Samuel Beckett

Samuel Beckett

8.5/10
388 Kişi
·
1.200
Okunma
·
273
Beğeni
·
10.148
Gösterim
Adı:
Samuel Beckett
Unvan:
Yazar, Eleştirmen, Şair
Doğum:
Foxrock, Dublin, 13 Nisan 1906
Ölüm:
Paris, 22 Aralık 1989
Samuel Barclay Beckett, (13 Nisan 1906; Foxrock, Dublin - 22 Aralık 1989, Paris), İrlandalı yazar, oyun yazarı, eleştirmen ve şair. 20. yüzyıl deneysel edebiyatının önde gelen yazarlarından biridir. James Joyce'un takipçisi olduğu için "son modernistlerden", daha sonraki pek çok yazarı etkilemiş olduğu için de "ilk postmodernistlerden" biri olarak değerlendirilir. Beckett ayrıca, Martin Esslin'in "Absürd Tiyatro" olarak adlandırdığı akımın en önemli yazarı sayılmaktadır. Eserlerinin çoğunu Fransızca ya da İngilizce yazıp, diğer dile kendisi çevirmiştir. En bilinen eseri Godot'yu Beklerken'dir.
Beckett'in eserleri sade ve temel olarak minimalisttir. Bazı yorumlara göre, çağdaş insanın durumu hakkında oldukça kötümser, hatta hiççi eserler vermiştir. Gittikçe daha kısa ve özlü eserler veren Beckett, bu kötümserliği kara mizah yoluyla anlatır. "Roman ve drama türlerinde yeni formlarda oluşturduğu eserlerini, modern insanın yoksunluğu üzerine kurguladığı" için, 1969'da Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülen Beckett, ayrıca 1984'te Aosdána'da Saoi seçilmiştir.
İnsanlık iki kovalı bir kuyudur, biri dolmak için aşağı inerken öteki boşalmak için yukarı çıkar.
Samuel Beckett
Sayfa 43 - Ayrıntı Yayınları
Günün birinde sağır olacağız. Günün birinde doğduk, günün birinde öleceğiz.
Samuel Beckett
Sayfa 117 - Kabalcı Yayınevi
İnançsızlık bir boşluktur.
İnsan boşlukta kalmaya katlanamaz.
Samuel Beckett
Sayfa 49 - Ayrıntı yayınları
Bütün yaşam bir karmaşa ve bu yığının içinden seçebildiğimiz görüntülerden oluşuyor.
Samuel Beckett
Sayfa 9 - Ayrıntı Yayınları
İnsanın yanılgısı başkalarıyla konuşmak oluyor.
Samuel Beckett
Sayfa 16 - Ayrıntı Yayınları
Bildiğimi sandığım şeyleri anlatmak bile yeterince zorluyor beni.
Samuel Beckett
Sayfa 9 - Ayrıntı Yayınları
Okumayı kafama koyup da bir sebeple okuyamadığım kitaplar var. Ya satın alamadım ya araya başka kitaplar girdi ya da daha farklı olaylar neticesinde okumaya vakıf olamadığım kitaplar. Bu kitaplar için küçük bir parantez. Doğrusu öylesine garip bir bilinçaltına sahibim ki en küçük ayrıntıları bile rüyalarımda bana detaylıca işlediği olur. Kan ter içerisinde kalıpta canavarlardan kaçarken onları atlatmak adına saklandığım bir kuytuda, o okuyamadığım kitabı buluveririm. Hatta açıp içinden okuduğum cümlelerde olmuştur. Emin değilim belki de Astral seyahat ediyor, ‘Okunamayan Kitaplar Tesisi’nde’ mola veriyor ve bu kitaplara göz atıyorumdur. Ben unutsam dahi bilinçaltımın unutturmadığı kitaplar.

Yıllardır okuyacağım deyip de bir türlü okuma fırsatı bulamadığım kitaplardandır, Godot’yu Beklerken. Doğrusu okumak için bilinçaltımın hatırlatmasını mı yoksa Godot’yu mu bekledim emin olamıyorum bir anlamda zihnimin dünüyle mutabık olamıyoruz. Düşüncelere dalarken o keskin şüpheyi yaşıyor haliyle tereddüde düşüyor ve neden bu kadar beklettim okumamı diye hayıflanıyorum. Beklemeye ne zaman karar verdim; dün mü yoksa ondan önceki gün mü ya da daha mı evveliyatı var beklememin? Zaman bir zaman sonra bataklığa dönüşüyor ve beni içine çekmeye başlıyor.

Daha başka neleri bekledim sorusu zihnimin dehlizlerinde hızla kendine varacak uygun bir yer arıyor. Bir sevgiliyi, dostu, huzuru ya da ölümü? Hiçbir şeyden emin olamıyorum… Sahiden beklerken aynı anda umutlanıp çevreme taze papatyalar attığım sonrasında umudumu yitirip intihar girişiminde bulunduğum da oldu mu?

Şüphe halinde zamanın kalıntıları üzerinden geçmişimi sorgulamak beni nereye vardıracak? En iyisi beklemeye devam etmek. Onun gelmesiyle yapmak istediğim her şeyi yapabileceğim, seveceğim mesela sevilmesem de veya özür dileyeceğim affedilmesem de yahut her şeyi ardımda bırakıp gideceğim hatırlanmasam da ama şu an için beklemek gerek.

Yoksa Vladimir gibi uyku da mıyım?

“Başkaları acı çekerken ben uyuyor muydum? Şu an uyuyor muyum? Yarın uyandığımda ya da uyandığımı sandığımda bugün hakkında ne diyeceğim? Dostum Estragon’la, burada gece çökene değin Godot’yu beklediğimi mi?”
Samuel Beckett edebiyatta modernizm temsilcisi ve Absürd Tiyatro’nun kurucusu olarak biliniyor. Eserlerini İngilizce ve Fransıza dillerinde yazıyordu, oyunu ‘’Godot’yu beklerken’’ yazdıktan sonra dünyaca tanınan biri oldu, dramaturji de en önemli eserlerinden biri de ‘’Godot’yu beklerken’’dir,1969 da Nobel ödülünü almıştır.

‘’Godot’yu beklerken’’ iki perdeden oluşan piyes, düzyazı o dönemde yazamadığı için kafayı dağıtmak amaçlı yazılan bir oyundur diye söylüyordu yazar.
Estragon ile Vladimir, iki arkadaş, zaman onlar için bir bataklıktır ve onlar bu bataklıktan çıkamıyorlar, onların çok beklediği Godot da bir türlü gelmiyor. Kendilerini kandırmaktan başka bir şey yapamıyorlar, gelecek onlar için yok, intihar bile akıllarına geliyor ama harekete bir türlü geçemiyorlar.
Pozzo ve Lucky, bu tuhaf ikilinin arasında bey-uşak ilişkisi ve Pozzo’nun emrivaki konuşmaları sürüp devam ediyorlar . Fakat Lucky’nin sözde dilsiz ve köle olup sonra olan monoloğu okuduğumda hiç de dilsiz sınıfa koyamadığım ,hatta köle düşüncesini göremedim.
Beşinci oyuncu Godot ile ilgili haberi getiren çocuktur. O masum, temiz ve yalansız biridir.
Oyunda ki ağacın belli bir coğrafyadan ayırt edilebilecek bir özelliği olmadığı için dünyanın neresinde olursa ve ne zaman olursa olsun Godot’yu beklemek mümkün gibi görünüyor.
Lucky’nin boynuna geçirilmiş ip Pozzo ‘nun elinde kalması sömüren ve sömürülenin arasında ki bağı simgelediğini düşünüyorum.


… Bekliyorlar, insanlar hep bekliyorlar sadece Vladimir ve Estragon değil hepimizin beklediği bir şey vardır mutlaka ve sadece beklemek, eylemde bulunmamak ise Godot’yu beklemek demektir. Godot bir tanrı, ölüm veya güçlü biri olarak görebilir adlandırabilirsiniz fakat o boş beklentileri, olmayacak hayalleri ile ibarettir.
Godot kimdir? Godot'yu beklemek nedir? Godot, insandır. İnsanın ta kendisidir. Peki ya Godot'yu beklemek? Godot'yu beklemek, hiçbir zaman gelmeyecek olanı beklemektir. Zamanı yitirmektir. Zamanın neresinde olduğunu bilememektir. Yaşamın gerçek mi rüya mı olduğuna karar verememektir. Kendini bu yaşama kimin veya neyin getirdiğini aramaktır. Neresi olduğunu bilmediğin yerlere gitmek isteyip nasıl gideceğini bulamamaktır. Aynada görüntünü görememektir. Aramak, düşünmek, unutmak, anımsamak, sonra yine unutmaktır. Hep en başa dönmek ve bu döngü içinde deliliğe yeniden bir dönüştür. Yitmektir. Biz ne yapıyoruz? Hepimiz! Godot'yu bekliyoruz. Peki Godot ne zaman gelecek?
Godot’yu Beklerken’i ilk kez NTV’de Önce Söz Vardı isimli programı izlerken duymuştum. Uzun süredir tiyatro eseri de okumamıştım ve bu şekilde kitaba başladım. Kitap kısa bir eser 124 sayfa ve ve iki perdeden oluşmakta. Samuel Beckett ilk postmodernislerden olarak anılıyor ve absürd tiyatronun en önemli yazarlarından ayrıca 1969 yılında da Nobel Edebiyat ödülüne de layık görülmüş.
Absürd tiyatro nedir peki ? : Absürd tiyatro; Bütün kalıplara, alışılmış düzene karşı çıkar. Mantık sınırlarını tanımaz. Olaylar arasında bağ kurulmaz. Kahramanları genelde zavallı, suçlu, bilgisiz ve zayıf kişilerdir. Belli bir olay dizisi yoktur. Verilmek istenen mesaj yoruma açıktır. Böylesi anlamı olan absürd tiyatronun en baba kitabından bizlerinde farklı anlamlar çıkarması sanırım gayet mümkün.

Kitapta iki ana karakter var Estragon ve Vladimir iki arkadaş bir yerde beklemektedirler Godot’yu. Beklerler, beklerler, beklerler… Beklemektir kitabın asıl teması isminde olduğu gibi. Sonrasında iki karakter daha gelir. Pozzo ve Lucky, bu tuhaf ikilinin arasında bey-uşak ilişkisi mevcut. Ama Pozzo’nun davranışları acımasızca, gaddarca; bana köleliği anlattı bu ikili. Eziyeti, vahşeti, acımasızlığı, sömürgeciliği gösterdi. Bu kısımda sinirlendiğimi belirtmek isterim. Bir de çocuk karakteri var tabi masumluğu, temizliği gösteren…

Kitap herkese farklı olarak kendini anlatmış yorumlarda. Gerçekten de öyle çünkü bu dalın yani absürd tiyatronun amaçlarından biri. Bu kitap bir klasik gerçekten. Her duyguya hitap edecek zenginlikte. Umut dolu derken bir anda kendini asmaya çalışmak gibi zıtlık ve bulanıklığa sahip. Bir anda sevinirken anında üzen bir yapıda. Anlamsız bir anlam içeriyor bu klasik. Gerçek dünyada mı yoksa hayal âleminde bu kişiler diye sorgulamanız mümkün. Biri unutur, diğeri hatırlatır ve döngü devam eder durur. Varoluşsal felsefenin dibine vurmuştur yazar bunu da belirtmek isterim. Gerek cümle ile gerekse anlattığı konu ile bunu bizzat belirtmiş.
Sonuç olarak kendilerini kanıtlayan karakterler, farklı konularda anlamlar taşıyan ve zıtlıklar oluşturan cümlelerle dolu; sıradan, basit, saçma konuşmalarla dolu ama bir o kadar da anlamlı, akıcı ve kısa cümlelerden oluşan bir eser. Umutla Godot’u bekleyen ikili.

Farklı bir türde, kendimce de bir klasik yapıt okuduğum için mutluyum, sizlere de tavsiye ederim.
Murphy, Samuel Beckett’ın Godot’yu Beklerken’den sonra okuduğum ikinci kitabı oldu. Godot’yu Beklerken Vladımır ve Estragon’nun, Godot adında ne olduğu bilinmeyen bir kimse veya "şeyi" beklemesini konu alan absürt bir tiyatro eseriydi. Anlamsız gibi görünen bir bekleyişin simgesiydi Vladımır ve Estragon. Murphy de anlamsız bir yaşamın simgesi gibi. Sallanan sandalyesine çıplak olarak kendini bağlayarak kafasında gerçek hayatını yaşamayı seven, çalışmak istemeyen, tembel, uyumuz, ne aradığını bilmeyen, yalnız bir anti-kahraman. Beckett’in diğer kitaplarına örnek olmuş anti kahramanlarının ilki, sadece temel gereksinimlerini karşılayarak hayatta kalan Murphy olmuştur.(arka kapakta da bundan bahsediliyor.)

Konunun temelini iki kavramın birbirleriyle olan ilişkisi oluşturuyor: Ruh ve beden ilişkisi. Ya da şöyle demek daha açık olur: Beckett, ruh ve bedenin birbirinden ayrı şeyler olduğunu savunan, lisede felsefe derslerinde çoğumuzun adını duyduğu düalizm kavramını günlük yaşamdan esinlenerek ve kendine özel bir anti kahraman oluşturarak romanlaştırmış. Murphy her şeyi kafasının içinde yaşamayı seven birisi olduğu için dış dünyaya ait duyguları eyleme geçirdiğinde büyük bir ıstıraba kapılıyor. Örnek verecek olursak; Murphy, kendisini seven Celia adında bir fahişenin aşkına bedensel olduğu için karşılık vermek istemiyor. Bunun gibi bir sürü örnek var kitapta.

Genelde içinde felsefi düşünceler içeren ya da içinde yoğun psikolojik betimlemeler olan kitapları severim ama Murphy bana çok dağınık, olayları takip etmesi zor geldi. Okurken Murphy’nin boş vermişliği yüzünden yırtmak istediğim sayfalar da olmadı değil. Tabi bunlar kendi izlenimlerim. Ağır ve sabırlı olanlara tavsiye edebilirim. İyi okumalar.
Öykünün tarifi;
Bir tutam hissiz Belacqua,
Bir tutam gotik hava ( gotik varsa severiz!)
Bir tutam masalsı söylem,
Bir mezar,
Ne yazsam da acaba reddedilsem diyen Beckett dili ile harmanlıyoruz. Ortaya " okuyamayacak ama okumaya devam edilecek" bir öykü çıkıyor :)

Echo'nun Kemikleri, yok olamayan kemiklerin öyküsü. Düş'ün ve Aşksız İlişkiler'in şairi Belacqua'nın son yolculuğu.

Aşksız İlişkiler'i basmak için yayınevinin bir öykü daha istemesi üzerine Beckett Echo'nun Kemikleri'ni yazmış ve bu öyküye cevaben yayınevi red kararını şu mektupla bildirmiştir.

Sevgili Sam,

Bu bir kabus. Korkunç derecede de ikna edici. Bana kafayı yedirtti. Odaklanmada yine o dehşet verici ve birdenbire değişivermeler ve insanlarda yine o darmadağınık ve akıl almaz enerji. Bağlantı kuramadığım parçalar var........ Echo'nun Kemikleri kesinlikle sopa yemişim gibi çöktü üzerime.
......
Korkunç bir bozgun bu. Senin için değil benim için. Aman Tanrım! Ama bunu kabullenmek zorundayım. Bir hata,kör bir nokta, ne dersem diyeyim, böyle. Ama bağışlanmak için sunabileceğim tek özrüm, o hortlak parmakların buz gibi dokunuşuna dayanamayışım. Yere düşmüş oturuyorum ve kafamda küller var.
Charles,13 Kasım 1933

Bu mektubu eklemek istedim çünkü Charles ile aynı duyguları paylaşıyorum. :)

Bu karanlık öykü ile ilgili söyleyecek çok şey var ama aynı zamanda hiçbir şey yok. Madem başladım yazmaya anlayalım bakalım Echo kimdir ? Belacqua'nın öyküsünde ne işi vardır?

Yunan Mitolojisinden tanıyoruz Echo'yu. Sudaki yansımasına aşık olan Narkissos'a tutulmuş bir peridir Echo. Kendini Narkissos'a fark ettirmeye çalışsa da başaramaz. Çünkü Narkissos'un gözü sudaki kendi yansımasından başkasını görmez. Sonunda dayanamaz ve yansımaya kavuşmak için suya atlar ve boğularak ölür. Bu âna şahit olan Echo, acısından tükenir geriye yalnızca sesi kalır. Bu mitolojik, bahtsız aşık ile Dante'nin korkak Belacquası birleşirse ne olur?

Beckett elbette bu iki karakteri tek bir bedende harmanlarken aşkına karşılık bulamayan Echo'nun hazin ölümüne karşılık teslim edilmeyen hakkını veriyor. Aynı zamanda hayatı boyunca ruhsuz,korkak ve narsizmin pençesinde yoğrulan Belacqua'ya da bir bedel ödetiyor. Bu iki karakterin yeniden kurgulanması kitabı başlangıç için yeterince çarpıcı hale getiriyor.

Öykü üç bölümden oluşuyor. Belacqua'nın mezar taşının üstünde anlamsızca oturduğu bölüm ( şahsına münhasır adamsın), Lord Gall ile tanışma ve mezarının soyulmasını izlediği bölüm.
Her biri birbirinden bağımsız, okurken ne oluyoruz! dedirtecek bölümler.

Bu karanlık öykünün ilk cümlesi: "Ölüler zor ölür..." Beckett bu rahatsız edici cümle ile " daha önce anlattıklarımdan bilmem rahatsız oldunuz mu ama bu öykü layıkıyla rahatsız edecek! Hazır olun." diyor. ( aldım o mesajı Beckett, eksik olma!)

Ne yaparsın dünya böyledir işte. :)

Az biraz keyif, bol bol "bu nasıl kitap!" nidaları ile okuyunuz :))
Eser varoluşçu felsefeyi işleyen bir absürd tiyatro. Samuel Beckett bu oyununda insanın varlığını bile kanıtlayamadığı bir varlığı beklemesinin ve onun sayesinde kurtulacağını düşünmesinin saçmalığını ve bireyin bir yaşama amacının olmasının kendisini kandırmaktan başka bir şey olmadığını anlatıyor. Çoğu okur anlamasa da aslında Beckett eserde Tanrı ve ahiret inancını reddiyor. Ki zaten "Godot" da rastgele seçilmiş bir isim değil. İngilizcede tanrı anlamına gelen "god" kelimesine istinaden seçilmiş. Tanrıya ve ahirete inanan insanların ömürlerini sonu gelmeyen aptalca bir bekleyişe mahkum ettiğini savunuyor. Eserdeki bu alt yapıyı anlamasaydım eserin kurgusu ve üslubu sebebiyle beğenebilirdim ancak inançlarımla uyuşmadığı için eser beni irite etti. Varoluşçu felsefeyi benimseyen okurlara hitap eden bir eser.
İlk olarak şunu belirteyim bu kitap bir tiyatro metnidir. Zira ben okumaya başlayınca öğrendim: ) Okurken karekterleri gözünüzde canlandırabiliyorsunuz. Bu karakterlerle birlikte gülüyor, düşünüyor ve hüzünleniyorsunuz.
Unutan, görmeyen ve duymayan toplum çok güzel aktarılmış. Günümüz toplumlarının başındaki en büyük belalardan biri unutmak... Ezileni, öleni, kardeşliği, savaşı, sevdayı, acıyı unutmak.
Yaşamın her olasılığına karşı alaycı bir duruş mevcut kitapta. Her olasılıkta yaşanan farklı duygular ve bu duyguların bulanıklığı... Sevinç ve hüzün duygularını aynı cümlede yaşıyor ve cümle bittiğinde sizde hangi duygu ağır basıyor anlayamıyorsunuz.
İçinde bulunduğumuz toplumun basitliği ve çaresizliği oldukça etkili bir şekilde yansıtılmış. Bir kurtarıcı beklemekten başka çaresi olmayan insanlık, Godot'yu bekleyen insanlık...
Cümleleri tespit konusunda oldukça doyurucu. Zaman zaman güldüren, eğlenceli, kısa ama etki alanı geniş olan bir kitap.
Bekledim bekledim ama gelmedi...

Sanırım hiç bir zaman gelmeyecek beklenen yarın, öbür gün belkide ondan sonra ki gün bile. Gelmeyecegini bildigimiz halde bekledik Vladimir ve Estragonla.

2 perdelik trajikomik bir hikaye ben okurken büyük bir haz aldım.Dili sade ve komik absürtluk had safada küçük prensi okuyup içinde kendimize dair bir seyler bulduysanız Godot u beklerken de onu bulacaksınız.

Fazla abartmayayım sonra gözünüzde büyütmeyeyim.Bence okuyun ama sizi dusundurmesine izin verin çala kalem yazılmadığı gibi okunmuyorda.
Okuduğum ilk tiyatro eseriydi. Cümlelerin akıcı ve kısa oluşu okumayı baya kolaylaştırıyor. İkili arasında geçen konuşmalar görünüşte sıradan, basit, saçma olarak dursada altında yatanları anlayınca gerçekler açığa çıkıyor.

Vladımır ve Estragon, Godot'u kurtarıcıları olarak nitelendirdikleri için bir bekleyiş içindeler. Beklerken kendi var olmalarını absürd tiyatroya has olan hayatın boşlugu, insani amaçların anlamsızlığı ve umutsuzluk içinde sorguluyorlar. İnsanın bir şeye körü körüne bağlı olmasını simgelemesi açısından önemli bir eser.

Yazarın biyografisi

Adı:
Samuel Beckett
Unvan:
Yazar, Eleştirmen, Şair
Doğum:
Foxrock, Dublin, 13 Nisan 1906
Ölüm:
Paris, 22 Aralık 1989
Samuel Barclay Beckett, (13 Nisan 1906; Foxrock, Dublin - 22 Aralık 1989, Paris), İrlandalı yazar, oyun yazarı, eleştirmen ve şair. 20. yüzyıl deneysel edebiyatının önde gelen yazarlarından biridir. James Joyce'un takipçisi olduğu için "son modernistlerden", daha sonraki pek çok yazarı etkilemiş olduğu için de "ilk postmodernistlerden" biri olarak değerlendirilir. Beckett ayrıca, Martin Esslin'in "Absürd Tiyatro" olarak adlandırdığı akımın en önemli yazarı sayılmaktadır. Eserlerinin çoğunu Fransızca ya da İngilizce yazıp, diğer dile kendisi çevirmiştir. En bilinen eseri Godot'yu Beklerken'dir.
Beckett'in eserleri sade ve temel olarak minimalisttir. Bazı yorumlara göre, çağdaş insanın durumu hakkında oldukça kötümser, hatta hiççi eserler vermiştir. Gittikçe daha kısa ve özlü eserler veren Beckett, bu kötümserliği kara mizah yoluyla anlatır. "Roman ve drama türlerinde yeni formlarda oluşturduğu eserlerini, modern insanın yoksunluğu üzerine kurguladığı" için, 1969'da Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülen Beckett, ayrıca 1984'te Aosdána'da Saoi seçilmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 273 okur beğendi.
  • 1.200 okur okudu.
  • 21 okur okuyor.
  • 1.170 okur okuyacak.
  • 16 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları