Robert Musil

Robert Musil

Yazar
8.2/10
309 Kişi
·
849
Okunma
·
204
Beğeni
·
7299
Gösterim
Adı:
Robert Musil
Tam adı:
Robert Edler Von Musil
Unvan:
Avusturyalı Yazar
Doğum:
Klagenfurt, Avusturya-Macaristan, 6 Kasım 1880
Ölüm:
Cenevre, İsviçre, 15 Nisan 1942
Tam adı Robert Edler Von Musil'dir. 1880 yılında Klagenfurt'da doğdu, 1942 de Cenevre'de öldü. Öğrenim hayatı, tıpkı Kafka'da olduğu gibi, babasının isteği doğrultusunda geçmiş, babasının istediği okullarda okumuş ve yine onun isteği üzerine makine mühendisi olmuştur. Daha sonra Berlin Üniversitesi'nde felsefe, psikoloji, matematik ve fizik okuyarak psikoloji alanında doktora yaptı. Henüz 26 yaşındayken yayımladığı "Genç Törless" adlı romanı ile birden bire eleştirmenlerin dikkatini çekmiş, kendini tamamen yazarlığa vererek dönemin önemli üniversitelerinden gelen asistanlık tekliflerini geri çevirmiştir. Edebiyatta, özellikle biçimi ön plana çıkaran yazarları eleştirmiş "sanat sanat için değil, sanat hayat içindir" anlayışını savunmuştur.Tüm edebi yaşamı boyunca sosyal ve toplumsal sorunlarla uğraşmış, bunları romanına ustalıkla yerleştirmesini bilmiştir. 1930 yılında ilk cildi yayımlanan başyapıtı "Niteliksiz Adam" ile hayatı boyunca uğraşmasına rağmen çeşitli sebeplerden dolayı bir türlü bitirememiş, özellikle üsluba verdiği önem nedeniyle bazı bölümlerini defalarca yazmıştır.Bu eserinde, I. Dünya Savaşı öncesi ve sonrasının kültürel uyuşmazlığını, güvensizliklerini, kırgınlıklarını büyük bir ustalıkla yansıtır. Gerek eserlerinin derinliği, gerek sanata bakışı ve gerekse yapıtlarının sanatsal nitelikleriyle Robert Musil, 20.yüzyılın en büyük Alman romancılarından biri olmasının yanında, modern romanın da temel taşlarından biridir. Adı okurlar tarafından pek duyulmasa da eleştirmenlerce genellikle Franz Kafka, James Joyce, Marcel Proust ve Virginia Woolf gibi modern romanın önemli isimleriyle birlikte anılır. En önemli eseri olan "Niteliksiz Adam" yarım kalmış olmasına rağmen dünya edebiyatının anıt romanlarndan biridir. Çağdaş romanın oluşumunda önemli katkıları vardır.
Hele de fahişelik; nereden baktığına ve gözlemlediğine göre büyük farklılıklar gösteren bir meseledir.
Robert Musil
Sayfa 33 - Aylak Adam Yayınları
Fikir ihtiyacını en derinden tatmin eden şey, kocası ve çocuklarından oluşan bir muhitte sessiz ve ideal bir yaşam sürme tasavvuruydu.
Robert Musil
Sayfa 59 - Aylak Adam Yayınları
Ancak insan bir talepte bir sonuç almaksızın uzunca bir zaman direndiğinde, beyin de tıpkı uzunca zaman havada kalan bir kol gibi uyuşur.
Gerçekten de, beklenmedik düşüncelerin gelmesinin tek yolunun insanın onları beklemesinden başka bir şey olmadığı söylenebilir.
552 syf.
·16 günde·10/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda hayatımda en sevdiğim kitap olan Niteliksiz Adam'ı yorumladım:
https://youtu.be/IJYWj2MAhyo

Oğuz : Oğuz
Niteliksiz Adam 1 : NA1

https://i.hizliresim.com/y0J3mN.jpg

NA1 : Beni neden buraya getirdin Oğuz?
Oğuz : Ben senin içindeki cümleleri bu kafede çizik çizik ettim NA1. İçindeki matematiksel bir düzenle kurulmuş, bilimsel formül gibi oluşmuş ve bugüne kadar hiç duymadığım betimlemeli cümlelerden bazılarını okurken işte burada sesli bir şekilde şaşırmış ve insanları kendime baktırmıştım istemeyerek de olsa. Hiçbir insan bana bugüne kadar böyle olağanüstü şeyler dememişti, çok ciddiyim. Bugüne kadar hiçbir kitaba yapmadığım şeyi sana yaptım 16 gündür beraber olduğum arkadaşım. Ben de bunun için sana çay ısmarlamaya geldim.
NA1 : Teşekkür ederim fakat bizim Viyana'da Melange adında bir kahve vardır, biraz daha niteliklidir sizin Türk kahveniz ya da çayınız gibi olamasa da. Onun için senin beni okuma cesareti gösterme niteliğine karşılık ben yine namıdiğer niteliksizliğimle bu çayı içmeyeceğim, üzgünüm dostum.

https://i.hizliresim.com/6JpXQ9.jpg

NA1 : Oğuz, kalk gidelim buradan... Beni kimse okumak istemiyor gibi bir duyguya kapılıyorum. Çetin bir kitabımdır ben, öyle hemen anlayamazsın içimdeki bazı şeyleri. 3-4 kere okusan da çözümlemekte zorlanabileceğin çetin cümleler içeririm.
Oğuz : Şurada bildiğim bir kahvehane var. Okumak nitelikli bir eylemdir, seni daha çok niteliksizleştirmemi ister misin?
NA1 : Bayılırım.

https://i.hizliresim.com/3EWqNp.jpg

Oğuz : Mutlu musun?
NA1 : Hiç olmadığım kadar. Zaten okunmuyordum, en azından dışarıdaki insanların bensizken ne yaptığını öğrenme fırsatı buldum. Oğuz, buradan da gidelim. Yalnızlığım bastırdı yine iyice.
Oğuz : Peki.

https://i.hizliresim.com/Rn8PXn.jpg

NA1 : Şu an şu salıncakta sallanıp nitelikli zevklerimi doyurmak yerine insanların göz ardı ettiği, giriş paragrafımda bile yazılan Atlantiğin üzerindeki barometrik minimumlarımın Rusya üzerinde biriken maksimuma dönüşünün bu salıncakta sallanışıma etki edeceği merkezkaç kuvvetini düşünüyorum. Böyle akıl dolu şeylerle rahatlayabilmek ve aklını kullanmak varken neden sallanayım Oğuz, ben manyak mıyım? Siz insanlar nasıl etrafınızda böyle şeyler olup bitiyorken hiçbir şey olmuyormuş gibi sallanabiliyorsunuz?
Oğuz : Ne desen haklısın NA1.
NA1 : Anne ve babamı özledim ben Oğuz, beni onların yanına götür.

https://i.hizliresim.com/p6MWjn.jpg

Oğuz : İşte geldik.
NA1 : Nasıl yani? Ben bu göğe uzayan uzamlar sayesinde mi okunabiliyorum yani?
Oğuz : Tabii ki de, ne sandın? Bak, sizin gibi kitapları okuyan insanlar böyle yeni yeni fidanlar diktiği için sen şu an yaşıyorsun. Fakat benden, seni meyve ya da sebzeymiş gibi toprağa ekip de yeni basımının çıkacağını da bekleme. Sen edebiyatın Elvis Presleyi gibi bir kitapsın. Aslında gövdeler senin yazarın Musil ya da Proust, Joyce, Dostoyevski, Broch gibi isimlerden meydana gelir ve sizden etkilenen diğer yazarlar da bu ağacın göğe doğru giden yemyeşil uzamlarına benzerler NA1.
NA1 : İşte buna gerçekten şaşırdım...

https://i.hizliresim.com/kO7WA9.jpg

Oğuz : Bak NA1, işte senin memleketin Viyana. Sen neredeyse 100. doğum gününü kutlayacaksın ve aslında oraya aitsin. İçinde bahsettiğin Avusturya Macaristan İmparatorluğu'nun en önemli kentlerindendir Viyana. Aslında Viyana, içinde bahsettiğin gerçeklik ile düşün olasılıkları arasındaki gidip gelişleri, beynin sağ ve sol lobunun iki ayrı kutbu gibi içerisinde hem tarihi bir dokuyu hem de modernizmi taşır. Aslında sen de içinde bunları anlatmak istemiştin, değil mi?
NA1 : Şu Viyana gözlerimde tütüyor Oğuz, ne yalan söyleyeyim. Burjuvazinin çöküşüne şahit oldum ben. Varmayı istemek ile kurtulmayı istemek arasında gittim geldim aynı senin gibi. Atonal bir müzik parçasıyım ben Oğuz. Düzensizlikler arasında bir düzen oluşturucuyum, zaten sen de beni okudun bunları görmüşsündür. Her zaman tercih edilen nitelikler arasında bir niteliğe sahip olmaya ihtiyaç duymayan bir sonrasızım ben. Akıl ve ruhun senteziyim. Barok üslubunda bir kitabım aslında, değil mi?
Oğuz : Evet, kesinlikle. Doğru kelimeler Barok, bulanıklılık ve sonrasızlık. Barok mimarisinin o göz alıcı süslü dünyasını hatırlıyorum da, gerçekten de senin kitabında boşluğun o göz alma ihtiyacı hissetmediği mistik Barokluğunu öğrendim ben NA1. Kendimin sahip olduğu bulanıklığa sende de şahit oldum. Sen Paralel-Eylem'i anlatırken burjuvazinin de bir bakıma toplumda tikel bazda rol alan bireylerin çöküşü gibi çökmesini izledim yavaş yavaş.

https://i.hizliresim.com/NZ813L.jpg

NA1 : Şu an bana gösterdiğin şehir hayatı ve insanların burjuvazi tavırları sadece çok fazla gerçek. Anlıyorsun beni değil mi Oğuz? Ben bundan bunalıyorum işte. Yapmacık gerçekliklere hiç gelemem. 244. sayfada demiştim sana, bu kadar tamamlanmış ve eksiksiz gözüken bir dünyanın içerisinde, kiliselerin, binaların, üzerindeki gök kubbenin, bütün bu ağaçların, insanların içerisinde en ilgisiz kalan, en muhtaç soluk insandır. İşte bundan sonra Ulrich, niteliksiz adam olmayı istemişti, biliyorsun.

En azından beni okurken beyninin eski bir makine odası çalıştırıldığında o odadaki makinelerin tozlarından arındırılarak tekrar çalışmaya başlaması gibi çalıştığını biliyorum. İçimdeki fiziksel, düşsel, sosyolojik, etimolojik ve edebi dünyayı bu şehirde bulamazsın sen Oğuz.
Oğuz : Haklısın. Zaten ben seni okurken aklımda hep tek bir düşünce vardı : "1984 hamdım, Şibumi piştim ise Niteliksiz Adam 1 yandım seviyesidir."
NA1 : Beni evime götür Oğuz.

https://i.hizliresim.com/az8Gjg.jpg

NA1 : Oh my Ulrich! Bu kitaplıkta yer kalmamış bana Oğuz? Sen, bana verdiğin değeri böyle mi gösteriyorsun yani?
Oğuz : Şey, kusura bakma NA1. Sana daha özel bir yer düşünmüştüm.
NA1 : Nasıl yani?
Oğuz : Diyorum ki, sen beni bugüne kadar en çok etkileyen sadece kitaplardan değil "şey"lerden birisin NA1. Onun için artık benle dolaşmanı ve dünyaya da senin içindeki o kendini tekrar tekrar okutan cümlelerle bakmak istiyorum.
NA1 : Tamam, sen bilirsin.

https://i.hizliresim.com/Yg8NME.jpg

Oğuz : Artık damarlarımdasın NA1, hani iliklerime kadar işledin derler ya bizim Türkler, işte bunu hissediyorum. 316. sayfada altını çizdiğim alıntından anlamıştım bunu. En azından senden sonra gelen kitapları senin gözünle anlamlandırabilmek için bir başlangıç yapmış oldum senin sayende. Bunun için çok teşekkür ederim. Ama seni okumamı sağlayan Hakan S.'yedir en büyük teşekkürüm. Onun etkinliği olmasa seni de okuyamazdım belki.

Ulrich sana benim için en özel şarkılardan biri olan şu şarkıyı hediye ediyorum, çünkü hem senin bulanıklığını, hem de benim bulanıklığımı, ikimizin de gerçeklik ile düş arasında gidiş gelişlerimizi, ikimizin de insanları ve hayatımızdaki olguları matematiksel olarak anlamlandırabilme eşiklerimizi hatırlatıyor bana tekrar :

"Çünkü dünya benden ibaret
Öyle olmayaydı şayet
Kafatasımın içinde ne diye dolanıyo
Bütün bu güzellik bütün bu rezalet
Hepsi benim hepsi bana ait"

https://www.youtube.com/watch?v=ZXYaTnyaJok
552 syf.
·11 günde·10/10
Saçlarımı 'kaskatı ve kendi başına duran, mükemmelliğiyle bir yabanarısı kovanına benzeyen bir topuz' halinde toplamışım, kulağımda inci küpelerimle. Dile kolay yüzyılın romancılarından birinin kapısı önündeyim. Böyle insanı büyüleyen, hapseden, on kere okutan cümleleri yazan adamın karşısında ne yapılır? Ama ondan sonrası karanlık. Kapının deliğinden gördüğüm yüzeysel kesitlere ayrılmış parçaları hayal gücümle birleştirip tamamlayacağım bir konumda mıyım, kapı aralık kalmış da içeriğin bir kısmına hakim bir kısmına yabancı durumda mıyım, yoksa tüm çıplaklığıyla önüme serileni gözlerimle beynim kavradı mı bilmiyorum.

Bu kitabın türü felsefi kurgu olarak geçiyor. Ben olsam 'denemesel roman' olarak uydururdum Montaigne'in Denemeler ine atıfta bulunarak. Baş düşünür Niteliksiz Adam olan kahramanımız Ulrich'in 'hem gördüklerinin onu hep yeniden düşünmeye itmesi, hem de çok fazla düşünme karşısında ürkmesi' sebebiyle karşılaştığı, ucundan kıyısından ilintisi olan her konudaki eylemi çoğunlukla düşünmek olduğundan ve her şeyde iki ayrı yan keşfetmeye ilişkin bir yeteneğe sahip olduğundan felsefe, müzik, evlilik, yeni, eski, askerlik, gazetecilik, din, bilim, ruh, ekonomi, mantık, irade, bilinç, ahlak, aptallık, sanat ve hatta erkek gülümsemesi hakkındaki fikirleri 3-4 sayfalık kısımlar olarak romanın parçalarını oluşturuyor. Oku-koy kenara bir kitap değil anlayacağınız, rastgele bir sayfayı gözünüze kestirip bir süre dünyadan uzaklaşabilirsiniz.

1913'te Viyana'da başlar konu. "Hani o sıralar aynı anda Hitler, Stalin, Troçki, Tito, Freud ve Musil'in olduğu; Jung'un Kafka'nın, Picasso'nun, Rilke'nin Proust'un da o dönemlerde ara ara uğradığı şehirde".* 83 yaşındaki Avusturya-Macaristan (aslında ikili monarşinin hüküm sürdüğü, Avusturya Macaristan ortaklığı değil de, Macaristan'ın güç kontrolü yoluyla elde tutulduğu ve buna paralel olarak da halkların da aslında hiçbir şekilde sempati duymadığı, karmaşanın hüküm sürdüğü bir imparatorluk )imparatoru Franz Joseph'in 65 yıllık taht serüveninin 70 i dolduracağı yılı, Almanya'ya nispet olarak Avusturya Yılı olarak kutlamak fikri çıkar 'parlak' bir beyinden. Ve bunu halkı 'sadece pazarları gittiği kiliseden' tanıyan bir soylunun, imparatorluk sevgisiyle dolu olduğunu düşündüğü halktan gelme, yani tabandan gelme bir istek olduğunu tüm kalbiyle hissettiği ve tabii ki halk bu işlerden anlamayacağı için(!) soylular ile, burjuva ile, bilim adamları ve sanatçılar ile ileriki adımlar için bir komisyon kurulur. Ve olaylar gelişir. Birinci Dünya Savaşı, bir çöküşün öncesinde elit tabakanın arasında buluyoruz kendimizi.

The Guardian'da yazılana göre en çok raflarda bulunup, en çok yarım bırakılan kitaplardan biri olarak tanınıyormuş, bizim Tutunamayanlar'ın makus talihine sahip anlayacağınız. Döneminin geçmiş gelecek çatışmasını evrensel değerlendirebileceğimiz bir kurguya sahip. Buram buram kalite kokuyor.

Musil'e gelirsek, ömrünün sonuna kadar bu kitapla uğraşıyor ve tamamlayamadan ölüyor. Önünde saygı ile eğilmekten başka bir eyleme girişemeyeceğimiz, kelime yelpazesi bu kadar geniş, zihinlerimizle dans eden cümlelerle haşır neşir olmak, bir yaşam gerektiriyor demek ki. Nasıl bir insanmış? "Musil bir çok niteliği olan bir adamdır. Bakımlıdır, idmanlıdır, ayakkabıları Viyana'nın bütün kafelerinin en parlak ayakkabılarıdır, günde bir saat halter kaldırıp diz büker. Muazzam kibirlidir. Kendini bir yandan çok küçük ve aciz hissederken diğer yandan da daha büyük bir iş için, yüzyılın romanını yazmak için yetenekli olduğunu düşünür."* O sırada felsefe doktoru ve mühendis, imparator ve krallık kütüphanecisi ünvanlarına sahip. Bütün birikimini aktarmış.

Musil ilk deneyimlerini hayat kadınları ile yaşamış ve ilk evliliğinde de karısı başkası ile evliyken tanışıp boşanmasını beklemiş. Acaba bundan mı bütün evli kadın karakterlerin sadakatsizliğe eğilimi var kitapta? Ve kadınların değerini kendisinin belirleyebileceğine işaret olarak mı, dişi karakterlerin çoğuna isimleri yerine Ulrich'in belleğindeki yansımalardan yeni tanımlamalar kullanıyor? Ulrich de kendini bulmuştur şüphesiz Musil, özdeşleştirmiştir. O da askermiş zamanında Ulrich gibi, bilimde de felsefede de birikimleri ortak. Neden birine ismiyle seslenmezsiniz de yeni ad takarsınız?

Bir de cinayet var tabi. Zebercet gibi sevilmemiş, toplumda yer edinememiş, 'görülmemiş' bir geçmişe sahip zanlı enine boyuna cezai ehliyet bakımından sorgulanıyor kafamızda. Aklamaya çalışmak mümkün müdür sınırlı ehliyet gibi kavramlarla, akıl hastalığı ve hukuğun kesişim alanlarında nasıl davranmalı gibi sorularla yönünüzü şaşırtıyor. Suçluyu neredeyse beraat ettirecek ve bizi ikna edecek Ulrich. Ulrich'in böyle bir karakteri var, düşünme eylemini bir çembere benzetirsek, o çemberin tüm noktalarına ayak basarak dolanıyor ve bizi de ardı sıra sürüklüyor.

Sayfalar dolusu not almışım, alıntılar yazmışım, toparlayabildim mi bilmiyorum ana hatlarıyla benim izlenimlerim bunlar. Zorlayıcı bir eser, sayfa atlamanın kolay olmadığı, derinlikle işlenen konularla birlikte. Ahmet Cemal 60 sayfalık bir önsöz yazmış, benimkine uzun demeden önce bir düşünün derim:) Metin Bey'in tavsiyesiyle önsözü pas geçmiştim, ona dönüş vakti geldi. Metin T./Duvar/ ve Hakan S./Duvar/ sayesinde mükemmel bir yazarla ve kitapla tanıştım. Çok teşekkür ederim. Ve devamını da merak ediyorum.

Yeterince vakti olup sabırla okuyanlara teşekkür ederim.

* Alıntılar 1913: Fırtından Önce den. Şahane ve üst düzey bir kültür sanat romanı. İlgililere kesinlikle tavsiye ederim.
472 syf.
·12 günde·Beğendi·10/10
İnceleme Öncesi Giriş Notu: Bu incelemeyi okumak yerine izlemeyi tercih ediyorum diyenler için:
https://youtu.be/hkIwOkFfgLs

"Birisi kırmızı bir burun görünce, üstünkörü, burnun kırmızı olmasıyla nedense yetinir ve dalga boyuyla mikromilimetrik olarak tamı tamına söylenebilmesine rağmen bunun kırmızının tam olarak hangi tonu olduğunu neden hiç sormaz, bunları öğrenmek aslında önemli olabilirdi; halbuki insan, içinde yaşadığı şehir gibi, çok daha karmaşık bir mesele söz konusuyken, bunun tam olarak hangi şehir olduğunu daima bilmek ister." -Sayfa 14

Beni daha kitabın başlarında sarsan bir cümleydi yukarıdaki gördüğünüz alıntı. Daha kitabın başlarında nasıl farklı bir düşünce yapısıyla karşı karşıya kaldığınızı, yazarın incelikle üzerinde düşündüğü fikirlerini, kitap boyunca üzerinize boca edeceğini görebiliyorsunuz. Bu öyle bir boca ediş ki sanattan, spora, felsefeden, matematiğe, siyasetten, toplumsal eleştiriye türlü türlü fikir sağanağına -son derece özel bir dille- maruz kalıyorsunuz.

"Ulrich de kompozisyonunda vatan sevgisi hakkında, ciddi bir vatan sevdalısının kendi vatanını asla en iyi vatan olarak göremeyeceğini yazar; hatta içine doğan bir yıldırımın hızıyla -bu yıldırımda neler olduğunu görmekten çok onun ışıltısıyla gözleri kamaşsa da- yazdığı o şüpheli cümlenin peşine bir ikincisini de eklemiş, muhtemelen Tanrı'nın bile dünyası hakkında ihtimaller üzerinden konuşmayı tercih edeceğini yazmıştı, çünkü tanrı dünyayı yaratır, yaratırken de onun gayet tabii başka türlü olabileceğini de düşünür." -Sayfa 27

Bir yazar neden kitabın ana karakterinin adını "Niteliksiz Adam" ismini koyar ki? Bu bir modern insan eleştirisi mi yoksa kendi karmaşıklığına, kafası karışıklığına bir dokunduruş mu? Modern zamanın çarpıklığına, kaotik ortamına, kraldan çok kralcılığına, bozulmuş yapısına mı bir atıf yoksa? Yoksa var olduğu topluma uyumsuz, tutunamayan değil tam tersine inadına tutunmayan fakat her daim ilgi çekici bir karakterin başrol oynadığı "alayına gider" bir roman mı?

"Walter'in nutku tutulmuştu, aranıyor, sendeliyordu. Birden patladı: "Niteliksiz bir adam o!"
Clarissa kıkırdayarak, "Ne dedin?" diye sordu.
"Hiç, Hiçbir şey işte!"
Ama bu söz Clarisse'i meraklandırmıştı.

Walter, "Bu gün onlardan milyonlarca var," diye iddiada bulundu. "Çağımızın yarattığı bir insan nesli bu!" Kazara söylediği söz kendisinin de hoşuna gitmişti; bu söz onu sanki bir şiire başlıyormuşçasına, daha tam bir anlam çıkarmadan konuşmaya devam etmeye sevk etti. "Ona bir bak! Sence neye benziyor? Hekim gibi, tüccar, ressam veya diplomat gibi mi duruyor?

Clarissa makul bir tavırla, "Durmuyor, çünkü değil," dedi.
"Peki, acaba matematikçi gibi mi görünüyor?!"
"Bilmiyorum; matematikçiler nasıl görünür, bilmem!"
"Çok doğru bir şey söyledin! Matematikçi dediğin bir şeye benzemez; yani entelektüelliği o kadar geneldir ki belli bir içeriği yoktur!" - Sayfa 89

Ve Kakanya. İki milletli, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'na yazarın verdiği ismidir Kakanya. Birbirinden ayrık yapılara sahip iki milletin zorunlu ortak imparatorluğu. Tersliklerin memleketi, kara mizahın konu edinebileceği malzemenin bolluk bereket içerisinde bulunduğu enteresanlık yurdu.

"Üstelik Kakanya'da dahiler daima hödük sanılır ama asla başka yerlerde olduğu gibi, hödükler dahi sayılmazdı."
-Sayfa 46

Kitabın birinci bölümü ana karakterimizin Ulrich'in yaşamına bir göz atıştır. Tanrı yazar, bize Ulrich'i ve çevresini detaylı bir şekilde tanıtır -tabii ki hayata ve her şeye dair fikirleriyle birlikte. Sevgililerini, arkadaşlarını, babasını, niteliksiz adama dönüşünü kısa kısa bölümler halinde anlatır bize Musil. Niteliksiz Adama dönüşümünü dedim değil mi, hadi biraz da bu kısma değineyim.

Ulrich 32 yaşında, paralı, güçlü kuvvetli, bilgili, matematikçi, kadınlar için ilgi çekici fakat hayatta tüm bu elindekilere rağmen herhangi bir "şey" olamamış birisidir. Birçok mesleği, birçok uğraşıyı denemiştir ama hiçbirinde kal(a)mamıştır. Aslında bir aylak adam değildir, zihni bir makineymiş gibi konuşur, çeşitli düşüneler üretir hayata dair. Fakat hiçbir şekilde toplumda bir yerin içinde kendini konumlandıramaz. Zihni modern zamanın zehriyle beslenmiş, bir tutunmayandır kendisi tıpkı arkadaşı Walter gibi. Her ikisi de dehalarını eylemsel olarak kullanamazlar. Fikir bazında muhteşemdirler ama iş bunu kullanmaya ve toplumun içerisinde sivrilip parıldamaya geldiğinde atalet giysisi vücutlarını sarıp sarmalar ve onları hareketsiz bırakır.

Kitabın ikinci bölümü ise bir Avusturya-Macaristan İmparatorluğu yani Kakanya paradosidir: Paralel-yapı. Kont Leinsdorf'un himayesinde Ulrich'in kuzini güzeller güzeli Diotima'nın evinde, Paralel-yapı adlı imparatoru ve böylelikle de imparatorluğu yüceltme toplantıları başlar. Bu toplantılar kraldan çok kralcıların toplandığı, kaotik ve kakafonik ortamıyla tam bu imparatorluğa yakışan, Ulrich'in kara mizahıyla bizlere gösterilen çürümüş toplumun kendince eylemsellik çabalarıdır. Herkesin kendi fikrini ve menfaatini kolladığı, ortaya tonla fikrin saçılıp hiçbir eylemin gerçekleşmediği, suya sabuna dokunulmaktan itinayla kaçınıldığı keşmekeş ortamıdır. Aslında bu bölümde yazar, bulunduğu toplumu ve sistemi son derece güzel, naif bir dille kıyasıya eleştirir. Toplum da tıpkı Ulrich gibi eylemsizdir. Eyleme geçmeye çalışılır ama yararsız birkaç denemeden öteye geçemez. Yani sonuç koskoca bir sıfırdır.

Niteliksiz Adam, yazar Robert Musil'in ömrünü adadığı son derece özel bir dille yazılmış modern zaman ve toplum eleştirisidir. İçerisinde tonla karakteri barındıran, birçok güzel tespit ve insanlara yönelik eleştirel düşünceyi barındıran bir edebiyat harikasıdır. Yazarın son zamanlarında parasızlık nedeniyle yaşadığı sağlık sorunları sonucunda ne yazık ki tamamlanamadan Musil ölmüştür. Yazar, üniversitede felsefe, psikoloji, matematik ve fizik okumuştur. Bir anlamda Ulrich karakteriyle hem kendini anlatıp hem de bulunduğu zamanda kendini bulamamış, varoluşsal sıkıntılar çeken insan yaşamına ışık tutmuştur. Ben ayrıca Niteliksiz Adam romanının, Türk edebiyatının son derece kıymetli eserleri olan, Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam'ına ve Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ına da esin kaynağı olduğunu düşünüyorum.

Son olarak birkaç sözde kitabın çevirmeni Sami Türk için söyleyeyim. Niteliksiz Adam 1 ve 2 kitapları Ahmet Cemal çevirisiyle yıllar önce YKY tarafından yayınlanmıştı. Fakat bu iki kitap romanın yalnızca yarısını oluşturuyordu. 2018 Yılında Aylak Adam Yayınları cidden çevirmen Sami Türk'le birlikte büyük bir iş başarıp bu koca kitabın tamamını çevirip bastılar. Açıkçası çeviri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki benim gözüme batan herhangi bir şey olmadı. Okurlara bu baskının çevirisini rahatlıkla önerebilirim. Tabii ki Ahmet Cemal son derece büyük bir çevirmen. Arada mutlaka bir lezzet farkı olacaktır ama bu farkın çok büyük olmayacağından da rahatlıkla emin olabilirsiniz.

İncelemeyi de kitaptan şu güzel alıntıyla bitiriyorum.

"İnsan, iradesini seçtiği sürece özgürdür; onun insani arzuları, yani duyuların uzviyeti de denebilecek arzuları varsa, kısacası doğru düzgün düşünemiyorsa o zaman özgür değildir."
-Sayfa 431
152 syf.
·9 günde·10/10
Kitabı, bitirdikten sonra hiç zaman yitirmeden eser üzerine bir şeyler karalamak istedim. Şayet yazmasam bir girizgâh için saatlerimi harcayacağımı biliyordum. Zannediyorum ki bir ürün ortaya koyanların en zorlandığı yan, girizgâh olsa gerek. Christopher Nolan’ın İnceptionında yaptığı gibi sonu, başa da koyabilirdim ama bu yazmaya çalıştığım tür ile bağdaşmazdı öyle ki siz okurlara, kitap hakkında bilgi vermem, okurken duyumsadıklarımı yahut hissiyatımı aktarmam aynı zamanda yazımımda sohbet havası oluşturmam gerek. Aksi halde henüz yazımın başında sıkılır okumaya bile lüzum görmezsiniz değil mi? Neyse ki bu girizgahı da böylelikle atlatmış olduk. (Rahatlamış Smayli)

Hayalperestler’e gelmeden evvel muhakkak Robert Musil üzerine konuşmak lazım gelir. Öyle ki kimi karakterler yazarın hayat izlerini bırakıyor satır aralarına. Söz gelimi Thomas’ı göz önüne alalım. Bir üniversite profesörü olmasına mukabil bilim kariyerini reddediyor bir zamanlar Musil’in yaptığı gibi. Yahut Stader. O da Musil’in bilimsel yönü olsa gerek. Google’un kuşları da; “Öğrenci Törless'in Bunalımları " eserinin askeri öğrenim hayatının yansıması olduğunu fısıldıyor meraklılarına.

Aldığım notlara bakıyorum yazıma ne ekleyebilirim düşüncesiyle ama benim notları çözmek kitabı çözümlemekten daha karmaşık geliyor şu haliyle. Bu sebeple notlardan gitme fikrini geri dönüşüm kutusuna gönderiyorum. Dursun orada ya geri dönmek istersem. (Uyanık Smayli) Zihnimi kurcalarken dalıyorum ve arkada açık kalan şarkının sözlerine odaklandığımı fark ediyorum; Oldukça anlamsız geliyorve bir yere varamayacağımı anlıyorum… Kapa kapa anlamsız sesi kapa (Kararlı Smayli)Rica ederim durun biraz gerçekten çok zor bir kitaptı acelenizi anlıyorum ama o kadar kolay değil böylesine bir kitabın bende uyandırdıklarını toparlamak.

Kitabın bir yerinde “İnsana yabancı gelen her bilinmezlik gözünde büyür.” Minvalinde özlü bir söz vardı. Sanırım şu an bana olanda bu: Yazarın sorgulamalarının, insanın çıkmazlarının yahut çelişkilerinin anlatımı, düzenin kör noktalarının bilimsel vaziyette açıklığa kavuşmasının yabancılığı gözümde büyüyor.

Tiyatro olarak kaleme alınmış olan Hayalperestler 3 perdeden oluşuyor. Hikâye çok yavaş ilerliyor ama düşüncelerin gidişatı tam aksi vaziyette. Musil, diyaloglarla, aforizmalarla edebi anlamda çıtayı da stratosfere kadar çıkartıyor. Yukarıda bahsini ettim ya hani “insanların çıkmazlarını anlatıyor” diye işte bunu yaparken zorluyor evet, kabul ama şahsına münhasır anlatımıyla ve yaklaşımıyla bu kulvarda bir baş yapıta imza atmış olduğunu da altını çizerek belirtmekte fayda görüyorum. Franz Kafka gibi. Marcel Proust gibi.

Karakter analizlerine girmeyeceğim çünkü yazımın amacı detaylıca bir inceleme değil bu sebeple Anselm’i tanıdıktan sonra şu sözlerimle sizlere veda ediyorum. (Üzgün Smayli)

Kendi doğruların olmazsa, bir gün yalanların doğrun olur ve ona inanarak yaşarsın. (Alıntı değildir şikâyet etmeyiniz.)

Kendine güvenen hemen alsın okusun. Okumama sebep olan Hakan S. Hocama da şükranlarımı sunuyorum.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
68 syf.
·2 günde·8/10
20. yüzyılın 3 büyük romancısı kim olarak görülüyor otoritelerce, benim gibi bilmeyenlerdenseniz yazayım. Başyapıtı Niteliksiz Adam ile Musil, Ulysses ile James Joyce ve Kayıp Zamanın İzinde adlı dev eseriyle Marcel Proust.

Ahmaklık Üzerine Musil'in 1937'de Viyana'da yaptığı konferans metni. Ahmaklık ve ahmak olmak kavramlarına örneklerle ışık tutmaya çalıştığı, Niteliksiz Adam'a göndermeler yaparak savlar oluşturduğu, konuyu farklı açılardan ele alan bir deneme.

İlk olarak ahmaklığa dair konuşacak herkesin, kendisinin ahmak olmadığını, akıllı olduğunu varsayması gerektiğinden, bunu beyan etmenin de bir tür ahmaklık göstergesi olarak kabul edileceğinden dem vurarak, bu ikilemin altını çiziyor. Ve bazı durumlarda (efendi-köle, öğretmen-öğrenci ilişkisi gibi) ahmaklığın bile isteye akıllılığa tercih edilebileceği, böylece güç dengesinin korunacağı örnekler sunuyor. Yani ahmak sayılmanın akıllıca olduğu meseleler.

Ahmaklıkla kibir arasındaki ilişkiden, bolca kendinden söz etmenin ve kendini övmenin insanlar arasında bıraktığı o 'saf ahmak' imajından, 'ahmak' ve türevi lafları hakaret etmek için kullanan ve duygularını ifade etmede cümleleri yetersiz kalan insanların ahmaklıklarından, akıl ve duyguların içiçe geçmesinden mütevellit ahmaklığın akılsızlık gibi kullanılmasının yanlışlığından bahsediyor Musil.

Ve zaman zaman hepimizin ahmaklık ettiğini söyleyerek, ilerlemenin ancak bu şekilde olabileceğini bize şu öğütle ifade ediyor. "Elinden geldiğince iyi, mecbur kaldığın ölçüde kötü iş gör, bunu yaparken yaptığın işteki hata sınırlarının bilincinde ol!"

Kitaptaki tek ve görece büyük bir sorun, kadınların duygusallığının, uzun hikayeli ve ayrıntılı konuşmalarının, kendinden bahsetmelerinin bir kaç yerde ahmaklık olarak sunulması. Yani bu özellikler kadınlara atfedilerek eleştiriliyor. Ah Musil Bey sizde mi!

Keyifli okumalar.
552 syf.
·21 günde·Beğendi·9/10
Robert Musil yazar olmasının yanında aslında mesleğinde çok başarılı olan bir Makine Mühendisidir. Mühendislik harikası kelimelerle yazmış olduğu eserlerini gözlem yeteneği, eserlerindeki derin, etkileyici karakterler ve imgelemeler ustası ve okuduğum her metin eserleri ile bu nedenlerden dolayı zorlayan bir yazardır. Niteliksiz Adam eseri Musil'in aslen dört cilt olarak yayınlanmış, içinde yaklaşık 650 bin kelime bulunmaktadır. Musil hayatını adayarak bu kitabı yazıp, bir çok kez düzeltmeler ve eklemeler yaparak enflasyonla beraber kaybetmiş olduğu servetini ve yoksulluğu ile beraber aslında tam olarak bitirmeden vefat etmiştir. Ülkemizde bu eser iki cilt olarak yayınlanmış ve oldukça zor bir metindir. Fakat buna rağmen etkileyici ve başarılı bir şekilde ülkemizde Ahmet Cemal tarafından çevrilmiştir.

Edebiyatta bütün büyük yapıtların ya yeni bir tür kurduğu ya da önce yayınlanmış olan eserleri ortadan kaldırdığı söylenir. Bu eseri ile Musil yeni bir çağ başlatıp farklı bir çok unsurları ile gözler önüne seren dünyanın sorunlarını anlatarak eski bir çağın bitişini gözler önüne seriyor. Bu şekilde dünya edebiyatında haklı olarak özel bir yere mal olmuş bir eser ile karşı karşıyayız. Aynı anda hem kurmaca bir kurgu, hem kitabın baş kahramanı olan Ulrich'le otobiyografi ile Musil kendi yaşadığı döneme ait güncel değinmeler, toplum yapısında bozulan sistemi etkileyen bozukluklara, ahlak, din, edebiyat, insan ve toplum ilişkileri, adalet, bilim, kapitalist düzen sonucu yaşanan aksaklıklar ve eşitsizlik sonucunda oluşan haksız gelir paylaşımı sonucunda ciddi burjuvazim kendi iç dünyasındaki tüm çelişkilerine rağmen gözlem yeteneği ile toplumun sık yapraklı gölgeliğinin altında sağ kalmaya çalışan bir ruh yapısıyla okuyucusuna aktarıyor. Bu dünyaya aittir Musil'in, "Niteliksiz Adam" kitabında gerçekleşenler bu dünyadır... Ulrich ile tinsel yolculuğu esnasında hiç bir zaman yalnız kalmayan, duygusallık ya da öteyi görmekle de ilgisi olmayan her zaman özenle hazırlanan geleceği önceden sezdiren sağlam bir yapısıyla oluşturan tek başına doğru bildiklerini ifade eden bir insan gerçekliğinin yanında çağların da en derin, en özel hakikatlerini anlatıyor.

Bu kitabı okurken kendinizi bir araştırma görevlisi veya tonlarca topraktan birkaç gram altın elde etmeye çalışan bir madenci gibi hissedebilirsiniz.
88 syf.
·3 günde
Musil'e göre aptallık zeka eksikliği değil, daha çok duygu hatasıdır, üstelik tam olarak kavranması imkânsızdır. Bazen deha ve aptallık öylesine iç içe geçer ki, onları birbirinden ayırmak mümkün olmaz.Üstelik onun üzerine konuşmak başlı başına bir paradoksa neden olur: Aptallık üzerine konuşan biri aptal olmadığını varsayar, böylece kendisini zeki saydığını göstermiş olur, oysa bu da aleni bir aptallık işaretidir. Elbette bir de kitlelerin ve kalabalıkların engellenemez aptallığı söz konusudur.

Alman faşizmi gücünün doruğundayken gerçekleştirdiği bu ünlü konuşmasında Musil, benzersiz üslubuyla kendini temize çekmeden her tür aptallığı ciddiyetle ti'ye alıyordu. Aptallık Üzerine, Nazilerin nefret ettiği ve kitaplarını yasaklattığı Musil'in en sert, aynı zamanda en eğlenceli metinlerinden biri.

"Gerçek kara mizah, ruhban sınıfını hedef alırken komünistleri de tedirgin etmeli, aptallığı yargılarken bunun içine yazarı da almalıdır.”
552 syf.
·4 günde·10/10
Musil bu eseri ile benim sevdigim yazarlar arasına girdi. Ahmet Cemal'in çevirisi de guzel eline sağlık ama 10 yılda 2 cilt yayınlayacak kadar hızlı bir ceviri. Ahmet Cemal'in Cevirmedigi 1200 sayfa var. Mecburen diğer ceviriden okuyacağım.

Yazarin hazin sonu her zaman beni üzmüş olsa bile Musil ölümsüz kalmıştır bu eser sayesinde.

Kitabin içeriğine gelecek olursak.

Bu kitapta pek çok temel konu var, hepsini adlandırmak veya doğru olanı seçmek imkansız. Belki de ağır basan terimleri burada listelemem yeterlidir. Bu konulardan herhangi biri, karakterler veya yukarıda bahsedilen deneme tarzı olsun olmasın, az çok ayrıntılı olarak ele alınır:
Gerçek ve Olasılık
Çıplaklık ve Normallik
Marifet
Ruh
Bilim ve Gizemcilik
Duygular, İçgüdü ve Aşk
Mantık ve Zihin
Dil, Kelimeler ve Eksikliği

Ahmet Cemal Kitap ile ilgili 10 madde saymış bir yazısında

1) Çökmekte olan bir toplumda yaşayan yazar, bu çöküşü betimlemekten kendini alamaz. En kötüsü ise yazarın kendini ve okuru tedirgin edici olgular konusunda tartışmaya kalkışması, pisliği altınla kaplaması ve dünyanın çoktandır çığırından çıkmış olmasına karşın sanki bu dünyada her şey çok iyi gidiyormuş gibi yapmasıdır; boş sözler ve yalan edebiyatın ölümcül günahıdır.

2) Modern insan klinikte doğuyor ve klinikte ölüyordu: O halde aynı zamanda bir klinikte yaşamalıydı! - Bu istemi daha kısa süre önce ünlü bir yapı sanatçısı ortaya atmıştı, iç düzenleme alanında reform yapan bir başkası ise, insanın insana birlikte yaşayarak güvenmeyi öğrenmek zorunda olduğu ve kendini dıştan ayırarak kapanma hakkının bulunmadığı gerekçesiyle konutlarda sürmeli duvarlar istemişti. O sıralarda tam da yeni bir çağ başlamıştı (aslında her an bir yenisi başlar), ve yeni bir çağ yeni bir üslubu gereksinirdi.

3) Ne yazık ki, alışılmadık sayıda insan gönümüzde yine alışılmadık sayıda insana düşmanlık duymaktadır. İnsanın kendi çevresi dışında yaşayan insanlara karşı alabildiğine bir güvensizlik beslemesi, yani bir Germenin bir Yahudiyi değil, fakat bir futbolcunun da bir piyanisti anlaşılmaz ve değersiz bir yaratık yerine koyması, kültürün temel özelliklerinden biridir.

4) Ama kendimize insanlığın nasıl olup da bu kadar değişebildiğini sorduğumuzda bunun yanıtı, insanlığın yürümeye çok erken kalkışan, akıllı bir çocuğun yaptığından farklı bir şey yapmadığıdır; insanlık yeryüzüne oturmuş ve oturduğu yere, bedeninin güvenilir, fakat pek soylu olmayan bir kısmıyla, söylemek gerekir ki, neresiyle oturuyorsa orasıyla temas etmiştir.

5) Örneğin gençlik döneminde yaşam, henüz tükenmek bilmeyen bir yarın gibi, her yanı olanaklarla ve hiçlikle dolu olarak insanların önünde uzanıp gider, buna karşılık öğlen vakti ansızın onların kendi yaşamı olduğunu ileri sürebilme hakkına sahip bir şey beliriverir ve bütünü açısından bu, günün birinde kendisiyle, yirmi yıl boyunca, tanışmaksızın mektuplaşılmış birinin ansızın karşımızda oturuvermesi kadar şaşırtıcıdır ve insan bu kişiyi aslında zihninde çok farklı canlandırmıştır. Bundan çok daha tuhafı ise, insanların çoğunun bunun ayırdına hiç varmamalarıdır; kendilerine gelmiş, yaşamları onlarınkine karışmış olan insanı adeta evlat edinirler, onun yaşantılarını şimdi kendi niteliklerinin ifadesi, onun yazgısını da kendi hizmetleri veya mutsuzlukları sayarlar.

6) Ulrich hemen bir sigara yakarak konuşmasını sürdürdü: "İnsan yalnızca iyi değildir, fakat her zaman iyidir; bu, çok büyük bir ayrım demektir, anlıyor musun? İnsanın kendine duyduğu bu sevginin sofizmine hep gülünür, ama aslında bundan insanın asla kötü bir şey yapamayacağı çıkarımına varmak gerekir; insan yalnızca kötü bir biçimde etkin olabilir, o kadar. Bunu bilebilseydik, bir toplumsal ahlakın doğru çıkış noktasına varabilirdik."

7) İyi'nin ve kötü'nün "değişmez değerler" olmadığı, yalnızca "işlev değerleri" niteliği taşıdıkları, bu nedenle eserlerin iyiliğinin tarihsel koşullara, insanların iyiliğinin ise onların niteliklerini değerlendirmeye yarayan psikoteknik beceriye bağımlı olduğu anlaşıldıktan sonra, neyin iyi, neyin kötü olduğu konusunda bin yıldır süregelen gevezelik kimi ilgilendirebilir!

8)İnsanın olanaklarına, planlarına ve duygularına önce önyargılar, görenekler, güçlükler ve her türden kısıtlamalarla, tıpkı bir delinin sırtına deli gömleğinin geçirilmesi gibi, sınırlar konulması gerekir, belki ancak bundan sonradır ki insanın ortaya koyabilecekleri kök salabilir, değer ve süreklilik kazanabilir; bu düşüncenin taşıdığı anlamları görmezlikten gelmek, gerçekten de neredeyse olanaksızdır!

9)Bak şimdi çok doğru bir şey söyledin! Bir matematikçi hiçbir şeye benzemez; başka deyişle, o kadar genel anlamda zeki görünür ki, belirli tek bir içeriği yoktur! Roma Katolik Kilisesinin rahipleri dışında, bugün kimse görünmesi gerektiği gibi görünmüyor, çünkü kafalarımızı ellerimizle oranla daha da kişiliksiz kullanıyoruz; matematiğe gelince, o bu durumun doruk noktası, hani insanların günün birinde et ve ekmek yerine haplarla beslenmeye başlaması halinde, çayırlar, buzağılar, tavuklar hakkında artık bir şey bilmeleri gerekmemesi gibi!

10) Güçlerin egemenliğindeki bir ortak yaşamda, insan fazla duraklamadığı ve düşünmediği takdirde, her yol iyi bir hedefe götürür. Hedefler kısa vadelidir; ama yaşamın kendisi de kısadır ve böyle bir tutum sayesinde insan yaşamda en yüksek erişme oranına ulaşır ve insanın mutlu olmak için bundan fazlasına da gereksinimi yoktur.

Yazara Gelince
Avusturyalı romancı, hikâyeci ve deneme yazarı. 20. yüzyılın en önemli romancılarından ve roman türüne özgün katkıları kuşku götürmez yazarlarındandır. Başyapıtı Niteliksiz Adam yarım kalmasına rağmen James Joyce'nin Ulysses ve Marcel Proust'un Geçmiş Zaman Peşinde adlı dev eserleriyle birlikte modern romanın zirvesini oluşturur.

Tam adı Robert Edler Von Musil'dir. 1880 yılında Klagenfurt'da doğdu, 1942'de Cenevre'de öldü. Öğrenim hayatı, tıpkı Kafka'da olduğu gibi, babasının isteği doğrultusunda geçmiş, babasının istediği okullarda okumuş ve yine onun isteği üzerine makine mühendisi olmuştur. Daha sonra Berlin Üniversitesi'nde felsefe, psikoloji, matematik ve fizik okuyarak psikoloji alanında doktora yaptı. Henüz 26 yaşındayken yayımladığı Genç Törlessadlı romanı ile birden bire eleştirmenlerin dikkatini çekmiş, kendini tamamen yazarlığa vererek dönemin önemli üniversitelerinden gelen asistanlık tekliflerini geri çevirmiştir. Edebiyatta, özellikle biçimi ön plana çıkaran yazarları eleştirmiş 'sanat sanat için değil, sanat hayat içindir' anlayışını savunmuştur. Tüm edebi yaşamı boyunca sosyal ve toplumsal sorunlarla uğraşmış, bunları romanına ustalıkla yerleştirmesini bilmiştir. 1930 yılında ilk cildi yayımlanan başyapıtı Niteliksiz Adam ile hayatı boyunca uğraşmasına rağmen çeşitli sebeplerden dolayı bir türlü bitirememiş, özellikle üsluba verdiği önem nedeniyle bazı bölümlerini defalarca yazmıştır. Bu eserinde, I. Dünya Savaşı öncesi ve sonrasının kültürel uyuşmazlığını, güvensizliklerini, kırgınlıklarını büyük bir ustalıkla yansıtır. Gerek eserlerinin derinliği, gerek sanata bakışı ve gerekse yapıtlarının sanatsal nitelikleriyle Robert Musil, 20. yüzyılın en büyük Alman romancılarından biri olmasının yanında, modern romanın da temel taşlarından biridir. Adı okurlar tarafından pek duyulmasa da eleştirmenlerce genellikle Franz Kafka, James Joyce, Marcel Proust ve Virginia Woolf gibi modern romanın önemli isimleriyle birlikte anılır. En önemli eseri olan Niteliksiz Adam yarım kalmış olmasına rağmen dünya edebiyatının anıt romanlarndan biridir. Çağdaş romanın oluşumunda önemli katkıları vardır.'

Son olarak ölümsüz bir yazarin son mektubu
Robert Musil'e yazdığı bir mektupta Thomas Mann, şöyle demişti: "Ölümsüzlüğünden sizinki kadar emin olduğum bir başka yaşayan Alman yazarı yok!" Ne yazık ki ölümsüzlük, borç karşılığı gösterilebilecek bir ipotek değildir ve karın doyurmaya da yaramaz. Avusturyalı romancıların en büyüğü, 1942'de sığınmacılığın yoksulluğu içersinde öldü; geride kalan belgeleri arasında şu not bulundu: "Artık devam edemem! Kendim üzerine yazıyorum, ve yazar olduğumdan bu yana bu, ilk kez oluyor. Söylemek istediklerim, başlıkta. Ve son derece ciddi... Enflasyondan önce, bana sade koşullarda ulusuma bir yazar olarak hizmet etmemi sağlayan bir mal varlığına sahiptim. Çünkü bu ulus, sözünü ettiğim olanağı bana kitaplarımı satın alarak sağlamıyordu. Kitaplarımı okumuyordu. Ancak kitaplarımı okuyan birkaç bin ya da on bin kişi vardı, ve bana bugünkü ünümü getiren eleştirmenler ve amatörler de onların arasındaydı. Şu tuhaf ün! Güçlü, ama yüksek sesli değil. Çoğu kez üzerinde düşünmeye zorlandım: Bu ün, bir görünümün varolmasıyla varolmaması konusunda düşünülebilecek en çelişkili örnek..." Ve ikinci bir not: "yaşamım, ...her gün kopabilecek bir pamuk ipliğine bağlı ve son yıllarda, Niteliksiz Adam üzerinde çalışırken, insanın can düşmanı için bile istemeyeceği epey zamanlarım oldu." Ve isviçre'deki acı sürgünden, bir vatansızın örümcek ağı kadar zayıf yaşamından önce, onu umursamayan bir vatanda yazdıkları: "Gerçekte ise, daha Niteliksiz Adam \ yazmaya başladığımdan bu yana o kadar yoksulum ve yaradılışım nedeniyle her türlü para kazanabilme olanağından öylesine yoksunum ki, yalnızca kitaplarımın geliriyle, daha doğru söylemek gerekirse, yayıncımın belki de böyle bir gelirin gerçekleşebileceği umuduyla bana verdiği avanslarla yaşıyorum."

Iyi Okumalar
88 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Robert Musil'e giriş 101 kitabı :)

Yazarın üslubuna alışmak isteyenler için ideal bir kitap, zira niteliksiz adam'ı güm diye okumaya başlayacak kadar cesurlardan değilim.

Kitaptan şöyle bir cümle aktarayım;
'Aptallık üzerine konuşan biri aptal olmadığını varsayar, böylece kendini zeki göstermiş olur, oysa bu aleni bir aptallık işaretidir ' diyor.

Musil (kendini de kefeye koyarak) aşırı paradoks barındıran bu mevzuyu, biraz yetersiz açıklamış. Bu kitap aslında bir konuşmasının yazıya dökülmüş hali. Eksik hissettirmesi bundan kaynaklı bence.
Kendisinin de söylediği gibi; aptallık zeka eksikliği değil, daha çok duygu hatasıdır, üstelik tam olarak kavranması imkansızdır.

Ben beğendim, tarzına alışmak isteyenlere tavsiyemdir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Robert Musil
Tam adı:
Robert Edler Von Musil
Unvan:
Avusturyalı Yazar
Doğum:
Klagenfurt, Avusturya-Macaristan, 6 Kasım 1880
Ölüm:
Cenevre, İsviçre, 15 Nisan 1942
Tam adı Robert Edler Von Musil'dir. 1880 yılında Klagenfurt'da doğdu, 1942 de Cenevre'de öldü. Öğrenim hayatı, tıpkı Kafka'da olduğu gibi, babasının isteği doğrultusunda geçmiş, babasının istediği okullarda okumuş ve yine onun isteği üzerine makine mühendisi olmuştur. Daha sonra Berlin Üniversitesi'nde felsefe, psikoloji, matematik ve fizik okuyarak psikoloji alanında doktora yaptı. Henüz 26 yaşındayken yayımladığı "Genç Törless" adlı romanı ile birden bire eleştirmenlerin dikkatini çekmiş, kendini tamamen yazarlığa vererek dönemin önemli üniversitelerinden gelen asistanlık tekliflerini geri çevirmiştir. Edebiyatta, özellikle biçimi ön plana çıkaran yazarları eleştirmiş "sanat sanat için değil, sanat hayat içindir" anlayışını savunmuştur.Tüm edebi yaşamı boyunca sosyal ve toplumsal sorunlarla uğraşmış, bunları romanına ustalıkla yerleştirmesini bilmiştir. 1930 yılında ilk cildi yayımlanan başyapıtı "Niteliksiz Adam" ile hayatı boyunca uğraşmasına rağmen çeşitli sebeplerden dolayı bir türlü bitirememiş, özellikle üsluba verdiği önem nedeniyle bazı bölümlerini defalarca yazmıştır.Bu eserinde, I. Dünya Savaşı öncesi ve sonrasının kültürel uyuşmazlığını, güvensizliklerini, kırgınlıklarını büyük bir ustalıkla yansıtır. Gerek eserlerinin derinliği, gerek sanata bakışı ve gerekse yapıtlarının sanatsal nitelikleriyle Robert Musil, 20.yüzyılın en büyük Alman romancılarından biri olmasının yanında, modern romanın da temel taşlarından biridir. Adı okurlar tarafından pek duyulmasa da eleştirmenlerce genellikle Franz Kafka, James Joyce, Marcel Proust ve Virginia Woolf gibi modern romanın önemli isimleriyle birlikte anılır. En önemli eseri olan "Niteliksiz Adam" yarım kalmış olmasına rağmen dünya edebiyatının anıt romanlarndan biridir. Çağdaş romanın oluşumunda önemli katkıları vardır.

Yazar istatistikleri

  • 204 okur beğendi.
  • 849 okur okudu.
  • 60 okur okuyor.
  • 2.521 okur okuyacak.
  • 53 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları