Philip K. Dick

Philip K. Dick

Yazar
8.1/10
755 Kişi
·
1.762
Okunma
·
208
Beğeni
·
7697
Gösterim
Adı:
Philip K. Dick
Tam adı:
Philip Kindred Dick
Unvan:
Amerikalı Bilim-Kurgu Roman ve Kısa Hikâye Yazarı
Doğum:
Chicago, ABD, 16 Aralık 1928
Ölüm:
California, ABD, 2 Mart 1982
Bazı kitaplarını Richard Phillips ya da Jack Dowland mahlaslarıyla yazmıştır. Hayranları tarafından kısaca PKD olarak adlandırılır.

Hayatının büyük bölümünü Kaliforniya'da geçirdi. Bir plakçı dükkânı işletmesi ve radyoda klasik müzik programları yapması dışında, başlıca uğraşı yazarlık oldu. Kırka yakın bilim-kurgu romanı dışında ana akım romanları da yazdı, ancak pek başarılı olamadı. Ölümünden sonra beş cilt halinde toplanan yüz civarında öyküsü vardır.

Ölümünden önce fazla tanınmayan bir yazar olan Dick'in roman ve kısa hikâyelerini bir kısmı ölümünden sonra senaryolaştırılıp film olarak büyük beğeni kazanmıştır. Bunların arasında en ünlüleri, yönetmen Ridley Scott tarafından "Blade Runner" adıyla 1982 yılında çekilen "Do Androids Dream of Electric Sheep?" (kitap olarak Türkiye'de basımı: 1996, Bıçak Sırtı, Kavram Yayınları; 2006, Android'ler Elektrikli Koyun Düşler mi?, Altıkırkbeş Yayın) ve 1965 yılında yazdığı "We Can Remember It For You Wholesale" öyküsünden yola çıkılarak yönetmen Paul Verhoeven tarafından çekilen1990 yapımı "Total Recall" filmleridir. Her iki film yapılmış en iyi bilim-kurgu filmleri arasında yer almaktadır. PKD'nin 1956 yılında yazdığı "The Minority Report" adlı öyküsü yönetmen Steven Spielberg tarafından 2002'de filme alınmıştır.

Dick'in yazdığı bilim-kurgu romanlarını türünün diğer örneklerinden ayıran en önemli özellik, gelecekte gerçekten olması muhtemel olaylarla birlikte toplumsal değişimleri genellikle "çalışan sınıf" çerçevesinde ele almasıdır. Dick toplumsal konuların yanı sıra siyasi ve metafizik konuları da ele almış, romanlarında tekelci şirketler ve otoriter hükümetler bolca yer bulmuştur. Özellikle erken dönem romanları, "gerçeklik" kavramının sorgulanması üzerine kuruludur.

Önemli yapıtları

Önemli romanları arasında: Martian Time-Slip (1964, Mars'ta Zaman Kayması), The Penultimate Truth (1964, Sondan Bir Önceki Hakikat), The Three Stigmata of Palmer Eldritch (1965, Palmer Eldritch'in Üç Bilmecesi) ve Ubik (1969) sayılabilir. The Man in the High Castle (1963, Hugo Ödülü sahibi) (Yüksek Şatodaki Adam) romanı birçok eleştirmen tarafından Dick'in başyapıtı olarak gösterilmiştir.

Dick, adı geçen romanlarıyla Amerikan Ulusal Kütüphanesi'nde yer almaya hak kazanan ilk ve tek bilim kurgu yazarı olmuştur
"Biz bir kaçık sürüsüyüz" dedi Tate sonunda. "Rastlantı sonucu bir gök taşına çarpıp kazaya uğramış bir gemi dolusu akıl hastasıyız."
"Bu bir ölüm kalım savaşı" dedi. "Kendimiz için değil, düşlerimiz için kavga veriyoruz; yeryüzünden silinmemesi gereken Daha Güzel Bir Yaşam Düşü için."
290 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
Neden çıktığı, kimin kazandığı bile hatırlanmayan 3. Dünya savaşından sonra yaşlı dünyamız daha fazla dayanamamış ve yaşanılması imkansız bir yer haline gelmiş.
Her yerde çöplükler, insanı yavaş yavaş çürüten bir toz ve yok olan doğal yaşam..

Bu yok olma, ilk olarak Baykuşlar ile başlamış. Baykuşlar karanlıklarda yaşayan hayvanlardır. Varlıkları pek belli olmaz. Bu yüzden yok oluşlarını da görmemiş gözler.
Kitapta bahsedilen baykuşlar bana fakir insanları anımsattı nedense. Bir savaş çıksa, önce onlar yok olur tek tek ve kimsenin ruhu duymaz. Böyle böyle yok olurlar, hiç var olmamış gibi..

Baykuşlar da yok oldu. Sonra arılar ölmeye başladı. Onu diğer hayvanlar takip ederken artık bu sebepsiz hayvan ölümleri farkedilmiş ve korumaya alınmışlardı.
Çünkü malum, göz önünde olana kolay kolay zarar gelmiyor bizim dünyamızda da..

Neyse.
Hayvan ölümleri, tozla kaplı dünya derken yaşanabilecek başka bir gezegen aranıyor ve Mars seçiliyor. Mars'a gitmeyi kabul edenler de, tıpkı insana benzeyen Android hizmetçilerle ödüllendiriliyor.
Yaşanamayacak bir gezegenden, yaşama gitmek ve giderken tam donanımlı bir hizmetçi tarafından ödüllendirilmek tabiiki insanların aklına yatıyor ve gidiyorlar. Ama IQ testinden geçebilirlerse..

Bu giden insancıklarımız şanslı görünüyor ama aslında tehlikedeler imiş.
Çünkü efenderini öldürüp dünyaya kaçan, dünyada ise tamamen insan gibi yaşayan android tehlikesi baş göstermiş.

Tehlike varsa çözüm de vardır.
Bu androidleri çeşitli testlerle tespit edip, onları emekliye ayırma adı altında öldüren ikramiye avcıları bulunmuş.

İkramiye avcısı Rick ve zeka testini geçemediği için dünyada yaşamaya mahkum bırakılmış İsidore'un hikayesi bu kitap..

Kitabın konusu çok güzel. Hatta harika.
Alttan alttan verilen dersler de kitabı harikalıktan muazzamlık boyutuna yükseltebilecek nitelikte.
Ama ufak bir eksiklik kitabı gözümde biraz düşürmedi değil..

Okuduğum kitapların genelinde, kahramanların duygularını aynen ben de yaşarım. Bu yüzden toplum içinde pek kitap okumam çünkü her an ağlayabilir, bağırabilir ya da gülebilirim.
Bazen çocuk kitaplarında bile yaşarım bunu ki, bu kitapta yaşayamadım. Duygular beni içine çekmedi. Rick ile birlikte ben de acı çekmek istedim, androidlerin korkusunu derinlerimde yaşamak istedim ama nafile.
Kitapta duygu eksikti..

Tabii birde henüz araştırmadım ama umarım kitabın devamı falan vardır. Sonu beni pek tatmin etmedi.
Aklımda sorulaar sorulaar. :(

Bilim kurgu severler için harika bir kitap tabiiki. Sevmeyenler bile keyifle okuyabilir çünkü malum, konusu ve olay örgüsü çok güzel. Ama fazla bir beklenti içinde olmayın yani.

Ha bu arada, sizce androidler elektrikli koyun düşler mi?

Keyifli okumalar dilerim.. ^^
180 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
BİLİMKURGU EDEBİYATTIR
İyi bilimkurgu iyi edebiyattır.
13-18 yaş grubunun haftasonu eğlencesi değildir.
Tıpkı edebiyat gibi onun da iyisi ve kötüsü, banali ve felsefi olanı, insanı düşünmeye ya da uyumaya sevk edeni vardır. Karamsar ya da iyimser olabilir.
1984'ü ve H.G.Wells'in mükemmel ütopyalarını düşünün insan varlığı, insanın evrendeki yeri üzerine, neyin insan olduğu üzerine düşünebilir. Lem'in Solaris'i gibi, ya da Lucas'ın Yıldız Savaşları gibi sizi dev bir peri masalına, atların uzay gemisi, kılıçların ve tabancaların lazer silahı olduğu bir kovboy öyküsüne götürebilir. Modernist bir Bildungsroman gibi bir bireyin, dünyasının içinde ve ona karşı oluşumunu izleyebilir. Le Guin'in Mülksüzler'i ya da Samuel Delany'nin postmodem heterotopya'sı Triton gibi değerlerin yok olduğu bireyin parçalandığı bir evren çizebilir. Bilimkurgu edebiyattır. İyi bilimkurgu iyi edebiyattır.Tabiatıyla kötü bilimkurgu da kötü edebiyattır.
Bilimkurgu, "polisiye" edebiyatın bir alt dalı değildir. Bunun en iyi kanıtı bilimkurgu polisiyelerin varlığı. Isaac Asimov'un Çelik Mağaralar ya da Çıplak Güneş romanları gibi Edebiyatın at oynattığı bütün alanlarda bilimkurgu da atını sürer. Edebiyatın baktığı her şeye yadırgatarak olası bir başka dünyanın aynasından bakar. Bilimkurgu tanımı gereği ilerici, gerici, devrimci, muhafazakar, feminist, erkek şovenisti, hayalci, gerçekçi değildir. Edebiyatta olduğu gibi bilimkurguda da ilerici ya da gerici yazarlar, feministler ya da erkek şovenistler, militaristler ya da pasifistler vardır.
Asker Kaçağı; militarizme karşı, savaşa, otoriteye ve asker kafasını karşı yazılmış kısa öykülerden oluşuyor. Kuşkusuz bilimkurgunun savaşa ve militarizme karşı bütün tavrını temsil etmek gibi bir amaç koymuyor kendine. Edebiyatta bilimkurgu dışında da antimilitarist olunabilir kuşkusuz. Ancak bilimkurgunun büyük bir avantajı var. Gündelik yaşamımıza sorgulanmaz bir biçimde yerleşmiş olan savaşperverliği, militarizmi, üniforma, emir kumanda ve dayak biçiminde bir parçamız olan askerliği doğası gereği çok daha rahat bir biçimde yadırgatabilir bilimkurgu. Bunu bir robot masalı içinde Lem yapabilir asker kafasıyla açık açık dalga geçebilir. MacLean ve Condit ya da beraberce kendi gezegenlerine ihanet ederek ölümü seçen bir Arzlı'yla tonlarca ağırlıkta bize şekilsiz gözüken bir Jüpiterli'nin acıklı öyküsünü anlatabilir Tenn. Militarizmin insani değerlere yaptığı tahribatı bütün şairlerin yok olduğu bir dünyadan daha iyi ne anlatabilir? Bugün farkına bile varmadan kabulendiğimiz birçok politik kararın yarın yol açacağı sonuçları geleceğe gidip yerinde ve zamanında görmekten daha iyi ne sokabilir kafamıza? Bilimkurgu bizi keyfimizce, bir geleceğe, bir Jüpitere, bir yıldızlar arası uzaya, bir masalsı robotlar dünyasına göndererek, ama birdenbire ayağımızın altındaki hayal halısını çekip küt diye bu dünyaya ve bu zamana düşmemizi sağlayarak, militarizmi, savaşı, askerliği daha net görmemizi sağlar. Militarizmi bizden uzak durduğu için görmüyor değilizdir, tam tersine çok yakında, burnumuzun ucunda durduğu için gözlerimiz bir türlü netleyememektedir. Bilimkurgu görmemiz gerekeni burnumuzun ucundan alıp uzağa götürür, bize gösterir ve sonra da "Şimdi ne yapacaksan yap" diye yeniden kafamıza atar. Yadırgatır. Gerici bilimkurgu bile istemeden bunu yapar çoğu kez. Robert Heinlein'ın muhafazakar, militarist, erkek şovenisti öyküleri bile, istemeden yadırgatma sonucuna ulaşır. Yazarın seçtiği tür ve yazarlığı politik niyetlerinin ve ön yargılarının önüne geçer.
İyi bilimkurgu iyi edebiyattır. Bilimkurgunun hayatımızı cehenneme çeviren militarizme karşı söyleyeceği bir söz olduğu zaman bunu da iyi edebiyatın söylemesi gerektiği gibi, güldürerek, üzerek, düşündürerek ama öykünün bittiği noktada, bizi başladığımız ana göre biraz olsun değiştirerek yapar. Russell'ın ve MacLean Condit'in otorite, egemenlik meraklısı yaratıkları, Tenn'in ve Bester'ın Arzlı askerlerinden daha yabancı değillerdir bize. Hepsini tanırız. Öte yandan Tenn'in kendi gezegenine ihanet eden Jüpiterli yaratığı bütün bu yukardakilerden daha yakındır bize. Onu tanısaydık sevinirdik mutlaka.
Bilimkurgu kitaplarına başlamayı düşünen okurlar için iyi bir başlangıç kitabı olabilir, sekiz öyküden oluşan bu kitap.
Keyifli okumalar...
290 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Bilim Kurgu filmlerini çok severim. Keyifle izlerim. Ama daha önce kitabını hiç okumamıştım. İlk oldu son olmayacak. Keyif alarak okudum bu kitabı ve nefes almamı sağladı.

Marsta Androidler yaşıyormuş. Dikkatli olun Marstan arsa satın almayın. Ben bu sebepten dolayı almayacağım. ( param bol sanki alabilirim çaktırmayın:D)

Android nedir?(Bilmeyenler için) Robot.
Bu robotlarımız insandan farksız. İnsan görünümlü ve bunu belli etmeden, başarılı bir şekilde insanların arasına sızmışlar. Robotların yanında elektrikli hayvanlarımız da mevcut. Gerçek birçok hayvanın nesli tükenmiş. Arı ve baykuş mesela. Onların yerini, dışı hayvan içi kablo yığını varlıklar almış.
Bu kadar şeyle birlikte eksik olmayacaklar arasında uçan hava araçları var. Küçükken izlediğim Jetgilleri anımsadım. Sabah kalkıp ekran başına geçip, büyük bir zevkle izlediğim çizgi filmler arasındaydı. Özleyenlere gelsin :
https://youtu.be/n4R1VP1aMdc

Androidlere geri dönersek, bu insana benzer robotlar tehlikeli. Çünkü duygu ve hisleri yok. Tamamen yok etme odaklı bunlar. Bu yüzden ortada kaldırmak lazım.
Duygudaşlık ifadesi çok hoşuma gitti benim ve kitapta sıkça rastlıyoruz.
Nedir bu duygudaşlık? İnsanların birbirleriyle duygusal bağ kurmaları, empati yapabilmeleri, acıma ve merhamet hislerine sahip olmaları şeklinde özetlenebilir. Buradan çıkarılacak ise; insanı insan yapan duygular ve hislerdir.
İnsan olmak zor işte. Hele günümüzde...
Ben kitabı okurken, o donuk, hiçbir şeyden etkilenmeyen androidler ile günümüzdeki bizi karşılaştırdım. Hepimiz sahte bir üzülme ya da merhamet duyuyoruz birçok şeye. Hele ki sevgi... Sevdiğimizi söylediğimiz insanları, daha çok biz üzüyor ve yıpratıyoruz. Hayvanlara ise kitapta sıkça vurgu yapılmış; Onların önemi ve gerekli oluşuna... Biz ne yapıyoruz? Sokakta gördüğümüz hayvanlara bir nevi işkence ediyor, etmesek bile buna göz yumuyoruz. Bağlarımız kopmuş durumda. Gittikçe robottan bir farkımız kalmayacak hale geliyoruz. Aslında bu eser bilim kurgu türünün yanında, alttan alttan bize kendimizi sorgulamamızı sağlıyor. Üstelik 1968 yılında yazılmış bir kitap. O zamandan beri her yerimiz Android oldu. Bu kastettiğim tablet ve telefonlardaki sistem değil. Robotlar... Robotlaşmış insanlarız hepimiz. Biri gelse bize robotsun dese yok etmeliyim seni dese haksız sayılmaz...

Sonuca bağlarsak; bilim kurgu severlerin keyif alacağını düşündüğüm bir eser.
Keyifli okumalar, sağlıcakla kalın duygudaşlar.:)
290 syf.
·4 günde·9/10
Şimdi size, sırf kapağı bana ‘Elektromanyetik Teori’ isimli bir dersi hatırlattığı (çok saçma bir şekilde) ve hoş çağrışımlar yapmadığı için elime almak istemediğim ama okumadan da duramadığım bir kitaptan bahsedeceğim. Sırf bu sebeple pdf olarak okuduğum ikinci kitap olur kendileri. Ama öyle pişmanım ki. Ellerimde olmasının verdiği tat bambaşka olacaktı, eminim.
İnsan beyni ne kadar da farklı çağrışımlara gebe gördüğünüz üzere. Hepimiz bir şekilde böyleyiz işte. Her şeye kendimizce anlamlar yükler, sonra da ömür boyu onun izini taşırız. Peki, sizce bir android olsaydık nasıl olurdu? Yine de her şeye anlam yükler miydik bu kadar çok? Yoksa bir koyun sözgelimi, yalnızca bir koyun mu olurdu bizim için? Özellikle savaştan sonra geriye kalan sayılı canlı türleri bu kadar önemli iken? Onlara sahip olabilmek için servet dökmeye hazır, hatta yalnızca bir koyun alabilmek için sevmedikleri işlerde çalışan insanlar varken tutup canlı bir hayvanı çatıdan atıp öldürebilir miydik?

İnsanı insan yapan nedir? İnsandan hiçbir farkı olmayan çok gelişmiş bir yapay zeka ile karşılaşsanız nasıl ayırt edebilirsiniz onu? Çeşitli testler uygulanacağını düşünmüş sevgili Philip K. Dick böyle bir durumda. Bu testlerde bazı sorular soruluyor ve özellikle hayvanlar ile ilgili durumlarda verilen tepkilerin süresine göre karar veriliyor. Öğrenilmiş mi, içten mi yoksa. Çünkü o müthiş gelişmiş androidlerin insandan tek farkı; empati. Sen kendini başka bir canlının yerine koyabiliyor musun? İşte bütün mesele bu. Hatta, insanlığımızın doğası olan empati yalnızca canlılar ile kurulabilir? Peki bir androide empati duyabilir miyiz? Bunun cevaplarını arıyor aslında Philip K. Dick müthiş anlatımı ile. Bilim-kurguyu da bulacaksınız elbette içinde. Uçan arabalar- lazer silahları- gerçeğinden ayırt edilemeyen elektrikli hayvanlar… Müthiş bir macera sizi bekliyor, anlayacağınız. Kitabın konusu hakkında ayrıntılı bilgiler daha önce yazılmış incelemelerde çok güzel açıklanmış. Ben yalnızca bende oluşturduğu soru işaretlerini düşünmek istiyorum.
‘Kaybettiğimiz şeylerin kıymetini bilmek’ ne acayip bir cümle. Aksinin mümkün olmadığını bağırıyor resmen bize, kaybetmeden önce anlaşılmaz zaten hiçbir şeyin değeri. Pencereden bakınca bir toz bulutuyla kaplı çöl değil de yemyeşil ağaçlar ve karla kaplı dağlar görebiliyorum diye seviniyor muyuz hiç? Sevinebilmek için illa bir distopya mı okumamız gerekiyor? Bir gazete okumaya kalksak, aynı görevi görmüyor mu aslında? Kıyısındayız, bize uzak gelen bütün o distopyaların. Üzülmekten öte hiçbir şey yapmıyoruz ama.
56 syf.
·2 günde·Beğendi
Bilimkurgu yazarı olan Amerikalı yazar Philip K Dick'in yazdığı Şizofreni ve Değişimler Kitabı'nın ucu 'Uyuşturucular, Halüsinasyonlar ve Gerçeğe Arayış'a kadar uzanan bir eserdir. Yazar bu eseri kendisinin yapmış olduğu gözlemleri dışa vurmuş, aslında bakarsanız kendinden bir şeyler de katmış.

Kitap hakkında birkaç şey yazmak gerekirse,

Bu eseri tam anlamıyla idrak etmek için psikolojik bilginin olması gerekiyor. Halihazırda yazar eserinde 'I Ching(Değişimler kitabı)' ndan bahsetmekte ve okumaya teşvik etmekte. Aslında kitap üst kademeye göre yazılmış, Freud'un alıntılarını ve kuramını benimsemiş. Sayfa sayısı çok az, nasıl bittiğini bile anlamıyorsunuz. En ufak bir sıkılma veya geçiştirme yaşanmayacağından eminim. Kısacası bir Bilim- Kurgu yazarından bir ersantane...

Kitap hakkında birkaç şey paylaşmak gerekirse,

''Psikozlu (Deli) hasta zarif kanatlarıyla duvarda gezinen dört mavi istiridye gördüğünü sanmaz; onlar gerçekten görür.'' (16)

Güzel tespit değil mi? Yani demek istediği gördüğü bir halüsinasyon veya yansıma değildir, sadece gördüğünü siz göremiyorsunuz. Öyle ya, bu yüzden ona Psikoz diyorsunuz!

''Paranoyakların temelde ''kuruntulu fikirleri'' vardır; onlar da bizim gördüğümüz gerçekliği görürler ama onu daha farklı yorumlarlar ve bu gerçeklik onların sisteminde daha farklı çalışır.'' (20)


İkinci güzel tespit. Hadi bir örnek üzerinden yorumlayalım. Parkta oturuyorsunuz ve karşınıza beyaz bir kuğu çıkıyor, biraz zaman geçiyor ve bir beyaz kuğu daha gördünüz, sonra tekrar bir beyaz kuğu daha gördünüz; birkaç saat içinde yaklaşık 6 beyaz kuğu gördünüz. Peki ya sizin gördüğünüz sadece beyaz kuğu muydu?

Tümevarımsal bir yolla beyaz kuğuyu gördünüz, ama siyah kuğunun olmadığını söyleyebilir misiniz? Beyaz kuğuları gördünüz evet, peki ya siyah kuğular, görmediniz mi? Hayır mı? Cevabınız bu mu? Hayır. Sorun siz de değil, gördüğünüzü yorumlamanızda. Çünkü siz daha önce bir siyah kuğu görmediniz!

Tanrı'nın hissettiği...

Sana şekil verdim,

mutluluğun ya da kaderin için.

Yaptıkların vasıtasıyla

Yolunu nasıl çizdiğine bakmadım

Mücadelenle, kayıp ya da kazançlarınla

ve yaptıklarınla ilgilenmedim.

Ama bilmek istedim.

''İnsanın halüsinasyonlara bel bağlaması gerekmez, insan başka yolları izleyerek de aklını oynatabilir.''

Keyifli okumalar, keyifli dinlemeler.

Dinlemek isterseniz eğer https://www.youtube.com/watch?v=NNRwfhGvRvs
56 syf.
·2 günde·8/10
Bu kitap, ilgilendiğim şeyler olduğu için ismini görünce okumaya başladığım bir eser. Ama tabiki siz benim gibi yapmayınız. Nedeni ise öyle alelade okunacak bir kitap değil. Başta " I Ching Değişimler Kitabı" isimli eseri okuyacaksınız ya da fikir sahibi olacaksınız. Ben biraz bakındım tabiki ama çok net bilgiler yok. Kitabı ilk fırsatta okuma kararı aldım. Nedeni ise ; bilgelik kitabı olarak adlandırılması. Yazarı ise tam olarak bilinmemekte. Yazar olarak ismi belirtilen kişi ise çevirmen. Zaten kim bilir kaç yıllık bir eser. Konfüçyüs bile etkilenmiş bu kitaptan.
Her neyse asıl kitaba gelelim. Bu önceki bilgileri verme sebebim; bu bilgelik eserindeki bilgiler ile, şizofreni arasında bağlantı kurma söz konusu. Tabiki sadece bundan ibaret değil. Ufacık ama dolu olduğunu da belirteyim.

Bu kitap herhangi bir kaynak olamaz. O kadar yeterli değil. Sadece çalışmalara destekleyici olur. Bunu da es geçmek istemedim.

Gireyim mi ben artık konuya? Evet. Evet!
Kitapla paralel ilerleyelim öyleyse. Şizofren teşhisi konulanların etkilerinden birini açıklığa kavuşturmuş. Ben kitaptan anladıklarımı sizlere aktaracağım:
Büyüme döneminde yani artık ağzımız süt kokmaz sonra ergenliğe gelmişizdir, karşımıza çıkıp bizi hayal kırıklığına uğratan insanlar vardır. Sanki dünya başımıza yıkılmış gibi olaylar yaşamışızdır. Bunlara benzer olaylar karşısında "artık hep böyle olacak" deriz kendimize. Bundan dolayı tüm insanlardan uzaklaşıp, hayal dünyamız ile başbaşa kalırız ya işte risk grubundayız. Tabiki her hayal kuran şizofren olacak diye bir şey yok. Ayrımı şöyledir:
Şizofren diyebileceğimiz kişilerin hayal dünyaları şimdiye aittir. Normallerinki ise geleceğe. Şizofrenler, şimdiki hayatlarını sanki gelecek yaşam gibi de yaşar. Hayal dünyaları da bu yüzden bütünüyle şimdidir. Oysa hasta olmayanların hayalleri geleceğe yönelik ve aşama aşamadır. Şizofrenler şimdiki zamanda kalıp kayboldukları için çıldırır ve saldırganlaşırlar.

Bir diğer kısım ise halüsinasyonlar. Herkes halüsinasyon görür deniliyor. Ancak bunun boyutları, şekilleri ve de sebepleri bizi teşhis koymaya iter. İlaç yüzünden halüsinasyon gören biri elbet şizofren değildir.

Geçmişte iki tür deli var denilmekte. Psikotikler ve Nevrotikler. Günümüzde zaten bu parçalandı bir sürü türler çıktı.
Psikotikler tımarhaneliktir. Nevrotikler ise normal yaşam sürdürebilirler. Bu görüş çürütülmüş. Ya nevrotiklerin bilinçaltında psikozlar yatıyorsa?

Oldukça düşündürücü. Ben kendim adına bu konuları eskiden çok düşündüğüm içimde biraz çözümler bulduğum için zorlanmadım. Ama insanlara duvara çarpma etkisi yaratabilir.
Bana şaşkın bir ördek yavrusu gibi baktıran cümle şu oldu:" Akıllı adam her şeyin mümkün olduğunu bilmez." Devamında yapılan açıklamalar ile çok mantıklı bir cümle olduğu kanısına vardım. Bu söz kitabın sonlarındaydı. Bu yüzden ben de burada noktalıyorum. Anladıklarım ve aktardıklarım bu kadar...
290 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi ?
Bir çok kişi bu ne biçim bir isim deyip uzaklaşabilir kitaptan. Ancak Bilimkurgu dünyasında fazlasıyla hatırı sayılır bir film olan 1982 yapımı baş rolünü Harrison Ford'un oynadığı Blade Runner (IMDB 8.2) filmine konu olan kült bir kitaptır kendileri.

Konusuna biraz değinecek olursak, üçüncü dünya savaşı yaşanmış, bitki örtüsü ortadan kalkmış, bir çok hayvanın nesli tükenmiş, nesli tükenmeyenlerin de sayısı çok azalmıştır ve aşırı değerli hale gelmiştir. Dünya çok zor yaşanılır bir hale geldiği için de insanoğlu'nun büyük bir kısmı, kolonileştirilen Marsa taşınmıştır. Burada çok gelişmiş insan görünümlü androidler üretmişlerdir.
Kitabımız, bir grup isyancı androidin izinsiz olarak dünyaya gelişi ve android avcısı Rick Deckard'ın (Harrison Ford) onların peşine düşmesini ve bu süreçte yaşanan İnsan - Android iç çatışmalarını başarıyla sunuyor bize.

Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi ? Yüksek Şatodaki Adam'dan sonra okuduğum ikinci Philip K. Dick romanıydı ve kesinlikle bundan çok daha fazla keyif aldım. Dili ağır değil, 290 sayfa olmasına rağmen küçük boyutları nedeniyle bir en fazla iki günde okunabilecek türünün başyapıtlarından biri.
290 syf.
·3 günde·8/10
Kitaplar kadar sevdiğim,değer verdiğim diğer bir alan ise animeler.Gerek distopik kurguları,gerek zekice kurguları ve gerekse sürükleyicilikleri ile animeler yaşamımda büyük bir öneme sahip.Geçen yıl izlediğim ve konusu,içeriği ve felsefi bakımından en çok beğendiğim 3 animeden biri olan "Psycho-Pass" animesinde görmüştüm bu kitabı.Makhisima Sougo adlı bir anarşist "Anroidler Elektrikli Koyun Düşler mi kitabını bilir misin" demişti.Animedeki müthiş kurgunun bu kitaba dayandığını düşünerek,kitabı okumaya karar verdim ve yanılmadım.Animedek gibi yakın gelecekte insanlar ve insan yapımı,insan görünümlü androidler bir arada yaşıyor.3. dünya savaşı olmuş,bir çok hayvan nesli tükenmiş,hava kirliliği dünyayı yaşanmaz hale getirmiş.İnsanlar duygularını bile makine ile yaşamaya,duygudaşlık kutusuyla dert gidermeye ve çeşitli beyin fonksiyonları makinelerin eline bırakmıştır.Diğer gezegenleri koloni haline getirmiş fakat orada da dünyanın eski standardında yaşamlar elde edilememiş.İnsanlar zeka testine göre sosyal statülere ayrılmış.Zeka seviyesi düşük olanlara göç etme hakkı dahi verilmemiş.

Kurguya gelince,Rick Dechard adlı bir android avcısı vardır ve dünya düzenini bozmak için gönderilen insan görünümlü yasa dışı androidleri öldürmekle görevlidir.Ne var ki işi çok zordur.Onlara psikolojik test yapmadan insan mı android mi olduklarını anlamak çok zordur.Hatta soyut düşünme yeteneklerinin yanında,insanlardan daha hızlı beyin fonksiyonlarına sahip olduklarından Rick sürekli zorlanır.Ve müthiş bir kovalamaca kitapta kendini gösterir.

Hikayeyi anime kadar detaylı bulmasam da çok beğendim.Okurken hiç sıkılmadım.Tek oturuşta bitirelebilecek bir kitap ve 1990 yılından önceki en iyi Bilim-Kurgu romanı olarak bilinir.Roman senaryoya çevrilmiş ve Blade Runner(Bıçak Sırtı) adlı fillmle hayat bulmuş ve çok tanınmıştır.Teknolojinin distopyasını iliklerinizde hissedeceksiniz ve tükenen hayvan nesline özlem duyacaksınız.Rick'in bir koyun alabilmek için android'lerle savaşına tanık olacaksınız...Herkese tavsiye ederim..
252 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10
Toplu Öyküler 1 ve 2 eserlerinin tadında, klasik bir PKD romanı: Evren, insan ve ölüm teması etrafinda ustaca harmanlanan zamanlar arası geçişler, dönemlere ait ilginç tespitler ve elbette tuhaf karakterler...

Bilimkurgudan hoşlanan okurların zevk alacakları garanti. Yazarin 1969 yılında tamamladigi bu kitapta hayalgücüne ve özellikle kendisinin uydurduğu sözcüklere bir kez daha hayran kaldım. Bilim insanları ve bilimkurgu yazarlarının aslında aynı trenin farklı bölümlerinde olduklarını anlıyorsunuz: Hayal etmek ve gerçekleştirmek; sonra da ortaya çıkan sorunlara çözüm aramak...

6:45 yayınlarına dip notlarda verdiği bilgiler ve özenli çevirisi için ayrıca teşekkür ediyorum.
48 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Bütün ruhsal cöküşlerin sebebi küçükken kirletilen temiz bedenler , hayaller ve ruhlar. Bir yerde hala bile kirletilen çocuklar var. Ve ne yazık ki ruhsal hastalıkları olan bireylere saygı duymayıp onlar inciten kirli ruhlar halen var. Ruhsal problemi olan insanları 'anlamamak' için büyük bir çaba harcayan bireyler var.

Yazarın biyografisi

Adı:
Philip K. Dick
Tam adı:
Philip Kindred Dick
Unvan:
Amerikalı Bilim-Kurgu Roman ve Kısa Hikâye Yazarı
Doğum:
Chicago, ABD, 16 Aralık 1928
Ölüm:
California, ABD, 2 Mart 1982
Bazı kitaplarını Richard Phillips ya da Jack Dowland mahlaslarıyla yazmıştır. Hayranları tarafından kısaca PKD olarak adlandırılır.

Hayatının büyük bölümünü Kaliforniya'da geçirdi. Bir plakçı dükkânı işletmesi ve radyoda klasik müzik programları yapması dışında, başlıca uğraşı yazarlık oldu. Kırka yakın bilim-kurgu romanı dışında ana akım romanları da yazdı, ancak pek başarılı olamadı. Ölümünden sonra beş cilt halinde toplanan yüz civarında öyküsü vardır.

Ölümünden önce fazla tanınmayan bir yazar olan Dick'in roman ve kısa hikâyelerini bir kısmı ölümünden sonra senaryolaştırılıp film olarak büyük beğeni kazanmıştır. Bunların arasında en ünlüleri, yönetmen Ridley Scott tarafından "Blade Runner" adıyla 1982 yılında çekilen "Do Androids Dream of Electric Sheep?" (kitap olarak Türkiye'de basımı: 1996, Bıçak Sırtı, Kavram Yayınları; 2006, Android'ler Elektrikli Koyun Düşler mi?, Altıkırkbeş Yayın) ve 1965 yılında yazdığı "We Can Remember It For You Wholesale" öyküsünden yola çıkılarak yönetmen Paul Verhoeven tarafından çekilen1990 yapımı "Total Recall" filmleridir. Her iki film yapılmış en iyi bilim-kurgu filmleri arasında yer almaktadır. PKD'nin 1956 yılında yazdığı "The Minority Report" adlı öyküsü yönetmen Steven Spielberg tarafından 2002'de filme alınmıştır.

Dick'in yazdığı bilim-kurgu romanlarını türünün diğer örneklerinden ayıran en önemli özellik, gelecekte gerçekten olması muhtemel olaylarla birlikte toplumsal değişimleri genellikle "çalışan sınıf" çerçevesinde ele almasıdır. Dick toplumsal konuların yanı sıra siyasi ve metafizik konuları da ele almış, romanlarında tekelci şirketler ve otoriter hükümetler bolca yer bulmuştur. Özellikle erken dönem romanları, "gerçeklik" kavramının sorgulanması üzerine kuruludur.

Önemli yapıtları

Önemli romanları arasında: Martian Time-Slip (1964, Mars'ta Zaman Kayması), The Penultimate Truth (1964, Sondan Bir Önceki Hakikat), The Three Stigmata of Palmer Eldritch (1965, Palmer Eldritch'in Üç Bilmecesi) ve Ubik (1969) sayılabilir. The Man in the High Castle (1963, Hugo Ödülü sahibi) (Yüksek Şatodaki Adam) romanı birçok eleştirmen tarafından Dick'in başyapıtı olarak gösterilmiştir.

Dick, adı geçen romanlarıyla Amerikan Ulusal Kütüphanesi'nde yer almaya hak kazanan ilk ve tek bilim kurgu yazarı olmuştur

Yazar istatistikleri

  • 208 okur beğendi.
  • 1.762 okur okudu.
  • 54 okur okuyor.
  • 2.097 okur okuyacak.
  • 22 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları