Robert Musil

Robert Musil

Yazar
8.2/10
522 Kişi
·
1.547
Okunma
·
293
Beğeni
·
9,4bin
Gösterim
Adı:
Robert Musil
Tam adı:
Robert Edler Von Musil
Unvan:
Avusturyalı Yazar
Doğum:
Klagenfurt, Avusturya-Macaristan, 6 Kasım 1880
Ölüm:
Cenevre, İsviçre, 15 Nisan 1942
Tam adı Robert Edler Von Musil'dir. 1880 yılında Klagenfurt'da doğdu, 1942 de Cenevre'de öldü. Öğrenim hayatı, tıpkı Kafka'da olduğu gibi, babasının isteği doğrultusunda geçmiş, babasının istediği okullarda okumuş ve yine onun isteği üzerine makine mühendisi olmuştur. Daha sonra Berlin Üniversitesi'nde felsefe, psikoloji, matematik ve fizik okuyarak psikoloji alanında doktora yaptı. Henüz 26 yaşındayken yayımladığı "Genç Törless" adlı romanı ile birden bire eleştirmenlerin dikkatini çekmiş, kendini tamamen yazarlığa vererek dönemin önemli üniversitelerinden gelen asistanlık tekliflerini geri çevirmiştir. Edebiyatta, özellikle biçimi ön plana çıkaran yazarları eleştirmiş "sanat sanat için değil, sanat hayat içindir" anlayışını savunmuştur.Tüm edebi yaşamı boyunca sosyal ve toplumsal sorunlarla uğraşmış, bunları romanına ustalıkla yerleştirmesini bilmiştir. 1930 yılında ilk cildi yayımlanan başyapıtı "Niteliksiz Adam" ile hayatı boyunca uğraşmasına rağmen çeşitli sebeplerden dolayı bir türlü bitirememiş, özellikle üsluba verdiği önem nedeniyle bazı bölümlerini defalarca yazmıştır.Bu eserinde, I. Dünya Savaşı öncesi ve sonrasının kültürel uyuşmazlığını, güvensizliklerini, kırgınlıklarını büyük bir ustalıkla yansıtır. Gerek eserlerinin derinliği, gerek sanata bakışı ve gerekse yapıtlarının sanatsal nitelikleriyle Robert Musil, 20.yüzyılın en büyük Alman romancılarından biri olmasının yanında, modern romanın da temel taşlarından biridir. Adı okurlar tarafından pek duyulmasa da eleştirmenlerce genellikle Franz Kafka, James Joyce, Marcel Proust ve Virginia Woolf gibi modern romanın önemli isimleriyle birlikte anılır. En önemli eseri olan "Niteliksiz Adam" yarım kalmış olmasına rağmen dünya edebiyatının anıt romanlarndan biridir. Çağdaş romanın oluşumunda önemli katkıları vardır.
Bir geçiş döneminde yaşamaktayız. Belki de bu geçiş dönemi, eğer en önemli görevlerimize daha
sıkı sarılmazsak, gezegenimizin sonuna kadar devam eder...
Kentler de insanlar gibi yürüyüşlerinden
tanınırlar. (...) İnsanın nerede bulunduğu
sorusunun aşırı önemsenmesi, insanların henüz sürüler halinde yaşadıkları ve yiyecek bulunabilecek yerleri ezberlemek zorunda oldukları zamanlardan kalmadır.
Hele de fahişelik; nereden baktığına ve gözlemlediğine göre büyük farklılıklar gösteren bir meseledir.
Robert Musil
Sayfa 33 - Aylak Adam Yayınları
kendini saklamasına gerek yoktu ve her akşam ona hiç kuşkusuz hak verecek birkaç düzine erkeğin tutkuları üstüne yapışıp kalmaktaydı.
552 syf.
İşte modern romanın zirvesi.

Niteliksiz Adam, yalnızca Alman (Avusturya) edebiyatının yükselen bir başyapıtı değil, aynı zamanda yirminci yüzyılın başında hayata zengin ve keskin bir değerleme katan bir yapıttır. Musil, zamanının en özgün ve en sert kültür eleştirmenlerinden biri olarak kabul edilir. Bu eserinden de anlaşıldığı üzere üsluba verdiği önem cümlelerin lezzetine lezzet katmış, araştırmam sonucu da bazı bölümlerini defalarca yazdığını öğrendim.

Eserin içeriğine göz atmak gerekirse, burada ele alınan ütopik hava aslında sert bir eleştirinin ana kaynağıdır. Okuyucuyu güzel cümlelerin esaretine sığdıran adamın mesaj verme uğraşısıyla bir istikamet belirleyecek olursak bu da ütopyacılığı bir gelecek ya da ideal bir yer değil, eleştiri süreciyle açılan, günümüzdeki olasılıklara dair artan bir farkındalıkla anlatması olacaktır.

Musil bir çok alana müdahale ediyor. Önemle üzerinde durduğu yığınla kavramın peşinden gidiyor.

Kitabı okuduktan sonra şu zor soruyu sordum kendime: Musil’in analizi ve orijinal fikirleri bugün hala geçerli midir?
552 syf.
·16 günde·10/10 puan
YouTube kitap kanalımda hayatımda en sevdiğim kitap olan Niteliksiz Adam'ı yorumladım: https://youtu.be/IJYWj2MAhyo

Oğuz : Oğuz
Niteliksiz Adam 1 : NA1

https://i.hizliresim.com/y0J3mN.jpg

NA1 : Beni neden buraya getirdin Oğuz?
Oğuz : Ben senin içindeki cümleleri bu kafede çizik çizik ettim NA1. İçindeki matematiksel bir düzenle kurulmuş, bilimsel formül gibi oluşmuş ve bugüne kadar hiç duymadığım betimlemeli cümlelerden bazılarını okurken işte burada sesli bir şekilde şaşırmış ve insanları kendime baktırmıştım istemeyerek de olsa. Hiçbir insan bana bugüne kadar böyle olağanüstü şeyler dememişti, çok ciddiyim. Bugüne kadar hiçbir kitaba yapmadığım şeyi sana yaptım 16 gündür beraber olduğum arkadaşım. Ben de bunun için sana çay ısmarlamaya geldim.
NA1 : Teşekkür ederim fakat bizim Viyana'da Melange adında bir kahve vardır, biraz daha niteliklidir sizin Türk kahveniz ya da çayınız gibi olamasa da. Onun için senin beni okuma cesareti gösterme niteliğine karşılık ben yine namıdiğer niteliksizliğimle bu çayı içmeyeceğim, üzgünüm dostum.

https://i.hizliresim.com/6JpXQ9.jpg

NA1 : Oğuz, kalk gidelim buradan... Beni kimse okumak istemiyor gibi bir duyguya kapılıyorum. Çetin bir kitabımdır ben, öyle hemen anlayamazsın içimdeki bazı şeyleri. 3-4 kere okusan da çözümlemekte zorlanabileceğin çetin cümleler içeririm.
Oğuz : Şurada bildiğim bir kahvehane var. Okumak nitelikli bir eylemdir, seni daha çok niteliksizleştirmemi ister misin?
NA1 : Bayılırım.

https://i.hizliresim.com/3EWqNp.jpg

Oğuz : Mutlu musun?
NA1 : Hiç olmadığım kadar. Zaten okunmuyordum, en azından dışarıdaki insanların bensizken ne yaptığını öğrenme fırsatı buldum. Oğuz, buradan da gidelim. Yalnızlığım bastırdı yine iyice.
Oğuz : Peki.

https://i.hizliresim.com/Rn8PXn.jpg

NA1 : Şu an şu salıncakta sallanıp nitelikli zevklerimi doyurmak yerine insanların göz ardı ettiği, giriş paragrafımda bile yazılan Atlantiğin üzerindeki barometrik minimumlarımın Rusya üzerinde biriken maksimuma dönüşünün bu salıncakta sallanışıma etki edeceği merkezkaç kuvvetini düşünüyorum. Böyle akıl dolu şeylerle rahatlayabilmek ve aklını kullanmak varken neden sallanayım Oğuz, ben manyak mıyım? Siz insanlar nasıl etrafınızda böyle şeyler olup bitiyorken hiçbir şey olmuyormuş gibi sallanabiliyorsunuz?
Oğuz : Ne desen haklısın NA1.
NA1 : Anne ve babamı özledim ben Oğuz, beni onların yanına götür.

https://i.hizliresim.com/p6MWjn.jpg

Oğuz : İşte geldik.
NA1 : Nasıl yani? Ben bu göğe uzayan uzamlar sayesinde mi okunabiliyorum yani?
Oğuz : Tabii ki de, ne sandın? Bak, sizin gibi kitapları okuyan insanlar böyle yeni yeni fidanlar diktiği için sen şu an yaşıyorsun. Fakat benden, seni meyve ya da sebzeymiş gibi toprağa ekip de yeni basımının çıkacağını da bekleme. Sen edebiyatın Elvis Presleyi gibi bir kitapsın. Aslında gövdeler senin yazarın Musil ya da Proust, Joyce, Dostoyevski, Broch gibi isimlerden meydana gelir ve sizden etkilenen diğer yazarlar da bu ağacın göğe doğru giden yemyeşil uzamlarına benzerler NA1.
NA1 : İşte buna gerçekten şaşırdım...

https://i.hizliresim.com/kO7WA9.jpg

Oğuz : Bak NA1, işte senin memleketin Viyana. Sen neredeyse 100. doğum gününü kutlayacaksın ve aslında oraya aitsin. İçinde bahsettiğin Avusturya Macaristan İmparatorluğu'nun en önemli kentlerindendir Viyana. Aslında Viyana, içinde bahsettiğin gerçeklik ile düşün olasılıkları arasındaki gidip gelişleri, beynin sağ ve sol lobunun iki ayrı kutbu gibi içerisinde hem tarihi bir dokuyu hem de modernizmi taşır. Aslında sen de içinde bunları anlatmak istemiştin, değil mi?
NA1 : Şu Viyana gözlerimde tütüyor Oğuz, ne yalan söyleyeyim. Burjuvazinin çöküşüne şahit oldum ben. Varmayı istemek ile kurtulmayı istemek arasında gittim geldim aynı senin gibi. Atonal bir müzik parçasıyım ben Oğuz. Düzensizlikler arasında bir düzen oluşturucuyum, zaten sen de beni okudun bunları görmüşsündür. Her zaman tercih edilen nitelikler arasında bir niteliğe sahip olmaya ihtiyaç duymayan bir sonrasızım ben. Akıl ve ruhun senteziyim. Barok üslubunda bir kitabım aslında, değil mi?
Oğuz : Evet, kesinlikle. Doğru kelimeler Barok, bulanıklılık ve sonrasızlık. Barok mimarisinin o göz alıcı süslü dünyasını hatırlıyorum da, gerçekten de senin kitabında boşluğun o göz alma ihtiyacı hissetmediği mistik Barokluğunu öğrendim ben NA1. Kendimin sahip olduğu bulanıklığa sende de şahit oldum. Sen Paralel-Eylem'i anlatırken burjuvazinin de bir bakıma toplumda tikel bazda rol alan bireylerin çöküşü gibi çökmesini izledim yavaş yavaş.

https://i.hizliresim.com/NZ813L.jpg

NA1 : Şu an bana gösterdiğin şehir hayatı ve insanların burjuvazi tavırları sadece çok fazla gerçek. Anlıyorsun beni değil mi Oğuz? Ben bundan bunalıyorum işte. Yapmacık gerçekliklere hiç gelemem. 244. sayfada demiştim sana, bu kadar tamamlanmış ve eksiksiz gözüken bir dünyanın içerisinde, kiliselerin, binaların, üzerindeki gök kubbenin, bütün bu ağaçların, insanların içerisinde en ilgisiz kalan, en muhtaç soluk insandır. İşte bundan sonra Ulrich, niteliksiz adam olmayı istemişti, biliyorsun.

En azından beni okurken beyninin eski bir makine odası çalıştırıldığında o odadaki makinelerin tozlarından arındırılarak tekrar çalışmaya başlaması gibi çalıştığını biliyorum. İçimdeki fiziksel, düşsel, sosyolojik, etimolojik ve edebi dünyayı bu şehirde bulamazsın sen Oğuz.
Oğuz : Haklısın. Zaten ben seni okurken aklımda hep tek bir düşünce vardı : "1984 hamdım, Şibumi piştim ise Niteliksiz Adam 1 yandım seviyesidir."
NA1 : Beni evime götür Oğuz.

https://i.hizliresim.com/az8Gjg.jpg

NA1 : Oh my Ulrich! Bu kitaplıkta yer kalmamış bana Oğuz? Sen, bana verdiğin değeri böyle mi gösteriyorsun yani?
Oğuz : Şey, kusura bakma NA1. Sana daha özel bir yer düşünmüştüm.
NA1 : Nasıl yani?
Oğuz : Diyorum ki, sen beni bugüne kadar en çok etkileyen sadece kitaplardan değil "şey"lerden birisin NA1. Onun için artık benle dolaşmanı ve dünyaya da senin içindeki o kendini tekrar tekrar okutan cümlelerle bakmak istiyorum.
NA1 : Tamam, sen bilirsin.

https://i.hizliresim.com/Yg8NME.jpg

Oğuz : Artık damarlarımdasın NA1, hani iliklerime kadar işledin derler ya bizim Türkler, işte bunu hissediyorum. 316. sayfada altını çizdiğim alıntından anlamıştım bunu. En azından senden sonra gelen kitapları senin gözünle anlamlandırabilmek için bir başlangıç yapmış oldum senin sayende. Bunun için çok teşekkür ederim. Ama seni okumamı sağlayan Hakan S.'yedir en büyük teşekkürüm. Onun etkinliği olmasa seni de okuyamazdım belki.

Ulrich sana benim için en özel şarkılardan biri olan şu şarkıyı hediye ediyorum, çünkü hem senin bulanıklığını, hem de benim bulanıklığımı, ikimizin de gerçeklik ile düş arasında gidiş gelişlerimizi, ikimizin de insanları ve hayatımızdaki olguları matematiksel olarak anlamlandırabilme eşiklerimizi hatırlatıyor bana tekrar :

"Çünkü dünya benden ibaret
Öyle olmayaydı şayet
Kafatasımın içinde ne diye dolanıyo
Bütün bu güzellik bütün bu rezalet
Hepsi benim hepsi bana ait"

https://www.youtube.com/watch?v=ZXYaTnyaJok
552 syf.
·11 günde
Saçlarımı 'kaskatı ve kendi başına duran, mükemmelliğiyle bir yabanarısı kovanına benzeyen bir topuz' halinde toplamışım, kulağımda inci küpelerimle. Dile kolay yüzyılın romancılarından birinin kapısı önündeyim. Böyle insanı büyüleyen, hapseden, on kere okutan cümleleri yazan adamın karşısında ne yapılır? Ama ondan sonrası karanlık. Kapının deliğinden gördüğüm yüzeysel kesitlere ayrılmış parçaları hayal gücümle birleştirip tamamlayacağım bir konumda mıyım, kapı aralık kalmış da içeriğin bir kısmına hakim bir kısmına yabancı durumda mıyım, yoksa tüm çıplaklığıyla önüme serileni gözlerimle beynim kavradı mı bilmiyorum.

Bu kitabın türü felsefi kurgu olarak geçiyor. Ben olsam 'denemesel roman' olarak uydururdum Montaigne'in Denemeler ine atıfta bulunarak. Baş düşünür Niteliksiz Adam olan kahramanımız Ulrich'in 'hem gördüklerinin onu hep yeniden düşünmeye itmesi, hem de çok fazla düşünme karşısında ürkmesi' sebebiyle karşılaştığı, ucundan kıyısından ilintisi olan her konudaki eylemi çoğunlukla düşünmek olduğundan ve her şeyde iki ayrı yan keşfetmeye ilişkin bir yeteneğe sahip olduğundan felsefe, müzik, evlilik, yeni, eski, askerlik, gazetecilik, din, bilim, ruh, ekonomi, mantık, irade, bilinç, ahlak, aptallık, sanat ve hatta erkek gülümsemesi hakkındaki fikirleri 3-4 sayfalık kısımlar olarak romanın parçalarını oluşturuyor. Oku-koy kenara bir kitap değil anlayacağınız, rastgele bir sayfayı gözünüze kestirip bir süre dünyadan uzaklaşabilirsiniz.

1913'te Viyana'da başlar konu. "Hani o sıralar aynı anda Hitler, Stalin, Troçki, Tito, Freud ve Musil'in olduğu; Jung'un Kafka'nın, Picasso'nun, Rilke'nin Proust'un da o dönemlerde ara ara uğradığı şehirde".* 83 yaşındaki Avusturya-Macaristan (aslında ikili monarşinin hüküm sürdüğü, Avusturya Macaristan ortaklığı değil de, Macaristan'ın güç kontrolü yoluyla elde tutulduğu ve buna paralel olarak da halkların da aslında hiçbir şekilde sempati duymadığı, karmaşanın hüküm sürdüğü bir imparatorluk )imparatoru Franz Joseph'in 65 yıllık taht serüveninin 70 i dolduracağı yılı, Almanya'ya nispet olarak Avusturya Yılı olarak kutlamak fikri çıkar 'parlak' bir beyinden. Ve bunu halkı 'sadece pazarları gittiği kiliseden' tanıyan bir soylunun, imparatorluk sevgisiyle dolu olduğunu düşündüğü halktan gelme, yani tabandan gelme bir istek olduğunu tüm kalbiyle hissettiği ve tabii ki halk bu işlerden anlamayacağı için(!) soylular ile, burjuva ile, bilim adamları ve sanatçılar ile ileriki adımlar için bir komisyon kurulur. Ve olaylar gelişir. Birinci Dünya Savaşı, bir çöküşün öncesinde elit tabakanın arasında buluyoruz kendimizi.

The Guardian'da yazılana göre en çok raflarda bulunup, en çok yarım bırakılan kitaplardan biri olarak tanınıyormuş, bizim Tutunamayanlar'ın makus talihine sahip anlayacağınız. Döneminin geçmiş gelecek çatışmasını evrensel değerlendirebileceğimiz bir kurguya sahip. Buram buram kalite kokuyor.

Musil'e gelirsek, ömrünün sonuna kadar bu kitapla uğraşıyor ve tamamlayamadan ölüyor. Önünde saygı ile eğilmekten başka bir eyleme girişemeyeceğimiz, kelime yelpazesi bu kadar geniş, zihinlerimizle dans eden cümlelerle haşır neşir olmak, bir yaşam gerektiriyor demek ki. Nasıl bir insanmış? "Musil bir çok niteliği olan bir adamdır. Bakımlıdır, idmanlıdır, ayakkabıları Viyana'nın bütün kafelerinin en parlak ayakkabılarıdır, günde bir saat halter kaldırıp diz büker. Muazzam kibirlidir. Kendini bir yandan çok küçük ve aciz hissederken diğer yandan da daha büyük bir iş için, yüzyılın romanını yazmak için yetenekli olduğunu düşünür."* O sırada felsefe doktoru ve mühendis, imparator ve krallık kütüphanecisi ünvanlarına sahip. Bütün birikimini aktarmış.

Musil ilk deneyimlerini hayat kadınları ile yaşamış ve ilk evliliğinde de karısı başkası ile evliyken tanışıp boşanmasını beklemiş. Acaba bundan mı bütün evli kadın karakterlerin sadakatsizliğe eğilimi var kitapta? Ve kadınların değerini kendisinin belirleyebileceğine işaret olarak mı, dişi karakterlerin çoğuna isimleri yerine Ulrich'in belleğindeki yansımalardan yeni tanımlamalar kullanıyor? Ulrich de kendini bulmuştur şüphesiz Musil, özdeşleştirmiştir. O da askermiş zamanında Ulrich gibi, bilimde de felsefede de birikimleri ortak. Neden birine ismiyle seslenmezsiniz de yeni ad takarsınız?

Bir de cinayet var tabi. Zebercet gibi sevilmemiş, toplumda yer edinememiş, 'görülmemiş' bir geçmişe sahip zanlı enine boyuna cezai ehliyet bakımından sorgulanıyor kafamızda. Aklamaya çalışmak mümkün müdür sınırlı ehliyet gibi kavramlarla, akıl hastalığı ve hukuğun kesişim alanlarında nasıl davranmalı gibi sorularla yönünüzü şaşırtıyor. Suçluyu neredeyse beraat ettirecek ve bizi ikna edecek Ulrich. Ulrich'in böyle bir karakteri var, düşünme eylemini bir çembere benzetirsek, o çemberin tüm noktalarına ayak basarak dolanıyor ve bizi de ardı sıra sürüklüyor.

Sayfalar dolusu not almışım, alıntılar yazmışım, toparlayabildim mi bilmiyorum ana hatlarıyla benim izlenimlerim bunlar. Zorlayıcı bir eser, sayfa atlamanın kolay olmadığı, derinlikle işlenen konularla birlikte. Ahmet Cemal 60 sayfalık bir önsöz yazmış, benimkine uzun demeden önce bir düşünün derim:) Metin Bey'in tavsiyesiyle önsözü pas geçmiştim, ona dönüş vakti geldi. Metin T./Duvar/ ve Hakan S./Duvar/ sayesinde mükemmel bir yazarla ve kitapla tanıştım. Çok teşekkür ederim. Ve devamını da merak ediyorum.

Yeterince vakti olup sabırla okuyanlara teşekkür ederim.

* Alıntılar 1913: Fırtından Önce den. Şahane ve üst düzey bir kültür sanat romanı. İlgililere kesinlikle tavsiye ederim.
472 syf.
·12 günde·Beğendi·10/10 puan
İnceleme Öncesi Giriş Notu: Bu incelemeyi okumak yerine izlemeyi tercih ediyorum diyenler için:
https://youtu.be/hkIwOkFfgLs

Hangi Çeviriden Okuyalım Videosu İçin: https://youtu.be/tzeJQF1cmPQ

"Birisi kırmızı bir burun görünce, üstünkörü, burnun kırmızı olmasıyla nedense yetinir ve dalga boyuyla mikromilimetrik olarak tamı tamına söylenebilmesine rağmen bunun kırmızının tam olarak hangi tonu olduğunu neden hiç sormaz, bunları öğrenmek aslında önemli olabilirdi; halbuki insan, içinde yaşadığı şehir gibi, çok daha karmaşık bir mesele söz konusuyken, bunun tam olarak hangi şehir olduğunu daima bilmek ister." -Sayfa 14

Beni daha kitabın başlarında sarsan bir cümleydi yukarıdaki gördüğünüz alıntı. Daha kitabın başlarında nasıl farklı bir düşünce yapısıyla karşı karşıya kaldığınızı, yazarın incelikle üzerinde düşündüğü fikirlerini, kitap boyunca üzerinize boca edeceğini görebiliyorsunuz. Bu öyle bir boca ediş ki sanattan, spora, felsefeden, matematiğe, siyasetten, toplumsal eleştiriye türlü türlü fikir sağanağına -son derece özel bir dille- maruz kalıyorsunuz.

"Ulrich de kompozisyonunda vatan sevgisi hakkında, ciddi bir vatan sevdalısının kendi vatanını asla en iyi vatan olarak göremeyeceğini yazar; hatta içine doğan bir yıldırımın hızıyla -bu yıldırımda neler olduğunu görmekten çok onun ışıltısıyla gözleri kamaşsa da- yazdığı o şüpheli cümlenin peşine bir ikincisini de eklemiş, muhtemelen Tanrı'nın bile dünyası hakkında ihtimaller üzerinden konuşmayı tercih edeceğini yazmıştı, çünkü tanrı dünyayı yaratır, yaratırken de onun gayet tabii başka türlü olabileceğini de düşünür." -Sayfa 27

Bir yazar neden kitabın ana karakterinin adını "Niteliksiz Adam" ismini koyar ki? Bu bir modern insan eleştirisi mi yoksa kendi karmaşıklığına, kafası karışıklığına bir dokunduruş mu? Modern zamanın çarpıklığına, kaotik ortamına, kraldan çok kralcılığına, bozulmuş yapısına mı bir atıf yoksa? Yoksa var olduğu topluma uyumsuz, tutunamayan değil tam tersine inadına tutunmayan fakat her daim ilgi çekici bir karakterin başrol oynadığı "alayına gider" bir roman mı?

"Walter'in nutku tutulmuştu, aranıyor, sendeliyordu. Birden patladı: "Niteliksiz bir adam o!"
Clarissa kıkırdayarak, "Ne dedin?" diye sordu.
"Hiç, Hiçbir şey işte!"
Ama bu söz Clarisse'i meraklandırmıştı.

Walter, "Bu gün onlardan milyonlarca var," diye iddiada bulundu. "Çağımızın yarattığı bir insan nesli bu!" Kazara söylediği söz kendisinin de hoşuna gitmişti; bu söz onu sanki bir şiire başlıyormuşçasına, daha tam bir anlam çıkarmadan konuşmaya devam etmeye sevk etti. "Ona bir bak! Sence neye benziyor? Hekim gibi, tüccar, ressam veya diplomat gibi mi duruyor?

Clarissa makul bir tavırla, "Durmuyor, çünkü değil," dedi.
"Peki, acaba matematikçi gibi mi görünüyor?!"
"Bilmiyorum; matematikçiler nasıl görünür, bilmem!"
"Çok doğru bir şey söyledin! Matematikçi dediğin bir şeye benzemez; yani entelektüelliği o kadar geneldir ki belli bir içeriği yoktur!" - Sayfa 89

Ve Kakanya. İki milletli, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'na yazarın verdiği ismidir Kakanya. Birbirinden ayrık yapılara sahip iki milletin zorunlu ortak imparatorluğu. Tersliklerin memleketi, kara mizahın konu edinebileceği malzemenin bolluk bereket içerisinde bulunduğu enteresanlık yurdu.

"Üstelik Kakanya'da dahiler daima hödük sanılır ama asla başka yerlerde olduğu gibi, hödükler dahi sayılmazdı."
-Sayfa 46

Kitabın birinci bölümü ana karakterimizin Ulrich'in yaşamına bir göz atıştır. Tanrı yazar, bize Ulrich'i ve çevresini detaylı bir şekilde tanıtır -tabii ki hayata ve her şeye dair fikirleriyle birlikte. Sevgililerini, arkadaşlarını, babasını, niteliksiz adama dönüşünü kısa kısa bölümler halinde anlatır bize Musil. Niteliksiz Adama dönüşümünü dedim değil mi, hadi biraz da bu kısma değineyim.

Ulrich 32 yaşında, paralı, güçlü kuvvetli, bilgili, matematikçi, kadınlar için ilgi çekici fakat hayatta tüm bu elindekilere rağmen herhangi bir "şey" olamamış birisidir. Birçok mesleği, birçok uğraşıyı denemiştir ama hiçbirinde kal(a)mamıştır. Aslında bir aylak adam değildir, zihni bir makineymiş gibi konuşur, çeşitli düşüneler üretir hayata dair. Fakat hiçbir şekilde toplumda bir yerin içinde kendini konumlandıramaz. Zihni modern zamanın zehriyle beslenmiş, bir tutunmayandır kendisi tıpkı arkadaşı Walter gibi. Her ikisi de dehalarını eylemsel olarak kullanamazlar. Fikir bazında muhteşemdirler ama iş bunu kullanmaya ve toplumun içerisinde sivrilip parıldamaya geldiğinde atalet giysisi vücutlarını sarıp sarmalar ve onları hareketsiz bırakır.

Kitabın ikinci bölümü ise bir Avusturya-Macaristan İmparatorluğu yani Kakanya paradosidir: Paralel-yapı. Kont Leinsdorf'un himayesinde Ulrich'in kuzini güzeller güzeli Diotima'nın evinde, Paralel-yapı adlı imparatoru ve böylelikle de imparatorluğu yüceltme toplantıları başlar. Bu toplantılar kraldan çok kralcıların toplandığı, kaotik ve kakafonik ortamıyla tam bu imparatorluğa yakışan, Ulrich'in kara mizahıyla bizlere gösterilen çürümüş toplumun kendince eylemsellik çabalarıdır. Herkesin kendi fikrini ve menfaatini kolladığı, ortaya tonla fikrin saçılıp hiçbir eylemin gerçekleşmediği, suya sabuna dokunulmaktan itinayla kaçınıldığı keşmekeş ortamıdır. Aslında bu bölümde yazar, bulunduğu toplumu ve sistemi son derece güzel, naif bir dille kıyasıya eleştirir. Toplum da tıpkı Ulrich gibi eylemsizdir. Eyleme geçmeye çalışılır ama yararsız birkaç denemeden öteye geçemez. Yani sonuç koskoca bir sıfırdır.

Niteliksiz Adam, yazar Robert Musil'in ömrünü adadığı son derece özel bir dille yazılmış modern zaman ve toplum eleştirisidir. İçerisinde tonla karakteri barındıran, birçok güzel tespit ve insanlara yönelik eleştirel düşünceyi barındıran bir edebiyat harikasıdır. Yazarın son zamanlarında parasızlık nedeniyle yaşadığı sağlık sorunları sonucunda ne yazık ki tamamlanamadan Musil ölmüştür. Yazar, üniversitede felsefe, psikoloji, matematik ve fizik okumuştur. Bir anlamda Ulrich karakteriyle hem kendini anlatıp hem de bulunduğu zamanda kendini bulamamış, varoluşsal sıkıntılar çeken insan yaşamına ışık tutmuştur. Ben ayrıca Niteliksiz Adam romanının, Türk edebiyatının son derece kıymetli eserleri olan, Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam'ına ve Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ına da esin kaynağı olduğunu düşünüyorum.

Son olarak birkaç sözde kitabın çevirmeni Sami Türk için söyleyeyim. Niteliksiz Adam 1 ve 2 kitapları Ahmet Cemal çevirisiyle yıllar önce YKY tarafından yayınlanmıştı. Fakat bu iki kitap romanın yalnızca yarısını oluşturuyordu. 2018 Yılında Aylak Adam Yayınları cidden çevirmen Sami Türk'le birlikte büyük bir iş başarıp bu koca kitabın tamamını çevirip bastılar. Açıkçası çeviri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki benim gözüme batan herhangi bir şey olmadı. Okurlara bu baskının çevirisini rahatlıkla önerebilirim. Tabii ki Ahmet Cemal son derece büyük bir çevirmen. Arada mutlaka bir lezzet farkı olacaktır ama bu farkın çok büyük olmayacağından da rahatlıkla emin olabilirsiniz.

İncelemeyi de kitaptan şu güzel alıntıyla bitiriyorum.

"İnsan, iradesini seçtiği sürece özgürdür; onun insani arzuları, yani duyuların uzviyeti de denebilecek arzuları varsa, kısacası doğru düzgün düşünemiyorsa o zaman özgür değildir."
-Sayfa 431
152 syf.
·9 günde·10/10 puan
Kitabı, bitirdikten sonra hiç zaman yitirmeden eser üzerine bir şeyler karalamak istedim. Şayet yazmasam bir girizgâh için saatlerimi harcayacağımı biliyordum. Zannediyorum ki bir ürün ortaya koyanların en zorlandığı yan, girizgâh olsa gerek. Christopher Nolan’ın İnceptionında yaptığı gibi sonu, başa da koyabilirdim ama bu yazmaya çalıştığım tür ile bağdaşmazdı öyle ki siz okurlara, kitap hakkında bilgi vermem, okurken duyumsadıklarımı yahut hissiyatımı aktarmam aynı zamanda yazımımda sohbet havası oluşturmam gerek. Aksi halde henüz yazımın başında sıkılır okumaya bile lüzum görmezsiniz değil mi? Neyse ki bu girizgahı da böylelikle atlatmış olduk. (Rahatlamış Smayli)

Hayalperestler’e gelmeden evvel muhakkak Robert Musil üzerine konuşmak lazım gelir. Öyle ki kimi karakterler yazarın hayat izlerini bırakıyor satır aralarına. Söz gelimi Thomas’ı göz önüne alalım. Bir üniversite profesörü olmasına mukabil bilim kariyerini reddediyor bir zamanlar Musil’in yaptığı gibi. Yahut Stader. O da Musil’in bilimsel yönü olsa gerek. Google’un kuşları da; “Öğrenci Törless'in Bunalımları " eserinin askeri öğrenim hayatının yansıması olduğunu fısıldıyor meraklılarına.

Aldığım notlara bakıyorum yazıma ne ekleyebilirim düşüncesiyle ama benim notları çözmek kitabı çözümlemekten daha karmaşık geliyor şu haliyle. Bu sebeple notlardan gitme fikrini geri dönüşüm kutusuna gönderiyorum. Dursun orada ya geri dönmek istersem. (Uyanık Smayli) Zihnimi kurcalarken dalıyorum ve arkada açık kalan şarkının sözlerine odaklandığımı fark ediyorum; Oldukça anlamsız geliyorve bir yere varamayacağımı anlıyorum… Kapa kapa anlamsız sesi kapa (Kararlı Smayli)Rica ederim durun biraz gerçekten çok zor bir kitaptı acelenizi anlıyorum ama o kadar kolay değil böylesine bir kitabın bende uyandırdıklarını toparlamak.

Kitabın bir yerinde “İnsana yabancı gelen her bilinmezlik gözünde büyür.” Minvalinde özlü bir söz vardı. Sanırım şu an bana olanda bu: Yazarın sorgulamalarının, insanın çıkmazlarının yahut çelişkilerinin anlatımı, düzenin kör noktalarının bilimsel vaziyette açıklığa kavuşmasının yabancılığı gözümde büyüyor.

Tiyatro olarak kaleme alınmış olan Hayalperestler 3 perdeden oluşuyor. Hikâye çok yavaş ilerliyor ama düşüncelerin gidişatı tam aksi vaziyette. Musil, diyaloglarla, aforizmalarla edebi anlamda çıtayı da stratosfere kadar çıkartıyor. Yukarıda bahsini ettim ya hani “insanların çıkmazlarını anlatıyor” diye işte bunu yaparken zorluyor evet, kabul ama şahsına münhasır anlatımıyla ve yaklaşımıyla bu kulvarda bir baş yapıta imza atmış olduğunu da altını çizerek belirtmekte fayda görüyorum. Franz Kafka gibi. Marcel Proust gibi.

Karakter analizlerine girmeyeceğim çünkü yazımın amacı detaylıca bir inceleme değil bu sebeple Anselm’i tanıdıktan sonra şu sözlerimle sizlere veda ediyorum. (Üzgün Smayli)

Kendi doğruların olmazsa, bir gün yalanların doğrun olur ve ona inanarak yaşarsın. (Alıntı değildir şikâyet etmeyiniz.)

Kendine güvenen hemen alsın okusun. Okumama sebep olan Hakan S. Hocama da şükranlarımı sunuyorum.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
88 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Aptallık Üzerine, aslında Robert Musil tarafından Mart 1937'de Viyana'da Avusturyalı Werkbund'un (mimarlar, sanatçılar ve inşaatçılar federasyonu) davetiyle düzenlenen bir konferans.


Robert Musil'i okumak her zaman kolay değildir, ama her zaman çok zevklidir. Bu kısa parçada, isminden de anlayabileceğiniz gibi, insanların aptallığından bahsediyor. Konferansın yapıldığı tarih göz önüne alındığında, aptallığın o dönemde büyük bir ivme ile yükseldiğini görebilirsiniz. Naziler bu konferanstan sadece 18 ay sonra dünyayı kaosa sürükleyecekler ve aynı kaosu dört yıl boyunca Almanya'da ve ardından Avusturya'da yaratacaklar. Elbette Robert Musil bunu çok iyi biliyordu ve hatta bunu birkaç kez ima etti. Robert Musil’in çok daha geniş bir görüşü vardı ve ileri görüşlü bir bakış açısıyla yaşıyordu hayatı.


Aptallığın ne olduğu sorusuna dilsel açıdan yaklaşıyor ve basitçe “aptal” (ve benzeri kelimelerin) kelimesinin kullanımını inceleyerek başlıyor konuşmasına ve en yaygın örnekleri açıklayarak devam ediyor. Her ne kadar kendi yöntemini saflık olarak adlandırsa da, Robert Musil yine de bu yöntemle bazı büyüleyici sonuçlar elde etmeyi başardı.


Robert Musil’in tarzının herkes için uygun olmadığını söyleyebilirim. Anlatımında düşüncelerini direkt olarak acımasız bir dürüstlükle dile getiriyor ve diğer yazarların yaptığı gibi kendisinden başka kimsenin anlamadığı yabancı kelimeler kullanmıyor. Doğrudan konuya yönelip söylemek istediğini söylediği halde bazı cümlelerini iki kez okumak zorunda kalabilirsiniz. Şahsen benim çok beğendiğim yazar ve kitaplar arasında yerini aldı bu eser. Keyifli okumalar 🕊
68 syf.
·2 günde
20. yüzyılın 3 büyük romancısı kim olarak görülüyor otoritelerce, benim gibi bilmeyenlerdenseniz yazayım. Başyapıtı Niteliksiz Adam ile Musil, Ulysses ile James Joyce ve Kayıp Zamanın İzinde adlı dev eseriyle Marcel Proust.

Ahmaklık Üzerine Musil'in 1937'de Viyana'da yaptığı konferans metni. Ahmaklık ve ahmak olmak kavramlarına örneklerle ışık tutmaya çalıştığı, Niteliksiz Adam'a göndermeler yaparak savlar oluşturduğu, konuyu farklı açılardan ele alan bir deneme.

İlk olarak ahmaklığa dair konuşacak herkesin, kendisinin ahmak olmadığını, akıllı olduğunu varsayması gerektiğinden, bunu beyan etmenin de bir tür ahmaklık göstergesi olarak kabul edileceğinden dem vurarak, bu ikilemin altını çiziyor. Ve bazı durumlarda (efendi-köle, öğretmen-öğrenci ilişkisi gibi) ahmaklığın bile isteye akıllılığa tercih edilebileceği, böylece güç dengesinin korunacağı örnekler sunuyor. Yani ahmak sayılmanın akıllıca olduğu meseleler.

Ahmaklıkla kibir arasındaki ilişkiden, bolca kendinden söz etmenin ve kendini övmenin insanlar arasında bıraktığı o 'saf ahmak' imajından, 'ahmak' ve türevi lafları hakaret etmek için kullanan ve duygularını ifade etmede cümleleri yetersiz kalan insanların ahmaklıklarından, akıl ve duyguların içiçe geçmesinden mütevellit ahmaklığın akılsızlık gibi kullanılmasının yanlışlığından bahsediyor Musil.

Ve zaman zaman hepimizin ahmaklık ettiğini söyleyerek, ilerlemenin ancak bu şekilde olabileceğini bize şu öğütle ifade ediyor. "Elinden geldiğince iyi, mecbur kaldığın ölçüde kötü iş gör, bunu yaparken yaptığın işteki hata sınırlarının bilincinde ol!"

Kitaptaki tek ve görece büyük bir sorun, kadınların duygusallığının, uzun hikayeli ve ayrıntılı konuşmalarının, kendinden bahsetmelerinin bir kaç yerde ahmaklık olarak sunulması. Yani bu özellikler kadınlara atfedilerek eleştiriliyor. Ah Musil Bey sizde mi!

Keyifli okumalar.
752 syf.
·73 günde·Beğendi·8/10 puan
İnceleme Öncesi Giriş Notu: Bu incelemeyi okumak yerine izlemeyi tercih ediyorum diyenler için:
https://youtu.be/hkIwOkFfgLs

Hangi Çeviriden Okuyalım Videosu İçin: https://youtu.be/tzeJQF1cmPQ

Benim için iki ayrı çeviriden altı cilt üç binin üzerinde sayfa sayısıyla tam on bir ay süren yolculuğun adıdır Niteliksiz Adam. Dört cilt boyunca başta Ulrich olmak üzere Leona, Bonadea, Walter, Clarissa, Gerda, Hans Sepp, Fischel, Paul Arnheim, Diotima, Tuzzi, General Stumm, Rachel, Moosbrugger, Lindner, Meingast, Agathe ve daha unuttuğum nice karakterle yapılan devasa bir yolculuk.

Yazarın tam 21 senesini (1921-1942) alan bu dev eser ne yazık bitememiş. Bunda hem yazarın erken ölümü hem de son ciltte yer alan notlarında parasızlık ve o hayattayken eserinin değer görmemesi nedeniyle kalan cildin bitirilemeyişine şahit oluyoruz. Bunun kendisine ne kadar büyük acı verdiğini "Benden Bu Kadar" adlı bölümün satırlarında görmek mümkün: "Enflasyondan önce milletime yazar olarak hizmet etmeme mütavazı bir şekilde olsa da imkan tanıyan bir servete sahiptim. Çünkü milletim, kendilerine hizmet etmeme kitaplarımı satın almak suretiyle imkan tanımadı. Kitaplarımı okumadı. Fakat okuyan birkaç bin ve on bin kişi vardı, aralarında beni, sahip olduğum şöhrete kavuşturan eleştirmenler ve acemiler de bulunuyordu. Şu kaprisli şöhret yok mu! Güçlü ama sesi çıkmıyor." - 4. Cilt sf. 720-721

Bu eser iki kitap dört ciltten oluşmaktadır. Dördüncü cildi büyük ölçüde tamamlanmış olsa da tam anlamıyla bitmemiştir. Toplamda 128 bölümden oluşan dördüncü cildin 50. bölümünden itibaren fragmanlar (çevirmenin sözüyle bitmemiş bölümler) başlar. Kitabın Almanca baskısına sonsöz yazan Adolf Frise'nin sözüyle ifade etmek gerekirse: "Yine de en azından yeni bulunan müsveddelerde, taslakları iki kategoriye ayırmak yerinde göründü: Metinlerin geç döneme ait olduğu bariz belli olan halleri için "taslak", daha eskiye ait olanları için "erken taslak". "Etütler" ise bunların yanında ayrı bir kategori teşkil etmektedir. (Etütten kasıt, yazarın oluşturacağı bölümle ilgili düşüncelerini de yazdığı daha taslak haline bile gelmemiş bölümler). Her ne kadar 50. bölüm gibi erken bir dönemde başlasa bile fragmanlar, taslaklar ve erken taslaklar dördüncü cildin okuma akışını pek bozmayacak şekildedir.

İki ciltten oluşan ilk kitapta anlatılanlar daha çok Ulrich ve etrafındakiler, özellikle de etrafındaki kadınlar olarak geçer. Paralel Faaliyet adı altındaki yapının ve Ahmet Cemal çevirisiyle İmpkralya ya da Sami Türk çevirisiyle Kakanya yani Avusturya-Macaristan İmpratorluğu'nun Birinci Dünya Savaşı öncesi kara mizah bir dille anlatılır. İkinci kitap üçüncü ciltle ise Ulrich'in yıllardır görmediği ikiz kız kardeşi Agathe devreye girer. Bu ciltten başlayarak kitaplarda iki karakter arasında bir ensest ilişki söz konusudur. Bu durum birçok okur için fazlasıyla rahatsız edici gelebilir ama anlatım dilinde kullanılan estetiklik bu hali önemli ölçüde giderir. Peki Musil okurları rahatsız edeceğini bile bile neden böyle bir karaktere ve ilişkiye yer vermek istemiştir? İlk iki ciltte de görülebileceği üzere aslında Ulrich'in etrafında pek çok sevgili ve ona hayran olan kadın bulunmaktadır. Yazar çok rahatlık Agathe karakterini de kimseyi rahatsız etmeden Ulrich'in sevgilisi yapabilirdi. Peki neden bu yola gitmedi? Cevabı "hermafrodit" yani çift cinsiyetlilik kavramında yatmakta. Ulrich ve ona hayran olan yakın arkadaşı Clarisse üzerinden kitabın birçok yerinde bu kavrama yer verilmiştir. Ulrich, özellikle kız kardeşinden bahsederken Siyam ikizi olduklarından dem vurur. Buradaki temel amaç kadın ve erkek ruhlarının bir elmanın yarısı gibi bütün hale gelebileceğidir. Aynı bedende iki cinsin yer alabileceği fikrini yazar hem Clarisse'nin dilinde hem de Ulrich ve Agathe'nin ikiz kardeşliği üzerinden. İki cilt boyunca devam eden ensest ilişki kısımları fazlasıyla edebi bir dille tabiri caizse göze batırılmadan işlenmeye çalışılmış. Tüm bu anlattıklarım bazı hassas okurları tatmin etmediyse onlara tek önerim, ilk iki cildi YKY Ahmet Cemal çevirisiyle okumaları ve kitabı burada sonlandırmalarıdır.

Gelelim bu dört cildin çeviri macerasına. Almanca'dan Türkçe'ye çeviri yapanlar arasında bence en iyisi olan ve geçtiğimiz yıllarda kaybettiğimiz değerli çevirmen Ahmet Cemal, bu serinin ilk kitabını iki cilt halinde, birinci cildini 1999, ikinci cildini ise 2009 yılında Yapı Kredi Yayınları Kazım Taşkent Klasikleri Dizisi altında yayınladı. Fakat ne yazık ki ömrü vefa etmediği için serinin ikinci kitabını, yani üçüncü ve dördüncü ciltlerini çeviremedi. 2018 Yılında Aylak Adam Yayınları, çevirmen Sami Türk'le birlikte büyük bir işi başararak bu serinin tüm ciltlerini tam metin olarak yayınladılar. Öncelikle hem çevirmene hem de yayınevine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Yaptıkları iş takdire şayan ama.... Buraya koca bir ama koyuyoruz. Çevirmen Sami Türk, 1986 doğumlu yani genç bir çevirmen olmasına rağmen ne yazık ki dört cilt boyunca birçok eskimiş kelimeye yer veriyor. Eski dil bilgim fena olmayan beni bile zorlayan "irca etmek, ram etmek, afekt, berkitmek, malumatfuruş" gibi daha bir çok eskimiş ya da kullanımdan kalkmış kelimeler ciltlerde bulunmaktadır. Önce kendi sonsözünden bu konu hakkındaki savunmasına bir göz atalım (Sonsözde bile kendi cümleleri olmasına rağmen anlayamadığım bir şekilde eski kelimelere yer vermiş Sami Türk)
"Edebiyat faaliyetinde hal böyleyken çok daha keskin ve belirleyici ifadelere muhtaç bilim metinlerinde kullandığı yabancı kelime sayısı edebiyattakine oranla çok daha yüksektir, bu, istatistiklerle de sabittir. Bu mana da ben de hem dil ekonomisi hem estetik bakımında mümkün mertebe günümüz Türkçesini yaygın kelimeleriyle kullanmaya çalıştım fakat nüansı yakalayamayacağını hissettiğim yerde -bu tabirin zaten bir hayli izafi olması bir yana- eski(miş) kelimeleri kullanmakta beis görmedim. Bazı eski, daha doğrusu kullanımdan düşmüş kelimeleriyse metnin aslında (çoğunlukla ironik veya eleştirici tutumun sonucu) kullanımın okurda yarattığı şaşkınlığı, çeviri metin okuruna da aksettirebilmek adına yer verdim."

Çevirmenin bu konudaki savunması çok daha fazla uzun ama ben bu incelemenin hacmini daha fazla artırmamak adına burada kesmek istedim. Yani koskoca Ahmet Cemal'in yapmadığını Sami Türk yapmaya karar vermiş. Benim bu ifadelerden anladığım budur. Sami Türk'ün çevirisine eski kelime kullanımları hariç kötü diyemem. Hatta Ahmet Cemal'in çevirdiği ilk iki ciltle kıyasladığımda tabii ki onun kadar yetkin olmasa da gayet iyi çeviriler. Sorun yukarıdaki ifadelerde olduğu gibi kullandığı eskimiş kelimeler. Bazı kelimeler için sözlük kullanma zorunluluğu haricinde cümleleri iyi çevirdiğinden genel gidişattan rahatlıkla çözebildim ve okumam bu anlamda aksamadı. Ondandır ki Niteliksiz Adam'ı çok sevmiş okurlar için Ahmet Cemal kalan ciltleri çevirmedi diye üçüncü ve dördüncü cildi okumaktan kaçınmamalarını rica ediyorum. Sami Türk çevirisi sonuç olarak kötü değil. Sadece eskimiş kelime kullanımı nedeniyle bir handikabı mevcut. Hatta şöyle söyleyebilirim bir okur rahatlıkla dört cildi birden Sami Türk çevirisinden okuyabilir. İlk başta eskimiş kelime kullanımları nedeniyle biraz zorlanabilirler ama sayfalar ilerledikçe çeviri diline alışıp rahatlıkla okuyacaklardır.

Son olarak bu eşsiz eseri okurların tam metin yani 4 cilt halinde okumalarını, ister Ahmet Cemal isterse de Sami Türk çevirisinden başlayıp ilk iki cilde takılı kalmadan devam etmelerini tavsiye ediyorum. Yaşamında okurlar tarafından yalnız bırakılmış bu kıymetli yazarı, bari dilimizde eserin tamamı çevrilmişken yalnız bırakmayalım.
102 syf.
·3 günde·7/10 puan
Musil, üslup demek. Modern edebiyatın öncüleri arasında yer alan Proust, Woolf, Joyce, Broch gibi yazarların arasında önde gelen bir isim Musil. Niteliksiz Adam'a uzanan kısa öyküler bile karakterlerin psikolojik analizlerini detaylıca görmeye imkan tanırken, kronolojik okumadaki üslup ivmesini daha net görmemizi sağlıyor. 'İlk eserler' denildiğinde o eseri hamlaşmamış olarak yorumlarız; Musil'in genç yaşta kaleme almış olduğu Öğrenci Törless ve ilk novellaları çıraklık dönemini hatırlatması şöyle dursun, 20'li yaş izlenimi veren yetişkin bir adamın kaleminden çıkmış bir yazım ürünü gibiydi. Canetti'nin 26 yaşında Körleşme'yi yazmış olmasını tuhaf karşılamaya benzer bir şey olsa gerek. Bu izlenimde başta belirttiğim gibi üslubun rolü çok çok fazla. J. London'un "Ne söylediğinizi biraz da nasıl söylediğiniz belirler." cümlesini bir kitabın girişinde görmek istesek, buna en yakın isim Musil ve herhangi bir eseri olurdu.

Niteliksiz Adam'a giden yolda deneyim ve alımlamaların nasıl bir tonda olduğunu görebiliyoruz Üç Kadın'da. Musil'in roman sanatına yeni bir dokunuş getirmeyi amaçladığını görebileceğimiz üslubu, hikayenin kendisinden çok alegorilerin, önermelerin ve felsefi tabanlı metinlerin deneyimleme çatısı altında yer aldığını söylemek mümkün.

Grigia, Portekizli Kadın ve Tonka isimli öykülerden oluşan Üç Kadın, dile getirilen kuşku öğeleri, varoluş problemleri ve içsel semptomlarla öykülerin birbiriyle bağlantılı ve geçişli olmasını sağlıyor. Türk edebiyatı ve günümüz dizilerinden iyi bildiğimiz temaların yinelendiğini görürüz, genç soylu bir erkek veya halktan bir kız tiplemesi vardır. Erkek kahramanların ön planda olması kitabın ismiyle çelişki yaratsa da, giriş gelişme sonuç kısmı gibi, Son (Tonka) öyküde kadının içsel düşünceleri ön planda tutulur. Tahakküm altına giren kadın algısının zaman içinde kırılmaya başlayan tabular gibi bir yere konduğunu, -ama evrimsel uzantının kadınlara olan bakışlarda devam edebileceğinin- novella sıralamasındaki altmesajla söylemek mümkün olabilir.

Üç öykünün de erkek kahramanları, kadınlara karşı derin bir kuşku ve kaygı içindedirler; yıkım edebiyatının önemli bir eseri olan Körleşme'de profesör Kien'in içine düşmüş olduğu uçurumdaki kadın payıyla bir hayli benzer bu üç öykü. Kuşkunun salt kuşku olmaktan çıkıp bireyin hayatında onu felakete sürükleyecek kadar merkezi bir boyuta gelmesi ve tam bu felaket anlarında varoluş problemlerini etkileyici bir üslupla okuyor oluşumuz yazarı ve eseri etkileyici hale getiren etmen oluveriyor. İnsan ruhundaki gedikleri Musil'in soyutlaştırmasından okumanın az rastlanır bir zorluğu var ancak günün sonunda problem çözmek gibi benzer bir his uyandırıyor.

Kahramanların birbirleri üzerinden kitlesel yok oluşa sürüklendiğini göreceğimiz üç dramatik öykü, üç kadın...

Yazarın biyografisi

Adı:
Robert Musil
Tam adı:
Robert Edler Von Musil
Unvan:
Avusturyalı Yazar
Doğum:
Klagenfurt, Avusturya-Macaristan, 6 Kasım 1880
Ölüm:
Cenevre, İsviçre, 15 Nisan 1942
Tam adı Robert Edler Von Musil'dir. 1880 yılında Klagenfurt'da doğdu, 1942 de Cenevre'de öldü. Öğrenim hayatı, tıpkı Kafka'da olduğu gibi, babasının isteği doğrultusunda geçmiş, babasının istediği okullarda okumuş ve yine onun isteği üzerine makine mühendisi olmuştur. Daha sonra Berlin Üniversitesi'nde felsefe, psikoloji, matematik ve fizik okuyarak psikoloji alanında doktora yaptı. Henüz 26 yaşındayken yayımladığı "Genç Törless" adlı romanı ile birden bire eleştirmenlerin dikkatini çekmiş, kendini tamamen yazarlığa vererek dönemin önemli üniversitelerinden gelen asistanlık tekliflerini geri çevirmiştir. Edebiyatta, özellikle biçimi ön plana çıkaran yazarları eleştirmiş "sanat sanat için değil, sanat hayat içindir" anlayışını savunmuştur.Tüm edebi yaşamı boyunca sosyal ve toplumsal sorunlarla uğraşmış, bunları romanına ustalıkla yerleştirmesini bilmiştir. 1930 yılında ilk cildi yayımlanan başyapıtı "Niteliksiz Adam" ile hayatı boyunca uğraşmasına rağmen çeşitli sebeplerden dolayı bir türlü bitirememiş, özellikle üsluba verdiği önem nedeniyle bazı bölümlerini defalarca yazmıştır.Bu eserinde, I. Dünya Savaşı öncesi ve sonrasının kültürel uyuşmazlığını, güvensizliklerini, kırgınlıklarını büyük bir ustalıkla yansıtır. Gerek eserlerinin derinliği, gerek sanata bakışı ve gerekse yapıtlarının sanatsal nitelikleriyle Robert Musil, 20.yüzyılın en büyük Alman romancılarından biri olmasının yanında, modern romanın da temel taşlarından biridir. Adı okurlar tarafından pek duyulmasa da eleştirmenlerce genellikle Franz Kafka, James Joyce, Marcel Proust ve Virginia Woolf gibi modern romanın önemli isimleriyle birlikte anılır. En önemli eseri olan "Niteliksiz Adam" yarım kalmış olmasına rağmen dünya edebiyatının anıt romanlarndan biridir. Çağdaş romanın oluşumunda önemli katkıları vardır.

Yazar istatistikleri

  • 293 okur beğendi.
  • 1.547 okur okudu.
  • 101 okur okuyor.
  • 3.653 okur okuyacak.
  • 79 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları