Romain Gary (Emile Ajar)

Romain Gary (Emile Ajar)

Yazar
8.4/10
245 Kişi
·
640
Okunma
·
90
Beğeni
·
6.878
Gösterim
Adı:
Romain Gary (Emile Ajar)
Tam adı:
Roman Kacew
Unvan:
Goncourt Ödüllü Fransız Yazar
Doğum:
Vilna, Litvanya, 8 Mayıs 1914
Ölüm:
Paris, 2 Aralık 1980
1914, Litvanya doğumlu. On dört yaşında Fransa’ya geldi, hukuk öğrenimi gördü, 1940 yılında ‘Fransa’ya Özgürlük’ ekibine ve savaşa katıldı. Fransa’nın 2. Dünya Savaşı’ndaki kahramanlarından biriydi, Legion d’honneur nişanına layık görüldü. Yazarlığı yanında diplomatlık yaptı.

İlk romanı Polonya’da Bir Kuş Var – Avrupa Eğitimi, dışişleri bakanlığında çalışmaya başlamasıyla aynı zamanda yayınlandı. Onca Yoksulluk Varken‘de olduğu gibi ‘Émile Ajar’ takma adıyla da kitaplar yazdı ve her iki kimliğiyle iki ayrı Goncourt Ödülü sahibi oldu. Eşi ünlü Fransız oyuncu Jean Seberg’in 1970′deki trajik ölümünün ardından 1980’de kendi eliyle hayatına son verdi.

Yazarın kaleme aldığı çok sayıda romandan Agora Kitaplığı’nda yayınlananlar şunlardır: Şafakta Verilmiş Sözüm Vardı (2012), Cennetin Kökleri (2012), Kadının Işığı (2012), Biletiniz Buraya Kadar (2012), Polonya’da Bir Kuş Var – Avrupa Eğitimi (2012), Uçurtmalar (2012) ve Emile Ajar takma adını kullanarak kaleme aldığı Onca Yoksulluk Varken (2009), Yalan-Roman (2011), Koca Tembel (2011) ve Kral Salomon’un Bunalımı (2011).
En iyi uyuyanlar dürüst olmayanlardır. Çünkü hiçbir şeyi takmazlar, oysa dürüst insanlar gözlerini kırpamazlar, her şeyi dert edinirler.
Romain Gary (Emile Ajar)
Sayfa 23 - Agora Kitaplığı
"...Halkların kendi kaderlerini tayin etme hakkı var orada. Kutsal bir haktır bu."
Romain Gary (Emile Ajar)
Sayfa 168 - Agora Kitaplığı - 1.Baskı - 2009
"Bence çok çirkin biriyle yaşadığınızda, sonunda onu çok çirkin olduğu için de seversiniz."
Romain Gary (Emile Ajar)
Sayfa 145 - Agora Kitaplığı
Bana hep garip gelen, gözyaşların doğmadan önce programlanmış olmasıdır. Bu demektir ki, ağlayacağımız önceden saptanmış.
Bunu hiç düşündünüz mü?
Romain Gary (Emile Ajar)
Sayfa 55 - Agora Kitaplığı
“Uyuyamıyor musun?”
“Uyuyabiliyorum, ama uyumak istemiyorum. Senin yanında olmak çok iyi."
Romain Gary (Emile Ajar)
Sayfa 29 - Agora Kitaplığı - 1. basım
Kapının önüne oturmuş, zamanın geçmesini bekliyordum, ama zaman her şeyden daha yaşlıdır, pek yavaş ilerler.....İnsanlar acı çekince gözleri büyür, eskisinden daha anlamlı durur...
Beni bu yaşta giderek daha çok ürküten şey, bir kez daha insan derisi içinde doğabileceğim düşüncesiydi.
Romain Gary (Emile Ajar)
Sayfa 143 - Agora kitaplığı - eylül - 2012
Z- Çok iyisin, ötekilere benzemiyorsun. Seni çok sevdim.

J- Bunun için bir şey yapmadım.

Z- Bunun için bir şey yapılamaz.
Romain Gary (Emile Ajar)
Sayfa 44 - agorakitaplığı Yayınları
197 syf.
·28 günde·9/10
Romain Gary, nam-ı diğer Emile Ajar… Kimdir bu adam?  Bir hayata savaş pilotluğu, diplomatlık, yönetmenlik, senaristlik,  iki yazarlık ve bir de Dünya Savaşı sığdırmış hayatla kavgası olan bir adamdır Romain Gary.



Romain Gary, 1956’de Cennetin Kökleri kitabıyla, bir yazarın hayatı boyunca tek bir kez alması mümkün olan ve Fransa’nın en prestijli ödülü olan Goncourt Edebiyat Ödülünü alıyor ve dönemin eleştirmenleri yerlere göklere sığdıramıyor yazarı… Daha sonra her ne oluyorsa Eleştirmenlerin büyük hedefi haline geliyor yazarımız ve eski yeteneğini kaybettiğini söylüyorlar. Romain Gary bu eleştirilerden sonra Emile Ajar takma adını kullanarak yazmaya başlıyor ve Emile Ajar’ın kendi yeğeni olduğunu söylüyor. Asıl eğlence de bundan sonra başlıyor zaten. Romain Gary yerden yere vurulurken Emile Ajar göklere çıkartılıyor ve 1978’de bir yazara ancak bir kez verilmesi mümkün olan Goncourt ödülünü Gary, Emile Ajar olarak bir kez daha alıyor. Tabi bundan edebiyat dünyasının haberi var mı? Pehh! Ayakta uyuyorlar. 2 Aralık 1980’de kendi tabancasıyla intihar etmeden önce yazdığı intihar mektubuyla ancak öğrenebiliyorlar iki yazarında aynı kişi olduğunu. Bu çılgın adam, edebiyat dünyasına yüzyılın Trollünü atmış anlayacağınız.


Yazarın böyle sıradışı bir hayatı olduğunu öğrendikten sonra insan daha farklı okuyor kitabı. Satır aralarında onun hayatının izlerini bulmayı umuyor, acaba bu yazdıklarında kendi yaşanmışlığına dair bir şeyler var mı diye düşünmeden edemiyor insan.


Kitap, Fransa’da yaşayan Arap asıllı 10 yaşındaki Momo adlı çocuğun ağzından aktarılıyor bize. Momo’nun babası muhabbet tellalı,  annesi ise hayat kadınıdır. O dönem Fransa’da Hayat kadınlarının çocuk sahibi olmaları yasak olduğu için Momo’nun anne babası Momo’yu eskiden Fahişelik yapmış ve Nazi zulmüne uğramış olan Yahudi asıllı Madam Rosa’ya bırakırlar. Madam Rosa, yaş kemale erince hayat kadınlığından elini eteğini çeken,  para karşılığı hayat kadınlarının çocuklarına bakan yaşlı bir kadındır. Her an Naziler tarafından yakalanıp, türlü işkencelere maruz kalacağını düşünür ve bunun korkusuyla yaşar.


Madam Rosa’nın bu korkusunu kitabın başından sonuna kadar hissedebiliyorsunuz.
Aslında sadece korkuyu değil yalnızlığı da hissediyorsunuz. Mesela Momo şemsiyeyi kendine arkadaş olarak edindiğinde yalnızlığı dibine kadar hissediyorsun.  Sevgisizliği de hissediyorsunuz ve tabi aynı zamanda sevgiyi de... Birileri onu görsün, varlığını farketsin hatta gerekirse bir tokat patlatsın diye tezgahlardan meyve aşırdığını görünce sevgisizliği, aralarında kan bağı olmamasına rağmen iki farklı ırktan olan Madam Rosa ve Momo’nun arasındaki kuvvetli duygusal bağı görünce de sevginin ne demek olduğunu en derinlerinizde hissedebiliyorsunuz… Bir de onca yoksulluğun içinde varlık nasıl yaşanır onu hissettirmiş bize yazar. Bunu da bir travesti olan Madam Lola’nın yaptıklarını okurken hissediyorsunuz…



Kitabı bazı sebeplerden dolayı 28 günde bitirebildim. Bu kadar uzun bir süre bir kitapla haşır neşir olunca kitabı bitirip kapağını kapattığında tuhaf bir yalnızlık hissediyor insan ama sonra Onca Yoksulluk Varken,  çok da önemli değil diyorsun.


Momo’nun ağzından, iç seslerinden yaşadıklarını dinlemek hem hüzünlüydü, hem keyifliydi. Asla yaşamak istemeyeceğimiz bir hayatı Romain Gary bize o kadar profesyonel anlatmış ki ağır dram içeren bir konuyu, okurun duygularını yıpratmadan önümüze sermiş. İşte bunu yaptığı için  samimiyetinden zerre şüphe duymadın yazarın. Akıcı diliyle, yaşanmışlıklarıyla, samimiyetiyle ve verdiği mesajlarla kopmadan okutuyor kendini kitap.

Kesinlikle tavsiyemdir, okuyun. Sevgiler…
272 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
"Önemli olan hiçbir şey ölmez.."

Yine savaşı anlatan bir kitap. Tabiki her savaşta olduğu gibi yine en çok mağdur olan çocuklar ve aşklardır çünkü hiçbir savaş yoktur ki aşkı barındırmasın. Ikinci Dünya Savaşı sırasında Alman işgaline uğrayan Polonya ve onun yılmak bilmeyen direnişçileri...
Almanların direnişçileri ormandan çıkarabilmek için uyguladıkları aşağılık politika... Onlara, eşlerinin ve çocuklarının seslerini duyurmak, acı bir şekilde. Fakat bir süre sonra bu hileyi sezen direnişçiler artık sevdiklerinin feryatlarına kulaklarını tıkamayı ògrenir.
Onlar da kendince bir strateji geliştirmişlerdir. " Partizan Nadejda" .
Nadejda, aslında olmayan, ama her yerde eylemlerde bulunan, demiryollarını havaya uçuran, alman askerlerinin korkulu belasıdır? Peki nasıl ?
Şöyle ki, Nadejda, direnci düşen partizanların umutlarını kaybetmemeleri için ormandaki direnişçiler tarafından uydurulmuş bir kişidir, efsane diyelim biz buna.
Ve kitabın içinde en sevdiğim karakter olan Dobranski, bunun aslında bir kuş yani bülbül olduğunu söyler Janek' e. Dobranski, hikayeler yazan ve yazdıklarıyla silah arkadaşlarına manevî destek olan gerçek bir kahramandır.
Son sözleri beni oldukça etkiledi. " Kin ortadan kalkacak.. yepyeni bir dünya... emekle, neşeyle kaynaşmış..."(s.260)

Direnişçilerin her zaman sevdikleri kadar açlıkla da sınandığı gerçeği... Koca kışlar boyunca patates yemek, bazen o patatesi de bulamamak..
Ah şu savaşlar...

Janek ile Zosia nın o masum aşklarına tanık olmak, Sevilmek için hiçbir neden, koşul öne sürmeden...

Romain Gary' nın yani ikinci ismiyle Emile Ajar' ın farklı iki isimle aynı ödülü aldığını da söylemek gerek. Ki her iki ismiyle de yazdıkları aldığı ödülleri ne kadar hak ettiğinin göstergesi.
Yine de canı cehenneme savaşların...
Savaşmadan da yaşanabilecek bir dünya adına, sevgilerle...
220 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Çok gecikmiş bi' inceleme, bi' seslendirmeye girişiyorum. Cesaretimi sürtünen, bana sinen karakterlerden, yazınını giderek sevdiğim, öğrendiğim, öğrendikçe tutkusal bi' yakınlık, korkunç bi' samimiyet duyduğum yazardan, Romain Gary'den alıyorum.

Onca Yoksulluk Varken, Romain Gary'nin Emile Ajar takma ismiyle yayımlattığı kitaplarından biri. Bu kitabı yaklaşık iki sene önce okumuştum, çok tesadüfi bi' buluşmamız olmuştu, o anı asla unutamam. Çünkü çok beklenmedik şeyler yaşamıştım okurken. Elimdeki versiyonu 1980, Can Yayınları basımı olan bu kitap neredeyse her sayfası kopuk, sararmış; fiziken geçmişin nostaljisinde ama okuyunca hiç de öyle olmadığını anlıyor insan.

Onca Yoksulluk Varken'de Momo adlı bi' çocuğun dünyasında, bakışını "yaşatılan"la değil "yaşadığı"yla aktaran, içi sorularla, fikirlerle dolu büyümüş de küçülmüş bi' çocuğun dünyasına iniyoruz. Büyümüş de küçülmüş deyimi, kendine has ince bi' ukalalık taşıyor, inanın Momo hiç öyle değil. Hiç. Yoksulluk içinde yaşamaya çalışan değil yaşayan bi'ri o, çok sevgili bi' insan. Deneysel davranışları, düşünceleri Madam Rosa'yla, Mösyö Hamil'le hareket halinde, döneniyor. O görmüş geçirmişçesine fikirlerini, duyduğundan söylemiyor Momo, hissettiği anda-derince bize aktarıyor. Ve bizi sarıyor. Momosal dünya küçük bakışlı ama derin görüşlü. Bi' çocuk ne yaşar da dünya kadar şeyi hisseder?

Bazı kitapların çok ilginç bi' şekilde kolları ve gözleri vardır ve o gözler okurken size baktığında hissedersiniz. Kitaba ara verdiğinizde kendi rutininizdeyken hissettiğiniz, o etki, bir şeylerin sizi sarmasıyla(kolların) farkına varırsınız. Bu da değişik bi' bağ yaratır. Onca Yoksulluk Varken'in bakışları beni çok rahatsız ettiği için kısa sürede bitirmiştim. Ama, o kollardan hiçbir zaman kurtulamadım. Sevgi kuşkusuz derin duygu ama belirli bi' damgası var, ben bu kitaba sevgi duyamayacak kadar bağlıyım, belirsizliğin, sorgunun, samimiyetin en özel halini yaşamıştım. Tabii bunun ardından Romain Gary'i tanıdım.

Buket Uzuner'in yazdığı "Balık İzlerinin Sesi" yaşamış etkileyici bazı insanların hayatlarını birer karakter olarak, yarı gerçek yarı kurgu halinde ele almış bi' kitap. Ordan Uzuner'in aklımda kalan bi' sözü var; Romain Gary "mış gibi" ustasıdır, diyordu. Bu cümle aslında okuduğum her Gary kitabında bana kendini hissettiriyor; ancak "mış gibi"yi iyi bilen bi' insan böylesine samimi olabilir! "Mış gibi" herkesin yaşamak noktasında bazen kendi ayaklarıyla yürüdüğü, bazen itildiği bazen teselli bulduğu çokyüzlü bi' dünya. Onca Yoksulluk Varken'in sarıcılığı "mış gibi"sizliğinden geliyor. Her şeyiyle, her fikriyle, kıyıdaki içsesi, sayfalarca diyaloğu, tokatları ve köpek gözlü ölümleriyle o kadar gerçek ki! Sıklıkla sapıyorum, çünkü Gary beni çıkmazlarımdan biri.

Onca Yoksulluk Varken, fakirlikten dem vurmuyor, aksine yokluğun en "var" halini marjinal bi' ruhtan, Momo'dan, anlatıyor. Hüznü kitabın yuvası yapmıyor, çeşitli olayları yansıtarak pek çok duygu kırılması yaşatıyor okura. Hayaller içinde geçmiyor aksine, çok gerçek, yaşanan evlerin içinden bakıyor. Kurguda yukarıdan bakış yok, kurguda yukarısı yok. Kurgu sizin yanınıza oturuyor, sonra karakterler, olaylar yavaşça size sarılıyor.

Elbette tüm bu kurgusal yakınlaşma dille tamamlanıyor. Gary benim tanıdığım en samimi yazar. Okumuş olduğum ve diğer kitaplarıyla da farkına vardığım kadarıyla iç-gören kalemi öylesine sivri, kendine has ki...
Hava sıcak, ama bu kitap daha sıcak! Yakıcı olmayan, özlemli dost bi' sıcaklıkta.

Tavsiyemdir, üşüdüğünüzde Onca Yoksulluk Varken'i okuyun.


"— Yahudi barınağım orası, Momo.
— Eh peki, iyi öyleyse.
— Anlıyor musun?
— Hayır, ama yok zararı, alışığım.
— Korktuğum zaman gider oraya gizlenirim.
— Neden korktuğunuz zaman Madam Rosa?
— Korkmak için insanın bir nedeni olması gerekmez Momo.
Hiç unutmadım bunu, bugüne dek duyduğum en doğru şeydir çünkü." (sy.47)
512 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Romain Gary'nin ilk Goncourt ödülünü aldığı ve benim bir başyapıt olarak nitelendirebildiğim muhteşem kitabı.

Kitapta, esas olarak Morel isimli bir kişinin, ikinci Dünya Savaşını izleyen yıllarda, Fillerin öldürülmesini önlemek için Fransız Ekvator Afrikasında verdiği mücadele anlatılıyor. Ama tabiiki anlatılanlar sadece fillerle sınırlı kalmıyor. Finlandiya ormanlarından, balinalara kadar, mayıs böceklerinden Almanya'daki köpeklere kadar, gergedanlardan kuşlara kadar tüm doğanın korunmasının insanlık için ne kadar önemli olduğu çeşitli örneklerle de vurgulanıyor.

Ayrıca, o dönemdeki sömürgecilik Afrika'sının siyasi,sosyal,ekonomik,çevresel, doğal kaynaklar ve insanların düşünce yapısı hakkında geniş bir şekilde bilgi de veriliyor.

Özellikle, Morel karakterinin verdiği insanlık dersleri bence kitabın asıl amacını oluşturmaktadır. Doğayı korumak amacıyla verdiği bu mücadelede kendisine samimi olarak destek verenler olduğu gibi, bu mücadeleyi çeşitli amaçlarla kullanmak isteyen kişi ve gruplar da vardır. Hatta bunlar daha da fazladır. Ama bu durum, Morel'i yıldırmamış,umudunu kaybettirmemiştir. En zorda kaldığı durumlarda bile karşısındakilere insan olabilmelerinin şartları hakkında adeta dersler vermesi, kendisini, inandığı şeye ne kadar adadığını bize göstermektedir.

Kitabı, ben mutlaka okunması gereken bir kitap olarak değerlendiriyor ve incelememi, Morel'in söylediği gibi 'keşke bir gün insanlar için ''erdem ilacı'' bulunsa da insanların bu ilacı içmesi sağlansa' dileğimle bitiriyorum.
197 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Çok sevdiği eski eşi Jean Seberg'in,şüpheli bir şekilde intiharından kısa bir süre sonra, 1980 yılında, kendisi de intihar eden yazar Romain Gary'nin, Emile Ajar adıyla yazdığı muhteşem bir eser.Kitapta, Müslüman bir fahişe çocuğu olan Momo nun, kendisini büyüten ve aynı zamanda eski bir fahişe olan, Yahudi Madam Rose ile birlikteliğindeki ,4 -14 yaş arası çocukluk dönemi anlatılıyor. Olayları tamamen Momo nun kendi ağzından anlatımıyla okuyoruz.O dönemde Fransa da fahişelerin çocuk sahibi olmaları yasak olduğundan,alınan önlemlere rağmen yinede doğmuş olan çocukların, gizli olarak,tamamen sahte evraklarla bu tür bakıcılık yapan kadınların işlettiği evlerde büyütüldüğünü öğreniyoruz.Kendini bildiğinden beri Madam Rose'dan başka birini aile olarak görmeyen Momo'nun 6 yaşına geldiğinde, madamın aslında kendisine parayla bakan biri olduğunu öğrenmesiyle o çocuk ruhu büyük bir yara alıyor ve biz, ondan sonraki, yürek burkan,insanın içini parçalayan,dağlayan,gözlerini nemlendiren,o yaştaki bir çocuğun yaşamaması gereken olayları içeren hikayesini okuyoruz.Çok akıllı ve iyi niyetli olan Momo,okula da gidemediği için,bütün öğrendiklerini, bir müslüman olan bunamanın eşiğindeki ihtiyar Mösyö Hamil 'in anlattıklarından sağlamaktadır.Evdeki zorluklar,Madam Rose'un gittikçe yaşlanması ve hastalanması,yoksulluk,yalnızlık,o yaştaki çocuğun bilemeyeceği şeyler,etraftaki bir çok tehlikeler,Momo' nun hayatını gün geçtikçe zorlaştırmakta,büyüklerin bile katlanamayacağı olayların içinde mücadele etmesine sebep olmaktadır.Bu mücadele de Momo ya,etraflarında oturan ama Fransa nın dışladığı kesim olan yabancılardan ve bir travestiden oluşan komşuları destek olmaktadır.
Bana göre yazar bu kitabında bir çok sosyal mesajlar vermektedir.Bunlardan bazıları:
Fahişelerin çocuk sahibi olmasını yasaklayan yasanın çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri,kürtajın yasak oluşunun,ötenazi hakkının olmayışının yarattığı sorunlar,Fransız halkının düşündüğünün aksine bütün yabancıların kötü olmadıkları,travestilerin ve fahişelerin de birer iyilik meleği olabilecekleri.......vs diye sıralanabilir.
Kitap o kadar akıcı ve sade bir dille yazılmış ki sanki uçarcasına okunuyor. Bun da çevirmenin de çok büyük payının olduğuna inanıyorum.
1975 yılında Fransa'nın en büyük edebiyat ödülü olan Goncourt ödülüne layık görülmüş bir kitap.Tabiiki Emile Ajar ismiyle yayınlandığından,bu ödülün Romain Gary'e kuralların aksine ikinci defa verildiğinin farkına varılmamıştır.(ilk ödül ''Cennetin Kökleri''isimli kitabına 1956 yılında verilmişti). Ancak Gary intihar ettiğinde yazdığı notta dalga geçercesine bu durumu açıklayınca bir skandal olarak tarihe geçmiştir. Ama bence iyi ki de böyle olmuş.Çünkü kitap her türlü ödülü hak ediyor.
Bu kitap ve yazarı hakkında daha çok şeyler yazılabilir ama,bence en iyisi kitabı okumak diyorum.Çünkü ancak o zaman neden bu kadar övgüyü hak ettiği anlaşılır.
Son cümle olarak, mutlaka ama mutlaka okunması gereken bir kitap diyorum ve tavsiye ediyorum.
512 syf.
·15 günde·Beğendi·9/10
Kapı kapı imza toplamaya çalışan bir adam, bir Fransız üstelik, Fransız sömürgesi altında olan Afrika'da. 'Filler öldürülmesin!' diyor. Köpekler öldürülmesin! Balinalar öldürülmesin! Mayıs böcekleri.. Yani doğa, tüm çerçeve oluyor. Esas öz... 'İnsanlar açlıktan kırılırken canı cehenneme fillerin. Köle ticareti ile insanlık onuru, yerle yeksan edilirken.. Sadece filler (fazla delice!)' Karşı gelenlerin tepkisi bu şekilde. Hantal kocaman, geniş cüsseleriyle 'özgürlük bileti' diye bağırıyor, başkarakter Morel. Alnında biriken ter damlalarına aldırmadan amacına yoğunlaşmış. Evrak çantasında bir dolu dilekçe ve istatistiki veriler var. Kapı kapı dolaşıp imza istiyor. Tüm doğa için. 'Sadece' yok. 'Her şey'.. diyor. İnsanın alnındaki kara izi silmek için insana uzatılan tek kullanımlık bir bilet : 'Doğanın korunması'. İşte bunun için grev, soylu bir eylemdir. "Köpekler bize yetmiyor. Daha büyük, daha hantal bir dostluğa ihtiyacımız var." İnsanın içine dokunan bu sözler, hem mağdur hem sanık durumunda olduğumuzu bir kez daha gösteriyor. Kafes altına alınan tüm canlılar için 'leş kokulu bir lekeye' bulanmış insanlık onurumuzu yeniden sağlamak için mücadeleye çağırıyor, Morel. Ulusların, kimliklerin, kıtaların, dinlerin ötesinde. Can taşıyan herbir canlının kendi doğal alanında yaşaması gerektiğini haykırmak ve mücadele etmek... İnsana rağmen bir mücadele yine de insandan yana umutla..
Savaşı gören birinin 'insanın yaşama mücadelesine', 'doğal mücadelesine' bu denli katkıda bulunması hayranlık uyandırıcı.
Bakmayın 'Morel, Morel' dediğime. Sembolik bir karakter sonuçta. Asıl tehlike alârmını çalan insanlığın köklerine dair tüm izlerin siliniyor olması. Kapitalizm ile birlikte canlı yaşamına duyulması gereken saygının bulunmayışıdır. Ulus mücadelesinin üstünde, ama onu da kapsayan bir değerdir, doğayı savunmak. Kimlik, dil, din, siyasi görüş farklılığı, kıtaların ayrı oluşu.. Tüm bunları kaplayan bir çerçeve oluyor: 'Doğanın korunması'. Her yıl dişleri için öldürülen binlerce fil var. Her yıl kürkleri için öldürülen bir o kadar tavşanlar, köpekler... Her yıl derisi için öldürülen timsahlar, yılanlar...
Yine de insandan yana ümidini kesmiyor yazar, insana karşı insanca bir mücadele sunuyor. Esas derdi bu zaten. Kelimelerle kirletilmeden anlaşılabilmeli mesaj.
512 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Morel Afrika henüz bağımsız değilken (Şimdi de değil) Nazi kamplarında yaşadığı bir olayla fillere sempati duymaya başlar. Asıl etkileyici olanı Mayıs böcekleri hikâyesidir (çok fazla içerik paylaşmamak adına okuyacak olanlara kalsın)

Bir insan içinde doğaya, hayvanlara ne kadar yer verebilir bu tartışılır elbet. Tartışılmayacak tek şey ise Morel'in, özgürlüğün simgesi olarak gördüğü filleri korumak için harcadığı çabalardır. Spor olsun diye, dişleri için, derileri için öldürülen filler ve diğerleri.
Aslanlar zebralar gergedanlar.
Doğa için kendi canından vazgeçmiştir.

Romain Gary' nin, Goncourt ödülünü aldığı ilk kitap. Kitap içinde, insanın çöküşü, kötü oluşları, ideolojilerden yoksun oluşları, Gary' nin hem gülümseten hem de düşündürüp hüzünlendiren tasvirleriyle aktarılmış. Filleri korumak için harcadığı çaba, bütün dünyada en çok konuşulan haberlerden biri olmuştur. Kimileri Morel'in batının ajanı, kimileri parayla çalışan biri olduğunu söyler durur her yerde. Yılmalı mı Morel?

Morel düşünülenin aksine umuda ve iyimserliğe körü körüne bağlı olan bir adamdır. İnsanlara bakış açısı Oğuz Atay' ı çağrıştırsa da fillere duyduğu sevgi, insanı sevmek için çaba harcamasına gerek bırakmayacaktır. Filler umuttur. " Umutsuzluk bize yasak" demiştir Gary ya da Ajar. Neredeyse tüm kitaplarında Almanlara değindirmelerde bulunur. Bu kitabının önemli karakterlerinden bazıları da Nazi mağdurudur. Nitekim kendisi de Fransa'nın en büyük nişanını almış bir savaş pilotudur. Nazilere değindirmeden duramaması bundan. " Sadece kendim olmaktan sıkılmıştım" diyerek ikinci bir isimle de de kitaplar yazan ve aynı ödülü jüriye hiç çaktırmadan alan Gary, hak ettiği değeri alamayan güzel kalemlerden biridir.

Kitaba dönecek olursak, Morel'i kendi fikirleri için kullanmak isteyen Afrikalılarda oldukça fazladır, ona katılırlar ama filler umurlarında değildir. Morel' e ne oldu bilinmez ya da söylenmez( sonu ayrı bir düşündürücüdür o yüzden sòylemem iyi olmaz(:)
Ancak onun için canını verebilecek Alman Minna kızı da unutmamak gerek. Kitap bittikten sonra hemen bir fil belgeseli açıp izleyeceğinizi düşünüyorum ve fillerin artık gözünüzde o eski filler olmadıklarını göreceksiniz.
Filler güzeldir, özgürlüğün simgesidir, bütün hayvanlar özgür olmalı ve onların da doğanın bir parçası olduğu unutulmamalıdır.
Ayrıca buraya Morel deki inanılmaz fil sevgisinin temellerinin oluştuğu küçük bir hikaye eklenmiştir. (216. Sayfa)

UNUTULMAYACAK HANESİ

Morel'in Nazi kampında tanıdığı Robert, beraber zulme uğradığı kampdaşlarının moralini düzeltmek için hayali bir kadın yaratır. Onun ellerini öper, kulağına bir şeyler fısıldar ve arkadaşlarına bu saatten sonra odalarında bir kadının olduğunu, bundan sonra herkesin ona göre hareket etmesini, etrafını temiz tutmasını öğütler. Kampdaş ve zulümdaşları o kadar benimserler ki bu fikri, kimi çiçek toplar, kimi temizlik yapar kimi hayali matmazele saygısızlık yaptı diye adam dövmeye, kimin Matmazel giyinene kadar, onu sapık gözlerden korusun diye battaniye tutmaya başlar.
Herkesin morali oldukça yükselmiştir,
Zulmün altında olsalar bile hayali kadın hepsi için bir umut olmuştur.
Bunu fark eden bir SS subayı Robert' a kadını teslim etmesini söyler, aksi kurşuna dizilmesine neden olacaktır.
Kamp komutanı kadını almaya geldiğinde Robert kadını teslim etmeyeceğini söyler...
Gerisi hücre cezası ve işkencedir ama Matmazel teslim edilmemiştir :).
Bir metreye bir buçuk metre bir hücre.
Hücrede dayanamayacak hale geldiğinde Afrika'daki, özgürlüğün sembolü fil sürülerini düşünür ve bu şekilde dayanıp tekrar kampdaşlarının yanına zulüm ocağına getirilir. Döner... bitik ve ölgündür ama mutludur... bundan sonra onları ayakta tutacak olan Özgür fil sürüleridir.
İşte Morel' ın de o dönemde bulunduğu kampta fil sevgisinin nereden geldiğini merak edenler için 216. Sayfadan bir hikaye ve hikaye şahsımca özetlenmiştir, kitaptaki orjinal hikaye çok daha etkileyici anlatılmıştır....
Oldukça uzadı affola,
Hayvanların da bizler gibi bir canlı olduğunu, ağaçların, kısacası doğanın hepimizin olduğunu fark edebilmemiz ve o yònlü davranabilmemiz umuduyla,
Bizim dışımızdaki canlılar da en az bizim kadar yaşama hakkına sahiptir..
Sevgilerle....
Kesinlikle okunmalı!
197 syf.
Eğer küçük yaşta annenizin bir hayat kadını olduğunu öğrenerek kendiniz gibi olan pek çok çocukla aynı evde büyümeye başlarsınız hayat çok tuhaf olabilir . 10 yaşında olduğunuzu düşündüğünüz bir zamanda böyle bir evin yükü sizin omuzlarınıza binerse eğer çok daha erken büyüyebilirsiniz .
272 syf.
·6 günde·8/10
Polonya'da bir kuş, soluğu ormanda alır. Özgürce ötmek ister. Kurşun sesleri ve ardı ardına gelen patlamaların tüm yankısı bülbülün sesini bastırır. Bülbül korkar, ağlar, siner ve sığınır. Bakar ki, kendi gibi örgütlenmiş direnen bülbüller var ormanda. Özgürce şakımak için planla ve ihtiyatla hareket ederler. Toplantı günlerinde masallar anlatılır, şiirler okunur, şarkılar söylenir. Umut konuşur sığınaklarda, yıkıma karşılık olarak. Aşk konuşur nefrete karşılık olarak. "İnsanlar kini öğrendiler, iyiliği de öğrenebilirler."syf106
Umuda kurşun sıkan işgalcilerin bu ormanlardan alamayacakları şeyin kavgası var. Yaşamla birlikte devrim anlam kazanır. Aşkla birlikte, devrim kazanılır. Son kuş vurulana dek bitmeyecek bir kavganın neferleri... Ve aşka inanan, güzelliğe inanan, ezilen, bastırılan sesin sahipleridir onlar. Gri kafeslerin varlığından rahatsızlar. Son kafes de ayaklar altında ezilene dek, özgürlük baskı altında olacak. Ve artık o billur ses duyulamayacak ormanlarımızda.
"... Kaç bülbül? Kaç şarkı daha, kim bilir kaç güzel şarkı?"syf 260
"Önemli olan hiçbir şey ölmez." syf114
Bir hayal orkestrasının solisti ah, şu bülbül... Kelimelerin düşsel pınarlarında şakıya(maya)n, bastırılmış bülbüllerin sesi, ormana sinmiş. Soluk soluğa... Kısık... Ve sessizce söylenen tüm şarkıların nesilden nesile aktarılması... Kuş yok. Sesi var yalnızca. Kulakları sağır eden sessizliğin şarkısında yer bulmuş, kanatlı özgürlüğün billur sesi hakim ormanda. Asıl olan, ancak derinlerden duyulabilen bir ses hakim ormanda. Söylenmemiş şarkıların bestecileridir onlar. Aldatıcıdır kurşunların sesi. Aldatıcıdır savaşın gri yıkım etkisi. Korkunun itaati aldatıcıdır! Rengarenk bir baharı soldurtamayacaklar.

Kitap hakkında. Jean Paul Sartre övgüyle söz eder bu kitaptan. Bir filozofun özgüyle bahsettiği bu eser listemşn başına eklendi. "Yirminci yüzyılda yazılmış en iyi savaş karşıtı bir eser" der. Yazarın ilk eseri. Avrupa eğitimi orijinal adı. Belli ki ironik bir mesaj vermek istemiş, Emile Ajar. Okudukça Avrupa eğitiminden kastedilenin ne olduğu açıkça anladım. Umuda kurşun sıkan, sıktıran bir eğitimin protestosu. Kısaca, İkinci dünya savaşında partizanların verdiği mücadelede sığınmanın, direnmenin, öğrenmenin öğrenciliğini yapan direnişçiler anlatılır. Daha fazla ayrıntı vermek istemiyorum. Ama lütfen okuyun ki, beyazın cehennem olduğunu anlayın. Etiketin anlamsızlığını bir masaya serin ve buruşturup atın.

Polonya milli marşını duymak istersiniz belki
https://youtu.be/swvAZMdQ1GM

Savaşa rağmen umut her daim var, hırpalasa da yaşam bizi, gecenin sonuna fırlatsa da, hâlâ direnen boyun eğmeyen 'insan' için insana rağmen mücadele eden 'can'lar varlar. Vesselam
https://youtu.be/qAEQ_30pIug
197 syf.
·32 günde·Beğendi·10/10
Yazar iki büyük uç noktayı, çocuklukla yaşlılığı bir çocuğun gözünden birleştiriyor....Onca yoksulluğun içinde, küçük Momo'nun zengin düşleri, onu büyüten ve annesi gibi fahişe olan madam Rosa'ya olan sevgisini vazgeçilmez kılıyor.
Kitabı daha önce de okumuştum fakat tekrar okumam gerekenler arasındaydı ve zamanı iyi ki gelmişti.

Yazarın biyografisi

Adı:
Romain Gary (Emile Ajar)
Tam adı:
Roman Kacew
Unvan:
Goncourt Ödüllü Fransız Yazar
Doğum:
Vilna, Litvanya, 8 Mayıs 1914
Ölüm:
Paris, 2 Aralık 1980
1914, Litvanya doğumlu. On dört yaşında Fransa’ya geldi, hukuk öğrenimi gördü, 1940 yılında ‘Fransa’ya Özgürlük’ ekibine ve savaşa katıldı. Fransa’nın 2. Dünya Savaşı’ndaki kahramanlarından biriydi, Legion d’honneur nişanına layık görüldü. Yazarlığı yanında diplomatlık yaptı.

İlk romanı Polonya’da Bir Kuş Var – Avrupa Eğitimi, dışişleri bakanlığında çalışmaya başlamasıyla aynı zamanda yayınlandı. Onca Yoksulluk Varken‘de olduğu gibi ‘Émile Ajar’ takma adıyla da kitaplar yazdı ve her iki kimliğiyle iki ayrı Goncourt Ödülü sahibi oldu. Eşi ünlü Fransız oyuncu Jean Seberg’in 1970′deki trajik ölümünün ardından 1980’de kendi eliyle hayatına son verdi.

Yazarın kaleme aldığı çok sayıda romandan Agora Kitaplığı’nda yayınlananlar şunlardır: Şafakta Verilmiş Sözüm Vardı (2012), Cennetin Kökleri (2012), Kadının Işığı (2012), Biletiniz Buraya Kadar (2012), Polonya’da Bir Kuş Var – Avrupa Eğitimi (2012), Uçurtmalar (2012) ve Emile Ajar takma adını kullanarak kaleme aldığı Onca Yoksulluk Varken (2009), Yalan-Roman (2011), Koca Tembel (2011) ve Kral Salomon’un Bunalımı (2011).

Yazar istatistikleri

  • 90 okur beğendi.
  • 640 okur okudu.
  • 14 okur okuyor.
  • 678 okur okuyacak.
  • 8 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları