Pierre - Joseph Proudhon

Pierre - Joseph Proudhon

Yazar
7.8/10
32 Kişi
·
91
Okunma
·
49
Beğeni
·
3.596
Gösterim
Adı:
Pierre - Joseph Proudhon
Unvan:
Fransız ekonomist ve düşünür
Doğum:
Besançon, Fransa, 15 Ocak 1809
Ölüm:
Passy, Paris, Fransa, 19 Ocak 1865
Pierre-Joseph Proudhon (15 Ocak 1809 - Besançon - 19 Ocak 1865 -Passy) Fransız ekonomist ve düşünür. Kendini "anarşist" olarak adlandıran ilk kişidir ve ilk "anarşist düşünür olarak nitelenir.

Fransa'da bir köyde doğan ve çocukluğu çobanlıkla geçen Proudhon daha sonra kendini eğitime vermiştir. Anarşizmin en etkili yazarı olarak kabul edilir. 1848 olaylarından sonra kendini Federalist olarak tanımladı. En çok tanınan sözü Mülkiyet Hırsızlıktır'dir. 1840'ta yayınlanan ve ilk büyük işi olarak kabul edilen çalışması Mülkiyet Nedir'dir.

Sefaletin felsefesi adlı eseri kamuoyunda büyük yankı uyandırmıştır. Kimse daha öncesinde bu denli bir tanrı eleştirisi beklememekteydi. Proudhon'un ekonomik fikirlerine üzerine Karl Marx sert bir şekilde eleştirmiş ve bu tartışma ve eleştiriler Marx'ın ekonomik sisteminin temellerini oluşturmuştur.
En acısı ise şudur : Canlılığı ne denli olursa olsun hiçbir duygu başlangıçta olduğu gibi kalmaz.
Pierre - Joseph Proudhon
Sayfa 25 - Öteki Yayınları
İnsanın kendisi vardır; yani istenç ve bilinç, hür irade ve yasa insanda bitimsiz bir uzlaşmazlık içindedir. İnsan kendi kendiyle savaş halindedir.
Pierre - Joseph Proudhon
Sayfa 26 - İş Bankası - 7. Basım
Sevgili okur dostum, size ne aşırı güvenmek ne de haksızlık yapmak isterim.
Pierre - Joseph Proudhon
Sayfa 14 - Öteki Yayınları
Çiçeklerden taç yapan küçük bir kızın, deniz kabuklarından, çakıl taşlarından, incilerden kolye yapan bir kadının ya da kendini daha korkunç hale getirmek için ayı ya da aslan postu bir savaşçının birer sanatçı olduğunu söyleyebiliriz.
Pierre - Joseph Proudhon
Sayfa 19 - Öteki Yayınları
Ruhbanlar ezelden beridir hükümdarın hizmetinde olmuşlar ve tanrılar daima siyasetçilerin istedikleri şekilde konuşmuşlardır.
Bölüşüm eşit olmadığı sürece bölüşenler birbirine düşman olmayı sürdü­rür(...)
Pierre - Joseph Proudhon
Sayfa 66 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
282 syf.
·4 günde·7/10
Günümüz zamanı modern dünya olarak kabul ediliyor. Ya da günümüzün modern dünya olduğunu varsayarsak, köleliğin ve feodalitenin eski zamanlarda kaldığını mı düşünüyoruz? Bugünün İngilteresinde hala iki meclis bulunuyor; lordlar kamarası ve avam kamarası... Hollanda gibi ileri demokrasinin olduğu iddia edilen ülkelerde dahi halen krallık denilen bir kurum bulunuyor. Pek çok Uzakdoğu ve Avrupa ülkesi halen kraliyetle yönetiliyor. İleri demokrasilerde bile halen varlığını sessiz bir şekilde sürdüren, krallık denilen kurum nereden geliyor hiç düşündünüz mü? Bugün Kanada topraklarının halen ingiltere kraliçesinin şahsi mülkü olmasındaki mantık nedir? Bu topraklar kimindir? Nasıl kazanmıştır? Mülkiyet ve toprak nedir?

Ortaçağ'da zirve haline almışsa da dünya üzerinde uzun yıllar boyunca feodalite yani toprak beyliği kavramı vardı. Gücü elinde bulunduran güçlü kişiler bir şekilde paranın en büyük kaynağı olan toprağı ellerinde tutuyordu. Toprak insanı besleyen birincil unsur olduğu için feodal beyi aynı zamanda kimin aç kalacağına, kimin doyacağına da karar veriyordu. Ölümün soğuk nefesi Feodal beyi'nin çevresinde esen bir rüzgardan ibaretti...,
Sonraki dönemlerde feodalite insanlarda bir tepki unsuru meydana getirdi, dahası değişen dünyada artık toprak ağalarına yer yoktu. Dünyanın değişimine feodallerde ayak uydurdular ve yılanın deri değiştirmesi gibi bir kabuk değiştirerek burjuva sınıfına evrildirler. Bugünün soylu? köklü? ailelerinin tarihte izlerini sürdüğünüzde hep bu ağaların, beylerin soylarından gelmeleri de bu sebeple boşuna değildir. Kapital düzen içerisindeki yeni rollere adaptasyonunu tamamlayan burjuvalar yeni kan emici misyonlarını yeni kimlikleri ile devam ettirmişlerdir.

İşte mevzubahis eserde Proudhon, konuyu tam bu noktadan kavrayarak mülkiyet kavramını ele almaktadır. anarşist/hümanist bir felsefi anlayışla Proudhon'un gözünden toprak, toprak paylaşımı ve mülkiyet kavramı irdelenmiştir. Proudhon'un mülkiyet kavramı açıkça söylemek gerekirse biraz ütopiktir. Bu ütopiklik, önermelerinin mantık dışı olmasıyla birlikte, uygulanamaz ve insan fıtratını aşan boyutu ile alakalıdır.

Dünyadaki adeletsizliğin temelinin bazı açgözlü kişilerin kendi payına düşene razı olmayarak öteki'nin hatta toplumun genelinin hakkına saldırmasıyla alakalı olduğu pek çok kez söylenegelmiştir. İnsanda önü alınamaz ihtiras arzusu insanın kendine yetecek olanla yetinmemesine sebep olmuş, hep daha fazlasını istemeyi bazıları şiar haline getirmiştir. Bunun sonucu ise; kaynakları kısıtlı olan Dünya metası herkese yetmez olmuştur. Bir ağaçta on elma olduğunu düşünelim, bu ağacın altında on kişi var ise normal şartlarda on elmayı on kişi her birinin hakkına bir elma düşecek şekilde paylaşırlarsa herkesin karnı doyacaktır. Ama bu on kişiden bir tanesi dokuz elmayı kendi için alıp, kalan bir elmayı diğerlerine sunarsa hem herkes doymayacak, hem de dokuz kişi tek elma için birbirleriyle savaşım içine gireceklerdir.
Kaba örnekle anlaşılacağı gibi malın insanlar arasında eşit paylaşımı ve ihtiyaca göre tanzim edilmesi adil bir paylaşım olacakken, birilerinin açgözlülükleri toplumun acziyete ve fakirliğe düşmelerine sebep olmuştur.

Mülkün adil paylaşımı konusunda pek çok düşünür fikir beyan etmiş, problemi ele alan kitaplar derlemişlerdir. Her bir felsefenin kendi mantalitesine göre değişik bir çözümü vardır.
Proudhon ise, mülk dağılımında konuyu ele alırken bir miktar ileri gitmiş, mülkiyeti toptan reddetmiştir! Bazı konularda ise tatmin edicilikten uzak mantık dışı çözümler üretmiştir. Bu mantık dışı söylemlerden bir tanesi, Proudhon'un her türlü mülkü hırsızlık olarak görmesidir. Bu mantıksızlığı öyle bir noktaya taşımıştır ki, kişinin kendi emeği ile kazandığı metaların dahi sahibi olmadığını beyan etmiştir. Yani düşünürsek; bir kişi aslı bataklık olan bir araziyi yıllarca el emeği göz nuru işliyor ve emeği neticesinde atıl olan bu toprağı işe yarar hale getiriyor... Ama Proudhon'a göre bu kişi bu emeğinin karşılığında bu topraktam pay sahibi olamıyor.! Oysa Marx'a göre emekçinin/işçinin yegane mülkü emeğidir. Hatta zanaat ve sanat sahibi insanların yegane varlıkları kendi emekleridir. Proudhon burada çizgiyi çok ileri bir noktaya götürerek emek kavramını dahi yok sayarak kimsenin emeği dahi olsa mülk edinemeyeceğini iddia etmektedir. Proudhon'un ifade ettiği böyle bir düzenin gerçekleştiğini düşünürsek: Birileri emek vererek çalışarak kendisine ve çevresine faydalı şeyler yapmaya çalışacak, bunun yanında bazı asalaklar hiç emek harcamadan gelip başkalarının metalarını alıp götürebilecektir. Bu da en başından karşı çıkılan derebeyi düzeninin farklı bir zorba çeşidi olmaktadır. Güçlünün mutlak manada zayıfı ezmesine sebebiyet verecektir. Hırsılığın suç sayılmadığı bir toplumda düzenin varolabileceğini iddia eden bir insan muhtemelen mağarada yaşamış olmalıdır. Hayatında birkaç insan tanıyan birisi dahi hırsılığın insanın en eski kötülüklerinden birisi olduğunu bilir. Proudhon'un kitabının girişinde bir alıntıya yer verdiği 12 levha kanununa göre dahi hırsızlığın cezası ölümdür.

Kitap, anarşizmin temel eserlerinden birisidir. Mülk kavramına sınırdışı bir açıdan bakmaktadır. Proudhon, daha sonraları çok değişecek ve teorileri gelişecek bir felsefeyi ham şekilde ele almaya çalışmış, bu sebeple bazı noktalarda takılı kalmıştır. Konuyla ilgili okurlara keyifli okumalar dilerim.
282 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Proudhon, otuz bir yaşındayken yüzlerce okuma, çeşitli gözlemler ve dikkatli incelemeler sonunda Besançon Akademisi’ne bir inceleme olarak yolluyor “Mülkiyet Nedir?”i ama tam bir çözüm olmaksızın toplum karşıtı doktrinler içermesi sebebiyle kabul edilmiyor akademi tarafından. Bu noktada gelişen birtakım süreçler var esasında, zira Proudhon bilinen şeyleri yepyeni bir üslupla yeniden sahaya çıkarırken “anarşizmi” de ortaya koyuyor; sayfa iki yüz altmış bir:

“…-Öyleyse nesiniz?
-Anarşistim.”

Kitap beş bölümden oluşuyor; ilk iki bölüm daha çok tanımsal olarak ilerlerken üçüncü ve dördüncü bölümler, mülkiyetin inkarına dair haklı gerekçeler ile devam ediyor; son bölüm ise bir parça daha genel. Ve kitabın tamamını bitirmeden doğru yorumlar elde edebilmek pek de mümkün değil çünkü yazar, bir yerde beklentilerin çok çok üstüne çıkarken bir başka yerde beklentilerin seviyesine dahi yaklaşamayabiliyor.

Öncelikle, haklı bir eleştiri oluşturuşunu ve açıkça, olabilecek en basit örneklerle destekleyerek tanımlayışını ve talep edişlerini takdir etmek gerek. Kendisi de şöyle der, sayfa iki yüz kırk:

“Ayrıca okuyucularımdan hiçbirinin beni yıkmayı bilip de yapmayı bilmemekle suçlayacağını zannetmiyorum. Eşitlik ilkesini kanıtlayarak toplumsal yapının temellerini attım. Daha fazlasını da yaptım: Siyaset ve yasamaya dair sorunların çözümünde izlenecek yolun örneğini verdim”.

Buna rağmen, eksikliklerin hakikaten söz konusu olduğunu söylemeliyim. Proudhon, evet, müthiş bir eleştiri ile karşımıza çıkıyor; evet, gerçekten olabilecek en açık üslupla dikkatleri çekiyor ve elbette, evet, bunlarda olağanüstü bir haklılığı var; fakat hiçbir zaman işler bu şekilde yürümüyor. Kitaba başlamadan önce, M. Blanqui’nin (iktisatçı) bir mektubunu okuma fırsatı buluyoruz, bu mektup büyük önem taşıyor: Yazardan daha ölçülü, bilime tutunarak yazılagelen bir üçüncü inceleme (iki kez yazıyor, üslubunun ağırlığından ötürü) istiyor. Buradaki üslup özellikle dikkati çekmeli diye düşünüyorum. Bilime tutunmak, bahsettiğim sorunun çözümünü kendisiyle birlikte getiriyor aslında: Zira Proudhon’unki benim için gerçekten önemli bir eserken ve keza böylesine değerli düşünce ve birikimlere sahip bir şekilde yazılmışken yeterli gelemiyor; bilimin verdiği çözümlenebilme sürecinin eksikliğine şahit olmak zorunda kalıyoruz. Yine kendisi bu konuda, iki yüz otuz dokuzuncu sayfada, “Burada görevimin sona ermesi gerekiyor. Fakirin hakkını ortaya koydum, zenginin gaspını meydana çıkardım, adalet talep ettim: Hükmün tatbiki benim işim değil.” diyerek elini eteğini çekse ve mantıklı bir yol izlemiş gibi görünse de, noksanlık uzaklaşmış olmuyor.

Olumsuz bir başka yanı da, bir düşünce insanı olmasına karşın, kadınlara olan yaklaşımının korkunçluğu. Hangi çağda olursa olsun, bu kadar okuyabilmiş ve kendini böyle geliştirebilmiş birinin, “kadının toplum dışına itilmesi” (iki yüz otuz yedi) yani kendi deyimiyle bir eşya niteliğinde kullanılmasının daha elverişli olduğunu söyleyebilmesi, bir düşünüre yakışır nitelikte bir şey değil. Bir olguyu ya da olayı eleştirmek, çoğunluğa yönelik eleştirilerde bulunmak başkadır, “kadını toplumun dışına itme”yi teklif etmek tamamıyla başkadır. Yakıştıramadım.

Olumsuzlukları geçecek olursak, dikkatimi çeken bir başka şey, Fransızcada mülkiyetin sahip olduğu farklı iki anlam. Biri, bir şey üzerindeki mutlak denetim hakkını işaret ederken diğeri, “sahip olunan özellik” (kollara, bacaklara sahip olmak gibi) manasına geliyor. Bizde böyle bir anlam yok. Fakat kendi dilindeki anlamı, bu doğrultuda açıklama yapabilmek için kullanmış Proudhon. Mülkiyet, bir özellik değildir, onu bir özellikmiş gibi edinemezsiniz, kimsenin hakkı yoktur buna, diyor bir kelime oyunu yaparak (sayfa altmış dört). Bu hakikaten önemliydi.

Yine de, her şeye rağmen, çok mühim bir incelemeyle karşı karşıyayız. Bu onu, okunması gereken bir konuma sokuyor. Belki de olumsuz özellikleri için şöyle düşünebiliriz: Düşünmek için yol açıyor, yol gösteriyor; bugüne dek rahatsız olduğumuz fakat dile getiremediğimiz onca şeyi dile getiriyor. Öyleyse okuyalım ve düşünelim, düşünelim ve geliştirelim. Sayfa iki yüz kırk dokuz: “Toplumsallığın ilk şekli, ilk ifadesi olan kamuculuk toplumsal gelişmenin de ilk terimidir. Bu tezdir. Kamuculuğun zıddını ifade eden mülkiyet ise ikinci terim, yani antitez olacaktır. Çözüme ulaşmak için geriye üçüncü terimi, yani sentezi bulmak kalıyor.” Biz de öyle yapalım.

Çok dikkatli okumalar.
368 syf.
·Beğendi·7/10
Ekonomi incelemeleri için okuma yaparken elime gecti. İnanc,aile, üretim, ulus gibi kavramları dönemine göre oldukça aykırı kaleme almıştır. İlgiyle okudum. Anarşist yaklaşımı olduğu söyleniyor.
282 syf.
·10/10
Hırsızlıktır. fırsat eşitliğinden bireyi uzaklaştıran herşey hem çalan bireyin kendini geliştirme şansından, hem de toplumun diğer bireylerinin çalan birey ile eşitlik kurması hakkından koparılan hırsızlıktır. olanca sığlığım ile belirttiğim bu hırsızlık, ekonomi ve sosyoloji ile nasıl soslanır ve detaylanır? bu makalede bulabilirsiniz. tüm anarşistler proudhonu sever, boş bir sevgi değildir. pratikte de paris komünü ve yurttdaş bankası denemeleri ile hem örgütlü kapitalizme hem alman işgaline direnmeyi denemiştir. canımızdır kanımızdır; kalbimizi çalmıştır.
368 syf.
·13 günde·Beğendi·9/10
Anarşist felsefeci proudhon'un en önemli ve bilindik eserlerinden biridir.
ayrıca karl marx proudhon'un bu kitabı üzerine,onu eleştiren "felsefenin sefaleti" adlı kitabı yazmıştır. karl marx tarafından tenkit edilen eserdir.
proudhon sefaletin felsefesinde işçilere kapitalist sistemi yıkmadan, reformlarla bu sistemi nasıl ele geçireceklerini tarif eder.
analiz metodu hegel dialektiğine dayanır.
proudhon, özel mülkiyeti ve mübadeleyi olmazsa olmazları olarak belirlemiştir.
368 syf.
·7/10
Yazara Çoğu noktada katılmama rağmen konulara daha yüzeysel yaklaşmaktaydı...
Ancak zamanına göre bu kadar keskin bir dil kullanmış olması takdire şayan...

Yazarın biyografisi

Adı:
Pierre - Joseph Proudhon
Unvan:
Fransız ekonomist ve düşünür
Doğum:
Besançon, Fransa, 15 Ocak 1809
Ölüm:
Passy, Paris, Fransa, 19 Ocak 1865
Pierre-Joseph Proudhon (15 Ocak 1809 - Besançon - 19 Ocak 1865 -Passy) Fransız ekonomist ve düşünür. Kendini "anarşist" olarak adlandıran ilk kişidir ve ilk "anarşist düşünür olarak nitelenir.

Fransa'da bir köyde doğan ve çocukluğu çobanlıkla geçen Proudhon daha sonra kendini eğitime vermiştir. Anarşizmin en etkili yazarı olarak kabul edilir. 1848 olaylarından sonra kendini Federalist olarak tanımladı. En çok tanınan sözü Mülkiyet Hırsızlıktır'dir. 1840'ta yayınlanan ve ilk büyük işi olarak kabul edilen çalışması Mülkiyet Nedir'dir.

Sefaletin felsefesi adlı eseri kamuoyunda büyük yankı uyandırmıştır. Kimse daha öncesinde bu denli bir tanrı eleştirisi beklememekteydi. Proudhon'un ekonomik fikirlerine üzerine Karl Marx sert bir şekilde eleştirmiş ve bu tartışma ve eleştiriler Marx'ın ekonomik sisteminin temellerini oluşturmuştur.

Yazar istatistikleri

  • 49 okur beğendi.
  • 91 okur okudu.
  • 13 okur okuyor.
  • 200 okur okuyacak.
  • 10 okur yarım bıraktı.