Sarah J. Maas

Sarah J. Maas

Yazar
8.9/10
1.240 Kişi
·
2.186
Okunma
·
170
Beğeni
·
7,3bin
Gösterim
Adı:
Sarah J. Maas
Tam adı:
Sarah Janet Maas
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
Manhattan, New York, ABD, 5 Mart 1986
Sarah Janet Maas (5 Mart 1986 doğumlu) New York Times ve USA Today'in en çok satan Amerikalı fantezi yazarı. İlk romanı Throne of Glass, Bloomsbury tarafından 2012'de yayınlandı.
“Ekmek ve et kadar umuda da ihtiyacımız var," diye sözümü kesti. Bakışlarında nadiren rastladığım bir canlılık vardı. "Umuda ihtiyacımız var, yoksa dayanamayız. Bırak umut etmeye devam etsin Feyre. Bırak daha iyi bir yaşam hayal etsin. Daha iyi bir dünya.”
"Yargılarda bulunmuyorsan akla ne gerek var?"

"Peki ya insanları aklının acımasız yargılarından sakınmayacaksan kalbe ne gerek var?"
537 syf.
·5 günde·2/10
Uzun zamandır okurken sinir krizi geçirdiğim, başımı duvarlara vurmak istediğim, içinde sevecek bir şey bulamadıkça goodreads puanını düşünüp bir mantık bulmaya çalıştığım bir kitap olmamıştı. Sevmediğim çok kitap okudum ama beni bu kadar sinirlendireni görmemiştim.

Baştan söyleyeyim, kitabı sevenlere lafım yok. Yalnız bana fan girl modlarında gelmeyin, gelecekseniz de sorularıma cevap vererek yapın bunu, lütfen. Bana kitabı sebepsizce, sebepli ya da başka bir şekilde sevdiğinizi söyleyebilirsiniz. Bu sorun değil. Ama aşağıda yazacaklarımın kitapta olmadığını iddia ederseniz biraz gülerim. Yine de sevinirim. Zira bunlar benim yanlış anlamamsa ve bana doğru halini gösterirseniz benden çok sevineni bulamazsınız.

Kitapla ilgili 35 bölüm boyunca sevdiğim bir yer bulamadım. Ne dil ne karakterler ne kurgu ne uyarlama ne herhangi bir şey bana mutluluk verdi. Bir şeyler olmalı, bu kadar sevildiyse eminim bir şeyler vardır diye düşünerek okudum da okudum. İşin aslı arkadaşımla birlikte okumasaydım bitiremeyebilirdim. Çünkü onunla kitap üzerine parodi sohbetleri yapmak, bu kitabın bana en çok mutluluk veren yanı oldu. 36. bölümden itibaren kitap hafiften canlandı, nihayet başı sonu birbirine bağlı birtakım olaylar meydana geldi de yarım bırakmayıp bitirebildim. O kısım da genel hatalardan muzdaripti ama en azından sıkılmadığımı, cinnet geçirmediğimi söyleyebilirim.

Önce kurgudan başlayıp sırayla karakterlere sövmeyi düşünüyorum. Hazırsak başlayalım.

Kitabın esas fantastik kurgusu güzel olmakla birlikte yazar bunu işleyemediği için gözümde bir değeri kalmadı. Kurguya dair en büyük hata kahraman anlatıcı tercihi olmuş. Bu da insanda acaba kendi kurgusundan çekiniyor mu, sorusunu oluşturmuyor değil. Kitabın en ahmak, en cahil, en sığ ve en boş karakterinin gözünden olayları verirken bu kurguyu işlemek zor olmasa gerek. Ne de olsa pek bilgi vermeniz gerekmiyor. (Tarihi belirsiz bir zamanda, periler ve insanların birlikte yaşadığı bir kıtanın öyküsü üzerine kitap. -Sıcak çikolata, duvar saati, doğum kontrolü, şemsiye var mesela ama at arabası ile yolculuk ediyorlar. Bunlardan ortalama bir zaman tahmin etmek benim için mümkün olmadı. Bu konuda bilgisi olan varsa beni aydınlatması çok güzel olurdu.- Periler ve insanlar bir savaş yapmış, topraklar "duvar" ile ayrılıp insanlar bir köşeye atılmış durumdadır. Periler kendi içlerindeki çekişmeler sebebiyle 7 ayrı Yüce Lord'un yönetimi altında yaşamaktadır. Ne idüğü belirsiz bir "Anlaşma" sebebiyle çok güçlü, ölümsüz periler insanlarla savaşmıyor, kendi hallederinde takılıyordur. İnsanlar hep olduğu gibi fakir, zengin sıradan hayatını yaşamaktadır. Elbette bu durumdan rahatsız olan periler ve insanlar vardır. Bu da serinin başlangıcına açılan kapı olacaktır. Falan filan.)
Araya katılan masal uyarlamasına gelecek olursak, bu yorumdan çıkamayız. Tek diyebileceğim bayağı güldüm. Bayağı. Bu kitapta gülecek bir şey bulduysam, tavsiyem ciddiye almanızdır. Çünkü sinir krizi derken şaka yapmıyordum.

Gelelim karakterlere... Feyre (Kendisine Fairy demeyi yeğliyorum.) ve ailesi en çok konuşacağım kişiler, eminim tahmin edebiliyorsunuzdur. Ablaları ve babası bencillikte zirveye oynayan, karaktersizlikte emsalsiz, asap bozmakta bir numara insanlardı. En komiği de tüm bu davranışları için Feyre sürekli içinden bahaneler uyduruyor, kendince çıkarımlar yaparak onların bu tavırlarına kulp takıyordu ama nafile. (Kahraman anlatıcı yazmayı beceremeyen yazarın araya kattığı bu detaylar, müneccimleri aratmayan çıkarımlar tabii beni ifrit etmekten öteye gitmedi. Öyle ki ailesine mi de daha gıcık oldum yoksa kızın onlar hakkındaki savunmalarına mı bilmiyorum.)

Feyre ise... Bir bela... Nefret sebebi, insanlıktan soğutan bir karakter. Sözde güçlü bir kadın yazmak isteyip de böylesine sığ birini başka kim yazabilirdi merak ediyorum. Her söylediği, her düşündüğünü, her çelişkili tavrıyla kitaptan soğuttu da soğuttu. Öyle ki Feyre olmasaydı seriyi severdim diye düşünmeye başladım. Size birkaç örnek vereyim. Mesela Feyre ona sebepsiz yardım eden biri ve ölmesini isteyen kişi ile karşı karşıya kaldığında, yardım edenden korkup nefret edebilen ve diğerine sempati duyabilen bir ruh hastası. Ah, o bir çelişkiler abidesi. Yaklaşık 40 sayfalık bir tekrar bölümü var kitabın. Size o kısımdan süzdüğüm, alıntı olmayan cümlelerle hislerimi anlatmak istiyorum. Biraz mübalağa olacak ama kusura bakmayın.

-Buradan kaçmalıyım, gitmeliyim, kurtulmalıyım!
+İstersen gidebilirsin, burada kalmak zorunda değilsin Feyre.
-Yemek yiyip öyle kaçayım. Önce güç toplamalıyım.
+Kapı şurada Feyre, istersen git.
-Beni burada ne kadar tutsak edecekler?
+Feyre, istersen GİT!
-Bir yolunu bulup gitmek için izin alabilirsem diye bir bıçak çalayım, bir çıkın hazırlayayım da elimin altında dursun.

Başka bir tekrar mevzusu...

-Karnım çok aç, yemek yiyeyim.
+Feyre gel, bir şeyler ye.
-Ölürüm daha iyi.
+Sen bilirsin.
-Çok açım. Yiyip öyle mi ölsem?
+Buyur, ye.
-Asla, asla yemeyeceğim!
+Zıkkım ye Feyre.
-En iyisi bir şeyler yiyip güç toplayayım.

Başka bir tane...
(Bu da kendiyle olan halleri)

-O bir ölümsüz, ona asla zarar veremem.
-Ne olur ne olmaz yanıma bir silah alayım.
-Aslında ona silahlarım zarar veremez.
-Şu bıçağı çalayım da elimin altında dursun.
-Ölümsüz ya, ona hiçbir bıçak zarar veremez.
-Umarım masadan bıçak çaldığımı fark etmez.

Şaka yaptığımı sanıyorsanız, kitabı okuyun.

Feyre, saçı başı yolunası bir karakter. Okurken tahammül etmekte o kadar zorlandım ki bunu anlatacak kelime yok. Onun saçmalıkları, çelişkileri bitmek nedir bilmez. Birçok örnek verebilirim ama spoiler olmasın diye yazmıyorum.

Gelelim başka bir mevzuya... Feyre gibi değil roman ya da didaktik bir eser okumak, çocuk kitabı bile okuyamayan ve okul yüzü görmemiş birinin kelime dağarcığı ve çıkarım noktasında bu denli "abartılı" olması acayip abes olmuş. İnsan sadece okuyarak mı gelişir diye düşünebilirsiniz ama eğer hayatı yalnızca yemek bulmak ve ateş yakmak olan bir insandan bahsediyorsak bu önemli bir detay. Kendince alfabe uydurmasına mı gülsem, freskten natürmorttan bahsetmesine mi yansam bilemedim. Bari kızı okuryazar biri yapsaydın yazar, eline ne geçti? Ay bir de buna dertleniyor, tripler falan atıyor işte cahilim ben hadi dalga geçin, tamam diye. Ama eline ne fırsatlar geçiyor da bir kere demiyor, böyle boş boş duracağıma okuma yazma öğreneyim diye. Niye? Çünkü o güçlü bir karakter. Sağlam bir kişiliği var.

Ay, ciddi anlamda yıldım bu yorumu yaparken. Eğlenemiyorum bile.

Tamlin ve Ryhsand'dan da kısaca bahsedeyim de Dex'e bir iki kelam edip yorumu bitireyim. Tamlin, yazarın gazabına uğramış masum bir karakter. Kitabın 35 bölümü boyunca adamın yaptığı hiçbir şey yok. Yine de yazar kurbanını gözüne kestirmiş ve ilk üç yüz sayfa boyunca anlattığı adamla çelişen tavırlar son kısımlarda başlıyor. Ben öyle çok da sevmemiştim kendisini ama yine de böyle gözden çıkarılmasını doğru bulmadım.

Ryhsand ise... Çok merak ettiğim bir karakterdi. Öyle övülüyor ki yıllardır, mükemmel bir erkek karakter beklemedim değil. Eğlenceli ama çok da cezbedici bulmadığım biriydi. Okurken hiçbir şey hissetmedim aslında. Tek sevincim kitaba girişiyle olay getirmesi oldu. Umarım, tabii ben devam edersem, diğer kitaplarda da bize bol bol aksiyon getirir. Eğer hata edip baştan almış olmasaydım seriye devam etmezdim ama sevgili paramın hatırı için zorlayacağım gittiği yere kadar.

Gelelim çeviri ve redaksiyona.... Kitabın içinde "tıpışlamak" ve "tünik" diye iki saçma sapan kelime, benim en taktıklarım. O kadar çok tekrar ediyorlar ki her tünik ve tıpışlamak gördüğümde kan beynime sıçradı. Sağı solu tıpışlamak istedim ama manasını bulamadım. Gözünüzü seveyim, şu organı kullanın. Öyle argo bir çeviri ki okurken inanamadım. Sırf şu çevirilerin korkunçluğu yüzünden dil öğrenmeyi kafaya koydum, yakın gelecekte değil ama bence bunu yapmalıyım.

Bu arada kitabın etiket fiyatı gayet normalken kağıt kalitesinin böylesine yerlerde olması da düşündürdü. Abartmıyorum, kitap elinizde matrix kaşığı gibi büklüm büklüm oluyor. İnsan düşünüyor, acaba bir kağıt yok mu?

Sözün özü, serinin ilk kitabı benim için bir faciaydı. Zihnim de şu an bu enkazın altında çırpınıyor. Eğer detayları görmezden gelebilir, Feyre'i yok sayabilirseniz alabilirsiniz. Aksi halde tavsiye edip de sizden küfür yemeyi göze alamam. :)
764 syf.
·10 günde·9/10
Not: Serinin ilk iki kitabını okumadıysanız bu inceleme size spoiler olabilir.

Güzel bir serinin sonuna geldiğim için çok mutsuzum. Neredeyse serideki her karaktere bayıldım diyebilirim. Üçüncü kitapta bazı sıkıntılar olmadı diyemem. Savaşa hazırlık o kadar uzun tutulmuş ki savaş sahneler olsun da bitsin tarzında olmuş. Sonuç olarak beğendim fakat sonunda karakterlerimizin mutlu sonlarını biraz daha okumak yan karakterlerin akıbetini öğrenmek isterdim.

Sonuç olarak fantastik severlere önerebileceğim en güzel serilerden biri.
540 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Yıllardır en sevdiğim “Alacakaranlık” serisine benzeyen bir kitap arıyordum ama genelde basit bir kurgu ya da aşırı çakma bir kurguyla karşılaşıyordum. Ama sonunda buldum. Goodreads puanı baya yüksekti kitabın. Neden daha önce okumamışım bilmiyorum. Tabii ki Alacakaranlığın yeri, hissi çok ayrı ama bu kitapta onun kadar iyiydi! Kitap bir nevi “Güzel ve Çirkin” uyarlaması gibi. Baş karakterimiz Feyre, ailesine yemek götürmek için avlanırken bir kurt öldürür. Kurdun canına karşılık nefret ettiği, insanlara eziyet eden, dehşete düştüğü ninnilerle ve hikayelerle büyüdüğü perilerin diyarında yaşamaya başlar. Ölümsüz ama ölümcül perilerin diyarında...
•Çok çok çok sevdim. Hem romantik, hem fantastik, hem aksiyon dolu hem de komik. Karakterleri sevdim. Kalın bir kitaptı ama 2 günde bitti yazarın kalemi akıcı. 3 kitaplık bir seri en yakın zamanda diğer kitaplarını da okumayı planlıyorum. Çünkü yazar sonunda bir bomba bıraktı gitti! Alacakaranlık gibi kitap arayıp bulamayanlara, fantastik sevenlere tavsiyemdir!
764 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Uzun zaman sonra okuduğum en etkileyici fantastik romandı. Çok başarılı seçilmiş bir konu, ustalıkla işlenmiş karakterler ve özenle yaratılmış mükemmel bir dünya.
Ana karakterimizin gelişiminden yan karakterlerin gelişimine kadar, yaşadıkları en ufak bir olaya varana kadar etkiliyor insanı. O kadar alışıyorsunuz ki her şeye sizden bir parça oluyorlar hepsi.
Gerçi bazı çok sevdiğim yan karakterlerin kitabın sonunda bu kadar hava da kalması, değinilmemesi beni fazlasıyla üzsede çıkacak bir kitap daha olduğunu -muhtemelen yan hilaye- bildiğim için umudumu yitirmiyorum.
Ayrıca muhteşem bir finaldi eklemeden geçemeyeceğim. Üzdü, sinirlendirdi, mutlu etti... Her bir duyguyu sonuna kadar yaşarttı. Böyle bir kitap okuduğum için hem çok mutlu ve bittiği için de bir o kadar mutsuzum.
Başucu kitaplarım da en üst sıralarda yerini aldı ve kolay kolay da tahtından edilemeyecek gibi duruyor.
“Bit lütuf gibi.
Bütün hepsi.”
499 syf.
·10/10
Ne çok şey kaçırmışım yıllardır Sarah J. Maas kitapları okumayarak. Thorne Of Glass kitabını ve serisini görüyordum aslında, fazla araştırmadığım, başka kitaplarla uğraştığım için Cam Şato'nun o olduğunu fark edemedim. Suçu kapağa atarsam haksız sayılmam. Cam Şato, o kadar kıvamında bir kitaptı ki. Hislerimi yazıya dökmekte zorlanabilirim. 2015 yılında çıkmış ama ben iki yıl sonra okuma imkanı buldum. Bu konuda biraz hüzünlüyüm. Diğer yandan da mutluyum, Sarah gibi bir yazarın kalemiyle tanıştığım için.
Celaena, suikastçi 18 yaşında bir kız. İlginç kısım buradan başlıyor. Ana kahramanın suikastçi olması özellikle ilgimi çekti. Sürgünden alınıp Cam Şato'ya getirilmesiyle başlıyor olaylar. Kralın yaveri olmak için bir düello yapılacak. 23 tane yaver 13 haftalık sınava tabii tutuluyorlar. Tabi bu sınav sırasında gizemli bir şekilde öldürülen yaverler oluyor. Büyü pek ön planda değildi, diğer kitaplarda üzerinde durulacağını fark edebiliyoruz kitabın sonuna doğru. Heyecanlı kısımlar, sınavlar, yaverler bir yana. Chaol bir yana. Ben yaş konusuna biraz takığımdır. Ve Chaol biraz daha ağır başlı olduğu için favori karakterim Chaol oldu. Chaol 22 yaşında. Dorian 19. Celaena'e yakışan kişi tabii ki Chaol. İtiraf etmem gerekiyor ki, Dorian bir sahnede kalbimi yerinden çıkaracaktı. Ama yine de Chaol'un yeri ayrı. Kitabın içinde dostluğun da olması ayrı bir güzel olmuş. Nehemia ve Celaena iyi dost oldular. Umarım diğer kitaplarda altından bir şeyler çıkmaz diyorum. Kitabı o kadar beğendim ki... Zamanım olsa, yerimden kaldırmasalar bir gün içinde soluksuz bir şekilde okurdum. Okurken kendimden geçtiğim, güldüğüm oldu pek duygulanmadım ama diğer kitaplar bunun acısını çıkaracak diye düşünüyorum. Muhteşemdi. Dünyaya, cam şatoya, kitaptaki her şeye bayıldım. Kötü karakter bile kendine özgüydü. Okunması gereken kitaplardan biri. Ve kesinlikle tanınması gereken yazarlardan biri Sarah J. Maas. Ne yazsa okurum diyebileceğim yazarlardan biri. Okuyun. Kapağına bakıp yargılamayın. Yarın bir gün dizisi ya da filmi çıkınca kapağını yenilerler ve herkesin elinde görmeye başlarsınız. Haksızlık etmeyin, önyargıyı bir kenara bırakın ve okuyun. Bu arada şunu eklemeden geçemeyeceğim. Verite, Sarah'nın kitaplarını okurken o kadar muhteşem eşlik ediyor ki. Verite'in sesi, kitabı okurken daha fazla bağlanmama neden oluyor. Bütün kitap boyunca, olan her olayda arkadan onun sesinin gelmesi muhteşem. Sarah ve Verite, benim ayrılmaz ikilim oldu.
640 syf.
·5 günde·10/10
İyi ki seriye devam etmişim. Yine çok güzel, akıcı ve sürükleyiciydi. Feyre adım adım değişti, güçlendi. Olaylar tamamen yön değiştirdi bambaşka yerlere doğru gitti. Karakterler değişti. İlk kitaptaki yan karakter olan Rhysand bu kitapta ana karakterimiz oldu. Onu ve çevresini, sırlarını, öncesinde neler yaşandığını okuduk. Ve herkes gibi ben de Rhys’ı çok sevdim. Yazar size her duyguyu hissettirebiliyor. Aşkı, fedakarlığı, mizahı, dostluğu, hainliği...Kitabı okumadan önce yorumları okudukça yazarın Tamlin’i harcamış olduğunu düşünüyordum. Ama hayır harcamamış. Tamlin aynı Tamlin. Sadece olaylara farklı bir yerden bakmamızı sağlamış, madalyonun iki yüzü olduğunu göstermiş. Böyle olunca ilk kitapta gözünüze batmayan saf aşk olarak nitelendirdiğiniz her şey bir iğreti olarak gelmeye başlıyor. Kitabın sonunda öyle bir cümle vardı ki ürperdim ben. Yazar bombayı bıraktı gitti resmen! Bu seri hemen bitmesin diye araya başka kitaplar alıp sonuncu kitabınıda okumayı planlıyorum. Ama seriye veda etmek istemiyorum. Bir yandan da aşırı merak ettim. Bu seriyle hatta bu yazarla mutlaka tanışmalısınız!
764 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Kalbim biraz kırık... Bu kitapla beraber çok güzel bir seriyi bitirmiş oldum. Yazarın kalemi o kadar güzeldi ki sanki karakterlerin hepsini gerçekten tanıyor gibiydim. Seri bitince onlarda kayboldu ve yalnız kalmışım gibi hissettim. Fantastik sevip bu yazarla ve seriyle tanışmamış olanlara ısrarla öneriyorum. Pişman olmayacaksınız.
552 syf.
·Beğendi·9/10
Ohaa ile yazıma başlamak istiyorum. Bu nasıl bir devam kitabıydı. Resmen yer yerinden oynadı. Asla tahmin etmediğim şeyler oldu. Lanet prens T. Senden nefret ediyorum artık. Yazar harika bir konu bulmuş hayalgücü efsane çevirmenin ellerine sağlık olaylar sanki gözümün önünde. Coookkkk güzel bi kitaptı okuyunnn
500 syf.
·17 günde·2/10
Cam Şato'yu gözümde fazla büyütmüşüm. Sarah J. Maas okumayı da öyle. Kitabı indirimde gördüğüm için almıştım ama iyi ki ikinci kitabıyla birlikte almamışım çünkü bu kitabı hiç sevmedim

Gelelim sevmeme sebeplerime, öncelikle kitap çok alaycı bir biçimde yazılmıştı ama kurgusu gereğiyle bu kitapta alaya çok az yer verlimeliydi diye düşünüyorum. Yazar sanki "Aman, yazayım da gitsin ne önemi var anlattıklarımı nasıl anlattığımın." der gibi bir hava verdi bana okurken. Kurgusu ve karakterleriyle canımı sıktı. Evet, akıcıydı ama bana hiç keyif vermedikten sonra akıcılığın hiçbir önemi yok. Ciddiye alınmamış gibiydi.

Seriye devam etmeyi düşünmüyorum. Yine de hepinize keyifli okumalar:):)
540 syf.
·3 günde·6/10
Perilerin gazabından korkan bir insan ırkı, iki ırkı birbirinden ayıran bir duvar ve bu iki ırkı da bilinmeze sürükleyen bir tehlike...

Ana karakterimiz Feyre, 2 kız kardeşi ve sakat babasıyla yaşayan 19 yaşında bir genç kız. Çok fakirler. Öyle fakirler ki Feyre'nin avlayacağı av hayvanlarını yiyerek ve denk gelirse kürklerini satarak hayatta kalıyorlar yıllardır. Ve gün geliyor Feyre, o nefret ettiği perilerin tam göbeğinde buluyor kendini.

Çeviri de beni rahatsız eden bir yere denk gelmedim çünkü yutarak okudum kitabı ve dikkat edemedim. Bana yetersiz gelen oldukça yer var ve kurcaladıkça da daha fazlası çıkmaya devam ediyor ama gençlerimize önerebileceğim bir kitap oldu kendisi.

Benim yere göğe sığdıramadığım kitapları bilen arkadaşlara çok beklentiye girmeyin derim ama bahsettiğim kesimden değilseniz seversiniz. Şahsen yetersizliklerine rağmen seriye devam etme kararı aldım. En kısa zamanda 2.kitabı da okumak niyetindeyim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Sarah J. Maas
Tam adı:
Sarah Janet Maas
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
Manhattan, New York, ABD, 5 Mart 1986
Sarah Janet Maas (5 Mart 1986 doğumlu) New York Times ve USA Today'in en çok satan Amerikalı fantezi yazarı. İlk romanı Throne of Glass, Bloomsbury tarafından 2012'de yayınlandı.

Yazar istatistikleri

  • 170 okur beğendi.
  • 2.186 okur okudu.
  • 69 okur okuyor.
  • 1.446 okur okuyacak.
  • 29 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları