Roald Dahl

Roald Dahl

Yazar
8.8/10
2.119 Kişi
·
7bin
Okunma
·
229
Beğeni
·
8,3bin
Gösterim
Adı:
Roald Dahl
Unvan:
Yazar
Doğum:
Galler/llandaff, 1916
Ölüm:
Oxford, 1990
Galli roman, kısa öykü yazarıdır.

Hayatı

1916'da Galler'ın Llandaff kentinde doğdu. 1932'de İngiltere'nin tanınmış özel okullarından birini bitirdikten sonra, üniversiteye gitmek yerine Kanada'daki Newfoundland'e yapılan bir keşif yolculuğuna katıldı. Afrika'da Shell Petrol Firması için çalıştı. II. Dünya Savaşı'nda savaş sırasında tanıştığı romancıC.S.Forester'ın özendirmesiyle, orduda çalıştığı yıllarda başından geçen olayları yazmaya başladı. Daha sonra RAF savaş uçaklarında pilotlukyaparken, başından aldığı ağır bir darbe sonucu ordudan ayrıldı. Ve bu olay onun ilk kısa öyküsüne knonu oldu: "Shot Down Over Libya".

İlk kitabı, Walt Disney için yazdığı Gremlins oldu. Çocuk kitaplarının yanı sıra büyükler için yazdığı kitapları ve oyunları vardır. Dahl 23 Kasım 1990tarihinde Oxford, Oxfordshire, İngiltere'de 74 yaşında bir kan hastalığı nedeniyle vefat etti.

Kuralları hiçe sayan ama zekice yazılmış çocuk kitapları ve büyüklere yönelik korku öyküleriyle çok sevilen bir yazardır. Onun kitapları ve öykülerinin çoğu film haline getirilmiştir ve tüm dünyada gösterilmiştir. Onun en popüler kitapları arasında Charlie'nin Çikolata Fabrikası, Charlie'nin Büyük Cam Asansörü, Dev Şeftali, Matilda Cadılar, BFG ve Kiss Kiss vardır.

1953 yılında Patricia Neal ile evlendi ve 1983 yılında boşandı. Beş çocukları olmuştur.

Kendi yazdığı otobiyografisi Boy , Roald Dahl'ın çocukluğunu anlatmaktadır. Bir başka kitabı Going Solo 'da ise Dahl'ın savaş içindeki anıları ve deneyimleri yazmaktadır.

Ayrıca Great Missenden'de bir Roald Dahl Müzesi ve Öykü Merkezi bulunmaktadır. Bu merkez Dahl'ın çalışmalarını göstermektedir.

Norveçli bir ailenin çocuğu olarak Llandaff, Cardiff, Wales'te doğan Dahl, 1940'lı yıllarda yazdığı özellikle çocuklara yönelik kitaplarla en çok satan yazarlar arasına girmiştir. "Charli'nin Çikolata Fabrikası" adlı kitabı ödül kazanmıştır.Bu ödüller toplamda dört tanedir.Charli'nin Çikolata Fabrikası adlı kitaboından sonra "Charli'nin Büyük Cam Asansörü" adlı kitabını yazmıştır.Serinin üçüncü kitabını da yazmak istemiştir fakat bitirememiştir.
O yüzden, yalvarırız hepinize, lütfen,
Eve gidince atın televizyonu pencereden!
Evde televizyondan boşalan yere
Güzel bir kitaplık kurun bir an önce.
Doldurun rafları en tatlı kitaplarla,
Gözler görmesin o kötü kutuyu bir daha.
Belki kavga çıkacak, kıyamet kopacak,
Bir süre evde rahat huzur kalmayacak,
Ama korkmayın sakın, inanın bizlere,
Yapacak bir şey kalmayınca evin içinde,
Bir-iki hafta aylaklık ettikten sonra,
Başlayacaklar güzel bir kitabı okumaya.
Ve bir kez okumaya başladılar mı,
Seyredin yüzlerinde beliren aydınlığı!
Anadan yeni doğmuş gibi olacaklar,
Aptal kutusunu çabucak unutacaklar!
Roald Dahl
Sayfa 187 - Mike Teavee Televizyonla Gönderiliyor
'Eğer televizyonu kaldıracak olursak,
Sonra nelerle oyalayacağız
Sevgili çocuklarımızı? Lütfen açıklayınız!' Yanıt
vereceğiz size bir soruyla,
'Eskiden ne yapıyordu insanlar çocuklarıyla?
Nasıl mutlu oluyorlardı günlerce
Bu canavar keşfedilmeden önce?'
Unuttunuz mu? Bilmiyor musunuz?
Çok hızlı ve yavaş söylüyoruz:
OKURLARDI... HER ZAMAN!
OKURLARDI... DURMADAN!
İnsan ne kadar okursa
Doyamaz o kadar kitaba!
İnsan hayatının yarısı
Hiç düşünmeden kitap okumaya ayrılmalı!
Tabii şimdi hemen tutup soracaksınız:
"Televizyonu atacak olursak evimizden,
Sevgili çocuklarımızı neyle oyalarız,
Hadi bakalım, söyler misiniz lütfen?"
Biz de soruya soruyla yanıt verelim:
"Eskiden çocuklar ne yapardı dersin?
Nasıl eğlenir, vakit geçirirlerdi sence,
Korkunç canavar keşfedilmeden önce?"
Unuttunuz mu? Yoksa bilmiyor musunuz?
Öyleyse avazımız çıktığı kadar bağırıyoruz:
ÇOCUKLAR DURMADAN KİTAP OKURLARDI!
BİRİNİ BİTİRİR, ÖBÜRÜNE BAŞLARLARDI!
Hayatın ayrılmaz bir parçasıydı kitaplar!
Çocuklarına kitap okurdu analar babalar!
Her çocuğun başucunda bir kitap dururdu!
Odası baştan başa kitaplarla doluydu!
Roald Dahl
Sayfa 185 - Mike Teavee Televizyonla Gönderiliyor
Anneler ve babalar ilginçtir. Kendi çocukları akla gelebilecek en berbat kişi olsa bile, onun harika biri olduğuna inanırlar.
Roald Dahl
Sayfa 9 - Can Çocuk
Rica ediyoruz, yalvarıyoruz hepinize, lütfen.
Evinize gider gitmez atın televizyonunuzu pencereden, Televizyonun boşalan yerine,
Hemen koyuverin bir kütüphane.
Sonra dolsun o güzelim kitaplar raflara,
Girmesin bir daha o kötü görüntü odalara.
Hangi eve gitsek, aynı durumla karşılaştık,
Çocukları ekranın başından kaldıramadık.
Yan gelip yatarlar, tembellik ederler,
Televizyona bakmaktan gözleri düşer.
(Geçen hafta birinin evine gittiğimizde,
Bir de baktık tam bir düzine göz yerde.)
Akşama kadar aptal aptal bakar dururlar,
Beyinleri uyuşur, hepten salaklaşırlar,
O çöplükteki süprüntüyü seyrede seyrede
Şaşkına döner, feleğini şaşırır hepsi de.
Roald Dahl
Sayfa 184 - Mike Teavee Televizyonla Gönderiliyor
208 syf.
·1 günde·9/10
"Rica ediyoruz, yalvarıyoruz hepinize, lütfen.
Evinize gider gitmez atın televizyonunuzu pencereden, Televizyonun boşalan yerine,
Hemen koyuverin bir kütüphane.
Sonra dolsun o güzelim kitaplar raflara,
Girmesin bir daha o kötü görüntü odalara."

Bu alıntı kitabın en can alıcı noktası. Ne yazık ki bakıcı niyetine kullandığımız televizyon dünyanın en iğrenç bakıcısı. İçinde neleri öğrenmiyor ki çocuklarımız?

Bir düşünün mutfakta dahi televizyon.neredeyse her odada televizyon. Baba maç izler, anne dizi, çocuk ise hiç bitmeyen çizgi filmler. "Bu kadar imkanımız yok ki biz nasıl alalım o kadar televizyonu" diyen bir ailede bile sofra televizyonlu odaya kurulur. Ev ahalisi bir iki sohbet etmeye çalıştı mı " E televizyonun sesini duyamiyoruz az susun" diyen bir feryat kopar. Çocuk bizden bir şey ister " yavrum burayı izlemeliyim az sabret" deriz. Çocugumuzdan yardım isteyince " ya anne cizgi film izliyorum yaaa" diye yakarır. Televizyonun olmadığı ortamda iki kelam edecek olsanız sohbet döner dolasır " şu dizide de şu oldu.","Acun yine bir yarışma yapmış valla helal olsun.adam biliyor", "şu evlenme programında şu olmuş", " haberleri duydum yine olan olmuş."," bu devirde kimseye güvenilmez baksana ne diyor geçen televizyonda. Eskiden hiç böyle seyler olmazdı"... Sürer gider muhabbetler. Televizyon bozulsa evladımız ölmüş gibi yaslara batarız.

İşi hiç bilmeyenler profesyonel olur çıkıverir. Haberlerde " hırsızı kapıdaki parmak izinden buldular" haberinden sonra hırsız eldiven giyer.
" tecavüzcü çocuğu söyle kandırmış." haberini duyan pedofili çocuğu nasıl kandıracağını öğrenir.
" talaştan sahte pul biber yapılıyormuş.üstelik ayırd edilemiyor.şimdi sizler için yapacağız" programını izleyen biri " demek sahte biber de yapılıyormuş.az ben de yapıp katayım" ı öğrenir baharatçı.
Reklamlar olmasa en son teknoloji ürünlerini nasıl tanır ve alırdık.sabah programları olmasa gezen gezmeyen tavugu nasil bilirdik.çöp diye attığımız şeylerin çay olabilecegini nasıl bilebilirdik.

"Hiç mi faydası yok?" Seslerini duyar gibiyim.
Tek faydası varsa belgeseller olabilir.

Velhasılı kelam gelinle damat nikah masasının altından kimin sözü geçecek diye birbirlerinim ayaklarına basadursunlar bizim televizyon tahtında oturup yeni kölelerini bekliyor olacak evde. Bütün o masumiyeti ile ögretecek bize hayatı. Dediklerini yapacağız sorgulamadan.

Umarım farkında olmadıklarımızın farkında oluruz.şimdi televizyonu kapatalım da kitaba dönelim:)

Charlie fakirdi ama zengin görünenlerden daha zengindi. Çünkü evinde paylaşmak vardı, hayal gücü vardı, minnet vardı... Tek olmayan şey para ve şikayet idi.

Bazen şikayet ediyoruz ya şu yok bu yok diye.Meğer ne şimarık mahluklarmışız. Sokakta rahat rahat birşeyler yerken birilerinin gözlerini yediğimizin farkında değiliz hicbir zaman. Dönere bakan gözleri yiyoruz. Raflarda büsküvi paketlerindeki gözleri... Dondurma külahlarındaki gözleri... Birilerinin gözlerini giyiyoruz bilmeden.

Bu durumda ne yapılabilir bilemiyorum ama bazı önerilerim var: bir şey yemek için lokantada göz önünde olmamayı deneyebiliriz. Sokak ortasında birseyler yememeye dikkat edebiliriz. Fazla dikkat ceken elbiseler giymeyebiliriz. Tabi ki uygulamada zor bu dediklerim. Ama en azından hassas olmaya çalışırsak, hic değilse o gözleri hayal edebilirsek kendimizi kontrol edebiliriz zannımca. Bir de yardımlaşmayı artırıp yetimleri gözetirsek, semtimizdeki az cok maddi durumu kötü mahallelerin muhtarları vasıtasıyla muhtaçları tespit edebilirsek ve yardım sağlayabilirsek bir nebze vicdanımız rahatlar diye düşünüyorum.

Bu arada çok çikolata yememek de gerek :) az yiyin öz yiyin abartmayın azizim.:)

Sağlıcakla kalın
320 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
Öykücüleri izleme serüvenimize devam ediyoruz. Bana biraz vakit ayırmak ister misiniz?

Roald Dahl yazı atölyesinde bana verilen reçetenin dördüncü hapıydı. Yazarı çocuk kitaplarından tanıdığım için öykücü olarak bu listeye gireceğini düşünmezdim. Bir sebebi olmalı mutlaka, dikkatli okumak lazım.
Yazara ait öyküleri ararken çocuk kitapları arasından güçlükle buldum bu eserini. Böylece bitirmiş olduğum 45. öykü kitabı oldu. 12 tanesi Sait Faik olmak üzere farklı yazarlara ait olan. Kim nasıl yazıyor, derdi ne, nasıl bir yöntem izliyor? Anlamaya çalışıyorum.

İyi bir öyküyü nasıl tanımlayabiliriz. Aslında iyi öykü göreceli bir ifade olsa da kötü öyküyü tanımlamak daha kolay olabilir. Bizi heyecanlandırmayan, sıkan, bir an önce bitse diye beklediğimiz öykülerdir bunlar. Bu anlamda okuyucuyu heyecanlandırmayan, uyutan bir öykünün yeri şömine olsa gerektir. İyi öykülerin ortak özellikleri Edebiyat Atlası adlı eserde; Dil, tavır/duruş, teklif, atmosfer, tek etki, ayrıntı/yoğunluk, azaltma/rafineleştirme, biçim/yenilik, zenginleştirme/çoğaltma, zamanın dili kavramlarıyla geniş bir açıdan incelenmişse de, benim okur olarak ilgilendiğim beklentilerimden bahsetmek istiyorum.

Şimdiye kadar okuduğum öykülerde 4 temel konuya dikkat etmeye çalıştım.
1. Konu seçimi
2. Kurgu biçimi
3. Atmosfer
4. Ritim
Konu seçimi, okur beklentilerine göre değişmekle birlikte belli bir çıtanın üzerindeki her yazarın başarılı olduğu bir alan. Benim buradaki beklentim ise, şaşırtıcı ve çarpıcı olması. Buradaki şaşırtıcılık konu seçiminde hiç akla gelmeyen ilginç olaylar seçilebileceği gibi, sıradan görünen herhangi bir olay da, bizi sarsan detaylarla çekici hale getirilebilir. Rolla May, bu detay yakalamayı şöyle ifade eder: “Cezeanne bir ağaç görür. O ağacı daha önce de gören olmuştur. Ama o, ağacı kimsenin görmediği biçimde görmüştür.”

Ama asıl söylemek istediğim bu değil! Peş peşe öykü kitapları okumam daha çok olay örgüsü ve kurgu teknikleriyle ilgilidir. Hikâye baştan mı sondan mı başlıyor? Post modern tekniklerle biçimsel denemelere giriyor mu? Yoksa klasik anlatımı mı tercih ediyor. Olay örgüsü ve karakter seçimleri gibi yaklaşımlarını izlemeye çalışıyorum.
Bu kavram ve tekniklerin hepsi önemli olmakla birlikte şunu söyleyebiliriz ki; hangi yöntemle yazılırsa yazılsın, işlenmeye değer her konu, iyi bir anlatıcının elinde edebi bir değer haline gelebilir.

O halde asıl aradığımız noktaya ulaşmış oluyoruz. Hangi teknikle yazılırsa yazılsın, bizim için olmazsa olmaz olan konu, atmosferdir. Çünkü iyi bir öykü okuduğumuzda olayın içinde olduğumuzu, canlı olarak yaşadığımızı ve nefesimizin etkilendiğini hissetmemiz gerekir. Bir tatlının tadını hissetmek için damağınızda bekletmek gerektiği gibi, öykü bittiğinde kitabı kapayıp derin bir nefes almanız gerekir.

Dördüncü konumuz ise ritimdi. Öyküde belli aralıklarla ortaya çıkan şiirsel bir ses veya öğenin sizi hikâyeye çekmesi anlamına gelir. Bu çok az yazara mahsus olan ve çok fazla rastlanmayan bir seviyedir. Hangi yazarların bunu yapabildiği herkes için farklı sonuçlara götürebilir bizi. Ama benim açımdan son okuduğum ve inceleme yazdığım yazarlar arasında Tanpınar, Yaşar Kemal ve Balzac bu seviyededir.
Dördüncü seviyeyi yüksek çıtası nedeniyle devre dışı bıraktığımızda asıl aradığımız atmosfer konusuna odaklanıp kitabımıza dönersek iyi olacak.

Aslında kitabın arka kapağını okuduğunuzda sizi neyin beklediğini görebilirsiniz (Sıra dışının krallığına hoş geldiniz!). Konu seçimi, sürprizler ve gerilim dolu öykülerle sizi ürpertebileceği konusunda uyarıyor yayıncı. Bu anlamda ben de öykülerin sıra dışı ve çarpıcı olduğu fikrine katılıyorum. Sadece konu olarak değil, anlatım, atmosfer yönüyle de etkileyici buldum. Kullanılan bazı benzetmeler belki hiçbir zaman aklınıza gelmeyecek, fakat üzerinde düşünüldüğü belli olan detaylardı.

Örnek vermek gerekirse;
…sesi inanılmaz meslek sırlarını açıklayan bir adamın sesi gibi alçak…
…yüzünde yüreğinin tam ortasından ölümüne vurulmasına bir saniye kalmış birinin şaşkın, olup biteni kavrayamayan anlamı…
…o koca bir krem kavanozuymuş, ben de içine düşmüşüm gibi…
…bir çocuk eğlencesinde oyunlar düzenleyen biri gibi…vb.

Kitabın ana fikriyle ilgisi bulunmayan, fakat eserde yer alması için kuvvetli bir gözlem ve arka plan gerektirdiğini düşündüğüm bu gibi benzetmeleri çok değerli buluyorum. Bu kısmını da beğendim.

Öykülerimize gelecek olursak;
Kitapta 15 adet öykü bulunuyor. Ve yazarın ilk öyküden itibaren hikâyede konu seçimi noktasında farklı ve çarpıcı konular üzerinde ısrarla durmuş olduğu göze batıyor. Hiç de çocuk kitapları yazan bir öykücünün seçeceği konular değil bunlar. Bahisler, kumar, cinayet ve ahlaki zaaflar ön plana çıkıyor. Konu yazarın yönlendirmek istediği noktaya doğru ilerlerken okuyucunun tahmin etmekte zorlanacağı sürprizlerle sona eriyor. Bir öyküyü önemli yapan noktalardan birinin de bu tür finaller olduğunu düşünüyorum.

Birinci öyküde; bir şarap tadıcısının evlenmek istediği kıza karşılık ortaya koyduğu iki evini bahis konusu yapması işlenirken, çarpıcı olan nokta ise kızın babasının bunu kabul etmesi ve ailesine baskı yapmasıydı.
İkinci öyküde; Sıradan bir ev hanımının kocasını öldürdükten sonra profesyonel katilleri aratmayan soğukkanlılığı göze batıyordu.
Üçüncü ve beşinci öykü konusu ise; sarsıntının şiddetini yükselten başka oyunlar üzerineydi. Üçüncü öyküde, arabasını ortaya koyan bahisçinin rakibinden istediği küçük bir şeydi. Küçük bir serçe parmağı. Evet, işler sarpa sarmaya başlamıştı. Kitabın konu seçimleriyle öne çıkacağı görünüyordu artık.
“Güvercinim Sultanım” öyküsünde ise briç oyuncusu iki ailenin birinin hile, diğerinin ahlaki zaafları ön plana çıkarken, konu seçimi ve atmosfer yine dikkat çekiyordu.
Ganyat’ta ise; bir gemi yolculuğu ve yine bahis konusu çıkıyor karşımıza. Bu kez geminin hızı ve alacağı yol üzerine hayatın ortaya koyulduğu bahislerdi bunlar.
Diğer öykülerde de yine bahis merkezli olmak üzere yazarın konu ve çarpıcılık yönüyle iddialı öyküler ortaya koyduğunu söyleyebiliriz. Ama asıl bahsetmek istediğim, beni bu incelemeyi yazmaya iten “Dörtnal Foxley” hikâyesi oldu. Bu öyküde, yatılı bir özel okulda okuyan küçük bir çocuğun uğradığı zalimliklerdi beni etkileyen. Ben de yatılı okulda okuduğum için olabilir belki de. Tarafsız yaklaşamıyor olabilirim. Ama hikâyenin başından itibaren o kadar canlı bir atmosfer vardı ki, izlediğim. Her şeyi gördüm, evet her şeyi!
Sadece dayak kısmıyla kalmış olsaydı, sıradan bir hikâye olabilirdi. Ama hikâye öyle bir noktaya geldi ki; dayak faslı bittikten sonra çocuğu çağırıp o son cümleyi söylettiğinde nasıl bir yazarla karşılaştığımı anladım...

Foxley tarafından geri çağrılan çocuk, “Teşekkür ederim, dayak için teşekkür ederim,” demek zorunda bırakıldığında ayracı kitabın arasına koydum. Ve çocukluğa inmenin ne demek olduğunu gördüm.

Aslında bu sıralar inceleme yazmaya zaman ayıramıyordum. Okumuş olduğum son öykü kitapları arasında özellikle Mağara Arkadaşları, Gezgin Satıcı ve Bahtiyarlık ve Diğer Öyküler i beğenmiş ve inceleme yazmaya niyetlenmişken fırsat bulamamıştım. Ama bu kitaba, sırf bu hikâye için inceleme yazmam gerektiğini düşündüm.

Feedback tekniğiyle yazılan bu öykü anlatıcıyı çocukluğuna götürmüş, sonra geri getirmişti. Ama ben orada kaldım. Bir süre daha okulda kalmak istiyorum.

Foxley gittiğinde lütfen bana söyler misiniz?
208 syf.
·8/10
Çocuk kategorisinde yer almasına rağmen, bir yetişkin olarak çok zevk aldım kitaptan. Filmi de ayrı bir güzel. Tavsiyem, önce kitabı okuyun, ardından filmi izleyin. Çikolatanız da yanı başınızda bulunsun okurken. Canınız çekebilir :)
208 syf.
·1 günde
#82017930

Bu alıntı kitabın en can alıcı noktasıydı bence. Bu çağın en büyük sorunlarından biri teknoloji bağımlılığı.

Çocukların eğitiminde en başta ebeveynler sorumludur, çoğu anne baba çocuğa kitap okumanın öneminden ve gerekliliğinden bahsetmek yerine ne kadar ilgisiz olduklarını göstererek uğraşmıyorlar bile ve göz göre göre teknolojiye kurban ediyorlar. Şu anda bu kadar telefon ve bilgisayar bağımlısı olan gençlerin ve çocukların en büyük sebebinin ailesi olduğunu düşünüyorum. Eğer azıcık ilgilenseler, onlara örnek olsalar ve doğru yolu gösterseler belki de bu hâlde olmazlardı.

Bağımlı olan bir tek çocuklar da değil, çoğu anne baba veya yetişkin birey de bu şekilde bağımlı.

Mesala dün akşam annem, babam ve iki kardeşim oturmuş TV izliyorlar. Bu dizileri izlemek yerine beraber kitap okusak daha güzel olmaz mı dedim ve aldığım cevap şu oldu: Bugün dizinin final bölümü, burası önemli sessiz ol ve konuşma. Veya da başka bir gün iki üç kişi sohbet ediyor, birkaç kişi de TV izliyor, TV izleyenlerin sohbet edenlere dediği: Biraz sessiz konuşun TV'yi duyamıyorum, anlamıyorum. Bu kadar mı bağımlı oldunuz cidden!? Diye bağırasım var ama işte...

Kitap okumadıkları gibi benim kitap okumama da karşılar. Yok kalk biraz kitabın başından, yok telefondan kitap mı okunur, yok hayatın kitap olmuş biraz insan içine çık vs. Hiç düşünüyorlar mı acaba neden bu kadar insanlardan kaçıp kitaplara sığındığımızı? Bence düşünmüyorlar. Bu teknolojik aletler insanın beynine işliyor ve beynin işlevini yitirmesine sebep oluyor fakat buna rağmen hâlâ da vazgeçmiyorlar.

Kardeşimi gördükçe, çok TV izliyorsun, diye kızarım. Bana hep dediği şey, en azından senin gibi sürekli kitap okumuyorum, TV daha iyi dedi. Cidden anlamıyorum, resmen kitap okumak suç ve kötü bir şeymiş de teknolojik şeyler (en çok da TV) gerekli ve çok iyi bir şeymiş gibi tepki veriliyor.

Her neyse biraz uzattım, söyleyeceğim şu ki: KİTAP OKUYUN, OKUTTURUN! BU İĞRENÇ DÜNYANIN OKUYAN KİŞİLERE İHTİYACI VAR...

Kitapla kalın... ♡
208 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Hepimizin çevresinde var olabilecek beş çocuk tiplemesi... Gözü de midesi de doymak bilmeyen Augustus Gloop, zengin ebeveynlerine her istediğini yaptırtan Veruca Salt, sabahtan akşama kadar sakız çiğneyen şımarık Violet, sürekli televizyon izleyen şiddet yanlısı Mike Teavee ve tabii ki bizim yoksul mu yoksul sevecen mi sevecen saygılı mı saygılı kahramanımız Charlie Bucket. İlk kez 1965 yılında basılan ve o günden bugüne birçok ülkede hâlâ basılmaya ve okunmaya devam eden bir klasik Charlie'nin Çikolata Fabrikası. Yüzlerce basım yapmış bu kitap, içinde dramatik ama bir o kadar da sıcacık bir hikayeyi barındırıyor. Yediği bir çikolatanın içinden çıkan altın bilet sayesinde, en sevdiği çikolataları yapan Willy Wonka'nın çikolata fabrikasının kapıları Charlie ve yukarda bahsettiğim diğer çocuklara açılıyor ve böylece masalsı bir yolculuk başlıyor, tabii beraberinde yaşananlardan çıkarılacak bir sürü dersle birlikte.

Charlie'nin Çikolata Fabrikası denildiğinde akla hemen çocuk kitabı tanımlaması gelse de bu kitap her yaştan kişiye hitap edebilecek bir kitap bana göre. Ben daha önce ilkokul yıllarımda bu kitabı okumuş ve inanılmaz keyif almıştım, şimdi yıllar sonra tekrar okudum ve yine aynı keyfi aldım diyebilirim. Çikolata fabrikası ve içinde yapılan her şeye dair fikirler o kadar orijinal ve iştah açıcı ki kitabı okurken ağzınız sulanmıyor değil. Fabrikanın içinde yüzlerce oda var ve kiminde yerde bulunan çim şeklindeki şekerlemelerden yerken kiminde çikolatadan oluşan bir şelale görüyorsunuz. Her şey o kadar masalsı ki, sevmemek mümkün değil.  Tabii somut şeyler dışında yani kitabın geçtiği ortamlar, karakterlerin fiziksel özellikleri vb. böyle şeyler dışında kitabın okura verdiği mesajlar harika. Yetişkin bir bireyin çocuğunu nasıl yetiştirebileceği konusunda verilen mesajlar kitabı okuyan yetişkinlere, çocukların davranışlarının sonrasında başlarına gelen kötü olaylara sebebiyet vermesi ise hem yetişkinlere hem de çocuklara gerekli dersi veriyor. Gerisi okurların bu derslerden kendilerine çıkarabilecekleri paylara kalmış çünkü bu tür olgular ancak bu kadar duru, bu kadar direkt aktarılabilir okuyucuya.

Tabii tüm her şeyin yanında kitabımız 2005 yılında, çok yakından tanıdığımız oyuncuların da içinde bulunduğu bir filmle seyirciyle buluştu. Ben bu kitabın beyaz perdeye aktarılmış halini de çok seviyorum. Johnny Depp'in o Willy Wonka halleri harika değil de ne? Charlie'nin Çikolata Fabrikası'nı henüz okumadıysanız bile eminim filmine denk gelmişsinizdir. Eğer okumadıysanız okuyun, izlemediyseniz izleyin. Çocuğunuz varsa zamanı geldiğinde mutlaka okutun bu kitabı, ardından filmini de birlikte izleyebilirsiniz. Zira, tabii nasip olursa benim düşüncem tam olarak bu. Çünkü yaşasın güzel şekerlemeler ve çikolatalar, yaşasın Willy Wonka veee tabii ki yaşasın Charlie Bucket!
208 syf.
Çocuk kategorisinde yer alıyor. Ama bence yetişkinlerde okumalı bu kitabı. Kahramanımız Chalie'yi eminim herkes sever. 10 yaşımdayken okumuştum. Çok eğlenceli hoş bir hikayeydi. Okurken canım çikolata çekmişti.☺

Canım sıkılsa tekrar okurum.
Çocuklara bu kitabı tavsiye ederim.
Keyifli okumalar.

#hayatevesığar
#evdekal
#evdehayatvar
#kitapoku
#kitapcandır
#kitaptavsiyesi
#neokudum
#kitapokubizimle
280 syf.
·Beğendi·9/10
İlk bir kaç öyküde sıkılarak okumuş olsamda aslına bakılırsa bazıları var ki içimi sızlattı derinden etkiledi.Dokunduğum her bir satırda kendimi onların yerine koyarak okudum,onlarla bütünleştim nasıl bittiğini bile anlayamadım...Okumanızı tavsiye ederim, hikaye sevenler için mükemmel bir derleme.Keyifli okumalar diliyorum.

Kadınların çocukluklarından yaşlılıklarına ömürleri boyunca içinde yer aldıkları çeşitli durumları gösteren öyküler bunlar; yaşam boyu verdikleri var olma savaşı; anne, eş, kız çocuğu, sevgili, metres olarak sürekli kendilerini bir erkek üzerinden tarif etmenin ağır, uzun yolu; bu uğurda onları çoğu kez karşı karşıya getiren ilişkilerin eşitsiz aritmetiği? 

Durumların bir aradalıklarından, öykülerin art arda dizilişlerinden bir üst cümle kurmak istedim. Dönüp tek tek hikayeleri, durumları yeniden gözden geçirmemizi sağlayacak olan bir üst cümle? Edebiyatın asıl gücünün burada saklı olduğunu düşünüyorum. Akıp gideni durup görmemizi sağlayacak olan bir atmosfer yaratmak, bir dünya kurmak. Öğrenmiş gözlerle bize hayatı yeniden iade etmek. Yazdıklarım bir yana okuduklarımı okurla paylaşma isteğim de bu yüzden... 

Yazarlar 
Roald Dahl - Margaret Atwood - Flannery O'Connor - Judith Hermann - Jean Rhys - Katherine Mansfield - Dorothy Parker - Tama Janowitz - Doris Dörrie - Hanif Kureishi - Charles Bukowski - I. Bachmann - Italo Calvino - V. S. Pritchett - Marta Lynch - Vasco Pratolini - G. G. Marquez - D. Lessing - Alice Walker - Jhumpa Lahiri - Elsa Morante
(Tanıtım Bülteninden)
196 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Charlie'nin Çikolata Fabrikası'nın yazarından,harika ,yetişkinler için on öykülük bir kitap... Benim elimdeki kitap 1987 yılı basımı, yeni var mı bilmiyorum. Her öykü bir heyacan, ve acaba şimdi ne olacak kaygısı barındırıyor. Kitap; Tomris Uyar'ın da güzel çevirisi ile akıcı ve zekice yazılmış bir dil barındırıyor.
Şimdiden okuyacaklara keyifli okumalar dilerim.
208 syf.
·4 günde·8/10
Bu sıcak yaz akşamlarını arkadaşlarla beraber çay bahçesinde, kimi zaman demli bir çay kimi zamanda meyveli soda içerek geçiriyorum diyebilirim. Genel olarak hayatımın bu monotonluğun-un çok nadir dışına çıkıyorum. Akşamları arkadaşlarla sohbet etmek bu sıkıntılı günlerde beni rahatlıyor. Tabii siyasi muhabbetlere girilmediği sürece. İşte bu anlarda çok sıkılıyor, yapacak bir şeyler arıyorum. Hiç bir zaman telefonda oyun oynayarak veya sosyal bir platformda ciddi bir zaman geçiremediğimden diğer sıkılan arkadaşlar gibi bu tür eylemlere de yönelme şansım olmuyor. En nihayetinde çerezlik e-kitaplarla bu soruna çözüm getirmek istedim. İnternet'te bulduğum ve sesli, kalabalık ortamlarda okuyabileceğimi düşündüğüm bir kitaptı Charlie'nin Çikolata Fabrikası ve nitekim de öyle oldu.

Kitabın dili oldukça sade ve anlaşılır. Çok fazla uzun cümleler ve komplike kelimeler içermediğinden, kitabı okuyan birey benim gibi sesli ortamlarda da çok rahat okuyabilir. Kitabın başlarında kitabı yazarın, neden yazmış olabileceği ile ilgili çok düşündüm keza yetişkin bir birey olarak kurgu dikkatimi çekmedi ancak ilerledikçe kurgudan daha ziyade yazarın verdiği mesajlar ve ufuk açıcı olayları hoşuma da gitmedi değil.

Kitabı bir sıfatla nitelendirmek isteseydim eğer seçeceğim kelime kesinlikle "tatlı" olurdu. Hem içerik olarak ana maddemiz çikolata olmasından hem de yazarın samimi tavrından dolayı tatlı bir kitaptı benim için ve tarz olarak şimdiye kadar okuduğum kitaplardan oldukça farklıydı. Ben ise her daim farklılıkları seven biri olduğumdan hoşuma gitti diyebilirim. Çerezlik bir kitaptır ve okumak isteyen herkese rahatlıkla öneririm.
208 syf.
İlk olarak, iyi ki kitaplar var. Charlie'nin çikolata fabrikası, mükemmel bir kitaptı. Okudukça hiç bitsin istemedim. Charlie'ye bazen üzüldüm, bazen ise sevindim. Cikolatasindan bir ısırık alması beni çok üzdü. Eğer yanında olsaydım, ona bir kamyon dolusu çikolata alırdım. Ama Charlie şanslıymış bir tane çikolata alıp, bir fabrikaya sahip oluyor. Keşke Charlie' nin kardeşi olsaydım. Roald Dahl'e yazdığı kitaplar için teşekkür ediyorum...

Yazarın biyografisi

Adı:
Roald Dahl
Unvan:
Yazar
Doğum:
Galler/llandaff, 1916
Ölüm:
Oxford, 1990
Galli roman, kısa öykü yazarıdır.

Hayatı

1916'da Galler'ın Llandaff kentinde doğdu. 1932'de İngiltere'nin tanınmış özel okullarından birini bitirdikten sonra, üniversiteye gitmek yerine Kanada'daki Newfoundland'e yapılan bir keşif yolculuğuna katıldı. Afrika'da Shell Petrol Firması için çalıştı. II. Dünya Savaşı'nda savaş sırasında tanıştığı romancıC.S.Forester'ın özendirmesiyle, orduda çalıştığı yıllarda başından geçen olayları yazmaya başladı. Daha sonra RAF savaş uçaklarında pilotlukyaparken, başından aldığı ağır bir darbe sonucu ordudan ayrıldı. Ve bu olay onun ilk kısa öyküsüne knonu oldu: "Shot Down Over Libya".

İlk kitabı, Walt Disney için yazdığı Gremlins oldu. Çocuk kitaplarının yanı sıra büyükler için yazdığı kitapları ve oyunları vardır. Dahl 23 Kasım 1990tarihinde Oxford, Oxfordshire, İngiltere'de 74 yaşında bir kan hastalığı nedeniyle vefat etti.

Kuralları hiçe sayan ama zekice yazılmış çocuk kitapları ve büyüklere yönelik korku öyküleriyle çok sevilen bir yazardır. Onun kitapları ve öykülerinin çoğu film haline getirilmiştir ve tüm dünyada gösterilmiştir. Onun en popüler kitapları arasında Charlie'nin Çikolata Fabrikası, Charlie'nin Büyük Cam Asansörü, Dev Şeftali, Matilda Cadılar, BFG ve Kiss Kiss vardır.

1953 yılında Patricia Neal ile evlendi ve 1983 yılında boşandı. Beş çocukları olmuştur.

Kendi yazdığı otobiyografisi Boy , Roald Dahl'ın çocukluğunu anlatmaktadır. Bir başka kitabı Going Solo 'da ise Dahl'ın savaş içindeki anıları ve deneyimleri yazmaktadır.

Ayrıca Great Missenden'de bir Roald Dahl Müzesi ve Öykü Merkezi bulunmaktadır. Bu merkez Dahl'ın çalışmalarını göstermektedir.

Norveçli bir ailenin çocuğu olarak Llandaff, Cardiff, Wales'te doğan Dahl, 1940'lı yıllarda yazdığı özellikle çocuklara yönelik kitaplarla en çok satan yazarlar arasına girmiştir. "Charli'nin Çikolata Fabrikası" adlı kitabı ödül kazanmıştır.Bu ödüller toplamda dört tanedir.Charli'nin Çikolata Fabrikası adlı kitaboından sonra "Charli'nin Büyük Cam Asansörü" adlı kitabını yazmıştır.Serinin üçüncü kitabını da yazmak istemiştir fakat bitirememiştir.

Yazar istatistikleri

  • 229 okur beğendi.
  • 7bin okur okudu.
  • 86 okur okuyor.
  • 2.189 okur okuyacak.
  • 40 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları