Rıza Tevfik Bölükbaşı

Rıza Tevfik Bölükbaşı

Yazar
8.7/10
3 Kişi
·
20
Okunma
·
17
Beğeni
·
2288
Gösterim
Adı:
Rıza Tevfik Bölükbaşı
Unvan:
Şair,Yazar
Doğum:
Edirne, 1869
Ölüm:
1949
Hece vezninde yazdığı şiirlerle tanınan Rıza Tevfik Bölükbaşı, felsefeye merakı nedeniyle Filozof Rıza olarak anılırdı. Tıp eğitimi gören Rıza Tevfik, Osmanlı döneminde milletvekilliği, Milli Eğitim Bakanlığı da yapan çok yönlü bir kişilikti. Politikadaki tutarsızlıkları ve ateşli kişilik yapısı nedeniyle olaylarla dolu bir ömür sürdü. Sevr Antlaşması’nı imzalayan Osmanlı delegesi olarak Yüzellilikler arasında yer aldığı için uzun yıllar sürgünde yaşadı; gurbet acısını, şiirlerinde dile getirdi. Sürgünde iken yazdığı "Uçun Kuşlar" isimli şiirinde yer alan;

"Uçun kuşlar uçun! Burda vefa yok!

Öyle akar sular, öyle hava yok!

Feryadıma karşı aks-i sedâ yok!

Bu yangın yerinde soğuk kül vardır."

kıt'ası, o zamanki sıla özlemini dile getirir.
UÇUN KUŞLAR

Uçun kuşlar uçun doğduğum yere;
Şimdi dağlarında mor sünbül vardır.
Ormanlar koynunda bir serin dere,
Dikenler içinde sarı gül vardır.

O çay ağır akar, yorgun mu bilmem?
Mehtabı hasta mı, solgun mu bilmem?
Yaslı gelin gibi mahzun mu bilmem?
Yüce dağ başında siyah tül vardır.

Orda geçti benim güzel günlerim;
O demleri anıp bugün inlerim.
Destan-ı ömrümü okur dinlerim,
İçimde oralı bir bülbül vardır.

Uçun kuşlar, uçun burda vefa yok;
Öyle akar sular, öyle hava yok;
Feryadıma karşı aks-i seda yok;
Bu yangın yerinde soğuk kül vardır.

Hey Rıza, kederin başından aşkın,
Bitip tükenmiyor elem-i aşkın,
Sende -derya gibi- daima taşkın,
Daima çalkanır bir gönül vardır.

(Serab-ı Ömrüm)
Hastayım, yalnızım, seni yanımda
Sanıp ta bahtiyar ölmek isterim,
Mahmur-u hülyayım, cam-ı lebinden
Kanıp da bahtiyar ölmek isterim.
Tramvayda Birisine

Efendi! Yan gözle hor bakma bana,
Senin baban kadar benim yaşım var
Belki tuhaf gelir şu halim sana:
Geçinmek uğrunda çok savaşım var.

Halimden hoşnudum; düşkün değilim.
Süste senden elbet üstün değilim! ..
Bahtıma mağrurum, küskün değilim.
Ne korkum, ne hırsım, ne telâşım var.

Elimde kuvvet var; eldivenim yok.
Yakamda gülüm yok, yâsemenim yok.
Zengince bir dayım, bir yeğenim yok,
Benden daha fakir bir kardeşim var.

Esirci değilim, esir değilim.
Sizin kumpanyada müdir değilim.
Üç tuğlu, beş tuğlu vezir değilim,
Başımda sorguç yok, fakat başım var!

Her neyse muradım, ben ona yettim:
Değersiz ömrümü hayra sarfettim.
Kâbe-i maksûde dosdoğru gittim,
Benim “namus” gibi bir yoldaşım var.

Şu açık alnımda kara istemem;
İzzetinefsimde yara istemem! ..
Zillete mukabil para istemem,
Evimde yiyecek bulgur aşım var! ..

Zâhire bakanlar belki yanılır;
Kisbinden sorulup kişi tanılır.
Feylesof Rıza'yım adım anılır,
Dünyada malım yok..Mezar taşım var! ..
Eskiden Sultan Abdülhamid düşmanı bir şairin, Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra yazdığı şiiir:

SULTAN ABDÜLHAMİD HAN’IN RUHANİYETİNDEN İSTİMDAT

Nerdesin şevketli Sultan Hamid Han?!
Feryadım varır mı bârigâhına?
Ölüm uykusundan bir lahza uyan,
Şu nankör milletin bak günahına.

Tahrike yeltenen tac ve tahtını
Denedi bu millet kara bahtını
Sınadı sillenin nerm ü sahtını
Rahmet et sultanım sûz-ı âhına

Tarihler ismini andığı zaman
Sana hak verecek ey koca Sultan!
Bizdik utanmadan iftira atan
Asrın en siyâsi padişahına.

Padişah hem zalim hem deli dedik,
Îhtilale kıyam etmeli dedik,
Şeytan ne dediyse biz belî dedik,
Çalıştık fitnenin intibahına!…

Divane sen değil, meğer bizmişiz
Bir çürük ipliğe hülya dizmişiz,
Sade deli değil, edepsizmişiz,
Tükürdük atalar kıblegahına!

Sonra cinsi bozuk, ahlakı fena
Bir sürü türedi girdi meydana,
Nerden çıktı bunca veled-i zina!
Yuh olsun bunların ham ervahına!!

Bunlar halkı didik didik ettiler
Katliâma kadar sürüp gittiler,
Saçak öpmeyenler secde ettiler,
Bir asi zabitin pis külahına!

Bu gün varsa yoksa Mustafa Kemâl*
Şöhretine herkes fuzulî dellâl
Alem-i ma’nadan bak da ibret al
Uğursuz tali’in şu gümrahına!

Haddi yok alçakla derde girenin,
Sehpâ-yı kazaya boyun verenin!
La’netle anılan cebâbirenin,
Rahmet okuttu bu en küstahına!

Çok kişiye şimdi vatan mezardır!
Herkesin beladan nasibi vardır!
Selamete eren pek bahtiyardır,
Bu şeb-i yeldanın şen sıyâhına.

Milliyet davası fıska büründü!
Ridâ-yı diyanet yerde süründü!
Türk’ün ruhu zorla asi göründü,
Hem Peygamber’ine, hem Allah’ına!

Sen hafiyelerle dem sürdün ancak
Bunlar her tarafta kurdu salıncak
Eli, yüzü kara bir sürü alçak
Kement attı dehrin mihr ü mâhına!

Bu itler -nedense- bana salmadı,
Belalıydı başım kimse almadı!
Seyrandan başka da bir iş kalmadı,
Gurbet ellerinin bu seyyahına!

Hoş oldu cilvesi cumhuriyetin!
Tadı kalmamıştı meşrutiyetin,
Deccala zil çalan böyle milletin,
bundan başka çare yok ıslahına.

Lakin sen sultanım gavs-ı ekbersin!
Ahiretten bile himmet eylersin.
Çok çekti şu millet murada ersin
Şefaat kıl şâhım medet hâhına.

*Enver ve Cemal de olabilir.

istimdâd: Medet ve yardım istemek.
şevketli: Ulu, yüce.
bârigâh: İzinle girilecek yer, huzur, makam.
lâhza: An, kısa zaman parçası.
beli: Evet
intibâh: Uyanmak.
ervâh: Ruhlar, canlar.
sehpâ-yı kaza: Îdam sehpası.
cebâbire: Zâlimler,
şeb-i yeldâ: En uzun gece
meded-hâh: Yardım bekleyen.
tahkîr: Hakir görme, hakaret etme
nerm ü saht: Yumuşak ve sert
ridâ-yı diyânet: Dînin örtüsü
fuzûli dellâl: Boşboğaz tellâl
dehrin mihr u mâhı: Devrinin güneşi ve ayı
saçak öpmek: Sarayda bayramlaşma merâsimine katılan büyükler, padişahın tahtından sarkıtılmış saçakları öpmek.
Hastayım, yalnızım,
Seni yanımda sanıp da
Bahtiyâr ölmek isterim.
Mahmûr-u hülyâyım, câm-ı leb'inden
Kanıp da bahtiyâr ölmek isterim.
Bir olmaz hevesin düştüm peşine,
Vuruldum hüsnünün şen güneşine,
Güzel gözlerinin aşk ateşine
Yanıp da bahtiyâr ölmek isterim.
Talihin kahrı var her hevesimde,
Boğulmuş figânlar titrer sesimde.
O güzel ismini son nefesimde,
Anıp da bahtiyâr ölmek isterim..
Sokrat'ın şu iki vecizesi en kıymetli cümel-i hikemiyedendir:

1- Kendini bil! (Gnothi seauton) Yani "en evvel kendi mâhiyetine nazar et" ve "hakikatini bil" demektir. Meşhur Delf Mâbedi ( Le Temple de Delphes) nin kapısı üzerinde yazılı olan bu mühim sözü Sokrates pek beğenmiş ve benimsemişti.

Bu vecize "men arefe nefsehu fekad arafe rabbehu" (nefsini bilen rabbini bilir) hadîs-i şerîfinin* mantûk-i münîfine tamamen muvâfıktır. Tasavvufta adeta bir düstur-ı hikmet olmuş ve bilcümle mutasavvıfîn bunun mânasını şerhetmekle uğraşmıştır.

*<Kaynaklarda kelam-ı kibâr olarak geçen bu sözün senedi yoktur dolayısıyla hadis değildir.>
Rıza Tevfik Bölükbaşı
Sayfa 249 - Aphorisme (vecize) maddesi
Yazara henüz inceleme eklenmedi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Rıza Tevfik Bölükbaşı
Unvan:
Şair,Yazar
Doğum:
Edirne, 1869
Ölüm:
1949
Hece vezninde yazdığı şiirlerle tanınan Rıza Tevfik Bölükbaşı, felsefeye merakı nedeniyle Filozof Rıza olarak anılırdı. Tıp eğitimi gören Rıza Tevfik, Osmanlı döneminde milletvekilliği, Milli Eğitim Bakanlığı da yapan çok yönlü bir kişilikti. Politikadaki tutarsızlıkları ve ateşli kişilik yapısı nedeniyle olaylarla dolu bir ömür sürdü. Sevr Antlaşması’nı imzalayan Osmanlı delegesi olarak Yüzellilikler arasında yer aldığı için uzun yıllar sürgünde yaşadı; gurbet acısını, şiirlerinde dile getirdi. Sürgünde iken yazdığı "Uçun Kuşlar" isimli şiirinde yer alan;

"Uçun kuşlar uçun! Burda vefa yok!

Öyle akar sular, öyle hava yok!

Feryadıma karşı aks-i sedâ yok!

Bu yangın yerinde soğuk kül vardır."

kıt'ası, o zamanki sıla özlemini dile getirir.

Yazar istatistikleri

  • 17 okur beğendi.
  • 20 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 45 okur okuyacak.