Rollo May

Rollo May

8.6/10
114 Kişi
·
242
Okunma
·
80
Beğeni
·
4.078
Gösterim
Adı:
Rollo May
Unvan:
Amerikalı Psikolog, Yazar
Doğum:
ABD, 21 Nisan 1909
Ölüm:
ABD, 22 Ekim 1994
Rollo May (21 Nisan 1909 - 22 Ekim 1994), ABD'li varoluşçu psikolog. Varoluşçu felsefenin yanı sıra humanist psikolojinin de önemli isimlerinden biri olarak bilinir. Türkçe'ye Kendini Arayan İnsan ve Yaratma Cesareti isimli kitapları çevrilmiştir. Rollo May, teolog Paul Tillich'in yakın arkadaşlarındandır. Yaratma Cesareti (The Courage to Create) ismini Paul Tillich'in Varolma Cesareti (The Courage to Be) isimli eserine referansla koymuştur.

May, Ohio eyaletindeki Ada'da 1909 yılında doğmuştur. Ebeveynlerinin boşanmasından ve ablasının şizofreni hastası olduğunun anlaşılması gibi olaylar, zor bir çocukluk dönemi geçirmesine neden olmuştur. Klinik psikoloji alanında doktora Columbia Üniversitesi'ndeki Öğretmenlik Yüksekokulu'ndan 1949 yılında almıştır. May aynı zamanda San Francisco'daki Saybrook Lisansüstü Eğitim ve Araştırma Merkezi'nin kurucularından ve öğretim üyelerinden birisidir.
1994'ün ekimindeki ölümünden önceki son yıllarını San Francisco Körfez Bölgesi'ndeki Tiburon'da geçirmiştir.

Rollo May, Amerikan hümanizminden etkilenmiştir ve varoluşçu psikolojiyi başta Freud'unki olmak üzere diğer felsefi yaklaşımlarla birleştirerek yeni bir yaklaşım yakalamaya çalışmıştır.
Aynı zamanda Rollo May, Otto Rank'i varoluşçu psikoterapinin en önemli öncülerinden biri olarak görmüştür. Ölümünden kısa bir süre önce May, Rank'in derslerinin Robert Kramer tarafından derlendiği bir esere yazdığı önsözde, "Otto Rank'i, uzun bir süredir Freud'dan etkilenen büyük ama keşfedilmemiş bir dahi olarak görüyorum." demiştir.

May kişilik gelişiminde bazı "aşamalar" tespit etmiştir:
Masumluk - yeni doğanın ego ve öz bilinçlilik öncesi içinde bulunduğu aşamadır. Masumluk aşamasındaki biri yalnızca yapması gerekeni yapar. Buna karşın, gereksinimlerini karşılayacak seviyeye kadar etkin olan bir iradeye de sahiptir.
İsyankarlık - isyankar insan özgürlüğünü istemektedir; ancak özgürlükle birlikte gelecek olan sorumluluğa ilişkin yeterli bir kavrayış geliştirememiştir.
Karar verme - birey bu aşamada yaşamının, ailesinden daha bağımsız duruma gelmek ve "sıradan aşama"ya geçmek gereksinimini duyduğu bir geçiş aşamasındadır. Bu aşamada birey yaşamında ne istediğine karar vermeli ve isyankarlık çağında duyduğu isyan gereksinimini karşılamalıdır.
Sıradanlık - olağan yetişkin egosunun sorumluluk anlayışını geliştirdiği - yine de sorumluluğu fazla "ağır" bulduğu - ve bu yüzden de uyum sağlamakta ve geleneksel değerlerde bir güvenlik duygusunu aradığı aşamadır.
Yaratıcılık - bireyleşmiş yetişkinlik, varoluş aşaması; kendini gerçekleştirmenin ve basit egosantrikliğin ötesine geçilen aşama.
Yine de, bunlar alışageldiğimiz anlamıyla "aşama"lar değildir. Bir çocuk kimi zamanlar masumluğun, sıradanlığın ve yaratıcılığın niteliklerini taşıyabileceği gibi bir yetişkin de isyankarlık durumunda olabilir. Aşamaların yaşlarla ilişkilendirilmesindeki tek etken önemliliktir. İsyankarlık iki yaşındaki bir çocuk veya bir ergen için diğer yaşlardan daha fazla önem taşımaktadır.
Olgunluk ve yalnızlığın üstesinden gelebilmek ancak yalnızlığın cesur bir şekilde kabul edilmesiyle mümkündür.
Ve eğer bir kimse zamanının çoğunu yalnız geçiriyorsa insanlar onun başarısız olduğunu düşünme eğilimindedirler, çünkü akılları yalnız kalmayı seçebileceğini almaz.
Konuşmayan çocuklar, içine doğdukları çağın düşmanca, soğuk ve yaşanılmaz bir yer olduğunu göstermeye çalışıyor olabilirler.
Cesaret bir insanın kendine duyduğu saygıdan ve verdiği değerden kaynaklanır; insan kendisi hakkında çok kötü düşündüğü için cesaretsizdir...
Bu da Vergilius'un şu sözünü akla getirir: "Kaderimizi seçtiğimiz tanrılara göre çizeriz."
Kendimizi, sevmenin kolay bir şey olduğuna dair ikna etmeye çalışmaktan vazgeçebildiğimizde ve eğer sevgiye sahip olmadığı halde sürekli sevgi hakkında konuşan bir toplumun sahte tavırlarından vazgeçebilecek kadar gerçekçiysek sevmeyi çok daha rahat bir şekilde öğrenebiliriz.
Rollo May okuduğuma bir kez daha pişman olmamanın mutluluğunu yaşıyorum.
Kitaptan beklentim çok yüksekti ve beklentimi karşıladığını her sayfayı okurken deneyimledim.
Öncelikle kitap Viktorya döneminden, püritenlikten, daimonlardan, erostan, aşk, irade ve arzudan bahsediyor. Ve her birinin detaylı açıklamasını ele alıyor.
Viktorya dönemindeki anlayışın seks olmadan aşkı aradığını günümüzde ise aşkın sekse bağlı bir olgu olduğu dönemi değişimine doğru ilerlediğini açıklıyor. Sistemin ve teknolojik imkanların aşkı, seksi mekanikleşen ve insanların hızla tükendiği bir döngünün içine ittiğini açıklamış. Günümüz iliskilerini biraz gözlemleyecek olursak; aşk olgusunun sosyal medya ve çabucak gelişen imkanlar dahilinde zamanında ve sindirerek yaşanmadığını yine aynı şekilde seksin belirlenmiş bir görev veya anlık haz gibi algılandığını hatta kişilerarası sohbette güç göstergesi olarak konuşulduğunu çok çabuk fark edebiliriz. Almak ve vermek arasındaki karşılıklı iliskiyi hiçe sayarak sadece vermek ve iktidari bunun üzerinden bir zemine oturtmak EGO’nun kaçınılmaz tatminine yol açtığını söylememe gerek yok diye düşünüyorum.
Aşk ve seks gibi kavramların kısırlaştığı ve biricik duygular olmasına rağmen her bireyde bir öncekinin benzeşmesini artık normalleştiren bir hayata adapte olduk. Bunun normalizasyonunu; ergenlerin seksi ebeveynlerini cezalandırma yolunda birincil amaç olarak görmeleriyle ve daha sonra uyuşturucu ile birleştirmeleri somut bir örnektir.

Kitle iletişim araçlarının seksi bir iktidar ve güç olarak yansıtması ve buna dayalı reklamlarla algımızda yanılsamaya sebep olmaları kaçınılmazdır. Örnek verelim dergilerdeki muhteşem vücutlar, kusursuz erkekler ve kadınlar. Hepsini karşılaştırdığımız zaman yüzlerindeki donuk ifadenin aynı olduğunu ve hepsinin aynı prototipte olduğunu fark edebiliriz. Seksin ve aşkın hazır paket gibi sunulması, erkeğin seksi gerçekten arınmış ve saf tutkuyla değil kendini ve erkekliğini kanıtlamak için eyleme dökmesi içi dolu duyguların boşaltılmasına ve anlamsızlaşıyor olmasına neden olabilir.
Yapılması gereken şey burada sosyal düzenin duygulanımı elden alan ve teknolojiyi yerine koyan yavan ve anlamsız varoluşa insanları davet eden çağrısına karşı koyabilmektir.
Eros, seks değil tam olarak şefkatin kaynağıdır. Sokrates sevgi nedir? diye sorduğunda hocası Diotima’dan alıntı yaparak cevap verir. Sevgi, “ne ölümlü ne ölümsüzdür ikisinin ortasındadır” der. Eros, herşeyi ve herkesi bir araya getiren bir güç her şeyi biçimlendiren bir güç anlamındadır aslında. Eros halindeki aşkın; üretici bir güç olduğunu bu gücün sonsuzluk ve ölümsüzlük olduğunu ifade etmiştir.
Eros’un kişinin hem içinde hem dışında olan esas yaratıcı kuvvet olduğunu ve herşeyin insanın kendini neye adadığına bağlı olduğunu dile getirmiştir.
Eros kavramı psikolojiye genel giriş dizininde yer almış bunun sebebi Freud’un herşeyi libidoya indirgemek için kahramanca savaşmasında yatıyor. Daha sonraları Freud eros kavramını libidonun karşıt yönü gibi görür.

Rollo; Aşk içinde kişinin aşık olduğunda kendi varlığını kaybetme tehlikesi, yeni bir deneyimin yol açtığı sersemlikten ve şoktan kaynaklandığı tanımlamasını yapmıştır.
Dünyanın birden bire genişlediğini, bizi daha önce hayal bile edemediğimiz diyarlarla karşılaştırdığını ifade ediyor.
Tüm yaşamın amacı ölümdür. Sevgi daha büyük bir savunmasızlık deneyimidir ve insana ölümlülüğü hatırlatır.
Daimon-Eros ise; belli bir Tanrı’dan ayrı olarak insanüstü tanrısal etkinlikleri olan kavranılmaz güce verilen isim. Yaratıcı ve yıkıcı olabilir. Daimon varoluşsal gerçekliği anlatır ve varlıktaki kendini onaylama, kanıtlama ve sürdürme dürtüsüdür.
Varlık zemininden yükselen bir olgudur.
Freud, Erosu ölüm iç güdüsünün karşısında duran ve yaşam için savaşan güç olarak tanımlar.
Rollo, amaçlılığın bilincin temelini oluşturduğunu ve arzu-irade sorunu için anahtar niteliğinde olduğunu ifade eder.
Amaçlılığın kavramsallaştırarak bilmenin temeli olduğuna vurgu yapar. Her anlamın içinde bir kararlılık yattığını bizim insan olarak bir şeyi amaçladığımız gerçeğini ve anlam amaçlı değilse anlamsız olduğunu bir şeyi istemeden onu bilemeyeceğimizi, bilemediğimiz bir istemenin içeriğinin asla olmadığını söylemiş. Kendi anlamını yaratmakla uğraşmayan bir insanın gerçekliği bilmesi olası değildir.

İrade ise, hastanın giderilmesi gereken arzularla mücadelesini içerir aslında bunun git gide büyüyen duygusal boşluğa sebep olduğunu belirtir. Arzulara ket vurmak; hayal gücünün ve düşünsel deneyimin yoksullaşmasına neden olur.
Viktorya döneminin insan deneyimini ucuzlaştırdığını ifade etmiş çünkü iradenin insanın efendisi olduğu bir dönem olduğunu söylemiştir.

Rollo, arkadaşlık ve aşkın kendimizinkini teslim etmeden ötekinin anlam matriksine katılmamızı gerektirdiğini bilincin bu şekilde netleşip, büyüyüp, anlamlılaştığına değinmiştir.


Diğer bir bölümde ise tutkulu aşkın trajik olasılıklara her an açık olduğunu ve Eros’un zekanın tüm kurallarını alt ettiğini söyler ve bunu desteklemek içinde eski bir binayı yeni bir renge boyamanın kendimizi kandırmakla eş değer olduğunu ve temelin yıkılmış olduğunu buna çareler aramak yerine yeni bir binaya ihtiyacımız olduğunu söyler.
İnsan gelişiminin hiçbir zaman tek boyutlu olmadığını ifade eder.
İradenin arzunun çiçek açmış hali olduğuna ve olgunlaşmış hali olduğuna yer vermiş ve aldırışın kök hali demiştir. Zaten günümüz en popüler psikolojik rahatsızlığı olumsuzculuk ve kayıtsızlıktır panzehiri aldırış etmektir.

Yaşama ben değil biz olarak başlarız. Bu kadın ve erkeğin birleşimi ile dünyaya attığımız adımın kanıtlayıcısıdır. Biz olma durumundan ben olma durumuna geçmeden kimlik oluşumu olmaz ve birey kendini gerçekleştiremez. Bedende ilk olan “biz” olsa bile bilinçte ilk olan “ben”dir.
Yaşamın değerinin itmekle ya da çekmekle değil sadece birlikte olmakla ortaya çıkacağının farkında olmayan bağımsız insanlarız. Yaşamın değeri bütünleşmede ve birlikteliktedir.

Sınırlı olmak iyidir tam tatmin insanın ölümü demektir.
Kitabın bir noktasında en etkilendiğim satır şu oldu: “İnsan sevgisi, sevdiklerinin cesetlerine sarılan Atinalıları göz önüne getirince daha değerlidir.”
İçinden çok önemli bilgileri ve deneyimleri alıp kendimle özdeşleştirdiğim bir kitap oldu.
Piyasada bulunan yüzlerce/binlerce kişisel gelişim ve insan psikolojisi üzerine yazılmış kitap var. Pek çoğu kadim bilgilerin derlenmesi, filozofların fikirleri ve özellikle son dönemde "new age" akımı ile birlikte spiritüel düşüncelerin içi doldurulmadan insana sunulmasından ve idrak edilememiş evrensel bilgilerin aktarılmasından ibaret. Bu kitap, aynı zamanda varoluşçu bir psikolog olan Rollo May'ın konuları çok daha çağdaş ve günümüz insanına hitap edecek şekilde sunmasıyla diğerlerinden ayrılıyor. May bu kitapta boş umut vaad etmiyor. Bilimsel ve deneysel çalışmaları felsefe ile buluşturup, İnsanın nedenlerini, niçinlerini, seçimlerini ve sonuçlarını aktarırken bütün bu konularda aslında gerçek hakimiyetin insanın kendisinde olduğunu, kontrol edebilme, idare ve irade edebilme yeteneğinin her varlığın kendi içinde saklı olduğunu hatırlatıyor. Okunmaya değer olduğunu düşünüyorum...
Toplum psikolojisi ve kişisel gelişim alanında okuduğum en iyi kitaplardan biri. Bi takım popüler ticari kişisel gelişim kitaplarının evrene pozitif enerji yolla,hayal et olsun tarzı umut sömürüsü yapan yavan ifadelerinin çok uzağında. Gerçekçi bir yaklaşımla yüzyıl insanının psikolojik tablosunu analiz ediyor ve hepimizin bildiği ama kolaya kaçıp basit çıkış noktaları aradığı psikolojik çıkmazdan kurtulmamız için neler yapabilirizi tartışıyor.
!900 lü yıllarda Freud nevrozların kökeninde bastırılmış cinsel dürtülerin bulunduğunu farketmişti.Sonraki yıllarda teknolojik gelişmeler ve kapitalizmin getirdiği rekabet ortamında, aşağılık kompleksi ve üstünlük arzusu nevrozlara neden oldu.Bulunduğumuz dönemde ise insanların en büyük sıkıntısı yalnızlık ve boşluk duygusu.Benlik bilinci geliştiremeyen bireyler, kendini daha çok hissedebilmek ve benliğini bulabilmek için aşırı sosyal tavırlar içine girselerde boşluk duygusundan kurtulamıyorlar.İnsanoğlu böylesi bir boşluk duygusuyla uzun süre yaşayamaz.Eğer bir şeye doğru ilerlemiyorsa, amacı yoksa, kişinin yoğunlaştıramadığı potansiyel güç yıkıcı eylemlere dönüşür.Bunu farkeden kişi sürekli bir arayış içine girerek kendini kaybeder.Sonrasında istekleri fark yaratmayan insan istemekten vageçer ve tamda kapitalist otoritenin istediği benliksiz olduğu için toplumun ezberletilen genel amaç ve yaşam tarzına ait olur, yalnız olmaktan korktuğu için kalabalıklara sığınır.Kişi artık sadece sosyal çevrenin bir yansımasıdır. Benliğinin gerçek isteklerini bir yere hapseder ve ''Yabancı''( Albert Camus) laşır. Ne demiş Buddha ''Arzulayıp eyleyemeyen hastalık üretir''.
Benlik bilinci nedir?Kendini dışarıdan görebilme ve dengeleyebilme yetisidir.Kendini dışarıdan nasıl görüyorsun.İşte tamda bu noktada günümüzün en büyük sorunlarından biri var. Aptallar kendinden son derece eminken, sekilerin ise sürekli şüphe içinde olması.
Benlik bilinci çaba ister.Kaygıyı, çatışmayı ve yalnızlığı çoğaltır.Çıkmamak ise Spinoza'nın dediği gibi kendini kaybetmektir.
‘‘Standartlar ve değer altüst olduğunda, içinde yaşadığımız toplum ne olduğumuz ve ne olmamız gerektiği hakkında bize net bir tablo sunamadığında kendimize dair arayışımıza geri döneriz.’’ der Rollo May. Kendini arayan insan, insan olma yolunda ve kendimizi gerçekleştirme adına okunması gereken bir kitap. Modern insanın kaderi yalnızlık mıdır? Belki de değildir. İçinde yaşadığımız çağda, tarif edemediğimiz bir yalnızlık, adeta bir boşluk duygusu ile yaşıyoruz. Ne istediğimizi bilmediğimizin ötesinde ne hissettiğimize dair hiçbir fikrimizin olmaması da bu boşluk duygusunu arttırıyor. Gün geçtikçe güven duygumuzu da kaybediyoruz. Sonuç olarak ilişkilerimiz yürümüyor, planlarımızı gerçekleştiremiyor ve endişelerimiz de yaşamı olabildiğince zorlaştırıyor. Bunu aşmanın yolunu bulmayı ise farkına varmaktan korktuğumuz için sürekli erteliyoruz.
Kitap, modern insanın yaşam içerisindeki duygu durumlarını tespit ederek yola çıkıyor. Bu durumların farkına varmamız için gerek mitoloji gerekse felsefe ve psikolojiden faydalanarak içsel sıkıntılarımızı gün yüzüne çıkarıyor. Yazar, okumaya devam ettikçe bir nevi ayna görevi üstleniyor. Bireyselliğimizi yeniden keşfetmeye ve içimizdeki gücü uyandırmaya yardımcı oluyor. İçimizdeki gücü keşfedip, nedenleri anlamaya çalışmak ve bir adım atmak için güzel bir kitap.
Belki de her gün sorguladığımız yaratıcılık ve cesaret kavramının analizini içeriyor kitap.İlk başta Alper Oysal ın ikinci basıma sunuşunu okuyorsunuz ki hemencecik hayran oluveriyor ve diğer çevirdiği kitaplara bakmak istiyorsunuz ne yazık ki sadece iki tane buluyorsunuz büyük hayal kırıklığı yaşıyorsunuz doğal olarak. Yazara geçelim May i bilmeyenler için söylüyorum kendisi varoluşcu psikoterapist.Ancak aynı zamanda ressamlık yapmış yaratıcılığın özüne inebilen bunu hakkıyla yapabilen harika bir isim.Kendisini çok şanslı bulduğumu ifade etmeliyim.Henüz 20 sinde Adler le çalışmış.Kaygı kuramını yetersiz görüp organizma kuramcılarıyla bu konuda çalışma yapmış..Freud ve Kierkegaard dan kaygı olgusunu en iyi anlamış kişiler olarak söz edecek kadar ileri gitmiş varoluşçulukla kendini özdeşleştirme izlenimini vermemiş.Acının ona yaratıcı gücü verdiğini ifade etmiş.Alanında en yetkinlerle çalışacak kadar şanslı ama kendini yaratma cesaret gösterecek kadar zeki,sıradışı bir adam bence May. Kendi bilincini yaratma kavramı en sıklıkla bulacağınız kavram kitapta. Farkındalık ve bilinçlilik arasındaki ayrıma değiniyor.Kitapta ayrıca Otto rank ta sıklıkla söz ediliyor. May den bahsetmişken bu kitabını belki psikoloji alanında çalışan kişiler için mükemmel olsa da başka bilimlere de hitap ediyor sonuçta yaratma cesaretine herkesin ihtiyacı var yine de benim tavsiyem öncelikle Kendini arayan insan ı okumaları üzerine.Kendini arayan insan için bir sonraki adım yaratma cesareti göstermektir bana kalırsa.
Kendini Arayan İnsan, Rollo May’in okuduğum ikinci kitabı. Bu gidişle tüm serisini okuyabileceğime inandığım bir yazar oldu kendisi. Daha çok bir psikoterapist gözüyle, kimi zaman sosyolog, kimi zaman da filozof gözüyle modern insanın yaşadığı içsel sıkıntıları irdeliyor. Okuyucu yatıştırmak yerine rahatsız ederek, ‘cesurca bir adım atmadan’ geleceğin de bugünle aynı olacağı konusunda uyarıyor okuyucuyu. Geçmişten gelen ve bilinçaltımızda kalıplaşmış şablonlara kapılarak yaşadığımız her anın; bizi cesurca bir adım atmanın, cesurca kendi özümüzü açığa vurmanın doğuracağı endişeden koruduğunu, bu endişeyle yüzleşmektense, eski kalıplarımıza bağımlı olarak yaşamayı sürdürdüğümüzü ifade ediyor.

Psikologların edebi metinleri bizim gibi sıradan okuyuculardan daha derin okuduklarını da kanıtlıyor Rollo May. Shakespeare, Goethe, Yunan Mitolojisi ve tiyatro oyunlarından yaptığı alıntıları serpiştirdiği kitabında, edebi metinlerdeki kahramanların davranışlarını çözümleyip günümüz sıradan insanın yaşadığı sıkıntılarla bağlantı kurarak çarpıcı yorumlar yapıyor.

Özgürlük gibi anlamı hakkında tartışmadığımız, fakat özgürlük dediğimizde herkesin aynı şeyi anlamadığı kavramları da irdeliyor Rollo May. Özgürlüğün ne olduğunu anlamak için önce ne olmadığına bakmak gerekir diyerek, özgürlük kavramını da derinlemesine tartışıyor. Ufuk açıcı ve biraz da rahatsız edici bir tartışma bu, çünkü özgürlükle sorumluluğun el ele dolaştığı bir portre çıkarıyor karşımıza. Rollo May’in kitaplarının rahatsız edici olmasının sebebi de bu. Asla rahat ve umarsız bir hayat resmi sunmuyor May; çatışmalarla, seçişlerle, inançla ve belirsizliğe rağmen, cesaret için cesaretlendirerek, sıradan insanın varolma serüveninin, savaş kahramanlarının hayatından daha kahramanca olduğunu ifade ediyor.

Cesaretle okunacak bir kitap.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Nevrotik endişe, doğanın bize çözmemiz gereken bir sorunumuz olduğunu gösterme yöntemidir. Aynı şey normal endişe için de geçerlidir; bu da bizi içsel gücümüzü toplayıp karşılaştığımız tehditle savaşmaya zorlayan bir kalk borusudur.”

“Faşist ya da Nazi totalitarizminin ortaya çıkmasının nedeni bir Hitler ya da bir Mussolini’nin iktidarı ele geçirmeye karar vermesi değil. Uluslar dayanılmaz bir ekonomik talep sürecine girdiğinde ve hem psikolojik hem de tinsel anlamda içleri boşaldığında totalitarizm oluşan bu boşluğu doldurur ve insanlar artık katlanılmaz bir hal alan endişeden kurtulabilmek için özgürlüklerini satmaya hazırdırlar.”

“Akıl sınıfta, duygular sevgiliyle vakit geçirirken, irade gücü sınava hazırlanırken, dinsel görevlerse cenaze ve paskalya günlerinde devreye girer. Değer ve amaçların bu şekilde kompartımanlara ayrılması kişiliğin bütünlüğünü son derece hızlı bir şekilde baltalar ve hem içsel hem de dışsal anlamda paramparça olan kişi ne yöne gideceğini bilemez.”

“Sanki her özgün sanatçı telaş içinde farklı diller deneyerek hangisinin kendi insanına biçim ve rengin müziğini en iyi şekilde aktarabileceğini bulmaya çalışıyor, oysa ortak bir dil yok. Picasso gibi bir dev bile kendi yaşadığı dönemde tarzdan tarza geçiş yaparak kısmen Batı toplumunun son kırk yıllık süreçteki değişken karakterini yansıtmış, kısmense okyanusun ortasındaki bir gemide telsizi kurcalayıp durarak kendi insanıyla konuşabilmesini sağlayacak dalga boyunu arayan bir adam gibi davranmıştır. Ama hem sanatçılar hem de geri kalanlarımız tinsel olarak ayrık ve şaşkın olduğumuzdan yalnızlığımızı örtbas edebilmek için diğer insanlarla dilimizin elverdiği şeyler hakkında konuşuruz: beyzbol ligi, iş ilişkileri, en son haberler. Derin duygusal deneyimlerimizse daha gerilere itilir ve böylelikle içimiz giderek daha da boşalırken yalnızlığımız artar.”
Rollo May in okuduğum ilk kitabı Kendini Arayan İnsan, tabi ki son olmayacak. Okurken insanın gözündeki perdeleri tek tek katlayıp kenara atabilecek, göğsündeki baskıyı atıp rahatça nefes aldırabilecek bir kitap. Her cümleyle yavaş yavaş gerçeklik kapılarını aralıyorsunuz. Yavaş yavaş diyorum çünkü en uzun sürede okuduğum kitaptı bu.3 aya yakın bir sürede başka kitapları okurken ara ara okudum bu kitabı.Ve her başladığımda o ana dair hislerimi,problemlerimi anlatan bölümlerle karşılaştım.Zaten okudukça göreceksiniz ki kitabın tamamına yakını hepimizin karşılaştığı problemler, ancak biz bunların problem olduğunun dahi farkında değiliz.
Felsefe hocam “ ya içimde bir şey var ama anlatamıyorum...” derken aslında o hissettiğimiz şeyin adını bilmediğimizi yani bir bulut karmaşası düşünürsek hislerimizi bunları bir kare kaba(anlam-a/manaya) koyarsak ona kare deriz demişti. Yani bir sıkıntıyı çözmenin ilk yolu onu bir kaba bir anlama sokmak, sıkıntının ne olduğunu bilmektir.
Kitapta insanın içsel sıkıntılarını, geçmişe dair farketmeden empoze edilen duygu,düşüncelere dair farkındalığı, kendini gerçekleştirmenin önemini, kendini nasıl bulacağın anlatılıyor.
Dünyanın en ünlü psikiyatrlarından biri olan Rollo May, kitabında salt kendi düşüncelerine yer vermiyor, birçok farklı görüşteki psikiyatr, filozof ve yazarlardan hatta dinlerden dahi alıntılar var. Okurken ufkunuzu açacak ve bilgi dağarcığınızı genişletecek dopdolu bir kitap. Benim hazmetmem biraz uzun sürdü kitabı okurken o düşünceden bu düşünceye daldığım için. Kitabı bir süre sonra tekrar okuyacağım, dikkat etmediğim çok farklı şeyler bulacağıma eminim. Unutulmaması gereken bir kitap. Okuyun, okutturun. Pişman olmayacağınıza eminim.
Okuduğum en iyi kitaplardan biri diyebilirim.Sıradan bir kitap değil bana göre.İçinde siyasetten edebiyata kadar her türlü bilginin olduğu dolu dolu bir kitap.Hazmetmek için uzun bir sürede okudum .Hatta tekrar okuyabilirim ilerde çünkü ;tek okumayla anlaşılması zor. Yani o bahsedilen öğretilerin hayata uygulanması için tekrar gerektiren bir kitap.Rolla May'in düşünceleri çok hoşuma gitti gerçekten.
Üniversite zamanımda boşluklarda okuduğum bir kitap. Bana çok şey katan ve beni sanki yeniden yapılandıran türden diyebileceğim bir eser.Rollo May gerçekten harika bir psikiyatr.İnsanı anlamaya çalışan herkesin okuması gerekir.
Sevginin karşıtı nefret değil kayıtsızlıktır sözünü May in kitaplarında en iyi anlatan bu eseri olsa gerek.Çağımızın aşk ilişkilerine güzel ışık tutmuş.Tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Rollo May
Unvan:
Amerikalı Psikolog, Yazar
Doğum:
ABD, 21 Nisan 1909
Ölüm:
ABD, 22 Ekim 1994
Rollo May (21 Nisan 1909 - 22 Ekim 1994), ABD'li varoluşçu psikolog. Varoluşçu felsefenin yanı sıra humanist psikolojinin de önemli isimlerinden biri olarak bilinir. Türkçe'ye Kendini Arayan İnsan ve Yaratma Cesareti isimli kitapları çevrilmiştir. Rollo May, teolog Paul Tillich'in yakın arkadaşlarındandır. Yaratma Cesareti (The Courage to Create) ismini Paul Tillich'in Varolma Cesareti (The Courage to Be) isimli eserine referansla koymuştur.

May, Ohio eyaletindeki Ada'da 1909 yılında doğmuştur. Ebeveynlerinin boşanmasından ve ablasının şizofreni hastası olduğunun anlaşılması gibi olaylar, zor bir çocukluk dönemi geçirmesine neden olmuştur. Klinik psikoloji alanında doktora Columbia Üniversitesi'ndeki Öğretmenlik Yüksekokulu'ndan 1949 yılında almıştır. May aynı zamanda San Francisco'daki Saybrook Lisansüstü Eğitim ve Araştırma Merkezi'nin kurucularından ve öğretim üyelerinden birisidir.
1994'ün ekimindeki ölümünden önceki son yıllarını San Francisco Körfez Bölgesi'ndeki Tiburon'da geçirmiştir.

Rollo May, Amerikan hümanizminden etkilenmiştir ve varoluşçu psikolojiyi başta Freud'unki olmak üzere diğer felsefi yaklaşımlarla birleştirerek yeni bir yaklaşım yakalamaya çalışmıştır.
Aynı zamanda Rollo May, Otto Rank'i varoluşçu psikoterapinin en önemli öncülerinden biri olarak görmüştür. Ölümünden kısa bir süre önce May, Rank'in derslerinin Robert Kramer tarafından derlendiği bir esere yazdığı önsözde, "Otto Rank'i, uzun bir süredir Freud'dan etkilenen büyük ama keşfedilmemiş bir dahi olarak görüyorum." demiştir.

May kişilik gelişiminde bazı "aşamalar" tespit etmiştir:
Masumluk - yeni doğanın ego ve öz bilinçlilik öncesi içinde bulunduğu aşamadır. Masumluk aşamasındaki biri yalnızca yapması gerekeni yapar. Buna karşın, gereksinimlerini karşılayacak seviyeye kadar etkin olan bir iradeye de sahiptir.
İsyankarlık - isyankar insan özgürlüğünü istemektedir; ancak özgürlükle birlikte gelecek olan sorumluluğa ilişkin yeterli bir kavrayış geliştirememiştir.
Karar verme - birey bu aşamada yaşamının, ailesinden daha bağımsız duruma gelmek ve "sıradan aşama"ya geçmek gereksinimini duyduğu bir geçiş aşamasındadır. Bu aşamada birey yaşamında ne istediğine karar vermeli ve isyankarlık çağında duyduğu isyan gereksinimini karşılamalıdır.
Sıradanlık - olağan yetişkin egosunun sorumluluk anlayışını geliştirdiği - yine de sorumluluğu fazla "ağır" bulduğu - ve bu yüzden de uyum sağlamakta ve geleneksel değerlerde bir güvenlik duygusunu aradığı aşamadır.
Yaratıcılık - bireyleşmiş yetişkinlik, varoluş aşaması; kendini gerçekleştirmenin ve basit egosantrikliğin ötesine geçilen aşama.
Yine de, bunlar alışageldiğimiz anlamıyla "aşama"lar değildir. Bir çocuk kimi zamanlar masumluğun, sıradanlığın ve yaratıcılığın niteliklerini taşıyabileceği gibi bir yetişkin de isyankarlık durumunda olabilir. Aşamaların yaşlarla ilişkilendirilmesindeki tek etken önemliliktir. İsyankarlık iki yaşındaki bir çocuk veya bir ergen için diğer yaşlardan daha fazla önem taşımaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 80 okur beğendi.
  • 242 okur okudu.
  • 20 okur okuyor.
  • 432 okur okuyacak.
  • 13 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları