Geri Bildirim
Pınar Kür

Pınar Kür

7.5/10
205 Kişi
·
655
Okunma
·
68
Beğeni
·
4.066
Gösterim
Adı:
Pınar Kür
Unvan:
Yazar, Öğretim Görevlisi
Doğum:
Bursa, 15 Nisan 1945
Pınar Kür (d. 15 Nisan 1945, Bursa) Türk yazarı. Lisans eğitimini Queens College ve Boğaziçi Üniversitesinde tamamladıktan sonra Sorbonne Üniversitesinde Karşılaştırmalı Edebiyat üzerine doktora yaptı. "Bitmeyen Aşk" adlı romanı "müstehcenlik" gerekçesiyle toplatıldı. İstanbul Üniversitesi Yabancı Diller okulunda ingilizce okutmanı oldu. Şu anda Bilgi Üniversitesinde Medya ve İletişim Sistemleri bölümünde öğretim görevlisidir.
Hep susuyorlar. Suçluluğu kesin olanlar. Ne yapsalar suçluluktan kurtulamayacağını bilenler.
Çünkü çiçek demek, kökü sağlam bir yaşam demek. Çiçek demek en az değişen gerçek demek. En bakımsız çiçek bile açar. Bir yıl önceki gibi açar. En kurumuş, ölmüş sandığın çiçeği bile birazcık çabayla canlandırabilirsin. Eski haline getirebilirsin. Kökü toprakta olduktan sonra her çiçeğin yaşatılma, kurtarılma olasılığı vardır.
Biri demiş ki, Paris'in en güzel görünümü Eyfel'in tepesindendir, çünkü oradan baktığınızda Eyfel'i göremezsiniz, demiş.
Pınar Kür
Sayfa 150 - Everest Yayınları 4,Baskı Ekim 2007
Sevmek işte bir türküymüş demek ak saçlı bi dedenin türküsü bi çaresiz ihtiyarın çatlak sesiymiş.
Pınar Kür
Sayfa 115 - Bilgi Yayınevi epub
"Nitekim çözdünüz," dedim. "Katil elinizde."
"Katilin cesedi elimizde. Ölüler konuşmuyor, sayın hocam. Acı fakat gerçek..."
Pınar Kür
Sayfa 134 - Everest Yayınları 4,Baskı Ekim 2007
Benden çok uzak, inanılması güç bir öykünün tümceleri sanki bunlar. Bir düş bile değil. Düşler kişinin kendi gerçeğine ucundan bucağından yaklaşırlar çünkü.
Pınar Kür
Sayfa 119 - Bilgi Yayınevi epub
Annesi yazar olan Pınar Kür'den okuduğum ilk kitap Asılacak Kadın oldu. Gerçek bir cinayeti konu alarak yazılmış kitap, anlatım şeklindeki psikolojik batırmalar ve yoğun duygulu cümleleriyle dikkatimi. Her ne kadar etkinlik için okumuş olsam da, filmi çekilen kitabın bir zamanlar yasaklanmış olmasına okuyunca yazar gibi anlam veremedim. Pınar Kür yazdığı savunmada, bunu savcının salaklığına ve kitap okuma nefreti aşılamayla oluşturulmak istenen halkı koyunlaştırma gayesine vermektedir. Haklı olmakla birlikte kitap gerçekten söylenmemiş pek çok şeyi bize anlatıyor. Öncelikle yazar, üç bölüme ayırdığı kitapta farklı diller kullanmış. Dil yapısını ve hikayeyi birlikte anlatmaya çalışacağım. Hikaye gazeteye çıktığı kadarıyla; avam bir kadının zengin kocasını genç aşığıyla birlikte öldürmesini ve idama mahkum edilmesini konu alıyor. Tabi okuyunca aslında senaryo biraz daha farklı ve altında yatan sebepler çok karmaşık. İlk bölüm ceza yargıcı Faik İrfan Elverir'in mahkemede daldığı düşüncelerden oluşuyor. Yargıç bize hem fakirlik içindeki geçmişinden, hem de kadının suçlu olduğuna kesin olarak nasıl hükmettiğini anlatmakta. Düşünceler birbiri ardına sıralanıyor ve gelgitler fazlasıyla mevcut. Uzun cümleler ve papağan gibi tekrar edilen anılara hazırlıklı olun. Gecekonduda yaşayan bir çocuk lüks bir eve gittiğinde nasıl hisseder güzel anlatılmış. İkinci bölümde cinayetin faili olan Melek'in hücrede yazdığı düşüncelerini okuyoruz. Fakat birinci bölüme göre çok daha karmaşık ve dramatik bir durum mevcut. Düşünceler art arda öyle bir sıralanıyor ki, suçluluk duyan bir kadın psikolojisi okura iyi yansıtılıyor. Cümlelerde noktalama işareti çok nadir kullanılmış, başı sonu belli değil oku oku bitmeyen türden. Oğuz Atay ve José Saramago'ya bir selam çakmak istemiş belki yazar, hem yoruyor hem de aşırı trajik Melek'in yaşadıkları. Kocası olan Hüsrev elin erkeklerine peşkeş çekmekte ve bunlar an an anlatılmakta. Zaten kitabın en zavallı ve ezik karakteri. Erkek olmamayı bir dezavantaj olarak düşünecek kadar kendini bitirmiş, tabi bunda aile ve çevresinin etkisi büyük. Üçüncü bölümdeyse kadının genç aşığı olarak lanse edilen Yalçın'ın anıları yer alıyor. Aslında olayın çok farklı olduğunu görüyoruz bu son bölümü okuyunca zaten düğüm burada çözülüyor. Yalçın henüz reşit olmadığı için idamdan son anda yırtıp hapse mahkum oluyor. Onun geçmişi ve yaşadıkları da ilginç. Annesi yalıda kalfa, babası bahçıvan fakat iyi maaş alamadıklarını söylediği halde nasıl Fransa'ya gezmeye gidiyor ona anlam veremedim. En sade anlatım ve okuması rahat cümleler bu bölümde. Hikayenin dönüm noktası olduğunu söyleyebilirim. Genel olarak olayları tekrar etme durumu mevcut, fakat bunu değişik yollarla yapıyor yazar. Aslında böyle sürekli tekrar teşekkür eden kitapları okumayı sevmem, ancak hikaye ilgimi çektiği için devam ettim. Konunun gerçek bir olay olması anlatım tarzının önüne geçiyor bence. Gerçek Kesit diye bir dizi var çok ünlü, Türk televizyon tarihinin en çok izlenen ve başarılı yapımlarından biridir. Oraya bakarsanız oyunculuk ve ambiyans rezalettir ama senaryonun üçüncü sayfa haberlerinden olması durumu kurtarır. Yaşanmış olaylar hakkında bir şeyler okumak daha cazip geliyor sanırım, Asılacak Kadın bu yönüyle öne çıkıyor bence az önce belirttiğim gibi. Dördüncü bir bölüm daha var aslında orada Pınar Kür'ün yasaklanan kitabı için yaptığı savunmayı göreceksiniz. Orayı okuduktan sonra kafamda bir şeyler daha çok oturdu ve iyi ki kitapta yer almış dedim. Kendisi entelektüel bir insan olduğu için bugünleri tahmin etmekte zorlanmamış. Umarım bu tip olaylar azalarak biter. Lakin mevcut duruma baktığımızda büyük bir suç oranı artışı, istismar, adaletsizlik ve sansür çabası var. Asılacak Kadın gibi daha çok kitap çıkar bu gidişle. Bir de bu Hüsrev denen vatandaş habire Fransızca cümleler kurarak hizmetçiye hava atıyor, sanki bana Moliere, Balzac, Stendhal vb. üzerine akademik makale yazdı. Hoş değil böyle görgüsüzlükler sırf gidip gördün diye, neyse. Son olarak yeraltı edebiyatına fazlasıyla girdiğini belirtmeliyim, genel olarak beğendim.
Uzun zamandır beni böylesine alıp götüren okuma haline bürünmemiştim. İlk defa Pınar Kür okuyorum ki bu kitabı da Sait Faik hikaye ödülüne layık görülmüş.
Kitabın ismi herhangi bir öykünün adı değil ama kitabı bitirdiğimde isabet olduğunu düşündüm. Akışı Olmayan Sular.. Aslında akıp gidebilecekken diğerleri gibi o akışı tutturamayan bazen korkularına bazen çevrenin baskısına yenilen sular, yani insanlar, yani bizler..
İlk öykü; Biraz Daha Ölmek. Pınar Kür'e hayranlığımın uyandığı buruk bir hikayeydi.
En çok Kısa Yol Yolcusu öyküsünü sevdim ve bitirirken ağladığımı fark ettim. Bizzat hissettiğim, düşündüğüm birçok şeyi karakterin de kendine dert edinmiş olması ve bunu okumak ayrı bir keyif verdi. Keyif değil de buruk bir gülümseme bıraktı diyelim.
Leyla İçin Şiir öyküsünü pek sevemedim bazı yerler absürt geldi ve rahatsız ediciydi.
Bunun dışında Son Çizgi öyküsünde ise karakterin sürekli gördüğü rüyanın benim de aralıklarla gördüğüm rüya olması ve aynı şekilde düşündürmesi tuhaftı. Kitaba beni yaklaştıran başka bir detay oldu.
Son öykü Bitmiş Zamana Dair ise anı üzerine yazılabilecek etkili bir hikayeydi, karakterler ve ilişkiler özenle seçilmişti.
Ana tema olarak; kendini arama, var olan düzende kaybolmuşluk, yalnızlık ve özellikle korkular... Belki de bu korkular olmasa bizi çevreleyen çemberin dışına çıkarak bulunduğumuz noktaya bakıp ne kadar sığ ve doyumsuz yaşadığımızı anlayacağız, bilemiyorum. Karakterlerin bazıları bunu tasarlıyor, bazıları daha da ileri gidip bunu deniyor. İyi mi olmuş kötü mü olmuş, okuyup karar verin derim.
"Çünkü düşünmezdi, çünkü baskıya karşı çıkmamak üzere yetiştirilmişti. " (sayfa 153)

Kadın sömürüsünün bu kadar çarpıcı bir şekilde anlatıldığı bu kitapta sıklıkla ve ısrarla “sevgisiz anne ile yetişen çocuk ve sonraki hayatı " konusu işlenmiş bence.

Sevgisiz, ilgisiz büyüyen çocuklar, yetişkin birey olduklarında , bilinç altındaki bu eksikliklerini doldurdurmak için değişik arayışlara girip, istenmeyeni kabullenişe geçiyorlar sanki bu hikayeye göre...
Kitabın konusunu anlatmak istemiyorum çünkü, kitap gerçekten iç içe bir çok ayrıntı ve olay içeriyor, adeta biraz da bulmaca gibi; karakterlerin hikayeleri ise yoruma açık tam bir bilgi de yok. Kimin neyi ne niyetle yaptığı belli değil.

Kitapla ilgili bir diğer ayrıntı da kitabın bir dönemin davalık , yasaklı kitaplarından olması. Beraat edene kadar uzun süren davalar sonucu yazar çok yıpranmış.

Kitapların ve özellikle kurgu olan kitapların yargılandığını duydukça insanın aklına Oscar Wilde’ın şu sözü geliyor: “Ahlâka uyan ya da uymayan kitap yoktur. Bir kitap ya iyi yazılmıştır ya da kötü. O kadar…”

Bence , bir pencere içindeki vazoda unutulmuş, orada hoyratça koklana koklana sessizce solmuş bir gül olan "Melek'in, Asılacak Kadın'ın " anlatıldığı bu kitap gerçekten de iyi yazılmış bir kitap.
Bir Cinayet Romanı, Pınar Kür'ün üçleme polisiye serisinin ilk kitabıdır. Genelde kitaplarında özellikle Asılacak Kadın romanında kadın kimliğini ön plana çıkaran bir yazar olan Pınar Kür, bu romanıyla farklı bir tarz oluşturmuştur.
Roman, post-modern tarzında yazılan bir romandır. Post-modern, edebiyatı kendi içerisinde barındıran bir tür olarak karşımıza çıkar ve belirsizlikler, olasılıklar çerçevesinde okuyucuya sunulur.
Bir Cinayet Romanı, belirsiz bir romandır. Bu roman diğer polisiye romanlar gibi bize rahatlık sunmamaktadır. Ama bu romanda anlatıcı da, kurgu da belirsizdir. Katilin kim olduğu sorusundan ziyade, bir suçun nasıl oluştuğu, katilin neden öldürdüğü üzerine kurulu bir romandır.
Romanda değişik bir şekilde Y-E-L harfleriyle oluşturulan bölümler var ve biz yazara kalsaydık eğer bütün "Y"lerin aynı kişi olabileceğini düşünebilirdik. Ama romanın ortalarında her şey ikili bir hale gelmektedir.
Romanın sonuna kadar suçlunun kim olduğu bize hissettirilmiyor. Romanda, yazarın belirlediği araştırmacılar var ve bu araştırmacılardan biri de yazarın ta kendisidir.
Kafa patlatmanıza yardımcı olabilecek bir kitap olduğunu söylemekle beraber romanın biraz yapaylığa kaçtığını da söylemeden geçemeyeceğim. Yine de tavsiye edebileceğim bir kitap. Keyifli okumalar! :)
Ezelden beridir adını duyardım. Filmi falan da varmış. Ön yargı ne kadar kötü bir şey. Ben hep adına bakarak fettan bir kadının fantezilerle dolu dünyasından bahseden bir kitap olduğunu düşünür dururdum. Meğersem alakası yokmuş. Kadının ezilmesinden, toplumun ahlaksızlığına, adaletin adaletsizliğine yağdırıp duran bir kitapmış. Anlatım tekniği (özellikle birinci bölüm) çok güzel. Gerçek bir olaydan esinlenildiği söylenmekte olan bu kitabın vakti zamanında müstehcen olduğu gerekçesi ile toplatılması (ya da toplatılmaya kalkılması tam bilmiyorum) tam bir rezalet. Bu kitabı okuyup tahrik olduğunu, birilerinin tahri olabileceğini düşünerek toplatılmasını isteyen bence sapığın en önde gidenidir.
Hukuk felsefesi dersinin önerilen kitaplarındanmış listeye bakmama rağmen unutmuşum.Can yayınları rafında ismine dikkat ederek aldım kitabı.
Hukuksal bir yanlışlığı anlattığını düşündüm başta.Olay beni çok etkiledi.Ve sonrasında Pınar Kür'ün açıklaması.
O zamanlarda kitabın müstehcenlik barındırdığı iddia edilmiş. Kitapta şöyle bir bölüm geçiyor "esasen Melek'in çektiği korkunç acıları işkenceyi, akla uzak aşağılanmaları okuyup cinsel arzuları kabaracak bir kişinin ruh sağlığından ciddi biçimde kuşkulanmak gerekir"
Ve ekliyor " aksi iddia edilsede ahlakçı bir yaklaşımla yazılmıştır.
Ne garip diyorum okuyunca zamanında bu kitap toplatılmaya mı çalışılmış yani?
Gerçekleri duymak neden zorunuza gidiyor. Ne okumak istiyorsunuz?
Realiteyi yüzünüze çarpan yazarları baştacınız yapmanız gerekiyor.
Sizi uyutan medyayı,sizi kandıran istatistikleri çok seviyorsunuz.
Pınar Kür bu romanıyla bana tekrar bir çok şeyi hatırlattı.
Beynimin kapalı odaları aydınlanıncaya kadar okuyacağım.
Epey duyduğum bir kitaptı. Arka kapak yazısını okumadan başladım. En azından kurgu diye kendimi rahatlatıyordum. Ögrendim ki bir gazate haberine dayanıyormuş.
Sonuç olarak rahatsız edici bir kitaptı ama iyi anlamda. Çünkü kitap okuyucu rahatsız olsun diye yazılmış. Konusuyla, tarzıyla sizi olayların içine alıyor.
Özellikle son kısımda yazarın savunma metni var ki kesin okunmalı.

Yazarın biyografisi

Adı:
Pınar Kür
Unvan:
Yazar, Öğretim Görevlisi
Doğum:
Bursa, 15 Nisan 1945
Pınar Kür (d. 15 Nisan 1945, Bursa) Türk yazarı. Lisans eğitimini Queens College ve Boğaziçi Üniversitesinde tamamladıktan sonra Sorbonne Üniversitesinde Karşılaştırmalı Edebiyat üzerine doktora yaptı. "Bitmeyen Aşk" adlı romanı "müstehcenlik" gerekçesiyle toplatıldı. İstanbul Üniversitesi Yabancı Diller okulunda ingilizce okutmanı oldu. Şu anda Bilgi Üniversitesinde Medya ve İletişim Sistemleri bölümünde öğretim görevlisidir.

Yazar istatistikleri

  • 68 okur beğendi.
  • 655 okur okudu.
  • 9 okur okuyor.
  • 418 okur okuyacak.
  • 10 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları