Safiye Erol

Safiye Erol

Yazar
9.0/10
166 Kişi
·
458
Okunma
·
64
Beğeni
·
4722
Gösterim
Adı:
Safiye Erol
Tam adı:
Dr. Safiye Erol
Unvan:
Türk yazar
Doğum:
Uzunköprü, Edirne, 2 Ocak 1902
Ölüm:
İstanbul, 7 Ekim 1964
Cumhruiyet dönemi Türk edebiyatının önemli kadın yazarlarındandır.Psikolojik ve otobiyografik özellikler taşıyan romanlar yazmıştır.

Yaşamı

1902 yılında Edirne'nin Uzunköprü ilçesinde doğdu. Makedonya’dan göç etmiş bir ailenin kızıdır. Annesi Bektaşi dervişi Emine İkbal Hanım, babası Uzunköprü Belediyesi'nde kâtip olan Sami Bey'dir.

Ailesi 1906’da İstanbul'a taşındı. İlköğrenimden sonra önce bir Fransız Mektebi’ne ardından önce Haydarpaşa'daki Alman Lisesi'’ne sonra Beyoğlu’ndaki Alman Lisesi’ne devam etti. 1917 yılında Türk- Alman Derneği’nin aracılığı ile eğitimine devam etmek için Almanya'ya gönderildi. 1919’da Lübek’deki özel Falkenplatz Lisesi’ni bitirdi. Münih Üniversitesi’nde Felsefe ve Edebiyat eğitimi yaptı. 1926’da ”Arapça’da Çiçek Adları” isimli tezi ile Şarkiyat doktorasını tamamladı ve felsefe doktoru olarak İstanbul'a döndü.

Yurda dönüşünden sonra Millî Mecmua ve Her Ay gibi dergilerde kadın sorunlarına ağırlık veren makaleler yayımladı. “Safiye Sami” ismi ile tercümeler yaptı. “Dilara” adını kullanarak öyküler yazdı. Politika ile ilgilendi ve CHP’nin faaliyetleri içinde yer aldı. İstanbul Belediyesi’nde meclis üyesi oldu. 1931 yılında Deniz Kuvvetleri’nde çarkçıbaşı olarak görev yapan Nurettin Erol ile evlendi. Çocuğu olmayan Safiye Erol, bu yıllarda kKızkardeşi Refiye Hanım’ı kaybedince yeğeni Aydın’ı nüfus kaydına geçirdi.

1938'de ilk romanı Kadıköyü'nün Romanı yayımlandı. Aynı yıl Cumhuriyet’te tefrika edilmeye başlayan Ülker Fırtınası 1944'te roman olarak basıldı. 1941'de Selma Lagerlöf'den Portugaliye İmparatoriçesi ve 1945'de Friedrich de la Motte Fouqué'den Su Kızı isimli tercümeleri yayınlandı. Ciğerdelen adlı romanının ilk baskısı 1946'da yapıldı

1947'de Samiha Ayverdi ile tanıştıktan sonra onun müridi olduğu Rıfailik tarikatına bağlandı. Tarikatin şeyhi olan Kenan Rıfaî'nin ölümü üzerine 1951'de onun hakkında üç bölümlük bir felsefî inceleme hazırladı. Bu çalışma, Kenan Rifâî ve Yirminci Asrın Işığında Müslümanlık kitabında yer aldı.

1955'te Tercüman gazetesinde son romanı olan Dineyri Papazı tefrika edildi. Asr-ı Saadet'i anlatan yazıları 1962 yılında Yeni İstanbul gazetesinde yayınlandı; Çölde Biten Rahmet Ağacı adıyla kitap haline getirildi.

1 Ekim 1964 tarihinde İstanbul'da hayatını kaybetti.
Evvela aşırı bir aşk, sonra aşırı aşkların olağan tepkisi hayal kırılışı.
Safiye Erol
Sayfa 239 - Kubbealtı Yayınları
Ben onun muhabbetini ciğerimin kanına dokudum, cismine el koyamazsam ne zarar? Bu can tende oldukça...
Safiye Erol
Sayfa 73 - Kubbealtı Yayınları
Sen ne kadar benden geçsen artık bir daha yabancı ellere geçemezsin. Yeryüzünde tek adalet varsa oda şudur ki: Bir manaya en yakın ulaşan, o manaya en yüksek bedeli ödeyen kişidir.
Safiye Erol
Sayfa 223 - Kubbealtı Yayınları
O insanlar bir altın çağı yaşadılar, eski Yunan zamanında... Eski Yunan, sinesinde şarkı ve garbı birleştirmek saadetine ermişti; bu yüzden mükemmel oldu. Sonra miras bölündü: Yunan’ın ilim iştiyakı, tasnif etmek, teşkilatlandırmak kudreti, hürriyet iptilası garba gitti. Bu tarafa ne kaldı? Yaratılış sırrına hürmet, fanilik şuuru, ferde huzur ve ahenk verebilecek dünya görüşü -yani kader ve kısmete inanma- güzellik.
Safiye Erol
Sayfa 21 - Kubbealtı Yayınları
Kıskançlık illeti, tefrih(ayrılma) devresinde bile insanı perişan eden bir hastalık gibi daha o zamanlar varlığımı bürümüştü
Safiye Erol
Sayfa 47 - Kubbealtı Yayınları
260 syf.
·4 günde·9/10
Sâmiha Ayverdi, Sofi Huri, Nezihe Araz, Safiye Erol gibi isimleri kaçımız tanıyor diye sorsam eminim tanıyanlar olarak azınlıkta kalacağız. Ha bir de tanımak var, tanımak var. Kimimiz sadece ismini duymakla müşerref olmuşuzdur, kimimiz bir eserini dahi olsa okuma şerefine erişmişizdir. Daha şanslı olanlarımız ise pek çok eserini okumuş, hayatını ve fikirlerini irdeleme fırsatını yakalamış olanlardır.

Hani hep deriz ya, okuduğumuz bir eser başka eserlere kapı aralar diye; kulağa ne kadar klişe de gelse hakkını veren bir sözdür. Bugüne kadar okuma şansını elde ettiğim pek çok kıymetli eseri bu şekilde keşfettim. Ciğerdelen de bu kategoriye dahil bir eser. Safiye Erol'un Ciğerdelen'ine ilk olarak Nihal Atsız'ın 'Ruh Adam' isimli eserinde rastlamıştım. O zamana dek varlığından haberdar bile değildim. Kitap alışveriş listemde alınmayı bekliyordu. Nihayetinde kitabı edindim fakat son sayfayı da kapattıktan sonra böylesine kaliteli bir eseri okumaktan kendimi uzun süre mahrum bırakmış olduğuma hayıflanmadan edemedim.

Ciğerdelen'e geçmeden evvel, eserin mimarını az da olsa tanıtmak ihtiyacını hissediyorum. Safiye Erol, Edirne'de doğup yaşamının önemli bir bölümünü Almanya'da geçiren bir değer. Lise ve üniversiteyi Almanya'da okumuş, orada tanıştığı Hindistan mücahitlerinden bir gençle evlenmeye karar vermiştir. Hintli genç Safiye Erol'a “Evlenelim, memleketime gidelim; ülkemin bana, benim sana ihtiyacım var.” demiş, Safiye Erol da “Benim memleketime gidelim, orada onların bana, benim sana ihtiyacım var.” şeklinde karşılık vermiştir. Bu noktada dahi vatanının menfaatini şahsi menfaatinden önde tutmuş, eserinde de bunu her fırsatta vurgulamıştır. Bu hazin son üzerine Safiye Erol, Türkiye'ye dönerek hayatını bir başkasıyla birleştirmiş ve hiç çocuk sahibi olmadan 1964 yılında vefât etmiştir. Yaşadığı 62 yılın ardından bizlere kıymetli eserler bırakmıştır. Ciğerdelen de bu kıymetlerden biridir.

Yazar, yapılan bir röportajda Ciğerdelen'den şu şekilde bahseder:
{~ En çok sevdiğim de odur, Ciğerdelen.
- Niçin en çok sevdiniz?
Manalı bir gülümseyişle elini göğsüne götürerek…
~ Deldi… Deldi de ondan, diyor ve ilave ediyor:
Bunu yazarken on iki kilo kaybettim. İki defa bayıldım. Bitirdikten sonra hasta yattım.
- Niçin?
~ Feylosof Niezsche’nin bir sözü vardır: “Büyük eserler müelliflerinden intikam alırlar" der.}

Kendisinin de deyimiyle derin, insanı etkileyen bir eserdir Ciğerdelen. Hem bir yer adı olarak hem de insanı derinden etkileyen olaylara binaen kullanılmıştır ciğerdelen kavramı. Çok seslidir, bir o kadar da anlam içerir. Genel mânâda Mimar Turhan ile Öğretmen Canzi'nin öyküsünü anlatsa da içinde pek çok hikâye barındırır. Eser Turhan'ın Canzi'ye duyduğu aşkın tarifiyle başlar ve sonrasında Canzi'nin kendi elleriyle yazdığı iki öyküyü Turhan'a okutmasıyla devam eder. Yani asıl öykü içinde iki alt öyküyle karşılaşır okuyucu. Bu öykülerde de Osmanlı devrinde sınır boylarında yaşayan serhadlerden ve onların yaşamlarından söz edilir. Anlatılan her öyküde aşk vardır fakat yüzeysel bir aşk değildir bu. Beşeri aşkta takılıp kalanların yanı sıra, beşeri aşkla başlayıp ilâhi aşka ulaşanlardan da dem vurulmuştur.

Her fırsatta Doğu ve Batı olgularının çeşitli yönlerden karşılaştırıldığını görürüz. Yazar bir memleket sevdalısıdır ve Batı'nın fenni yönlerde üstünlüğünü inkâr etmemekle birlikte Doğu'nun sahip olduğu manevi zenginlikleri her daim okuyucuya hatırlatır. Gelenek ve görenekler, milli değerler, bizi biz yapan menkıbeler, divan şiirleri, deyişler, türküler eserde bir bir yerini almıştır. Özellikle Yedi Peçeli Sultan temsili beni fazlasıyla etkiledi. Son derece manidar bir anlatıydı. Anlatılan her bir öğe yazarın yaşamından da izler taşır. Kendisine anlatılarını yaşayıp yaşamadığı sorulduğunda; 'Ben bir eserimde bir aşk hicranını tarif ederken o hicranı bütün Şark kadınları namına yaşadım.' diyerek cevap vermiştir.

Kimi şahıslar vardır, kendi ülkesi dışına çıkınca doğduğu yeri beğenmez olur. Gördüğü ülkenin olumlu unsurlarını sıralamaktan usanmaz. Kimi insanlar da vardır ki, kendi ülkesi dışında başka ülkeleri de görür fakat yabancı ülkelerin olumlu öğelerini inkâr etmemekle birlikte kendi memleketinin güzel değerlerinin, köklü kültürünün kıymetini asla yere düşürmez. Kültürüne, maddi-manevi değerlerine, insanına yabancılaşmayan, ülkesine faydalı olmayı sorumluluk edinmiş, Almanya'da iken bile adeta 'İlle de vatanım' demiş vefakâr yazar Safiye Erol ile bir an önce tanışıp hasbihal edin. Zira bizlere söyleyeceği, hatırlatacağı unuttuğumuz pek çok kıymet var. Keyifli okumalar dilerim.
260 syf.
·Beğendi·9/10
HAYAT EN ÇOK KİMİ SEVDİRSE O, BİZİ FÜTURSUZCA SİLKELEYİP GİDER.

Ne hikmettir ki insanlara en zorlu hicran, en çok sevip baş tâcı ettikleri taraftan gelir.
Sosyal medyada gezinirken daha önce ismini hiç duymadığım bir yazar ile karşılaştım. Bu yazar Safiye Erol du.
Üslubu, aşkı anlatışı beni gerçekten etkiledi. Yazar hayranlığım yoktur lakin bu bir ilk olabilir diye düşünüyorum.

Acılarımdan sonra imânım gelir.
Daha sonra ferâgat, daha sonra tevekkül, daha sonra seyran.

Tutkulu bir vatan sevdalısı yazarımızdan Kızılelma ülküsünü duymak beni şaşırtmadı. Yıllarca Avrupa'da edindiği tecrübelerinden biri de ''Türk Türk'e yaranamaz.'' tespitidir.

Bu kıskançlık değildir, can dayanmaz bir yürek ezikliğidir.
Bu dizelerden kaç kişinin haberi var bilinmez. Ama okunmalı ve okutturulmalıdır. Edebiyat ders kitaplarında hakettiği yeri almalıdır.

BİR KADRİ BİLİNMEMİŞ KLASİK'tir ''CİĞERDELEN''

Tavsiye ediyorum.
Lütfen okuyun.
260 syf.
·13 günde
Nasıl bir kitaptı anlamadım.Bir kitap bu kadar mı çok yönlü olur. Bu kadar mı dolu dolu ve okurunu sarsar olur.
Çok yönlü derken; tarihimiz bakımından, edebi anlatım yönünden, dinimizle ilgili verdiği bilgiler ve düşündürdükleri tarafından, insanın özüne ve Allah’a dönüş yürüyüşlerine dair anlatıları ve daha zikredemediğim yönleriyle de bu eserde Safiye Erol, bizlere ömrünün bereketini sunmuş.

Safiye Erol’un bu romanıyla ilgili olarak, “ En sevdiğim de odur Ciğerdelen.Bitirdikten sonra hasta yattım. Bunu yazarken oniki kilo verdim.” demesi de romanın ne kadar derin bir yerde olduğunu ve çok ciddi, trajik yaşanmışlıklar içerdiğini gösteriyor.

Ben kitabı okudum ama okudum diyemiyorum. Tekrar okuyacağım ve üzerine düşüneceğim bir çok bölümü var ve özellikle son bölümleri.Sadece kitabın isminin düşündürdüklerinden bir parça zikretmek istiyorum.

Ciğerdelen, ilginç ve çok gerçekçi bir tabir değil mi?
Hepimizin bir ciğerdelen korkusu, hüznü, endişesi ve stresi vardır hayatta.
Bazılarımız için bu bir sırdır, çözülmesin diye köşe bucak kaçtığımız ve her geçen gün daha karmaşık bir hale getirdiğimiz.
Bazılarımız için ise o kadar aşikardır ve ruhumuzu istila etmiştir ki, biz değil, onlar yaşar hayatı bizim adımıza. Onlar biz, biz onlar olmaktan kurtulamayız. Ta ki o nefes kesen ciğerdelenimizin yüzüne bakmaktan korkmayana dek.
Belki de göremediklerimiz o korkudandır der Dostoyevski.. “Korku yalan doğurur.”
Keyifli okumalar diliyorum.
255 syf.
·Beğendi·9/10
Ey aşk... Sen nelere kadirsin

Edirne’de dünyaya gelmiş, İstanbul’da, önce Alman mektebini, sonra Fransız mürebbiye mektebini bitirmiş, henüz 13 yaşındayken, lise için Almanya’ya gönderilmiş, Münih Üniversitesi’nde edebiyat ve felsefe diploması almış, şarkiyat doktorası yapmıştı, Safiye.

*

Çok güzeldi. Etrafına ışık saçıyordu. Dönemin Türk kızlarına kıyasla, saçı başı, giyimi, davranış biçimleri açısından özgür ruha sahipti, cesurdu.

Gönlü tutuştu... Âşık oldu.

*

Hintliydi delikanlı, okuldan arkadaşıydı. Evlenmeye karar verdiler. Gel gör ki, ikisi de yurtseverdi, hangi ülkede yaşayacaklar? Daha işin başında anlaşamadılar maalesef.

Vatanını, yüreğine tercih etti Safiye.

Son bir öpücük, vedalaştı, topladı bavulunu, memlekete döndü. 1926’ydı.

*

Yazmaya başladı. Duygularını romanlarına döktü. “Aşkı hiç tatmamak mı, yoksa, tattıktan sonra yalan olduğunu anlamak ve kaybetmek mi?” diye sordu mesela... “Âşık olan zaten alacağını almıştır, artık bir şey isteyemez, bundan geri o verecektir, hep o verecektir” dedi.

*

“Sen yalnız sevdiğini kaybettin, ben ise, sevdiğimi de, sevginin kutsiyetini de... En büyük acı sevmek ve günden güne ayaklar altında çiğnenip, paçavra edildiğini görmektir” dedi... Ki, Türk edebiyatında aşk’ı en derin o tarif etmiştir bana göre.

Kadınlardı hep roman kahramanları... Kırılgan, düş kırıklığına uğramış kadınlar.

Ve, kaleminin gücünün yanı sıra, çok çok önemli bi özelliği daha vardı.

*

“Doğu”yla “Batı”yı harmanlarken, “muasır medeniyet”le sosyal hayata hâkim “geleneksel” arasında sıkışan, bocalayan insanlarımızın, kuşak farklarını deşti, kültür çatışmalarını irdeledi.

*

Bi gün oturdu, sene 1938... (Yılmaz Özdil)

Ülker Fırtınası’nı yazdı.

Batı’da müzik eğitimi almış, ayıp mayıp dinlemeyen, ailesinden ayrı evde, tek başına yaşamak isteyen Nuran’la, evli ve çocuklu Sermet’in umutsuz aşkıydı.

Müsveddelerini çantasına koydu, Yunus Nadi’nin kapısını çaldı, henüz kitap olarak piyasaya çıkması beklenmeden, Cumhuriyet gazetesinde tefrika edildi.
252 syf.
·Beğendi·8/10
Safiye Erol Rumeli diyarından gelen bu büyük kadın, halkını tanıyan, bilgili, kabiliyetli münevver bir insandır.

Uzun yıllar Avrupa'da yaşamasına rağmen bir Türk gibi yaşamaya devam etmiş bilgi ve birikimlerini halkına aktarmıştır.

Kitap, Kadıköy'de yaşayan 6 genç arkadaşın önce tanıtımları sonra da aşk hayatları işleniyor. Üslup açısından farklı bir yere konulabilir. Türk edebiyatında tanınması gereken yazarlarımızın başında gelir.

''Ne düşünürsem düşüneyim" dedi "hepsi boş.
Her muhâkemenin başında ve sonunda bir "fakat" var.
Yaz sıcaktır; fakat...
Kış soğuktur; fakat...
Hayat acıdır; fakat...
Aşk tatlıdır; fakat...
Fakatsız hiçbir şey yok."

İncelemeyi yakın arkadaşı Samiha Ayverdi'nin yazarımız hakkında ki görüşleri ile bitiriyorum.

Türk kadınları arasında yeri çok büyük olan Safiye Erol’un gönlü maneviyata o derece açıktı ki, çocukluk ve ilk gençlik senelerini yad ellerde geçirmiş bir kimsenin bu derece imana yatkın olabileceğini düşünmek dahi hatıra gelmezdi.
260 syf.
·5 günde·8/10
Kitap ta"Yedi peceli" hikayesi en sevdigim bolum oldu. Dogrusunu soylemem gerekirse cok aci ama Safiye Erol u bu kitap sayesinde tanidim ilk defa duydum. Yazimi gayet guzel ve anlasilir. Cok cok keyif aldim diyemem kitaptan "Yedi peceli"hikayesi disinda. Tavsiye edermiyim 🤗 onceliginiz olmasin derim ama okumayada deger...
260 syf.
·Puan vermedi
Ciğerdelen;kanlı bir lafız ,insanların uğrunda canlarını verdiği bir palangadır.Bu romanda okur herkesin bir ciğerdeleni olduğunu görecektir. Romanda iki zaman kavramı vardır.Aktüel zaman bir de tarihi zaman yazar bu farklı zaman kavramlarını geri dönüş tekniği ile birleştirir.Konusu aşk ve hikmet denilebilir ama maddi aşk ıztıraplarinin insanların benliğini arındıran bir güce sahip olmasını ele alır.Yazara göre aşk Allah'in bir lütfudur.Ve kesbi değildir.Eserde kahramanların yaşadığı aşk kavramı onları nefislerinden sıyrilmalarina ve vatana ,milette hizmet yolundan kendini feda etmelerine sebep olur.Yazar anılarında eseri yazarken ciğerinin yandığını da dile getirir.Teknik yönden de farklı olan bu eseri okuyan okurlar muhtemel beğenip etkisinde kalacaktır sonrasında Atsız Bey'in ve pek çok edebiyat ekollerinin beğenerek tavsiye ettiği kitaplardan olan bu eseri inşallah en çok satan raflarında görme mutluluğuna nail olurum:)))
260 syf.
''Eyvah, ne yer, ne yar kaldı / Gönlüm dolu ah-u zar kaldı.''

Atsız Beğ'in Ruh Adam'ında övgüye mazhar olmuş bu kitabı büyük bir merakla aldım. Nihayetinde sevenin Atsız olması benim için iki kat daha değerli bir kitap haline getirdi Ciğerdelen'i.

Çok etkileyici bir hikaye -daha doğrusu- hikayeler bütünü. Çünkü kitap iç içe geçmiş mükemmel tasvirler ve acılardan oluşuyor. Diğer okuyanları bilmem ama benim şu ciğer komple gitti. Kitapla beraber ciğeri de masaya bıraktım. Safiye Erol'daki milli bilince hayran olmamak elde değil. Cümleler adeta aklıma kazındı. ^^

Yine de önermeden önce ufak bir detaydan bahsedeyim, okunması kolay bir kitap değil. Temel hikayeden kopmadan ara hikayelerinin kıymetini bilmek gerekiyor. Her yazarın kaleminin yazamayacağı bir roman bu. Başlarken derin bir nefes alın ve uzun aralar vermeden okuyun ama kesinlikle okuyun. :)
96 syf.
En sevdiğim kitap olan Ciğerdelen'in yazarı Safiye Erol yine döktürmüş diyebilirim. Gerçekten okurken onun dünyasının içine girip, yaşananları adeta ordaymış gibi hissediyorsunuz. Leylak Mevsimi, ufak hikayelerden oluşuyor; psikolojik çözümlemeler, kadın erkek ilişkisi, idealler gibi temalara sahip. Türk Edebiyatı için gerçek bir hazine olan Safiye Erol yaşarken şöhretten çekiniyormuş ama onu popüler kültür şöhreti yerine hakkı olan koltuğa oturtmaktan biz, Türkçe sevdalıları çekinmemeliyiz.
260 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
İddia ediyorum bu kitap Türk edebiyatının zirve eserlerindendir. Safiye Erol’u keşke daha önce tanısaymışım dedim okurken. Yer yer kitap ağırlaşıyor evet ama duyguları o kadar iyi hissettiriyor, o kadar bizden geliyor ki.

Yazarın biyografisi

Adı:
Safiye Erol
Tam adı:
Dr. Safiye Erol
Unvan:
Türk yazar
Doğum:
Uzunköprü, Edirne, 2 Ocak 1902
Ölüm:
İstanbul, 7 Ekim 1964
Cumhruiyet dönemi Türk edebiyatının önemli kadın yazarlarındandır.Psikolojik ve otobiyografik özellikler taşıyan romanlar yazmıştır.

Yaşamı

1902 yılında Edirne'nin Uzunköprü ilçesinde doğdu. Makedonya’dan göç etmiş bir ailenin kızıdır. Annesi Bektaşi dervişi Emine İkbal Hanım, babası Uzunköprü Belediyesi'nde kâtip olan Sami Bey'dir.

Ailesi 1906’da İstanbul'a taşındı. İlköğrenimden sonra önce bir Fransız Mektebi’ne ardından önce Haydarpaşa'daki Alman Lisesi'’ne sonra Beyoğlu’ndaki Alman Lisesi’ne devam etti. 1917 yılında Türk- Alman Derneği’nin aracılığı ile eğitimine devam etmek için Almanya'ya gönderildi. 1919’da Lübek’deki özel Falkenplatz Lisesi’ni bitirdi. Münih Üniversitesi’nde Felsefe ve Edebiyat eğitimi yaptı. 1926’da ”Arapça’da Çiçek Adları” isimli tezi ile Şarkiyat doktorasını tamamladı ve felsefe doktoru olarak İstanbul'a döndü.

Yurda dönüşünden sonra Millî Mecmua ve Her Ay gibi dergilerde kadın sorunlarına ağırlık veren makaleler yayımladı. “Safiye Sami” ismi ile tercümeler yaptı. “Dilara” adını kullanarak öyküler yazdı. Politika ile ilgilendi ve CHP’nin faaliyetleri içinde yer aldı. İstanbul Belediyesi’nde meclis üyesi oldu. 1931 yılında Deniz Kuvvetleri’nde çarkçıbaşı olarak görev yapan Nurettin Erol ile evlendi. Çocuğu olmayan Safiye Erol, bu yıllarda kKızkardeşi Refiye Hanım’ı kaybedince yeğeni Aydın’ı nüfus kaydına geçirdi.

1938'de ilk romanı Kadıköyü'nün Romanı yayımlandı. Aynı yıl Cumhuriyet’te tefrika edilmeye başlayan Ülker Fırtınası 1944'te roman olarak basıldı. 1941'de Selma Lagerlöf'den Portugaliye İmparatoriçesi ve 1945'de Friedrich de la Motte Fouqué'den Su Kızı isimli tercümeleri yayınlandı. Ciğerdelen adlı romanının ilk baskısı 1946'da yapıldı

1947'de Samiha Ayverdi ile tanıştıktan sonra onun müridi olduğu Rıfailik tarikatına bağlandı. Tarikatin şeyhi olan Kenan Rıfaî'nin ölümü üzerine 1951'de onun hakkında üç bölümlük bir felsefî inceleme hazırladı. Bu çalışma, Kenan Rifâî ve Yirminci Asrın Işığında Müslümanlık kitabında yer aldı.

1955'te Tercüman gazetesinde son romanı olan Dineyri Papazı tefrika edildi. Asr-ı Saadet'i anlatan yazıları 1962 yılında Yeni İstanbul gazetesinde yayınlandı; Çölde Biten Rahmet Ağacı adıyla kitap haline getirildi.

1 Ekim 1964 tarihinde İstanbul'da hayatını kaybetti.

Yazar istatistikleri

  • 64 okur beğendi.
  • 458 okur okudu.
  • 26 okur okuyor.
  • 331 okur okuyacak.
  • 7 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları