Salman Rushdie

Salman Rushdie

Yazar
7.9/10
266 Kişi
·
704
Okunma
·
164
Beğeni
·
5231
Gösterim
Adı:
Salman Rushdie
Unvan:
Hint Asıllı Britanyalı Yazar ve Romancı
Doğum:
Bombay, Hindistan, 19 Haziran 1947
Salman Rushdie,(Hintçe:सलमान रश्दी, Okunuşu: Selman Rüşti) (d. 19 Haziran 1947, Bombay, Hindistan) Hint asıllı Britanyalı yazar ve romancı.

Romanlarının çoğu Hindistan'ı konu alır. Anlatımı, mit ve fantaziyi gerçeklik ile iç içe geçiren bir tarzdır. Bunun yanında Günter Grass, Mikhail Bulgakov gibi isimlerden de etkilenmiştir. Booker ödülü yanında birçok ödül sahibidir.

Salman Rushdie, Urduca ve İngilizce konuşan Müslüman bir ailenin oğlu olarak 1947'de (bağımsızlıktan iki ay önce) Bombay'da doğdu. 1961'de lise eğitimi için İngiltere'ye gönderilen Rüşdi'nin ailesi, 1964'te diğer Müslümanlarla birlikte zorunlu olarak Pakistan'a göç etti ve Karaçi'ye yerleşti.

Cambridge'de tarih eğitimi gören Rüşdi, fantastik bir bilimkurgu denemesi olan ilk romanı Grimus (1975) ile eleştirmenlerin dikkatini çektikten sonra,Geceyarısı Çocukları (Metis, 2000) romanıyla (1981 Booker, 1982 James Tait Black, 1993 Booker of Bookers ödülleri) dünya çapında ün kazandı. Hindistan tarihi ve politikasına eleştirel yaklaşımı nedeniyle Hindistan'da yasaklanan bu romanı, bu kez Pakistan'da aynı akıbete uğrayan Utanç (Metis, 2005) izledi.Nikaragua anılarını aktardığı The Jaguar Smile'ın (1987, Jaguar Gülüşü, Pencere, 1989) ardından yazdığı The Satanic Verses (1988, Şeytan Ayetleri) ile 1988 Whitbread ödülünü kazandıysa da Müslümanlığa hakaret ettiği gerekçesiyle kitap Hindistan ve Güney Afrika'da yasaklandıktan sonra Humeynitarafından yazar hakkında ölüm fetvası verildi.

Kasım 2005 ve Haziran 2008 tarihlerinde ABD'den Foreign Policy ve İngiltere'den Prospect dergilerinin internet üzerinden okuyucu anketleri ile oluşturduğuDünyanın ilk 100 entellektüeli listelerinde, 2005 yılında 10., 2008 yılında 23. sırada yer almıştır.

Şeytan Ayetleri tartışması

1989'da yayınlanan Şeytan Ayetleri romanı, İslam dini peygamberi Muhammed'e ithamda bulunduğu gerekçesiyle İslam dünyasından büyük tepkiler almış; Güney Afrika, Pakistan, Suudi Arabistan, Mısır, Somali, Bangladeş, Sudan, Malezya, Endonezya, ve Katar'da kitabın yayınlanması yasaklanmış; 14 Şubat 1989'da İran lideri Ayetullah Ruhullah Humeyni tarafından fetva verilerek Rüşdi'nin başına üç milyon Amerikan doları ödül konmuştur. Dünyanın birçok ülkesinde aleyhinde yapılan kitlesel gösteriler Şubat 1989 gündemini oluşturmuştur.

Bunun takip eden yıllarda da çeşitli ülkelerde kitabın çevirmen ve yayıncı kuruluşlara yönelik saldırılar olmuştur. 1998'de İran, İngiltere ile ilişkilerini düzeltmeye yönelik bir adım olarak Salman Rüşdi hakkında aldığı ölüm cezası kararından vazgeçmişse de İran dini lideri Ali Hamaney 2005'te fetvayı sadece veren kişinin kaldıracağını, ancak bu kişinin yani Humeyni'nin 1989'da öldüğünü ifade etmiştir.
Ona olan sevgim, sevilenin iyiliğinin sevenin iyiliğinden daha önemli olduğunu öğretti bana, çünkü aşk kendini düşünmemektir. Galiba o bunu bilmiyor...
704 syf.
AMA DOKTOR! O NE BURUN ÖYLE?!!
Böyle bir aşk hikayesiyle karşılaştığınızı düşünmüyorum. Ya da üzerinde on beş santimlik bir delik olan çarşafın büyüsü mü demek lazım acaba? :)

O küçücük delikten hastasını muayene etmek zorunda kalan bir doktorun garip halleri. "Ah migreni tutsa da yüzünü görebilsem.." diye iç çekişleri.
Tanımak ya da tanınmak için her gün kendinden bir parçayı gösteren ya da gören insanlar. Her gün ruhunun bir parçasını sunan kadınlar..

Zaman kavramı değişken, bilinçakışı yöntemiyle yazılmış ve bu yüzden çok severek okudum belki de.

Ama yer Hindistan.
Slogan tanıdık ;
"Keşmir, Keşmirlilerindir!!"
Areka ceviziyle, çatni turşusuyla, baharat kokan sokaklarıyla, binbir çeşit inanışı içinde yeşerten yapısıyla Hindistan.

190 yıl süren İngiltere sömürüsünün sonunda, 1947 yılında bağımsızlığına kavuşan bir ülke.

Ayaklanmaların başlatılmasının sebebi ise askerlerin kullandıkları tüfeklere ait fişeklerin, domuz ve inek yağıyla yağlanması.

İşte bu noktada, benzer ya da ortak hassasiyetlerin nasıl bir kıvılcıma dönüşüp, başta Hindu ve Müslüman olan insanları birleştirme gücüne sahip olduğunu görüyoruz.

Tabi bu sadece buz dağının üst kısmı. Ve Mahatma Gandhi.. Bağımsızlık hareketinin öncüsü. Hala özgürlük deyince aklımıza gelebilecek evrensel isimlerden birisi. Pasif direnişin babası.

Tarihle harmanlanan hikayemize dönersek ; babaanne evrende kaybolan bir kadın. Bir örümcek gibi kendini kuytu bir köşeye mahkum etmiş. Kızlarının rüyalarını bile kontrol etmeye çalışacak kadar tutucu bir kadın. Aslında kahramanların çoğu normal değil bu kitapta.

Doktor bir dede. Çocuklarına ve torunlarına bıraktığı en büyük mirası burnu. Onun burnuyla başlıyor her şey.

Önce namaz kılarken Keşmir toprağına mı çarpıyor, yoksa inançla inançsızlık arasında mı kalıyor belli değil.

Burnundan akan kan ve gözyaşları, elmas ve yakut olunca mı benliği kabarıyor, yoksa öncesinde de mi öyle, o da belli değil.

Ve yazarımızın kendine benzeyen kahramanı Salim. M.A. Cinnah 'ın, Müslüman bir ulusun doğacağını ilan ettiği gece doğan bir çocuk. İnsanların iç seslerini okuyabiliyor.
Melek miydi onunla konuşan, bilmiyor.
Oysa babası, artık onların sustuğunu söylemişti.
Gerçek miydi?
Ya da gerçeklik, nereden baktığınıza bağlı değil miydi?
Geçmiş, anlamlı ; gelecek, öylesine inanılmaz görünürken..

Saat gece yarısını vurduğunda, dünya uykudayken, Hindistan hayata ve özgürlüğe uyanıyor.
Bastırılmış, susturulmuş insanlar yeniden konuşmaya başlıyor. Babaları tarih, ülkeleri rüya olan insanlar bunlar.

Bir zamanlar sergilenen kolektif kurguda, para ve Tanrı boy ölçüşebilirken sadece, Hindistan ; özgür Hindistan oluyor artık.

Peki ya göbek bağımızdan içimize sızanlar? Annemizin, babamızın, dedemizin ; söyledikleri, yaptıkları, korktukları ve belki de kehanetleri. Hepsi miras kalıyor bize.

Bu kitapta, tarihle kişilerin özel hayatları iç içe anlatılmış. Görünen ve yaşanılan şeyin arkasındaki fon, gerçekçi ve etkileyici.

Salman Rushdie, Hindistan 'da yasaklanan, öldürülmesi için ferman çıkarılan bir yazardır. Ve okurken, din, dil, inanç sistemi, hatta ten rengine kadar tam bir etnik örgü saracak sizi.

Nadir Han' dan Emine 'ye
Ahmet Sina' dan Aliye 'ye
Hanif' den Mian Abdullah 'a, çok farklı karakterlerle karşılaşmak hoşunuza gidecek.
En önemlisi, gerçekle kurgunun bir arada yer aldığı, farklı ve derin bir iklime götürecek sizi.

Kafasının dışında sorunlar, içinde mucizeler olan çocuklarla tanışacaksınız.

Keyifli okumalar.. :)
339 syf.
Öfkeyi, somutlaştırma gücümüz olsaydı eğer, benliğimizi bir çırpıda yakıp kül edebilecek bir bomba olarak tarif ederdim. Kimyası insanın genetiğinde saklı olan, kendi patenli üretimimiz..Boğazımızı dikenli telleriyle parçalayarak yırtarken kendi yarattığımız güç karşısında nasıl çaresiz olduğumuzu gösterir.

Sahip olduğumuz her şeyi değersizleştirip, istediğimiz şeyden koca bir evren yaptığını göremeyecek kadar kör olduğumuz bir anda dalga dalga yükselir ve infilak eder.

Peki ya öfkeyi yaratan dünyaysa?
Meçhul bir çarkın muazzam işleyişi sırasında gözden kaçırdığımız bütün ufak ayrıntılar aslında tüm gökyüzümüzü sarmışsa?
Hayat öfkeyse mesela, ya da varlığın hammaddesinde öfke varsa?

Ne olacak, diye düşünürken Rushdie veriyor cevabı;
" Daha iyisi olmayacak.."

Insanlar, küçülüp önemini yitirirken, iyimserliğin solduğu yerde sahip olmadığı bir hayatı yüklenen yığınlar haline gelecekler.
Öğüten kitlenin dişleri arasından; "Yut beni!" çığlıkları yükselecek. Asimile oldukça huzur bulacağımızı inanmanın gafleti, sonra -çooook- sonra öfkeye dönüşecek.

Bu, yüreğinde aniden büyümeye başlayan sonsuz öfkeden korumak için, sevdiklerinden uzaklaşan bir adamın hikayesi. Ne yaparsa yapsın kurtulamadığı bu duygu, içinde büyüdükçe büyür. Şehri, ülkeyi hatta dünyayı kuşatıp teslim alacak kadar büyüktür artık.

Var ettiğimiz ve yok ettiğimiz her şeyde, hem özgürlüğümüzde hem de tutsaklığımızdadır.
Umutsuzluktan da doğar, acizlikten de.
Öfke, benliğimizi unutup çoktan teslim olduğumuz yerdedir.
Öfke, Solanka'nın kuklalarında ,Minik Beyin 'dedir.
Öfke, New York 'ta, Amerika'dadır.
Öfke, her şeyden çoktur ve her yerdedir.
Peki bu kirli öfkeyi kim temizleyebilir?

Solanka, kuklaya dönüştürülmüş, tek tip olmaya zorlanmış insanlığa inat, onlardan daha özgür kuklalar yapmaya başlar. Bu da varlığı sorgulamanın bir başka yoludur onun için. Hayat, kurmacaya dönüşmüş, kurmaca hayatın kendisi olmuştur artık.

Salman Rushdie.
Hint asıllı Britanya 'lı yazar. Yazdıkları yüzünden Humeyni tarafından hakkında ölüm fetvası verilmiş, uzun yıllar Avrupa'da saklanmak zorunda kalmış. Zorlayıcı tarzına rağmen su gibi akan, keyifli bir dili var. Yer yer cümlelerinin çarptığını da unutmamak lazım. Tarih eğitimi almış. Fantastik, bilim kurgu, büyülü gerçekçilik üçgeninde inşa ettiği tarzıyla Doğu'nun en büyük kültürel zenginliklerinden biri olan sözlü anlatımı, yazının içinde eriterek çok başarılı bir sentez yakalamış.


Geceyarısı Çocukları 'yla tanıdım onu.
Büyülü gerçekçiliğin baş iblisi benim için. Yazdığı her satırla beynimin içerisinde oradan oraya hareket ettiğini, sinir uçlarımda dans ettiğini hissediyorum. Kesinlikle sihirli kelimeleri var.

Onun dünyasına, daha doğrusu onun kendine has karmaşasına ve dildeki ustalığına kesinlikle hayran kalacaksınız.





Keyifli okumalar..:)
360 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10
Yazarların başına bela olan yasaklanmış kitaplarla ilgili bir makaleyi okuyana dek Salman Rushdie'nin adını hiç duymamıştım. Oysa Rushdie'nin kaleminden çıkan Şeytan Ayetleri isimli kitap zamanında islam ülkelerini birbirine katmış. Yakın bir zaman sayabileceğimiz 90'ların sonlarında ortalık yatışmaya başlamış. Yaşımı hesaba katacak olursam kasırganın beni es geçmiş olması gayet normal.

Hatırlayacak olursanız -yine yakın tarihte- Hz. Muhammed'i konu alan -yanılmıyorsam- Fransız karikatüriste de benzer tepkiler gelmiş, islam alemi ayağa kalkmıştı. Karikatüriste yapılan suikastler, etrafındaki tanıyıp tanımadığı birçok insanın bundan zarar görmesine neden olmuş, meslek arkadaşlarının öldürülmesine yol açmış, kısacası hayatını cehenneme çevirmişti. Okuduğum bir yazıda şimdilerde koruma altında hayatı eve, duvarların içine hapsolmuş, izole bir şekilde yaşamını sürdürmeye mahkum edilmişti.

Karikatür olayına değindim ki insanların inançları konusunda ne kadar hassas olabildiğini, inançlarının her şeyden bin adım önde geldiğini, bu uğurda canlarını verip can almaktan sakınmayacaklarını hatırlamakta fayda var. Hem böylece Salman Rushdie'nin Şeytan Ayetleri'nden sonra vuku bulan kaosu da daha iyi anlayabiliriz. Kitabın Hz. Muhammed'e hakaret olduğu hükmüne varıldıktan sonra, kitaplarının islam ülkelerinde yasaklandığını, yayıncılara ve çevirmenlere suikastler düzenlendiğini, yazar hakkında katli caizdir diye fetva verilip kellesine ödül konduğunu da belirtmeden geçmeyeyim.

Asıl okumak istediğim kitabı elbette Şeytan Ayetleri'ydi ancak iblisin eseri olmakla damgalandığı için kitaba ulaşmak imkansız gibi görünüyor. Bu yüzden Salman Rushdie ile tanışmak için politik bir peri masalı olan Utanç kitabını seçtim. Kitaplarının bir'den fazla ödüle layık görülmesine şaşmamalı. Tıpkı yasak yemesine şaşmamak gerektiği gibi. Çünkü insanların sırtını dönüp görmezden geldiği, kaçıp uzaklaştığı, korktuğu her şeyi korkusuzca dile getirebiliyor. Bunu yaparken de kendine has hayal gücünü ve kendine has dilini kullanıyor. Yine de hislerim beni yanıltmıyorsa yaşadığı baskının etkisini hala üzerinde hissediyor olmalı. Bu yüzden fazla derinlere inmiyor, inecek olursa da hemen silkiniyor, kendisini konuyu dağıtmakla suçladıktan sonra şööyle* bir toparlayıp geri dönüyor.

İnsanların kafalarının içinde bile özgür olamamaları ne acı. Birilerinin çıkıp da diğerlerinin düşüncelerine ve fikirlerine uçlarından pislik damlayan parmaklarını daldırması ne acı! Günah addettikleri düşünce ve fikirleri kafalarının içinden koparıp atmaya çalışmaları, şayet başaramazlarsa doğrudan kafaları koparıp atmaları, bunu yaparken de her yeri batırmaları ne acı! Düşüncelerin ve fikirlerin öyle elle tutulur bir şey olmadığının farkında olmamaları, bunu anlamamakta ısrar etmeleri, tahammül edemedikleri düşünceleri kafalardan süpürseler dahi boşalttıkları kafanın içine kendi pisliklerinden başka koyacak bir şeyleri olmaması ne acı!

Herneyse! Sevgili okur, yine çok dağıttık hemen konumuza geri dönelim ve şööyle* bir toparlayalım. Ne Salman Rushdie ne de herhangi bir yazar -ve eserleri- iblis diye damgalanmayı haketmiyor. Herkes bir diğerine zıt gelebilecek düşünceler besleyebilir ancak bu yasağı veya ölümü meşrulaştırmaz. Bu, sizin sevdiğiniz rengi sevmeyen, sizin sevdiğiniz yemeği yemeyen, sizin sevdiğiniz romanı beğenmeyen arkadaşınızı suçlayıp öldürmek kadar aptalca bir görüntü.

Herkese keyifli okumalar dilerim. Düşündüğümden daha fazla uzayan yazımı okuyan herkese de teşekkür ederim. Beğenmeyenler, siz şu köşede bekleyin! :)
704 syf.
·39 günde·9/10
Salman Ruşti adını ilk defa doksanların başında Şeytan Ayetleri kitabının yazarı olarak duymuştum. Hakkında ölüm fetvası verilen, tüm dünyada büyük sonsasyonlara yol açan birisi olmuştu o dönemde. Aradan geçen uzun zamanda aklıma hiç gelmedi. Daha sonra okunacak kitaplar araştırırken Gece Yarısı Çocuklarına rastladım. Kitap hakkında birçok olumlu eleştiri vardı fakat daha da önemlisi yazarın Salman Ruşti olması beni bu kitabı okumaya itti. Hemen satın alıp okumaya başladım. Yedi yüz sayfalık kitap tabiri caizse elimden bırakmadan bir çırpıda bitti. Gerek hikayede geçen karakterin başından geçen bir birinden ilginç olaylar gerek yazarın bu olayları anlatırken kullandığı büyülü dil bana kitabı çok sevdirdi. Bir yandan yüz yıllık zaman diliminde Keşmir özelinde Hindistan ve Pakistan tarihi verirken diğer bir yandan da birçok fantastik olaya şahitlik ettim. Kısacası ben kitabı çok sevdim. Okumayanlara tavsiyem, geç kalmadan okunlar olacaktır.
360 syf.
Şarım..
Tam olarak değilse de utanç demek.
Utanmaktan mahcup olmaya, yüz kızarmasından alttan almaya kadar pek çok nüansları var.

Baktığımız her şeyde utanacak bir şey gören insanoğlu için aslında oldukça tanıdık. Ama Hayyam için yasaklanmıştı.
Çünkü 'şarım'ın zehirli okları vardı.
Diyetti kimileri için.
Utanmazlık da utanç kadar şiddetin köklerini barındırırdı.

Ve
Ömer Hayyam..

"Şeytan’ın tohumu! Ateş çeşmesi!"

Kitaptaki kurguya göre üç annenin tek oğlu.
Hayata sünnetten, berberden, ilahi tasdikten nasibini almadan başlıyor.

Rüyalarında, değersizleşen benliğini gördükçe çığlıklar atarak uyanırdı. Onun için geleneksel ya da sıradan bir şey yoktu. Cennet, göklerde değil, ayaklarının altındaydı ona göre, mesela.

Şımartılmıştı, kurnazdı. Özgürlük dışında her şeyi vardı. Inanılmaz sonsuzlukta bir hayal gücüne sahipti. Arapça, Farsça, Latince, Fransızca, Almanca öğrendi. Ve kitaplara gömüldü.

Üç anne, altı göz, hapishanesinde üç demirden kelepçe..Kaçtı sonunda. Kim kaçmazdı ki..

Ömer Hayyam..
Doktor, alkolik, hipnozcu, hedonist.
Utanmazlığın sembolü.

Kendi hayatının bile kahramanı değildi.

"Başı dönen, uçlarda, tepetaklak duran, âşık, uykusuz, yıldızlara meftun, şişko: Ne biçim kahraman bu böyle?"

Iran'da fazla ilgi çekemeyen Iran'lı Ömer Hayyam'ın şiirleri ,uyarlanarak da olsa Batı dillerine çevrilmiş ve oldukça rağbet görmüştü. Insan hayatına felsefi pencereden bakması onun en büyük ayrıcalığıydı.

Bu romanda ana kahramanın Ömer Hayyam olması fazlasıyla etkiliyici olmuş.
Salman Rushdie'nin her ne kadar Pakistan hakkında yazdığı düşünülse de, kendisinin de söylediği gibi, onun hikayesinin iki ülkesi var. Biri kurgusal ve gerçeğe belli bir açıdan bakıyor. Hudutların haritasını çıkaran sınır komisyonlarına inat, çatal diliyle anlattıkça anlatıyor.

Salman Rushdie, sürgün bir yazardır. Buna rağmen hiçbir kısıtlama onun kaleminin cesaretini kıramamıştır.

Binbir gece masallarını anlatırcasına yazdığı satırların arasına kendi fikirlerini serpiştirerek oluşturduğu kompozisyona, siyasi roman diyebiliriz. Arka planda bir ülkenin doğuşu, gelişimi ve ölümünü işliyor.

Yazdığı karakterlere kendisinin dışında bir gerçeklik veriyor. Bunu o kadar ustaca yapıyor ki, bazen şiddetli bir şekilde eleştirerek, âdeta kendi zihninden kendini soyutluyor.

Onunkisi modern bir peri masalı.

Iktidar hırsı, tuz buz edilen demokrasi kavramı, tepkisizleştirilen insanlar, din tacirleri.. Kadro muazzam derecede zengin, ironi son haddinde.

"Ah iktidarın iktidarsızlığı!.."

Utanç her yerde..
Çocuk yaşta evlendirilen Safiye Zeynep'te.
Kızının namusunu kızının kanıyla temizleyen babanın birinde.

Utanç, kimliksiz yaşamaya mahkum edilen insanlarda.
Tarihte, zamanda, çağda.
Dünyadan tiksinen ihtiyar Şakil'de.

Utanç, soykırımda, işkencede, idamda.
Utanç, kendini sorgulamayı beceren her insanda..




Keyifli okumalar..:)
704 syf.
·Beğendi·9/10
Büyülü Gerçekçiliğin en yoğun eserlerinden biri olan Geceyarısı Çocukları sürükleyici bir kitap dersem yanlış olur.Ancak bu elbette iyi olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Kuşak kuşak, katman katman anlatılan hikayede başrol Hindistan.Hindistanın bağımsızlığı ile aynı anda doğan çocukların hikayesi; büyülü olaylar,siyasal eleştiriler, sıradan halkın hayat zorlukları, kast sistemi ve günlük yaşamdaki hurafeler ile perçinleniyor. Özel güçleri olan bu çocuklar ve hikaye içindeki hikayeler/masallar yer yer heyecanlandırıp, yer yer durağanlaşıyor.
İçeriği dolu olan bu eser oldukça hacimli.Yazarın diline alışmak ilk başlarda zor olsada benim sevdiğim bir eser oldu.
Ayrıca üstüne Hindistan tarihini ve mitolojisi araştırıp pek çok şey öğrendim.Okursanız sizin de Hint kültürüne kayıtsız kalacağınızı düşünmüyorum.
704 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
salman rüşdü'nün ilk utanç romanını okumuştum.düşündüklerini yazıya dökerken kelime oyunlarını oldukça güzel yapıyor. Bazen cümleleri tekrar okuyabiliyorsunuz,diğer yazarlardan farkı bu bence.
yazar betimlemelerde öyle başarılı ki okurken kendinizi kaptırıp eserin içine giriyorsunuz, gülüyorsunuz, ağlıyorsunuz, şaşırıyorsunuz, ama her şeyden çok merak ediyorsunuz... son birkaç bölümü ve bitişi, beni iyi bir okuyucu olarak tatmin etmediyse de yine de kitabı sevdim... Gerek kişi gerek betimlemeleriyle insanı sarıp sarmalayan,felsefik yaklaşımlarıyla da okunması tatmin edici.
561 syf.
·Puan vermedi
Yayınlanmasının akabininde tüm dünyada fırtınalar koparan; İran lideri Ayetullah Humeyni'nin kitabın sahibi Salman Rushdie ve yayınlanmasına yardımcı olanlar hakkında ölüm fermanı çıkararak olası cellatlara yüz binlerce dolar ödül vaad ettiği, Japonya'dan İtalya'ya bazı çevirmenlerin öldürüldüğü, Aziz Nesin'in Türkçeye tercüme edip parça parça yayınlamaya başlamasıyla birlikte Sivas Katliamı'nın zahiri sebebi olarak gösterilen, henüz resmi olarak Türkçe çevrilmemiş, İngiltere'deki Hint asıllı göçmenlerin maceralarını anlatan yasaklı romanlardan biri...


Kitabın en önemli bölümü; Gibreel Farishta ve Saladin Chamcha adlı Müslüman iki Hint aktörün, Hindistan'dan İngiltere'ye giderken bindikleri uçağın infilak etmesi neticesinde, birinin şeytana öbürünün Cebraile dönüşmesi sonrasında gerçekleşen olaylar. Bu anlamda Salman Rushide'nin tema ve yapı bakımından, Franz Kafka'nın Dönüşüm adlı eserinden esinlendiği söylenilebilir.

Kitabın tartışma ve tepki yaratan kısımı; İslami Literatürde "Garanik Olayı" olarak geçen, aynı adla El-Waqidi, İbn Sa'd, Ebu Cafer Taberi (Bu kişi, Mu’cem-ül-Kebir, Mu’cem-ül-Evsat ve Mu’cem-üs-Sagir sahibi meşhur İmam-ı Taberani değil), İbni İshak gibi düşünürler tarafından rivayet ve iddia edilen bir olayın, yıllar sonra Salman Rushdie tarafından ravilerden bir bütün halinde toplanıp birleştirilip, roman içerisindeki bir bölüme yedirilerek, neşredilmesinden ibaret.

Rivayet edilen Garanik Olayı ise; Kur'an'daki bazı ayetlerin şeytan tarafından eklendiği, bazılarının eklenmesi sonrasında Cebrail tarafından düzeltme amacıyla çıkarıldığı yönünde. Olayın destekçilerinin dayandığı kaynaklar ise yukarıda ismi geçen bazı düşünürlerin rivayetleri ve başta Buhari(Hadis No:555) olmak üzere Kütüb-i Sittede geçen bazı hadisler...


"Bu din akıl değil, nakil dinidir." diyen nasih-mensuhcu yobazları da, Fazlur Rahman ve Salman Rushdie gibi tarihselci yaklaşımları da şahsi olarak benimsemesem de, inanan inanmayan herkesin genel kültür maksadıyla, en azından kitabın süksesine binaen okumasını tavsiye ederim.
704 syf.
·Beğendi·9/10
Kitabın ana karakteri, Hindistan’ın bağımsızlığının ilan edildiği anda dünyaya gelen Salim Sina, basında ilgi odağı olur. Ancak bu tesadüf, kitabın kahramanı için beklenmedik sonuçlar doğuracaktır. Zira kendisi gibi aynı saat doğmuş bin çocukla telepati kurmak ve tehlikeleri koku alma duyusuyla sezmek yetenekleri bahşedilmiştir kendisine. Bu haliyle kitap bir netflix dizisi olan sense 8’ e ilham kaynağı olmuş olabilir. Bu kitabı üniversite birinci sınıfta Diyarbakır’dan almıştım. Okumak oldukça zordu. Yazarın kitapları için Aziz Nesin’in bir tespitidir bu aynı zamanda. Özellikle şeytan ayetleri için yaklaşık olarak şöyle der Aziz Nesin, “Salman Rüşdi şeytan ayetlerini yazdığı için değil, bu şekilde yazdığı için eleştirilmelidir. “

Yazarın biyografisi

Adı:
Salman Rushdie
Unvan:
Hint Asıllı Britanyalı Yazar ve Romancı
Doğum:
Bombay, Hindistan, 19 Haziran 1947
Salman Rushdie,(Hintçe:सलमान रश्दी, Okunuşu: Selman Rüşti) (d. 19 Haziran 1947, Bombay, Hindistan) Hint asıllı Britanyalı yazar ve romancı.

Romanlarının çoğu Hindistan'ı konu alır. Anlatımı, mit ve fantaziyi gerçeklik ile iç içe geçiren bir tarzdır. Bunun yanında Günter Grass, Mikhail Bulgakov gibi isimlerden de etkilenmiştir. Booker ödülü yanında birçok ödül sahibidir.

Salman Rushdie, Urduca ve İngilizce konuşan Müslüman bir ailenin oğlu olarak 1947'de (bağımsızlıktan iki ay önce) Bombay'da doğdu. 1961'de lise eğitimi için İngiltere'ye gönderilen Rüşdi'nin ailesi, 1964'te diğer Müslümanlarla birlikte zorunlu olarak Pakistan'a göç etti ve Karaçi'ye yerleşti.

Cambridge'de tarih eğitimi gören Rüşdi, fantastik bir bilimkurgu denemesi olan ilk romanı Grimus (1975) ile eleştirmenlerin dikkatini çektikten sonra,Geceyarısı Çocukları (Metis, 2000) romanıyla (1981 Booker, 1982 James Tait Black, 1993 Booker of Bookers ödülleri) dünya çapında ün kazandı. Hindistan tarihi ve politikasına eleştirel yaklaşımı nedeniyle Hindistan'da yasaklanan bu romanı, bu kez Pakistan'da aynı akıbete uğrayan Utanç (Metis, 2005) izledi.Nikaragua anılarını aktardığı The Jaguar Smile'ın (1987, Jaguar Gülüşü, Pencere, 1989) ardından yazdığı The Satanic Verses (1988, Şeytan Ayetleri) ile 1988 Whitbread ödülünü kazandıysa da Müslümanlığa hakaret ettiği gerekçesiyle kitap Hindistan ve Güney Afrika'da yasaklandıktan sonra Humeynitarafından yazar hakkında ölüm fetvası verildi.

Kasım 2005 ve Haziran 2008 tarihlerinde ABD'den Foreign Policy ve İngiltere'den Prospect dergilerinin internet üzerinden okuyucu anketleri ile oluşturduğuDünyanın ilk 100 entellektüeli listelerinde, 2005 yılında 10., 2008 yılında 23. sırada yer almıştır.

Şeytan Ayetleri tartışması

1989'da yayınlanan Şeytan Ayetleri romanı, İslam dini peygamberi Muhammed'e ithamda bulunduğu gerekçesiyle İslam dünyasından büyük tepkiler almış; Güney Afrika, Pakistan, Suudi Arabistan, Mısır, Somali, Bangladeş, Sudan, Malezya, Endonezya, ve Katar'da kitabın yayınlanması yasaklanmış; 14 Şubat 1989'da İran lideri Ayetullah Ruhullah Humeyni tarafından fetva verilerek Rüşdi'nin başına üç milyon Amerikan doları ödül konmuştur. Dünyanın birçok ülkesinde aleyhinde yapılan kitlesel gösteriler Şubat 1989 gündemini oluşturmuştur.

Bunun takip eden yıllarda da çeşitli ülkelerde kitabın çevirmen ve yayıncı kuruluşlara yönelik saldırılar olmuştur. 1998'de İran, İngiltere ile ilişkilerini düzeltmeye yönelik bir adım olarak Salman Rüşdi hakkında aldığı ölüm cezası kararından vazgeçmişse de İran dini lideri Ali Hamaney 2005'te fetvayı sadece veren kişinin kaldıracağını, ancak bu kişinin yani Humeyni'nin 1989'da öldüğünü ifade etmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 164 okur beğendi.
  • 704 okur okudu.
  • 57 okur okuyor.
  • 1.097 okur okuyacak.
  • 50 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları