Pınar Kür

Yazar 7,5/10 · 197 Oy · 12 kitap · 655 okunma ·  64 beğeni

Yazarın Bilgileri

Yazar İstatistikleri

64 okur beğendi.
197 puanlama · 117 alıntı
1 haber · 3.917 gösterim
655 okur kitaplarını okudu.
418 okur kitaplarını okumayı planlıyor.
9 okur kitaplarını şu anda okuyor.
10 okur kitaplarını yarım bıraktı.

Yazar ile İlgili Haberler

Pınar Kür'ün Resimleri Resim Ekle

Henüz yazara ait resim eklenmedi.

Paylaş

ya da direk bağlantıyı paylaş

Pınar Kür'ün Biyografisi

Pınar Kür (d. 15 Nisan 1945, Bursa) Türk yazarı. Lisans eğitimini Queens College ve Boğaziçi Üniversitesinde tamamladıktan sonra Sorbonne Üniversitesinde Karşılaştırmalı Edebiyat üzerine doktora yaptı. "Bitmeyen Aşk" adlı romanı "müstehcenlik" gerekçesiyle toplatıldı. İstanbul Üniversitesi Yabancı Diller okulunda ingilizce okutmanı oldu. Şu anda Bilgi Üniversitesinde Medya ve İletişim Sistemleri bölümünde öğretim görevlisidir.

Pınar Kür'ün Kitapları Kitap Ekle

8,4/ 10  (61 Oy) ·  173 Okunma
7,5/ 10  (14 Oy) ·  58 Okunma
6,9/ 10  (9 Oy) ·  29 Okunma
6,3/ 10  (17 Oy) ·  28 Okunma
8,6/ 10  (7 Oy) ·  27 Okunma
6,1/ 10  (8 Oy) ·  19 Okunma
8,5/ 10  (2 Oy) ·  12 Okunma
Mühendis Bey, bir alıntı ekledi.
08 May 21:03 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Hep susuyorlar. Suçluluğu kesin olanlar. Ne yapsalar suçluluktan kurtulamayacağını bilenler.

Asılacak Kadın, Pınar KürAsılacak Kadın, Pınar Kür
Mühendis Bey, bir alıntı ekledi.
09 May 17:24 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Oysa ben kurtarmaya kalkıştığım için şimdi ölümü bekliyor o.

Asılacak Kadın, Pınar KürAsılacak Kadın, Pınar Kür
Edanur Yurdcu, bir alıntı ekledi.
29 Mar 16:52 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Çünkü çiçek demek, kökü sağlam bir yaşam demek. Çiçek demek en az değişen gerçek demek. En bakımsız çiçek bile açar. Bir yıl önceki gibi açar. En kurumuş, ölmüş sandığın çiçeği bile birazcık çabayla canlandırabilirsin. Eski haline getirebilirsin. Kökü toprakta olduktan sonra her çiçeğin yaşatılma, kurtarılma olasılığı vardır.

Asılacak Kadın, Pınar Kür (Sayfa 141)Asılacak Kadın, Pınar Kür (Sayfa 141)
İlgen Aktürk, bir alıntı ekledi.
06 May 02:14 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Sevmek işte bir türküymüş demek ak saçlı bi dedenin türküsü bi çaresiz ihtiyarın çatlak sesiymiş.

Asılacak Kadın, Pınar Kür (Sayfa 115 - Bilgi Yayınevi epub)Asılacak Kadın, Pınar Kür (Sayfa 115 - Bilgi Yayınevi epub)
İlgen Aktürk, bir alıntı ekledi.
06 May 11:13 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Benden çok uzak, inanılması güç bir öykünün tümceleri sanki bunlar. Bir düş bile değil. Düşler kişinin kendi gerçeğine ucundan bucağından yaklaşırlar çünkü.

Asılacak Kadın, Pınar Kür (Sayfa 119 - Bilgi Yayınevi epub)Asılacak Kadın, Pınar Kür (Sayfa 119 - Bilgi Yayınevi epub)
kübra, bir alıntı ekledi.
17 Mar 00:03 · Kitabı okudu

Kimi eskimiş çiçeklerin başları, asılmış bir kadının başı gibi öne sarkar.

Asılacak Kadın, Pınar Kür (Sayfa 104 - Can Yayınları)Asılacak Kadın, Pınar Kür (Sayfa 104 - Can Yayınları)
Taluy Kan, bir alıntı ekledi.
25 Şub 11:17 · İnceledi

"Bir bilebilsem. Ölüm yaşamaktan daha mı iyi. Hep aynı soru."

Asılacak Kadın, Pınar Kür (Sayfa 41 - Can)Asılacak Kadın, Pınar Kür (Sayfa 41 - Can)
Ebru°, bir alıntı ekledi.
25 Nis 22:21 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Merdivenleri ağır ağır çıkıyordu.
Ve şiiri kendi kendine mırıldanıyordu:
Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden... Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak...
OLMAYACAK...
Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak.

Sadık Bey, Pınar KürSadık Bey, Pınar Kür
Kitap her yerde okunur, bir alıntı ekledi.
04 May 2017 · İnceledi

Umut tamamen yok olunca...
Umudu tamamen yok etmemeli.
Ümitsiz kalınca bir garip oluyor insanlar.
Ne yapacakları belli olmuyor...

Asılacak Kadın, Pınar Kür (Sayfa 19 - Can Yayınları)Asılacak Kadın, Pınar Kür (Sayfa 19 - Can Yayınları)
Bütün Alıntıları Göster

“Suç” ve “Ceza”yı 20. Yüzyılda Yeniden Yazmak ve Sanatta “Katharsis”: Asılacak Kadın

Anahtar Kelimeler: Pınar Kür, Asılacak Kadın, Katharsis, Kadın, Suç, Ceza, Adalet.


Pınar Kür, toplumsal sorunları ve bu sorunlar içerisinde özellikle kadınların sorunları ele alan ve yazdığı romanlar yüzünden yargılanan, kitaplarının imhasına karar verilen bir yazardır. Kür’ün Yarın Yarın romanı yaklaşık iki yıl yargılandıktan sonra yayınlanabilir. Yarın Yarın gibi 1979’da yayınlanan ve on beş yıllık bir çalışmanın ürünü olan Asılacak Kadın da Kür’ün yargılanmasına neden olur. Dönemin yargı organları Asılacak Kadın’ın “cinsel tahrik” ve “ahlaksızlığın propagandası” amacıyla yazıldığını savunarak Kür’ü yargılar, romanın da imhasına karar verir.

Toplumsal hastalıkların tedavi edilmesinde sanat belki de yasalardan, hukukçulardan ve resmi organlardan daha etkilidir. Adalet mekanizmasının yapamadığını yapar sanat. Nitekim sanat “insanı insana insanca anlatır.” Bir bakıma insanın toplumsal sorumluluklarını hatırlatan ve insana üyesi olduğu toplumun günahlarından arınmasının yolunu açan sanat bir “katharsis”tir. Aristoteles de, Poetika adlı kitabında sanatın asıl amacının arınma yani “katharsis” olduğunu söyler.

Asılacak Kadın ailesiz, korumasız ve kendini savunmamak üzere yetiştirilmiş genç bir köylü kadının bir zorbanın cinsel sapkınlığına kurban edilmesini konu alır. Cinsel anlamda sömürülen Melek, yalı zengini zorba Hüsrev tarafından ücret karşılığı olmadan mahallenin erkeklerine bir cinsel obje olarak sunulur. Dahası zorba, kadının bir cinsel obje olarak kullanıldığı sahneleri izler ve bir yönetmen gibi yapılması gerekenleri söyler. Bu cinsel sömürünün faillerinden biri olan Yalçın, pişman olarak zorbayı öldürür. Fakat çarpık adalet kadını kurtarmak için başkası tarafından işlenen cinayetin cezasını katile değil mağdur kadın Melek’e verir. Melek idamla cezalandırılır. Günümüzde de adaletin koruyamamasından dolayı kadınların her gün yeniden yeniden katledilmesi de bir idam çeşidi değil midir?

Pınar Kür, Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sında yaptığı gibi bu romanında “suç" ve “ceza” kavramlarını tartışmaya açar ve bu kavramları yeniden anlamlandırma fırsatı verir. Raskolnikov’un doğduğu çağa bakıldığında Rus toplumunun yoksulluk içinde yaşadığı görülür. Doğal olarak Raskolnikov’un cinayetinin nedeni “ekonomik”ti ve Dostoyevski romanı aracılığıyla bir çok şeyi sorguladı.
Pınar Kür gibi, kadının nesne olmanın dışında bir vasfının olmadığı erkek egemen bir toplumda yaşayan bir yazarın da kadınlıkla ilgili meselelerde bunu yapması kadar doğal ve yerinde bir şey yoktur. Pınar Kür de kendi güncel bağlamında Dostoyevski gibi söz konusu kavramları farklı bir yönden tartışmaya açar.

Kurtulmak için cinayetten başka bir yol kalmamışsa işlenen cinayet bir suç mudur? Kadın, cinayeti işlemediği halde idamla cezalandırılabilir mi? Aynı kişi hem mağdur hem de suçlu olabilir mi? Kadını “hiçli bir yoklukta” yaşatan, kadının ölümüne ayarlı toplumlar da bunların hepsi de mümkün.

Romanın üç bölümden oluşur. Bu üç bölüm sırasıyla Yargıç Faik İrfan Elverir, Melek ve Yalçın’ın kendi ağzından anlatılır. İlk bölümde yargıç, bilinç akışı tekniğiyle kendi gözünden cinayeti inceler. Yargıç, karısıyla karısının rızası olmadan evlenmiştir ve bu rızasızlık zamanla sadakatsizliğe en sonunda da intikama dönüşür. Kadınlara bakışı kendi geçmişiyle şekillenen yargıç, katilin cinayeti işlediğini kabul etmesine rağmen Melek’in suçlu olduğuna karar verir. Bu üçlü arasında rolü kesin olan bir tek yargıçtır. Yargıç’ın gözünde tanık ve sanık da bellidir. Buradan itibaren bazı sorular, cevap aramaya başlar: Yargıç haklı mı? Her şey onun gördüğü gibi mi? Görünenin ardında başka bir gerçek var mı? Adalet mekanizması ne kadar doğru çalışıyor? Suç nedir? Ceza nedir? Erdemli bir gerekçeyle işlenen cinayet cezalandırılmalı mı?

İkinci bölüm, Melek’in kendi ağzından hikâyesini anlattığı bölümdür. Bu bölümde Melek, yine bilinç akışı tekniğiyle içine doğduğu toplumsal koşulların ona yaşattıklarını anlatır. Hem bilinç akışı hem de Melek’in kendi yerel diliyle konuşması anlatılanların gerçekçi bir biçimde verilmesini sağlar. Ayrıntılı ve ilk ağızdan verilen psikolojik tahliller okuyucu bir anda, tecavüzün, şiddetin, çaresizliğin, pisliğin, kirlenmişliğin, çürümüşlüğün içine sokar. Üvey babası tarafından evden atılan ve Hüsrev’in yalısında hasta bakıcı olarak yaşayan Melek’in içinde bulunduğu durumdan kurtulması için kendini ya da zorbayı öldürmekten başka çaresi yoktur. Fakat Melek, “kurtulmak” kavramından habersizdir. Kendini savunmayacak kadar saf ve cahil olması nedeniyle zorbayı öldürmez. Mahvolan dünyasına bir de mahvolan ahretinin eklenmesini istemeyerek de kendini öldürmez. Yapılanları çaresizce kabullenir.

Melek’in şu sözleri onun ne kadar yalnız ve asıl ihtiyacının ne olduğunu gösterir: “O sevmek dediklerini bi tek ihtiyar dedemin ellerinden duymuşum bi de Yalçın’ın dilinden lakin onun dilini anlamamıştım esasında o sevmek işte bir türküymüş demek ak saçlı bi dedenin türküsü bi çaresiz ihtiyarın çatlak sesiymiş Yalçın nereden bilsin?”

Üçüncü bölüm, zulme ve haksızlığa başkaldıran ve Melek’i kurtarmak için zorbayı öldüren Yalçın’ın kendi yazdığı notlarından oluşur. Romanın en derli toplu ve sosyal mesaj yüklü bölümü bu bölümdür. Yalçın’ın ifadeleri Melek’in içinde bulunduğu durumu açıklaması bakımından önemlidir: “Önce kapıcı ana babasının, sonra Hüsrev beyin, en son da benim kurbanım oldu. Oysa iki yıl sonra yeniden karşılaştığımızda onun tek tek kişilerin değil de toplumun, içinde doğduğu ekonomik ve toplumsal koşulların kurbanı olduğunu bilmiyor muydum? Biliyordum elbet. Kendisine anlatmaya bile çalıştım bunu. Bilmediğim şey “toplum”un biz olduğumuzdu.”

Yaçın’ın Melek hakkındaki şu tespiti, özellikle günümüzdeki cinayetler de düşünüldüğünde kadının toplumda konumlanışı açısından son derece önemli: “Öteden beri anlayamadığım şey susması, hiçbir zaman hiçbir konuda özünü savunmaya kalkmamasıydı. Oysa belki de kurtarmaya, aklımca topluma kazandırmaya çalıştığım kadın kesin bir hiç yokluk içinde yaşıyordu da ben ayrımsayamadım.”

Yalçın, işlediği cinayeti kendi kafasında sorgulamaya başlar. “Suç” ve “ceza” kavramları artık tartışmaya açıktır. Yalçın işlediğinin bir cinayet olup olmadığını sorgular. Cinayetse bile ceza gerektirir mi? Yalçın’ın ifadeleri Suç ve Ceza’nın Raskolnikov’unun sorgulayışına benzer: “Ben cinayet mi işledim? Hayır, yalnızca Melek’i kurtarmaya çalıştım. Bunun için de adam öldürmem gerektiğine inandım. Hepsi bu. Cinayet mi denir buna? Gerekeni yapmak…” Yalçın gerekeni yaptığını düşünse de Melek’i kurtarmayı başaramaz. Sonuçta Melek yine erkek eliyle idama mahkum edilir.

Roman biçimsel açıdan da farklıdır. İlk iki bölümde bilinç akışı tekniği kullanırken son bölüm adeta anlatılanları toparlamak ister gibi kompoze bir anlatımla sunulur. Bilinç akışı kullanılan bölümlerden ilkinde noktalama işaretleri kullanılsa da ikinci bölümde noktalama işaretleri yok denecek kadar azdır. Noktalama işaretlerinin kullanılmaması bilinç akışının kesintiye uğraması için yerinde bir tercih.

Her üç bölümde de bilinen anlamda diyalog yoktur. İlk bölümde cümle akışı içinde verilen diyaloglar, ikinci bölümde farklı yazı fontlarıyla yine metin içinde verilir. Son bölümde metinden kopan diyaloglar sağa dayalı bir şekilde verilir. Melek’in yerel diliyle romanda yer alması da onu içinde bulunduğu sosyolojik koşullarla birlikte romana taşır. Burada her türlü tecavüze, sapkınlığa ve şiddete maruz kalan kadının ismi için seçilen “Melek” isminin de altını çizmek gerekir.

Romanın sonunda Pınar Kür’ün yargılandığı mahkemeye yazdığı bir de mektup bulunur. Pınar Kür bu mektubuyla romanını bir eleştirmen gibi açımlarken romanın “cinsel tahrik” ve “ahlaksızlık” anlatmadığını tam tersine bunlara karşı çıktığını savunur. Eserlerin sonuna eklenen bu tarz metinler okuyucunun yorum gücüne ket vursa da okuma ve anlamlandırma eylemini tamamladıktan sonra bu metni inceleyen bir okur bundan etkilenmeyecektir.


Özet olarak yazarın kendi ifadeleriyle “Asılacak Kadın, korunmasız, güvencesiz, çaresiz, zavallı bir kadının, dış dünyadan koparılarak, bir sapığın hastalıklı ve korkunç dünyasına hapsedilişini, ezilişini ve sömürülüşünü, çektiği eziyetler sonucu kendini savunmak için ağzını bile açamayacak bir nesne haline gelişini anlatırken, elbette bütün bunlara karşı çıkmakta; kadını bu insanlıkdışı durumdan kurtarma çabasına girişen ve başaramayan delikanlının dramını da dile getirmektedir.”

Sonuç olarak roman, kadın ve erkek eşitliğinin, insani değerlerin içselleştirilmediği, kadın cinayetlerinin sona erdirilmediği sürece Türk toplumu için daima güncel kalacak…

Özgecan’a, Alime’ye, Neriman’a, Dudu’ya, Songül’e, Kadın’a, çocuk gelinlere…

Romanı erkeklere, kadınlara, hukukçulara, öğrencilerinize, sınıf arkadaşlarınıza, çocuklarınıza… okutun.

Romanı, etkinliklerin, kitap toplantılarının konusu yapın bir an önce…

Sahi Ünzile kaç koyun ediyor?

Yusuf Çorakcı, Asılacak Kadın'ı inceledi.
09 May 21:30 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 8/10 puan

Annesi yazar olan Pınar Kür'den okuduğum ilk kitap Asılacak Kadın oldu. Gerçek bir cinayeti konu alarak yazılmış kitap, anlatım şeklindeki psikolojik batırmalar ve yoğun duygulu cümleleriyle dikkatimi. Her ne kadar etkinlik için okumuş olsam da, filmi çekilen kitabın bir zamanlar yasaklanmış olmasına okuyunca yazar gibi anlam veremedim. Pınar Kür yazdığı savunmada, bunu savcının salaklığına ve kitap okuma nefreti aşılamayla oluşturulmak istenen halkı koyunlaştırma gayesine vermektedir. Haklı olmakla birlikte kitap gerçekten söylenmemiş pek çok şeyi bize anlatıyor. Öncelikle yazar, üç bölüme ayırdığı kitapta farklı diller kullanmış. Dil yapısını ve hikayeyi birlikte anlatmaya çalışacağım. Hikaye gazeteye çıktığı kadarıyla; avam bir kadının zengin kocasını genç aşığıyla birlikte öldürmesini ve idama mahkum edilmesini konu alıyor. Tabi okuyunca aslında senaryo biraz daha farklı ve altında yatan sebepler çok karmaşık. İlk bölüm ceza yargıcı Faik İrfan Elverir'in mahkemede daldığı düşüncelerden oluşuyor. Yargıç bize hem fakirlik içindeki geçmişinden, hem de kadının suçlu olduğuna kesin olarak nasıl hükmettiğini anlatmakta. Düşünceler birbiri ardına sıralanıyor ve gelgitler fazlasıyla mevcut. Uzun cümleler ve papağan gibi tekrar edilen anılara hazırlıklı olun. Gecekonduda yaşayan bir çocuk lüks bir eve gittiğinde nasıl hisseder güzel anlatılmış. İkinci bölümde cinayetin faili olan Melek'in hücrede yazdığı düşüncelerini okuyoruz. Fakat birinci bölüme göre çok daha karmaşık ve dramatik bir durum mevcut. Düşünceler art arda öyle bir sıralanıyor ki, suçluluk duyan bir kadın psikolojisi okura iyi yansıtılıyor. Cümlelerde noktalama işareti çok nadir kullanılmış, başı sonu belli değil oku oku bitmeyen türden. Oğuz Atay ve José Saramago'ya bir selam çakmak istemiş belki yazar, hem yoruyor hem de aşırı trajik Melek'in yaşadıkları. Kocası olan Hüsrev elin erkeklerine peşkeş çekmekte ve bunlar an an anlatılmakta. Zaten kitabın en zavallı ve ezik karakteri. Erkek olmamayı bir dezavantaj olarak düşünecek kadar kendini bitirmiş, tabi bunda aile ve çevresinin etkisi büyük. Üçüncü bölümdeyse kadının genç aşığı olarak lanse edilen Yalçın'ın anıları yer alıyor. Aslında olayın çok farklı olduğunu görüyoruz bu son bölümü okuyunca zaten düğüm burada çözülüyor. Yalçın henüz reşit olmadığı için idamdan son anda yırtıp hapse mahkum oluyor. Onun geçmişi ve yaşadıkları da ilginç. Annesi yalıda kalfa, babası bahçıvan fakat iyi maaş alamadıklarını söylediği halde nasıl Fransa'ya gezmeye gidiyor ona anlam veremedim. En sade anlatım ve okuması rahat cümleler bu bölümde. Hikayenin dönüm noktası olduğunu söyleyebilirim. Genel olarak olayları tekrar etme durumu mevcut, fakat bunu değişik yollarla yapıyor yazar. Aslında böyle sürekli tekrar teşekkür eden kitapları okumayı sevmem, ancak hikaye ilgimi çektiği için devam ettim. Konunun gerçek bir olay olması anlatım tarzının önüne geçiyor bence. Gerçek Kesit diye bir dizi var çok ünlü, Türk televizyon tarihinin en çok izlenen ve başarılı yapımlarından biridir. Oraya bakarsanız oyunculuk ve ambiyans rezalettir ama senaryonun üçüncü sayfa haberlerinden olması durumu kurtarır. Yaşanmış olaylar hakkında bir şeyler okumak daha cazip geliyor sanırım, Asılacak Kadın bu yönüyle öne çıkıyor bence az önce belirttiğim gibi. Dördüncü bir bölüm daha var aslında orada Pınar Kür'ün yasaklanan kitabı için yaptığı savunmayı göreceksiniz. Orayı okuduktan sonra kafamda bir şeyler daha çok oturdu ve iyi ki kitapta yer almış dedim. Kendisi entelektüel bir insan olduğu için bugünleri tahmin etmekte zorlanmamış. Umarım bu tip olaylar azalarak biter. Lakin mevcut duruma baktığımızda büyük bir suç oranı artışı, istismar, adaletsizlik ve sansür çabası var. Asılacak Kadın gibi daha çok kitap çıkar bu gidişle. Bir de bu Hüsrev denen vatandaş habire Fransızca cümleler kurarak hizmetçiye hava atıyor, sanki bana Moliere, Balzac, Stendhal vb. üzerine akademik makale yazdı. Hoş değil böyle görgüsüzlükler sırf gidip gördün diye, neyse. Son olarak yeraltı edebiyatına fazlasıyla girdiğini belirtmeliyim, genel olarak beğendim.

Ali VARLI, Asılacak Kadın'ı inceledi.
 31 Mar 21:49 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Bu kitabı okuyun. Özellikle biz erkekler. Bir kadının sadece maddesel ve cinsel obje olmasının yürekte, dilde ve gönülde bıraktığı acıyı hissedeceksiniz. İlginç bir teknikle yazdığı bu roman, 3 farklı perspektiften kadının hayattaki varlığının yerini sorgularken, Pınar KÜR Melek karakteriyle cesurca bir dil kurmakla beraber bir de kadının toplumdaki rolünü irdeliyor. Yalçın karakteri ile toyluğun çaresiz söylemini, Faik Elverir ile de insanlıktan soyutlanmış varlığın söylemini ortaya koyuyor. Bunu yalı etrafında gelişen polisiye bir kurgu ile veriyor. Toplumsal eleştriyi cinsel nesnelerle, kelimelerle ağır bir şekilde okuyucuya veriyor. Kurban konumuna düşmüş bir melek var elimizde. Edilgenliğini yenememiş bir Yalçın. Ve cani bir bilince sahip İhsan Faik Elverir. Bu arada kahramanların ağzından anlatılan bölümler yine kahramanlara has ağız üslupları ile veriliyor. Mesela melekte kısa kısa ve kendine özel bir şive ile anlatırken, Yalçın bir çocuk üslubu ile anlatılıyor. Faikte de bir iç hesaplaşma ağzı ile Sen dilini kullanıyor.

Romanı cezbedici kılan başka bir mesele daha var tabi: Pınar KÜR'ün savunması. Anlattığı hikayenin gerçek olduğunu söylemiş, ardından bu hikayenin sonuna mahkemedeki savunmasını da eklemiş romanına. Bu da ayrı bir tat katmış romana. Okunmalı.

"Çünkü düşünmezdi, çünkü baskıya karşı çıkmamak üzere yetiştirilmişti. " (sayfa 153)

Kadın sömürüsünün bu kadar çarpıcı bir şekilde anlatıldığı bu kitapta sıklıkla ve ısrarla “sevgisiz anne ile yetişen çocuk ve sonraki hayatı " konusu işlenmiş bence.

Sevgisiz, ilgisiz büyüyen çocuklar, yetişkin birey olduklarında , bilinç altındaki bu eksikliklerini doldurdurmak için değişik arayışlara girip, istenmeyeni kabullenişe geçiyorlar sanki bu hikayeye göre...
Kitabın konusunu anlatmak istemiyorum çünkü, kitap gerçekten iç içe bir çok ayrıntı ve olay içeriyor, adeta biraz da bulmaca gibi; karakterlerin hikayeleri ise yoruma açık tam bir bilgi de yok. Kimin neyi ne niyetle yaptığı belli değil.

Kitapla ilgili bir diğer ayrıntı da kitabın bir dönemin davalık , yasaklı kitaplarından olması. Beraat edene kadar uzun süren davalar sonucu yazar çok yıpranmış.

Kitapların ve özellikle kurgu olan kitapların yargılandığını duydukça insanın aklına Oscar Wilde’ın şu sözü geliyor: “Ahlâka uyan ya da uymayan kitap yoktur. Bir kitap ya iyi yazılmıştır ya da kötü. O kadar…”

Bence , bir pencere içindeki vazoda unutulmuş, orada hoyratça koklana koklana sessizce solmuş bir gül olan "Melek'in, Asılacak Kadın'ın " anlatıldığı bu kitap gerçekten de iyi yazılmış bir kitap.

Esra, Akışı Olmayan Sular'ı inceledi.
 07 Kas 2017 · Kitabı okudu · 3 günde

Uzun zamandır beni böylesine alıp götüren okuma haline bürünmemiştim. İlk defa Pınar Kür okuyorum ki bu kitabı da Sait Faik hikaye ödülüne layık görülmüş.
Kitabın ismi herhangi bir öykünün adı değil ama kitabı bitirdiğimde isabet olduğunu düşündüm. Akışı Olmayan Sular.. Aslında akıp gidebilecekken diğerleri gibi o akışı tutturamayan bazen korkularına bazen çevrenin baskısına yenilen sular, yani insanlar, yani bizler..
İlk öykü; Biraz Daha Ölmek. Pınar Kür'e hayranlığımın uyandığı buruk bir hikayeydi.
En çok Kısa Yol Yolcusu öyküsünü sevdim ve bitirirken ağladığımı fark ettim. Bizzat hissettiğim, düşündüğüm birçok şeyi karakterin de kendine dert edinmiş olması ve bunu okumak ayrı bir keyif verdi. Keyif değil de buruk bir gülümseme bıraktı diyelim.
Leyla İçin Şiir öyküsünü pek sevemedim bazı yerler absürt geldi ve rahatsız ediciydi.
Bunun dışında Son Çizgi öyküsünde ise karakterin sürekli gördüğü rüyanın benim de aralıklarla gördüğüm rüya olması ve aynı şekilde düşündürmesi tuhaftı. Kitaba beni yaklaştıran başka bir detay oldu.
Son öykü Bitmiş Zamana Dair ise anı üzerine yazılabilecek etkili bir hikayeydi, karakterler ve ilişkiler özenle seçilmişti.
Ana tema olarak; kendini arama, var olan düzende kaybolmuşluk, yalnızlık ve özellikle korkular... Belki de bu korkular olmasa bizi çevreleyen çemberin dışına çıkarak bulunduğumuz noktaya bakıp ne kadar sığ ve doyumsuz yaşadığımızı anlayacağız, bilemiyorum. Karakterlerin bazıları bunu tasarlıyor, bazıları daha da ileri gidip bunu deniyor. İyi mi olmuş kötü mü olmuş, okuyup karar verin derim.

Cansu Koçak, Bir Cinayet Romanı'ı inceledi.
07 Ara 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 8/10 puan

Bir Cinayet Romanı, Pınar Kür'ün üçleme polisiye serisinin ilk kitabıdır. Genelde kitaplarında özellikle Asılacak Kadın romanında kadın kimliğini ön plana çıkaran bir yazar olan Pınar Kür, bu romanıyla farklı bir tarz oluşturmuştur.
Roman, post-modern tarzında yazılan bir romandır. Post-modern, edebiyatı kendi içerisinde barındıran bir tür olarak karşımıza çıkar ve belirsizlikler, olasılıklar çerçevesinde okuyucuya sunulur.
Bir Cinayet Romanı, belirsiz bir romandır. Bu roman diğer polisiye romanlar gibi bize rahatlık sunmamaktadır. Ama bu romanda anlatıcı da, kurgu da belirsizdir. Katilin kim olduğu sorusundan ziyade, bir suçun nasıl oluştuğu, katilin neden öldürdüğü üzerine kurulu bir romandır.
Romanda değişik bir şekilde Y-E-L harfleriyle oluşturulan bölümler var ve biz yazara kalsaydık eğer bütün "Y"lerin aynı kişi olabileceğini düşünebilirdik. Ama romanın ortalarında her şey ikili bir hale gelmektedir.
Romanın sonuna kadar suçlunun kim olduğu bize hissettirilmiyor. Romanda, yazarın belirlediği araştırmacılar var ve bu araştırmacılardan biri de yazarın ta kendisidir.
Kafa patlatmanıza yardımcı olabilecek bir kitap olduğunu söylemekle beraber romanın biraz yapaylığa kaçtığını da söylemeden geçemeyeceğim. Yine de tavsiye edebileceğim bir kitap. Keyifli okumalar! :)

Umut Çalışan, Asılacak Kadın'ı inceledi.
13 May 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Ezelden beridir adını duyardım. Filmi falan da varmış. Ön yargı ne kadar kötü bir şey. Ben hep adına bakarak fettan bir kadının fantezilerle dolu dünyasından bahseden bir kitap olduğunu düşünür dururdum. Meğersem alakası yokmuş. Kadının ezilmesinden, toplumun ahlaksızlığına, adaletin adaletsizliğine yağdırıp duran bir kitapmış. Anlatım tekniği (özellikle birinci bölüm) çok güzel. Gerçek bir olaydan esinlenildiği söylenmekte olan bu kitabın vakti zamanında müstehcen olduğu gerekçesi ile toplatılması (ya da toplatılmaya kalkılması tam bilmiyorum) tam bir rezalet. Bu kitabı okuyup tahrik olduğunu, birilerinin tahri olabileceğini düşünerek toplatılmasını isteyen bence sapığın en önde gidenidir.

Türk romanında özellikle anlatım tekniğiyle bir yenilik getiren, postmodern edebiyata dahil edilebilecek bir eser. Klasik kurgudan ve bilinen, alışılmış anlatıcılardan biri tarafından anlatılmayan çok farklı bir tarzda deneme. Hikâye çok da önemli ve ilginç olmayan bir cinayet öyküsü. Bu kitapta asıl önemli olan öykü değil, anlatırken kullanılan yöntem. Hikâye farklı roman kahramanlarının ağzından, birinci tekil ağızla, kendi bildikleriyle sınırlı bir şekilde, parça parça anlatılıyor. Doğrusal zaman akışının da kırıldığı bu parçaları sıraya dizip düzgün bir öykü çıkarmak okurun işi. Sonunda beklemediğim şekilde sonuçlandı, beni şaşırttı. Tabiî burada hikâyeden ve sonundan bahsetmeyeceğim. Bir roman yazarının, bir cinayet romanı yazmak için yakınlarından yardım istemesiyle başlıyor. Herkese başka görevler verip, onların yaptıkları ve yazdıklarıyla romanını oluşturmaya çalışıyor. Bu serüvende hangileri roman üzerine yapılan çalışmalar, hangileri gerçek hayat karışıyor. Ortada sadece bir cinayet romanı mı var, yoksa roman yazılmaya çalışılırken gerçekten bir cinayet mi işleniyor karışıklığı zaten okur üzerinde bırakılmak istenen etki. Zekice kurgulanmış. Üstelik kahramanlar adlarının sadece ilk harfleriyle anılıyorlar. Ve adı aynı harfle başlayanların birbiriyle karıştırılması da bilinçli olarak yapılan, romanın anlatım tekniğiyle ilgili bir tasarım. Bu kadar ilginç olmasına rağmen okurken bende çok heyecan uyandırmadı. Bunda kitabı okumadan önce, Berna Moran' ın bu kitapla ilgili yazısını okumuş olmamın etkisi olabilir. Her ne kadar öykünün ayrıntılarına girmemiş ve sonunu söylememiş olsa da sanırım ilginçliğini azalttı. Ancak eğer Moran' ın yazısını okumamış olsam bu kitabı hiç okumayacaktım. Dili basit, üslubu edebi sayılmaz. Her kahramanın kendi ağzından günlük konuşma diliyle yazılmış. Dil içerik ve üslupla uyumlu sayılabilir. Ancak birbirinden çok farklı insanların, kendi ağızlarından anlatıklarının hepsinde aynı dil ve üslup kullanılmış. Bir bilim adamıyla, bir sekreter; bir polisle, bir yazar aynı dille konuşuyor. Bu durum eserin kalitesini biraz düşürüyor. Evet bunu yapabilmek çok zor ama Pınar Kür' den daha özenli bir çalışma beklerdim. Yine de farklı anlatım tekniği için okunmasını tavsiye ederim. Zihin açıcı bir okuma olacaktır.

Ravza Nur Koyuncu, Asılacak Kadın'ı inceledi.
09 Kas 2017 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 9/10 puan

Hukuk felsefesi dersinin önerilen kitaplarındanmış listeye bakmama rağmen unutmuşum.Can yayınları rafında ismine dikkat ederek aldım kitabı.
Hukuksal bir yanlışlığı anlattığını düşündüm başta.Olay beni çok etkiledi.Ve sonrasında Pınar Kür'ün açıklaması.
O zamanlarda kitabın müstehcenlik barındırdığı iddia edilmiş. Kitapta şöyle bir bölüm geçiyor "esasen Melek'in çektiği korkunç acıları işkenceyi, akla uzak aşağılanmaları okuyup cinsel arzuları kabaracak bir kişinin ruh sağlığından ciddi biçimde kuşkulanmak gerekir"
Ve ekliyor " aksi iddia edilsede ahlakçı bir yaklaşımla yazılmıştır.
Ne garip diyorum okuyunca zamanında bu kitap toplatılmaya mı çalışılmış yani?
Gerçekleri duymak neden zorunuza gidiyor. Ne okumak istiyorsunuz?
Realiteyi yüzünüze çarpan yazarları baştacınız yapmanız gerekiyor.
Sizi uyutan medyayı,sizi kandıran istatistikleri çok seviyorsunuz.
Pınar Kür bu romanıyla bana tekrar bir çok şeyi hatırlattı.
Beynimin kapalı odaları aydınlanıncaya kadar okuyacağım.

Aysun, Bitmeyen Aşk'ı inceledi.
07 Kas 2017 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Çok az bir yorum yapılmış hakkında ve onların da olumsuz olduğunu gorunce yıllar önce okuduğum zaman ne kadar etkilendiğim geldi aklıma. Bi' kadından bi' adamdan bir de yazardan dinlemek; bir hikayenin önünü ardını bilmek, tüm gerçekleri öğrenmek gibi. "bu adam bunu niye böyle yaptı?" nın cevabını adamın ağzından duymak da değişikti. Saplantili hatta zararlı olduğunu bildiğiniz halde kopamadiginiz bir ilişki yaşadıysanız eğer cevabı bu kitapta.

Bütün İncelemeleri Göster