Peter Handke

Peter Handke

Yazar
7.2/10
42 Kişi
·
110
Okunma
·
11
Beğeni
·
1.534
Gösterim
Adı:
Peter Handke
Unvan:
Avusturyalı Romancı ve Oyun Yazarı
Doğum:
Griffen, Avusturya, 6 Aralık 1942
6 Aralık 1942'de Avusturya'da doğdu. Öz babası, daha o doğmadan annesinden ayrıldı ve annesi daha sonra Peter Handke'ye adını veren Bruno Handke ile evlendi. Peter Handke 1944 yılında ailesiyle birlikte Doğu Berlin'e göç etti, ama Berlin'in Ruslar tarafından abluka altına alınmasından hemen önce oradan ayrıldılar. On iki yaşına kadar, din ağırlıklı eğitim veren bir okulda okudu, sonra normal liseye geçti. Anne tarafından büyükbabası Slovak olduğu için küçük yaşlardan başlayarak bu kültüre ilgi gösterdi. 1961 yılında hukuk fakültesine girdi ve öğrencilik yıllarında yazmaya başladı. İlk roman denemesi olan Die Hornissen'in Suhrkamp Yayınevi tarafından kabul edilmesiyle birlikte eğitimini yarıda bıraktı. Bu romanın yayımlandığı 1966 yılından sonra Peter Handke yazarlık dışında bir iş yapmadı. 1971 yılında annesi intihar etti. Kendisini çok etkileyen bu olayı, Wunschloses Unglück adlı romanına konu edindi. 1972 yılında eşinden ayrılan Handke bu evlilikten olan kızını tek başına büyüttü. Yetmişli yıllarda Peter Handke hem kişisel görüşleri ve yaşam tarzı, hem de başkaldıran kişiliği nedeniyle fazlaca eleştiri aldı. 1973-78 yılları arasında Paris'te, 1978-79'da Amerika'da yaşadı. 1979'da Salzburg'a döndü. Şiir, roman ve tiyatro oyunları bulunan yazarın bazı yapıtları Türkçeye de çevrilmiştir. Birkaç dile çevrilen Hiçkimse Koyunda Bir Yıl adlı romanı da Can Yayınları arasında çıkmıştır. Peter Handke, Paris'te yaşamaktadır.
Cocuk daha henüz çocukken kollarını sallayarak yürürdü.
Derenin ırmak olmasını isterdi, ırmağın sel,
bir su birikintisinin de deniz olmasını.

Çocuk henüz çocukken çocuk olduğunu bilmezdi.
Her şey yaşam doluydu ve tüm yaşam birdi.
Çocuk henüz çocukken hiçbir şey hakkında fikri yoktu.
Alışkanlıkları yoktu.
Bağdaş kurup otururdu, sonra koşmaya başlardı.
Saçının bir tutamı hiç yatmazdı
fotoğraf çektirirken poz vermezdi…

Çocuk henüz çocukken şu sorulara sıra gelmişti.
Neden ben benim de sen değilim,
neden buradayım da orada değilim?
Zaman ne zaman başladı ve uzay nerede bitiyor?
Güneşin altındaki yaşam sadece bir rüya mı?
Gördüklerim, duyduklarım, kokladıklarım
sadece dünyadan önceki dünyanın bir görüntüsü mü?

Gerçekten kötülük var mı?
Gerçekten kötü insanlar var mı?
Nasıl olur da ben olan ben olmadan önce var değildim
ve nasıl olur da ben olan ben, bir zaman sonra ben olmayacağım…

Çocuk daha henüz çocukken
ıspanağı, bezelyeyi, sütlacı ve karnabaharı ağzında geveleyip dururdu,
ama şimdi hepsini yiyor, üstelik mecburiyetten değil.

Çocuk henüz çocukken bir keresinde yabancı bir yatakta uyandı.
Şimdi tekrar tekrar uyanıyor.
Bütün insanlar güzel görünürdü,
şimdi ise sadece bazıları.
Cenneti gözünün önüne getirebiliyordu,
şimdi ise tahmin ediyor.
Hiçliği düşünmezdi,
bugün ondan ürküyor.

Çocuk henüz çocukken hevesle oyun oynardı,
Şimdi ise ancak yaptığı işle heyecanlanıyor.
Çocuk daha henüz çocukken elma ve ekmek yemek yeterliydi.
bu bugün de böyle.
dutlar ellerini doldururdu, bugünkü gibi
taze cevizler buruşuk bir tat bırakırdı ağzında,
hala bırakıyor.

Çocuk henüz çocukken
bir dağın doruğuna vardığında biraz daha yükseğini arzulardı hep,
büyük bir şehir gördüğünde daha büyüğünü isterdi,
bugün de böyle bu.
Coşkuyla ağaçların dallarına tırmanırdı tepedeki kirazları toplamak için,
bugün de böyle bu.
Kızarırdı yüzü yabancıların gözü üstündeyken,
bugün de bu değişmedi.
Sabırsızca ilk düşen karı beklerdi,
bugün de yaptığı gibi.

Çocuk daha henüz çocukken
zıpkın gibi bir çomak fırlattı ağaca
bugün hala titrer çomak o ağaçta.
-Zaman gençliğindeki gibi zor mu geçiyor?
-Her zamankinden daha zor. Örneğin şimdi: Hava çoktan karardı, ama ben gecenin yeni başladığını düşünmek zorundayım.
Bazen, sakin evimden çıkıp birileriyle buluşmaya giderken, kalabalık içinde bulunmak istemediğim için, kendimi ölecek kadar yorgun hissediyorum.
Kocam benim için, "Michele güçlüdür" derdi. Aslında, gerçekte onun ilgisini çekmeyen şeyler için güçlü olmamı istiyor: çocuklar için, evin idaresi için, vergiler için...
“Görmek isterdim seni yabancı bir kıtada
Ancak o zaman yalnız olursun kalabalıklarda
Sen de beni görürsün binlerce insan arasında
Ve o zaman birbirimize doğru yürürüz en sonunda”
The Lefthanded Women
Peter Handke
Sayfa 57 - Kırmızı
İdeal ülkede;Bir erkekten,beni şu an olduğum ve ileride olacağım ben için sevmesini bekliyorum.
Çevresinde olanlardan o denli uzaktaydı ki, artık gördüklerinin ve duyduklarının içinde kendisi yoktu. "Havadan çekilmiş fotoğraflar gibi," diye düşündü (...)
Peter Handke
Sayfa 54 - Ayrıntı Yayınları
"(...) insan yavaş yavaş tetikte olma yeteneğini yitiriyor, yoruluyor, kendini veremez oluyor. Sonra bir şey olunca tepki bile gösteremiyor."
Peter Handke
Sayfa 78 - Ayrıntı Yayınları
112 syf.
Edebiyattan pek anlamam, hiç anlamam desem yeridir. Çağrışımlara göre yazacağım bu komik, yer yer tuhaf inceleme benzeri monologu.
.
"... karınlarını doldurmak için sözcükleri çiğnerler. Dilin nesnel ruhundan bekliyorlardır toplumun kendilerine vermediği güçlü besini; ağızları sözle dolu olanların dişlerinin arasında başka bir şey yoktur. Böylece dilden öç almaya yönelirler. Onu sevmeleri yasaklanmış olduğu için dilin gövdesini zedelemeye yönelir ve böylece kendi maruz kaldıkları sakatlanmayı iktidarsız bir kuvvetle tekrarlamış olurlar."

konuşmak sesin örtüsünü düşüncelerine çekip arkadaki görüntüleri perdelemektir. konuşmak hep kovaladığın mutsuzluğun tepesine çökmek. iki basit kelimeyle kendini nitelemenin tadı. konuşmak anlatamamanın aciz ifadesidir. tutsak kalmaktır madde duvarının tinine. konuşmak yalnızlığını sudan sebeplerle göz önüne sermektir. konuşma denen eyleme kendini kaptırıp oyalanmak. kaçıştır ayak basılmadık düşüncelerinden.
"bilirsin: atlayış
seni aşar
hep"
hadi anlat.
anlatmak atlatmaktır. en ufak darbelere razı olmak. hadi anlat. bir parça daha kes sessizliğinden.
en büyük dilimi ayır kendinden. konuş. doğurma düşünceni. sustur kendini. bir kelime daha lütfen.
söyle. unuttun mu kendini ...

evet, yukarıdaki rezil kesite dayanabilenler bir sonraki cehennem azabına şöyle buyursunlar. Kaspar Hauser adlı eser bir dil işkencesi olarak tasarlanmış ancak kelimenin tam anlamıyla yılankavi bir hikaye. sürüngence bir uyanış. Hayır, sürünme eylemiyle iştigal eden Kaspar değil, dil, ifade kefesine kesip biçip attıklarımız. 'kuyruğunu koparan kertenkele gibi olsak keşke, öylece anılarımızı, duygularımızı,cemaziyelevvelimizi geride bırakabilsek' diye düşünmüştüm bir ara. ama yanılmışım. kuyruksuz bir kertenkele, deri değiştiren bir yılan, bir müddet öyle savunmasız, öyle konar göçer bir tehlike kervanına kapılır ki ona ve kendinize acımaktan kendinizi alıkoyamazsınız.belki acıdığınız sadece kendimiziz kim bilir.
-Esasen bu acıma hali kurtarabilir bu soysuz yürekleri. kimlerden mi bahsediyorum elbette robotlaşmaya meraklı yalpalayanlardan, kelimeleri mısır koçanı gibi kemiren sömürenler.
Konudan sapma eğiliminden kaçınarak, genel bilgi verecek olursam, Kaspar Hauser hakkında mit sayılabilecek bilgiler mevcut. yürüme sorunu çeken (eklemlerinde açıkça yer alan problemlerden ötürü) ve konuşmayı bilmeyen bir çocuk-genç. Kafesinden fırlamakta geç kalmış biri gibi, unutulmuş, sonradan fark edilmş veya fark edilmemiş demek daha mı doğru olur?
Yazar Kaspar´ın içsel sürecine konuşma-sessizlik atağına odaklanmış, tabula rasa halinden konuşkan bir boşluğa, levhaya doğru sarsak adımlarla koşturur. Kaspar koş, zıpla, fırla, fırla, fırla... durrrrr diye bağırırırız ardından. Kaspar' ı okurken en sevdiğim kahraman geldi aklıma; Grendel. Nasıl olur o kötü karakter dediğinizi duyar gibiyim, hayır tüm baladları yaran baltadır Grendel ve Kaspar'ın dengidir. İkisi de toplumun dışlanan (outcast) kadrodandır. Birini dil dışlamıştır, diğerini dilini bilmediği insanlar. Grendel sahtekar, üçkağıtçı, göz boyayan ozanın sözlerine kanıp duvarın öte yakasına çekilirken, Kaspar dilin bilinmezliğiyle donup kaldığı dünyada tuğlaların yüzüne sırıtmasıyla duvar işçiliğine terfi etmiştir.

Good fences make good neighbors
... Duvarı sevmeyen bir şeyler vardır,
Ve güneş altında kazara döker yukarıdaki iri kayaları,
Ve iki kişinin yan yana geçebileceği boşluklar oluşturur.
Avcıların marifeti başka bir şeydir:
Taş üstünde taş bırakmadıklarında
Onarım yapmaya geldim onların ardı sıra,
Fakat gizlendiği yerden çıkarırlardı tavşanı,
Hoşnut etmek için havlayan köpekleri. Bahsettiğim boşlukların
Yapımını ne kimse gördü ne de işitti,
Fakat baharın onarım zamanında buluruz onları orada.
Tepenin ardını bilsin istedim komşum;
Ve bir gün buluştuk çizgide yürümek için
Ve tekrar belirlemek için aramızdaki duvarı.Yürürken koruruz aramızdaki duvarı.
Her birimizin payı tarafımıza düşen kayalardır.
Ve bazıları somun gibidir ve bazıları handiyse gülle
Dengede tutabilmek için onları nöbet tutmalı:
“Sırtlarımızı dönene kadar sen orada kal! ”
Dokunarak onlara kuşanırız parmaklarımızın pürtüklülüğünü.
Ah, yalnızca başka bir oyundur dışarıda oynanan,
Herkes bir tarafta. Dahası da var:
Duvarın olduğu yerde duvarın gereği yoktur:
Onun ağaçları hep çamdır ve benim bahçemde ise elmalar.
Elma ağaçlarım asla karşıya geçerek
Çam ağaçlarındaki kozalaklarını yemezler, diyorum O’na.
“İyi çitler iyi komşular yaratır” diyor yalnızca.
Robert Frost

Grendel başarısız bir komşuydu ve gelelim Kaspar'a. Bilinmezin kıyısında cümleleriyle duvardan çok köprü kurmak ister. "Cümlenle başka bir cümle söylemeyi öğrenirsin, aynı başka cümleler olduğunu öğrendiğin gibi, aynı başka cümleleri öğrendiğin ve öğrenmeyi öğrendiğin gibi ve ortada bir düzen olduğunu öğrenirsin ve cümleyle düzeni öğrenmeyi öğrenirsin."
Gerilen dikenli tel sözle beden arasında aslında, bir adım ötesi vahşice, gaddarca, savunmaya muhtaç, saldırıya açık. Sözün tehlikesi, yukarıda yılanın öyküsünden bahsederken, deri değiştirmenin, pul pul dökülmenin zorluğundan, insanın kendi kendini yutkunan bir yılan olabileceğinden bile söz etmiştik. Suflorler, çiğnenmiş, kaşık kaşık yutulmaya hazır dili enjekte ederler algılarına yavaş yavaş, "bunu çiğne, yut, iç, yala, kemir, son damlasına kadar tüket!" Dilin hükmedici yanı yaşamı yönlendirir ve hangi yaşamı Kaspar'ınkini mi yoksa ona biçileni mi? İşte bu noktada, güçsüz bacaklarıyla yüzünde maskesiyle Kaspar sayıklar, başka biri olmak istediğini, bir zamanlar bir başkasının doldurduğu boşluğu arar dolaplarda, dekorlarda kullanılan masada, sandalyede. Neden kendi değil de başka biri? Biri olmak için, bir birey olabilmek, damgalanabilmek için, follow your leader, liderine uy, kuralına ihtiyaç duymaktadır? Benden önce kimdi benim zihnimi işgal eden, beni ben olmaktan kurtabilecek sihirli değneği kim icat etmişti? Ve ben ben olmazsam güvende miyim?
Benolmak teklikede olmak mı? Kelimelerimin toprağını deşen dirgen kimin?
Nurdan Gürbilek'in Benden Önce Bir Başkası eseri aklıma geliyor. Dostoyevski'nin böceğiyle büyülenen Kafka örneğin. Zihnimimizde kozalanan başkalarına ait kelimelerle büyüyoruz bu doğru, kanat çırpıyoruz; velakin kastedilen bu değil. Toplumsal sürüngenliğimiz, yapış yapış mukozadan aktarılan dille aktarılan ebedi uysallığımız. Nasıl yani yabaniler gibi mi olalım, hadi oradan diyorsunuz değil mi, demelisiniz de :) hayır, sadece hayır diyebilmeli insan. Tabula tanımsızlığımızı muhafaza edebilmeli. Dolapları açtığımızda tanımadığımız insanlara ait cesetler gibi kıyafetler sarkmamalı, masada gülümseyen bir harfimiz belki, ağzımızın kenarından damlayan bir ben imgesi. Çok zor mu, evet, ama hayır diyebilmeli.
Neye hayır? Dilin cezalandırıcı bir sopa gibi, bir mekanizma misali uzuvlarımızı kesip atmasına, üzerimize biçilen üniformalara.
110 syf.
·1 günde·8/10
Çocuk, "Daha iyi bir hayat" temalı bilinmedik, tanınmadık her şeyin herkesin yok oluşunu düşlediği bir ödev hazırlıyor. Kadın, bir sabah uyanıp onu yalnızca yalnızlığa mahkum eden evliliğini bitirme kararı alıyor. Adam, bu kararın pişmanlık getirmesi için pusuda bekliyor. Böylece 'Her şeyin tehlikede olduğu olağanüstü zamanlarda, insanların sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi yaşayıp gitmesi' kitabın ana fikri oluyor.
96 syf.
·Puan vermedi
bu kitabı tek cümleye sığdırabilirmişim gibi hissediyorum: "boşluğun romanı" ama gelin görün ki twittervari bir cimriliğin aksine 1k 150 karakterden aşağı inceleme olmaz diyor. İncelemiyorum oysa, incelemek daha zihinsel bir şey. Edebiyata ruhumla gittiğimden çoğu zaman ne hissetmişsem odur 'inceleme'den anladığım ve bu bir kelimeye bile sığabiliyor işte: boşluk.
(hoş bu kitapta felsefe(varoluşsal boşluk felsefesi denilebilir-hatta Heidegger'in "dünyaya fırlatılmışlık" felsefesi bile hatırlanabilir-) edebiyata baskın ama yine de, yankısını ruhumda buldu satırlar, belki sınırlar keskin değildir o kadar)
dipnot: parantez içi matruşka gibi oldu.
dipdipnot: bu metin "inceleme"den çok bir bilinçakışı notu olsa da silmeyeceğim. Dur burda ve türünün tek örneği ol.
96 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Kitaptaki olay örgüsü sürekli hızlı geçişler barındırıyor. Oteldeyken bir bakıyorsunuz ormanda veya okulda. Zıp zıp bir orada bir burada olan bir Bloch karakteri var karşınızda. Yani aslında 500 sayfalık bir romanın 96 sayfalık halini okuyorsunuz. Çok derin ve zor bir kitap. Kitabın bütün verilmek isteneni son sayfada gizli. İnsan psikolojisinin dağınık ve değişken olduğunu hemen her sayfada vurgulamış Handke. Farklı bir şeyler arayanlar için iyi bir seçim olabilir.
102 syf.
·Beğendi·6/10
Alman dilinin tanınmış özgün yazarlarından birisi olan Peter Handke' nin bu eserinde tersine çevrilmiş bir Don Juan karşımıza çıkıyor.
Sanat dünyasında çapkınlığı ün salmış " Don Juan " bu kitapta karşımıza bir gezgin olarak çıkıyor.Ve ayrıca bu kitap Don Juan'ın ( kendi ağzından,kesin ve hakiki ) öyküsü diye takdim ediliyor.İyi okumalar diliyorum.
110 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Kitapların çoğunu-bir tavsiye olmaksızın- aldıktan sonra okuduğumuz için bazen istenmeyen duygular yaşanabiliyor.Bu kitap ta öyle olumsuz bir duyguya kapıldım.Nice yazarlarımız varken bu kitabı Türkçeleştirip basmak tamamen zulüm bence.'Okuduktan sonra almak'gibi bir şansımız olsaydı ,kesinlikle almazdım.Yazık!!
126 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
“Başka birinin bir zamanlar olduğu gibi biri olmak istiyorum.” cümlesiyle başlayan konuşması, perde kapanmaya yakın “boşluğu kelimelerle doldurmayı öğrendim” cümlesine evriliyor..Kaspar kelimelerle çevriliyor.
.
Çetrefilli bir okumaydı Kaspar ama bu aldığınız zevki azaltmıyor.Kaspar efsanesinden (bir soylunun gayri meşru çocuğu olur ve bir odaya kapatılır,yemek harici konuşulmaz ve ortaya çıktığı zaman da öldürülür) esinlenerek yazılan bu oyunu keşke sahnede izleme fırsatımız olabilse..
.
Peter Handke,insanın diğerleri tarafından şekillendirilmesine-sosyal bir varlık olarak adlandırılmasına dair kendi yaklaşımını öne sürüyor.İnsan gerçekten nasıl insan olur? Peki Kaspar kim sahi?
.
Yazılanları takip etmek bile bir çaba gerektirirken çeviri sürecini tahmin edemiyorum. Ahmet Cemal’in belirttiği üzere “Kaspar,çeviri açısından rastlanabilecek en çetin ceviz metinlerden biri.” Çevirmen Mehmet Fehmi İnce özel bir teşekkürü hak ediyor ~
96 syf.
·2 günde·6/10
Ayrintı yayınlarının 1988 Haziran 1.basım arka kapak yazısında belirttiğine göre Time tarafından (hangi Time?) "Beckett'tan beri çağdaş yazının en büyük adı" diye nitelendirilen Handke'nin en önemli yapıtlarından biriymiş Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi. Benim görüşümse kitabın daha çok 'pek bir şey anlatmayan anlatılardan' olduğu yönünde. Zira Bay Handke baş karakteri olan eski kaleci Joseph Bloch'u, rüzgarda sürüklenen sayfalar misali oradan oraya savurup duruyor 86 sayfa boyunca. Serbest çağrışım tekniğiyle yazılmış olan kitapta, bir cümlede odasında oturan baş karakterimiz bir sonraki cümlede postaneye yürüyüp cümlenin sonunda ormana koşmaya veya bara içmeye gidebiliyor. Kendi adıma şunu söyleyebilirim ki, sürekli Türkçe kitaplar okuyan birinin İngilizce bir kitabı (dile ne kadar hakim olursa olsun) yadırgaması gibi, bu tarz kitaplara alışık olmadığım için okumakta zorlandım. Ayrıca şunu da belirtmek isterim ki, Ayrıntı Yayınları aynı arka kapak yazısının devamında bu kitap için "Bir tek sözcük ile tanımlamak gerekirse, dille dünya arasındaki 'boş'luğun romanıdır," der. Sanırım okumakta yaşadığım zorluk daha tolere edilebilir olmuştur nazarınızda. Zor kitapları seven okurlara tavsiye ederim.
96 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Josef Bloch tanınmış bir kaleci.Bir gün gittiği iş yerinden kovulduğunu öğreniyor ve “vakit öldürmeye” başlıyor.Gittiği her yerde kendini daha yalıtılmış hissediyor, öldürülen bir kızın hikayesinde buluveriyor kendini, her nesneyi maddi değeri ile ölçen bir vergi memuru ile karşılaşıyor, kaldığı oteldeki düzeni izliyor. Ve bunları yaparken biz onun ensesindeyiz.Attığı adımın bir adım gerisinde.Ama asla adımlarını şekillendirmiyoruz, yaptığı en ufak bir eylemi dahi yargılamıyoruz. Çünkü hangi dil buna yetkin ki?
.
Peter Handke ile nihayet tanış oldum.Bu görkemli bir tanışma değil, aksine sıradan ve gündelik işlerimin arasında bir göz değmesi şeklinde oldu. Yarattığı anlatım tüm kılçıklarından arındığı için, yağmur suyu kadar berrak olduğu için.
.
Pek çok kişi için ağır bir okuma süreci yaratabilecek bir anlatımı var Handke’nin.Benim için ise “bak bu da mümkün” dedirtecek bir farklılık sundu diliyle yazar.Birbirini takip eden düşünceler bir kaçışın parçası olmakla birlikte aslında hiçbir durumu da betimlemiyor. Dilin, kelimelerin, benliğin meydana getirdiği eksik gedik ne varsa bu farklılıkla kavrıyoruz. Kalecinin penaltıyı atacak oyuncunun duruşunu izleyip; topu hangi köşeye vuracağını kafasında canlandırmasındaki ikircikli durum gibi. “Bu köşeye atacak.ama bu köşeye atacağını hissettiğimi görebiliyor.o yüzden ters noktayı seçecek..belki de?”..
.
“Kendisini algılayan bilinci o kadar şiddetlenmişti ki bütün vücudunda hissettiği bir dokunuş duygusuna dönüşmüştü; sanki bilinç, sanki düşünceleri kendisine sataşmış, üstüne yürümüş, saldırmışlardı. Savunmasız, kendini savunamayacak bir halde yatıyordu işte; içi iğrenç bir biçimde ters yüz olmuştu: Yadırgatıcı değil, sadece tiksindirici bir başkalıktı.Bir hamlede olmuştu olan, bir hamlede doğallığını kaybetmiş,bağlamından kopmuştu.”
75 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
“Kaernten ‘Volkszeitung’ gazetesinin pazar ekinde,çeşitli olaylar sütununda yer alan bir haber: Cumayı cumartesiye bağlayan gece,A’dan 51 yaşında bir ev kadını yüksek dozda uyku hapı alarak intihar etmiştir.” O kadın Maria Handke idi, yazar Peter Handke’nin annesi.
.
Annesinin ölümü seçmesi üzerine kağıda dökülenler,hatıralar-aslında anımsanmaya çalışılanlar-,özlem ve onu anlamaya çalışma..Ağıt kitabı değil bu; aksine yaşadığı zor hayat sonrası belki de bir teşekkür niteliğinde Mutsuzluğa Doyum. Maria Handke vardı ve şimdi yok. Oğlu ise yaşamaya devam ediyor, şimdilik. Hepimiz gibi. Tüm kayıplara rağmen.

Yazarın biyografisi

Adı:
Peter Handke
Unvan:
Avusturyalı Romancı ve Oyun Yazarı
Doğum:
Griffen, Avusturya, 6 Aralık 1942
6 Aralık 1942'de Avusturya'da doğdu. Öz babası, daha o doğmadan annesinden ayrıldı ve annesi daha sonra Peter Handke'ye adını veren Bruno Handke ile evlendi. Peter Handke 1944 yılında ailesiyle birlikte Doğu Berlin'e göç etti, ama Berlin'in Ruslar tarafından abluka altına alınmasından hemen önce oradan ayrıldılar. On iki yaşına kadar, din ağırlıklı eğitim veren bir okulda okudu, sonra normal liseye geçti. Anne tarafından büyükbabası Slovak olduğu için küçük yaşlardan başlayarak bu kültüre ilgi gösterdi. 1961 yılında hukuk fakültesine girdi ve öğrencilik yıllarında yazmaya başladı. İlk roman denemesi olan Die Hornissen'in Suhrkamp Yayınevi tarafından kabul edilmesiyle birlikte eğitimini yarıda bıraktı. Bu romanın yayımlandığı 1966 yılından sonra Peter Handke yazarlık dışında bir iş yapmadı. 1971 yılında annesi intihar etti. Kendisini çok etkileyen bu olayı, Wunschloses Unglück adlı romanına konu edindi. 1972 yılında eşinden ayrılan Handke bu evlilikten olan kızını tek başına büyüttü. Yetmişli yıllarda Peter Handke hem kişisel görüşleri ve yaşam tarzı, hem de başkaldıran kişiliği nedeniyle fazlaca eleştiri aldı. 1973-78 yılları arasında Paris'te, 1978-79'da Amerika'da yaşadı. 1979'da Salzburg'a döndü. Şiir, roman ve tiyatro oyunları bulunan yazarın bazı yapıtları Türkçeye de çevrilmiştir. Birkaç dile çevrilen Hiçkimse Koyunda Bir Yıl adlı romanı da Can Yayınları arasında çıkmıştır. Peter Handke, Paris'te yaşamaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 11 okur beğendi.
  • 110 okur okudu.
  • 107 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.