Peride Celal

Peride Celal

Yazar
8.1/10
15 Kişi
·
74
Okunma
·
14
Beğeni
·
1.656
Gösterim
Adı:
Peride Celal
Unvan:
Yazar
Doğum:
İstanbul, 1916
Peride Celal (d. 1916, İstanbul) yazar. İlk öyküsü Sedat Simavi'in Yedigün Dergisi'nde Ak Kız'ın Hikâyesi adıyla 27 Kasım 1935'te P. Gençay imzasıyla yayımlandı. Daha sonra Son Pasta, Cumhuriyet, Tan ve Milliyet gazetelerinde öyküler, röportajlar yayımladı. Roman da yazmaya başlayan yazar, Üç Yirmidört Saat adlı romanıyla Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü'nü kazandı.
"Orada burada savaşlar, bir avuç toprak için cinayetler, özgürlüklere faşist baskısı, daha bir sürü canavarlıklar sürüp gidiyor. İçimizdeki çocuğu yok ettik, onun saflığını saklayamadık, aydınlıklar alacakaranlığa dönüştü."
Peride Celal
Sayfa 6 - Can Yayınları
Kendi kendimle konuşmaya başladım işte. Bir zamandan beri “benleyim”.
Peride Celal
Sayfa 91 - Can Yayınları, 1. basım (2002)
273 syf.
Peride Celal;
Hikayeleri en derinden yakalamış ve karakterlerin ruhsal tahlillerini böylesine güçlü anlatabilecek seviyeye ulaşmış, edebiyat dünyamızın arka planında kalan -benim gözümde- usta bir yazardır.

Kendisi hakkında daha çok bilgiye sahip olmak adına araştırma yaparken, hayatla “barışamadan” öldü başlıklı bir gazete yazısına denk geldim.

Peride Celal;
“Ben hiçbir zaman kendimle barışamadım. Hala barışamadım. Hayatla barışamadım,” diyor ve gerçekten de bu duyguyu karakterlerine yansıtıyor.

Zamanın dönem aydınları arasında Peride Celal için “piyasa” romancısı diye söylemişler. Kendisi de bir konuşmasında çok yoksul bir çocukluk geçirdiğini ve o zamanlar para kazanmak için yazmam gerekiyordu diye söylüyor.

Hayatı çoğu yazarlar arasında birinci dönem ve ikinci dönem diye ayrılmış. İkinci dönem yazdıklarıyla kendini toplamış, belirli bir seviyeye ulaşmış -fakat hala kendisini çok yetersiz görmesine rağmen- çeşitli ödüller kazanmıştır. Orhan Kemal roman ödülü de bunlardan biridir. Kurtlar romanıyla kazanmıştır.

Kitaba gelirsek eğer roman iki bölümden oluşuyor. Birinci bölümü Cem’in ağzından, ikinci bölümü ise Elif’in ağzından okuyoruz. Cem ve Elif evli bir çift.

CEM SONER;
Sürekli çelişki halinde, kararsız, hayata dair bir amacı olmayan -varsa bile bomboş olan-, patavatsız, yalaka, yalancı, arsız, paragöz, sürekli yatak muhabbeti yapan, cinsel dürtüleri tavan yapmış, eşinin kuzenini bile altında hayal eden şerefiz bir adamın tekidir.

Eşinin imkanlarıyla zengin olmuş ve kendi geldiği yeri de baya unutmuştur.
Elif ona İstanbul senin için ne ifade ediyor dediğinde ise: “Nesini anlatayım, Anadolu’dan göç edenlerle dolup taşan, pis, kabalaşmış bir kent,” diyerek yine kendisini olabildiğince büyük görmüş, sürekli yalan haberler yazıp gazeteciliğini de öyle devam ettirmiştir.

Eşini anlatışından ve yaptıklarından hiç hoşlanmadım fakat defalarca aldatmış olmasından dolayı değil. Çok bencil ve ukala olması midemi bulandırdı.

ELİF;
Yalnız, yapayalnız bir kadın. Kocasına çok aşık fakat arka kapakta yazılmış olduğu gibi -benim gözümde- hastalıklı bir aşk değil.
Hastalıklı bir aşk olmuş olsa, eşinin defalarca onu aldatmasını bildiği halde susup köşeye çekilmezdi. Elif sadece kendi benliğini unutmuş bir kadın. Annesiz büyümüş ve baba sevgisinden de -kendince- mahrum kalmış. Hayatta verip verebileceği tüm sevgisini de eşine vermiş.

Elif’in içinde bulunduğu tek sıkıntı da aşkı olmamıştır. Sürekli bulunduğu yerden kaçıp diğer evim dediği Paris’e gitmiştir.

Televizyonların, radyoların ölüm ve dehşet saçan haberlerinden, gazetelerin her yanda kötülük arayan felaket başlıklarından, sevdiği kentin(İstanbul) dökülüşünden, parti kavgaları arasında, mafya elinde biçilip kesilip bölünerek parçalanmasından kaçıştı biraz da bu.

Meclis’teki şişman, midesi gömleklerinden taşan yayık yüzlü adamlar, bir gün yazıp ertesi gün korkudan kendi kendilerini yalanlayarak özür dileyen gazeteler, televizyonlarda zenginlerin şahane düğünlerinden, sosyete haberinden sonra, gecekondu önlerinde ayakları çıplak, burnu sümüklü çocukları kuru ekmeği kemirirken “hayatın içinden” manşetleri, gazetelerin her sayfasında kadın çıplaklığı..
Hepsinden, her şeyden kaçıştı.
İstanbul’un, hatta Türkiye’nin yalan bir kent olduğunu düşünüp durdu.

Elif’in derin sözleridir bunlar, içinin boşluğunu daima doldurmaya çalışmış fakat dolduramamış Elif’in...

Bizler okuruz ya, her şeyi çok biliyoruz ve kaçarız böyle konulardan, “Ben de yazarım ya ne var ki, aşkmış pehh” diye düşünüp söyleriz ya hani sürekli, işte bu basit bir aşk romanı değildi.

Bir insanın kendisiyle hesaplaşmasını okuyacaksınız. Hayatın içinden aldığı tüm darbelere şahit olacak, karakterlerde kendinizi göreceksiniz.

(Yazarın dili oldukça yalındı. Okurken hiç zorlanmadım ve sıkılmadım. Ama tabi sizlere hitap etmeyebilir. Ben edebiyat camiasının kadın yazarlarını tanımaya çalışıyorum. Tozlu rafların arasında kalmış kişileri bulup, çıkarmaya çalışıyorum.)
273 syf.
“Hiçbir şey bizim değil, sevdiğim adam benim değil...”
(sayfa 198)
Elif, gazeteci kocası Cem’e deli bir aşkla bağlıdır. Kocasına duyduğu hastalıklı bir tutkudur .
Ondan uzakta yaşamayı tercih etse de yine arada onun yanına koşar.
Ama daha sonra kocasından, yalanlarından ve kocasının yalan dünyasından kaçıp sığındığı Paris’e döner.

Kitap iki bölümden oluşuyor. Birinci bölümde olaylar Cem’in penceresinden, ikincisinde ise Elif’in penceresinden aktarılıyor.

Ben kitabı çok beğendim. Yazarın iki karakterin iç dünyalarını derinlere inerek, kendi ağızlarından anlatması çok ilgimi çekti.
144 syf.
·Beğendi·10/10
"Orada burada savaşlar, bir avuç toprak için cinayetler, özgürlüklere faşist baskısı, daha bir sürü canavarlıklar sürüp gidiyor. İçimizdekı çocuğu yok ettik, onun saflığını saklayamadık, aydınlıklar alacakaranlığa dönüştü. Doğayı bile kirletmeyı başardık sonunda. Gökyüzünü deldik, nehirleri, denizleri pislettik,suları zehirledik."
347 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kırklı yaşlarının sonlarında iki çocuk annesi Nuriye Selen'in konsolos eşi Nihat Selen'le çocuklarının geleceği üzerine konuşmak için çıktığı gemi yolculuğunda gençlik aşkı aynı zamanda unutamadığı bu aşk yüzünden hayatına hiçbir zaman odaklanamamış Nuriye Hanım’ın Yazar Sahir Kırtay’la karşılaşması. İki eski aşığın geriye dönük eleştiri, öz eleşrileri ve geminin diğer farklı mesleklerde renkli kişiliklerden oluşan yolcularının 1960 Türkiye’sinin o günkü siyasi tartışmaları, kuşak çatışmaları, farklı görüşler, farklı bakış açıları ateşli tartışmalar çevresinde yazılmış güzel bir hikaye.
Keyifle okudum.
144 syf.
·Beğendi·8/10
Bir mektup sever olarak almıştım bu kitabı, içinde bir kaç öykü var kitaba ismini veren mektup öyküsü ise bir oğul'un babasına yazdığı bir mektup sonrası adamın bu mektup hakkında ki düşünceleri ve onda ki etkileşimlerini konu alıyor..
496 syf.
·4 günde·3/10
Yazarın anlatım dili'ni çok seviyorum. Özellikle kişi ve olayları, analizleri ve aktarımı çok iyi. Bu kitapta ki Macide karakterinin hafif depresif, hayata kızgın hallerini hem üzülerek hemde severek okudum. Tek sıkıntı fazla uzatılmış bir roman ve kelime hataları idi.
702 syf.
·9 günde·Beğendi·8/10
Osmanlı'nın son döneminden 12 Eylül darbesine kadar olan çok geniş bir zaman aralığında giden gelen bir yapıya sahip olan roman başlarda insanı biraz yorabiliyor. Bir kadın yazarın 24 saatini anlatırken insanın kendisi, sevdikleri ve çevresiyle olan çatışmalarını, hayata olan hesaplaşmasını okuyor aynı zamanda ülke gerçeklerini, yakın tarihimizdeki kırılmaları, sosyal ayrışmaları da net bir şekilde görüyorsunuz. İster istemez yaşamınızı sorgulayıp kendi iç hesaplaşmanızı da yapıyorsunuz. Sabırlı okurlara tavsiyemdir.
392 syf.
·Beğendi·8/10
Bitti !!!
Tehkikeli bir peritonit ameliyatı geçirmiş eski yanan konağın hizmetçisi Dilber’in başında 3 gün beklenecektir. Doktor üç yirmidört sonunda ne olacağı belli olur demiştir. Refakat işini Fatma üstlenecektir, Çünkü Dilber bebekliğinde Fatma’ya annesinden daha iyi bakmıştır.
Roman bu üç günde Dilber’in hayatı, hanımı ve hanımının kızı Fatma ile yüzleşmesi, dahası Fatma ile annesinin yüzleşmesi ile geçecektir. Fatma annesinin kendisini neden sevmediğini düşünürken ya da aradaki bağın neden Anne kız ilişkisi içinde olmadığını anlayacaktır bu Zamana kadar dinlemediği annesinin hikayesini dinlediğinde.
Çok eski bir kitaptı 70lerde yazılmış. Dili ağırdır ya da anlaşılmazdır diye çok korktum. Konusunu çok merak ederek almıştım, İyi ki de almışım okumuşum diyorum. Dili hafifti ve sürükleyiciydi. Bu kitabın Satışı yok ben de sahaftan aldım. Güzel bir Soluk ve yüzleşme oldu benim için. Beğendim tavsiye ederim. 8/10

Yazarın biyografisi

Adı:
Peride Celal
Unvan:
Yazar
Doğum:
İstanbul, 1916
Peride Celal (d. 1916, İstanbul) yazar. İlk öyküsü Sedat Simavi'in Yedigün Dergisi'nde Ak Kız'ın Hikâyesi adıyla 27 Kasım 1935'te P. Gençay imzasıyla yayımlandı. Daha sonra Son Pasta, Cumhuriyet, Tan ve Milliyet gazetelerinde öyküler, röportajlar yayımladı. Roman da yazmaya başlayan yazar, Üç Yirmidört Saat adlı romanıyla Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü'nü kazandı.

Yazar istatistikleri

  • 14 okur beğendi.
  • 74 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 71 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.