Robert Musil

Robert Musil

8.4/10
84 Kişi
·
199
Okunma
·
59
Beğeni
·
3.985
Gösterim
Adı:
Robert Musil
Tam adı:
Robert Edler Von Musil
Unvan:
Avusturyalı Yazar
Doğum:
Klagenfurt, Avusturya-Macaristan, 6 Kasım 1880
Ölüm:
Cenevre, İsviçre, 15 Nisan 1942
Tam adı Robert Edler Von Musil'dir. 1880 yılında Klagenfurt'da doğdu, 1942 de Cenevre'de öldü. Öğrenim hayatı, tıpkı Kafka'da olduğu gibi, babasının isteği doğrultusunda geçmiş, babasının istediği okullarda okumuş ve yine onun isteği üzerine makine mühendisi olmuştur. Daha sonra Berlin Üniversitesi'nde felsefe, psikoloji, matematik ve fizik okuyarak psikoloji alanında doktora yaptı. Henüz 26 yaşındayken yayımladığı "Genç Törless" adlı romanı ile birden bire eleştirmenlerin dikkatini çekmiş, kendini tamamen yazarlığa vererek dönemin önemli üniversitelerinden gelen asistanlık tekliflerini geri çevirmiştir. Edebiyatta, özellikle biçimi ön plana çıkaran yazarları eleştirmiş "sanat sanat için değil, sanat hayat içindir" anlayışını savunmuştur.Tüm edebi yaşamı boyunca sosyal ve toplumsal sorunlarla uğraşmış, bunları romanına ustalıkla yerleştirmesini bilmiştir. 1930 yılında ilk cildi yayımlanan başyapıtı "Niteliksiz Adam" ile hayatı boyunca uğraşmasına rağmen çeşitli sebeplerden dolayı bir türlü bitirememiş, özellikle üsluba verdiği önem nedeniyle bazı bölümlerini defalarca yazmıştır.Bu eserinde, I. Dünya Savaşı öncesi ve sonrasının kültürel uyuşmazlığını, güvensizliklerini, kırgınlıklarını büyük bir ustalıkla yansıtır. Gerek eserlerinin derinliği, gerek sanata bakışı ve gerekse yapıtlarının sanatsal nitelikleriyle Robert Musil, 20.yüzyılın en büyük Alman romancılarından biri olmasının yanında, modern romanın da temel taşlarından biridir. Adı okurlar tarafından pek duyulmasa da eleştirmenlerce genellikle Franz Kafka, James Joyce, Marcel Proust ve Virginia Woolf gibi modern romanın önemli isimleriyle birlikte anılır. En önemli eseri olan "Niteliksiz Adam" yarım kalmış olmasına rağmen dünya edebiyatının anıt romanlarndan biridir. Çağdaş romanın oluşumunda önemli katkıları vardır.
En iyisi gökteki maviyi yukarıda bırakalım ki güzel kalsın.
Robert Musil
Sayfa 21 - Helikopter Kitap Yayınevi
"Dünyada, gerçeğin karşısında dürüst olmayan, yalanların ardında gerçek olan insanlar vardır."
Robert Musil
Sayfa 7 - Zeplin Kitap
Bir arkadaş bulursun, sahtekar çıkar! Bir sahtekarın üçkağıdını ortaya çıkartırsın, arkadaşın olur!
Robert Musil
Sayfa 140 - Zeplin Kitap
Sanki bütün dünya bizden birtakım şeyleri düzeltmemizi beklemekte, ve bu insanların yarısı söze "...kurtulmak istiyoruz" diye başlarken, öteki yarısı "...varmak istiyoruz" diye başlıyor!
Robert Musil
Sayfa 433 - YKY, 11.Baskı, Çeviren: Ahmet Cemal
Biz gerçek değiliz! Yalan söylesek de söylemesek de, iyi de olsak, kendimizi feda da etsek biz varoluşumuzun ardındaki kastı doğru şekilde yorumlayamayız.
Robert Musil
Sayfa 82 - Zeplin Kitap
İnsanın bütün kitapları okumasının gerekmediğini söyleyebilirsin. O zaman sana yanıtım şu olur: Savaşta da her askerin öldürülmesi gerekli değildir, fakat yine de herkes gereklidir.
Hakiki insan, sadece eylemde bulunan insandır - içimizde bunun dışında bulunan, asla "hakiki" diye bilinemez, asla yeterince belirgin biçimde algılanamaz. "
Robert Musil
Sayfa 65 - YKY - Önsöz
Ahmak biri, genellikle sırf ahmaklığını saklayacak kadar akıllı olmadığı için kibirli durur.
Robert Musil
Sayfa 25 - Kırmızı Kedi Yayınevi
Her dışsal aşağılanma içsel bir yükseliştir.
Robert Musil
Sayfa 81 - Aylak Adam Yayınları - 1.Basım 2013
"Sorun, çok fazla akla ve çok az ruha sahip olmamız değil, fakat ruha ilişkin konularda aklımızı çok az kullanmamızda."
Oğuz : Oğuz
Niteliksiz Adam 1 : NA1

https://i.hizliresim.com/y0J3mN.jpg

NA1 : Beni neden buraya getirdin Oğuz?
Oğuz : Ben senin içindeki cümleleri bu kafede çizik çizik ettim NA1. İçindeki matematiksel bir düzenle kurulmuş, bilimsel formül gibi oluşmuş ve bugüne kadar hiç duymadığım betimlemeli cümlelerden bazılarını okurken işte burada sesli bir şekilde şaşırmış ve insanları kendime baktırmıştım istemeyerek de olsa. Hiçbir insan bana bugüne kadar böyle olağanüstü şeyler dememişti, çok ciddiyim. Bugüne kadar hiçbir kitaba yapmadığım şeyi sana yaptım 16 gündür beraber olduğum arkadaşım. Ben de bunun için sana çay ısmarlamaya geldim.
NA1 : Teşekkür ederim fakat bizim Viyana'da Melange adında bir kahve vardır, biraz daha niteliklidir sizin Türk kahveniz ya da çayınız gibi olamasa da. Onun için senin beni okuma cesareti gösterme niteliğine karşılık ben yine namıdiğer niteliksizliğimle bu çayı içmeyeceğim, üzgünüm dostum.

https://i.hizliresim.com/6JpXQ9.jpg

NA1 : Oğuz, kalk gidelim buradan... Beni kimse okumak istemiyor gibi bir duyguya kapılıyorum. Çetin bir kitabımdır ben, öyle hemen anlayamazsın içimdeki bazı şeyleri. 3-4 kere okusan da çözümlemekte zorlanabileceğin çetin cümleler içeririm.
Oğuz : Şurada bildiğim bir kahvehane var. Okumak nitelikli bir eylemdir, seni daha çok niteliksizleştirmemi ister misin?
NA1 : Bayılırım.

https://i.hizliresim.com/3EWqNp.jpg

Oğuz : Mutlu musun?
NA1 : Hiç olmadığım kadar. Zaten okunmuyordum, en azından dışarıdaki insanların bensizken ne yaptığını öğrenme fırsatı buldum. Oğuz, buradan da gidelim. Yalnızlığım bastırdı yine iyice.
Oğuz : Peki.

https://i.hizliresim.com/Rn8PXn.jpg

NA1 : Şu an şu salıncakta sallanıp nitelikli zevklerimi doyurmak yerine insanların göz ardı ettiği, giriş paragrafımda bile yazılan Atlantiğin üzerindeki barometrik minimumlarımın Rusya üzerinde biriken maksimuma dönüşünün bu salıncakta sallanışıma etki edeceği merkezkaç kuvvetini düşünüyorum. Böyle akıl dolu şeylerle rahatlayabilmek ve aklını kullanmak varken neden sallanayım Oğuz, ben manyak mıyım? Siz insanlar nasıl etrafınızda böyle şeyler olup bitiyorken hiçbir şey olmuyormuş gibi sallanabiliyorsunuz?
Oğuz : Ne desen haklısın NA1.
NA1 : Anne ve babamı özledim ben Oğuz, beni onların yanına götür.

https://i.hizliresim.com/p6MWjn.jpg

Oğuz : İşte geldik.
NA1 : Nasıl yani? Ben bu göğe uzayan uzamlar sayesinde mi okunabiliyorum yani?
Oğuz : Tabii ki de, ne sandın? Bak, sizin gibi kitapları okuyan insanlar böyle yeni yeni fidanlar diktiği için sen şu an yaşıyorsun. Fakat benden, seni meyve ya da sebzeymiş gibi toprağa ekip de yeni basımının çıkacağını da bekleme. Sen edebiyatın Elvis Presleyi gibi bir kitapsın. Aslında gövdeler senin yazarın Musil ya da Proust, Joyce, Dostoyevski, Broch gibi isimlerden meydana gelir ve sizden etkilenen diğer yazarlar da bu ağacın göğe doğru giden yemyeşil uzamlarına benzerler NA1.
NA1 : İşte buna gerçekten şaşırdım...

https://i.hizliresim.com/kO7WA9.jpg

Oğuz : Bak NA1, işte senin memleketin Viyana. Sen neredeyse 100. doğum gününü kutlayacaksın ve aslında oraya aitsin. İçinde bahsettiğin Avusturya Macaristan İmparatorluğu'nun en önemli kentlerindendir Viyana. Aslında Viyana, içinde bahsettiğin gerçeklik ile düşün olasılıkları arasındaki gidip gelişleri, beynin sağ ve sol lobunun iki ayrı kutbu gibi içerisinde hem tarihi bir dokuyu hem de modernizmi taşır. Aslında sen de içinde bunları anlatmak istemiştin, değil mi?
NA1 : Şu Viyana gözlerimde tütüyor Oğuz, ne yalan söyleyeyim. Burjuvazinin çöküşüne şahit oldum ben. Varmayı istemek ile kurtulmayı istemek arasında gittim geldim aynı senin gibi. Atonal bir müzik parçasıyım ben Oğuz. Düzensizlikler arasında bir düzen oluşturucuyum, zaten sen de beni okudun bunları görmüşsündür. Her zaman tercih edilen nitelikler arasında bir niteliğe sahip olmaya ihtiyaç duymayan bir sonrasızım ben. Akıl ve ruhun senteziyim. Barok üslubunda bir kitabım aslında, değil mi?
Oğuz : Evet, kesinlikle. Doğru kelimeler Barok, bulanıklılık ve sonrasızlık. Barok mimarisinin o göz alıcı süslü dünyasını hatırlıyorum da, gerçekten de senin kitabında boşluğun o göz alma ihtiyacı hissetmediği mistik Barokluğunu öğrendim ben NA1. Kendimin sahip olduğu bulanıklığa sende de şahit oldum. Sen Paralel-Eylem'i anlatırken burjuvazinin de bir bakıma toplumda tikel bazda rol alan bireylerin çöküşü gibi çökmesini izledim yavaş yavaş.

https://i.hizliresim.com/NZ813L.jpg

NA1 : Şu an bana gösterdiğin şehir hayatı ve insanların burjuvazi tavırları sadece çok fazla gerçek. Anlıyorsun beni değil mi Oğuz? Ben bundan bunalıyorum işte. Yapmacık gerçekliklere hiç gelemem. 244. sayfada demiştim sana, bu kadar tamamlanmış ve eksiksiz gözüken bir dünyanın içerisinde, kiliselerin, binaların, üzerindeki gök kubbenin, bütün bu ağaçların, insanların içerisinde en ilgisiz kalan, en muhtaç soluk insandır. İşte bundan sonra Ulrich, niteliksiz adam olmayı istemişti, biliyorsun.

En azından beni okurken beyninin eski bir makine odası çalıştırıldığında o odadaki makinelerin tozlarından arındırılarak tekrar çalışmaya başlaması gibi çalıştığını biliyorum. İçimdeki fiziksel, düşsel, sosyolojik, etimolojik ve edebi dünyayı bu şehirde bulamazsın sen Oğuz.
Oğuz : Haklısın. Zaten ben seni okurken aklımda hep tek bir düşünce vardı : "1984 hamdım, Şibumi piştim ise Niteliksiz Adam 1 yandım seviyesidir."
NA1 : Beni evime götür Oğuz.

https://i.hizliresim.com/az8Gjg.jpg

NA1 : Oh my Ulrich! Bu kitaplıkta yer kalmamış bana Oğuz? Sen, bana verdiğin değeri böyle mi gösteriyorsun yani?
Oğuz : Şey, kusura bakma NA1. Sana daha özel bir yer düşünmüştüm.
NA1 : Nasıl yani?
Oğuz : Diyorum ki, sen beni bugüne kadar en çok etkileyen sadece kitaplardan değil "şey"lerden birisin NA1. Onun için artık benle dolaşmanı ve dünyaya da senin içindeki o kendini tekrar tekrar okutan cümlelerle bakmak istiyorum.
NA1 : Tamam, sen bilirsin.

https://i.hizliresim.com/Yg8NME.jpg

Oğuz : Artık damarlarımdasın NA1, hani iliklerime kadar işledin derler ya bizim Türkler, işte bunu hissediyorum. 316. sayfada altını çizdiğim alıntından anlamıştım bunu. En azından senden sonra gelen kitapları senin gözünle anlamlandırabilmek için bir başlangıç yapmış oldum senin sayende. Bunun için çok teşekkür ederim. Ama seni okumamı sağlayan Hakan S.'yedir en büyük teşekkürüm. Onun etkinliği olmasa seni de okuyamazdım belki.

Ulrich sana benim için en özel şarkılardan biri olan şu şarkıyı hediye ediyorum, çünkü hem senin bulanıklığını, hem de benim bulanıklığımı, ikimizin de gerçeklik ile düş arasında gidiş gelişlerimizi, ikimizin de insanları ve hayatımızdaki olguları matematiksel olarak anlamlandırabilme eşiklerimizi hatırlatıyor bana tekrar :

"Çünkü dünya benden ibaret
Öyle olmayaydı şayet
Kafatasımın içinde ne diye dolanıyo
Bütün bu güzellik bütün bu rezalet
Hepsi benim hepsi bana ait"

https://www.youtube.com/watch?v=ZXYaTnyaJok
Saçlarımı 'kaskatı ve kendi başına duran, mükemmelliğiyle bir yabanarısı kovanına benzeyen bir topuz' halinde toplamışım, kulağımda inci küpelerimle. Dile kolay yüzyılın romancılarından birinin kapısı önündeyim. Böyle insanı büyüleyen, hapseden, on kere okutan cümleleri yazan adamın karşısında ne yapılır? Ama ondan sonrası karanlık. Kapının deliğinden gördüğüm yüzeysel kesitlere ayrılmış parçaları hayal gücümle birleştirip tamamlayacağım bir konumda mıyım, kapı aralık kalmış da içeriğin bir kısmına hakim bir kısmına yabancı durumda mıyım, yoksa tüm çıplaklığıyla önüme serileni gözlerimle beynim kavradı mı bilmiyorum.

Bu kitabın türü felsefi kurgu olarak geçiyor. Ben olsam 'denemesel roman' olarak uydururdum Montaigne'in Denemeler ine atıfta bulunarak. Baş düşünür Niteliksiz Adam olan kahramanımız Ulrich'in 'hem gördüklerinin onu hep yeniden düşünmeye itmesi, hem de çok fazla düşünme karşısında ürkmesi' sebebiyle karşılaştığı, ucundan kıyısından ilintisi olan her konudaki eylemi çoğunlukla düşünmek olduğundan ve her şeyde iki ayrı yan keşfetmeye ilişkin bir yeteneğe sahip olduğundan felsefe, müzik, evlilik, yeni, eski, askerlik, gazetecilik, din, bilim, ruh, ekonomi, mantık, irade, bilinç, ahlak, aptallık, sanat ve hatta erkek gülümsemesi hakkındaki fikirleri 3-4 sayfalık kısımlar olarak romanın parçalarını oluşturuyor. Oku-koy kenara bir kitap değil anlayacağınız, rastgele bir sayfayı gözünüze kestirip bir süre dünyadan uzaklaşabilirsiniz.

1913'te Viyana'da başlar konu. "Hani o sıralar aynı anda Hitler, Stalin, Troçki, Tito, Freud ve Musil'in olduğu; Jung'un Kafka'nın, Picasso'nun, Rilke'nin Proust'un da o dönemlerde ara ara uğradığı şehirde".* 83 yaşındaki Avusturya-Macaristan (aslında ikili monarşinin hüküm sürdüğü, Avusturya Macaristan ortaklığı değil de, Macaristan'ın güç kontrolü yoluyla elde tutulduğu ve buna paralel olarak da halkların da aslında hiçbir şekilde sempati duymadığı, karmaşanın hüküm sürdüğü bir imparatorluk )imparatoru Franz Joseph'in 65 yıllık taht serüveninin 70 i dolduracağı yılı, Almanya'ya nispet olarak Avusturya Yılı olarak kutlamak fikri çıkar 'parlak' bir beyinden. Ve bunu halkı 'sadece pazarları gittiği kiliseden' tanıyan bir soylunun, imparatorluk sevgisiyle dolu olduğunu düşündüğü halktan gelme, yani tabandan gelme bir istek olduğunu tüm kalbiyle hissettiği ve tabii ki halk bu işlerden anlamayacağı için(!) soylular ile, burjuva ile, bilim adamları ve sanatçılar ile ileriki adımlar için bir komisyon kurulur. Ve olaylar gelişir. Birinci Dünya Savaşı, bir çöküşün öncesinde elit tabakanın arasında buluyoruz kendimizi.

The Guardian'da yazılana göre en çok raflarda bulunup, en çok yarım bırakılan kitaplardan biri olarak tanınıyormuş, bizim Tutunamayanlar'ın makus talihine sahip anlayacağınız. Döneminin geçmiş gelecek çatışmasını evrensel değerlendirebileceğimiz bir kurguya sahip. Buram buram kalite kokuyor.

Musil'e gelirsek, ömrünün sonuna kadar bu kitapla uğraşıyor ve tamamlayamadan ölüyor. Önünde saygı ile eğilmekten başka bir eyleme girişemeyeceğimiz, kelime yelpazesi bu kadar geniş, zihinlerimizle dans eden cümlelerle haşır neşir olmak, bir yaşam gerektiriyor demek ki. Nasıl bir insanmış? "Musil bir çok niteliği olan bir adamdır. Bakımlıdır, idmanlıdır, ayakkabıları Viyana'nın bütün kafelerinin en parlak ayakkabılarıdır, günde bir saat halter kaldırıp diz büker. Muazzam kibirlidir. Kendini bir yandan çok küçük ve aciz hissederken diğer yandan da daha büyük bir iş için, yüzyılın romanını yazmak için yetenekli olduğunu düşünür."* O sırada felsefe doktoru ve mühendis, imparator ve krallık kütüphanecisi ünvanlarına sahip. Bütün birikimini aktarmış.

Musil ilk deneyimlerini hayat kadınları ile yaşamış ve ilk evliliğinde de karısı başkası ile evliyken tanışıp boşanmasını beklemiş. Acaba bundan mı bütün evli kadın karakterlerin sadakatsizliğe eğilimi var kitapta? Ve kadınların değerini kendisinin belirleyebileceğine işaret olarak mı, dişi karakterlerin çoğuna isimleri yerine Ulrich'in belleğindeki yansımalardan yeni tanımlamalar kullanıyor? Ulrich de kendini bulmuştur şüphesiz Musil, özdeşleştirmiştir. O da askermiş zamanında Ulrich gibi, bilimde de felsefede de birikimleri ortak. Neden birine ismiyle seslenmezsiniz de yeni ad takarsınız?

Bir de cinayet var tabi. Zebercet gibi sevilmemiş, toplumda yer edinememiş, 'görülmemiş' bir geçmişe sahip zanlı enine boyuna cezai ehliyet bakımından sorgulanıyor kafamızda. Aklamaya çalışmak mümkün müdür sınırlı ehliyet gibi kavramlarla, akıl hastalığı ve hukuğun kesişim alanlarında nasıl davranmalı gibi sorularla yönünüzü şaşırtıyor. Suçluyu neredeyse beraat ettirecek ve bizi ikna edecek Ulrich. Ulrich'in böyle bir karakteri var, düşünme eylemini bir çembere benzetirsek, o çemberin tüm noktalarına ayak basarak dolanıyor ve bizi de ardı sıra sürüklüyor.

Sayfalar dolusu not almışım, alıntılar yazmışım, toparlayabildim mi bilmiyorum ana hatlarıyla benim izlenimlerim bunlar. Zorlayıcı bir eser, sayfa atlamanın kolay olmadığı, derinlikle işlenen konularla birlikte. Ahmet Cemal 60 sayfalık bir önsöz yazmış, benimkine uzun demeden önce bir düşünün derim:) Metin Bey'in tavsiyesiyle önsözü pas geçmiştim, ona dönüş vakti geldi. Metin T. ve Hakan S. sayesinde mükemmel bir yazarla ve kitapla tanıştım. Çok teşekkür ederim. Ve devamını da merak ediyorum.

Yeterince vakti olup sabırla okuyanlara teşekkür ederim.

* Alıntılar 1913: Fırtından Önce den. Şahane ve üst düzey bir kültür sanat romanı. İlgililere kesinlikle tavsiye ederim.
Kitabı, bitirdikten sonra hiç zaman yitirmeden eser üzerine bir şeyler karalamak istedim. Şayet yazmasam bir girizgâh için saatlerimi harcayacağımı biliyordum. Zannediyorum ki bir ürün ortaya koyanların en zorlandığı yan, girizgâh olsa gerek. Christopher Nolan’ın İnceptionında yaptığı gibi sonu, başa da koyabilirdim ama bu yazmaya çalıştığım tür ile bağdaşmazdı öyle ki siz okurlara, kitap hakkında bilgi vermem, okurken duyumsadıklarımı yahut hissiyatımı aktarmam aynı zamanda yazımımda sohbet havası oluşturmam gerek. Aksi halde henüz yazımın başında sıkılır okumaya bile lüzum görmezsiniz değil mi? Neyse ki bu girizgahı da böylelikle atlatmış olduk. (Rahatlamış Smayli)

Hayalperestler’e gelmeden evvel muhakkak Robert Musil üzerine konuşmak lazım gelir. Öyle ki kimi karakterler yazarın hayat izlerini bırakıyor satır aralarına. Söz gelimi Thomas’ı göz önüne alalım. Bir üniversite profesörü olmasına mukabil bilim kariyerini reddediyor bir zamanlar Musil’in yaptığı gibi. Yahut Stader. O da Musil’in bilimsel yönü olsa gerek. Google’un kuşları da; “Öğrenci Törless'in Bunalımları " eserinin askeri öğrenim hayatının yansıması olduğunu fısıldıyor meraklılarına.

Aldığım notlara bakıyorum yazıma ne ekleyebilirim düşüncesiyle ama benim notları çözmek kitabı çözümlemekten daha karmaşık geliyor şu haliyle. Bu sebeple notlardan gitme fikrini geri dönüşüm kutusuna gönderiyorum. Dursun orada ya geri dönmek istersem. (Uyanık Smayli) Zihnimi kurcalarken dalıyorum ve arkada açık kalan şarkının sözlerine odaklandığımı fark ediyorum; Oldukça anlamsız geliyorve bir yere varamayacağımı anlıyorum… Kapa kapa anlamsız sesi kapa (Kararlı Smayli)Rica ederim durun biraz gerçekten çok zor bir kitaptı acelenizi anlıyorum ama o kadar kolay değil böylesine bir kitabın bende uyandırdıklarını toparlamak.

Kitabın bir yerinde “İnsana yabancı gelen her bilinmezlik gözünde büyür.” Minvalinde özlü bir söz vardı. Sanırım şu an bana olanda bu: Yazarın sorgulamalarının, insanın çıkmazlarının yahut çelişkilerinin anlatımı, düzenin kör noktalarının bilimsel vaziyette açıklığa kavuşmasının yabancılığı gözümde büyüyor.

Tiyatro olarak kaleme alınmış olan Hayalperestler 3 perdeden oluşuyor. Hikâye çok yavaş ilerliyor ama düşüncelerin gidişatı tam aksi vaziyette. Musil, diyaloglarla, aforizmalarla edebi anlamda çıtayı da stratosfere kadar çıkartıyor. Yukarıda bahsini ettim ya hani “insanların çıkmazlarını anlatıyor” diye işte bunu yaparken zorluyor evet, kabul ama şahsına münhasır anlatımıyla ve yaklaşımıyla bu kulvarda bir baş yapıta imza atmış olduğunu da altını çizerek belirtmekte fayda görüyorum. Franz Kafka gibi. Marcel Proust gibi.

Karakter analizlerine girmeyeceğim çünkü yazımın amacı detaylıca bir inceleme değil bu sebeple Anselm’i tanıdıktan sonra şu sözlerimle sizlere veda ediyorum. (Üzgün Smayli)

Kendi doğruların olmazsa, bir gün yalanların doğrun olur ve ona inanarak yaşarsın. (Alıntı değildir şikâyet etmeyiniz.)

Kendine güvenen hemen alsın okusun. Okumama sebep olan Hakan S. Hocama da şükranlarımı sunuyorum.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
Edebiyat dünyasının zirvesinden bir isim Robert Musil. Öğrenci Törless’in Bunalımları bu büyük yazarın yirmi altı yaşında yazdığı ilk romanı. Aklıma bir başka büyük isim geldi bu yaşı gördüğüm zaman; Elias Canetti. O da “Körleşme” adlı eserini aynı yaşta yazmış. Ben ne yapıyordum o yaşta diye düşündüm ama pek değer belirten düşünceler oluşmadı zihnimde.

Törless zamanının seçkin bir kurumunda eğitim almaktadır. Ergenlik dönemine rastlayan bir dönemde Reiting ve Beineberg isimli iki arkadaş edinir. Sınıflarındaki Basini adlı öğrencinin yapmış olduğu hırsızlığı fark eden bu iki öğrenci, onu kendilerince cezalandırmak isterler ve bunu Törless'e söylerler. Bu üç kişi okulda kendilerinden başka kimsenin bilmediği bir odaya götürdükleri Basini’yi farklı yöntemlerle cezalandırmaya başlar. Törless’in içerisine düştüğü durum kişiliğinin şekillenmesini sağlayacaktır.

Hayatlarımızda bazı dönüm noktaları vardır. Öyle anlar yaşarız ki, bu anlardan sonra bizler artık eskisi gibi değilizdir. Törless de bir dönem kendi içinde buhranlara düşer ve düşüncelerin kapanına sıkışır. Musil ağır felsefi eğitim almış bir kişidir. Bu romanında da almış olduğu felsefi eğitimin hakkını vermiş. Törless üzerinden insanlığı öyle bir sorgulamış ki, çoğu zaman aynı sayfayı defalarca okumak zorunda hissediyorsunuz kendinizi. Hazımsanmadan okunan her sayfa gidişatta karşınıza büyük bir engel olarak çıkıyor. Parçaların birleştirilmesi konusunda oldukça zorlu bir eser.

Törless ve arkadaşlarının Basini’ye işkence ettikleri oda, zamanının işkence odalarına karşı oluşturulmuş büyük bir imge. Bu imgenin bende oluşturduğu bir başka düşünce ise şu; insan olarak içimizde kimsenin bilmesini istemediğimiz ilkel duygularmızı barındırdığımız gizli bir mabetimiz vardır ve bu ilkel duyguları besleme miktarımız hayatımızın geri kalanına büyük bir etki yapmaktadır. Törless de bu işkence odasına her gidişinden sonra kendisini sorgular. Matematikteki irrasyonel sayıların varlığını irdeler. Konu ile alakalı görüşmek için matematik öğretmenine gider. Matematik öğretmeninin verdiği yanıt ise oldukça manidardır; hayatta bazı şeyleri anlamamız için belli olgunluğa erişmemiz gereklidir, bazı şeyleri ise hayatımız boyunca anlamayabiliriz. Proust bu konuyla alakalı şuna benzer bir şey der; bir nesneyi gözlerimizin bize izin verdiği kadarıyla görebiliriz, duyu sayımız artmış olsaydı eğer belki bu nesne üzerinde çok daha fazla şey fark edebilirdik. Burada şu soru çıkıyor meydana; nesnelerin sahip olduğu özellikler bizlerin fark edebileceği sayıda ve boyutta mıdır? Musil kitabın sonunda bu soruya çok güzel cevap veriyor. Bir nesne iki boyutludur diyor, birisi bizlerin gördüğü, diğeri de nesnenin özünde olan ve bizlerin fark edemediği… Fakat bir şey daha ekliyor, ben buna inanmıyorum. Karmaşık gibi gözükse de bu düşünce yapısının edebiyata çok yakıştığını, yazma eylemine en çok yakışan düşüncenin sezgicilik ve mistisizm olduğunu düşünüyorum. Proust, Hesse, Musil ve daha nice büyük yazarın kalemine işlemiş bu düşünceler kalemin kıvraklığına fazlasıyla hizmet ediyor.

Musil bu işkence odasıyla zamanındaki işkence odalarını tasvir etmiş olabilir demiştim. Peki bu iki sıradışı ve acımasız arkadaş neyi temsil ediyor? Belki günümüz diktatörlerinin temellerini olabilir. Böyle not aldıktan sonra Ahmet Cemal’in de böyle düşündüğünü öğrendim. Ben olaya biraz daha mistik açıdan bakmışım sadece, Cemal toplumcu açıdan değerlendirmiş kitabı.

Törless nesnelerin ve öznelerin üstündeki örtüyü yırtmanın ve bu örtünün altındaki öze ulaşmanın peşinde. Arkadaşları Beineberg ve Reiting de kitapta bir nevi onun bu gayretine destek veren ve insanın özündeki gerçek duyguları açığa vuran iki özne durumunda yer alıyor. Basini de yaptığı hata için karşısındaki güçlere fazlasıyla boyun eğen bir kişi olarak halkı temsil ediyor. Bir ara Törless’in şizofren olabileceğini dahi düşündüm ama sonradan hata ettiğimi anladım. Şu an hala bu üç arkadaşın imgesel birer yaratı olduğunu düşünüyorum.

İnsan kişiliğinin değişimi Törless üzerinden çok iyi aktarılmış. Belli bir zaman geçtikten sonra gülünüp geçilecek olaylar, o an ne kadar etkili oluyor aslında. Ergenlik bir noktada her insanın başarıyla ve hesaplaşmalarla aşması gereken bir olgu sanırım.

Kitap içerisindeki felsefi muhabbetleri anlamak için daha öncesinden bazı felsefecileri tanımak, en azından okuma esnasında duraksayıp o felsefecilerin temel öğretilerini öğrenmek gerekebilir. Kitabı okumadan önce Kant hakkında yüzeysel (zaten derinlemesine bir bilgi edinmek fazlasıyla zordur) bilgi birikimi edinmeniz daha yararlı olacaktır.

Eşcinselliğin, aynı cinsten iki bedenin bütünleşmesinin altında yatan sebepler de oldukça etkileyiciydi. Zamanına göre cesur sayılan bir konu olan eşcinselliği ustaca irdelemiş Musil. Ayrıca Törless’in belli bir zaman sonra bazı şeylerin farkına varması ve bu farkındalık sonucu giderek yalnızlaşması da zamanının düzeni karşısında duyarlı zihinlerin sahip olduğu psikolojiyi temsil ediyor. Kitabın sonunda Törless’in bütün okula yaptığı konuşmanın anlaşılmaması ama Törless’in bundan hiç rahatsızlık duymadan toplantıdan huzurlu bir şekilde ayrılması, yine o dönemdeki rejimin insanlara yaptığı işkencelerin ve zulmün karşısında dik duruş sergileyen ve korkusuzca yazan insanlara büyük bir göndermedir.

Eseri bütün okuyuculara tavsiye ediyorum. Özellikle “Niteliksiz Adam”ı okumayı düşünen okurlar öncesinde yazarın temel düşüncelerini barındıran bu eseri okusun lütfen. Her elinize aldığınızda saçma insan muhabbetlerinden ne kadar bunaldığınızı hatırlatacak ve sizleri farklı bir dünyaya sokacak eseri tam olarak anlayabilmek için, elli yaşımdan sonra okunacaklar kısmına ekliyor, hepinize iyi okumalar diliyorum.
Çok tartıştım gerçek edebiyat nedir, kıstasları var mıdır, varsa nelerdir? diye. Bu sitede ve başka yerlerde uzunca konuştum insanlarla, kendimle de… Gerçek edebiyat nedir? Kendimce bir değer oluşturdum ve okuduğum yazarlardan bu değere uyanları saklıyorum kendim için, zihnim için, yaşlılığım için…

Musil okumaya başladık Sezen ile birlikte. Ne güzel oldu bu… Niteliksiz Adam’ı okuyacaktık ama öncesinde bu büyük eserine alt yapı oluşturan eserlerini okumak istedim yazarın. "Üç Kadın" da böylece elime geçti. İlk cümlesini okudum ve anında kaldırdım kitabı bir kenara. Demlensin ve zihnimi fazlaca meşgul etmesin öncesinde okuduğum eser diye düşündüm. Zira daha ilk cümleden anladım ki eseri boş kafayla okumak gerekecek. Kitap bittiğinde Musil'in ilk cümle ile son cümle arasında herhangi bir ayrım gözetmediğini gördüm. Her bir cümlesini, sahilde akvaryumunuz için aradığınız renkli ve şekilli taşlar gibi özenle seçmiş.

Üç farklı kadın irdelenmiş ama bunu yaparken yazar, erkekleri baş role koymuş. Bu baştan şaşırttı beni. Bu üç kadın bildiğimiz kadınlardan değil. İmgelerin toplamı hüviyetinde her birisi. Meryem hüviyetinde mesela, bağlılık hüviyetinde, aşk hüviyetinde...

Dedim ya kitap imgelerle dolu, çoğu şeyi kaçırmanız muhtemel ki bende de aynı durum söz konusu oldu ama alabildiklerim yetti de arttı inanın. İnsanın var oluşunu sorgulaması, hayattan kaçış, bağımlılıklarımız… Mağara imgesi şimdiye kadar gördüğüm en iyi imgelerden biriydi. Homo’nun kadınının mağaradan kendisine söylemeden kaçması ve sonrasında Homo'nun yaptıkları okuru fazlasıyla düşündürüyor.

Betimleme deyince ne düşünüyorsunuz? Bir eserde betimlemelere ne denli ihtiyaç duyarsınız? Bu soruların yanıtı eseri okumanızda büyük etmen çünkü. Karşınızda müthiş bir betimleme ustası var keza. Hayatımda okuduğum en iyi betimlemelerden bazıları bu esere ait. Ya da ben uzun zamandan beri iyi kitap okumadım, bilmiyorum. Yok yok, yazar büyük... Proust veya Kafka okurken bu denli etkilenmiştim, hatırlıyorum. Hani dünyanın en iyi hikayesi seçilen Kafka’nın kısacık hikayesinde ne bulabilirsiniz mevzusu vardır ya, bu kısa sayılabilecek eserdeki üç hikayede bulabileceğiniz şeyler de o denli derin, insanı saran ve tetikleyecek duygulara mahal verecek nitelikte. Elementler ve onların özelliklerinin doğa ile buluşmasından oluşan tasvirlerin içinden çıkmak istemeyeceksiniz. Yazar bu konuda çok iddialı olduğu içindir belki de büyük eserini (Niteliksiz Adam) bitiremeden yaşamını yitirmiş. Edebiyatı bu denli ciddiye aldığı için yazdıklarını okuyacak birilerini bulamama riskine rağmen yazımını yumuşatmamış, bunun sonucunda da hakkını sonradan alacak büyük bir yazar olarak açlıktan hayatını kaybetmiş. Günümüz beş para etmez yazımlarına ders niteliği taşıyan fakat hala az okunma özelliğinden dolayı bunu başaramayan eserin muhteviyatı karşısında çoğu yazım şekli bükülecek, kendisinden utanacak; bu büyük yazar zaman ilerledikçe, yani bizler yaşlandıkça değer kazanacak.

Hikayelerimizin ana teması kadınlar olmasına rağmen anlatıcılarımız erkekler demiştim sanırım. Kadınlar birer imge… Bir hikayede insanoğlunun bağımlılığını temsil ederken, birinde yazgısını, diğerinde acımasızlığını, aşkını temsil ediyor. Belki de bu denli etkili eser karşısında esriyen zihnim böylesi bir tahlile başvurdu bilemiyorum. Ben sadece hissettiklerimi yazıyorum. Büyük eserlerin değeri de burada yatmaz mı sizce de? Her bir okuyucuda farklı tezahürler oluşturmak.

En sevdiğim hikaye Tonka oldu. İlk iki hikayedeki tutukluk bu hikayede yoktu. Meryem figürüne çokça atıfta bulunan hikaye, dinlerin kökenine inebilecek kadar cüretkar. İnsanoğlunun boyunduruklarını kendi elleriyle boyunlarına asışlarını öylesine güzel tasvir etmiş ki eser, ne demek istediğimi anlamak için eseri okumanız gerekmektedir. Sahip olduğumuz kapanları kendi ellerimizle kurarız ve bunu yaparken de zihnimizdeki bütün olguları tüketiriz.

Ne çok şey düşündüm ben bu eseri okurken, çoğu uçtu gitti. Normalde not alırım ama bütünden kopmamak adına kitabı elimden çok az bırakabildim. Musil nesnenin veya öznenin dışına değil içine bakmak istemiş eseriyle ve bunu da çok güzel başarmış. Hayatım boyunca yanı başımdan eksik etmeyeceğim ve zaman zaman açıp o müthiş betimlemelerin ve imgelerin arasında boğulacağım eseri herkese tavsiye ediyorum. Bazen böylesi eserler karşısında yazmadan edemiyorum, özür dilerim. Ben yazarın diğer eserlerini okuduktan sonra Niteliksiz Adam'a başlamak istiyorum.

Son bir şey daha eklemek istiyorum. Musil bu eseriyle var oluşumuzun temeli kadınlar üzerinden varlığımızın amacını irdelemiş bana göre. Böyle bir zeka karşısında okur ne yapabilir ki...
Yazarlar, çok çeşitli şekillerde yazmalarına rağmen, genelde, eserlerinin yazma süreci iki türlü olur: 1- Tüm hikayeyi-kurguyu bir defada, hızlıca, kesintisiz yazmak ve sonradan bu taslağı sayısız kez düzenlemek. 2- Yazma konusunda cömert olmayıp, alabildiğine cimri davranmak, gün içinde sadece birkaç cümleden birkaç paragrafa kadar değişen aralıklarla yazmak, ama kesinlikle birkaç sayfayı aşmamak..

Robert Musil, işte bu ikinci kategoriye giren yazarlardan. Ne var ki, o, her gün az miktarda yazma cimriliğini öyle bir boyuta taşır ki, yazma eylemini kendisi için neredeyse imkansız kılar. Bitip tükenmeden değiştirilen cümleler, her yeni eklenen cümleyle öncekinin uyumunu gözetmek, yazıyı neredeyse matematiksel bir açıdan ele almak.. Bunu kendisi de dile getirmiştir: Yazmak, bir çeşit formülle, matematiksel kesinliklere göre, bir bilim insanı titizliğiyle yazılmalı. Fakat buradan, Musil'in akademik ve kuru bir dil ile yazdığı anlaşılmasın. O, yazarken yüzlerce farklı versiyonu göz önünde bulundurarak, bu cümlelerin kendi arasındaki uyumuna sadece estetik ve kurgusal bir uyum olarak değil, neredeyse uzamsal-mantıksal bir uyum olarak da bakmıştır. Kelimelerin anlamı ile değil, fonetiği ile de ilgilenir bu anlamda.

Niteliksiz Adam, yazarın yazmak için tüm ömrünü, açlık ve sefalete rağmen adadığı, çok çetin ve okunması güç bir eserdir. Okunmasının güçlüğü, elbette okurundan metne eğilmek için kendisini yormasını, ter dökmesini, anlamaya uğraşmasını beklemekten değil sadece, aynı zamanda yazarın tüm yazma süreci boyunca, yukarıda da anlattığım bilimsel bir roman düşüncesini romana uygulamasındandır.

Roman, Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun ve genel olarak imparatorlukların çöktüğü, modernizmi yaşayan bir toplumun ve bireyin ruhsal çalkantılarını merkeze alarak işler. Bu hayali (İmparatorluk ve Krallık kelimelerinden türetilen) İmkralya'da, gülünç durumdaki burjuva sınıfı ve bu sınıfa tümüyle karşı bir adam çıkar karşımıza: Ulrich. Nam-ı diğer niteliksiz adam..

Bu roman, geliştirdiği yepyeni tekniklerle, edebiyat alanında kendinden sonraki romanları büyük ölçüde etkilemekle kalmamış, tüm yirminci asrın en büyük edebiyat olaylarından biri olarak görülmüştür. Bu açıdan bir başyapıttır. Tabi her başyapıt gibi çetin ceviz olan, kendini zor ele veren üst düzey metinlerle örülü bir başyapıt.

Çevirisi Ahmet Cemal'e ait. Musil otuz kırk yılını bu romana verir de, çevirisi için çevirmen en az bir on yılını vermez mi.. Verir.. Vermiştir. Romanın kendisi dört cilttir. Bizde ise üç cilt şeklinde basılması düşünülmüş olup, şimdilik sadece ilk iki cilt raflarda boy göstermiştir.

Her sıkı okurun ve edebiyat düşkününün kitaplığında ve zihninde mutlaka yer etmesi gereken bir eser. Bu kitap yerine okunacak beş on orta düzey metinden çok daha fazlasını tek başına verebilecek bir kitap.

Kitabın nasıl bir teknik kullandığının, betimlemelerin nasıl bilimsel ve teknik bir düzeye taşındığının anlaşılması için giriş paragrafını buraya yazıyorum:

"Atlantiğin üzerinde barometrik bir minimum vardı; bu minimum doğuya, Rusya üzerinde biriken bir maksimuma doğru yol aldı ve kuzeyden dolanıp bu maksimumdan kaçınmak gibi bir eğilim sergilemedi. İzotermler ve izoterler de kendilerine düşeni yaptılar. Hava sıcaklığı, ortalama yıllık sıcaklıkla, yani en soğuk ve en sıcak ayların dereceleriyle ve aylık düzensiz hava sıcaklığı dalgalanmalarıyla doğru orantılıydı. Güneşin ve ayın doğuş ve batışları, aydaki, Venüs'teki, Satürn'ün halelerindeki ışık değişimleri ve daha pek çok önemli olay, astronomik yıllıklardaki ön belirlemelere uygundu. Havadaki su buharı en yüksek yoğunluk noktasındaydı, nem derecesiyse düşüktü. Biraz eski moda olmakla birlikte, gerçek durumu oldukça iyi dile getiren bir cümleyle söylemek gerekirse; 1913 yılının güzel bir Ağustos günüydü."
20. yüzyılın 3 büyük romancısı kim olarak görülüyor otoritelerce, benim gibi bilmeyenlerdenseniz yazayım. Başyapıtı Niteliksiz Adam ile Musil, Ulysses ile James Joyce ve Kayıp Zamanın İzinde adlı dev eseriyle Marcel Proust.

Ahmaklık Üzerine Musil'in 1937'de Viyana'da yaptığı konferans metni. Ahmaklık ve ahmak olmak kavramlarına örneklerle ışık tutmaya çalıştığı, Niteliksiz Adam'a göndermeler yaparak savlar oluşturduğu, konuyu farklı açılardan ele alan bir deneme.

İlk olarak ahmaklığa dair konuşacak herkesin, kendisinin ahmak olmadığını, akıllı olduğunu varsayması gerektiğinden, bunu beyan etmenin de bir tür ahmaklık göstergesi olarak kabul edileceğinden dem vurarak, bu ikilemin altını çiziyor. Ve bazı durumlarda (efendi-köle, öğretmen-öğrenci ilişkisi gibi) ahmaklığın bile isteye akıllılığa tercih edilebileceği, böylece güç dengesinin korunacağı örnekler sunuyor. Yani ahmak sayılmanın akıllıca olduğu meseleler.

Ahmaklıkla kibir arasındaki ilişkiden, bolca kendinden söz etmenin ve kendini övmenin insanlar arasında bıraktığı o 'saf ahmak' imajından, 'ahmak' ve türevi lafları hakaret etmek için kullanan ve duygularını ifade etmede cümleleri yetersiz kalan insanların ahmaklıklarından, akıl ve duyguların içiçe geçmesinden mütevellit ahmaklığın akılsızlık gibi kullanılmasının yanlışlığından bahsediyor Musil.

Ve zaman zaman hepimizin ahmaklık ettiğini söyleyerek, ilerlemenin ancak bu şekilde olabileceğini bize şu öğütle ifade ediyor. "Elinden geldiğince iyi, mecbur kaldığın ölçüde kötü iş gör, bunu yaparken yaptığın işteki hata sınırlarının bilincinde ol!"

Kitaptaki tek ve görece büyük bir sorun, kadınların duygusallığının, uzun hikayeli ve ayrıntılı konuşmalarının, kendinden bahsetmelerinin bir kaç yerde ahmaklık olarak sunulması. Yani bu özellikler kadınlara atfedilerek eleştiriliyor. Ah Musil Bey sizde mi!

Keyifli okumalar.
Robert Musil yazar olmasının yanında aslında mesleğinde çok başarılı olan bir Makine Mühendisidir. Mühendislik harikası kelimelerle yazmış olduğu eserlerini gözlem yeteneği, eserlerindeki derin, etkileyici karakterler ve imgelemeler ustası ve okuduğum her metin eserleri ile bu nedenlerden dolayı zorlayan bir yazardır. Niteliksiz Adam eseri Musil'in aslen dört cilt olarak yayınlanmış, içinde yaklaşık 650 bin kelime bulunmaktadır. Musil hayatını adayarak bu kitabı yazıp, bir çok kez düzeltmeler ve eklemeler yaparak enflasyonla beraber kaybetmiş olduğu servetini ve yoksulluğu ile beraber aslında tam olarak bitirmeden vefat etmiştir. Ülkemizde bu eser iki cilt olarak yayınlanmış ve oldukça zor bir metindir. Fakat buna rağmen etkileyici ve başarılı bir şekilde ülkemizde Ahmet Cemal tarafından çevrilmiştir.

Edebiyatta bütün büyük yapıtların ya yeni bir tür kurduğu ya da önce yayınlanmış olan eserleri ortadan kaldırdığı söylenir. Bu eseri ile Musil yeni bir çağ başlatıp farklı bir çok unsurları ile gözler önüne seren dünyanın sorunlarını anlatarak eski bir çağın bitişini gözler önüne seriyor. Bu şekilde dünya edebiyatında haklı olarak özel bir yere mal olmuş bir eser ile karşı karşıyayız. Aynı anda hem kurmaca bir kurgu, hem kitabın baş kahramanı olan Ulrich'le otobiyografi ile Musil kendi yaşadığı döneme ait güncel değinmeler, toplum yapısında bozulan sistemi etkileyen bozukluklara, ahlak, din, edebiyat, insan ve toplum ilişkileri, adalet, bilim, kapitalist düzen sonucu yaşanan aksaklıklar ve eşitsizlik sonucunda oluşan haksız gelir paylaşımı sonucunda ciddi burjuvazim kendi iç dünyasındaki tüm çelişkilerine rağmen gözlem yeteneği ile toplumun sık yapraklı gölgeliğinin altında sağ kalmaya çalışan bir ruh yapısıyla okuyucusuna aktarıyor. Bu dünyaya aittir Musil'in, "Niteliksiz Adam" kitabında gerçekleşenler bu dünyadır... Ulrich ile tinsel yolculuğu esnasında hiç bir zaman yalnız kalmayan, duygusallık ya da öteyi görmekle de ilgisi olmayan her zaman özenle hazırlanan geleceği önceden sezdiren sağlam bir yapısıyla oluşturan tek başına doğru bildiklerini ifade eden bir insan gerçekliğinin yanında çağların da en derin, en özel hakikatlerini anlatıyor.

Bu kitabı okurken kendinizi bir araştırma görevlisi veya tonlarca topraktan birkaç gram altın elde etmeye çalışan bir madenci gibi hissedebilirsiniz.
Öncelikle bu kitap için bir inceleme yazmak haddime değil, biliyorum, ancak bunu bir inceleme gibi değil bir yorum gibi görürsek daha iyi olabilir.Bunu da belirttikten sonra yorumuma geçebiliriz

Bir yazarla tanıştığımda kendime keşfedilmesi beklenen yeni bu dünyada gibi hissediyorum. Bu sefer de Robert Musil ile tanıştık. Kendisi tam bir beyefendi olmakla birlikte, beni birazcık zorladı diyebilirim. Hatta şöyle söylersek daha güzel olabilir, yazdıklarıyla beni düşünmeye sevk etti ve bu beni birazcık yordu. Elbette her şeyin önümüze koyulup, gelmesine alışkın olduğumuz için tüm bunlar. Rahatlığı alıştık, efendim. Bu kitaplarda da böyle olur kimi zaman. Ancak Robert Musil, yazdıkları ile düşünmenize sağlıyor. Çoğu cümleyi sindirebilmek için en az iki üç kez okudum. Hayata karşı çok güzel tespitleri var.

Açıkçası ben kitabı bir matematik problemine benzettim,hatta bir fonksiyon problemine. Her cümle içerisinde büyük anlamlar içeriyordu. Her cümlenin, her düşüncenin, birbiriyle bir ilişkisi vardı.Cümlelerde derin anlamlar yüklüydü, anlamadığım sindiremediğim çoğu cümle olmuştur eminim. Ancak kitapta alıntı için işaretlediğim yerlere bakınca, kitabın bana bir şeyler kattığını söyleyebilirim. Ufkumu genişletti mesela konulara farklı yönlerden bakalabileceğini gösterdi, her şeye kuşkuyla yaklaşabileceğini...

Peki kim bu "Niteliksiz adam" derseniz, onu Robert Musil'in şu alıntısı en güzel şekilde anlatıyor."Ulrich'in görünüşünden hiçbir meslek tahmin edemezsin, ama yine de mesleği olmayan bir adam gibi görünmüyor. Şimdi, onun nasıl biri olduğunu düşün: Ne yapması gerektiğini her zaman bilir; bir kadının gözlerinin içine bakabilir; her an her şey üzerinde hararetle düşünebilir; boks yapabilir. Yeteneklidir, iradesi güçlüdür, önyargısızdır, cesurdur, dirençlidir, ataktır, düşüncelidir - bunları asla birer birer sınamak istemiyorum, bütün bu niteliklere sahip olabilir. Çünkü onlara sahip değil! Bu nitelikler onu olduğu adam yaptılar, yolunu çizdiler, ama yine de ona ait değiller. Öfkelendiğinde, içinde bir şeyler gülüyor. Üzüntülüyken bir şeylerin hazırlığı içinde oluyor. Bir şeyden ötürü duygulandığında onu reddediyor.Her kötü eylem, ona herhangi bir bakımdan iyi gözükecektir. Bir şeyi ne saydığı ona göre hep olası bir bağlama göre kesinleşecektir. Onun için kesin olan hiçbir şey yok. Her şey değişebilir, bir bütünün, sayısız bütünlerin parçasıdır ve bütün de muhtemelen onun hiç tanımadığı bir üstbütüne aittir. Bu yüzden yanıtlarından her biri ancak kısmi bir yanıttır, duygularından her biri, yalnızca bir bakış açısıdır ve onun için önemli olan, hiçbir konuda konunun ne olduğu değildir, onun için her zaman önem taşıyan, yalnızca öyle rastgele bir 'olduğu gibi'dir, bir eklentidir."
Siz de Ulrich'i yada Niteliksiz Adamı merak etmiş olabilirsiniz.

Kitabın önsözünde incelemesi bulunan Virgil Newmoianu'ya göre Musil, Ulrich tipiyle kendi düşüncelerini ait büyük ve bir biyografi vermeye çalışmış. Bir de bu açıdan bakın olaylara.

Sitede katıldığım ilk okuma etkinliği olması sebebiyle bu kitabın bende ayrı bir yeri var. Etkinlikte katkısı geçen herkese teşekkür ederim.

İyi Okumalar (İyi düşünmeler :))
Robert Musil yazar olmasının yanında aslında mesleğinde çok başarılı olan bir Makine Mühendisidir. Mühendislik harikası kelimelerle yazmış olduğu eserlerini gözlem yeteneği, eserlerindeki derin, etkileyici karakterler ve imgelemeler ustası ve okuduğum her metin eserleri ile bu nedenlerden dolayı zorlayan bir yazardır. Niteliksiz Adam eseri Musil'in aslen dört cilt olarak yayınlanmış, içinde yaklaşık 650 bin kelime bulunmaktadır. Musil hayatını adayarak bu kitabı yazıp, bir çok kez düzeltmeler ve eklemeler yaparak enflasyonla beraber kaybetmiş olduğu servetini ve yoksulluğu ile beraber aslında tam olarak bitirmeden vefat etmiştir. Ülkemizde bu eser iki cilt olarak yayınlanmış ve oldukça zor bir metindir. Fakat buna rağmen etkileyici ve başarılı bir şekilde ülkemizde Ahmet Cemal tarafından çevrilmiştir.

Edebiyatta bütün büyük yapıtların ya yeni bir tür kurduğu ya da önce yayınlanmış olan eserleri ortadan kaldırdığı söylenir. Bu eseri ile Musil yeni bir çağ başlatıp farklı bir çok unsurları ile gözler önüne seren dünyanın sorunlarını anlatarak eski bir çağın bitişini gözler önüne seriyor. Bu şekilde dünya edebiyatında haklı olarak özel bir yere mal olmuş bir eser ile karşı karşıyayız. Aynı anda hem kurmaca bir kurgu, hem kitabın baş kahramanı olan Ulrich'le otobiyografi ile Musil kendi yaşadığı döneme ait güncel değinmeler, toplum yapısında bozulan sistemi etkileyen bozukluklara, ahlak, din, edebiyat, insan ve toplum ilişkileri, adalet, bilim, kapitalist düzen sonucu yaşanan aksaklıklar ve eşitsizlik sonucunda oluşan haksız gelir paylaşımı sonucunda ciddi burjuvazim kendi iç dünyasındaki tüm çelişkilerine rağmen gözlem yeteneği ile toplumun sık yapraklı gölgeliğinin altında sağ kalmaya çalışan bir ruh yapısıyla okuyucusuna aktarıyor. Bu dünyaya aittir Musil'in, "Niteliksiz Adam" kitabında gerçekleşenler bu dünyadır... Ulrich ile tinsel yolculuğu esnasında hiç bir zaman yalnız kalmayan, duygusallık ya da öteyi görmekle de ilgisi olmayan her zaman özenle hazırlanan geleceği önceden sezdiren sağlam bir yapısıyla oluşturan tek başına doğru bildiklerini ifade eden bir insan gerçekliğinin yanında çağların da en derin, en özel hakikatlerini anlatıyor.

Bu kitabı okurken kendinizi bir araştırma görevlisi veya tonlarca topraktan birkaç gram altın elde etmeye çalışan bir madenci gibi hissedebilirsiniz.

Yazarın biyografisi

Adı:
Robert Musil
Tam adı:
Robert Edler Von Musil
Unvan:
Avusturyalı Yazar
Doğum:
Klagenfurt, Avusturya-Macaristan, 6 Kasım 1880
Ölüm:
Cenevre, İsviçre, 15 Nisan 1942
Tam adı Robert Edler Von Musil'dir. 1880 yılında Klagenfurt'da doğdu, 1942 de Cenevre'de öldü. Öğrenim hayatı, tıpkı Kafka'da olduğu gibi, babasının isteği doğrultusunda geçmiş, babasının istediği okullarda okumuş ve yine onun isteği üzerine makine mühendisi olmuştur. Daha sonra Berlin Üniversitesi'nde felsefe, psikoloji, matematik ve fizik okuyarak psikoloji alanında doktora yaptı. Henüz 26 yaşındayken yayımladığı "Genç Törless" adlı romanı ile birden bire eleştirmenlerin dikkatini çekmiş, kendini tamamen yazarlığa vererek dönemin önemli üniversitelerinden gelen asistanlık tekliflerini geri çevirmiştir. Edebiyatta, özellikle biçimi ön plana çıkaran yazarları eleştirmiş "sanat sanat için değil, sanat hayat içindir" anlayışını savunmuştur.Tüm edebi yaşamı boyunca sosyal ve toplumsal sorunlarla uğraşmış, bunları romanına ustalıkla yerleştirmesini bilmiştir. 1930 yılında ilk cildi yayımlanan başyapıtı "Niteliksiz Adam" ile hayatı boyunca uğraşmasına rağmen çeşitli sebeplerden dolayı bir türlü bitirememiş, özellikle üsluba verdiği önem nedeniyle bazı bölümlerini defalarca yazmıştır.Bu eserinde, I. Dünya Savaşı öncesi ve sonrasının kültürel uyuşmazlığını, güvensizliklerini, kırgınlıklarını büyük bir ustalıkla yansıtır. Gerek eserlerinin derinliği, gerek sanata bakışı ve gerekse yapıtlarının sanatsal nitelikleriyle Robert Musil, 20.yüzyılın en büyük Alman romancılarından biri olmasının yanında, modern romanın da temel taşlarından biridir. Adı okurlar tarafından pek duyulmasa da eleştirmenlerce genellikle Franz Kafka, James Joyce, Marcel Proust ve Virginia Woolf gibi modern romanın önemli isimleriyle birlikte anılır. En önemli eseri olan "Niteliksiz Adam" yarım kalmış olmasına rağmen dünya edebiyatının anıt romanlarndan biridir. Çağdaş romanın oluşumunda önemli katkıları vardır.

Yazar istatistikleri

  • 59 okur beğendi.
  • 199 okur okudu.
  • 18 okur okuyor.
  • 569 okur okuyacak.
  • 9 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları