Peter L. Berger

Peter L. Berger

Yazar
7.8/10
6 Kişi
·
18
Okunma
·
4
Beğeni
·
892
Gösterim
Adı:
Peter L. Berger
Tam adı:
Peter Ludwig Berger
Unvan:
ABD'li sosyolog ve teolog
Doğum:
17 Mart 1929
1926'da Avusturya'nın Viyana şehrinde doğdu. Avusturya'da Wağner College'da felsefe dalında lisansını tamamladıktan sonra (1949) ABD'nin New York, Nev School for Social Research'da sosyoloji dalında yüksek lisans (1950) ve doktora (1954) öğrenimi gördü. Henüz yayınlanmayan doktora tez konusu From Sect To Church: A Sociological Interpretation of the Baha'i Movement (Fırkadan Ümmete:Bahai Hareketinin Sosyolojik Yorumu) olup bir islam Din Sosyolojisi çalışması olduğu anlaşılmaktadır. Sırasıyla doktorasını yaptığı New School for Social Research'da, Rutgers ve Boston Üniversitelerinin çeşitli fakültelerinde öğretim üyeliği yapan Berger, 1981'den eri ve halen Boston Üniversitesi Fen-Edebiyat ve İlahiyat Fakültelerinde (College of Arts and Science ve School of Theology) sosyoloji ve ilahiyat profesörü olarak çalışmakta ve aynı zamanda Boston Üniversitesi İktisadi Kültür Araştırmaları Enstitüsü (Institute for the Study of Economic Culture)Müdürlüğünü de yürütmektedir. Lutherci olarak bilinen Berger vli ve iki çocuk babasıdır. Elinizdeki kitabın sunuşunda sıralanan ve bir kısmı Türkçe'ye de çevrilen kırkın üzerinde kitabı ve yüz yirminin üzerinde makalesi bulunmaktadır. (Kutsal Şemsiye, Rağbet Yayınları, Kitabın İçinden.)
İnsanlar unutur. Bu nedenle onlar tekrar tekrar hatırlatılmalıdır. .......... Dinî pratikler, bu "hatırlatma" sürecinin en önemli araçları olmuştur.
Peter L. Berger
Sayfa 104 - Rağbet
"Merhamet krallığının adalet krallığı ile yer değiştirmesinden dolayı asıl girişmeyi tasarladığı başkaldırıyı başlatır".
Peter L. Berger
Sayfa 161 - Rağbet (Albert Camus~The Rebel)
...Nesnelliğin durmadan kayboluşu veya dünyanın geleneksel dinî tanımlamalarının bireysel tercih konusu hâline gelir.
Peter L. Berger
Sayfa 281 - Rağbet
Modern bir sanayi toplumu, yalnız altyapı düzeyinde değil aynı zamanda bilinç düzeyinde de eğitimleri ve yürürlükteki toplumsal örgütlenmeleri yüksek düzeyleri ve bir rasyonelleşmeyi öngören çok büyük bilimsel ve teknolojik personel kadrolarının bulunmasını zorunlu kılar.
Peter L. Berger
Sayfa 233 - Rağbet
" Anlam insan bilincinde -yani bir beden içerisinde bireyselleşen ve bir şahıs olarak sosyalleşen bireyin bilincinde- inşa edilir. Bilinç, bireyleşme, bedenin özgürlüğü, toplum ve şahsi kimliğin tarihi- sosyal inşası, türümüzün üzerinde düşünme ihtiyacı bile hissedilmeyen ırksal ontojenezimizin karakteristik özelliğidir."
"Dünya görüşlerin kapsayıcı görünümleri ve değerler sisteminin sorgulanmaksızın kabul edilmesi statüsü ile ilgili ciddi bozulmalar meydana gelir."
" Radikal bireyciliğin, en nihayetinde bir bencilik haline geldiği gibi, radikal toplumcu düşüncelerinde en sonunda mutlak totaliter anlayış haline gelir.
Öncelikle beyefendi/abimiz olan Necip G. #28549333 bu güzel etkinliği yaptığından dolayı kendisine teşekkür ederim. İnceleme yapmamızı da istedi bizden eşgüdümlü olarak. Aslında etkinliğin amacı farklı türden kitaplar okumaktı. Yalnız benim vaktim olmadığından dolayı pek farklı tür okumaya fırsatım olmadı. Zaten okunanlar arasında farklı bir tür olarak (Sosyoloji) gözüktüğü için benim okuma türünden belki kendimize bir pay çıkartabiliriz.


Kitabı bana hediye eden DUA hanfendiye de çok teşekkür ederim. Zaten bu kitap etkinliklerinin gülüdür kendisi. Çok insan hediyelerinden faydalanmıştır. Bize faydası da bu alanla ilgili ekstra çalışmamızın muhtevası olacaktır.


Kitaba gelince, müellifi Peter. L. Berger kendisi Psikoloji, Felsefe ve Sosyoloji alanında uzman bir kişidir. Onu bu üç bilim dalında öne çıkaran Sosyoloji alanıdır. Ancak bu alanda da uğraştığı bir altdal olarak Din Sosyolojisidir. Zaten kendisi de kitabın içerisinde değindiği üzere bu daldaki birikimlerine de değinmiştir. Salt olarak Sosyolojiden bahsetmemiştir.

Sosyolojiye Çağrı adlı kitabında yazar, her kesime hitap edecek şekilde bir yazı ortaya koymuştur. Aslında kitap içerik olarak da yer yer akademik dilin verdiği zihinsel baskıdan dolayı anlaşılması kolay olmayan bir kitaptır. Kendi adıma benim anlamadığım yerler oldu çok sık üzerinde durmam gerekti. Ve ancak bu şekilde kavrayabildim. Sosyoloji alanında hocamın uygun gördüğü program çerçevesinde okuyorum kitabı. Ona da Berger ile ilgili şu tabirce bulundum: " Bu adamın kitabının(Yazarın diğer kitabı olan Kutsal Şemsiye) içerisindeki cümlelerin altı dolu dolu. Bazen bir yumurta alırsın eline yemek yapmak veya başka bir şey için kırarsın bakarsın ki çift sarılı yumurta veya üç sarılı yumurta olur. Berger'in de cümleleri aynen bu şekilde."
Yani sanki kitap 5-6 kitabın tek nüsha haline getirilmiş şekli gibi. Okuyorsun cümleleri aklına o cümlenin akabininde birkaç cümle birlikte geliyor. Yelpaze gibi.


Yazarın bu kitabını da çok beğendim. Ama Kutsal Şemsiye kitabı Din Sosyolojisi alanında gerçekten temel unsurları gözler önüne seren ince ama dev bir eserdir. Bu kitabı 7 bölümden oluşuyor. Bölümlerinde Sosyolojik olarak bakış açısının adeta perde arkasında bize gösterip topluma nasıl bakmamız gerektiğini farklı değişik yöntemlerle anlatıyor. Birey olarak bize ne düşüyor, öğrenci olarak(Sosyoloji bölümü öğrencisi) bize ne düşüyor ve Sosyolog olarak kendilerine ne düşüyor hepsini birarada peyder pey dağıtıyor. Bu pay ile yaşamımızdaki fenomenlere bakıp ve bize bilinç kazandırıp ve bu süreç içerisinde bilinçli olarak davranmamız gerektiğini ifade ediyor.


Sosyolojiyi diğer alakalı meslek guruplarından ayıran harika bir sözünü sizinle paylaşmak istiyorum: " Teorik rasyonelleştirmesi nasıl olursa olsun Sosyal Hizmet çalışması, toplum içinde yapılan belirli bir uygulamadır. Sosyoloji ise bir uygulama değil bir anlama teşebbüsüdür."

Gerçekten de bir anlama teşebbüsü olarak bakarsak toplum içerisine bizden farklı(her anlamda) olanları da anlamamıza sebep olur. Zaten mesele birlikte yaşamak değil midir... Yazar bunun ufak bir öğretisini dile getirmiştir.


Sosyolog olarak görev icra etmeyi de ajanlık yapmaya benzetiyor yazarımız. Şu şekilde, bir ajan eğer olan biteni gördüğü gibi aktarırsa bu her anlamda işe yarar. Fakat bu ajan kalkıp olan biteni gördüğü şekilde olmayıp içerisine yaranmak için süslü bir imaj verip üst kademelerine gösterirse bu durumda verilen bilgiler bir işe yaramaz. Bu bağlamda Sosyolog 'un ahlakına da vurgu yapar. Değerden bağımsız bir şekilde hareket etmesi gerektiğini ifade eder. Kendisinin de belirttiği gibi bu mümkün olmayan bir durumdur. Çünkü herkes belli bir değer çerçevesinde yaşadığı için Sosyolog da bu değerlerden elinden geldiği kadarıyla sıyrılıp ona göre değerlendirme yapması gerekir, diye ifade eder. Bununla beraber ahlâkî yönden (sosyolojik olarak) 'bilimsel ahlakı' esas alması gerekeceğini de ifade eder.

Bu kadar yeter. Çünkü yazdıkça yazası geliyor insanın. Uzun yazmayı da pek sevmem. Çünkü zaman kaybıdır. Onun yerine daha faydalı işler yapılabilir. Kitap okumak gibi. Sonuçta kitap yazmıyoruz. :)
Modernite, Çoğulculuk Ve Anlam Krizi
Peter L. Berger
Thomas Luckmann
Kitap, Mustafa Derviş Dereli çevirisi ile 2015 yılında Heretik yayınlar da çıkmıştır. Kitap içerik olarak yedi bölümde ve yüz sayfadan oluşmaktadır. Bölümler daha çok alt metin şekildedir. Bu bağlamda; genel konular bakımda modern dönemle birlikte toplumsal alandaki temel değişim dinamiklerine odaklanmaktadır. Özelikle insan bilinci ve toplumsallık arasındaki ilişkilerin tarihselliği vurgulamaktadır. Modern dönemle birlikte hassaslaşan toplumsal dokuların tekrardan tartışılmaya açmaktadır. Ve yeni dönemle birlikte ortaya çıkan çoğulcu toplumsal teorin ve anlam krizine ilişkin hususlar birlikte yeni toplumsal alternatifler irdelemeye çalışılmıştır.
Kısaca kitabın geneline bakacak olursak.
Yazara göre anlam; “ insan bilicinde – yani bir beden içerisinde bireyleşen ve bir şahıs olarak sosyalleşen bireyin bilincinde – inşa edilir. Bilinç, bireyleşme, beden özgürlüğü, toplum ve şahsi kimliğin, tarihi- sosyal inşası, türümüzün, üzerinde düşünme ihtiyacı bile hissedilmeyen ırksal ontojenezimizin karakteristik özelikleridir.”(Berger, Luckmann,2015)1
Böylece yazar göre; insanlar zamanla birlikte bilinç edinir ve bu bilinç önceden belirleyen bir şey yoktur. Bu anlamda insan zamanla bireyselleşme ve sosyalleşme sonucunda anlamlı bir bilinç edinir. Bireyin doğumu ile birlikte içinde yaşamış olduğu doğal çevre de, anlam bu süreçte oluşur. Bu bağlamda oluşan sosyal anlam ve sosyal ilişkiler, karmaşık anlam ilişkileri yaratır. Anlamın basit katmanları bireyin özel tecrübesi ile oluşur fakat daha çetrefilli ve daha karmaşık yüksek katmanlar yaratılması sosyal eylem içindeki öznel anlam bağlıdır. Ancak bu eylem deneyim herhangi “bir yerde doğar”, bilinçle “bir zamanlar” oluşur. Bu bağlamda deneyim ve eylem ile ilgili bireysel çözümler “ birincil” kurumlar dediğimiz soyut ve somut yapıları yaratır. Bu hususta ortaya çıkan toplumsal değerler bir etkileşimin eylemselliği dönüştürmüştür. Bu yüzde, toplumsal anlamda üretilen; toplumsal kurumların beli bir karşılığı vardır. Özelikle toplumsal nesnelleştirilen ve işlenen anlam stokları, toplumsal olarak muhafaza edilir ve bu kurumlar tarafında korunarak uygulanır.


İnsanın çocukluk evresinde, bu anlam stoklarında beslenir ve hayatlarında uygulayarak benimserler. Ve bu beli bir eylemsellik doğrultusunda oluşur. Toplum bu konuda bireylerde beli bir tutarlı ölçülere göre kendine özgün bir anlayışla ifade eder. Bu durum toplumda topluma, dönem dönem değişiklikler arz eder. Bu yüzde, toplumsal anlamda bireyin tıkandığı ve anlam krizlerine yol açan husus, toplum üyelerin kendilerinde beklenen anlam uyumunda bozulmalar yaşanması ve bunun uygulamada sıkıntılar yaşanmasıdır.
Bu bağlamda yazara göre, toplumların kendine has ortak değerler söz konusu ve bunun aksi bir durumunu tartışmak gereksizdir. Yine de mevcut dünya sisteminde kapsayıcı düşünce ve değer yargıları sorgulamaksızın kabul edilmesi, doğalında beli bir bozulma ve tıkanmayı da beraberinde meydana getirir. Özelikle günümüzde modern toplumlarında etkinlik kazanan ve gittikçe yaygınlaşan çoğulculuk anlayışı üzerinde tartışılması gereken önemli bir fenomendir. Yani çoğulculuğun; toplumda heterojen olan yapıların beli bir düzen içerisinde bir sisteme kavuşması konusu da yapıcı bir işleve sahip olduğunu dile getirilirdi. Böylece tolerans değerleri ve hoşgörü temeli bir düzen yaratacağı esas alacağını düşünüldü. Ancak bu durumdan dolayı ortaya çıkan sonuçlara bakıldığın da, çoğulculuk genel kurumsal ve temel değerler yerine çoğulcu formu aynı zamanda öznel – özneler arası anlam krizine yol açacaktır. Bu hususta, insanlık tarihi boyunca din gibi geniş bir alana sahip toplumsallaşma olguların etkin olması ile toplumlar yaşamlarını devam etmişler.
Yazara göre; bu durum modern dönemde çoğulcu anlayıştaki; her özne kendine göre özel bakış acısı ve yaşama isteği; bu doğal toplumsal parçalanmaya yol açmıştır. Böylece modernite, yerleşik anlam ve değerler sistemleri büyük ölçüde ortada kaldırdı. Avrupa merkezli seküler anlayış ancak sınırlı sayıda anlam değerleri üretebilir. Çünkü savunmuş olduğu çoğulculuk engel konumundadır. Özelikle şehirleşmenin yaygınlaşması, nüfusun çoğalması, piyasa ekonomisin hakimiyeti gibi etmenlere karşı ancak yeni bir anlayışla hukuk kuralları, sivil toplum ve kitle iletişim yoluyla beli bir düzen yaratmaya çalışabilir. Bu yeni yöntemlerle yapısal anlam krizleri aşılmayı hedeflenmektedir.
Modern çoğulculuk aklıselim bilgiyi tartışılır duruma getirdi. Özelikle tekil ve şahsi konuların çoklu yoruma maruz kaldığını belirtmektedir. Ve böylece her yeni yorum kendine göre yeni kurum ve eylemselikleri yaratı. Bu yeni durumun kurumlar vasıtası ile kendine bir anlam katmaya çalışmaktadır. İnsanların yeni kurumsal roller, kimlikler, yorum şemaları, değerler ve dünyayı kefşetme yoları hakkında düşünmeye yol açtı.
Yazara göre, çoğulculuk sürekli alternatif sunması ve bu alternatifleri düşünmeye zorlanması, bütün yerleşik kuralları ortada kaldırmaya yol açtı. Din olgusunun bir zamanlar keyfini sürdürdüğü otoritesini bugün sorgulanmaktadır. Bu bağlamda modern öncesi “birincil kurumlar” arasında olan din olgusu merkezi bir konuma sahipti. Bu merkezin sarsılması ve buna benzer köklü olguların yerini tutacak “yeni şey” yoğun bir şekilde tartışıldı. Modern dönemde öne çıkan radikal bireyciliğin nihayetinde bir bencilik haline geleceği gibi, radikal toplumcu düşüncelerin en sonunda mutlak totaliter rejim haline gelir.
Modern toplumların yaygın temel özeliği eylemlerin kendine özgü kurumsal alanlarda bütünüyle farklılaşmazlar. Bu bağlamda çoğulculuğa karşı geliştirilen reaksiyonlar tehlikeli boyutlara ulaşabilir. Özelikle radikal değerlerin koruma esnasında, zayıf grupların eylemlerin kontrol altına almak isteği “kökenin” konum alışı öz yıkıma sebebiyet verebilir.
Toplumlardaki refah anlayışı öznel ve özneler arası arsında anlam krizine yol açar. Bu yüzde modern toplumun temel yapısı, başlangıç aşamasındaki anlam krizine yol açmaktadır.
Yazara göre; Bu durum karşısında önleyici “ aracı kurumlar ” bunlar modern toplum nicel ve nitel özeliklerine göre başarı sağlayabilir. Değer başarı oranı artırılırsa yapısal farklılaşma ve modern çoğulculuğun negatif sonuçları ile baş edilebilir. Aracı kurumlar kökeni temsil etmeyen inanç ve anlam toplulukların oluşturduğu “küçük yaşam dünyaları” teşvik ettiği çoğulcu bir” sivil toplum “ taşıyıcıları olarak geliştirdiği yerde desteklenmeli. Ancak arayıcı kurumlar kimliklerde her zaman kolay gerçekleşmez. Ancak yaptıkları etki yoluyla ön plana çıkabilir. bu yüzde modern dönmede sivil toplum kurumların yaygınlık kazanması sonucu bu anlam krizleri bir ölçüde aşılabilir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Peter L. Berger
Tam adı:
Peter Ludwig Berger
Unvan:
ABD'li sosyolog ve teolog
Doğum:
17 Mart 1929
1926'da Avusturya'nın Viyana şehrinde doğdu. Avusturya'da Wağner College'da felsefe dalında lisansını tamamladıktan sonra (1949) ABD'nin New York, Nev School for Social Research'da sosyoloji dalında yüksek lisans (1950) ve doktora (1954) öğrenimi gördü. Henüz yayınlanmayan doktora tez konusu From Sect To Church: A Sociological Interpretation of the Baha'i Movement (Fırkadan Ümmete:Bahai Hareketinin Sosyolojik Yorumu) olup bir islam Din Sosyolojisi çalışması olduğu anlaşılmaktadır. Sırasıyla doktorasını yaptığı New School for Social Research'da, Rutgers ve Boston Üniversitelerinin çeşitli fakültelerinde öğretim üyeliği yapan Berger, 1981'den eri ve halen Boston Üniversitesi Fen-Edebiyat ve İlahiyat Fakültelerinde (College of Arts and Science ve School of Theology) sosyoloji ve ilahiyat profesörü olarak çalışmakta ve aynı zamanda Boston Üniversitesi İktisadi Kültür Araştırmaları Enstitüsü (Institute for the Study of Economic Culture)Müdürlüğünü de yürütmektedir. Lutherci olarak bilinen Berger vli ve iki çocuk babasıdır. Elinizdeki kitabın sunuşunda sıralanan ve bir kısmı Türkçe'ye de çevrilen kırkın üzerinde kitabı ve yüz yirminin üzerinde makalesi bulunmaktadır. (Kutsal Şemsiye, Rağbet Yayınları, Kitabın İçinden.)

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 18 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 28 okur okuyacak.