Rasim Özdenören

Rasim Özdenören

YazarÇevirmen
8.4/10
6,1bin Kişi
·
24,6bin
Okunma
·
3.233
Beğeni
·
61,6bin
Gösterim
Adı:
Rasim Özdenören
Unvan:
Türk Öykü ve Deneme Yazarı.
Doğum:
Kahramanmaraş, 1940
Rasim Özdenören (d. 1940, Maraş), Türk öykü ve deneme yazarı. İlk ve orta öğrenimini Maraş, Malatya, Tunceli gibi Güney ve Doğu şehirlerinde tamamladı. İ.Ü. Hukuk Fakültesini ve İ.Ü.Gazetecilik Enstitüsü’nü bitirdi. Devlet Planlama Teşkilatı’nda uzman olarak çalıştı. Bir ara araştırma amacıyla ABD’nin çeşitli eyaletlerinde, 1970-1971’de iki yıl kadar kaldı. 1975 yılında Kültür Bakanlığı Bakanlık Müşavirliği görevine geldi. Aynı bakanlıkta bir yıl da müfettişlik yaptı. 1978’de istifa ederek ayrıldığı devlet memurluğuna bir süre sonra tekrar döndü. Çok Sesli Bir Ölüm ve Çözülme adlı hikâyeleri ayrıca TV filmi yapılmış, bunlardan ilki, Uluslararası Prag TV Filmleri Yarışmasında jüri özel ödülünü almıştır.



Rasim Özdenören’in, Türk edebiyatında adını duyurmaya başladığı yıllar, köy romancılığının etkisinin artık azalmaya başladığı, varoluşçu yazarların etkisinin daha fazla hissedildiği yıllardır. O yıllarda roman ve öykü yazarları genel olarak Batı kaynaklı bir anlayışla, sanki dışarıdan bakan bir gözle eserlerini yazmışlardır. Özdenören ise daha çocukluğunda Anadolu’nun birçok ilini gezerek, orada yaşayarak, köyünü, kasabasını, şehrini tanıyarak, kendisine “ayrıntı avcısı” dedirtecek bir özellik ve güçlü bir tasvir yeteneğiyle, insanın evrensel yanlarını öne çıkararak yazmıştır öykülerini. Yazar, gençliğinin ilk yıllarından itibaren kendine edebiyatı ciddi bir meşale olarak seçen insanlardan oluşan bir arkadaş grubuna dâhil olmakla, sonraki yıllarda şekillenecek edebî şahsiyeti için çok önemli bir zemin bulmuştur. Bu arkadaş grubu Özdenören’in anlaşılmasında kilit konumdadır. Çünkü Özdenören’in okumaları, edebî ilgileri büyük oranda bu arkadaş grubunda şekillenmeye başlamış; sonraki yıllarda tanıştığı Sezai Karakoç’un etkisiyle bir bütünlük kazanmıştır. Özdenören’in Amerika’ya gidip orada iki yıla yakın bir süre kalması vesilesiyle çağdaş dünyanın en önemli merkezini tanımasının da eserlerine olumlu yansımaları olmuştur. O, yerli olmak nedir, bu nasıl gerçekleştirilir, sorularının cevabını öyküleriyle vermiş bir yazardır. Hikâyelerinin kahramanları, çevremizde rahatlıkla görebileceğimiz, dokunabileceğimiz kişilerdir.

Rasim Özdenören, gerek denemelerinde gerekse öykülerinde, meselenin anlatmak olduğunu ilk öykülerinden başlayarak kavramış bir yazardır. O, İslami kimliğiyle tanınan bir öykücü olmasına rağmen öykülerinde hiçbir zaman, dönemindeki birçok yazarda görüldüğü gibi, inandığı şeyleri okuyucusuna dayatmamış, vermek istediği mesajı öyküyü örselemeden, akışı ve yapıyı bozmadan anlatmayı bilmiştir. Anlatırken de dili ustaca kullanmış, yer yer de adeta şiir yazmıştır.
İnsanlar aslında birbirini tanımadıkları için severler, şaşırtıcı değil mi? Tanıdıktan sonra nefret ederler birbirlerinden..
Benim için ne düşündüklerini hiç önemsemiyorum artık, ben ne düşünüyorum, budur önemli olan benim için.
Rasim Özdenören
Sayfa 45 - İz Yayıncılık
Yoksul çocukları esirgeyip korumak adına düzenlenen balolarda, göbekleri yeterince şişmiş adamların sabahlara kadar vur patlasın çal oynasın vakit geçirirlerken, bu çocukların okuma kitaplarını nasıl satın alabileceğinin hesabının yapıldığı bir dünyada bir bozukluk var demektir
İnsanlar birbirini tanımadıkları için severler, dedi, şaşırtıcı değil mi? Tanıdıktan sonra nefret ederler birbirlerinden.
Rasim Özdenören
Sayfa 119 - İz Yayıncılık
İyilik de, kötülük de bizim yaradılışımızda.Benim için ne düşündüklerini hiç önemsemiyorum artık, ben ne düşünüyorum, budur önemli olan benim için.
Rasim Özdenören
Sayfa 45 - İz Yayınları
Kazanma hırsı.Kaybettikçe daha da çılgınlaşıyorlar.Anlıyorum.Kaybetmek ve durmadan kaybını telafi etmeye çabalamak.Bir kez girdin mi bu çembere kurtuluş yok.
Rasim Özdenören
Sayfa 48 - İz Yayıncılık
136 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10 puan
Kitaba, sosyal bir roman diyebiliriz.Mini mini 136 sayfacık bi roman.Dili sade,anlaşılır.Her yaş rahatlıkla okuyabilir. Anlatımda sadece konuşmalara tırnak kullanılmamış buna ilk defa denk geldim ama sırıtmadı.Gayet dediğim gibi okuması basit.Tek sorun iki ana konu arasındaki geçişler.

Kitap, aslında iki ana karakterden ve bu iki ana karakterin birbirinden bağımsız iki hikayesinden oluşuyor.Birinci kahramanız:Gül Yetiştiren Adam, kitabın adı da bu yaşlı amcamızdan geliyor.Milli mücadeleye katılmış olan bu adam, kendi halinde bir derviştir.Toplumun gittikçe yozlaştığını düşünür.Gül yetiştirme işinin nedeni de bu durumdur.Bu inziva onu 50 yıl hiç çıkmayacağı evinde yalnız başına kor.Milli mücadeleyi boşuna yaptığını düşünür, verdiği vatana şehitleri düşünür ve kendince bu uzun seneler boyunca bir sorgulama ve protesto olduğunu düşünür bu yaptıklarının.50 yıl sonra torunun ısrarı ile sokağa çıkar ve bu çıktığındaki analizleri sizin çok hoşunuza gidecektir.Sonunu okuyacaklara bırakıyorum bu hikayeyi.

İkinci ana karakterimizde biraz önceki hikayeden bağımsız olan Sitare dir.Sitare günümüzde moda olan zengin koca alayım bugünümü ve yarınımı kurtarayım kafasında bir kişidir.Kendinden yaşça çok büyük ve hasta bi kocası vardır.Kendi de dahil hiç kimseyi düşünmez.Sürekli evlendiği kişiyi aldatan, hayattan sıkılmış, parayla insanları satın alabileceğine inanan,huzuru olmayan, alkolik,kumar düşkünü,emek vermeden kazanılan parayı kullanamama sorunu,psikolojik sorunları olan ve toplumun kısaca dejenere olmuş bir örneğidir.Ne kadar tanıdık geliyor değil mi bu model? Sitare ler günümüzde çoğaldı malumunuz. Kapıların ardında mutlu olduğunu düşündüğümüz, lüks, şatafatlı o hayat. Ama ne yazık ki umulduğu gibi değil işte. Çünkü kimse kimsenin iç dünyasını göremiyor. Bu hikayeden çok ders çıkaracaksınız.Sonu gene kitabın içinde.

Kitabı okuyunca diyeceksiniz ki özellikle Sitare kısmını sanki bugünü görmüş Rasim Özdenören . Doğu-Batı sentezi, batılılaşma süreci ve bu değişime karşı eski kuşağın çaresizliği.

Kitapta hoşuma gitmeyen kısım ise geçişlerdi.Sürekli iki konu arasında bir geçiş var. Ayrı ayrı yazılsa ya da konu başlığı olarak ayrılsa zannımca daha iyi olurdu.Kitapta hiç bölüm yok.Tek bölümde kitap bitiyor.

Kitabı 1979 yayınlamış yazarımız.İlk ve tek romanı.Öykü ve denemede duayen bi isim.Ama romanda da başarılı olduğu çıkmış ortaya.

Yazarın hem Necip Fazıl hem de Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü var.

İkizi Alaeddin Özdenören nin de ikiz kardeşi.Aynı zamanda Yedi Güzel Adam dan da biri.

Şu anda hastanede durumu da iyiymiş.Bu vesileyle de geçmiş olsun dileklerimizi de gönderelim ustaya.

Puanım 9.
148 syf.
·2 günde·10/10 puan
( Spoiler içerir ! )
Rasim Özdenören’in ilk ve son romanıymış bu eser. Bünyesinde iki hikayeyi birden barındırıyor.

Birincisi; kurtuluş savaşından sonra bir çok arkadaşını kaybetmiş olmanın verdiği hüzünle ve verdikleri mücadelenin bir hiç uğruna olduğunu gördükçe, protesto olarak 50 yıl boyunca evine kapanıp gül yetiştiren adamın hikayesi; ikincisi kaybolmuş, kendi kültür ve medeniyetlerinden tamamen kopmuş, yozlaşmış yeni nesili; ‘’Sitare, Yavuz, Çarli ...’’ ve diğerlerini.

Eser, metropollerde sabahlara kadar sönmeyen ışıklar, bankalar ve otellerin hızla her caddeyi istila etmesinin ardından doğu ve batı arasında sıkışmış adeta prangalanmış olan zihinleri gözler önüne seriyor. Modernitenin kıskacına sıkışmış insanların iç hallerini bize gösteriyor; harcıyorlar, oynuyorlar, geziyorlar fakat doyuma bir türlü ulaşamıyorlar,bir türlü mutmain olamıyorlar.

Bu hikaye dede ile torunun arasında ki o derin uçurumu anlatıyor. Psikolojik dürtüleri, sosyal süreçleri göz önüne seriyor.

Kitapta yaşlı adamın sorduğu ‘’Sizler nasrani misiniz? Yoksa mecusi misiniz? Hangi millettensiniz?’’ soruları beni dehşete düşürdü.

Birde, ‘’Savaşarak neyi ortadan kaldırmak istemişlerse, savaştan sonra o gelmişti. ‘’ cümlesi geçiyor , zaten hep böyle olmamış mıydı?! Bu pasaj bana 28 şubatı hatırlattı; o yerlerde sürünen, derslerden kovulup okula alınmayan, bu uğurda mücadele veren ‘’başörtüsü bez parçası değil ayettir’’ sloganı atan ablaları...

İsmet özel’in dediği gibi, neyi kaybettiğini hatırla, hatırlayalım..
168 syf.
·55 günde·8/10 puan
Edebiyat dünyasında her biri Kahramanmaraş'lı olan yedi güzel adamdan biri olan Rasim Özdenören'in 1985'de ilk baskısı yapılan eseridir.

Kitap dünyevi işlerde İslam'dan kaynaklanmayan sorunları İslamla çözmeye çalışıp sonuç alamayanlara uyarı rehber niteliği taşıyor. Daha doğrusu kast sistemi gibi ne kadar çözülmeye çalışılırsa çalışılsın sonuç alınmayacağını çözümün İslami düşünce sistemini her alanda uygulamaktan geçtiğini işlemiş. Gayet akıcı olan kitaba okumak için birkaç saat ayırmanız yeterli .

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
Zeynep Demir
Zeynep Demir Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler'i inceledi.
168 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10 puan
"Müslüman çağın gözüyle İslam'a bakmaz . İslam' in gözüyle çağa bakar. "

Kitapta gördüğüm ana fikir bu. Özdenören' in düşünce yapimizdaki hataları gözler önüne serdigi ve Müslümanın nasıl dusunecegini ornekledigi bu denemeden yaptığım çikarimlar şu sekilde:

İnsan yaşadığı toplumdan ve zaman diliminden etkilenir. Bir yerde kültür ve alışkanlıklar dinin önüne geçebilir. Burada kişi kendisinin hayatını şekillendirecek duruşunu belirlemeli ve o pencereden dünyaya bakmalı.

Yazarın harika bir ifadesi var: Ebu Talip kompleksi. Yani iman ettiğini söyleme ancak mesele imanın gereklerini yerine getirmeye geldiğinde " bana dokunmayın" deme, alışkanlıklarindan, rahatından vazgeçememe... Halbuki iman bir bütündür.Ya iman edersiniz ya etmezsiniz. Iman ettiyseniz de bu imanın gereklerini yerine getirmeniz gerekir. Aksi takdirde tutarlı olamazsınız.

Dikkatimi çeken bir nokta da, Özdenören'in İslam'ın hayatın yalnızca bir noktasında çekilmeye çalışmasına duyduğu kızgınlık. 'Din adamı ' diyerek sanki din 'bazı adamların' görevi ve sorumluluğuyumuş gibi davranıyoruz. Halbuki biz de ruhban sınıfı yok. 'Dini ibadet' derken sanki dini olmayan ibadet varmış gibi soyluyoruz. Dini, hayatın içinden tecrit ediyoruz. Oysa bizde ibadet Hristiyanlıktaki haftanın bir günü Kiliseye gidip dönmek gibi bir anlayıştan uzaktır. Otururken, kalkarken, uyurken, konuşurken hep dinin içindeyiz. Annem sabah yatağından kalkarken "Allah'ım senin rızan için" der, yemeği yaparken, yemeğini yerken de... Onceleri garipserdim bunu; kendi ihtiyaçlarını sağlarken bile Allah'ın rızası iddiasını.Meger yemek yemeyi bile Allah'a kulluk için güç verici bir iş olarak görüyormuş.

Sonra bir de nihai hedef meselesi var. İslam'ın yaşanması bizim için aynı zamanda İktisadi ve sosyal fayda da sağlıyor. Burada şöyle bir soru soruyor yazar: Biz bu getirileri için mi Müslümanız, yoksa bunların hiçbiri olmadan da Müslüman olmaya devam eder miyiz? Yani materyalistik beklentilerimiz mi var yoksa hedefimiz sadece Allah'ın rızası mı?

Allah'ı ilah olarak tanımadığımızda ister istemez kendimize yeni ilahlar ediniyoruz: eşya gibi, şöhret gibi, makam gibi... Kime kul olacağımıza karar vermemiz lazım.

Son olarak İslam'ı tam anlamı ile yaşamanın ancak Müslüman bir toplumla mümkün olacağını hatırlatıyor bize yazar. Kendini ve yaşadığı dünyayı bilen bireylerden oluşan bir toplumla...
Kisacik bir deneme olmasına rağmen dönüp dönüp okunacak iyi bir baş ucu kitabı.
İyi okumalar
148 syf.
·4 günde·9/10 puan
Bir sene evvel okuduğum bu kitabın, tekrar şahit olmak istemediğim kasvetli sahnelerinden dolayı, elim çok zor vardı kitabı ikinci defa okumaya.
Ama bir yola çıktım, inceleme yapmam gerekiyordu. Ve ilk kez bir romanı ikinci defa okudum. Vesile olan arkadaşa selâm olsun.

Kasvetten kastım kitabın akışı, yazarın üslubu, roman yazmadaki becerisi vb. değil kesinlikle. Bilakis çok değerli bir kitap, yazarın denemelerinin romana aksetmesi ancak bu kadar başarılı olabilirdi.

Benim kastım ve kaçışım; yazarın gösterdiği bu gerçeğe maruz kalmak istemiyor oluşumda. Kitapta olduğu gibi çevremizde de birtakım insanların nasıl bir hal içinde olduklarının farkında olmayışında.

İlk okuyuşum Gebze-İzmit otobüsündeki gidiş-gelişlerimde  olmuştu. O otobüse binenler bilir, bir saati aşan yolculuğun çoğunda denizi, dağları, ağaçları, gökyüzünü seyredersiniz, mahalleleri kuşbakışı gibi görebilirsiniz.
Kitap her içimi darladığında, benden her birşeyler koparışında daldım gittim oralara.
Karakterlere hem "fıtratınızı nasıl bu kadar bozdunuz?" diyorum hem de bunu sollayan nice gerçek karakterler  gözlerimin önüne geliyor, kendime dönüyorum, paylar biçiyorum,  yoruluyorum, kitabı kapatıyorum, tekrar dönüyorum.
Birkaç gün boyunca elimde acı çekti kitap.
Bitti sonunda, bir daha okumayacağımı bildiğimden rahat bir nefes alabilmiştim.
İşte, büyük nefes almışım demek ki.

Ama bu iki okuyuş arasında yazarın köşe yazılarının derlenmiş hali olan "İki Dünya" adlı eserini okumuştum -incelemesini de yaptım- ve biraz daha serinkanlı yaklaşabildim bu kez.
Eğer okumaya niyetliyseniz, Özdenören'in bir iki düşünce-fikir kitabını okuyup devamında bu romanını okumakla, sanıyorum ki yazarı daha iyi anlayacaksınız.

Kitabımızda gül yetiştiren bir amcamız var; uğrunda hayatını kaybetmeyi göze alarak girdiği mücadelenin aslında bir hiç uğruna olduğunu gören bir amcamız. Bu akıl almaz durumu evinde güller yetiştirip dışarıya hiç çıkmayarak sessizce protestosu.
Ve uğruna nice canların gittiği bu ters vakanın doğurduğu, benliklerinin idrakine varamamış, savrulmuş, bocalamalara ve geçici zevklere dark olarak çırpınan insanların yaşamı.

İçinde bulunduğumuz halin varacağı yeri kıyas etmek için ömrüm olursa yarım asır sonra kitabı bir daha okuyabilirim sanırım.

Şimdi, acaba diyorum, birkaç kişi toplansak da Rasim hocaya gidip bir roman daha yazmasını mı istesek? Gelecekte, sene-i devriyelerinde düşünüp "keşke bir romanı daha olsaydı" diye hayıflanmamıza engel olur belki.
Belki bu defa içimizde güller açan bir roman meydana gelir.
184 syf.
·2 günde·6/10 puan
Kitabımızın önermesi, bazen öylesine söylenmiş, "yerindeliği" dikkate alınmamış kelimelerin toplumsal şuur oluşturmada etkisi büyük olabilir. Bi bakıma Edward N. Lorenz' in kaos teoreminin bir açıklaması şeklinde görülebilir, zira burdaki kelebek kelimeler; kasırga ise toplumsal deformasyondur. Kitabımızın türü denemedir. Argümantasyon olarak felsefe ve din temele alınmıştır.

Ülkemizde bir kimlik sorunu vardır Özdenören' e göre. Orijin bir kimlik oluşturma yolunda üç farklı kırılma görür. Tanzimat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet' tir. Ümmet bilincinin zayıflamaya başlamasını Tanzimat' a kadar götürür. Zira modernleşme ve yenileşme hareketlerinin teknik ve fen ile sınırlı olmadığını, Batı gibi düşünmenin İslamiyet' e zarar verdiğini düşünür. Bi bakıma kimlik sorununun Padişahın yetkilerinin sınırlanmasıyla hilafetin de zarar gördüğünü ve dolayısıyla İslamı referans almak yerine maddeciliği referans alınmaya başlandığı düşünülür. <<Ben İslam' ı geleneğimizin değil fakat kimliğimizin referans noktası olarak kabul ediyorum>>
Nitekim bu durum Meşrutiyet ile taçlandırılmış ve son olarak Cumhuriyet ile tamamen çözülmüştür.

<<Deyim yerindeyse Batı' yı safça denebilecek bir coşkuyla ve bir hesaplaşma ihtiyacı duymadan kabullendik>>

Kavramlar üzerine oldukça kafa yorar Özdenören. Ziya Gökalp' i dilde uydurma kelimeler türeterek, edebî camiayı peşinden sürüklediğine ve yine kendi deyimiyle toplumun hesaplaşmaya gitmeden bu kelimeleri sorgusuz sualsiz kabul ettiğinden yakınır. <<Birçok Batı kökenli kelimelere yerli kıyafetler giydirebilmek için, olmadık gayretler gösterilmiştir. - Bu tür düşünürlerimizin en kabadayılarının (söz gelimi Ziya Gökalp ve izleyicileri) ileri sürdüğü görüşler, sonunda Batı kültürü ile kendi kültürümüz arasında bir uzlaşmaya varma noktasında düğümlenmiştir. >>

Dipnot: Öğretmenlerin de kullanacağı dilin esnekliği nedeniyle derinlemesine bilgi sahibi olmalıdır. Zira dilde yapılacak bir hata öğrenci düşüncesinde bir hataya ve dolayısıyla davranışta da hataya sebebiyet verebilir.

Özdenören İslam' ın akılcı değil akla uygun olduğunu savunur (Rasyonalizm' e eleştiri.) Zira akıl ona göre güvenli bir liman değildir. Aklî olan şey başka bir devirde akilane olmayabilir. <<İslam' da belki aklı aşan hüküm vardır fakat akla aykırı hüküm yoktur.>>

Sonu izm' le biten her şeyin Batı icadı olduğunu ve insan aklını sınırladığını, bunları bilmenin yararı olacağı düşünülmekle birlikte körü körüne bağlanmanın insanı maddeciliğe iteceği düşünülür.

Yine Hümanizm' in Hristiyanlığa karşı geliştirilmiş bir düşünce yöntemi olduğunu söyler Özdenören. Hristiyanlık skolastik döneminde halk canından bezdirilmişti ve Hümanizma halka bir kimlik verdi. Onu değerli gördü ve insanları kendi şemsiyesi altında topladı.

Kilisenin skolastik düşüncesinin şiddetini artırdığını ve buna karşılık Avrupa' daki reform hareketlerine yenildiğini, bilimin hayati işleri düzenleme yolundaki inancın toplumu maddeciliğe ve "5 duyu organıyla algıladığım doğrudur" inancıyla desteklenerek kendisine ciddi bir yer edindiğini öngörür. Fakat din ispatlanacak bir bilim değildir.

Kültürün göreceli olduğunu düşünür. Din bir kültür fenomeni değildir, aksine din kendine mahsus bir kültür ortamı yaratır.

Kapitalizm ve Sosyalizm üzerine...

Doğu, kapitalizmin bazı sistemlerini kendilerine ithal ederken, Batı da Sosyalizmin bazı özelliklerini (emeklilik, çocuk işçiliğinin yasaklanması, çalışma sürelerinin azaltılması, sigorta poliçesi) kendisine dahil etmiştir.

~~Kitapla kalınız~~
148 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10 puan
Arkadaşlar nasılsınız?
Umarım iyisinizdir. :)

İnceleme yapmayalı (bana göre) uzun zaman oldu. Ben de sizlere güzel bir inceleme yazayım dedim. Umut ediyorum ki beğenirsiniz..

Evet, bir Rasim Özdenören kitabı ile yine beraberiz.
Rasim Bey'in bu kitabını mutlaka okumanızı önereceğim tabii ki. :) Biliyorum siz de benim gibi, "acaba okuyunca pişman olur muyum?" gibi bir düşünceye kapılabilirsiniz. Ama böyle olmadığını okuyunca göreceksiniz.

Kitabın, yani yazarın, olaylara yaklaşım ve düşünce biçimi muhteşem. Ben Müslümanım, hatta ben insanın diyen birinin mutlaka okuması gerekiyor diye düşünüyorum. Rasim Bey'in okuduğum en iyi kitabı demeye tereddüt dahi etmiyorum.
Kitaplığınızın en iyi yerlerine koyacaksınız bence. ;)

Ayrıca liseyi bitirmiş genç arkadaşların bu kitap ile geleceğine yön verebileceğini düşünüyorum. Özellikle onlar daha dikkatli okurlar ise çok faydasını göreceklerdir..

Okuduğumuz ve öğrendiğimiz şeyleri hayatımızda uygulayabilme dileği ile, esen kalın... :)
176 syf.
·10 günde
7 güzel adamın denemeler konusunda usta olan ismidir Rasim Özdenören, çok düşünür çok da düşündürür insanı...Hele bir de deneme kitabıysa sizi bolca tefekkür bekliyor diyebilirim.
Kitabın adından da anlaşılacağı gibi "Müslümanca Yaşamak " üzerine. Kitabın anlattığı konulara hepimiz oldukça aşinayız. Ama bu aşinası olduğumuz konularda aslında ne kadar çok eksiğimiz var bunu bir de Özdenören'in derin düşünce dünyasından görelim bu güzel kitabı okuyarak.Bana çok şeyler kattığına inandığım bu eseri size de gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum.
Kitap ile kalın dostlar...
144 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Kitaba başladığım anda beni içine çekecek bir kitap olduğunu anladım. Geçmiş ve şimdiki zamanı o kadar güzel bir şekilde iç içe ifade ediyor ki siz sadece okumakla kalmıyor aynı zamanda yaşıyorsunuz.
Hayal dünyanızı geliştiren, sizi içine çeken ve elinizden bırakamayacağınız bir kitap.
Tek kelime ile muhteşem
168 syf.
·10 günde
Yedi güzel adamlardan biri olan Rasim Özdenören,
1940 yılında Maraş’ta doğmuş. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Gazetecilik Enstitüsü’nü bitirmiş. Devlet Planlama Teşkilatı’nda uzman olarak çalışmış bir yazar. Türk öykücülüğünün ve deneme yazarlığının en usta kalemlerinden biri olarak iz bırakmış. Karaman Türk Dili ödülünde ‘’ Türkçeyi güzel ve doğru kullanan edebiyatçı ödülünü’ kazanmış.

Kitabı bitirdiğimde her zamanki soruyu sordum kendime – Ne kattı sana ? Bu soruyu düşünmeye başladıkça kendi dünyamda nasıl bir müslümanım acaba diye yığınlaşmış düşüncelerim, bozukluklarım devreye girdi. Kendimi sorguladım.

Yazar, müslümanca düşünmenin neler olduğuna dair; günümüzdeki problemleri, Batı dünyası ile karşılaştırmalarla eleştirel tavır çerçevesinde işleyip düşünmemizi, kendimize gelmemizi istemiş.. Hep bir karşılaştırmayı hissettim. Bilim, felsefe, sosyallik, teknoloji vs. deki temel sıkıntının putlaştırılması, Allah'ı unutturulmaya çalışılması diye yorumladım. Her şeyin kolaylaşması nedeniyle doyumsuzluğun arttığına, nefsi okşadığına, teknoloji karşısındaki acizliğimiz nedeniyle kulluk ettiğimizin farkındalığını belirtmiş. ‘’Allah’tan başkasına kulluk edeni de Allah her şeye kul eder.’’(109)


Her yapılanda Allah'ın rızasını kazanmanın, gözetmenin vurgulanması önemli bir içselleştirme oldu benim için.. Mesela '' Kendi iç şartımızı İslam'a göre düzenleyebildiğimiz takdirde dış dünya şartının aslında göründüğü kadar mudil(karmaşık) olmadığını da kavrayabiliriz '' (111) diye söyleyerek İslam'ı anlamayı, ''İslam'da marifetlerin en üstünü, ihlas ve takva ile hayatını sünnete uyarlayabilmektir. Böyle yapmaya gayret eden Müslümansa hayatında bunun dışında da bir beklentiye yer vermez olur.'' (153) İslam'ın yüceliğini vurguluyor. Niyetlerimizin öneminden bahsedişler de mevcut kitapta..

Batılılaşmış insana, Batı uygarlığına dair eleştirel yaklaşımında; müslümanların bölünmüşlüğü, İslam’ı anlamada, davranışa dökmedeki yetersizliği kitapta bahsedilmiş.

‘’An içinde yaşamak ona kul olma bilincini duyurduğu ve birazdan öleceği gerçeği bu fırsatı elinden alacağı için anlam taşır. Bu yüzden ‘’an’’ bir haz ve lezzet aracı olarak kullanılmaz, kul olma bilincinin yüklenildiği bir fırsat olarak değerlendirir.’(113) diye söylerek her an ölümün geleceği, inananlarımız için hazırlığımızın ne ölçüde olduğuna, An’a odaklanmayı vurgulamış yazar.


Felsefeye dair tespitleri de dikkatimi çekmişti;( katılmadığım yerleri de vardı) çıkardığım sonuç, sürekli düşüncelerle boğuşarak eyleme dökebilmek bir o kadar zorlaşabilir, bir an önce eylem eylem eylem diyebiliriz. :) Kendi adıma en sık eleştirdiğim hususlardan biri de bu. Eyleme dökmekte zorlanmak bazı şeyleri.. Kitabı bir kez okumakla anladığımı düşünmüyorum. Ara ara açıp konu başlıklarıyla tekrar düşünmek, anlayabilmek gerekiyor. Bazı düşüncelerine katılmadıklarım da oldu...Kitapta Arapça, Osmanlıca kelimeler de var. Araştırıp cümlede ne demek isteniyor merakı da çok güzel idi kendi adıma. Kitabın en çok bana kattığı; her şeyde Allah'ın rızası ile adımlar atıp başlamak, eyleme geçmek. Müslümanlığı, İslamı sadece salt bilgilerle doldurup bırakmamak.. Anlayabilmek.. Kitaptan anladıklarım bunlar oldu. Youtube’dan Rasim Özdenörenin bazı konuşmalarını dinledim. Sakin, mütevazı bir kişiliğe sahip gibi geldi. Yedi güzel adamlardan birisi imiş. Cahit Zarifoğlu ile zıtlıklarından, anılarından bahsetmiş. Cahit Zarifoğlu'nu merak ediyordum daha çok merak ettim. Hikayem bu kadardı.

Bu kitapla buluşturan fikirlerini önemsediğim, dolu dolu anlamlı, içten yüreğiyle tanıdığım kıymetli arkadaşıma çok teşekkür ediyorum. Eksik olmasın hiç. ^_^

Yazarın biyografisi

Adı:
Rasim Özdenören
Unvan:
Türk Öykü ve Deneme Yazarı.
Doğum:
Kahramanmaraş, 1940
Rasim Özdenören (d. 1940, Maraş), Türk öykü ve deneme yazarı. İlk ve orta öğrenimini Maraş, Malatya, Tunceli gibi Güney ve Doğu şehirlerinde tamamladı. İ.Ü. Hukuk Fakültesini ve İ.Ü.Gazetecilik Enstitüsü’nü bitirdi. Devlet Planlama Teşkilatı’nda uzman olarak çalıştı. Bir ara araştırma amacıyla ABD’nin çeşitli eyaletlerinde, 1970-1971’de iki yıl kadar kaldı. 1975 yılında Kültür Bakanlığı Bakanlık Müşavirliği görevine geldi. Aynı bakanlıkta bir yıl da müfettişlik yaptı. 1978’de istifa ederek ayrıldığı devlet memurluğuna bir süre sonra tekrar döndü. Çok Sesli Bir Ölüm ve Çözülme adlı hikâyeleri ayrıca TV filmi yapılmış, bunlardan ilki, Uluslararası Prag TV Filmleri Yarışmasında jüri özel ödülünü almıştır.



Rasim Özdenören’in, Türk edebiyatında adını duyurmaya başladığı yıllar, köy romancılığının etkisinin artık azalmaya başladığı, varoluşçu yazarların etkisinin daha fazla hissedildiği yıllardır. O yıllarda roman ve öykü yazarları genel olarak Batı kaynaklı bir anlayışla, sanki dışarıdan bakan bir gözle eserlerini yazmışlardır. Özdenören ise daha çocukluğunda Anadolu’nun birçok ilini gezerek, orada yaşayarak, köyünü, kasabasını, şehrini tanıyarak, kendisine “ayrıntı avcısı” dedirtecek bir özellik ve güçlü bir tasvir yeteneğiyle, insanın evrensel yanlarını öne çıkararak yazmıştır öykülerini. Yazar, gençliğinin ilk yıllarından itibaren kendine edebiyatı ciddi bir meşale olarak seçen insanlardan oluşan bir arkadaş grubuna dâhil olmakla, sonraki yıllarda şekillenecek edebî şahsiyeti için çok önemli bir zemin bulmuştur. Bu arkadaş grubu Özdenören’in anlaşılmasında kilit konumdadır. Çünkü Özdenören’in okumaları, edebî ilgileri büyük oranda bu arkadaş grubunda şekillenmeye başlamış; sonraki yıllarda tanıştığı Sezai Karakoç’un etkisiyle bir bütünlük kazanmıştır. Özdenören’in Amerika’ya gidip orada iki yıla yakın bir süre kalması vesilesiyle çağdaş dünyanın en önemli merkezini tanımasının da eserlerine olumlu yansımaları olmuştur. O, yerli olmak nedir, bu nasıl gerçekleştirilir, sorularının cevabını öyküleriyle vermiş bir yazardır. Hikâyelerinin kahramanları, çevremizde rahatlıkla görebileceğimiz, dokunabileceğimiz kişilerdir.

Rasim Özdenören, gerek denemelerinde gerekse öykülerinde, meselenin anlatmak olduğunu ilk öykülerinden başlayarak kavramış bir yazardır. O, İslami kimliğiyle tanınan bir öykücü olmasına rağmen öykülerinde hiçbir zaman, dönemindeki birçok yazarda görüldüğü gibi, inandığı şeyleri okuyucusuna dayatmamış, vermek istediği mesajı öyküyü örselemeden, akışı ve yapıyı bozmadan anlatmayı bilmiştir. Anlatırken de dili ustaca kullanmış, yer yer de adeta şiir yazmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 3.233 okur beğendi.
  • 24,6bin okur okudu.
  • 819 okur okuyor.
  • 11,4bin okur okuyacak.
  • 430 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları