Ramazan Kayan

Ramazan Kayan

Yazar
8.9/10
454 Kişi
·
1.524
Okunma
·
138
Beğeni
·
6614
Gösterim
Adı:
Ramazan Kayan
Unvan:
İslam Alimi, Yazar
Doğum:
Malatya, 1956
1956 yılında Malatya’da doğdu.
İlkokulu bitirdikten sonra Malatya İmam Hatip lisesi’ne kayıt yaptırdı. İmam Hatip Lisesi’ni 1976’da bitirdi. Daha sonra İmam Hatiplik görevine başladı.
İmam Hatiplik görevi yaparken İnönü Üniversitesi İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ne devam etti. 1982 yılında bu okuldan mezun oldu. 1983 yılında İmam Hatiplikten ayrıldı ve serbest ticaretle uğraşmaya başladı.
Yazar özellikle İslami ilimler üzerinde araştırmalarını sürdürmektedir.
Evli ve üç çocuk babasıdır.
Ramazan Kayan, halen radyo programcılığı ve aylık Özgün İrade Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmenliğini yapmaktadır.
Sanmayın ki, amacımıza ulaşamadık. Esas gaye O'nun yolunda olmak değil miydi? Biz seferle yükümlüyüz, zaferle değil...
Ramazan Kayan
Sayfa 113 - Çıra Yayınları
Slh
Slh Vayhin Gölgesinde Kimlik İnşası'ı inceledi.
144 syf.
·9/10
Kim olduğumuz ve nerede durduğumuz soruları her daim bizleri meşgul etmiştir.
Daha ziyade nereli olduğumuzdan daha çok, ne olduğumuz daha önemlidir kanımca.
Yazarımız kitabında bu sorularla başlamış adeta.
Kimlik deyince daha doğrusu islami kimlik vahyin ışığında nasıl olmalı?
İslami kimlik sadece bir iddia mı yoksa bir hakikatin tescili ve tespiti mi?
İşte bu anafor içinde bizleri adeta bir kimlik sorgulaması ve sahih bir kimliğe nasıl ulaşırız çerçevesinde kimliğimizi yenilememize olanak sağlıyor.
Taklidi değil de tahkiki bir kimlik için vahyin gölgesinde sahih kimlik inşamızı nasıl gerçekleştirebilir sorusuna ayet-hadis-düşünce bağlamında en güzel şekilde açıklamış yazarımız...
benim bu kitaptan edindiğim net fikir ise;
Akıl yanılabilir.
Bilim şaşabilir.
Tecrübe yanıltabilir.
Sezgi sapabilir.
Vicdan sukut edebilir.
Toplum tefessüm edebilir.
Ama;
Yanılmayan,yanıltmayan,şaşmayan,şaşırtmayan,sapmayan,saptırmayan- mutlak - bir doğru var.
O da kuşkusuz ve tartışmasız VAHİYDİR.
Kitapta paylaşılacak o kadar güzide cümleler var ki artık en kısa zamanda bu kitabı okumanızı içtenlikle tavsiye ederim:))
İyi okumalar.
180 syf.
·Beğendi
Kitabı imzalı bir şekilde hediye olarak aldım. Uzun zamandır okuduğum kitapların içinde en güzeli diyebilirim. Okurken o kadar çok ağladım ki.. Bir çok satırın altını çizerek, kitabın kenarlarini yazarak, İsrail'e ağzıma geleni sayarak okudum. Çünkü insan gerçekten tahammül etmekte zorlanıyor onların yaptığı onca şeye.
Okuduktan sonra önüme gelen herkese herkese tavsiye ediyorum.
Mavi Marmara gazisi Ramazan Kayan Hoca gemide ve esaretleri boyunca yaşadığı bir çok hatırasını anlatmış. Ve özellikle Furkan Dogan'i. Kitabı okuyunca bir defa daha şahit oldum ki gerçekten şehit olarak şu alemden göçebilmek için önce şahit olarak yaşamak gerekiyor.
Hayran kaldım Furkan'a. Bu nasıl bir güzellikti ki ölümünden sonra tanıdığım bir insan beni bu kadar etkileyebiliyordu?
Şehadetin mübarek olsun Furkan Doğan.
180 syf.
·Beğendi·10/10
Bazı kitaplar vardır ağlayan ve ağlatan…
Sayfalarını sıksanız yazarın göz yaşları akacaktır hani. Ve işte insan böyle kitaplarda durduramaz kalemini ve eşlik etmek ister mürekkebi aktığı, kalbi attığınca… Ramazan Kayan hocanın o müthiş yolculuğu ve yolcuları kaleme aldığı Mavi Kırmızı da işte böyle hisler uyandırıyor insanda. Ve bu yankıları uyandırdı bendenizin de ruhunda:

Mavi; huzurun, sonsuzluğun sembolü…Mavi; o yapayalnız kaldığımız kalabalıklardan kurtuluş limanı… Mavi; etraftaki gürültüden duyamadığımız iç sesimiz…

Ama bazıları vardır ki Allah’ın bize bahşettiği bu güzelliği bile çok görür. Engel olmak ister gülen yüzlere, huzura eren kalplere… Kimisi bıraktığı gibi fırçasından mavisini kimiside Allah’a aşkla çarpan gönüllerin kırmızısını akıtıverir üzerlerimize…

Ama bilmezler ki bu kırmızı sonsuzluğa açılan kapının anahtarı. Onların kararmış kalplerinden akan kırmızıyla, Allah yolunda ölenlerin kalplerinden akan Mavi Kırmızı bir olur mu hiç? Kim diyebilir ki; İbrahim Bilgen, Ali Haydar Bengi, Cevdet Kılıçlar, Çetin Topçuoğlu, Necdet Yıldırım, Furkan Doğan, Fahri Yaldız, Cengiz Songür, Cengiz Akyüz, Uğur Süleyman Söylemez öldü. Ölselerdi bugün hala bedeni canlı ama ruhu cansız bizleri diriltmeye nasıl vesile olurlardı? Demiyor mu Rabbim ‘’Allah yolunda öldürülenlere de ölü demeyin. Onlar diridir ama siz anlamazsınız.’’

Furkan Doğan…
Aklımın almadığı gönlümün hayran kaldığı insan. ’’Ama bu asırda sahabe gibi nasıl oluruz ki’’ gibi güçlü ve bir o kadar da klişe bir bahanemizi çürüten adam. Şehit haberi geldiğinde annesinin kibir korkusundan gururlanamadığı, babasının ona layık olmaya çalışacağı güzel evlat. Harçlıklarıyla baktığı ve arkasından boynu bir kez daha bükük kalan yetimlerin biricik abisi. Mezarı başında şehadet getirilen, ölüsü imana vesile bir Müslüman…

O süper(!) komandoları yerde can verirken bile korkutan 19'unda koca bir yürek…

Pervane böceği ateşin etrafında yanacağını bile bile dolanır durur ya hani sonunda sevdalısına ulaşacağı umuduyla; Furkan Doğan da bu kısacık ama bir o kadar da uzun ömründe yanıp tutuşmuş şehadet aşkıyla.

Şehitliğe hazırlık için yaşanılan bir Dünya, dilde ve kalpte bitmek bilmeyen o dua, Gazze için kederlenen yürek…

Aslında bu gemide Furkan Doğan kadar herkes hazırdı ölümlerin en güzeline…Kimisine nasip olurken bu mertebe kimisine de belkide daha zor bir görev düştü bu zorlu bir o kadar da güzel sınavın içinde.

Eşinin cansız bedeninin başında bir damla göz yaşı dökmemek… Neden mi? Çünkü sözleştiler o güzel kadınlar. Dediler ki: 'Şahit olmayacak o askerler bir damla yaşımıza akıtın içinize ne varsa' unutmadılar o anda bile neden yola çıktıklarını orada neyi temsil ettiklerini.

Soruyor insan kendine tüm bunlardan sonra, sahi sen neredesin bu kutlu davada diye? Şehadet aşkında mı, sabır yolunda mı? Ve kocaman bir boşluk kaplıyor sonra içimi...

Furkan Doğan'ın şehadetini okurken bir yandan susuzluğuna şahit olup diğer yandan suyumu yudumlayan ben, daha küçücük şeylere sabretmekten aciz olan ben, çocuklarını bırakıp Gazze'ye koşanların yanında, hayatımdan ödün vermeyip tükettiğim ürünlerde dahi halen İsrail’i bırakamayan ben…

Ben neredeyim?

Allah’ım o battığım mavi sulardan kurtar beni, kurtar ki yüzeyim mavi sularda ve selam edebileyim bende tüm Mavi Kırmızılara…

Eda Coşkungönül
180 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Bir gemi..Akdeniz sularında yol alıyor..İçinde İngiliz'inden Malezya'lısına İrlandalı'sından Türkiyeli'sine 32 farklı ülkeden 663 yolcu var.Ve hepsinin tek bir sloganı var:"Rotamız Filistin,Yükümüz İnsani Yardım".Bu geminin ismini şimdi hatırladınız:Mavi Marmara.İçinde insanlık uğrunda canını ortaya koyan,ülkesinden ayrılan gönüllülerle birlikte uzun bir yolculuğa çıkmış bu gemiye Mavi Akdeniz'de;katil,siyonist İsrail'liler tarafından kanlı bir saldırı yapılıyor.Kitabın ismini şimdi daha iyi anlıyosunuz:Mavi Kırmızı.Yazar da bu geminin içinde olduğu için olsa gerek bu olay hiç bu kadar iyi anlatılamaz diyosunuz.İnsanlık ölmemiş diyorsunuz.Bazılarının yoksun olduğu "vicdan"ı hatırlıyosunuz.Bir insan,bir gönüllü,kardeşlik nasıl olur/nasıl olunur okuyun da öğrenin..
180 syf.
·Puan vermedi
Esselamu aleykum
Furkan Doğan...
Aradan ne kadar zaman geçmiş olsa bile bu ismi duyunca içimi bir hüzün kaplar. Daha fazla iş yapmamız gerektiğini düşünürüm. İşimizin vaktimizden çok olduğunu ve bizim hala uyuduğumuzu düşünürüm. Her ne kadar zina, içki, hırsızlık, faiz vs artmış ola bile ümmetin Musablarının, Ömerlerinin, Zeydlerinin, alnında secde izi olan gençlerinin olduğunu düşünürüm. Hala ashabın mesleğini devam ettirenlerinin, ecir avcılığının devam ettiğini düşünürüm. Hala Şehadet aşığı gençlerin var olduğunu düşünürüm. Rabbim bizleri onlardan eylesin.
160 syf.
·16 günde·Puan vermedi
Üç yıl önce okuyup şimdi tekrar gözden geçirdiğim bir kitap.
Bir müslüman olarak aslında ne kadar şuursuz olduğumuz gerçeği aslında çok bariz. Evet şuur diyorum çünkü müslümanlık deyince sadece kelime-i şehadet getirmek olarak anlıyoruz. Sadece dil ile ikrar ediyoruz. Oysa ki kalp ile tasdik edip bunu da hayatımıza yansıttığımız zaman tam anlamıyla müslüman oluruz. Ama neden farkında değiliz. Neden bu kadar gayriihtiyari bir şekilde hayatın akışına kapılıyoruz. Neden ipin ucunu bırakıyoruz. Neden tutamıyoruz...??
"Namaz ne bir alışkanlık ,ne de üstümüzden atmamız gereken bir agırlıktır... O bir anma ,arınma ve adanma ameliyesidir... Diger bir anlamıyla da kendinle yüzleşme ve Rabbinle sözlesme girişimidir..." diyor sevgili Ramazan KAYAN hoca. Peki biz hangi şuurla kılıyoruz. Ya da kılmıyoruz? Aslında yeniden ayağa kalkmanın bir yerlerden başlamanın metodudur namaz. Hem dünün, hem bugünün, hem de yarının telafisidir. Ve yine ekliyor Ramazan Hoca "Namaz insanı inşa eder." Yeniden diriliş için Allah bizleri selametinden, huzurundan, rahmetinden, sevgisinden ve bereketinden mahrum etmesin. (Amiiiin) Dua ile... ⚘
180 syf.
·3 günde·8/10
Hepsi tamamen gerçek. İsrail yine insanlıktan bir haber ve bu yolda ne yapılması gerekiyorsa yapıyor. Sadece yardım etmek, Filistinli kardeşlerimize azıcık da olsa umut götürmek için bohçasını kapan binmişti Mavi Marmara'ya. Nerden bileceklerdi o bohçalar içindeki güzel niyetle ile bir bir batacaktı Akdeniz'in sularına. Onlar savaşmaya değil yaşatmaya çıkmıştı yola. Allah o yolda şehit düşen kardeşlerimizin şehadetini kabul etsin.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ramazan Kayan
Unvan:
İslam Alimi, Yazar
Doğum:
Malatya, 1956
1956 yılında Malatya’da doğdu.
İlkokulu bitirdikten sonra Malatya İmam Hatip lisesi’ne kayıt yaptırdı. İmam Hatip Lisesi’ni 1976’da bitirdi. Daha sonra İmam Hatiplik görevine başladı.
İmam Hatiplik görevi yaparken İnönü Üniversitesi İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ne devam etti. 1982 yılında bu okuldan mezun oldu. 1983 yılında İmam Hatiplikten ayrıldı ve serbest ticaretle uğraşmaya başladı.
Yazar özellikle İslami ilimler üzerinde araştırmalarını sürdürmektedir.
Evli ve üç çocuk babasıdır.
Ramazan Kayan, halen radyo programcılığı ve aylık Özgün İrade Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmenliğini yapmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 138 okur beğendi.
  • 1.524 okur okudu.
  • 51 okur okuyor.
  • 462 okur okuyacak.
  • 16 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları