayatı varya acısıyla tatlısıyla o büyük başarılar ya da hüsranlar meydana getirmiş fakat üç dünyasında kendisini olabildiğince normal ve yalnız hisseden Kvothe Kardeşimiz. Yoldaşımız. Ve o muthis lavta telleri eksikte olsa parmakları kanasada kırılsada kendi hayatımda inanılmaz değişiklik yarattı. NEDEN MI? Kitap bittiğinde birr mandolin satın aldım 3-4 şarki çalmaya başladığımda ise lavtanın belkide atası sayılan ud aldım kursu gittim ve şimdi bir enstrümanla yaşamanın ne güzel bir duygu olduğunu öğrendim. Üste bazı kitaplar size "Yola çıkmanın utanciyla yaşamaktansa YOLA ÇIKIN " der ki öyle bir zamanda derki arkanıza bakmadan YOLA çıkarsınız. Benim için çok değer bir eser...
1142 syf.
·68 günde·8/10 puan
Yoltaşı Hanı’nda Kvothe’nin maceralarına bu kitapla devam ediyoruz. İlk kitapta bir türlü sonuçlanamayan olaylara, bilinmeyen varlıklara bu kitapta cevap bulurum diye düşünüyordum fakat buna bin küsur sayfa da yeterli olmadı. Bu yüzden kitap, beklentimin biraz altında kaldı diyebilirim. Uzatılan, gereğinden fazla detaya boğan yerler vardı, sırf uzun tutmak için yapıldığını düşünmeden edemedim. Felurian ve Ademre kısımları biraz daha kısaltılabilirdi. Kitap ağır olduğundan ve göçebe yaşantımdan dolayı bir yerde sürekli kalmadığımdan okuma sürem de uzun sürdü. Bu yüzden araya başka kitaplar da girdi. Geneli sürükleyici olmasına rağmen kimi zaman bazı kısımlar içimi sıktı, kimi zaman da kelimeler akıp gitti.

İlk kitapta merak uyandıran kısımların aydınlanmasını umarken yine hüsran oldu. Bin sayfada bunlar hakkında hiçbir aydınlanma yer almıyordu. Chandrialar ve Denna’nın akıbeti yine bilenemeyenler arasında kaldı. Zaten Denna olayının nereye varacağına, ne yaptığına, hikayede neden var olduğuna bir türlü anlam veremedim.

Gizemini koruyan olaylar dışında kitabın başında bulunan haritanın hakkı veriliyor. Yazar, bir cimnastikçi misali minderin her yerini kullanmış. Bazı olaylar hakkında vermediği açıklayıcı bilgileri harita ve medeniyetler ile ilgili fazlasıyla yapmış. Kvothe, haritada yer alan yerlerden geçiyor, oralardaki farklı kültürleri ve medeniyetleri tanıtıyor. Hatta bu tanıtımlar bir hayli ayrıntılı olarak yer alıyor. Ademrelilerin el işaretleriyle duygu anlatımı ilgi çekiciydi. Buralarda farklı kişiler maceraya dahil oluyor, yeni kişileri tanıyoruz. Maer, Vashet, Felurian akılda kalıcı olanlardan bazıları. Kvothe'nin yaşayan efsaneye dönüşme sürecindeki olayları günü gününe tüm ayrıntılarıyla öğreniyoruz fakat bir türlü Yoltaşı Hanı’na nasıl gelmiş, ilerleyen yıllarda nasılmış bu konularda bin sayfada çok yol kat edemiyoruz.

Üniversite çevresinden uzaklara gitmesi, dünya görüşünün farklılık kazanması ve gelişmesi bakımından karaktere farklı özellikler katması güzeldi. Lavta çalması ve müziğe ilgisinin dışında dövüş yeteneği kazanması, başka bir dil öğrenmesi ve farklı kültürleri tanıması gibi unsurları karakter gelişimi açısından iyi buldum.

İlk kitap yedi yüz sayfaydı, Kvothe dünyasına giriş yapmıştık fakat bu kitapta daha fazla gelişme beklemiştim. Fantastik kitapları seviyorum, farklı dünyalara gitmek, oraları keşfetmek hoşuma gidiyor. Üçüncü ve serinin son kitabını yazar tamamlamak üzeredir diye tahmin ediyorum. Bütün aydınlanmalar son kitaba sığdırılmış olacak. Kitabın sonlarına geldiğimde belki birkaç şey açıklanır diyordum ama o da olmadı. Sanki yazar her şeyi kendine saklamak istiyor gibi. Son kitapta olayları nasıl bağlayacağını merak ediyorum. Seri kitapları okurken tümünün yazılması, çevirilerin yapılması ve basılmış olması gibi özellikler önemli. Tabii ki Kvothe’ye de çok alıştım, onun dünyasına girmek güzeldi. Son kitap yazılırsa iki bin sayfaya yakın giriş özelliği taşıyan okuduğum kısımlar bir nihayete ermiş olacak.
184 syf.
·8 günde·5/10 puan
Rüzgarın Adı ve Bilge Adamın Korkusu'ndan ayrı tutulması gereken bir kitap. Auri'nin naif dünyasını bize biraz daha tanıtıyor ama tam anlamıyla beklentimi karşılamadı. Kvothe'yi bulmayı zaten beklemiyordum, çünkü yazarı ilk iki kitapta yeterince tanıdım, asla bilgi sızdırmayan bir yazma stiline sahip. Ama yine de Auri hakkında daha fazla bilgi sahibi olmayı beklemiştim. Sonuçta sırf Auri'ye ayrılan bir kitap.

Bu kitap Auri'nin günlük yaşantısından kesitler sunuyor. Eşyalarıyla kurduğu bağı, farklı bir iletişime sahip olmasını, sevecenliğini, ürkekliğini okuyoruz. Üniversitenin derinliklerinde farklı isim verdiği yerler, her gün yaptığı ritüellerle dünyasını biraz daha tanıyoruz. Ama buraya nasıl gelmiş, neden tek yaşıyor, nasıl bir hayat onu yalnızlığa, ürkekliğe sürüklemiş öğrenemiyoruz. Belki birkaç bilgi öğrenirim demiştim ama yazarımız kolay kolay bilgi vermiyor. Her olayın çözümünü, bağlanmasını son kitabına saklamış. Bu beklentiyi yüksek tuttuğu için sonuç hayal kırıklığı olur mu diye düşünmeden edemiyorum. 'Game of Thrones' dizisinin bütün karakter gelişimlerini son sezonda mahvetmesi gibi bir durumla karşılaşılabilir. Bu dizinin travmasından sonra beklentilerimi düşük tutmaya çalışıyorum.

Auri'nin dünyasını yansıtan bu kitap onun sevecen, narin dünyasının biraz içinde olmak için okunabilir.
1142 syf.
·89 günde·6/10 puan
Herkesin eline alınca bırakamayıp kısa sürede bitirdiği bu kitabı ben en uzun sürede okuma rekoru falan kırmış olabilirim, biraz benimle ilgili olan sebeplerden ve çoğu da kitapla ilgili olan sebeplerden.

Serinin üç kitap olması ve bunun da ikinci kitap olmasından dolayı konuların biraz ilerlemesini ya da bilmiyorum Kvothe'nin neden basit bir hancı olarak her şeyden vazgeçip inzivaya çekilişine sebep olan olaylara biraz giriş yapılmasını bekledim. Tabii ki bütün düğümün bu kitapta çözüleceğini düşünmedim ama birkaç sorunun cevabını almak isterdim. Ancak sonuna geldiğimde elimde nerdeyse hiçbir şey yoktu ve kitabın gereksiz yere uzatıldığını düşündüm.


---spoiler olabilir---


Kvothe'nin üniversite maceraları eğlenceli ama gereksiz uzatılmış, Maer'in yanındaki olaylar ilgi çekici ama gereksiz uzatılmış (ve adama da bayağı şaşırdım, kur yaptığı kadına mektuplarını bile Kvothe'ye yazdırıyordu yuh yani), sonra tamamen neden olduğu tam anlaşılmayarak Kvothe'nin birtakım haydutları uzun uzun araması (belki sonundaki Chandrialılarla ilgili minicik bilgi için burayı çok da eleştirmek istemiyorum), bir ara yine bir anda Kvothe'nin kendini efsanevi Felurian'ın yanında bulması merak uyandırıcı ama çok fazla uzatılmış (Cthaeh kısmı sorulara cevap olacak gibiydi ama ne hikmetse önemli olan bu kısım da kısa kesilmişti), Felurian'ın yanından ayrılıp da Ademre'ye gidip uzun uzun Ketan ve Lethani eğitimi alması (evet Lethani düşünce olarak ilgi çekici ve Ademre'dekilerin el hareketleriyle duygu yansıtmaları gibi kısımlar etkileyiciydi ama anladık yani aq tamam siz hepiniz muhteşem ileri seviyesiniz biz barbarız, bunu bir milyon defa söyleyince artık etkisi geçip sadece can sıkıcı oluyor), dönüş yolunda yine gereksiz bir sahte Edema Ruh vakası yaşanması ve nihayet asıl merak uyandıran kısımlara gelince de kısa kesilip neredeyse paldır küldür bitirilmesi canımı sıktı. Yani bu kadar sayfanın olduğu bir kitapta çok az bir zaman dilimi verilmişti ve üçüncü kitabın daha uzun bir zaman dilimini nasıl kapsayacağı merak konusu benim için.


---spoiler sonu---


Karakterlerde de ilk kitaptakinden pek fark yoktu, yeni karakterlerde de sevdiğim ve anlam veremediklerim oldu. Ancak ilk kitaptan beri olan ve Kvothe'nin abayı yaktığı Denna niyeyse seni de karakter olarak pek sevemiyorum, yine de yaşadıklarına dair verilen azıcık bilgi biraz sana ısınmamı sağladı. Keşke haminin kim olduğuna da minicik değinilseydi, neyse.

Bilmiyorum genel olarak olumlu yorum alan bu serinin beklentimi pek karşılamaması ve dediğim gibi merak unsurunu hiç tatmin etmeden, en azından şimdilik alakasız görünen bölümlerin aşırı uzatılmasından dolayı ben biraz sinirliyim sanırım bu kitaba. Yine de son kitap çıkınca onu da okumaya niyetliyim.

Son olarak Elodin seni hep sevdim hayatım, en sonunda derslerinde uyguladığın mantığı Kvothe'nin de kavramasına sevindim. Umarım sonrasında da seni bol bol görürüz. Hatta senin hakkında bir kitap da yazsa fena olmaz sanki yazar. Neyse öncelikle yıllardır yazılmayan son kitap gelsin de bakarız.

Yazarın biyografisi

Adı:
Patrick Rothfuss
Tam adı:
Patrick James Rothfuss
Unvan:
Amerikalı Fantastik Edebiyat Yazarı ve Üniversite Öğretim Üyesi
Doğum:
Madison, Wisconsin, Amerika, 6 Haziran 1973
1973 yılında Madison, Wisconsin’de doğdu. Kablolu televizyonun yokluğu ve olumsuz hava koşullarından dolayı istekli bir okur olarak büyüdü. 1991’de University of Wisconsin–Stevens Point’e kaydoldu. Üniversitede aslında kimya mühendisi olmayı planlamıştı, ama klinik psikolojide kariyer yapmak için fikrini değiştirdi ve sonunda, üç sene sonra bölümünü “Açıklanmamış” olarak seçti- ilgisini çeken herhangi bir konuda çalışmaya devam ediyor.

Bu sırada, tuhaf işler alırken, Rothfuss The Song of Flame and Thunder adında son derece uzun bir fantezi romanı üzerinde çalıştı. Aynı zamanda The Pointer adındaki kampus gazetesinde “Your College Survival Guide” köşesini yazmaya başladı.

1999’da bir B.A ile İngiltere’de mezun oldu.Washington StateUniversity’den MA’ini (Master of Arts*) aldıktan sonra Stevens Point’e öğretim amaçlı iki sene arayla geri döndü. The Song of Flame and Thunder’ı tamamlamasından sonra Rothfuss eserini birkaç yayıncı firmaya sundu ama reddedildi. Rothfuss daha sonra kitabı DAW Books’a sattı. The Song of Flame and Thunder, The Kingkiller Chronicle adıyla yeniden isimlendirilerek üç bölümlük bir seriye ayrıldı, ilk bölümü olan The Name of the Wind Nisan 2007’de basıldı. Daha sonra roman, 2007’de en iyi fantastik kurgu/bilimkurgu dalında Quill Ödülü’nü kazandı ve New York Times En Çok Satanlar Listesi’nde yer aldı.

Serinin ikinci kitabı, The Wise Man’s Fear, Mart 2011’de, kalın kapaklı kurgu listesinde, New York En Çok Satanlar’da bir numaraya yerleşti.

Yazar istatistikleri

  • 441 okur beğendi.
  • 3.965 okur okudu.
  • 230 okur okuyor.
  • 2.621 okur okuyacak.
  • 96 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları