Salâh Birsel

Salâh Birsel

YazarÇevirmen
7.9/10
136 Kişi
·
431
Okunma
·
63
Beğeni
·
4.119
Gösterim
Adı:
Salâh Birsel
Unvan:
Türk Şair ve Deneme Yazarı
Doğum:
Bandırma, Balıkesir, 1919
Ölüm:
İstanbul, 10 Mart 1999
Salâh Birsel, 1919'da Balıkesir'de doğdu. İlk şiiri 1937'de Gündüz dergisinde çıktı. Günlüklerini 1950'de Beş Sanat dergisinde yayımlamaya başladı. Türk şiirinde özgün bir yer edinen Birsel daha çok aklın ve zekânın egemenliğini ön planda tutan, şairanelikten uzak, yergici şiirlere ağırlık verdi. Asıl ününü 1970'den sonra yayımladığı 1001 Gece Denemeleri ve Salâh Bey Tarihi olarak adlandırdığı dizi kitapları ve günlükleriyle elde etti. Şair ve deneme yazarı Salâh Birsel 1999'da vefat etmiştir.
Ben elli yaşlarıma gelinceye kadar başladığım bir kitabı, kötü de olsa, bitirmeden elimden bırakmazdım. Sonraları bu alıklığımdan vazgeçtim. Çünkü siz mıymırık bir kitabın üstünde oyalanırken, öte yanda sizi bekleyen binlerce şahyapıt vardı.
Salâh Birsel
Sayfa 8 - Remzi Kitabevi
~
Ben piyano çalıyorum sen orada kaç yıl
Saçlarını at seni sevmeyi değiştiriyor çünkü
Ellerini at gözlerini at dudaklarını at yoksa
Ben seni öpüyorum senin dudaklarınla her gün

Senin gökyüzün benim gökyüzümden piyanolu
Kirpiklerini at gözlerini öpüyorum çünkü
Kaşlarını at ağzını at kulaklarını at
Ben seni okşuyorum senin esmerliğinle yoksa

Ben senin dişlerinle gülüyorum daha ne
Senin yıldızların her gece Beethoven'li
Piyanoyu al seni düşünmeyi tutuyor çünkü
Ben seni sevdalıyorum sen orada kaç yıl
~
Ben Güzin'i düşünürken
Güzin'in de düşündükleri vardı
Güzin'in aklında
Atlar, arabalar
Daha başka erkekler
Başka hayatlar vardı.
Salâh Birsel
Sayfa 90 - Yapı Kredi Yayınları "Güzin ve Erkekler" şiirinden
"Birçok kitap var evimde, pek azını okudum. Bende olmayan, adlarını bile bilmediğim kitapların özlemini çekiyorum."
Salâh Birsel
Sayfa 83 - Remzi Kitabevi / "Nurullah Ataç"
İsmi çok entresan değil mi eserin? Dört Köşeli Üçgen. Dört köşesi nasıl olur bir üçgenin? Kitabı okuduktan sonra onun da mümkün olduğunu anlıyorsunuz. Elbette ki kitap yalnızca "bir üçgenin dördüncü köşesi" üzerine değil. Bu sefer bir gözlemci ile karşı karşıyayız. Ama nasıl bir gözlemci? Karakterimizin kendi ifadesiyle uluslararası bir gözlemci. Kitapta kendini anlatan karakterimize oldukça doğal gelen bir durum bu. Her şeyi ve herkesi gözlemliyor: Arka kapakta bahsedildiği üzere; gazinoda oturanlar, işportacılar, memurlar, müdürler... Fakat bu gözlemleri yüzünden başına gelmeyen kalmıyor. Bir açıdan Aylak Adam'ı anımsatan bir eser Dört Köşeli Üçgen. Topluma nesnel bir gözle bakmaya çalıştığı için karakterimiz eksiklikleri de hemen fark ediyor. Gözlemlerinin amacını, kendisi de net olarak belirtmediği halde okurken anlıyorsunuz: Totaliterlik. Totaliterlik kelimesini kullandığım için kitabın siyasi amaçlarının olduğu anlaşılmasın, bir ahlak totaliterliğinden bahsediyorum. Ahlak totaliterliği gölgesinde kaybolup gitmiş insanlar ve bu kayboluşları sürekli izleyen bir gözlemci. Gözlenenlerden kimi bir apartmandaki bir kadın, kimisi de bir kahvedeki hararetli havada tartışan bir adam. Karakterimize bunlar fark etmiyor. Seyrettiği şeyler ona herhangi bir anlam ifade etmiyor, o seyretme işinden hoşlanıyor. Dolayısıyla bu seyretme işi, gözlemcimize farklı şekillerde gözüküyor. Herkesin gördüğü şeyden farklı şeyleri görür hale geliyor. Tıpkı ışığın suda kırılması gibi, gözlemcimizin yaptığı gözlemler de zamanla ona daha farklı gelmeye başlıyor. Bu gözlem işinin öylesine bağımlısı haline geliyor ki, günde 24 saat gözlem yaparken bunu günde 48 saate, hatta günde 96 saate yükseltiyor. Günde 96 saat, evet. Gözlemcimiz bunun da mümkün olduğunu söylüyor bizlere. Ayrıca gözlem olayının yalnızca "göz" ile değil bütün vücudumuz ile yapılabileceğini öne sürüyor. Öyle ki, verdiği örnekle de bunu kanıtlıyor: Newton'ın da tam başına elma düştüğü sırada başının üst tarafı ile gözlem yaptığını örnek veriyor. Bir süre sonra varlığının sebebini gözleme bağlayıp, "gözlem yapıyorum demek varım" düşüncesine ulaşıyor. Doğruluk payı da yok değil gözlemcimizin öne sürdüklerinin. Gözlem yapamıyorsak, nasıl yaşayacağız? Fakat bunu da yapmayanların olduğunu, o kişilerin de vücudunun hiçbir kasını fiziksel anlamda kullanmadığını söylüyor. Gözlemde doğru veya yanlışın olmadığını da çeşitli gözlemlerini bize aktararak kanıtlıyor. Fakat her farklı insan gibi farklılığı insanların gözüne çarpmaya başlıyor. Bir süre sonra gözlem yapması suç haline geliyor. İnsanlar yadırgamaya başlıyor karakterimiz "ben gözlemciyim" dese de. Zaten bu hali de kitap boyunca devam ediyor. Zannımca Salâh Birsel, bir çığlığı anlatmış burada. "Değil"lerin dünyasında atılan bir çığlık. Gölgelerin karanlığında atılan bir çığlık mı demeliydim? Dört Köşeli Üçgen, gerek ismiyle gerekse de karakterimizin C.'yi anımsatan düşünce ve tavırlarıyla ilgi çekici ve gerçekten mükemmel bir eser. Sessiz çığlıkları atan insanların isminin olmadığı yönündeki düşünceye Salâh Birsel de sahip yanılmıyorsam. Çünkü karakterimiz kendiyle ilgili onlarca şeyden bahsederken, yalnızca isminden bahsetmiyor. Sessiz çığlık atan insanların ismi olmaz...
Yola çıkmaya hazırsanız, Salâh Bey’in deneme vadilerinde merakınızın atına binip nefes almaya bile fırsat bulamadan kâh Japonların kiraz bahçelerine, kâh Neron’un sarayına gidersiniz hele ki Marcel Proust’un alışıla gelmedik bilinmedik hayatı, F. Scott - Zelda Fitzgerald ise sıra dışı çılgın ilişkisi hakkında bilgi alırken F. Scott’un eşi Zelda’ya aşkına şahit oluyorsunuz. Ibsen'le Beckett'in aşık atışları. Onun yazdıklarını hem yeni şeyler öğrenmenin hayretiyle, hem hoşça vakit geçirmenin dudaklarımızın kenarına kondurduğu gülümsemeyle okursunuz. Öyle ki bazı deyişleri ezberleyesiniz gelir.
“Akı sarısına karışmış serüvenler”, “menteşelerinden çıkmış gençlik”, “en balkonlu kahkahalar”, “insanın trenini çuhlatmak”, “kartaldıkça körpeliğe özenen kadınlar”, “kırtıpil ve ebleh yazarlar”, “it oturumundan doğrulup padişahın eteğine varmak”, “zingirdek oturumundaki düşünceler” bunlardan sadece bir örnek
Ahh olağanüstü zevk veren üslubu kaldı ki eh üslup da bir kitabı/yazarı okumak için en önemli nedenlerden biridir nazarımda. Bir sesi, bir insanı, bir durumu, bir ânı tasvir ederken kullandığı (çoğunun ne kastettiğini ancak sezgiyle anlasam da bir su şırıltısı, bir musiki gibi zevk veren) sıfatlar, tanımlamalar, deyişler, dile getirişler, çoğuna katılmadığım (ayrı dünyaların insanlarıyız) görüşlerini kadı kızında olabilecek kusurlar zümresinden addettirerek okutuyor kitaplarını.
Nefes darlığı, şeker, kalp çarpıntısı, yüksek tansiyon türünden rahatsızlığı olanlar bir Salâh Birsel denemesi okumaya kalkışmamalıdır. :)
Yine bir Stefan Zweig harikaları.

İki öykü de birbirinden güzel ve anlamlıydı. Yine her bir karakterin iç dünyasını kendiminki gibi hissettim.

İlk öykü olan BİR KALBİN ÖLÜMÜ; 66 yaşına gelmiş bir adamın pişmanlığını anlatıyor. Hayattaki tek amacı para kazanmak olan bu adamın bir gece yaşadığı olay, ona ailesini aslında hiç de tanımadığını gösteriyor.

Kızı ve karısının tüm gün neler yaptığını bilmediğini farkediyor önce. Tek amacı para kazanıp, bu parayı da onların elime vermiş. Onlar da lüks bir yaşamın içinde hayatlarını sürdürüyorlar. Hatta arada babalarından bile utanıyor oluyor. Karısı, bu utanma işini iyice abartıp, sevmediği soyadlarını kendisine göre daha asil bir lakapla değiştiriyor.

Para önemli bir şey olabilir ama tüm hayatını onun uğrunda feda edenlerin sonu da acı. Bu adamın da öyle oldu. Bir kalp, öldü..

İkinci öykünün konusu daha sadece ve çok kısaydı zaten. İki kardeşin Mürebbiyelerinin başına gelenlerden sonra dünyayı tanımalarını anlatıyor.

Basit bir olay, aslında insanların hayatında büyük bir önem arzedebilir. Zweig, kitaplarında da genelde bunu gösteriyor.

Kesinlikle tavsiye edilir.
Arkadaşlar kitabın adı sizi yanıltmasın. Kitabın felsefe ile alakası yok. "Kurutulmuş Felsefe Bahçesi" kitapta yer alan on bir denemeden biridir ve o da Çinlilerin ve Japonların çiçek sevgisinden bahseder.

Kitapta onlarca sanatçı, yazar, şair, kitap ve mekan vardır. Çoğunlukla gereksiz bilgilerden sıkılır, bazen de enteresan şeyler öğrenirsiniz.

Kitabın adı çok güzel ama maalesef içerik öyle değil. Benim için hayal kırıklığı oldu. Çok bilgili bir yazar olduğu her paragrafından anlaşılan böyle bir yazardan okuması daha zevkli denemeler beklerdim...
Stefan Zweig'i
Okurken bazen küçük bir kız karakterinde, bazen günleri sayılı yaşlı bir adam, bazen profesör, bazen öğrenci, bazen 3, bazen 20, bazen 50 yaşında... bir karekter olarak görüyorum. İnsan her karakterin duygularını, içini, yüreğini, beyninden geçen her düşünceyi nasıl bu kadar muazzam şekilde tasvir eder hayret ediyorum. Okuduğum her romanı hayatımızdan bir parça, her evremizin bir yansıması. Psikolojik olarak insan evrelerini bu kadar iyi betimlemesi, karakter yaratma ve karakterlerin ruhsal gerilimlerini Freud ile olan dostluğu ve onun incelemelerinden yararlanması yazdıklarının değerini yükseltmiş olduğunu düşünüyorum. Benim okuduğum ikinci kitabı, İnsan okurken hiç mi sıkılmaz! Sıkılmak bir yana hiç bırakmadan okumak hep okumak istiyorsunuz. Kesinlikle tavsiye ederim. Okurken muhakkak kendinizden bir parça bulacaksınız ve belki de hayattınız da ertelediğiniz bir çok şeyi yapmaya başlayacaksınız. Geç kalmadan okumaya başlayın derim.
İki Öykülük Bir Zweig Klasiği…

Bir Kalbin Ölümü; ömrünün sonbaharını yaşayan varlıklı bir tüccarın geçmişini sorgulayışı üzerine kurulmuş, pişmanlıkların, değersizliğin ve nefretin kol gezdiği klasikleşmeyi hak eden bir öykü.. Moliere’in Cimri’sini anımsattı bana.

“Para! Para... Şu pis... Şu sefil para... Ben onun yüzünden çürüdüm! Para... Tanrının laneti onun üzerinde dinleniyor."

Yazar, paranın insan psikolojisi üstündeki gücünü sorgulatıyor ve burjuva kültürünün ailevi değerleri alt üst edişini anlatıyor.


Mürebbiye; iki kız kardeşin, acımasızlığı ve ahlaksılığı büyük bir hayal kırıklığıyla öğrenerek psikolojik olarak çocukluktan yetişkinliğe geçişini anlatan kısa bir öykü.

İki kurgu da Zweig’in klasikleşen sonlarıyla noktalanıyor. Psikolojik roman ve öykü sevenlerin beğeneceği bir kitap. Tavsiye ederim.
Buruk acı veren hikayede ,bir baba ,eşi ve kızı ...yaşanılanların içinden bir uyanış ... yalnızlık ve içinde olduğu hayattan bihaber...uyanış ve acı veren gerçekler....yaşantımızda ne kadar haberdarız.....
Kısa kısa iki öyküden oluşan kitap pek sarmadı beni. İlk öykü sadece para kazanıp karışı ile kızının rahatını düşünen bir erkeğin, kızının gayriahlaki durumunu görmesiyle yaşadığı içsel duygularını anlatıyor.
İkinci öykü daha kısa, iki kız kardeşin mürebbiyelerinin ve aile bireylerinin davranış ve nedenlerini çözmeye çalışmalarını anlatıyor. Vasat geldi bana.
Salâh Birsel'in 20 Ocak 1949 - 4 Mayıs 1955 tarihleri arasındaki günlük notları. Okuduğum kitap 1955 baskısı. Sayfalar incelmiş, renkleri sararmayı aşarak kahverengiye dönüşmüş.
Üstat bu notlarında dönemin sanatçılarını, özellikle Yazar ve Şairlerin bir kısmını sözünü sakınmadan eleştiriyor. Sanatın hakkını teslim ettiğine inandığı Sanatçılardan övgü ile söz ediyor.
Sanat eserlerini şairane bir yaklaşımla değerlendirmesi, şiire olan tutkusu ve satır aralarına serpiştirdiği şiirler ile duygu yüklü bir okuma süreci yaşadım.
Dönemi, dönem baskısından okumak ise farklı ve hoş bir deneyimdi.
Edebiyatseverlerin keyifle okuyacağı bir kitap... Hem edebiyatı hem İstanbul'un eski hallerini, yaşayışlarını merak edenler için daha da keyifli bir kitap... Bambaşka üslubuyla, sevdiğimiz yazarların boylarını poslarını, huylarını 'suylarını' anlatıyor bize Salah Birsel. Güzel okumalar dilerim...

Yazarın biyografisi

Adı:
Salâh Birsel
Unvan:
Türk Şair ve Deneme Yazarı
Doğum:
Bandırma, Balıkesir, 1919
Ölüm:
İstanbul, 10 Mart 1999
Salâh Birsel, 1919'da Balıkesir'de doğdu. İlk şiiri 1937'de Gündüz dergisinde çıktı. Günlüklerini 1950'de Beş Sanat dergisinde yayımlamaya başladı. Türk şiirinde özgün bir yer edinen Birsel daha çok aklın ve zekânın egemenliğini ön planda tutan, şairanelikten uzak, yergici şiirlere ağırlık verdi. Asıl ününü 1970'den sonra yayımladığı 1001 Gece Denemeleri ve Salâh Bey Tarihi olarak adlandırdığı dizi kitapları ve günlükleriyle elde etti. Şair ve deneme yazarı Salâh Birsel 1999'da vefat etmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 63 okur beğendi.
  • 431 okur okudu.
  • 16 okur okuyor.
  • 430 okur okuyacak.
  • 9 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları