Richard Brautigan

Richard Brautigan

Yazar
7.5/10
238 Kişi
·
613
Okunma
·
74
Beğeni
·
5117
Gösterim
Adı:
Richard Brautigan
Tam adı:
Richard Gary Brautigan
Unvan:
Amerikalı yazar
Doğum:
Washington, Amerika Birleşik Devletleri, 30 Ocak 1935
Ölüm:
Kaliforniya, Amerika Birleşik Devletleri, 14 Eylül 1984
Richard Gary Brautigan (d. 30 Ocak 1935 - ö. 1984), Amerikalı yazar.

Tacoma, Washington’da doğdu. Zor bir çocukluk geçiren Brautigan, bundan pek bahsetmezdi. Söylentiye göre, babasının kim olduğunu bilmiyordu. Babası ise, Brautigan’ın ölüm haberi duyulana kadar onun babası olduğunun farkında değildi. Başka bir söylentiye göre, Brautigan 20’li yaşlarında, bir polis karakolunun penceresine taş attığı için Oregon Eyalet Hastanesi’ne gönderildi. Burada kendisine paranoyak-şizofren teşhisi kondu ve şok terapisi uygulandı.

1955’te San Francisco'ya taşındı ve burada “beat” hareketinin bir parçası oldu. 8 Haziran 1957’de Reno, Nevada’da Virginia Dionne Adler ile evlendi. Bilinen ilk şiiri “The Second Kingdom” 1956’da yayımlandı. Bunu 1959’da, 24 şiirden oluşan ilk kitabı “Lay The Marble Tea” izledi. 1960’ların sonuna doğru Brautigan’ın işleri popülerlik kazanmaya başladı. En bilinen eserlerinden “Trout Fishing in America” (Amerika’da Alabalık Avı/6.45/Çev: Zekeriya S. Şen), “Willard and his Bowling Trophies” (Willard ve Onun Bowling Kupaları/6.45/Çev: Zekeriya S. Şen), “Sombrero Fallout” (Sombrero: Bir Japon Romanı/6.45/Çev: Zekeriya S. Şen)ve “In Watermelon Sugar” (Karpuz Şekerinde/YKY) bu dönemde yayımlandı. Brautigan, 1972’de Yellowstone National Park’ın kuzeyindeki Pine Creek (Montana)’e taşındı ve iddiaya göre 8 yıl boyunca dinleti ve röportaj isteklerini geri çevirdi. 1961 yılında karısı ve çocuğuyla birlikte ikinci elden satın aldığı bir Plymouth'ın arkasına taktığı karavanla, Idaho nehirlerinin kıyılarında kurduğu kamplarda yazmaya başladı. Doğaya duyduğu derin saygı ve doğanın bağrında münzevi hayatı seçişi, onu Amerikan pastoral geleneğine bağlayacaktı. 60'larda yazdığı ve dönemin ruh halini yansıtan romanlarıyla karşı kültürün en popüler yazarlarından biri oldu. Beat Kuşağı'nınKuzeybatılılar diye adlandırılan kolu içerisinde değerlendirilen Brautigan'ın romanlarını diğerlerinden ayrımlı kılan, çok duyarlı ve kolay kırılan kahramanlarının dünyaya hükmeden kaos karşısında yalnızlığa çekilmeleridir.

1979 Aralık’ında, The Modern Language Association’ın San Francisco’daki bir toplantısında; Gary Snyder, Philip Whalen, Robert Bly ve Lucien Strykile birlikte “Zen ve Çağdaş Şiir” konulu bir panele katıldı. Son kitabı “So the Wind Won’t Blow It All Away” (Yani Rüzgar Her Şeyi Alıp Götürmeyecek/6.45)’i 1982’de yayımladı.

70'lerin sonlarında büyük ölçüde okur kaybına uğramış ve ruhsal bir bunalımla birlikte alkol dozunu artırmaya başlamıştı. O dönemde sadeceJaponya'da popülerliğini koruyordu ve sözü geçen yılların büyük bölümünü Tokyo'da ve Montana'daki çiftliğinde geçirecekti. 1984 yılında küçük bir balıkçı köyü olan Bolinas'a yerleşti. Evine kapandı, uyuyamıyor ve sınırsızca içiyordu. Duyarlılığı bu hayatı kaldıramayacak kadar keskinleşmişti. Dostlarıyla "ava çıkıyorum" diye vedalaştıktan üç hafta sonra 25 Ekim 1985 günü Brautigan’ın Bolinas, Kaliforniya’daki evine giren arkadaşları, bedenini 1 şişe alkol ve 44 kalibrelik bir tabancanın yanında buldular. Brautigan’ın intihar ettiği varsayıldı.
Kendisine de bakmıyordu. Neye baktığını bilmiyorum ama ısrarla bir şeye bakıyordu. Galiba baktığı şey onun içindeydi. Yalnızca onun görebileceği birşeydi. 
"Kitapların varlığını, üzerinde durdukları ahşabı onurlandırış biçimlerini seviyorum."
" Anne, babam nerede?"
" Yıldızlara bakıyor."
" Anne, sen de babamdan nefret ediyor musun?"
" Evet yavrum. Ben de ondan nefret ediyorum."
" Anne, seni seviyorum. Sebebini biliyor musun?"
"Neymiş?"
" Çünkü babamdan nefret ediyorsun. Babamdan nefret etmek eğlenceli, değil mi?"
" Evet, yavrum."
" Babam niye sürekli yıldızlara bakıyor, anne?"
" Çünkü götün teki."
" Götler hep yıldızlara mı bakar, anne?"
" Baban bakar."
Sanırım kim olduğumu merak ediyorsun ama ben sürekli bir adı olmayanlardanım. adım sana bağlı. Aklından geçtiği gibi seslen bana.
Eğer uzun zaman önce olmuş bir şeyi düşünüyorsan, diyelim biri sana bir şey sormuştu ve sen de cevabını bilmiyordun.
İşte benim adım o.
Belki çok sıkı bir yağmur vardı.
İşte benim adım o.
Belki bir nehre bakakaldın. Yanında seni seven birileri vardı. Neredeyse dokunacaklardı sana. Daha onlar dokunmadan hissetmiştin bunu. Sonra dokundular.
İşte benim adım o.
Belki uzanmıştın yatakta, uykuya dalacaktın neredeyse ve birden bir şeylere gülmeye başladın, kendinle ilgili bir şakaya, günü bitirmek için güzel bir yol.
İşte benim adım o.
216 syf.
·3 günde·1/10
İşe girdim gazeteleri topladim.taniştik seviştik kürtaj oldu.başka?başka hiçbirsey yok.hiçbirşey.hiçbir akimi da temsil edemez günlük bile olamayacak bu kitap.korsana bazen evet diyesim geliyor
287 syf.
·12 günde·6/10
Richard Brautigan'ın, yetmişli yılların sonlarına doğru yazdığı, Montana'da ve Tokyo yolculuklarında gözlemlediği, yaşadığı, belki de düşündüğü şeylerı anlattığı; bir, iki, en fazla üç sayfadan oluşan kısa hikayelerinin derlendiği bir kitaptır, bu. Şimdi efendim, Brautigan'ı bilen bilir; olası bir hippi yaşam tarzı yakalamak uğruna yazarın hayatı bir hayli sefil, akılsız ve hatta uyuşuktur. Hayatındaki bu Tokyo yolculukları edebi ve kişisel yönlerine bir entellektüellik kattığı düşünülse de; buradaki yazılardan anlıyoruz ki aynı sefalet ve uyuşukluk Tokyo'da da devam ediyor; yani, değişen bir şey yok...
Bu kitabı siz kiymetli okuyuculara tavsiye edebiliyor muyum emin değilim. Aslında yazarın sadece 'Babil'i Düşlemek' ve 'Talihsiz Kadın' başlıklı kitaplarını tavsiye edebilirim. Diğer kitaplarının okumasında herhangi bir amaç saptayamıyorum...

İyi okumalar...
96 syf.
·Beğendi·7/10
Richard Brautigan okumak;
dönüp dönüp baktığım deniz,
enseden ürperti veren rüzgar, yağmurun yeni terk ettiği çimlere basmak,
sabahın çok erken bir saati uyanıp daha uyuyacak çok vakti olduğunu fark etmek.
Kendini bilmediğin bir boşluğa bırakmak,
kuma kafanı sokmak,
hiç gitmek istemediğin bir şehirde gözünü açmak,
hiç girmek istemediğin bir ruh halinde yaşamaya mecbur olmak...
Hepsi ve daha çoğu.
Her şeyin çoğu.
216 syf.
·6/10
Yazar ve Beat Akımı hakkında çok bilgim olmamasına rağmen okuduğum bir inceleme ve konusu nedeniyle Kürtaj’ı okumaya karar verdim, böylelikle akımın diğer yazarlarına da geçiş yapabilirim diye düşündüm. Brautigan bazı incelemelerde söylendiği gibi Beat akımına sığacak birine benzemiyor.

Kitap orijinal ve imrendirici bir konuya sahip; ana karakterimiz, insanların kendi yazdıkları tek kopyalık öykü/romanları getirip teslim ettiği bir kütüphanede çalışıyor. Kitaplar, yazarı ve tek cümlelik bir özeti, getirildiği tarih ve saat olarak kayıt defterine işleniyor ve yazarın arzu edeceği rafa yerleştiriliyor. Kütüphaneye, bu ziyaretçilere ve yazılan bu kitaplara büyük özen gösteren karakterimiz bir gün kendi kitabını teslim etmeye gelen Vida ile karşılaşıyor ve hikâye o andan itibaren karakterimiz, Vida ve Vida’nın karnındaki bebeğin aldırılması için çıktıkları yolculuğu kapsıyor. Çok basitçe anlattım, zira her ne kadar Brautigan’ın yüzüne baktığınızda “Aklımı susturamıyorum” ifadesi ile karşılaşsanız da, bu kitapta kafa karıştırıcı, komplike, sorgulayıcı cümleler yok. Hafif esprili, naif, basit ve sakince anlatılmış, küçük parçalara bölünmüş ve kısa paragraflardan oluşan bu kitap Brautigan’ın ne denli değişik bir insan olduğunu vurguluyor.

Kişisel yaşamında kaotik dönemler yaşamış ve acı bir son yaşamış bir yazarın hiç zorlanmadan, karmaşıklaştırmadan, yormadan anlatabildiği bir romandır bu, eminim diğer kitapları da bu yapıdadır.

Diğer kitap yorumunda verilen link güzel bir fikir veriyor gerçekten, ben de incelemenizi tavsiye ederim.
124 syf.
·10/10
On iki yaşında küçük bir çocuk,
Hamburger yerine tüfeği için bir kutu kurşun alırsa, bu tercih onun tüm yaşamını etkileyebilir mi?

Bir dönemin insanlarından ve Brautigan'dan, intihardan hemen önce yazılmış, bir veda metni...

Boşlukta çiçek yetiştirenler kuşağı'ndan son bir soru:

Yani rüzgar her şeyi alıp götürmeyecek mi?
...

Yazarla tanıştığım ilk kitap. Beni çok iyi tanıyan bir arkadaşım hediye etmişti burada seni anlatıyor diye... Okudum ve evet aslında bizi anlatıyor bu kitap. Yazarın veda cümleleri arasında kaybolmak, ölüm ve ölüm soğukluğunu basit bir dille satırlarına döşemesi ustaca. Kitabın son sözleri ve bir intihar sonrası veda mektubu olunduğunun bilinmesi ile daha da farklı bir kitap oluyor. Eğer buradaki herkesi tanısaydım, hepinize hediye edeceğim ilk kitap bu olurdu. Eğer okursanız, anlayacaksınız. Bu benim bakış açım ama sizinki değil unutmayın.
96 syf.
·Beğendi·9/10
Kitabı on sayfada bir geri dönerek okudum. Karamsar bir ruh durumum vardı okurken o yüzden sanırım, yakın buldum kendime. Bunun dışında karamsarlığın varlığını bilerek fakat umursamayarak resmen tiiye alarak yazdığı için keyifliydi.
Bildiğim kadarıyla yazarın son kitabı ve kafa ayıkken yazılmadığı izlenimini veriyor. Hatta kafanıza işleyip sizi de güzel yapıyor diyebilirim. Yazar da farkında olacak ki kitabın bir yerinde "Bu kitabın hiçbir yerini ikinci kez okumadığım aşikar. " yazıyor. Beni en çok etkileyen sanırım bu samimiyetti.
136 syf.
·Beğendi·8/10
Beat kuşağına hakim değilim fakat okuduğum beat kuşağı kitapları arasında açık ara en iyisi diyebilirim. Anlaşılmaz bir kitap olmasının yanında yazarın hayal gücü ile kendi hayal gücünüz arasında gel-gitler yaşıyorsunuz ve kitapta anlatılmak istenen şey ne ise tamamen size kalmış oluyor. O yüzden yazarın geçmişini araştırmadan okuyun derim çünkü geçmişini bilirseniz yazdıkları sizi yönlendirebilir. Bu kitabı okurken hiçbir şey sizi yönlendirmezse asıl keyfi öyle alabileceğinizi düşünüyorum.
128 syf.
·2 günde·10/10
Dili oldukça akıcı ve sade karakterler ve yaşanan yer oldukça sıradışı kesinlikle klişeden uzak. Elinizden bırakamayıp benim gibi 2 günde bitirebileceğiniz bir kitap :)
136 syf.
·Beğendi
Her ne kadar Beat Kuşağı sanatçılarından olsada, diplemesine bir sürrealist..bayıldımm..!!6.45 yayınevi'yle tanışmış bulundum. Charles Bukowski'den Tim Burton'a baya geniş bir yelpazesi var. Sanıyorum bir kaç yıl sömürürüm.:)
216 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Seksi ve erotizmi hakikaten hakkını vererek şanına layık olarak yapıldığında çok seviyorum - ister yazın ister realite. İlaveten kadına zarar verecek her şeye karşıyım; gebelik, kürtaj, şiddet vs. gerekli önlemler alınmalı ve kadını bir daha hiç mutlu olamayacak gibi mutlu edilmesi önemli.

Yazar bazı ögeleri çok sık tekrarlamasına karşın beğendim. Tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Richard Brautigan
Tam adı:
Richard Gary Brautigan
Unvan:
Amerikalı yazar
Doğum:
Washington, Amerika Birleşik Devletleri, 30 Ocak 1935
Ölüm:
Kaliforniya, Amerika Birleşik Devletleri, 14 Eylül 1984
Richard Gary Brautigan (d. 30 Ocak 1935 - ö. 1984), Amerikalı yazar.

Tacoma, Washington’da doğdu. Zor bir çocukluk geçiren Brautigan, bundan pek bahsetmezdi. Söylentiye göre, babasının kim olduğunu bilmiyordu. Babası ise, Brautigan’ın ölüm haberi duyulana kadar onun babası olduğunun farkında değildi. Başka bir söylentiye göre, Brautigan 20’li yaşlarında, bir polis karakolunun penceresine taş attığı için Oregon Eyalet Hastanesi’ne gönderildi. Burada kendisine paranoyak-şizofren teşhisi kondu ve şok terapisi uygulandı.

1955’te San Francisco'ya taşındı ve burada “beat” hareketinin bir parçası oldu. 8 Haziran 1957’de Reno, Nevada’da Virginia Dionne Adler ile evlendi. Bilinen ilk şiiri “The Second Kingdom” 1956’da yayımlandı. Bunu 1959’da, 24 şiirden oluşan ilk kitabı “Lay The Marble Tea” izledi. 1960’ların sonuna doğru Brautigan’ın işleri popülerlik kazanmaya başladı. En bilinen eserlerinden “Trout Fishing in America” (Amerika’da Alabalık Avı/6.45/Çev: Zekeriya S. Şen), “Willard and his Bowling Trophies” (Willard ve Onun Bowling Kupaları/6.45/Çev: Zekeriya S. Şen), “Sombrero Fallout” (Sombrero: Bir Japon Romanı/6.45/Çev: Zekeriya S. Şen)ve “In Watermelon Sugar” (Karpuz Şekerinde/YKY) bu dönemde yayımlandı. Brautigan, 1972’de Yellowstone National Park’ın kuzeyindeki Pine Creek (Montana)’e taşındı ve iddiaya göre 8 yıl boyunca dinleti ve röportaj isteklerini geri çevirdi. 1961 yılında karısı ve çocuğuyla birlikte ikinci elden satın aldığı bir Plymouth'ın arkasına taktığı karavanla, Idaho nehirlerinin kıyılarında kurduğu kamplarda yazmaya başladı. Doğaya duyduğu derin saygı ve doğanın bağrında münzevi hayatı seçişi, onu Amerikan pastoral geleneğine bağlayacaktı. 60'larda yazdığı ve dönemin ruh halini yansıtan romanlarıyla karşı kültürün en popüler yazarlarından biri oldu. Beat Kuşağı'nınKuzeybatılılar diye adlandırılan kolu içerisinde değerlendirilen Brautigan'ın romanlarını diğerlerinden ayrımlı kılan, çok duyarlı ve kolay kırılan kahramanlarının dünyaya hükmeden kaos karşısında yalnızlığa çekilmeleridir.

1979 Aralık’ında, The Modern Language Association’ın San Francisco’daki bir toplantısında; Gary Snyder, Philip Whalen, Robert Bly ve Lucien Strykile birlikte “Zen ve Çağdaş Şiir” konulu bir panele katıldı. Son kitabı “So the Wind Won’t Blow It All Away” (Yani Rüzgar Her Şeyi Alıp Götürmeyecek/6.45)’i 1982’de yayımladı.

70'lerin sonlarında büyük ölçüde okur kaybına uğramış ve ruhsal bir bunalımla birlikte alkol dozunu artırmaya başlamıştı. O dönemde sadeceJaponya'da popülerliğini koruyordu ve sözü geçen yılların büyük bölümünü Tokyo'da ve Montana'daki çiftliğinde geçirecekti. 1984 yılında küçük bir balıkçı köyü olan Bolinas'a yerleşti. Evine kapandı, uyuyamıyor ve sınırsızca içiyordu. Duyarlılığı bu hayatı kaldıramayacak kadar keskinleşmişti. Dostlarıyla "ava çıkıyorum" diye vedalaştıktan üç hafta sonra 25 Ekim 1985 günü Brautigan’ın Bolinas, Kaliforniya’daki evine giren arkadaşları, bedenini 1 şişe alkol ve 44 kalibrelik bir tabancanın yanında buldular. Brautigan’ın intihar ettiği varsayıldı.

Yazar istatistikleri

  • 74 okur beğendi.
  • 613 okur okudu.
  • 9 okur okuyor.
  • 331 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları