Primo Levi

Primo Levi

Yazar
8.3/10
62 Kişi
·
117
Okunma
·
24
Beğeni
·
1.604
Gösterim
Adı:
Primo Levi
Unvan:
Yahudi Asıllı İtalyan Kimyager ve Yazar
Doğum:
Torino,italya, 31 Temmuz 1919
Ölüm:
11 Nisan 1987
Primo Levi, 31 Temmuz 1919 yılında laik ve liberal bir ailenin çocuğu olarak Torino'da dünyaya geldi. Torino Üniversitesi'nde kimya eğitimi gördü. 1943'te anti-faşist bir partizan gruba katıldı. Henüz 24 yaşındayken (1944) Kuzey İtalya'da faşist rejime karşı direnişe geçmesi yüzünden arkadaşlarıyla birlikte tutuklandı ve bir milyondan fazla insanın katledildiği, Nazi Almanyası tarafından II. Dünya Savaşı döneminde kurulmuş en büyük zorunlu çalışma ve imha kampı olarak bilinen Auschwitz toplama kampı'na gönderildi. Hayatının önemli bir kısmını bu kampta zorluklar içerisinde geçirdi. Savaşın ardından, kamp ve kamptan dönüş sırasında tanıştığı insanlar ile birlikte evine dönmek için yola çıktı. Primo Levi, yaşadığı olaylar karşısında bir neden arayışına girdi. Torino'daki evine dönüşü sırasında tanıklık ettiği olayları sık sık anımsayıp insan hayatı üzerine düşünmeye başladı. Eğer tüm bunlar yaşandıysa bir yaratıcı olamaz diyen Levi, Tanrıya karşı olan inancını kaybetti. Toplama kampında yaşadıkları ve insanların olanlar karşısında duyarsız kaldığını görmesi onu yazmayı itti. 1947 yılında ilk kitabı olan Bunlar Da Mı İnsan'ı yazmaya başladı. 1961 yılında yazmaya başladığı La tregua (Ateşkes) adlı kitabı 1997 yılında sinemaya uyarlandı. Kaleme aldığı kitapları nesnellikle yazmaya çalışan Levi, aynı zamanda 1977’ye kadar kimyager olarak çalıştı, 11 Nisan 1987'de altmış sekiz yaşında evinin merdiven boşluğuna kendini bırakarak intihar etti.
“Güneş batarken canavar düdüğü, Feierabend’ın paydos vaktinin geldiğini bildiriyor. Karnımız hiç değilse birkaç saatliğine tok olduğu için kavga gürültü yok, hepimizin keyfi yerinde, gardiyanın bize vurmaya niyeti yok, çoğu zaman yapamadığımız bir şeyi yapıyor, annelerimizi, karılarımız düşünüyoruz; birkaç saat süreyle özgür insanlarca mutsuz olabiliriz. “
"Ölmek zorunda kalmamak için sürüyle çare düşünüp sürüyle yol izledik ..insan karakterini çesidince...
Primo Levi
Sayfa 113 - Can yayınları
"En umutsuz anlarda bile insanın kendine sığınacak bir köşe, çevresine ince de olsa bir savunma duvarı örmek yeteneği şaşılacak kadar büyük."
Primo Levi
Sayfa 70 - Can Yayınları
"... korku müthiş bulaşıcı bir şey ve insan bir korktu mu, kurtuluşu kaçmakta arıyor."
Primo Levi
Sayfa 187 - Can Yayınları
"İŞSİZLİĞİN BANA VERDİĞİ YETKİYE DAYANARAK"

Biraz uzun bir aradan sonra hepinize tekrar merhabalar MONÇİÇİLER ve iflah olmaz İŞSİZLER!!! Hemen kısa kesip doğrudan girizgah yapalım.. Evet yine sahaflardan alınan bir güzide kitapla daha karşınızdayız..İnsanlığı bitirmeye and içmiş bir nefret , yeryüzünde kurulan suni bir cehennem ve tesadüf eseri buraya savrulan bir adamdan bahsedeceğim sizlere.. Ama bunu yapabilmem , daha doğrusu sizin de okurken anlamlandırabilmeniz için bu akıl almaz nefreti, onu meşrulaştıran zihniyeti ve ona meşruiyet kazandıran halkı anlatmam lazım sizlere .. Olayların 2. dünya savaşı sırasında yaşandığı göz önüne alınırsa kısaca o günlere , o günün koşullarına uzanalım.. (bira - tuzlu fıstık , kah& - browni - çay - kurabiye losjistik desteğini alıp herkes elinin altına suni bir Batman ve Robin koalisyonu kursun .. hepinize afiyet olsun !! )

- 2. Dünya savaşının fitilini ateşleyen antlaşma : "Versay" -

Alman hükümeti 1. Dünya savaşında bizim başımızı yaktığı gibi kendi başını da yakarak yenik çıkıp ağzının üzerine tokadı yiyip köşesine çekildiğinde, İtilaf devletleri hemen önüne Versay antlaşmasını dayadılar .. Şartlar çok ağırdı ..Daha önce elinde bulunan topraklar ve sömürgeleri elden gitmişti ..Antlaşmada tekrar savaşamaması ve etkisiz kalması adına sadece iç güvenlikten sorumlu olacak yüz bin askere izin verilmişti ordu hanesinin karşısında.O dönem için korkunç yüklü bir savaş tazminatı da dayatılan hükümler arasındaydı ..Bu tazminat ödenmez ise işgal devam edecekti..Kısacası ordusunu , ekonomisini ,kolunu bacağını budayıp biblo gibi müzelik etmişlerdi Almanya' yı (hemen ekleyelim : itilaf devletleri bu antlaşmayı Almanya' yı aşşağılamak adına eski bir tren vagonunda imzalatmışlardı .. Ama zamanı geldiğinde Hitler Fransa' ya Blitzkrieg'le (VER MEHTERİ!!) girecek, aynı vagonu hurdalıktan bulup çıkarttırıp Fransa' yı da içine sokmak suretiyle imzalatıp "HOROZU" döndürecek TAVUĞU ÖPTÜRECEKTİ) .. Yıllar yılları kovaladı ..Bozulan mali düzen , getirisi olan açlık ve sefalet yetmezmiş gibi 929- 939 arasında Büyük Buhran baş gösterdi ..Tabii Almanya kendi çapında önlemler almaya çalışmıştı..Bunlar arasında kısa vade ile akan kanı durduran ama sonrasında atardamara neşter vuran yanlışlar da yer almaktaydı.. Neydi bunlar ? Almanya yaşadığı buhranı aşmak için para basma yoluna gitmiş ama kısa süre sonra devasa boyutlara tırmanan HYPER ENFALSYONUN pençesine düşmüştü..Durum o kertede korkunç boyutlara vardı ki bir dönem fırına gidip bir (1) ekmek almak için 200 milyon mark ( HAYIR YANLIŞ OKUMADINIZ! ) ve BİR EL ARABASI gerekir oldu.. İtilaf devletleri ve kız evinde kına gecesinde (kına gecesi cidden cinnet bir olay yalnız YASAKLANSIN! =D ) çayda çıraya şahlanan Fransa herşeyi hesaba katmıştı ama Hitler' den ve önceleri sıkı bir marksist sonraları ise totoliter rejimin ağababası ve ilkin Hitlerin akıl hocası olacak Mussolini ' den haberleri yoktu o yıllarda .. Açlıkla cebelleşen Alman halkı çaresiz , DÜSELDORFLUYUZ KAZMA KÜREKTEN SORUMLUYUZ kıvamında dernekler kura dursun , yahudiler pek çok iş kolunda çeşme başını tutmuş atı almış Leipzig ' i geçmişlerdi..İşte bu ekonomik şartlar ve sosyolojik buhranlar ışığında Hitler galeyana gelmeye hazır halka kurtuluşu ve açlığın sebebi olarakta yahudileri gösterince küçük kıvılcım büyük orman yangınına dönüştü ve alevleri arkasına alan Hitler 64 milyon 999 bin 846 ( tam rakam vereyimde otoroite kabul edileyim =P ) kişinin öldüğü Dünya Turnesine start vermiş oldu ..Burda bir parantez açmak lazım .. Peki ama Yahudileri niçin özellikle seçmişlerdi ? Cevap gayet basit ; yahudiler yukarda belirttiğim gibi tüm iş kollarının başındalardı ve buna rağmen çalıştırdıkları ve sahip oldukları müesseselere yahudi harici yabancı unsurları almıyor , sermayenin de büyük yüzdesini ellerinde tutuyorlardı .. Velhasılkelam Çek Cumhuriyeti ve ardına Polonya işgalinden sonra , dev savaş sanayisinin çarklarını döndürmeye Alman halkının ekonomik gücü ve insan kaynakları yetmez oldu .. Almanya çok kısa sürede çok büyük savaş gücü elde etmek zorundaydı..Bunun sonucu olarak sıfır maliyetli bedava işgücü ile cehenneme tek yönlü bilet kesen toplama kampları devreye girdi .. Buraya kadar sanırım herşey alındı anlaşıldı TAMAM ?! Biramdan bir yudum alayım =)) Oh mis !! Kırt kurt iki de tuzlu fıstık ve devam ..

- Buradan Ancak "BACADAN" Çıkabilirsin ... -

"İŞTE TÜM DÜNYANIN GÖZLERİNİ DİKTİĞİ BU ÖLÜM GRUBU" olan (dünya kupası çekilişlerinde duyardım hep.. hususi bu tanımı kullanmak için günlerdir fırsat kolluyordum bugüne nasip oldu <3 ) - Dachau, Bergen-Belsen, Buchenwald, Sachsenhausen, Auschwitz ' den ayrı olarak 1944 senesinde Monowitz toplama kampına İtalya' da faşistlere karşı ayaklanarak dağa çıkan ve Hitlerin kankisi ex marksist yeni faşist Mussolini' nin direktifleri dogrultusunda yakalanarak gönderilen yahudi bir kimyacı misafir oldu ..Yazarımız Primo Levi ..
Kitap yazarın Monowitz toplama kampı ve bünyesinde yeralan Buna sentetik plastik fabrikasında geçirdiği 1 yılı anlatıyor .. 1 yıl dediğimde kısa gelebilir kimine ama vücutları şişmesin ,daha fazla çalışabilsinler diye suyu dahi neredeyse kapakla verdikleri ,istihkaklarında yemek yerine bulamaç , yatak yerine saman yığını yeralan bu insanların başından geçenler kimi yerde yok artık daha neler dedirtti bana ..Bunun yanı sıra hayatta kalmak adına insanlıktan çıkan yahudilerin hem kendi aralarında teker teker, hem de milliyetlere göre bölünüp birbirlerinin kuyusunu kazmaları akıl alır gibi değil .. Önünüze gelen yemeği yemek için kasıtlı olarak kaşık verilmemesi ve karaborsada son derece kısıtlı 1 veya 2 öğününüze karşılık alabildiğiniz , hasta olduğunuzda hastaneye yatırılırken dahi yanınızda götüremediğiniz veya tuvalete giderken yatağınızın altına sakladığınız bu kaşığın (herhangi bir eşyanızın) kafanızı çevirdiğiniz anda çalındığı göz önüne alınırsa ve bu yokluğa ardı arkası gelmez Nazi zulmü eklenirse sanırım ne demek istediğim daha iyi anlaşılır..Bu öyle bir zulüm ve kampta geçirdiği günler artık o denli sonsuz ve anlamsızlaşmış , umudunu o derece yitirmiş ki an gelmiş yazar şu satırları kaleme alma gereği duymuş..

"Bizim için kamp bir ceza değil; bizim için bir süre konmuş değil, kamp bizim için Alman sosyal dokusu içinde bizler için düşünülmüş SÜRESİZ BİR VAROLUŞ TÜRÜ."

Bunun yanı sıra ,yazarın İtalya ' da yahudi kültüründen kopuk olarak yaşamasından , Yidiş denilen yahudi ortak dilini konuşamıyor olmasından dolayı da yahudiler arasında da bir ötekileştirilmesi ve yalnızlaştırılması söz konusu ..Kitabın adı bu bağlamda hem naziler hem de yahudiler düşünüldüğünde gayet manidar.. Spoiler vermiyorum bildiğiniz üzere ama olaylar , bu insanların başından geçenler cidden çok karanlık..Hele Rusların Polonya' ya kış vakti girişleri ve kaçan Almanların ardından kampta bir avuç insanın aman vermeyen soğukta verdikleri akıl almaz hayatta kalma mücadeleleri ... İşbu sebeplerleden ötürü İŞSİZLİĞİN BANA VERDİĞİ YETKİYE DAYANARAK 2. Dünya Savaşı seven herkese şiddetle öneriyorum ..Esen kalınız ey işsizler ..

Bu da benden bonus olsun size :

https://www.youtube.com/watch?v=CPhMx0xnrY8

Yararlandığım kaynaklar :
4 lü Kırmızı Tuborg
1 adet Peyman kavrulmuş FIRINLANMIŞ tuzlu fıstık
1 adet Peyman Badem
Bol miktarda sigara
Arkaya İbrahim Tatlıses - Mega Aşk albümü ... van tu tıri FORRROOOO!!!
#spoiler#

Sadece "Auschwitz" yazsam..
Ya da sadece "1944 Ağustosun'da tek bir günde 24.000 ölüyle" rekor Auschwitz de dir desem ....
Sanırım az biraz merakınızı cezbetmis ya da az da olsa dikkatinizi çekmiş olurum ..

Efendim "Primo Levi"...
kendisi bir yazar değil...
..o sadece bir kimyager ..hiç sahip olmak istemediği anılarını, içini dökmüş. .

Barışla kalın.
...soğuk bir günde,çorbanızı kaşıklarken bu kitabı okuyun
..insanlık adına ....
Aslında her şey , acıtan bir soğuk ile şehri kanatlarına alan kadife karanlıkta varoldu. 9 kasım 1938 gecesi, bahanesi önceden hazırlanan canice bir yalanın başlangıcı oldu. Kristal gece dediler. Kristal kadar sert, güçlü, şeffaf ve ışıltılıydı. Kırılan camlar, yıkılan kapılar, paramparça yapılan eşyalar, uğursuz geceye bırakılan feryatlar.. hepsi birer kristal parçası gibi ışıldadı karanlık yüreklerde. Bizim için de farklıydı bu tarih , çünkü Almanya da yaşanırken bu vahşet, ulu önderimizde yatağında canı ile uğraşıyor, belki de bir kaç saat sonra ebedi yolculuğuna çıkıyordu....Genelde ikinci dünya savaşı konu edildiğinde sarsıcı ve ciddi anlamda can yakıcı hatıraları okuruz. İnsanlığımızdan utanmaktan yorulduğumuzda tarifi imkansız bir boşluk kaplar içimizi.. biraz daha yok oluruz...Lakin bu sefer “174517” önderliğinde, acıma ve gözyaşı yerine daha eleştirilsel bir yolculuğa çıkıyoruz. Nazilerin Lager(toplama kamplarında) nasıl komutlar verdiğinden, sanılanın aksine tutuklular arasında da zorbalığın olduğuna kadar çeşitli konulara değiniyor “174517”... Ona böyle sesleniyorum çünkü aslında isminin bir önemi yok. Kökeni mühim. Çünkü bu onu kazanan veya kaybeden yapıyor. Ve numaradan da anlayacağınız üzerine o bir kaybeden. İnançsız bir insan olmasına rağmen yahudilik ile suçlanan, kendini bir türlü anlatamayan bir adam. Zaten pek çok yahudinin onları terkeden “Tanrı”dan vazgeçmiş olabileceği su götürmez bir gerçek. Elinizdeki bir kaba sabah büyük tuvaletinizi yapıp, öğlen aynı kaba içme suyu dolduruyor ve akşam çorba karıştırıyorsunuz. 174517 diyor ki; en acınası durum aşağılamanın verdiği tarifsiz utanç.. Bir insana bundan daha fazla zarar veremezsiniz. Konu başlıkları altında yaşananlara dair notlar serpiştiriyor anlatıcımız, bize iletmek istediklerine. Ben bu tarz çok sevdiğimden(denemeler hep zevk verir bana), sohbet havasında bir kitap okudum Primo Levi den... Kitabın sonlarına doğru “Almanlardan Mektup “adında bir bölümde ona gelen mektuplardan bazılarına yer vermiş. “Bunlar da mı İnsan” kitabı Almancaya çevrildiğinde , önsözde tüm bunlara seyirci kalan Almanların , karanlık bir aynada kendileri ile yüzleşmesini istemiş. 40 kadar kişi kendi penceresinden cevap vermiş. Kimisi üzgün, kimisi ise yüreğini rahatlatmak peşindeymiş.... Bazı şeyleri en iyi tanıklarınızdan dinler, onların gözlerinden izlersiniz. Ve yine onların sözleri ile iliklerinize kadar hissedersiniz...Bir kaç gece Levi ile geçirip, onunla konuşmak herkese iyi gelecektir.
"Kitabı ön plana çıkaran aslında yazarın özyaşamöyküsü, dolayısıyla öncelikle yazarın bir Yahudi cemaati mensubu olduğunu belirtmek gerekiyor. Nazi döneminin toplama kamplarında yaşam mücadelesi verdikten sonra özgürlüğüne kavuştuğu zaman kaleme alıyor bu kitabı. "


Kitapla ilgili yazımız : http://1cay1kitap.com/bunlar-da-mi-insan/
İnsanlar neler yaşamış‚ dünyada neler olmuş okurken inanamadım. Az çok duymuştum‚ okumuştum bir şeyler ama bu kadarını tahmin edemezdim. Nasıl bir insan ki; yaşadıklarını yazarak tekrar yaşamaya cesaret edebilir‚ çok beğendim. Sadece daha çok altyapıyla okusaydım zihnimde daha çok oturtabilirdim.
Levi örnek alınması gereken yaşam timsali olabilir bana kalırsa onca acıya‚ soğuğa‚ eziyete rağmen hayata tutunmuş. Hayat bu ya birileri can sıkıntısından hayatlarına son verirken birileri de her sıkıntıya rağmen hayatta kalmaya çalışıyor.
Dünya bir paradokslar zinciri..
Nazi faşizmi ile ilgili yüzlerce film ve belgesel çekildi.Binlerce kitap yayınlandı.Ben de bu konu ile ilgili çok farklı yazarların eserlerini okudum.Fakat bu eser çok başka çünkü Kitabın baş kahramanı yazar Primo Levi.
Levi bizzat toplama kampına götürülmüş ve orada yaşadıklarını kaleme almış.İşte bu yüzden bu kitap diğer kitaplara göre çok daha değerli.Eğer Alman faşizmini iyice anlamak istiyorsanız ilk ağızdan duymanızda fayda var.Yazar,yaşanılanları kendine özgü doğal yorumuyla çok samimi bir şekilde anlatmış.Kitabın sonunda kendisine yòneltilen sorulara cevap verdiği bir kısım var.Okuyucuyu aydınlatmak adına çok güzel düşünülmüşHerzamanki gibi bu insanlık dramını çok üzülerek okudum.
Nekadar süre kalacağımızın belli olmadığı şu fâni dünyada,insanca yaşamak bukadar zor olmamalıydı...
Geçen yıl bu zamanlar özgür bir insandım.Yasadışı sayılıyordum ama yine de özgürdüm;bir adım,bir ailem vardı,tutkulu,hareketli bir ruhum,sağlam,sağlıklı bir bedenim vardı.
Sürüyle şey düşünüyordum. işimi,savaşın sonunu,iyi ile kötüyü... dağları düşünüyordum,şarkı söylemeyi,aşkı,müziği,şiiri... içimde öldürmek,ölmek,yabancı edebi kavramlar gibiydi.Günlerim kederli,neşeli de geçse değerliydi benim için... O günlerden elimde kalan,bugün ancak açlık ve soğukla baş etmeye yetiyor;kendimi öldürebilecek kadar canlı değilim...
.
.
.
.
Primo Levi, 1919 yılında Yahudi bir ailenin çocuğu olarak, Torino’da dünyaya gelir. Üniversitede kimya eğitimi gördüğü sıralarda, katıldığı anti-faşist grupla birlikte Nazilere karşı mücadele eder. Henüz 24 yaşındayken, Kuzey İtalya’daki direnişte yer aldığı için arkadaşlarıyla birlikte tutuklanır ve binlerce insanın katledildiği, Naziler tarafından kurulmuş en büyük zorunlu çalışma ve imha kampı olan Auschwitz Toplama Kampı’na gönderilir..1 sene boyunca bu kampta kalır ve işkence,dayak,aşağılanma gibi birçok zulme dayanır ve her şeye rağmen bu kamptan kurtulan 24 kişiden biri olmayı başarır..Nazi faşizmi ile ilgili elimden geldiğince kitap okumaya ve araştırmaya çalışıyorum..Bu kitabı okuduklarım dan farklı kılan bu kitabı yazan herhangi biri değil.. Bu vahşete bizzat şahit olmuş biri..Olaylar birinci ağızdan anlatılıyor ve kitap bitince içinizde çözülemeyen bir düğüm oluşuyor..Ben olsam ne yapardım..Hem fiziksel hem ruhsal bu zulme nasıl dayanırdım..Hadi dayandım kurtuldum sonra geri kalan yaşama nasıl adapte olurdum...
.
.
.Not: Primo Levi'nin ölümü ile ilgili net bir şey bilinmiyor..Kimisi intihar ettiğini söylüyor kimisi yaşadığı yerde merdiven boşluğundan düşüp öldüğünü..
Anlattığı hikaye itibarıyla çok sert bir anlatısı olan bir uslup kullanmamış yazar. İnsanlığın bittiği bir yerde insan olarak kalabilmenin ne kadar zor olabileceğini en zor yollardan geçerek öğrendiğini çok açık ve samimi bir şekilde anlatmış bizlere.
Yazarın gerçek hayat hikayesinden yaşadıklarını ve gördüklerini yazdığını bilmesek sanki bir çeşit distopya okuyormuş gibi hissi veriyor roman aynı zamanda.
Goethe’nin, “Sadece, eleştiremediğimiz kitaplardan öğreniriz. Eleştirebildiğimiz kitabın yazarı bizden bir şeyler öğrenmeli.” diye bir sözü vardır ya işte bu kitap onlardan biri...

Kitabı özetlemek gerekirse kitap, Vicdanı sızlatan, Can yakan bir döneme Primo Levi’nin kendi ağzından, birebir yaşadıklarını anlatıyor.. Primo Levi, Yahudi bir ailenin çocuğu olarak, Torino’da dünyaya geliyor. Üniversitede kimya eğitimi görüyor. Henüz 24 yaşındayken, Kuzey İtalya’daki direnişte yer aldığı için arkadaşlarıyla birlikte tutuklanıyor ve binlerce insanın katledildiği, Naziler tarafından kurulmuş en büyük zorunlu çalışma ve imha kampı olan Auschwitz Toplama Kampı’na gönderiliyor. Burada kaldığı bir sene boyunca onlarca olaya, aşağılanma, işkence ve ölüme şahit oluyor. En kötüsü de duygusal şiddete. Kitapta Acımasız çalışma şartları karşısında verilen azıcık yemek ve asla karşılanmayan kişisel ihtiyaçlar ile insanların yavaş yavaş nasıl yitip gittiğini gözler önüne seriyor. Bir yıl süresince yaşanan yüzlerce olaydan sonra, Ruslar tarafından kurtarılıyor.

Primo Levi 11 Nisan 1987'de altmış sekiz yaşında evinin merdiven boşluğuna kendini bırakarak intihar ediyor...

Kitap Alıntıları

"Tam bir mutluluğu gerçekleştirmenin imkan dışı olduğunu er geç herkes öğrenir."

"Umutsuz anlarda bile insanın kendine sığınacak bir köşe, çevresine ince de olsa bir savunma duvarı örmek yeteneği şaşılacak kadar büyük."

"Yaşamanın anlamı için duyulan inanç, insanın etindeki tüm sinirlere kök salmıştır, insan doğanın bir parçasıdır."

"Anlamsız insan yaşantısı yoktur ve her yaşantı incelenmeye değer."

"Tarihte olsun, bugünkü yaşamda olsun, vahşi bir yasa var tanınması gereken: "Varlıklıya verilir, yoksuldan alınır."

"İnsanoğlunu mahvetmek onu yaratmak kadar güç."
"Fiziksel şiddetten de en ağırı, insanlara uygulanan duygusal şiddettir." Auschwitz kampından sağ çıkabilen "P.Levi", Nazi döneminin toplama kamplarında verdiği yaşam mücadelesini, gözlemlediği olayları çarpıcı bir dille anlatmış. Tüyler ürpertici, gerçek yaşam öyküsü olması kitabı bir o kadar da değerli kılıyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Primo Levi
Unvan:
Yahudi Asıllı İtalyan Kimyager ve Yazar
Doğum:
Torino,italya, 31 Temmuz 1919
Ölüm:
11 Nisan 1987
Primo Levi, 31 Temmuz 1919 yılında laik ve liberal bir ailenin çocuğu olarak Torino'da dünyaya geldi. Torino Üniversitesi'nde kimya eğitimi gördü. 1943'te anti-faşist bir partizan gruba katıldı. Henüz 24 yaşındayken (1944) Kuzey İtalya'da faşist rejime karşı direnişe geçmesi yüzünden arkadaşlarıyla birlikte tutuklandı ve bir milyondan fazla insanın katledildiği, Nazi Almanyası tarafından II. Dünya Savaşı döneminde kurulmuş en büyük zorunlu çalışma ve imha kampı olarak bilinen Auschwitz toplama kampı'na gönderildi. Hayatının önemli bir kısmını bu kampta zorluklar içerisinde geçirdi. Savaşın ardından, kamp ve kamptan dönüş sırasında tanıştığı insanlar ile birlikte evine dönmek için yola çıktı. Primo Levi, yaşadığı olaylar karşısında bir neden arayışına girdi. Torino'daki evine dönüşü sırasında tanıklık ettiği olayları sık sık anımsayıp insan hayatı üzerine düşünmeye başladı. Eğer tüm bunlar yaşandıysa bir yaratıcı olamaz diyen Levi, Tanrıya karşı olan inancını kaybetti. Toplama kampında yaşadıkları ve insanların olanlar karşısında duyarsız kaldığını görmesi onu yazmayı itti. 1947 yılında ilk kitabı olan Bunlar Da Mı İnsan'ı yazmaya başladı. 1961 yılında yazmaya başladığı La tregua (Ateşkes) adlı kitabı 1997 yılında sinemaya uyarlandı. Kaleme aldığı kitapları nesnellikle yazmaya çalışan Levi, aynı zamanda 1977’ye kadar kimyager olarak çalıştı, 11 Nisan 1987'de altmış sekiz yaşında evinin merdiven boşluğuna kendini bırakarak intihar etti.

Yazar istatistikleri

  • 24 okur beğendi.
  • 117 okur okudu.
  • 7 okur okuyor.
  • 189 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.