Salâh Birsel

Salâh Birsel

7.7/10
69 Kişi
·
248
Okunma
·
46
Beğeni
·
3.661
Gösterim
Adı:
Salâh Birsel
Unvan:
Türk Şair ve Deneme Yazarı
Doğum:
Bandırma, Balıkesir, 1919
Ölüm:
İstanbul, 10 Mart 1999
Salâh Birsel, 1919'da Balıkesir'de doğdu. İlk şiiri 1937'de Gündüz dergisinde çıktı. Günlüklerini 1950'de Beş Sanat dergisinde yayımlamaya başladı. Türk şiirinde özgün bir yer edinen Birsel daha çok aklın ve zekânın egemenliğini ön planda tutan, şairanelikten uzak, yergici şiirlere ağırlık verdi. Asıl ününü 1970'den sonra yayımladığı 1001 Gece Denemeleri ve Salâh Bey Tarihi olarak adlandırdığı dizi kitapları ve günlükleriyle elde etti. Şair ve deneme yazarı Salâh Birsel 1999'da vefat etmiştir.
Ben elli yaşlarıma gelinceye kadar başladığım bir kitabı, kötü de olsa, bitirmeden elimden bırakmazdım. Sonraları bu alıklığımdan vazgeçtim. Çünkü siz mıymırık bir kitabın üstünde oyalanırken, öte yanda sizi bekleyen binlerce şahyapıt vardı.
Salâh Birsel
Sayfa 8 - Remzi Kitabevi
~
Ben piyano çalıyorum sen orada kaç yıl
Saçlarını at seni sevmeyi değiştiriyor çünkü
Ellerini at gözlerini at dudaklarını at yoksa
Ben seni öpüyorum senin dudaklarınla her gün

Senin gökyüzün benim gökyüzümden piyanolu
Kirpiklerini at gözlerini öpüyorum çünkü
Kaşlarını at ağzını at kulaklarını at
Ben seni okşuyorum senin esmerliğinle yoksa

Ben senin dişlerinle gülüyorum daha ne
Senin yıldızların her gece Beethoven'li
Piyanoyu al seni düşünmeyi tutuyor çünkü
Ben seni sevdalıyorum sen orada kaç yıl
~
Ben Güzin'i düşünürken
Güzin'in de düşündükleri vardı
Güzin'in aklında
Atlar, arabalar
Daha başka erkekler
Başka hayatlar vardı.
Salâh Birsel
Sayfa 90 - Yapı Kredi Yayınları "Güzin ve Erkekler" şiirinden
"Birçok kitap var evimde, pek azını okudum. Bende olmayan, adlarını bile bilmediğim kitapların özlemini çekiyorum."
Salâh Birsel
Sayfa 83 - Remzi Kitabevi / "Nurullah Ataç"
İsmi çok entresan değil mi eserin? Dört Köşeli Üçgen. Dört köşesi nasıl olur bir üçgenin? Kitabı okuduktan sonra onun da mümkün olduğunu anlıyorsunuz. Elbette ki kitap yalnızca "bir üçgenin dördüncü köşesi" üzerine değil. Bu sefer bir gözlemci ile karşı karşıyayız. Ama nasıl bir gözlemci? Karakterimizin kendi ifadesiyle uluslararası bir gözlemci. Kitapta kendini anlatan karakterimize oldukça doğal gelen bir durum bu. Her şeyi ve herkesi gözlemliyor: Arka kapakta bahsedildiği üzere; gazinoda oturanlar, işportacılar, memurlar, müdürler... Fakat bu gözlemleri yüzünden başına gelmeyen kalmıyor. Bir açıdan Aylak Adam'ı anımsatan bir eser Dört Köşeli Üçgen. Topluma nesnel bir gözle bakmaya çalıştığı için karakterimiz eksiklikleri de hemen fark ediyor. Gözlemlerinin amacını, kendisi de net olarak belirtmediği halde okurken anlıyorsunuz: Totaliterlik. Totaliterlik kelimesini kullandığım için kitabın siyasi amaçlarının olduğu anlaşılmasın, bir ahlak totaliterliğinden bahsediyorum. Ahlak totaliterliği gölgesinde kaybolup gitmiş insanlar ve bu kayboluşları sürekli izleyen bir gözlemci. Gözlenenlerden kimi bir apartmandaki bir kadın, kimisi de bir kahvedeki hararetli havada tartışan bir adam. Karakterimize bunlar fark etmiyor. Seyrettiği şeyler ona herhangi bir anlam ifade etmiyor, o seyretme işinden hoşlanıyor. Dolayısıyla bu seyretme işi, gözlemcimize farklı şekillerde gözüküyor. Herkesin gördüğü şeyden farklı şeyleri görür hale geliyor. Tıpkı ışığın suda kırılması gibi, gözlemcimizin yaptığı gözlemler de zamanla ona daha farklı gelmeye başlıyor. Bu gözlem işinin öylesine bağımlısı haline geliyor ki, günde 24 saat gözlem yaparken bunu günde 48 saate, hatta günde 96 saate yükseltiyor. Günde 96 saat, evet. Gözlemcimiz bunun da mümkün olduğunu söylüyor bizlere. Ayrıca gözlem olayının yalnızca "göz" ile değil bütün vücudumuz ile yapılabileceğini öne sürüyor. Öyle ki, verdiği örnekle de bunu kanıtlıyor: Newton'ın da tam başına elma düştüğü sırada başının üst tarafı ile gözlem yaptığını örnek veriyor. Bir süre sonra varlığının sebebini gözleme bağlayıp, "gözlem yapıyorum demek varım" düşüncesine ulaşıyor. Doğruluk payı da yok değil gözlemcimizin öne sürdüklerinin. Gözlem yapamıyorsak, nasıl yaşayacağız? Fakat bunu da yapmayanların olduğunu, o kişilerin de vücudunun hiçbir kasını fiziksel anlamda kullanmadığını söylüyor. Gözlemde doğru veya yanlışın olmadığını da çeşitli gözlemlerini bize aktararak kanıtlıyor. Fakat her farklı insan gibi farklılığı insanların gözüne çarpmaya başlıyor. Bir süre sonra gözlem yapması suç haline geliyor. İnsanlar yadırgamaya başlıyor karakterimiz "ben gözlemciyim" dese de. Zaten bu hali de kitap boyunca devam ediyor. Zannımca Salâh Birsel, bir çığlığı anlatmış burada. "Değil"lerin dünyasında atılan bir çığlık. Gölgelerin karanlığında atılan bir çığlık mı demeliydim? Dört Köşeli Üçgen, gerek ismiyle gerekse de karakterimizin C.'yi anımsatan düşünce ve tavırlarıyla ilgi çekici ve gerçekten mükemmel bir eser. Sessiz çığlıkları atan insanların isminin olmadığı yönündeki düşünceye Salâh Birsel de sahip yanılmıyorsam. Çünkü karakterimiz kendiyle ilgili onlarca şeyden bahsederken, yalnızca isminden bahsetmiyor. Sessiz çığlık atan insanların ismi olmaz...
Yola çıkmaya hazırsanız, Salâh Bey’in deneme vadilerinde merakınızın atına binip nefes almaya bile fırsat bulamadan kâh Japonların kiraz bahçelerine, kâh Neron’un sarayına gidersiniz hele ki Marcel Proust’un alışıla gelmedik bilinmedik hayatı, F. Scott - Zelda Fitzgerald ise sıra dışı çılgın ilişkisi hakkında bilgi alırken F. Scott’un eşi Zelda’ya aşkına şahit oluyorsunuz. Ibsen'le Beckett'in aşık atışları. Onun yazdıklarını hem yeni şeyler öğrenmenin hayretiyle, hem hoşça vakit geçirmenin dudaklarımızın kenarına kondurduğu gülümsemeyle okursunuz. Öyle ki bazı deyişleri ezberleyesiniz gelir.
“Akı sarısına karışmış serüvenler”, “menteşelerinden çıkmış gençlik”, “en balkonlu kahkahalar”, “insanın trenini çuhlatmak”, “kartaldıkça körpeliğe özenen kadınlar”, “kırtıpil ve ebleh yazarlar”, “it oturumundan doğrulup padişahın eteğine varmak”, “zingirdek oturumundaki düşünceler” bunlardan sadece bir örnek
Ahh olağanüstü zevk veren üslubu kaldı ki eh üslup da bir kitabı/yazarı okumak için en önemli nedenlerden biridir nazarımda. Bir sesi, bir insanı, bir durumu, bir ânı tasvir ederken kullandığı (çoğunun ne kastettiğini ancak sezgiyle anlasam da bir su şırıltısı, bir musiki gibi zevk veren) sıfatlar, tanımlamalar, deyişler, dile getirişler, çoğuna katılmadığım (ayrı dünyaların insanlarıyız) görüşlerini kadı kızında olabilecek kusurlar zümresinden addettirerek okutuyor kitaplarını.
Nefes darlığı, şeker, kalp çarpıntısı, yüksek tansiyon türünden rahatsızlığı olanlar bir Salâh Birsel denemesi okumaya kalkışmamalıdır. :)
Arkadaşlar kitabın adı sizi yanıltmasın. Kitabın felsefe ile alakası yok. "Kurutulmuş Felsefe Bahçesi" kitapta yer alan on bir denemeden biridir ve o da Çinlilerin ve Japonların çiçek sevgisinden bahseder.

Kitapta onlarca sanatçı, yazar, şair, kitap ve mekan vardır. Çoğunlukla gereksiz bilgilerden sıkılır, bazen de enteresan şeyler öğrenirsiniz.

Kitabın adı çok güzel ama maalesef içerik öyle değil. Benim için hayal kırıklığı oldu. Çok bilgili bir yazar olduğu her paragrafından anlaşılan böyle bir yazardan okuması daha zevkli denemeler beklerdim...
Edebiyatseverlerin keyifle okuyacağı bir kitap... Hem edebiyatı hem İstanbul'un eski hallerini, yaşayışlarını merak edenler için daha da keyifli bir kitap... Bambaşka üslubuyla, sevdiğimiz yazarların boylarını poslarını, huylarını 'suylarını' anlatıyor bize Salah Birsel. Güzel okumalar dilerim...
Salâh Birsel'in 20 Ocak 1949 - 4 Mayıs 1955 tarihleri arasındaki günlük notları. Okuduğum kitap 1955 baskısı. Sayfalar incelmiş, renkleri sararmayı aşarak kahverengiye dönüşmüş.
Üstat bu notlarında dönemin sanatçılarını, özellikle Yazar ve Şairlerin bir kısmını sözünü sakınmadan eleştiriyor. Sanatın hakkını teslim ettiğine inandığı Sanatçılardan övgü ile söz ediyor.
Sanat eserlerini şairane bir yaklaşımla değerlendirmesi, şiire olan tutkusu ve satır aralarına serpiştirdiği şiirler ile duygu yüklü bir okuma süreci yaşadım.
Dönemi, dönem baskısından okumak ise farklı ve hoş bir deneyimdi.
Yazarın günlük yaşam, yeni çıkan kitapların eleştirileri, televizyonda gördüklerini, siyasilerden duyduklarını paylaştığı yazılar… Güncel bir olayla ilgili görüşlerini paylaşırken, tarihten karşılaştırmalar yaptığında bu kadar çok şey bilmesi insanı kıskandırıyor. Müzikle ilgili konuşurken Halit Ziya’ya, yayınevlerinden bahsederken Hüseyin Rahmi ile ilgili anılara götürüyor bizi.
Yazıların içeriğinden çok, yazarın dili üzerinde durmak gerek. İnsanı çeken bir anlatış tarzı var. Daha önce hiç duymadığım kelimeleri yazılarının içine öyle güzel yerleştirmiş ki, hiç sırıtmıyor. Billahlı fillahlı kitaplar, süllümsako, bidibidibako, aladışappak, şakkışefe… Salah Birsel gerçekten de iyi bir kelime üreticisiymiş.
Sait Faik'in sonradan 'Havuz Başı' adını alan öyküsünün ilk 'Havuz Kenarı' olduğu, Türkiye'de yayınlanan ilk Kafka öyküsünün "Komşu" olduğu gibi birçok yazar, eser ve mekanla ilgili ilginç bilgilere sahip olan Salah Birsel kitabı. Edebiyat tarihiyle ilgilenler için bulunmaz bir eser. Ayrıca "Salah Bey Tarihi" adını verdiği beşlemenin ikinci kitabı.
Yılmaz Erdoğan'ın Kelebeğin Rüyası filmiyle edebiyat morgundan çıkardığı iki şairden biri Rüştü Onur(diğeri Muzaffer Tayyip Uslu). Bu kitapta onun kimi yayınlanmış kimi mektuplardan alınmış yaşam dolu şiirlerine, iki öyküsüne, edebiyat üstüne birkaç yazısına ve şair dostlarıyla mektuplaşmalarına erişmemiz mümkün. Salah Birsel'in bu vefa ve özlem kokan çalışması "şapkasının altında yaşayan" şairi tanımamıza vesile oluyor.
Salah Birsel'i okurken bin kitap okumuş hissi olur insanda.Kendine has o eşsiz diliyle tarihe, bugüne, insana dair içten ve derin yazılar.Nar gibidir Salah Birsel'in kitapları.Çarşıdan alırsınız bir tane, açıp okursunuz bin tane:)
Salah Birsel eserlerini, sözün tam anlamıyla "deneme okulu" olarak nitelendirmek gerekli diye düşünüyorum.Burda kitaptan çok yazar hakkında konuşmak istiyorum keza kitap kendini anlatacaktır. O yazılarında binlerce olayı , bilgiyi , tarihi kişiliği, yazarı, şairi fıkır fıkır konusturur. Sözcükler kikirdesir, oynaşır onun paragraflari arasında. Salah Birsel fabrikasında cilalayıp şerbetlendiren olayları takip etmek, yazarların , şairlerin ipine tutunmak sanırım bir bilgi deryası olmayı ve kelime ustası olmayı gerektirir. Öyle de olmuş... Salah Birsel bu kitabında da olduğu gibi bir "sözcük delisi" , sözcük avcısı olduğunu, her kelimede hissettirdi... Orhan Veli için "Türkçeyi nargilesine doldurup fokurdatan bir yazar" diyor. Bence kendi fotoğrafını çıkartıyor bu sözle diye düşünüyorum...Onun sözcük dağarcığı insanda ne takat bırakır nede soluk...
Kısaca tereddütsüz her kitabı okunur...

Yazarın biyografisi

Adı:
Salâh Birsel
Unvan:
Türk Şair ve Deneme Yazarı
Doğum:
Bandırma, Balıkesir, 1919
Ölüm:
İstanbul, 10 Mart 1999
Salâh Birsel, 1919'da Balıkesir'de doğdu. İlk şiiri 1937'de Gündüz dergisinde çıktı. Günlüklerini 1950'de Beş Sanat dergisinde yayımlamaya başladı. Türk şiirinde özgün bir yer edinen Birsel daha çok aklın ve zekânın egemenliğini ön planda tutan, şairanelikten uzak, yergici şiirlere ağırlık verdi. Asıl ününü 1970'den sonra yayımladığı 1001 Gece Denemeleri ve Salâh Bey Tarihi olarak adlandırdığı dizi kitapları ve günlükleriyle elde etti. Şair ve deneme yazarı Salâh Birsel 1999'da vefat etmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 46 okur beğendi.
  • 248 okur okudu.
  • 11 okur okuyor.
  • 291 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları