Refik Durbaş

Refik Durbaş

YazarDerleyenÇevirmen
8.3/10
197 Kişi
·
590
Okunma
·
90
Beğeni
·
7,4bin
Gösterim
Adı:
Refik Durbaş
Unvan:
Yazar
Doğum:
Pasinler, Erzurum, Türkiye, 10 Şubat 1944
Ölüm:
30 Kasım 2018
10 Şubat 1944'te Erzurum Pasinler'de doğdu. Liseyi İzmir'de bitirdi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'ndeki öğrenimini yarıda bıraktı. Gazeteciliğe 1967'de Yeni İstanbul gazetesinde başladı, yirmi yıl Cumhuriyet gazetesinde çalıştıktan sonra 1992'de emekli oldu. Ardından Sabah gazetesinde kitap ve sanat sayfaları hazırladı. Yeni Yüzyıl gazetesinin kuruluşunda görev alarak kültür-sanat bölümünü yönetti. Yeni Yüzyıl ve Ateş gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. Sabah gazetesinde iki yıla yakın "Sabah Posta Kutusu" köşesini yönetti. Yaşamını İstanbul'da sürdürüyor.
127 syf.
·10/10 puan
Kütüphanenin şiir bölümünü gezinirken kapağı dağılmış, çok okunmaktan perişan olmuş bir sürü aynı isimli Kahraman Tazeoğlu kitabının bulunduğu rafa sığmayıp en altlarda ölüme terkedilmiş bir halde beni beklerken buldum kendisini. Pek okunmadığını belli edercesine yepyeni duruyordu karşımda.

Neden okunmuyordu acaba yüreği avluda volta atan, cintoniğe iyi geceler dileyerek lekesiz bir şafakta uyanmak isteyen adam Refik Durbaş.

Kitap, siyah bir acıya yazılan tek bir şiirden oluşuyor. Çok uzun ve güzel bir şiirdi. Ayrılık ve aşk baş roldeydi. Çaresizce çekilen bir hasret, daha güzel bir vücut bulamazdı mısralara. Okuduğum ilk kitabıydı son olmayacak.
DUA
DUA Cumhuriyetten Günümüze Türk Şiiri Antolojisi Cilt 1'i inceledi.
256 syf.
·10/10 puan
İnceleme içermez. Şiirlerle ilgili anımı anlatacağım.

Her insan şiirle çok erken yaşta tanışır. Ta ilkokul sıralarında bizlere Atatürk, vatan, doğa konulu şiirler ezberletilir. Ezberimde hala ilkokul döneminden kalma bir sürü şiir var. Ancak ben öğrencilere yanlış bir eğitim verildiği kanısındayım. Keşke öğretmenler şiiri ezberleyin demek yerine hissederek okuyun, ne anlattığını anlayın deseler o zaman şiir seven insan sayısı fazla olurdu.

İlkokuldaydım. Cumhuriyet bayramı için öğretmenlerimiz törende okutulmak için günün anlam ve önemine özel çocukça yazılmış şiir arayışına girmişlerdi. Her biri ben yazabilirim ancak basit olmaz diyordu.

Okul kütüphanemiz genelde okulun en sessiz odası olduğundan toplantıların çoğu burada gerçekleşirdi ve kütüphanenin tek daimi üyesi olan ben onlara kulak misafiri oluyordum ve bir anda "şiiri ben yazarım" dedim. Önümde Atatürk ve Cumhuriyet şiirleri isimli bir kitap okuyordum ve ben o an aşka gelip yazarım demiştim.

Onların kararsız gözleri benim alev almış öz güvenimi söndürmüştü. Ve Selim öğretmenim söze girdi. Şu gözleri görmüyor musun cin gibi eminim yazabilir deyince biraz kendime geldim. Paydos saatine 2 ders vardı. ''Sen derslere girme şiir yaz. Çocuk diliyle yazman lazım unutma'' dedi kontes kılıklı bir öğretmen.

Kendimle başbaşa kalmıştım. Şiir yazmak tamam ama çocuk diliyle nasıl olacak anlamamıştım. İlgi görmek için mi yoksa gerçekten yazabileceğime inandığım için mi ben yazarım demiştim bilemiyorum ama demiştim bir kere. Ve onlarda yazabileceğime gerçekten inanmışlar miydi acaba. Babamla bazı şiir denemelerimiz oluyordu ancak bu bambaşka bir şeydi.

Önümdeki Atatürk ve cumhuriyet şiirleri kitabını karıştırmaya devam ettim. Deliler gibi uğraşıp sağdan soldan mısralar yürütüp değiştirerek kırparak eklemeler yaparak 6 kıtalık şiir hazırlamıştım.

Selim öğretmenim geldi. Çekingen bir edayla şiiri gösterdim. Gözleri gittikçe açılmaya başladı. Beraber öğretmenler odasına geçtik. Benim uydurma şiir için muhteşem deniliyordu. ''Şiiri ezberle törende okuyacaksın'' dediler. Sonucun bu olacağını bilmiyordum. Heyecan basmıştı beni. Tören okul töreni değildi il geneli bir törendi. Bu iş neden bu kadar büyüdü diye düşünüp ölmek istedim.

Ertesi gün şiiri ezberledim ama korkuyordum. Selim öğretmenim geldi şiiri okuttu bana ama okumamı beğenmedi. Ezbere okuma ahenkli oku coşkuya kapıl diyordu ama coşkuya nasıl kapılır bilmiyordum. Ve bana o öğretti nasıl anlayarak şiir okumam gerektiğini. Ezberlemekten çok daha farklıydı.

Törene hazırdım. İsmim anons edilirken ben bayılacak gibi olmuştum. ''Gözünü kapat ve sadece bana okuyormuş gibi yap bak TRT gelmiş seni ünlü yapacaklar'' dedi Selim öğretmenim. Tek kanallı tv döneminde değildik ama TRT önemli bir kanaldı.

Elimden tutup kürsüye çıkarttı beni iner gibi yapıp gizlendi ve elimi hiç bırakmadı. Ondan aldığım cesaretle şiiri çok güzel okuduğumu aldığım alkışlardan anlamıştım. İşte coşku buydu. Sonra vali beni yanına isteyip tebrik etmişti. Heyecandan onunla da konuşamamıştım. Ama beni unutmamıştı 30 tane çocuk kitabı göndermişti okula. Müdür kitapların okulda kalması gerektiğini söylese de Selim öğretmenim mani olmuş ve kitapları evime götürmüştüm.

Sonrasında her gün büyük teneffüste Selim öğretmenimle kütüphanede buluşur şiirler okurduk. ''Beni şiire tekrar döndürdün yazmaya da başladım'' diyordu. O aslında benim öğretmenim değildi. Alt sınıfın öğretmeniydi. Ben sınıfta kalıp onun öğrencisi olmayı bile istemiştim.

Ve 24 yaşındayken Selim Öğretmenimin öldüğünü öğrendim. Çok istediği şiir kitabını çıkartamamıştı. Kendisi de şiirleri de toprağa gömülmüştü. Bende bırakmıştım şiir okumayı. Şimdi yine çıkarttım ve anlamlı okuyorum artık. Tıpkı yine kürsünün altından elimi tutuyor bana güç veriyormuş gibi. Ruhu şad olsun.

https://www.youtube.com/watch?v=usx9qGAf2Jo

Neyse iki satır inceleme yazayım. Bu kitabı yeni şairlerle tanışma adına okudum. 84 şairimiz var kitapta. Hepsi 1800'lü dönemlerde doğan şairler. Bu sebeple şiirler eski kelime fazlalığından dolayı bana biraz uzak kaldı. Sanırım okumaya son ciltten başlamam lazım.
171 syf.
İNCELEME DEĞİL, 90'LARA AĞIT :)

Selam olsun o polaroid renkli 90'lara...

İlgili şarkımız : https://youtu.be/QVbD9lKVszE

Sene 2002. Hala ilkokul dörde gidiyorum. Okul bitmiş karneler dağıtılmış. Ben de kaideyi bozmadan, taktir teşekkür ne kadar saçma ve rencide edici şey varsa almışım.

Öğretmen olan abim de bana yaz tatili için bu kitabı almıştı, küçük ilçemizdeki küçük kırtasiyeden. Kitap okumak ta neymiş arkadaş.

Dışarıda şahane bir hava, güneş, orman arkadaşlar, bisiklet, uçurtma, misket, körebe, topaçlar tasolar, sporcu kağıtları, meybuzlar, atari salonları, mahalle maçları, kavgalar, kaçmalar, kızları kovalamalar, kuran kursunda tespih maçı yapmalar ve güreşmeler, çimenler üzerinde yuvarlanmalar, ormana pikniğe gitmeler, yaz geceleri ateş başı muhabbetler arkadaşlarla, bölgesel radyodan istek parçalar isteyip sevdiğimiz kızların da aynı anda aynı radyoyu dinleme ve sözlerimize şahit olma olasılığının vermiş olduğu kelebekli duygular... Güzel günlerdi be. Bazen düşünüyorum da, geçmiş sırtımızda bir kambur gibi. Onunla yaşanmıyor. Attığımız zaman ne de çok ferahlıyor insan kamburunu. Ne demişler;
geçmiş güzel bile olsa can yakar en az kötü zamanlar kadar.

Tüm bunlar varken hayatta hangi çocuk kitap okuyabilir ki? Ben de okumadım zaten.

Aradan zaman geçti eski tatların rengi solunca yeni bir tat aradım. Bu kitabı hatırladım sonra. Aldım elime okudum ve o andan itibaren okumaktan ve özellikle öyküden-öykücülükten müthiş bir haz almaya başladım. O yaşımda başladım öyküler yazılar karalamaya. Benim de söyleyecek sözlerim, kağıtlara dökecek düşlerim vardı ve yazdım. Yazdım okudum yine yazdım.

Belki de beni okumaya-yazmaya başlatan kitap bu olabilir. Çocuk kalbi ile aynı dönemde okumuştum. O yüzden hangisi önce kestiremiyorum.

Kitapta küçük öyküler var. Çocukluk anıları ve öyküleri. O kadar sıcak ve içten ki, okuduğum zaman sanki o olayları ben yaşamış sanmıştım vaktiyle. Çok hoş bir derleme olmuş. Kitabın hala bir baskısı var. Abimin hediyesi. Kapağından ise adım soyadım sınıfım okul numaram... O çağlarda beni tanımlayan ne varsa yazmışım. :)

Bu kitabı bulursanız okumanızı önerebilirim. Hatta ben yeniden okuyup bu yazıyı güncellemeyi düşünüyorum.

Okuyacaklara selamlar sevgiler, çocuksu kalbinizden öperim. :)

Çıkış şarkımız : https://youtu.be/4TYGM2f3830
40 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Arkadaşım Penguen
üşüdüğün zaman
konuğum ol.
Sevgimle ısıtırım seni."

Kitaptaki sıcacık bir şiirle başlamak istedim tanıtımıma. Usta şair Refik Durbaş yine kalbinin derinliklerinde doğan dizelerini çocuklara armağan ediyor. Kısa ve içinde çocuk masumiyeti taşıyan dizeler çocuklara yakışıyor. Onların masum dünyalarına anlamı getiriyor. Sade ama derin anlamı. Kimler kimler konuk oluyor dünyalarına... Bir elinde bastonu bir elinde çocukluğu olan bir dede, gökyüzü çarşısından iki bulut alan ve ay ışığında kendisine entari diken Bayankuş, gökyüzünün kucağında uyuyan Aydede, su perisi Defne vs... Kitabın ismini ise çok anlamlı buldum.
52 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
"Yaramaz Şiirler" Refik Durbaş'ın çocuklar için yazdığı oldukça etkileyici çizimleri olan hoş bir şiir kitabı. Kitapta 23 şiir mevcut. Kitaptaki en beğendiğim mısraları paylaşmak istiyorum.

"Ödevini neden yapmadın?" diye sordu öğretmenim. "Alev alevdi yıldızlar gökyüzü yanıyordu itfaiye arabamla söndürmeye gittim tanığımdır aydede" dedim."

Masumiyetin mısralara sığınmış şiirleri okumak bana iyi geldi. Ruhum çocuklaştı. Bizler, biz büyükler çocuklara şiirler armağan etmeliyiz. Şiirlerin onlarda yarattığı etkiye hemen tanık olamasakta yakın gelecekte bir şiirin bir mısrasının hayatlarının bir yerinde onların ruhlarına dokunacağına eminim. Benim öyle oldu. Yıllar önce okunan bir mısra hayatımın tam orta yerinde gelip karşıma dikildi. Ruhuma dokundu. Bana bir şeyler hatırlattı. Onlar şiiri bulamayabilirler. Hatta hiç ilgilerini bile çekmeyebilir. Olsun biz şiir armağan edelim. Kelimelerin başka dünyalar yarattığını onlara gösterelim. Seçim ise onlara kalsın. HERKESE BOL ŞİİRLİ GÜNLER.
71 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Üniversitede okumuştum tekrar okumak istedim .Şiir ruhu temizler,güzelleştirir. Bu kitaptaki şiirlerde hem kalbi hem ruhu temizledi iyi oldu...Okurken hep bir buruk okunan şiirler yazmış şair ... Hep insandan yana hep insan için yazmış...
88 syf.
·Puan vermedi
Şair bu kitapta ki şiirlerde genellikle ahlâklı olmanın, bencillikten kurtulmanın, yoksul ve sakatlara yardım etmenin gereğini aşılamak, çocuklara iş ve sanatı sevdirmek istemiş. Ayrıca çocuklara kitabı, şiiri sevdirmek için güzel bir eser.
110 syf.
"Ölüm düşüncesi bana acı vermiyor. Hakaretten korkarım ben. Bütün isteğim öldükten sonra aleyhime bir şey söylemesinler. Ne söyleyeceklerse şimdi, yaşarken soylesinler ki ben cevabını verebileyim."

İlhami Bekir Tez'in dört kitabını okudum daha önce sırasıyla:

Taşlıtarladaki Ev
Altın Destan 1
Altın Destan 2
Şiirler

Bu kitap da Refik Durbaş'ın hazırladığı bir röportajlar-seçmeler kitabıdır. Refik Durbaş'ın röportaj türünde hazırladığı bir sürü eser var geçen günlerde Nâzım'ın son eşi Vera ile yaptığı bir röportaj olan Güneşli Rüzgarı Nazım'ın adlı kitabı okudum. Listemde olan bir sürü kitabı daha var. Göz atılması gereken çok yönlü bir edebiyat insanıdır o da.

2020 yılının son ayındayız. Toplumsal, Siyasi, Ekonomik ve Bireysel çıkmazlarızın üzerine eklenen bir Koronavirüs ile beraber çok değişik bir dönemden geçiyoruz. Yine yasakların başladığı bu günlerde dış dünya ile ilişkimiz ister istemez azalıyor. Yeni uğraşlar üretmekte zorlanıyorum lakin en iyi bildiğim şey olan okuma eylemini yazıyla çokça destekledim bu pandemi döneminde. Şuana kadar süren hayatımda kendimle, kitaplarla en fazla zaman geçirdiğim yıl 2020 oldu. Bazı zamanlar esnek çalışmaya geçtik ayda birkaç gün işe gittik. Bazen art arda çıkan vakalar yüzünden işe ara verdik, bazen de pozitif vakalarla temaslı olduğumuz için evlere kapandık. Normal hayata olumsuz yansımaları olan bu durumları tersine çevirebilenler için iç dünyalarında ise bir o kadar olumlu yansımalar olmuştur diye düşünüyorum. İşte bu pandemi döneminde denk geldiğim yazarlardan biri İlhami Bekir Tez oldu. Kısa bir sürede içselleştirdim. Kitaplarını toplamaya, hakkında yazılanlara göz atmaya başladım. İçselleştirme nedenim: İç dünyasına işleyen uçsuz bucaksız yalnızlık durumundan kaynaklı olabilir. İç dünyasını olduğu gibi aktarması, kendi yalnızlığının bilincinde olup insanlara suni bir iletişim kurmak için de pek bir çaba içine girmiyor oluşu da olabilir...


İlhami Bekir Tez "nasip" bakımından kendini iki kişiyle kıyaslar.

1. Tevfik'in oğlu Haluk..

"Haluk İstanbul çocuğuydu. Bir yabancı memlekete müslüman olarak gitti, Hıristiyanlığı seçti. Kısaca değişti."

2. Ahmet Haşim: "ikinci kisi Ahmet Haşim'dir. Haşim Bağdat'lıdırr. O da yüksek bir ailenin çocuğudur. Araptır. Bense, Berberiydim. Yani Afrikalı Araptım. Haluk gibi ben de degiştim. Ben Türk oldum. Haşim İstanbul'a küçük yaşta gelmiştir. Kimsesiz olarak Galatasaray Lisesi'nde okumuştur. Sonra da burada hoca olmuştur, şair olmuştur. Ve Bağdat'a bir daha dönmek istememiştir."

Bence Ahmet Haşim ile olan nasip benzerliği daha fazladır. İkisi de başka coğrafyalardan kimsesiz bir şekilde gelerek hayatlarını, dostlarını, düşmanlarını Türkiye'de "kazandı-kaybetti". Ahmet Haşim'in yoğun bir kaçış, yalnızlık durumu varken İlhami Bekir'in ise yalnızlık duygusundan başka olarak yoğun bir Toplumculuk, siyasilik durumu vardır.

Cemal Süreya'nın İlhami Bekir Tez'e taktığı ismi de eklemek istiyorum: "Afrika Aslanı"

İlk şiirleri yayımlandıktan sonra ilk övgüler yakın arkadaşı Nazım'dan ve büyük edebiyatçı Halit Ziya Uşaklıgil'den gelmiştir. Halit Ziya Halit Fahri Ozansoy'a: "Bu genç, geleceğin güçlü bir şairi olacağa benziyor."

Nazım Hikmet 24 Saat adlı kitabı içinse şunları demektedir: "24 SAAT gerek muhtevası, gerek hüneri ile, yeni Türkçe şiirin kazandığı meydan muharebelerinden biridir."

Olumsuz görüş bildirenler de vardı elbette. Biri (ismini görünce hiç şaşırmadım) Peyami Safa. Tüm kitaptan bir sözcüğü yanlış kullanmış diye (Silahşör değil Silahşör) ona yüklenmiş ki Peyami Safa ile Nazım Hikmet arasında büyük bir çatışma olduğu için Peyami Safa İlhami Bekir Tez'e Nazım düşmanlığı yüzünden tanımadan da düşman kesilmiş olacak ki daha sonra kanatları altında tuttuğu Orhan Veli'nin de İlhami Bekir'e karşı tavır almasını sağlamıştır.

"Herhangi Bir Şiir Kitabıdır" adlı kitap üzerine Nazım Hikmet şu çarpıcı cümleyi kuracak: "proleter aşk şiiri işte böyle seslendirilir." Bu şiir kitabı için İlhami Bekir Tez şöyle der: "Neylersiniz ki, bu kitabı okumuş olanların da sayısı birkaç yüzü geçmiyor.." kitabın basılmış hâli sahaflarda bulunuru bilmiyorum ama May Yayınevinden çıkan Toplu şiirler kitabında yer alıyor. Az sayıda Şiirler kitabını temin ettim ve "Herhangi Bir Şiir Kitabıdır" kitabından bir-iki bölümü paylaşayım:

"Bana derdi ki yüzün
Bir mapusane duvarı gibi hüzünlüdür.
Ona derdim ki gözlerin
Kara ölüm
kavka ölüm günleri gibi güzel...
Sabah oldu gel -
gece oldu gelmedi...
Yıl gibi ihtiyar
Gece gibi çirkin değildi o,
Pudra sürmezdi yüzüne...
Benzetirdim onu
Aç sofralarda yüreğini ısıranların
yarınki gündüzüne,"

"Upuzun kış günlerinde donmamak için
Tüylü bir kedi sokuyorum yatağıma. Geçiriyorum
Meşin bir çizme gibi
Aç ve soğuk günlerin romatizmalarını çıplak ayağıma.
Ömrümde üç şeye meyletmedim:
İsim
Servet
İzdivaç.
Ve üç sıfatla yaşadım:
İdealist
Şair
Aç.
Ve bu günlerde işte bir an için bir an için âşıkım"

İlhami Bekir Tez'e ayırdığım vaktin sadece onun isteği üzerine olduğunu da belirtmek isterim. Hem kendisi hem de ben onun unutulduğunu bir avuç insan tarafından okunduğunu biliyoruz. Unutulanlara sırt çevrilen bir çağda yaşadığımızın da bilincindeyim. Lakin bir röportajının sonunda İlhami Bekir Tez: "Hatırlanmak güzel şey. Pek gelenim olmuyor da" cümlesini sarf ediyor. Yıllar sonra gelen gideni olsun ve okuduklarımdan hafızamda kalanları bir araya getirmek adına uğraş veriyorum. Yoksa İlhami Bekir Tez yalnızlık yazgısını, unutulma-unutturulma durumlarını yaşarken hisseden bir isimdi. Ondan sonra gelen nesillerin onu hatırlamak için uğraş vereceklerini de bekleyen bir isim değildi. Kabullenmişti açıkçası o yüzden onun unutulmuş olma durumunu sakinlikle karşılayabiliriz. Edebiyat dünyamızda bu unutulma, okunmama, anlaşılmama durumunu kabullenmeyen bir isim var ki kendisi bir edebiyat dehasıdır: Sevim Burak. "Türk gençliği zekidir. İleride beni çok okuyacak olduklarını biliyorum. Onlara güveniyorum" gibisinden cümleler kurmuştu. İşte Sevim Burak adına üzülüyorum mesela o da unutulana sırt çeviren toplumun kurbanı oldu. Sevim Burak'ı da anmış olarak devam edelim.

İlhami Bekir Tez bazı ilklerin adamıdır. Mesela Taşlıtarladaki Ev adlı romanı onun deyimiyle Türkiye Cumhuriyeti tarihinde sansüre uğrayan ilk edebi romandır. Eserin neredeyse yarısı sansüre uğramış ve özünden çok şey kaybettirilmiştir. Bir başka ilki ise: Çocuk Edebiyatında ilk eserleri vermiş olmasıdır. İlk Çocuk şiirlerini, hikayelerini kitap olarak yayımlayan isimdir. İsmail Hakkı Baltacıoğlu ile beraber başlattıkları Mavi Kitap'a daha sonradan Nazım Hikmet de eşlik etmiştir.

İlhami Bekir Tez politik olarak daima sansürlenen bir isimdi bu nedenle bir sürü eseri ya basılmadan önce ya da basıldıktan sonra yok edilmeye çalışıldı. Kendisinin de kimi kimsesi pek olmadığı için tüm eserlerini muhafaza edecek kimse çıkamadı elimize üç beş eseri geçti halbuki en az yirmi kitabı vardır. Mesela Küba adlı bir eseri var Komünistlik suçlaması ile karşı karşıya kaldığı bir eseridir. O zamanlarda bu eseri okuyanlar sansür, baskı düzenine ithafen şu ilginç cümleyi kurmuşlardır. "Şiirin kuvvetli ama, onu basmakta gösterdiğin medeni cesaret daha değerli" Gönül dilerdi ki İlhami Bekir Tez daha özgür bir ortamda eserlerini basmış olabilseydi ve biz tüm eserlini okuyabilseydik ama olmadı kendisi bu durum için şunları söyler:

" Hâlâ yayımlamasam da yazıyorum Çünkü, büyük bir Romalı şairin dediği gibi, "şairler duymak ve haykırmak için doğmuşlardır. Şairleri susan uluslar, bahtsız uluslardır.

İnanç konusunda ne düşündüğünü merak ettiğim bir şairdi bu kitapta da cevabımı aldım. Birey olarak materyalist olduğu hâlde şair olarak bir öte dünyaya inanmaktadır. Bunu geleneksel dinlerin çizdiği öte dünya olarak değil de şairin inanma ihtiyacından doğan bir tabiat inancına sığınmak gibi olduğunu ifade ediyor. Ve bir şiirle destekliyor:

"Ne aldımsa onu doğadan aldım
Neyim varsa doğaya vereceğim
Kuşlar, böcekler, arılar, dalgalar
Selamlar olsun aranıza geleceğim
...
istemem toprağa gömüldüğümü
Yakın beni ve savurun külümü
Baharda badem ağaçlarının üstüne
Ben yine döneceğim yeryüzüne"

İlhami Bekir Tez'in etrafınca tanındığı bir başka özelliği ise döneminin siyasi liderlerine çoğu içkili olduğu zamanlarda sokaklarda, meyhanelerde bağırıp çağırması(sövme)dır. Hatta onu tanıyan mekan sahipleri bu nedenle içeri almamak için epey uğraş verirlermiş. Refik Durbaş ön sözde bir gün onu Süleyman Demirel'e söverken bulduğunu sonrasında beraber bir iki kadeh içmek için bir mekana gittiklerini anlatır. Ve onlarca kez de gözaltına alınmıştır bu nedenden dolayı.

Yalnızlığını ve kimsesizliğini işlediği birkaç mısra ile sona erdirmek istiyorum.

"Kendimiz salladık içinde büyüdüğümüz salıncakları"

#90795958
Kalbim lütfen ezberle bu şiirleri:))
- sevgilim çürüyor kalbim
-uçurumlarda açan kır çiçeklerinin yanına yaz adımı
-- az kullanılmış şiirleri seviyorum

Yazarın biyografisi

Adı:
Refik Durbaş
Unvan:
Yazar
Doğum:
Pasinler, Erzurum, Türkiye, 10 Şubat 1944
Ölüm:
30 Kasım 2018
10 Şubat 1944'te Erzurum Pasinler'de doğdu. Liseyi İzmir'de bitirdi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'ndeki öğrenimini yarıda bıraktı. Gazeteciliğe 1967'de Yeni İstanbul gazetesinde başladı, yirmi yıl Cumhuriyet gazetesinde çalıştıktan sonra 1992'de emekli oldu. Ardından Sabah gazetesinde kitap ve sanat sayfaları hazırladı. Yeni Yüzyıl gazetesinin kuruluşunda görev alarak kültür-sanat bölümünü yönetti. Yeni Yüzyıl ve Ateş gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. Sabah gazetesinde iki yıla yakın "Sabah Posta Kutusu" köşesini yönetti. Yaşamını İstanbul'da sürdürüyor.

Yazar istatistikleri

  • 90 okur beğendi.
  • 590 okur okudu.
  • 15 okur okuyor.
  • 432 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları