Ryu Murakami

Ryu Murakami

8.2/10
20 Kişi
·
28
Okunma
·
4
Beğeni
·
862
Gösterim
Adı:
Ryu Murakami
Unvan:
Japon Yazar
Doğum:
Nagasaki, 1952
Ryu Murakami, 1952’de Nagasaki’de dünyaya geldi. Musaşino Sanat Okulu’nda öğrenciyken yazar olmayı aklına koydu ve okuldan ayrıldı. İlk romanı "Şeffaf Mavi"yle edebiyat çevrelerinin ilgisini çekmeyi başardı. "Şeffaf Mavi", Akutagava Edebiyat Ödülü’nü kazandı, tüm dünyada iki milyonun üzerinde sattı ve sinemaya uyarlandı. Ryu Murakami, romanlarında gerçekçi ve kara bir üslup benimsedi. Maddiyata dayalı değerler altında ezilen ve hiçlikte sürüklenen savruk, yitik karakterleri anlattı. Senaryosunu yazdığı Audition ve Tokyo Decadence gibi filmler kült oldu.
Gercekten de koku insanlardan nefret etmenin ya da onlari sevmenin temel unsuru olabilir.
Ryu Murakami
Sayfa 52 - Frank
Gercekler ve kosullari kabullenebilmek icin harcanan cabanin getirdigi yalnizlikla, sadece sabretmekle gececek olan yalnizlik farkli seyler.
Ben sıradan bir eroinmanım, eroinim bittiğinde dayamadığım anlar oluyor, ele geçirmek için adam öldürmeyi düşündüğüm anlar. İşte öyle bir anda oturup düşündüm. 'Bir şeyler olmalıydı, benimle eroin arasında, bir şeyler olmalı' dedim. Aslında artık tir tir titriyordum, çıldırmış gibi eroin çakma isteğine kapılmıştım ama, sadece ben ve eroin bir araya gelse de yetersiz bir şeyler olduğunu düşündüm. Çaktıktan sonra hiçbir şey düşünmem gerçi.
Ryu Murakami
Sayfa 111 - Doğan Kitap
"Bak işte, dünya hâlâ ayaklarımın altında değil mi? Bu yeryüzünün üstündeyim ben ve aynı yeryüzü üzerinde ağaçlar, otlar, yuvasına şeker taşıyan karıncalar, yuvarlanan topu kovalayan kız çocuğu, koşuşturan köpek de var. Bu yeryüzü sayısız evlerden, dağlardan, ırmaklardan, denizden geçip her yere ulaşıyor. İşte o yeryüzünün üstündeyim. Korkutucu dünya hâlâ benim altımda bir yerlerde."
Ryu Murakami
Sayfa 134 - Doğan Kitap
Insan acil durumlarda zorlu ve gercekci olandan kacinip, onundeki anlamsiz seylere takilip kalabiliyor. Intihar etme karariyla trene binip 'evin kapisini kapatmis miydim acaba?' diye endise etmek gibi bir sey iste.
"Kendisini yutan kocaman bir varlığın karnında koşuşturan çocuk masalı kahramanları gibiydim."
" Sen Kiku musun? Patırtı çıkarmaktan vazgeç. Biz farkına varıp kurtarmasak, yakacaklardı seni. Geberip gitmiştin. Sen sporcuymuşsun, gerçekten mi? Ben hep söylerim, sporculardan nefret ederim diye. Sporculardan nefret ederim. Basit olurlar. Kafalarının içi de beyinle değil, terle dolmuştur. Haydi gayret, ha gayret. Hı, hı, hı diye nefesi kesilene kadar koşanlardan nefret ederim. "
Ryu Murakami
Sayfa 123 - Doğan Kitap
Yeraltı edebiyatının Japon temsilcilerinden biri olan Ryu Murakami'den kısa ve sarsıcı bir roman. Ryu Murakami'nin yazdığı ilk romanı olan Şeffaf Mavi, kendisi ve bir grup arkadaşının başından geçenleri tüm samimiyet, gerçeklik, çıplaklık ve iğrençliğiyle bizlere anlatıyor. Murakami herkesin aksine bizzat kendi başından geçen olayları kendi ismi ve gözüyle anlatmış ve hiçbir detayı vermekten çekinmemiş bu eserinde. Bazen tekdüze devam ederken ani sürprizler yapıp bizi meraka sürükleyen kitapta, midesiz anlatımların sınırları sık sık ihlal ediliyor. Mide bulandırıcı şeylere dayanıklı olan beni bile okurken duraklatmış nadir eserlerden biri. Eğer hassas biriyseniz hiç başlamayın derim, yarım bırakanlar olduğuna şahit oldum. Bir roman için ince ama dopdolu bir kitap. Alkolün su gibi aktığı uyuşturucu ve seks partilerinin anlatımı oldukça gerçekçi, yazarımızın olayları kendisinin yaşamasının büyük etkisi var elbet. Uyuşturucu alırken ve aldıktan sonraki etkilerini anlatımı harika, adeta kendiniz yaşıyormuş gibi hissediyorsunuz. Nuri Alço ve Tecavüzcü Coşkun filmlerinde izlediğimiz o çılgınca parti yapan kişileri anlamak ve hislerini öğrenmek açısından harika bir kitap. Bir grup gencin nasıl dejenere bir hayat sürdüğü ve güzel gibi görünen pislik içinde geçen günlerini öğrenmek adına önemli bir eser bence.
Japonya'da yeraltı edebiyatının öncü isimlerinden Ryu Murakami'nin Emanet Dolabı Bebekleri adlı kitabı, bize bilmediğimiz ve tanık olmak istemeyeceğimiz hayatları yerin dibine sokturana dek hissettiren nadir eserlerden birisi. Üniversite yıllarımda okuduğum kitabı daha önce incelemelerini de yaptığım yazarın Şeffaf Mavi ve Yok Yere... isimli eserlerinden sonra oldukça merak etmiştim. Tam bir roman kalınlığında olan kitap sizi öylesine kendine bağlıyor ki, sayfaların çokluğuna aldırmadan daha sonra ne olacak diye düşünmeden edemiyorsunuz. Ryu Murakami sade anlatımı, verdiği ilginç detaylar ve güzel tasvirleriyle sizi seksenlerin Japonyasında bir yolculuğa çıkarırken, okuduğunuz her karakteri kendinizmişçesine hissettirmeyi başarıyor. Bir tren garının emanet dolaplarına kim olduğu bilinmeyen anneleri tarafından kilitlenen ve ölmekten son anda kurtulan iki yetim çocuğun hayat hikayesinin anlatıldığı eser, baş karakterlerimiz olan bu iki çocuğun yaşadığı oldukça sıradışı olayları bize sanki normal şeylermiş gibi sunuyor. Sıradışı derken hepimizin çekindiği ve asla şahit olmak istemeyeceğimiz hadiseler bunlar. Çin ve Japonya'daki tren garlarının emanet dolaplarında ölüme terkedilen çok bebek olmuştur eski yıllarda ve yazarın bunlardan esinlenerek yazdığı söylenir bu romanı. Yetimhanede birlikte kardeş gibi büyüyen bu iki oğlan çocuğu, evlatlık gittikleri ailede de bu kardeşliklerini hiç bozmadan birbirlerine destek olurlar. İkisinin hayattaki tek amaçları onları ölüme terkeden annelerini bulmaktır ve yıllarca bu nefretle yaşarlar. Bu çocuklardan Haşi büyüdüğünde biseksüel bir rock yıldızı olurken, Kiku ise sırıkla atlamacı olur. Kiku'nun bir de Anemone adında evinin salonunda bildiğimiz boyu 2 metreyi geçen Gulliver isimli bir Afrika timsahı besleyen fotomodel sevgilisi vardır ve o kız da pek normal değildir. Timsahı beslemek için harcadığı parayı siz düşünün, kedi, köpek, papağan vb. kalmamış memlekette sanki gitmiş timsah almış ruh hastası. Haşi çekingen ve kendine zarar vermeyi seven bir kişilikken, Kiku oldukça dobra ve sert bir karakteri barındırıyor. Haşi biseksüel olması yüzünden sırf erkeği andırdığı için meme kanseri nedeniyle göğüslerini kaybeden menajeri Niva ile evlenecek kadar delidir. Kiku bir yandan annesini ararken diğer yandan "datura" adında ne olduğunu bilmediği bir şeyin peşindedir. Romanda cinayet, tecavüz, uyuşturucu, işkence, hırsızlık, tımarhane ve hapishane var çünkü yeraltı. Sonunu söylemeyeceğim elbette ancak belirli bir sonu olduğunu söylemek zor. Hakan Günday favori yazarlarından biri olan Ryu Murakami'nin bu eserini okurlarına tavsiye ediyordu yıllar önce ve etkilendiğini yazmıştı hatta. Ancak bu Doğan Kitap'ın reklam stratejisi olabilir tabi. Kitabın maalesef basımı yok, ikinci eli de çok pahalı. Bu kitabı iyi ki almışım zamanında, okuduğum için gerçekten kendimi şanslı hissediyorum. Eğer fırsatını bulursanız okumanızı şiddetle tavsiye ederim, sonrasında yaşadığınız hayata şükredebilirsiniz. Umarım yazarın diğer kitapları da çevrilip basılır.
Ryu Murakami'nin dilimize çevrilen 3 kitabından biri olan Yok Yere... bizlere son derece dramatik, trajik, vahşi ve korkutucu bir hikaye sunuyor. Kitabın bizdeki isminin bir hikayesi var, bunu bizzat çevirmeninden dinledim. Kitap en başlarda Çorba Kıvamında Hayatlar ismini almış fakat editörün son dakika golüyle Yok Yere... olmuştur. Yok yere yapılan isim değişikliğini bir kenara bırakırsak okuduğumuzda harbiden yok yere yaşanmış bir yaşam öyküsüyle karşılaşıyoruz. Tokyo'nun arka sokakları olarak bilinen Kabukichou semtinde, gezmeye gelen yabancılara rehberlik eden Kenji adında bir gencin gördüğü hadiseler uç boyutta. Rehberliği kaçak olarak gerçekleştiren Kenji'ye bir gün Frank adında bir Amerikalı geliyor ve olaylar ondan sonra başlıyor. Bu müşteri çok garip bir kişiliğe, vahşi bir geçmişe ve acımasız bir üsluba sahip. Uyuşturucunun kol gezdiği, fuhuşun normal karşılandığı, ölüm ve yaralanmaların pek umursanmadığı bu karanlık semtte Frank korkunç şeyler anlatırken bunları uygulamalı olarak Kenji'ye gösteriyor. Fazla ipucu vermek istemiyorum kendiniz okuyup görmeniz lazım. Yeraltı edebiyatı seviyorsanız bu romanı da çok seveceksiniz. Belki bazılarınıza göre Frank bir idol, bir filozof, bir sembol haline gelecek psikopat bir karakter olacaktır. Eser oldukça kısa ancak dopdolu, okuduktan sonra neler gördüm öyle diye kendinizi sorgulamanız olası.
Psikoloji ve gerilim alanında beni bu denli sarsacak bir kitap uzun zamandır okumamıştım. Acayip gerildim yeri geldi bazı satırları okuyamadım fakat bir sonraki satırı hep merak ettim. Doğan Kitap'tan çıkan bu kitapta birkaç tane yazım yanlışı yakalasam da kitabın akıcılığı bunları es geçmeme yardımcı oldu.
Kitabın ilk kısımları biraz sıkıcı gelse de sonrasında konu kolayca insanı etkiliyor ve heyecan artıyor.
Japonya'daki özellikle gece hayatını merak edenlere, gerilim romanı sevenlere tavsiye olunur.
Bir 'Vay canina!' edasiyla baslamak istiyorum incelememe.
Kitabi bitirdigim an agzimdan cikan ilk soz: "Yaa cok guzeldi." oldu, halbuki baska biri okudugunda guzel kelimesini hayatta kullanmaz bu kitap icin.
Nedenine gelirsek;
En basta kitabi olumsuz olarak elestirdigim tek kismi, kitabin neredeyse sonlarina yakin bir yerine kadar asiri sekilde +18 hususlardan bahsedilmis olmasi.
Normal Haruki Murakami'nin bahsettiginin cok daha fazlasi. (Haruki Murakami okuduysaniz daha once, ne demek istedigimi anlayacaksiniz bu kitaptan sonra.)
Hatta +18 seyleri okumaktan bir ara altust olmustu psikolojim.
'Benim icin boyle seyler cok problem degil, yine de okurum.' diyenler icin mutlaka okuyun derim.
Yazarimiz cinayet sahneleri olsun, bu vahset konularini betimlemede olsun, Frank'in onceki hayatinda neler neler yaptigini anlatisina kadar o kadar iyiydi ki...
Hayalde canlandirdigini yaziya cok iyi dokmeyi basarabilmis.
Kenci ile beraber her seyi ben de yasadim, olaylar benim de kafamda canlanirken bir kez olsun kopukluk yasanmadi.
Basarili bir eser.
Bu turde okumayi seven herkes icin 'Okuduklarim' kisminda yer edinmesini tavsiye ediyorum.

Keyifli okumalar~

Yazarın biyografisi

Adı:
Ryu Murakami
Unvan:
Japon Yazar
Doğum:
Nagasaki, 1952
Ryu Murakami, 1952’de Nagasaki’de dünyaya geldi. Musaşino Sanat Okulu’nda öğrenciyken yazar olmayı aklına koydu ve okuldan ayrıldı. İlk romanı "Şeffaf Mavi"yle edebiyat çevrelerinin ilgisini çekmeyi başardı. "Şeffaf Mavi", Akutagava Edebiyat Ödülü’nü kazandı, tüm dünyada iki milyonun üzerinde sattı ve sinemaya uyarlandı. Ryu Murakami, romanlarında gerçekçi ve kara bir üslup benimsedi. Maddiyata dayalı değerler altında ezilen ve hiçlikte sürüklenen savruk, yitik karakterleri anlattı. Senaryosunu yazdığı Audition ve Tokyo Decadence gibi filmler kült oldu.

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 28 okur okudu.
  • 41 okur okuyacak.