Salman Rushdie

Salman Rushdie

Yazar
7.9/10
87 Kişi
·
231
Okunma
·
49
Beğeni
·
2.959
Gösterim
Adı:
Salman Rushdie
Unvan:
Hint Asıllı Britanyalı Yazar ve Romancı
Doğum:
Bombay, Hindistan, 19 Haziran 1947
Salman Rushdie,(Hintçe:सलमान रश्दी, Okunuşu: Selman Rüşti) (d. 19 Haziran 1947, Bombay, Hindistan) Hint asıllı Britanyalı yazar ve romancı.

Romanlarının çoğu Hindistan'ı konu alır. Anlatımı, mit ve fantaziyi gerçeklik ile iç içe geçiren bir tarzdır. Bunun yanında Günter Grass, Mikhail Bulgakov gibi isimlerden de etkilenmiştir. Booker ödülü yanında birçok ödül sahibidir.

Salman Rushdie, Urduca ve İngilizce konuşan Müslüman bir ailenin oğlu olarak 1947'de (bağımsızlıktan iki ay önce) Bombay'da doğdu. 1961'de lise eğitimi için İngiltere'ye gönderilen Rüşdi'nin ailesi, 1964'te diğer Müslümanlarla birlikte zorunlu olarak Pakistan'a göç etti ve Karaçi'ye yerleşti.

Cambridge'de tarih eğitimi gören Rüşdi, fantastik bir bilimkurgu denemesi olan ilk romanı Grimus (1975) ile eleştirmenlerin dikkatini çektikten sonra,Geceyarısı Çocukları (Metis, 2000) romanıyla (1981 Booker, 1982 James Tait Black, 1993 Booker of Bookers ödülleri) dünya çapında ün kazandı. Hindistan tarihi ve politikasına eleştirel yaklaşımı nedeniyle Hindistan'da yasaklanan bu romanı, bu kez Pakistan'da aynı akıbete uğrayan Utanç (Metis, 2005) izledi.Nikaragua anılarını aktardığı The Jaguar Smile'ın (1987, Jaguar Gülüşü, Pencere, 1989) ardından yazdığı The Satanic Verses (1988, Şeytan Ayetleri) ile 1988 Whitbread ödülünü kazandıysa da Müslümanlığa hakaret ettiği gerekçesiyle kitap Hindistan ve Güney Afrika'da yasaklandıktan sonra Humeynitarafından yazar hakkında ölüm fetvası verildi.

Kasım 2005 ve Haziran 2008 tarihlerinde ABD'den Foreign Policy ve İngiltere'den Prospect dergilerinin internet üzerinden okuyucu anketleri ile oluşturduğuDünyanın ilk 100 entellektüeli listelerinde, 2005 yılında 10., 2008 yılında 23. sırada yer almıştır.

Şeytan Ayetleri tartışması

1989'da yayınlanan Şeytan Ayetleri romanı, İslam dini peygamberi Muhammed'e ithamda bulunduğu gerekçesiyle İslam dünyasından büyük tepkiler almış; Güney Afrika, Pakistan, Suudi Arabistan, Mısır, Somali, Bangladeş, Sudan, Malezya, Endonezya, ve Katar'da kitabın yayınlanması yasaklanmış; 14 Şubat 1989'da İran lideri Ayetullah Ruhullah Humeyni tarafından fetva verilerek Rüşdi'nin başına üç milyon Amerikan doları ödül konmuştur. Dünyanın birçok ülkesinde aleyhinde yapılan kitlesel gösteriler Şubat 1989 gündemini oluşturmuştur.

Bunun takip eden yıllarda da çeşitli ülkelerde kitabın çevirmen ve yayıncı kuruluşlara yönelik saldırılar olmuştur. 1998'de İran, İngiltere ile ilişkilerini düzeltmeye yönelik bir adım olarak Salman Rüşdi hakkında aldığı ölüm cezası kararından vazgeçmişse de İran dini lideri Ali Hamaney 2005'te fetvayı sadece veren kişinin kaldıracağını, ancak bu kişinin yani Humeyni'nin 1989'da öldüğünü ifade etmiştir.
Nereye baksam utanacak bir şey var. Ama utanç da diğer şeyler gibi; insan onunla uzun süre yaşadığında mobilyalarından biriymiş gibi alışıyor.
Dünya bir köprüdür. Üzerinden geçin ama mesken kurmayın. Bir saati umut eden sonsuzluğu umut eder. Zira bu dünya bir saattir. Sonrası meçhuldur.
"Görünmeyenin anahtarını elinde tutan beş gizem vardır. Aşık olma, bir bebeğin doğumu, büyük sanatın tasarlanması, ölüm ya da bir felaketle yüz yüze gelmek ve insan sesinin şarkı söylerken yücelişini duymak.

İşte bunlar evrenin cıvatalarının açıldığı, bizlerinde gizlenmiş olana anlık bakış atabildiğimiz durumlardır; açıklanamaz olana dair bir açıklama."
Yazarların başına bela olan yasaklanmış kitaplarla ilgili bir makaleyi okuyana dek Salman Rushdie'nin adını hiç duymamıştım. Oysa Rushdie'nin kaleminden çıkan Şeytan Ayetleri isimli kitap zamanında islam ülkelerini birbirine katmış. Yakın bir zaman sayabileceğimiz 90'ların sonlarında ortalık yatışmaya başlamış. Yaşımı hesaba katacak olursam kasırganın beni es geçmiş olması gayet normal.

Hatırlayacak olursanız -yine yakın tarihte- Hz. Muhammed'i konu alan -yanılmıyorsam- Fransız karikatüriste de benzer tepkiler gelmiş, islam alemi ayağa kalkmıştı. Karikatüriste yapılan suikastler, etrafındaki tanıyıp tanımadığı birçok insanın bundan zarar görmesine neden olmuş, meslek arkadaşlarının öldürülmesine yol açmış, kısacası hayatını cehenneme çevirmişti. Okuduğum bir yazıda şimdilerde koruma altında hayatı eve, duvarların içine hapsolmuş, izole bir şekilde yaşamını sürdürmeye mahkum edilmişti.

Karikatür olayına değindim ki insanların inançları konusunda ne kadar hassas olabildiğini, inançlarının her şeyden bin adım önde geldiğini, bu uğurda canlarını verip can almaktan sakınmayacaklarını hatırlamakta fayda var. Hem böylece Salman Rushdie'nin Şeytan Ayetleri'nden sonra vuku bulan kaosu da daha iyi anlayabiliriz. Kitabın Hz. Muhammed'e hakaret olduğu hükmüne varıldıktan sonra, kitaplarının islam ülkelerinde yasaklandığını, yayıncılara ve çevirmenlere suikastler düzenlendiğini, yazar hakkında katli caizdir diye fetva verilip kellesine ödül konduğunu da belirtmeden geçmeyeyim.

Asıl okumak istediğim kitabı elbette Şeytan Ayetleri'ydi ancak iblisin eseri olmakla damgalandığı için kitaba ulaşmak imkansız gibi görünüyor. Bu yüzden Salman Rushdie ile tanışmak için politik bir peri masalı olan Utanç kitabını seçtim. Kitaplarının bir'den fazla ödüle layık görülmesine şaşmamalı. Tıpkı yasak yemesine şaşmamak gerektiği gibi. Çünkü insanların sırtını dönüp görmezden geldiği, kaçıp uzaklaştığı, korktuğu her şeyi korkusuzca dile getirebiliyor. Bunu yaparken de kendine has hayal gücünü ve kendine has dilini kullanıyor. Yine de hislerim beni yanıltmıyorsa yaşadığı baskının etkisini hala üzerinde hissediyor olmalı. Bu yüzden fazla derinlere inmiyor, inecek olursa da hemen silkiniyor, kendisini konuyu dağıtmakla suçladıktan sonra şööyle* bir toparlayıp geri dönüyor.

İnsanların kafalarının içinde bile özgür olamamaları ne acı. Birilerinin çıkıp da diğerlerinin düşüncelerine ve fikirlerine uçlarından pislik damlayan parmaklarını daldırması ne acı! Günah addettikleri düşünce ve fikirleri kafalarının içinden koparıp atmaya çalışmaları, şayet başaramazlarsa doğrudan kafaları koparıp atmaları, bunu yaparken de her yeri batırmaları ne acı! Düşüncelerin ve fikirlerin öyle elle tutulur bir şey olmadığının farkında olmamaları, bunu anlamamakta ısrar etmeleri, tahammül edemedikleri düşünceleri kafalardan süpürseler dahi boşalttıkları kafanın içine kendi pisliklerinden başka koyacak bir şeyleri olmaması ne acı!

Herneyse! Sevgili okur, yine çok dağıttık hemen konumuza geri dönelim ve şööyle* bir toparlayalım. Ne Salman Rushdie ne de herhangi bir yazar -ve eserleri- iblis diye damgalanmayı haketmiyor. Herkes bir diğerine zıt gelebilecek düşünceler besleyebilir ancak bu yasağı veya ölümü meşrulaştırmaz. Bu, sizin sevdiğiniz rengi sevmeyen, sizin sevdiğiniz yemeği yemeyen, sizin sevdiğiniz romanı beğenmeyen arkadaşınızı suçlayıp öldürmek kadar aptalca bir görüntü.

Herkese keyifli okumalar dilerim. Düşündüğümden daha fazla uzayan yazımı okuyan herkese de teşekkür ederim. Beğenmeyenler, siz şu köşede bekleyin! :)
Bir çırpıda okunması gereken bir roman. Ara verildiği takdirde konudan kopmalar yaşanabilir. Kurgusunda tarihi dokular işlenişini çok sevdim. Sayfalar arasında geçiş yaptıkça, Floransa sokaklarında yürüyormuşsunuz hissine kapılıyorsunuz.
SALMAN RUSHDIE Floransa Büyücüsü

Bu kitabı yazmak İçin yıllaraca okuyup araştırma yapmam gerekti demiş Salman Rushdıe.

Yazarla Geceyarısı Çocukları adlı kitabıyla tanışmış,dilini ve kurgusun çok sevmiştim.Devamında Floransa Büyücüsü’nü okumalıyım dedim zira bir kitabı daha var elimde.Salman Rüşdi bu sefer Doğuyla batıyı arasına Osmanlı’yı alarak Uzun bir yolculuğa çıkardı.Moğolların tahtını sahibi Ekber Şahı’nın yanına gelerek amcası
olduğunu iddia eden hünerli ve kısa sürede kendini sevdiren Niccola
Vespucci adıyla da bilinen Mogor Dell Amore ve Saray’ın kayıp prensesi Kara Gözün yani Floransa Büyücüsünün öz be öz annesi olduğunu iddia etmesi üzerine ve ispatlamak İçin anlattığı büyülü hikayelerle,Babür imparatorluğu,İran şahı Şah İsmail’e,ordan Yavuz Sultan Selim’e ve Osmanlı imparatorluğuna Ve ordanda İtalya’ya Floransaya kadar uzanan bir tarih yolcuğu içinde buluyor okuyucu kendini.
Çok katmanlı bir yol alırken ortaçağda’ rönesans İtalya’sının dini ve kültürel motiflerini,Osmanlı İmparatorluğunun devşirme sistemiyle kazandığı yeniçerilerini ve Yavuz sultan Selimin estirdiği rüzgarla önüne yaptığı zulmü Şah İsmail’le karşılaşıp Şah İsmail’in yenilgisi de dahil olmak üzere,tarih ve kültürel yolculuk yaptırıyor.Zaman zaman hangisi masal hangisi gerçek ikilemiyle okutuyor cümleleri yazar büyüyü tüm kitaba yedirmiş çünkü.
Ben de okurken araştırma yaptım Moğul imparatorluğunun şeceresini Ekber Şaha kadar olan kısmını okudum.Babur Şah’ın edebiyata olan düşkünlüğünden Büburnamenin çıkışına Ve en önemlisi Ekber Şah’ın farklı dinlerin Hint ülkesinde ortak tek bir din çatısı altında birleştirme düşüncesiyle şahsına münhasır bir imparatorluk kurma istediği içinde olduğunu Ve bunun sonucunda kız çocuklarının erken evlendirilmesini,eşi ölen kadınların yakılmasını yasakladığı öğrendim.Tekrar okumaya dönünce yazarın bunu cümlelerle de okuyucuya sunduğunu gördüm.Ekber Şah’ın iç monoloğuyla sorgulattığı dine inanca yaşayış şekline dair fikirleri çok çarpıcıydı.
Ve kitabın geneline yayılmış erkek dünyasının zayıflıklarını,kendi seçtiği yolda zayıf kişiliğinin altında ezilip vatanını benliğini kaybeden büyüleri ve zaaflarıyla ayakta duran Karagöz yani Kayıp prenses yani Floransa Büyücüsü kısacası kadın Ve erkeğin dünyası yaşadığı coğrafyayla aldığı şekil,yayılmıştı.
Diller kılıcı kınından çekildi mi,en keskin bıçaktan daha derin yaralar açar.
Hayatın anlamı ölümdedir!Servet sahibinin ruhani fakirliğini tehlikeye atar!Böylelikle şiddet nezakete,çirkinlik güzelliğe,herhangi bir şey zıddına dönüşebilir.Bu aldatıcı yansımalar Ve ters yüz görüntülerle dolu hakiki bir aynadır.Bir adam,duru denebilecek tek bir düşünceyi Zihni’nden bile geçiremeden hayatının son gününe dek çelişkiler bataklığında debelenebilir.s/103
Tarihin eli hem yukarıdakine hem aşağıdakine uzanabilirdi.Zayıfların çığlığı,günün birinde kudretlileri sağır edebilirdi.S/157
Muazzam bir eser. Salman Rushdie çok uzun zaman bu kitabı yazabilmek için okumuş, okumuş, okumuş ve nihayetinde muhteşem üslubuyla bu rüya kitabı oluşturmuş. Fantastik anlatılardan hoşlanan okurları buraya çağırıyorum. Buradaki düşsel anlatı sadece Batı'nın öngördüğü yüzeysel bir ortaya serim değil, masalsı ve sınırsız Doğu kültürünü de barındırıyor.
Sitede hakkında sadece 1 tane inceleme olan kitap. Bundan fazlasını hak ediyor bence. Salman Rushdie’yi bu kitaptan önce tanımıyordum açıkçası. Hint asıllı bu yazar biraz eleştiri konusunda dik sanırım bu sebeple Hindistan’da Pakistan’da falan kitapları yasaklanıyor hatta bir kitabında islama hakaret ettiği gerekçesiyle Humeyni tarafından hakkında ölüm fetvası çıkmış ki hala devam ediyor yanılmıyorsam. Radikal bir abimiz. Bizde de özellikle yazarı ve görüşlerini sevmiyorsak kitaplarını da okumama eğilimi vardır ya bence bu yüzden çok duyuramamış kendini kitap, yazarının sevimsizliği gölgesinde kalmış.(Tüm radikaller gibi.) Hayat öfkedir diyor. Tabii bildiğimiz gibi vur kır parçala konulu değil içinde her şey var. Çocuklukta yaşanan travmaların hayat boyu insanda bıraktığı etki, modern yaşam, saçmalık, eleştiri vs. Kahramanımız, Hint asıllı 55 yaşında felsefe profesörü Malik Solanka, gayet güzel bir hayatı varken bir anda işini(akademik hayatını), eşini ve 3 yaşındaki çocuğunu bırakıp İngiltere’den New York’a geliyor. Peki neden geliyor? Mesele tam da bu zaten. Amerika eleştirisi çok iyidir. Örneğin, Amerika’nın sınırsız gücü yüzünden korku dolu olduğunu dünyanın öfkesinden korktuğunu ve bu “öfke”nin adını kıskançlık olarak değiştirdiği söylüyor. Yer yer Doğu Batı karşıtlığı göndermeleri, mitoloji ya da edebi başyapıtlara göndermeleri ile bence gayet iyi bir romandı. Ve alırken okumanın zor olduğu biraz ağır bir roman olduğu söylenmişti bana ama hiç zorlamadı beni, akıp gidiyor farklı bir roman. Tavsiye ediyorum elbette.
Büyülü Gerçekçiliğin en yoğun eserlerinden biri olan Geceyarısı Çocukları sürükleyici bir kitap dersem yanlış olur.Ancak bu elbette iyi olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Kuşak kuşak, katman katman anlatılan hikayede başrol Hindistan.Hindistanın bağımsızlığı ile aynı anda doğan çocukların hikayesi; büyülü olaylar,siyasal eleştiriler, sıradan halkın hayat zorlukları, kast sistemi ve günlük yaşamdaki hurafeler ile perçinleniyor. Özel güçleri olan bu çocuklar ve hikaye içindeki hikayeler/masallar yer yer heyecanlandırıp, yer yer durağanlaşıyor.
İçeriği dolu olan bu eser oldukça hacimli.Yazarın diline alışmak ilk başlarda zor olsada benim sevdiğim bir eser oldu.
Ayrıca üstüne Hindistan tarihini ve mitolojisi araştırıp pek çok şey öğrendim.Okursanız sizin de Hint kültürüne kayıtsız kalacağınızı düşünmüyorum.
Kesinlikle başyapıt.. Ödüllü 'Geceyarısı Çocukları'nı bile solda bırakır kanımca. Doğu'nun Floransa'sından Batı'nın Floransa'sına bir şekilde sürüklenmiş, güzeliyle insanları büyüleyen bir kadının hikayesini okuyoruz aslında ama bu kadınla ancak kitabın ortasında karşılaşabiliyoruz. Çünkü öncelikle onu saran dünyanın ete kemiğe büründürülmesi, hayatına dokunan insanların da hikayelerinin bilinmesi gerekiyor. Ne muazzam bir dünya çiziyor bay Rushdie gözlerimizin önüne, yıllarca süren tarih araştırmalarını hayalinin içinde eriterek. Benim favorilerim arasında yerini aldı. Yıldızlı tavsiyemdir. =)
Hindistan'ın bağımsızlığa kavuştuğu gün ve anda olağanüstü yeteneklerle dünyaya gelen 1001 çocuğun konu edildiği fantastik,tarih kokan bir eser. İndira Gandhi’nin rejimine de göndermeler yapıyor.Başlangıçta yavaş ilerleyen bir yapısı var,fakat hikayenin kahramanları kafanızda oturduğunda rahat ilerleyeceğiniz bir kitap.
Floransa Büyücüsü ;güzeller güzeli bir kadın. Erkek egemen bir dünyada kendi kaderini arayan, hükümdarların bile yazgısını değiştiren bir kadın... Masal, rüya , hayal, aşk, büyü hepsi içiçe. ....biraz karmaşık ama etkileyici bir roman. Ara vermeden okunmalı çünkü konuya hakim olması zor.
Büyüleyici....
Hindistan tarihi ve kültürü hakkında merak uyandıran ve farklı bir anlatıma sahip olan romanda Salim Sina hayatını Hindistan'ın tarihine bağlayarak anlatır. Konu oldukça ilginç fakat konu dışında verilen fazlaca detayın dikkati dağıttığını ve kitabı gereğinden fazla uzattığını düşününüyorum. Diğer geceyarısı çocuklarının hayatlarından bir kısım anlatım da beklemedim değil kitap sonuna kadar. Tabiki bunlar kitabı beğenmeme ve yazarın diğer kitaplarını merak etmeme engel olmadı. Gerçek olduğu kadar fantastik bu eser için keyifli okumalar dilerim:)

Yazarın biyografisi

Adı:
Salman Rushdie
Unvan:
Hint Asıllı Britanyalı Yazar ve Romancı
Doğum:
Bombay, Hindistan, 19 Haziran 1947
Salman Rushdie,(Hintçe:सलमान रश्दी, Okunuşu: Selman Rüşti) (d. 19 Haziran 1947, Bombay, Hindistan) Hint asıllı Britanyalı yazar ve romancı.

Romanlarının çoğu Hindistan'ı konu alır. Anlatımı, mit ve fantaziyi gerçeklik ile iç içe geçiren bir tarzdır. Bunun yanında Günter Grass, Mikhail Bulgakov gibi isimlerden de etkilenmiştir. Booker ödülü yanında birçok ödül sahibidir.

Salman Rushdie, Urduca ve İngilizce konuşan Müslüman bir ailenin oğlu olarak 1947'de (bağımsızlıktan iki ay önce) Bombay'da doğdu. 1961'de lise eğitimi için İngiltere'ye gönderilen Rüşdi'nin ailesi, 1964'te diğer Müslümanlarla birlikte zorunlu olarak Pakistan'a göç etti ve Karaçi'ye yerleşti.

Cambridge'de tarih eğitimi gören Rüşdi, fantastik bir bilimkurgu denemesi olan ilk romanı Grimus (1975) ile eleştirmenlerin dikkatini çektikten sonra,Geceyarısı Çocukları (Metis, 2000) romanıyla (1981 Booker, 1982 James Tait Black, 1993 Booker of Bookers ödülleri) dünya çapında ün kazandı. Hindistan tarihi ve politikasına eleştirel yaklaşımı nedeniyle Hindistan'da yasaklanan bu romanı, bu kez Pakistan'da aynı akıbete uğrayan Utanç (Metis, 2005) izledi.Nikaragua anılarını aktardığı The Jaguar Smile'ın (1987, Jaguar Gülüşü, Pencere, 1989) ardından yazdığı The Satanic Verses (1988, Şeytan Ayetleri) ile 1988 Whitbread ödülünü kazandıysa da Müslümanlığa hakaret ettiği gerekçesiyle kitap Hindistan ve Güney Afrika'da yasaklandıktan sonra Humeynitarafından yazar hakkında ölüm fetvası verildi.

Kasım 2005 ve Haziran 2008 tarihlerinde ABD'den Foreign Policy ve İngiltere'den Prospect dergilerinin internet üzerinden okuyucu anketleri ile oluşturduğuDünyanın ilk 100 entellektüeli listelerinde, 2005 yılında 10., 2008 yılında 23. sırada yer almıştır.

Şeytan Ayetleri tartışması

1989'da yayınlanan Şeytan Ayetleri romanı, İslam dini peygamberi Muhammed'e ithamda bulunduğu gerekçesiyle İslam dünyasından büyük tepkiler almış; Güney Afrika, Pakistan, Suudi Arabistan, Mısır, Somali, Bangladeş, Sudan, Malezya, Endonezya, ve Katar'da kitabın yayınlanması yasaklanmış; 14 Şubat 1989'da İran lideri Ayetullah Ruhullah Humeyni tarafından fetva verilerek Rüşdi'nin başına üç milyon Amerikan doları ödül konmuştur. Dünyanın birçok ülkesinde aleyhinde yapılan kitlesel gösteriler Şubat 1989 gündemini oluşturmuştur.

Bunun takip eden yıllarda da çeşitli ülkelerde kitabın çevirmen ve yayıncı kuruluşlara yönelik saldırılar olmuştur. 1998'de İran, İngiltere ile ilişkilerini düzeltmeye yönelik bir adım olarak Salman Rüşdi hakkında aldığı ölüm cezası kararından vazgeçmişse de İran dini lideri Ali Hamaney 2005'te fetvayı sadece veren kişinin kaldıracağını, ancak bu kişinin yani Humeyni'nin 1989'da öldüğünü ifade etmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 49 okur beğendi.
  • 231 okur okudu.
  • 17 okur okuyor.
  • 374 okur okuyacak.
  • 11 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları